Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/21109 E. , 2025/8838 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1522 E., 2023/1875 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret - Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Bölge Adliye mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelene
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/21109 E. , 2025/8838 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1522 E., 2023/1875 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret - Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Bölge Adliye mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: I-Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazının incelenmesinde; Sanık ... müdafiinin usulüne uygun tebliğ edilen karara karşı, sanık müdafiinin temyiz etmediği , sanık ...'a ise cezaevinde usulüne uygun olarak 14.07.2023 tarihinde gerekçeli kararın tebliğ edildiği sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde 27.07.2023 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, sanığın temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, II-Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın savunmalarında üzerine atılı suçlara ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmemesi, olay günü sanığın mağdurun evine gittiğine ilişkin temyiz dışı suça sürüklenen çocuk ...'nın kolluk beyanından başka delil olmadığı, alınan İletişim Tespiti kaydında da sanık ...'nun telefonunun olay saatlerinde Ankara'nın Yenimahalle ilçesinden sinyal verdiği, mağdurun da sanık ...'ya yönelik bir teşhisinin bulunmadığı dikkate alındığında suça sürüklenen çocuk ...'nın soyut iddiasının dışında bu iddiayı destekleyen başkaca bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla, ''Şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gözetilerek, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şeklide mahkûmiyet kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmuştur. Kabule göre ise; Malı almaya yönelik tehdit ve cebir eylemi yağmaya dönüştürür. Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. 148. madde gerekçesinde "... Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir..." şeklinde açıklaması yapılmıştır. Hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, zilyedin tasarruf olanağının kalkmasına kadar ki aşamada kullanılan cebir veya tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Tehdit ve cebrin malı şikâyetçinin hakimiyet alanından çıkarmaya yönelik olması gerekir, sonra gerçekleşen cebir ve tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez. Cebir ve tehdit malın kendisine teslimine yada geri alınmasını engellemeye yönelik ise eylem yağmaya dönüşecek, tamamlandıktan sonra kendini kurtarmaya, olay yerinden kaçmaya yönelik ise tamamlanan hırsızlık ayrıca tehdit veya müessir fiil suçlarından ceza verilecektir. Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Tehdit, malı teslime zorlamaya veya iade edilmesini istemekten vazgeçirmeye elverişli olmalıdır. Yani objektif ve orta seviyedeki herkes bu hareketi tehdit olarak anlayacak ve etkilenebilecek olmalıdır. Mağdurun aşırı korkaklığı ya da evhamları nedeniyle korkuya kapılıp eşyayı tesliminde yağma oluşmaz, hırsızlık oluşacaktır. 5237 sayılı Kanun'un temel yağmayı düzenleyen 148/1 fıkrası, 765. sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 495/1. fıkrasını özünde aynen aktarmasına rağmen 495/2. fıkrasında düzenlenen "Dolaylı yağma" yada "yağmaya dönüşen hırsızlık" denilen hususlara yer vermemiştir. 5237 sayılı Kanun'un 148 inci maddede düzenlemeye göre, mal alma işlemi tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Malını hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçunu oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de “Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir" şeklinde açıkça gösterilmiştir. Kısaca özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez. Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan "sahip olma teorisi"nin savunduğu gibi mağdurun hâkimiyet alanından çıkması ile eylem tamamlanır. Hâkimiyet alanıda fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanıkların mağdurun bulduğu evin yatak odasının camını tıklattıkları, mağdurun kapıyı açtığında sanıklardan biri mağduru şaka yapar gibi iterek yere düşürdüğü, bu sırada diğer sanığın içeri girerek yastığın altında bulunan 300,00 TL para ile yarım altını alıp kaçtıkları olayda mağdurun alınan beyanında para ve altını çalınırken mağdurun olayı görmediği ve malın alınmasına karşı direnç göstermediği dikkate alındığında hırsızlık suçunun tamamlandığı, yağma suçunda aranan malı almaya yönelik tehdit ve yaralama da bulunmadığı anlaşılmakla sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 142/2-c-h maddesinde düzenlenen bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 15.06.2023 tarihli, 2023/1522 Esas ve 2023/1875 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bozmanın hakkında aynı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulan ve temyiz istemi sebep bulunmadığından reddedilen sanık ...'a sirayetine, 5271 sayılı Kanun'un 307/4. maddesi gereğince kazanılmış hakkının korunmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 22.10.2025 tarihinde karar verildi.