Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/2349 E. , 2025/9367 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2022/569 E., 2022/1504 K. SUÇA SÜRÜKLENEN SUÇ: Nitelikli yağma HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı çocuk ... TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, ret Her ne kadar Tebliğname'de karar tarihi 10.05.2022 olarak yazılmış ise de Bö
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/2349 E. , 2025/9367 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2022/569 E., 2022/1504 K. SUÇA SÜRÜKLENEN SUÇ: Nitelikli yağma HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı çocuk ... TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, ret Her ne kadar Tebliğname'de karar tarihi 10.05.2022 olarak yazılmış ise de Bölge Adliye Mahkemesinin karar içeriğinden kararın 12.05.2022 tarihinde verildiği anlaşılmıştır. Suça sürüklenen çocuk ...'in 22.09.2023 tarihli eski hale getirme talepli dilekçesi hakkında mahkemece 25.09.2023 tarihli ek karar ile eski hale iade talebinin değerlendirilmesi için dosyanın Yargıtay'a gönderilmesine karar verilmiş olduğu görülmekle, suça sürüklenen çocuk ... müdafiinin yokluğunda verilen hükmün kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ancak müdafii tarafından süresi içinde temyiz yoluna başvurulmadığı, buna karşılık suça sürüklenen çocuğun kararı öğrenme tarihinden sonra temyiz ettiği analaşılmakla suça sürüklenen çocuğun eski hale getirme talebi ve temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilmiştir. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.12.2021 tarihli ve 2020/166 Esas, 2021/561 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1. maddesi delaletiyle 149/1-a-c, 31/3, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir. B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 12.05.2022 tarihli ve 2022/569 Esas, 2022/1504 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik suça sürüklenen müdafiilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Suça Sürüklenen Çocuk ...'in Temyiz İstemi Cezanın kanun ve usule aykırı olduğuna, mağdur her ne kadar soruşturma aşamasında kendini teşhis etmiş ise de türkçe bilmediğinden polisler tarafından tutanak imzalatılıp geri gönderildiğini beyan ettiğine, kolundan yaralı olduğu için evinde dinlenirken polislerin kendisini evinden aldığına, somut delil bulunmadığına, dosyadaki delillerin mesnetsiz olduğuna, iddia makamının mağdurun beyanlarının suça sürüklenen çocukları suçtan kurtarmaya yöneliktir diyerek mantıksal ve çıkarımsal yorumlar yaptığına, bu yorumun hayatın olağan akışına ve hayat telakkilerine bağdaşmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmediğine, kendisine iftira atıldığına, kararın hakkaniyete aykırı olduğuna, eksik yargılama, soruşturma ve kovuşturma olduğuna, diğer suça sürüklenen çocukların Yargıtay yolunun açık olması, kendisinin cezasının onaylanmasının usule aykırı olduğuna, suçu işlemediğine, dosyanın incelenmesi halinde eksikliklerin ortaya çıkacağına, Yargıtay yolunun açılması halinde hükmün durdurulması ve lehine olan hükümlerin uygulanması gerektiğine; 5237 sayılı Kanun'un 150/2. maddesinin uygulanması gerekirken uygulanmadığına, mağdurun kendisinin suçsuz olduğunu söylemesine karşın mahkmece mahkumiyet kararı verilmesinin şüpheden sanık yararlanır ilkesine aykırı olduğuna, kimsenin delil yokken cezalandırılamayacağına, mağdurun kendisini tanımadığını ,karakoldaki ifadesinin kendisine ait olmadığını, kolluğun uyarlamasıyla yazdığını ifade ettiğine, somut delil bulunmadığına, hiçbir suçu yokken zararı giderdiğine, hakkında sosyal inceleme yapılmadığına, konuşma engelli olduğundan kendini ifade edemediğine, daha önce başka mahkemede davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunmadığına dair rapor verildiğine, yakalanma, Gözaltına Alma ve Yakalama Yönetmeliğinin 20. maddesinde 18 yaşını doldurmamış kendisini savunamayacak derecede malul olur ve müdafii bulunmasa da talebi olmaksızın müdafii görevlendirileceği, üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlarda talep aranmaksızın müdafiinin görevlendirileceği şeklindeki düzenlemeye aykırı davranıldığına, çocuklarla ilgi özel hüküm olan 19. maddeye aykırı olarak kamera kayıtlarından anlaşılacağı üzere kelepçe takıldığına, ifade almada yasak yönetemler uygulandığına, bulunduğu cezaevinin mahkemeye yakın olmasına rağmen huzura götürülmediğine, hakkında mahkûmiyet kararının Yargıtay incelemesi yapılması gerekirken yapılmadan istinafta kesinleştiğine, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Yargıtay içtihatları emsal kararlar uygulanarak dilekçesinin