İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2025/4977 Karar: 2026/1592 Tarih: 2026

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2025/4977 K.2026/1592

6. Ceza Dairesi 2025/4977 E. , 2026/1592 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1325 E. 2023/2505 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli hırsızlık, nitelikli tehdit, parada sahtecilik, 6136 sayılı Yasaya muhalefet 08.08.2018, 12.08.2018, 04.10.2018, 15.11.2018 HÜKÜML

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2025/4977 E. , 2026/1592 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1325 E. 2023/2505 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli hırsızlık, nitelikli tehdit, parada sahtecilik, 6136 sayılı Yasaya muhalefet 08.08.2018, 12.08.2018, 04.10.2018, 15.11.2018 HÜKÜML

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2025/4977 E. , 2026/1592 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1325 E. 2023/2505 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli hırsızlık, nitelikli tehdit, parada sahtecilik, 6136 sayılı Yasaya muhalefet 08.08.2018, 12.08.2018, 04.10.2018, 15.11.2018 HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, düzeltilerek onama, onama, bozma İlk Derece Mahkemesince verilen Yağma suçuna ilişkin hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçesinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede; 1. Sanık ... ve Sanık ... hakkında 6136 Sayılı Yasaya Muhalefet suçundan, Mağdur ...'e yönelik Nitelikli Hırsızlık suçundan, Mağdur ...'na yönelik Nitelikli Tehdit suçundan; Sanık ... hakkında Mağdur ...'e yönelik Nitelikli Hırsızlık suçundan, Mağdur ...'ya yönelik Nitelikli Tehdit suçundan; Sanık ... Hakkında Mağdur ...'e Yönelik Nitelikli Hırsızlık ve Mağdur ...'ya Yönelik Nitelikli Tehdit suçlarından Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, oy birliğiyle REDDİNE, 2. Sanık ... Hakkında Nitelikli Yağma ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Beraate İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Sanık müdafiinin hükmü sadece vekalet ücreti yönünden temyiz ettiği anlaşılmakla; 21.09.2023 tarihinde 32316 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14. maddesinde düzenlendiği şekliyle 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Kanun’un gereğince görevlendirilen vekile bu tarife uyarınca vekalet ücreti ödenip ödenmeyeceğine yönelik istemle ilgili olarak Avukatlık Kanunu’nun ‘‘Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması’’ başlıklı 168. maddesi, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un ‘‘müdafii ve vekil ücreti’’ başlıklı 13. maddesi ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirildiğinde şu sonuca varılmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye göre Avukatlık Ücret Tarifesi serbest avukatlık sırasında yargı yerlerindeki işlemlerle diğer işlemlerden alınacak asgari ücreti belirleyen tavsiye niteliğindeki idari bir işlemdir. Ceza ve güvenlik tedbirleri ile ceza usül kuralları anayasa ile teminat altına alınmış hak ve özgürlüklere müdahale teşkil ettiğinden ancak kanunlarla düzenlenebilirler. İdare bu hak ve özgürlüklere müdahale teşkil edecek hususlarda kanuna dayanmayan hiçbir düzenlemede bulunamaz. Baro tarafından görevlendirilmek suretiyle müdafilik ve vekillik ceza usül mevzuatımızda yer alan bir müessese olup Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin düzenleme ya da müdahale yetkisi verdiği serbest avukatlığa ilişkin bir müessese değildir. 5271 sayılı Kanun’un 150/1, 3, 4 ve 333. maddeleri ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13... . maddelerinin verdiği yetkiye göre Adalet Bakanlığının düzenleme yapabilmesine yönetmelik çıkarabilmesine müsaade edilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanun'u gereğince, soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine Baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak Maliye ve Adalet Bakanlığı tarafından birlikte tespit edilip Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenecektir. Sonuç olarak baroca görevlendirilen müdafii ve vekillerin ücretlerini belirleme hak ve yetkisi Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin idareye verdiği yetkiye dayanılarak düzenlenecek bir husus olmayıp 2023-2024 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki baroca atanan müdafii ve vekillerin ücretlerine müdahale teşkil eden düzenlemenin yasal dayanağı bulunmamaktadır. Ayrıca yargılama giderleri kapsamında bulunan son tarifeye göre belirlenen bu vekalet ücreti sanığın beraati halinde hazineye, sanığın mahkumiyeti veya hükmün açıklamasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde ise katılan lehine sanığa yasal dayanağı olmayan bir vekalet ücretinin yükletilmesine neden olacaktır. Bu hususun kanuni zemini bulunmadığından idarenin işlemi ile de yani Adalet Bakanlığı genelgesi ile de düzeltilmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle 5271 sayılı Kanun gereğince, soruşturma ve kovuşturma aşamasında görevlendirilen müdafilere 21.09.2023 tarihinde 32316 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14. maddesinde düzenlendiği şekliyle vekalet ücreti takdir edilmesi mümkün bulunmadığından Mahkemece kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmeyip sanık müdafiinin bu husustaki temyiz istemi yerinde kabul edilmemiştir. Açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli kararında sanık ... müdafii tarafından öne sürülen vekalet ücretine ilişkin temyiz sebebi yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ ile HÜKMÜN ONANMASINA, 3. