Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/5190 E. , 2025/8935 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/21 E., 2025/1812 K. SUÇ : Silahla tehdit HÜKÜM : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 24.06.2025 tarihli ve 2025/21 Esas, 2025/1812 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dair
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/5190 E. , 2025/8935 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/21 E., 2025/1812 K. SUÇ : Silahla tehdit HÜKÜM : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 24.06.2025 tarihli ve 2025/21 Esas, 2025/1812 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16.12.2024 tarihli ve 2023/11320 Esas, 2024/13392 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesine, 7165 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi ile eklenen, üçüncü fıkrası ve aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz yoluna tabi olduğu belirlenmekle; Mahkemece verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin direnme kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.12.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında silahla tehdit, mala zarar verme suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir. 2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 13.04.2021 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine, beraat kararının kaldırılmasına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106/2-a, 43/2, 62, 53, maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, 5237 sayılı Kanun'un 151/1, 168/2, 62, 52/2. maddeleri uyarınca neticeten hükmolunan “1.000,00 TL” adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 13.04.2021 tarihli kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16.12.2024 tarihli ve 2023/11320 Esas, 2024/13392 Karar sayılı kararı ile "...1.Sanık Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan Verilen Hüküm Yönünden Temyiz Talebi Nedeniyle Yapılan İncelemede; Sanık hakkında, Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.12.2019 tarihli ve 2018/74 Esas, 2019/1067 Karar sayılı kararı ile mala zarar verme suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-e maddesi uyarınca verilen beraat kararının, istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmekle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 151/1, 168/2, 62, 52/2. maddelerinin uygulanması suretiyle neticeten hükmolunan “1.000,00 TL” adlî para cezası ile mahkûmiyet kararına konu cezanın türü ve miktarı ile bu karara yönelik temyizin niteliği karşısında; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde belirtildiği üzere ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen mahkûmiyet kararlarının; aynı Kanun’un 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen kesin hüküm niteliğindeki kararlardan biriyle sonuçlanmaması hâlinde temyiz edilebilir olduğu, incelemeye konu suçun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye değişik gerekçeyle uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, 2. Sanık Hakkında Silahla Tehdit Suçundan Verilen Hüküm Yönünden Temyiz Talebi Nedeniyle Yapılan İncelemede; 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin, temyiz dilekçesinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Katılanlar ile sanık arasında husumetin olmadığı, sadece Katılan ... ile arasında ihtilaf bulunduğu anlaşılmakla, katılanların aynı evde ikamet ettikleri eve yönelik tüfekle ateş etme eyleminin şikayetçilerin tamamına yönelik tehdit niteliğinde olmadığı ve olayın tek suç teşkil ettiği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun’un 43.maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi" nedeniyle kararın bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. 4. Bozma sonrası yapılan yargılamada İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 24.06.2025 tarihli ve 2025/21 Esas, 2025/1812 Karar sayılı kararı ile "önceki kararda direnilmesine" ilişkin dosya Dairemize gönderilmiştir. II. GEREKÇE Somut dosyaya göre, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen ve Dairemizce bozma kararı verildikten sonra dosyayı alan yerel mahkemece bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda, Cumhuriyet savcılığına, katılanlar vekili ve mağdura, sanık ve müdafiine bozmaya karşı diyecekleri sorulduğu, direnme ya da uyma kararı vermeden işin esasına girdiği, katılanlar vekilinin beyan dilekçesi sunduğu, Cumhuriyet Başsavcılığının da işin esasına girerek esas hakkında mütalaasını verdiği, mahkemenin öncelikli olarak usule ilişkin direnme veya bozma kararını değerlendirmesi gerekirken, daha önce ilk ilamda 5237 sayılı Kanun’un 43.maddesinin uygulanması ile ilgili gerekçe yazmadığı halde, bozma kararından sonra, bozma kararını karşılamaya yönelik yeni gerekçe yazarak yeniden değerlendirme yaptığı anlaşılmakla; Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/7-508 Esas ve 2024/153 Karar, 2022/9-116 Esas ve 2023/552 Karar, 2022/9-168 Esas ve 2023/553 Karar, 2022/1-512 Esas ve 2023/5984 Karar, 2023/7-105 Esas ve 2023/649 Karar sayılı kararlarında ayrıntılı belirtildiği üzere bozma kararına karşı yerel mahkemenin uyma ya da direnme hakkı vardır. Bozma kararına uyma kararı vermesi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin kararı uyarınca incelenen ilk derece mahkemesinin kararı bozulan hususlar açısından tamamen ortadan kalkmaktadır. Direnme kararı verilirse dosya Daireye gönderilmekte ve sonucuna göre ancak kesinleşmektedir. Bozmaya uyma, Yargıtay uygulamaları uyarınca iki şekilde mümkündür. Mahkeme