kabulune karar verilmesine ve usul ve kanuna aykırı kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir. Suça Sürüklenen Çocuk ... Müdafiinin Temyiz İstemi Kararın usul ve kanuna aykırı olduğuna, sanığın üzerine atılı suçu işlemediğine, mağdurun beyanlarının çelişkili olduğuna, mağdurun Suriye uyruklu olduğuna, emniyette tercüman bulunmadan ifadesinin alındığına, kendisini ifade edebilme ve sağlıklı iletişim kullanma olanağı tanınmadığına, mağdurun kendisinin türkçe bilmediğini, polislerin ne yazdığını bilmediğini, şikâyetçi olmadığını beyan ettiği, mağdurun karakolda verdiği ifadede olayı gerçekleştirenleri teşhis edebileceğini söylediği, mahkemede ise suça sürüklenen çocukları tanıdığını söylemesinin çelişkili olduğuna, emniyetteki ifadesi esas alınarak sanık hakkında mahkûmiyet hükmü verilmesinin bozmayı gerektirdiğine, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin somut delil bulunmadığına, teşhisin de yanılgılı olduğuna, bahsi geçen bıçak bulunamamasına karşın 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a maddesinin uygulandığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmediğine, mahkûmiyet hükmünün sanığın hayatını ve geleceğini etkileyecek nitelikte olduğuna, yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığına, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.02.2022 tarihli ve 2019/16-573 Esas, 2022/119 Karar sayılı "...sanığın ve müdafiisinin yokluğunda verilen hükmün müdafiiden başka, kamu davasının tarafı, sujesi, cezanın sorumlusu kısacası ilgilisi olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekmektedir. Burada yapılan tebliğin, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafiinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması halinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı amacı taşıdığından kanun yollarına başvurma süresinin müdafiiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir" şeklindeki karar uyarınca; suça sürüklenen çocuk ... müdafiinin yokluğunda verilen hükmün kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ancak müdafii tarafından süresi içinde temyiz yoluna başvurulmadığı, buna karşılık suça sürüklenen çocuğun kararı öğrenme tarihinden sonra temyiz ettiği, bu durumda suça sürüklenen çocuğun eski hale getirme talebini ve temyiz isteminin süresinde olduğunu kabul etmek gerektiğinden suça sürüklenen çocuğun yasal temyiz süresi geçtikten sonra temyiz talebinde bulunduğundan bahisle temyiz isteminin reddi gerektiği yönündeki Tebliğname'deki görüşe iştirak edilmemiştir. 2. Diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in ..." olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, Mağdurun, emniyette alınan ilk beyanında, bıçak göstermek suretiyle parasını alan şahısların eşkâl bilgilerini vererek, görmesi hâlinde tanıyabileceğini belirtip şikâyetçi olduğu, akabinde düzenlenen canlı teşhis tutanağında, suça sürüklenen çocuklar ... ve ...’i teşhis ettiği, ayrıca olay sırasında yanlarında mahalleden tanıdığı ve hakkında mahkûmiyet kararı kesinleşen inceleme dışı ... isimli şahıs ile kardeşinin de bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır. Ne var ki, kovuşturma aşamasındaki beyanında, böyle bir olayın yaşanmadığını, suça sürüklenen çocuk ...’ı tanıdığını, hatta ...’ın işyerine gelip kendisiyle sohbet ettiğini, ...’ı ise yalnızca uzaktan tanıdığını, arkadaşı ... ...’in bir sorun yaşadığını söylemesi üzerine birlikte karakola gittiklerini, Türkçe bilmediğini, canlı teşhis işlemi sırasında suça sürüklenen çocukları tanıdık olarak belirttiğini ifade etmiştir. Dosyada mevcut 04.05.2020 tarihli tutanakta da, mağdurun bahsettiği ... ... ile birlikte polis merkezine müracaat ettikleri, ...’in cep telefonunun dükkanında yağmalandığını bildirdiği anlaşılmış olup, söz konusu tutanak içeriğinin mağdurun kovuşturmadaki beyanlarıyla uyumlu olduğu görülmektedir. Suça sürüklenen çocuklar da üzerlerine atılı suçlamayı her aşamada kabul etmemişlerdir. Bu hâliyle tüm aşamalarda mağdurun çelişkili olan soyut beyanı dışında, suça sürüklenen çocukların hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, suça sürüklenen çocuklar hakkında nitelikli yağma suçundan beraati yerine ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, suça sürüklenen çocuk ... müdafii ve suça sürüklenen çocuk ...'in temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbıl Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Bozmanın hakkında aynı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulan ve temyiz etmeyen suça sürüklenen çocuk ...'a sirayetine, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 04.11.2025 tarihinde karar verildi.