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında Mağdur ...'e yönelik Nitelikli Yağma suçundan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında yağma suçundan kurulan hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun’un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir. Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında yağma suçundan kurulan hükümde ileri sürülen temyiz istemleri yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE Tebliğname'ye uygun olarak HÜKÜMLERİN AYRI AYRI ONANMASINA, 4. Sanık ... Hakkında Parada Sahtecilik Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hüküm Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar ve 296 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümünde yer alan; “... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen temyiz isteminin reddine ilişkin 28.12.2023 tarihli ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden, bu karara yönelik sanık müdafiinin temyiz itirazının reddiyle, Tebliğname'ye uygun olarak temyiz isteminin reddine dair 28.12.2023 tarihli ek kararın oy birliğiyle ONANMASINA, 5. Sanık ... Hakkında Mağdur ...'e Yönelik Yağma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Hüküm Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Sanık ... hakkında, mağdur ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kamu davası açılmamış olmasına ve ilk derece mahkemesince de bu yönde bir hüküm kurulmamasına rağmen, bu yönde hüküm kurulmuş gibi Bölge Adliye Mahkemesince esastan red kararı verilmesi, sonuca etkili görülmeyen ve mahallinde düzeltilebilir bir yazım hatası olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu "...sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması, UYAP ortamından temin edilen nüfus kayıt örneğinin, duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıması ve olayın daha ziyade aydınlanmasını gerekli kılan müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesini gerektirmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; ölümle ilgili ayrıca mahallinde araştırma yapılmasına gerek olmaksızın sanık hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmelidir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak hüküm tarihinden sonra sanığın ölmesi durumunda düşme kararının Yargıtay tarafından verilmesi gerektiğine hükmetmiştir (YCGK.:T.:02.07.2025, 2024/7-369E., 2025/308K.) Sanığın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre, hüküm tarihinden sonra 24.02.2024 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, sanık hakkında kurulan hükmün ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması; Bozmayı gerektirmiş; sanık müdafiinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, 24.02.2024 tarihinde öldüğü anlaşılan sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 303/1-a maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 64. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak DÜŞMESİNE, 6. Sanık ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan, Sanık ... Hakkında Nitelikli Hırsızlık Suçundan Beraate İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Sanık ... müdafiinin ve sanık ... müdafiinin hükmü sadece vekalet ücreti yönünden temyiz ettiği anlaşılmakla; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/4. maddesinde yer alan “Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.” biçimindeki düzenleme nazara alınarak kendisini vekille temsil ettiren ve beraatine karar verilen sanık yararına maktu vekalet ücreti tayin olunması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenle sanık ... müdafii, sanık ... müdafinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Dairesinin, 25.09.2023 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereği hüküm fıkrasına; “Beraat eden sanıklar ..., ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 16.500,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazineden alınarak sanıklar ..., ...'e ayrı ayrı verilmesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 7. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında Mağdurlar ... ve ...'ye yönelik Zincirleme Şekilde Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma suçundan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinde "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiş, ikinci ve üçüncü maddelerde arttırım sebepleri yer almıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.04.2022 tarihli ve 2020/14-25 Esas, 2022/237 karar sayılı kararında, "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma cinsel saldırı suçu gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. Cinsel saldırı suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu sonucu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hallerde, fail amaç suçun yanında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır ( ... Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019 s. 465). Ancak cinsel saldırı öncesi ya da sonrasında eğer mağdurun özgürlüğü sınırlandırılmışsa, fail kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulmalıdır (M.Emin Artuk- ... Gökçen-M. Emin Alşahin- Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 219 s. 375.). Yargıtay uygulamalarına göre de kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırılmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamakta, ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ise ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır." açıklaması yer almaktadır. Bu açıklama ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların şikayetçi ...'in içinde bulunduğu aracının önünü keserek şikayetçiyi minibüs durağına sokup yağma eylemini gerçekleştirdikleri, kavga anonsu üzerine polisin olay yerine gittiği, sanıkların şikayetçiyi nitelikli yağma eylemlerini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak kısa bir süre özgürlüğünden yoksun bıraktığı anlaşılmakla, sanıkların sübut bulmayan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle, hükümde hukuka aykırılık bulunmuştur. Kabule göre de; Eylemin şikayetçi ...'e yönelik olduğundan, 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesinin uygulanmayacağının gözetilmeyerek, sanıklar hakkında yazılı şekilde karar verilmesi nedeniyle, hükümde hukuka aykırılık bulunmuştur. Açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli kararına yönelik sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, 8. Sanık ... ve Sanık ... Hakkında Mağdur ...'e Yönelik Nitelikli Yağma ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma Suçlarından, Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 27.01.2026 tarih ve 2020/39936 başvuru no'lu dosyasında kabul kararı verdiği ve henüz gerekçesi yazılmasa da; ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına gelinmesi Anayasanın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair kararı da dikkate alınarak sanık ... hakkında, şikayetçi ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu yönünden yapılan inceleme de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanıklar hakkında şikayetçinin uzun süre sonra yaptığı şikayet üzerine dava açılmış ve mahkumiyet kararı verilmiş ise de ;sanıkların aksi ispatlanamayan aşamalarda savunmalarına göre suçlamayı kabul etmediği, şikayetçinin aşamalarda değişiklik gösteren beyanları haricinde de sanıkların atılı suçu işledikleri yönünde delil ve emare elde edilemediği, deliller hep birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin şikâyetçinin soyut beyanı dışında, hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli kararına yönelik sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen aykırı, kısmen farklı gerekçeyle uygun olarak BOZULMASINA, 9. Sanık ... hakkında Katılan ...'ya Yönelik 29.07.2018 tarihli Nitelikli Yağma suçundan; Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında, Katılan ...'ya Yönelik 08.08.2018 tarihli Nitelikli Yağma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hükümler Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; A. Hükme konu eylemin 08.08.2018 tarihinde işlendiğinin anlaşılmasına rağmen, kısa hükümde suç tarihinin 09.08.2018 olarak yazılması, B.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde, dosyadaki tape kayıtlarına göre şikayetçinin sürekli olarak borcu kabul ettiği, bir kısmını ödediği, geri kalanını ödemek için süre istediği ve böylelikle sanık ...'nin savunmasını teyit ettiği, tape kayıtlarıyla desteklenen sanık beyanına göre şikayetçi ve sanık ... arasında hukuki ilişki bulunduğu, sanığın 3.500,00 TL'lik alacağını tahsil etmek amacıyla kendisi ve yanında çalışanlarla zaman zaman şikayetçiye yönelik tehditte bulunduğu eylemin, yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi yollamasıyla 106/2-a,c maddesi uyarınca birlikte, silahla tehdit suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde ve suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet kararı verilen hükümde, bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur. Kabule göre de; Zorla alındığı iddia edilen 3.000,00 TL'lik senede yönelik yani özgülenen bir bedeli almaya yönelik devam eden eylemler silsilesini olduğu, bu nedenle eylemin tek bir eylem olduğunun gözetilmeyerek, yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli kararına yönelik sanıklar ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye kısmen aykırı, kısmen farklı gerekçeyle uygun olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Denizli 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla