Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/20506 E. , 2025/6936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1720E., 2023/1950 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red-bozma Sanıklar ... ve ... müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/20506 E. , 2025/6936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1720E., 2023/1950 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red-bozma Sanıklar ... ve ... müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilerek yapılan incelemede; I.Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Hükmolunan cezanın miktarı ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Yasa'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, bu suçlar bakımından sanıklar müdafiilerinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesi uyarınca REDDİNE, II.Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanıklar müdafiileri ile sanık ...'ın temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle mal varlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Bu alacak iddiasının varlığının kabulü için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir Çünkü cezanın delil anlayışı ile hukukun delil anlayışı farklıdır. Hukuk’ta şekli gerçeklik esastır. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delilleri davanın kabulünde esas alınmayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul sözkonusudur taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik ve bunu gösteren her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan freeloader ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılabiliyorsa bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece müştekinin borcum yok demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Müşteki herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar yazışmalar vs. ile sanık ile müşteki arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise müştekinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. (..., Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma Sayfa 927) Bir de alacak zamanaşımına yayılmış ve sürekli mal alıp mal vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olmayacağından sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaatini oluşturacak bir değeri de TCK 150/1. fıkrayı uygulamak için yeterli kabul etmelidir. Yani borçlu Kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı saikiyle hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı taktirde 150/1. fıkra uygulanmalıdır. (..., Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma Sayfa 928) Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtay'da yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel-Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461) Ancak kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler; 1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, 2- Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması, 3- Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması, 4- Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir. Bu doğrultuda; a-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği, b-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği, c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir. I.Somut olaya gelince; mağdurun özde değişmeyen tutarlı anlatımları, sanık ... tarafından teslim edilen senetler, sanıkların tüm aşamalardaki istikrarlı savunmaları ile tanık beyanları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; katılanın sanık ...'ın eşinden taksitleri kendisi tarafından ödenmek üzere 27 bin lira kredi çektirdiği, zamanında ödense idi, faiziyle birlikte yaklaşık 40 bin lira olarak ödemesi gerektiği, mağdurun hiç bir ödemede bulunmadığı, bunun üzerine sanığın eşinin aylığından düzenli kesintiler yapıldığı, akabinde de icra takibine konularak haciz işlemi yapıldığı, sanık tarafından kalan borç miktarı ve toplam ödenen miktarın ne olduğunun olay tarihinde tam olarak bilinmediği, alacaklı olduğu kanaatiyle alacak miktarına yetecek kadar senet imzalatıp aldıkları, sanıkların olayın en başından itibaren sergiledikleri eylem ve söylemlerinin bir bütün halinde hukukenkorunan alacaklarını tahsil etmeye yönelik olarak sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150/1 maddesinde düzenlenen alacağının tahsili amacıyla birden fazla kişi ile tehdit ve kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, II.Kabule göre de; 01.09.2019 tarihli kolluk tutanağında sanık ... tarafından suça konu senetlerin adı geçenin ikametinden getirilerek kolluk görevlilerine rızaen teslim edildiğinin belirtilmesi karşısında sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiileri ile sanık ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle gerekçesi tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.