İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2023/2437 Karar: 2025/2581 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2023/2437 K.2025/2581

6. Ceza Dairesi 2023/2437 E. , 2025/2581 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1562 E., 2022/914 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan r

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2023/2437 E. , 2025/2581 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1562 E., 2022/914 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan r

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2023/2437 E. , 2025/2581 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1562 E., 2022/914 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. I.Sanıklar ... ve ... Hakkında Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Kasten Yaralama ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümlere İlişkin Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde: Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak, Sanık ...'in aşamalarda, eşi olduğunu beyan ettiği tanık ...r ile...'ın sosyal medya üzerinden konuştuğu,...'ın tanık ...r'a katılanın ...r hakkında para karşılığı ilişkiye girdiğini, tanık ...r'u sanık ...'in pazarladığını söylediği, hatta bu konu ile ilgili olarak... ile katılan arasında çıkan tartışma neticesinde...'ın katılanı bacağından vurduğunu beyan ettiği, sanık ...'ın sanık ...'in akrabası olması sebebiyle şartları oluşması halinde haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceği anlaşılmakla; 1.Olaya ilişkin bilgisi ve görgüsü olan...'ın tanık olarak dinlenmemesi, 2.Uğur Yıldırım ile katılanın arasında bahsi geçen nedenle tartışma neticesinde Uğur'un katılanı yaraladığı eylem ile ilgili herhangi bir işlemin yapılıp yapılmadığının sorgulanıp var ise soruşturma veya dava dosyasının getirtilip incelenmemesi nedeniyle eksik inceleme ile hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, II.Sanık ... Hakkında Neticesi Sebebiyle Ağırlaştırılmış Kasten Yaralama ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümlere İlişkin Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Sanık ...'nin aracın ücretini tam olarak vermesine rağmen aracın devrini bir türlü kendi üzerine alamadığını, tam aracın devrini üzerine alacakken ve katılan bu hususta vekaletname vermişken katılanın kendisini azlettiğini beyan etmiştir. Sanık ...'nin savunmasını doğrular mahiyette tanık ...'ın o dönemde tutuklandığı için aracın devrini gerçekleştiremediğini, ne kendisinin ne de sanık ...'nin katılana borcunun olmadığını bildirdiği, sanık ...'nin de olay günü katılan ile bu konu sebebiyle tartıştıklarını beyan ettiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla katılanın aracın devrini vermemesi sebebiyle üzerine atılı suçu haksız tahrik altında işlediği anlaşılmakla sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 29. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, III.Sanıklar Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükümlere İlişkin Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,... vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Oluş ve tüm dosya içeriğine göre, katılanın ... plakalı aracını alım satım işi yapan tanık ...'ın aldığı, tanık ...'ın bu aracı sanık ...'ye sattığı sabittir. Ancak sanık ...'nin aracın ücretini tam olarak vermesine rağmen aracın devrini bir türlü kendi üzerine alamadığını, tam aracın devrini üzerine alacakken ve katılan bu hususta vekaletname vermişken katılanın kendisini azlettiğini beyan etmiştir. Sanık ...'nin savunmasını doğrular mahiyette tanık ...'ın o dönemde tutuklandığı için aracın devrini gerçekleştiremediğini, ne kendisinin ne de sanık ...'nin katılana borcunun olmadığını beyan etmiştir. Katılan istinaf bozma sonrası beyanında; tanık ...'a aracı 13.000,00 TL'ye sattığını, olay tarihinde 5.500,00 TL alacağının olduğunu bu sebeple aracın devrini vermediğini belirtmiş olmasına rağmen önceki aşamalarda bu husustan bahsetmediği gibi dosya içerisinde katılan tarafından tanık ...'ı vekil tayin ettiği farklı tarihli vekaletnameler olduğu, 31.10.2018 tarihli vekaletname ile de katılanın hem tanık ...'ı ve hem de sanık ...'yi vekil tayin ettiği ancak katılanın olay günü olan 06.12.2018 tarihinde her ikisini de azlettiği anlaşılmıştır. Ayrıca aracın tanık ...'nın kullanımında olduğu, tanık ...'nın sanık ... ile tanık ...'ı birlikte gördüğünü, parayı getirip devri alacaklarını söyledikleri, parayı getirip devri almadıklarını, aracı bunun üzerine katılan ...'ten ben satın alıyorum diyerek aracı aldığını, katılana parasını peyder pey ödediğini, aracın devrini ise bu bahsettiği olaydan 4-5 gün sonra kendi üzerinde icra dosyaları olması sebebiyle ... Savaş Boydak üzerine aldığını beyan etmiştir. Tanık ... ise tanık ...'nın beyanlarının doğru olmadığını, tanık ...'nın kendisine "vekaletname var devri aldıktan sonra aracı sana teslim ederim" diyerek aracı aldığını beyan etmiştir. Her iki tanık beyanları arasında çelişki olduğu açıktır. Katılan emniyette; aracın kaydını almadığı için aracın borçları kendisine geldiğinden arkadaşı tanık ...'nın almasını istediğini, bozma öncesi aracın devrinin kendisinde kaldığını ancak aracın kimde olduğunu bilmediğini, bozma sonrasında ise "...İsrafil aracı almış, ben İsrafil'in aracı aldığını oraya giderken biliyordum, İsrafil beni arayıp kalan parayı ben vereceğim devri bana vereceksin demişti, devri alırken yani olaydan sonra paramı ödedi." şeklinde beyanda bulunmuştur. Katılanın aşamalardaki çelişkili beyanları ve tanık ...'nın da aracı kendisinin satın alması noktasında menfaatinin olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; tanık ... ve sanık ...'nin beyanlarına itibar edilerek sanık ... aracın ücretinin tamamını ödemesine karşın katılanın aracın devrini sağlamadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince sanıklar ile katılan arasında herhangi bir alacak verecek meselesi olmadığı, sanıklar ile tanık ... arasında bir hukuki ilişki olduğu, parasını tahsil etmeyen ve sanıkları tanımayan katılanın sanıkların devir taleplerinin hukuki ihtilaf olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenden dolayı doğrudan sanık ...'nin muhatabının tanık ... olması kabul edilmiş ise de araç satım ilişkisinin tarafları katılan ve tanık ... olmasına karşın mülkiyeti kendisinde olan aracın devrini alıcıya sağlayacak olan katılandır. Katılan bu hukuki yükümlülüğünü sahibi olduğu aracı ya doğrudan sanığa ya da tanık ...'a aracı devrederek sağlayacaktır. Ancak hem sanık ... hem de tanık ...'a verdiği son vekaletnameyle devrini sağlayacabilecekken tanık ve sanığı azletmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde hukuk düzenince kabul edilebilir bir hukuki ilişkinin varlığından söz edilebilir. Sanıkların hukuki alacağı tahsil amacıyla hareket ettikleri anlaşıldığından sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 37/1.maddesi ve 150/1.maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 106/2-a-c maddesinde düzenlenen nitelikli tehdit suçu kapsamında kaldığı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Elazığ 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 25.02.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla