Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/321 E. , 2025/2666 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3475 E., 2024/3710 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, Kasten yaralama, Hakaret, 6136 sayılı Kanun'a Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama 1.İlk Derece Mahkemesince sanıklar
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/321 E. , 2025/2666 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3475 E., 2024/3710 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, Kasten yaralama, Hakaret, 6136 sayılı Kanun'a Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama 1.İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında kasten yaralama, sanık ... hakkında hakaret ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından hükmolunan cezaların türü ve miktarları ile istinaf üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hükümlerin temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. 2.Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü; I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.07.2024 tarihli ve 2023/485 Esas, 2024/606 Karar sayılı kararı ile; 1.Sanıklar ... ve ......, hakkında katılan ...'e yönelik nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-c-d-h, 53 maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, 2.Sanıklar ... ve ........, hakkında katılan ...'e yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 149/2 maddesi delaletiyle 86/1, 87/3, 53 maddeleri uyarınca 2 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, 3.Sanık ... hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a-d-h, 53, 58 maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, 4.Sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik hakaret suçundan 5237 sayılı Kanun'un 125/1, 53 maddeleri uyarınca 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, Karar verilmiştir. B. İstinaf Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 18.11.2024 tarihli ve 2024/3475 Esas, 2024/3710 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiileri ve sanık ...'ın istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Sanık ... ve Müdafinin Temyiz İstemi Yağma kastı bulunmadığı, mahkumiyete yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığı, şüpheden senık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmesi gerektiği, katılan ...'in çelişkili beyanlarının hükme esas alınamayacağı, darp iddiaları ile yağma suçu arasında nedensellik bağının bulunmadığı, yaralamanın telefonu almak amacıyla yapıldığına dair her türlü şüpheden uzak bir delil bulunmadığı, yağma suçunun unsurlarının bulunmadığı, suç vasfının hatalı nitelendirildiğini, 5237 sayılı Kanun'un 242/2-a maddesindeki suçu oluşturabileceği, mağdur ...'a yönelik eylem nedeniyle manevi unsurun oluşmadığı, cebir ve nedensellik unsurunun da oluşmadığı, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği, yetersiz gerekçe ile alt sınırdan uzaklaşıldığına ilişkindir. 2.Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Müvekkilinin yaralama ve yağma suçlarını işlemediğinin sabit olduğu, yağma suçunun unsurlarının oluşmadığı, aleyhine her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığı, ağır uyuşturucu etkisindeki mağdur ifadeleri esas alınarak hüküm kurulduğu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, faydalanma kastının bulunmadığı, darp raporunun tek başına delil olarak kullanılamayacağı, kuşkudan sanığın yararlanması gerektiği, mağdur beyanlarının çelişkili ve soyut olduğu, beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde daha da açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd mal varlığına karşı suçlar Adalet Ankara 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin Ankara 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/Erdem/Önok age s. 704, Koca/Üzülmez Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583) Cebir veya tehdit kullanılması malın alınmasında araç olarak kullanılması yağma suçunun ayırıcı unsurudur. Dolayısıyla iki hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani malın alınması kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olmalıdır. kullanılan cebir veya tehdit mağduru malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olmalıdır. Teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit suçun oluşumu bakımından yeterli değildir. Kullanılan zor ile malın alınması arasında nedensellik ilişkisi yoksa (sebep-sonuç) fail yağma suçundan cezalandırılmaz. (benzer görüşler için bkz. Özbek, /Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku özel hükümler 13. bası Ankara age 657, Gökçek vd age s.88) Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Mesela konut veya işyerine girmek isteyen birine karşı konulması halinde mağdura yönelen cebir eylemi yağmaya dönüştürmez. Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur. Bunun gibi bir mal almaya yönelik olmayan cebir eylemi yağmaya dönüştürmeyecektir. Mesela cinsel istismara karşı koyan mağdura uygulanan cebir de olduğu gibi. Bu gibi durumlarda yağma değil cebren cinsel saldırı suçları oluşacaktır. (Benzer görüşler için bkz. Artuç mal varlığına karşı suçlar adalet 2011 age s.231,Gökcan/Artuç age s.5348) Doğrudan malı almaya yönelik olmayan zor eylemi yağmaya dönüştürmez. Mesela başka nedenle kavga ettikten sonra giderken mağdurun mallarının alınması halinde yağma değil gerçek içtima kuralları uygulanmalıdır. Cebir veya tehdidin cezasına ilave olarak hırsızlıktan ceza verilmelidir. Ancak bura da dikkat edilmesi gereken husus mağdurun malın alındığını görmemesi gerekir. Eğer mağdur malın alındığını gördü ama az önce uğradığı saldırının etkisi ve korkusu ile kendisini savunamayacak durumda, direnci kırılmış olduğu için müdahale edemeyecek durumda ise artık yağma oluşacaktır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır ve bu cebrin mal alma tamamlanmadan önce yapılması, malın bu cebir veya tehdidin etkisiyle alınmış olmasıdır. Kişinin kastı iç dünyasında meydana geldiğinden niyet okuyuculuk yapılamayacağından kastını tespit için dış dünyaya yansıyan, olay öncesi olay sırasında ve olay sonrasında gerçekleşen söz, davranış ve hareketlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Tüm hususlar birlikte değerlendirilerek eylemin başlangıçtan itibaren malı almak amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılıyorsa mağdurun malın alındığını görmesine bile gerek olmadan eylemi yağma olarak kabul etmek gerekir. Ancak eylem başlangıçta malı almak için değilde başka bir nedenle başlamış ve mağdur cebir veya tehdide maruz kalmış direnci kırılmış ise bu takdirde malın alındığını görmesi en azından malın alınacağını bilmesi gerekir ki az önce uğradığı cebir veya tehdidin etkisiyle karşı koyamamış olsun ve yağma suçu yasal unsurları itibariyle oluşsun. Aksi takdirde cebir veya tehdidin etkisiyle malın tesliminden bahsedilemeyecektir. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 1.Katılan ...'in aşamalarda verdiği ifadesinde de belirttiği üzere, sanık ... her hangi bir cebir ve tehdit olmadan katılandan cep telefonundan arkadaşını aramalarını istemesi üzerine, katılanın aradığı bu sırada telefonun sanık ...'un elinde olduğu, daha sonra ...'ın katılanın telefonunu kullanarak tekrar ...u aradığı, sonra aniden kalkarak katılanı darp etmeye başladığı, sanık ...'un da bir kaç tekme attığı, katılanın darp edildiği sırada telefonun masanın üzerinde olduğu ve kapının çalmasıyla sanıkların kapıya yönelmeleri üzerine katılanın cep telefonunu nerede olduğuna bakmadan bırakarak pencereden atlayarak kaçması şeklinde gerçekleşen eylemde, sanıklar tarafından telefonun alınmasına yönelik bir cebir veya tehdit olup olmadığı, telefonun alınmasına yönelik cebir veya tehdit varsa yağma suçunu, olmadığı takdirde hırsızlık suçunu oluşturacağı tartışılıp sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. 2.Mağdur ...'a yönelik eylem değerlendirildiğinde, sanık ...'ın mağdurdan telefonunu istediği, mağdurun da herhangi bir cebir ve tehdit olmadan, sanığın belinde silah görmesi, yanında diğer sanığın olması ve alkollü olması nedeniyle korkarak telefonunu ve şifresini verdiği, daha sonra imei atılması için sanıklar ve mağdurun hep birlikte tanık ........'ın ikametine gittikleri, ellerinde bulunan 2 telefonu da ...un tanığa verdiği, ikametten çıkıp yolda yürüdükleri sırada sanık ...'ın tokat atması şeklinde gerçekleşen eylemde, sanıklar tarafından telefonun alınmasına yönelik bir cebir veya tehdit olup olmadığı tartışılıp sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR A. Sanıklar Hakkında Kasten Yaralama Suçundan, sanık ... Hakkında Hakaret ve 6136 sayılı Kanuna Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Ön inceleme bölümünün ilk paragrafında açıklanan nedenle sanıklar müdafileri ve sanık ...'ın temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanıklar Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.03.2025 tarihinde karar verildi.