ya doğrudan bozmaya uyulmasına şeklinde karar verir ya da bu şekilde karar vermese bile bozma sonrasında işin esasına girerek esaslı bir işlem yapmaya başlar, bu kapsamda şikâyetçi veya sanık beyanı ya da tanık beyanı alınıp bozmada gösterilen eksik bir delilin araştırması yapılabilir ya da Cumhuriyet Başsavcılığından yeni bir mütalaa vs. alınır ise bu bozmaya eylemli uyma yani fiilen Yargıtay bozma kararına uymak anlamına gelir. Açık açık ''uyulmasına'' denilmesine gerek yoktur. Yargıtay uygulamaları ve usul hükümleri kapsamında Yargıtay bozma ilamına fiilen uyulduktan sonra ilgili bozma kararı, Yerel Mahkeme açısından kesinleşmiş olduğundan yani mahkemenin önceki hükmü ortadan kalkmış olduğundan ortada direnilecek bir karar da kalmayacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin fiilen uyma doğrultusunda yeniden işin esasına girip soruşturma yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.03.2019 tarihli ve 2016/10-56 Esas, 2019/151 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; "...1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 251. maddesinin son fıkrasındaki; “Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır. Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir." Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.09.2023 tarihli ve 2023/1-278 Esas, 2023/407 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere"...Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır. Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin aynı Kanun'un "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi; "1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. 2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya; "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiş, 08.03.2018 tarihli ve 30354 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 143. maddesiyle de anılan cümle kanunlaşmıştır. Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 251 ve CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanun'da da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir. Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir. Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır." "... Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, direnme kararına konu dosyanın 19.11.2019 tarihli oturumunda Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delile yönelik olan; "Usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulsun.” şeklindeki görüşün esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Yerel Mahkemece Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu hükmün kurulduğu kabul edilmelidir." Mahkemenin, bozma kararından sonra esasa girmese bile, duruşma açıp, tarafların esaslı beyanları alındıktan sonraki kararı eylemli uyma kararı olarak kabul edilmektedir. Yani mahkeme direnme kararını ancak esasa girmeden verebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/7-508 Esas ve 2024/153 Karar, 2022/9-116 Esas ve 2023/552 Karar, 2022/9-168 Esas ve 2023/553 Karar, 2022/1-512 Esas ve 2023/5984 Karar, 2023/7-105 Esas ve 2023/649 Karar sayılı kararlarında ayrıntılı belirtildiği üzere bozma kararına karşı yerel mahkemenin uyma ya da direnme hakkı vardır. Bozma kararına uyma kararı vermesi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin kararı uyarınca incelenen ilk derece mahkemesinin kararı bozulan hususlar açısından tamamen ortadan kalkmaktadır. Direnme kararı verilirse dosya Daireye gönderilmekte ve sonucuna göre ancak kesinleşmektedir. Bozmaya uyma, Yargıtay uygulamaları uyarınca iki şekilde mümkündür. Mahkeme ya doğrudan bozmaya uyulmasına şeklinde karar verir ya da bu şekilde karar vermese bile bozma sonrasında işin esasına girerek esaslı bir işlem yapmaya başlar, bu kapsamda şikâyetçi veya sanık beyanı ya da tanık beyanı alınıp bozmada gösterilen eksik bir delilin araştırması yapılabilir ya da Cumhuriyet Başsavcılığından yeni bir mütalaa vs. alınır ise bu bozmaya eylemli uyma yani fiilen Yargıtay bozma kararına uymak anlamına gelir. Açık açık ''uyulmasına'' denilmesine gerek yoktur. Yargıtay uygulamaları ve usul hükümleri kapsamında Yargıtay bozma ilamına fiilen uyulduktan sonra ilgili bozma kararı, Yerel Mahkeme açısından kesinleşmiş olduğundan yani mahkemenin önceki hükmü ortadan kalkmış olduğundan ortada direnilecek bir karar da kalmayacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin fiilen uyma doğrultusunda yeniden işin esasına girip soruşturma yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir. Yerel Mahkeme, Yargıtay bozma ilâmına direnme kararı verilmiş ise de; işin esasına girip tarafları (katılan ve Cumhuriyet savcısı) esasa ilişkin beyanları alınıp hüküm kurulduğu ve bu hükmün eylemli uyma sonucu verilen yeni hüküm mahiyetinde olduğu, eylemli uymadan sonra direnme kararı verilemeyeceği işin esasına girilerek ortada direnilebilinecek bir karar kalmamasına rağmen ''direnme kararı'' adıyla yazılı şekilde karar verilemeyeceği anlaşılmakla yapılan incelemede; Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Katılanlar ile sanık arasında husumetin olmadığı, sadece katılan ... ile arasında ihtilaf bulunduğu anlaşılmakla, katılanların aynı evde ikamet ettikleri eve yönelik tüfekle ateş etme eyleminin şikayetçilerin tamamına yönelik tehdit niteliğinde olmadığı ve olayın tek suç teşkil ettiği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 24.06.2025 tarihli ve 2025/21 Esas, 2025/1812 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, 5271 sayılı Yasa'nın 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.