Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/940 E. , 2025/5193 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/551 E., 2022/2397 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, şantaj, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf taleplerinin esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I-Sanıklar ... ve ... müdafilerinin kişiyi hürriyetinden yoksu
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/940 E. , 2025/5193 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/551 E., 2022/2397 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, şantaj, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf taleplerinin esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I-Sanıklar ... ve ... müdafilerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve şantaj suçlarından verilen hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesinde belirtilen suçlar ve aynı Kanun’un 296/1. maddesinin ilgili bölümünde yer alan; “ … temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş … ise … hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 18.11.2022 tarihli ek kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, sanıklar müdafilerinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 296/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİ ile EK KARARIN ONANMASINA, II- Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde; 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanıklar müdafilerinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir. Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 20.10.2022 tarihli ve 2021/551 Esas, 2022/2397 Karar sayılı kararında sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN ONANMASINA, III- Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Ancak: Sanık ... hakkında ikinci kez mükerrirliğe esas alınan ilamın terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmek suçu olduğu ve eylemin kanuni sonucu olarak hükmolunan cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 58/9. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirildiği, ilk suçunun özel tehlikeli suçluluk olmasına dayanılarak infaz rejimi belirlenmesinin tekerrür sayılamayacağı bu nedenle sanığın ikinci kez mükerrir olmadığı ancak örgüt suçuna ilişkin önceki mahkumiyet hükmünün kesinleşme ve infaz tarihine göre tekerrüre esas olduğu ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşıldığından inceleme konusu dosyada tekerrür şartları bulunmakta ise de ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun reddine dair kararın açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-h maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümde yer alan; 2. defa mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve 5275 sayılı Kanun'un 108/3. maddesi gereğince koşullu salıverme uygulanmasına yer olmadığına..." ibarelerinin çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Malatya 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) madde 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde daha da açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. ... vd Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, Ankara, 2018, s. 74; Özgenç İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı, Seçkin, Ankara, 2021, s 168 vd; Tezcan/Erdem/Önok, s. 704; Koca/Üzülmez, TCK Genel Hükümler, Seçkin 9. Baskı, s. 583) Cebir veya tehdit kullanılması malın alınmasında araç olarak kullanılması yağma suçunun ayırıcı unsurudur. Dolayısıyla iki hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani malın alınması kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olmalıdır. kullanılan cebir veya tehdit mağduru malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olmalıdır. Teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit suçun oluşumu bakımından yeterli değildir. Kullanılan zor ile malın alınması arasında nedensellik ilişkisi yoksa (sebep- sonuç) fail yağma suçundan cezalandırılmaz. (benzer görüşler için bkz. Özbek,/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. bası, Ankara, s. 657; Gökçek vd, s.88) Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır. Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Mesela konut veya iş yerine girmek isteyen birine karşı konulması halinde mağdura yönelen cebir eylemi yağmaya dönüştürmez. Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur. Bunun gibi bir mal almaya yönelik olmayan cebir eylemi yağmaya dönüştürmeyecektir. Mesela cinsel istismara karşı koyan mağdura uygulanan cebir de olduğu gibi. Bu gibi durumlarda yağma değil cebren cinsel saldırı suçları oluşacaktır. (Benzer görüşler için bkz. Artuç, Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, 2011, s. 231; Gökcan/Artuç, s. 5348) Doğrudan malı almaya yönelik olmayan zor eylemi yağmaya dönüştürmez. Mesela başka nedenle kavga ettikten sonra giderken mağdurun mallarının alınması halinde yağma değil gerçek içtima kuralları uygulanmalıdır. Cebir veya tehdidin cezasına ilave olarak hırsızlıktan ceza verilmelidir. Ancak bura da dikkat edilmesi gereken husus mağdurun malın alındığını görmemesi gerekir. Eğer mağdur malın alındığını gördü ama az önce uğradığı saldırının etkisi ve korkusu ile kendisini savunamayacak durumda, direnci kırılmış olduğu için müdahale edemeyecek durumda ise artık yağma oluşacaktır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır ve bu cebrin mal alma tamamlanmadan önce yapılması, malın bu cebir veya tehdidin etkisiyle alınmış olmasıdır. Kişinin kastı iç dünyasında meydana geldiğinden niyet okuyuculuk yapılamayacağından kastını tespit için dış dünyaya yansıyan, olay öncesi olay sırasında ve olay sonrasında gerçekleşen söz, davranış ve hareketlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Tüm hususlar birlikte değerlendirilerek eylemin başlangıçtan itibaren malı almak amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılıyorsa mağdurun malın alındığını görmesine bile gerek olmadan eylemi yağma olarak kabul etmek gerekir. Ancak eylem başlangıçta malı almak için değilde başka bir nedenle başlamış ve mağdur cebir veya tehdide maruz kalmış direnci kırılmış ise bu takdirde malın alındığını görmesi en azından malın alınacağını bilmesi gerekir ki az önce uğradığı cebir veya tehdidin etkisiyle karşı koyamamış olsun ve yağma suçu yasal unsurları itibariyle oluşsun. Aksi takdirde cebir veya tehdidin etkisiyle malın tesliminden bahsedilemeyecektir. Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. YCGK 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir... Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak...." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine YCGK'nın 2018/6-110 E. 465 K., 2016/6-1157 E., 2017/239 K. sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir. Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Tehdit; ileride yapılacak bir kötülüğün gösterilmesidir. Kişinin, hayatına vücut veya cinsel bütünlüğüne zarar vereceği veya malvarlığı itibariyle esaslı bir zarara uğratacağını ya da sair bir kötülük edeceğini söylemesi gerekir. Bu değerlere yönelik her türlü söz, davranış, işaret tehdit suçunu oluşturacaktır. Bu, her şekilde ifadele edilebilir. Yeterki orta zeka seviyesine sahip herkes bunun tehdit olduğunu kabul etmesin, anlasın. Somut olaya gelecek olursak; mağdur ile sanıklar arkadaştırlar zaman zaman bir araya gelip alkol almaktadırlar. Olay günüde mağdurun çağrısı üzerine Uğur dışındaki sanıklar ile mağdurun bağevinde alkol almak için buluştukları alkol alırken başka arkadaşlarının eşinin başka bir erkekle olan durumunun mağdur tarafından gündeme getirildiği daha sonra bu durum nedeniyle tartıştıkları, bu tartışmanın kavgaya dönüştüğü açıktır. Mağdur kavga sebebi olarak Sanık uğurun kendisine olan borcunu ödememek için diğer arkadaşlarıyla hareket ettiği iddiasına dayansada sanıklar bunu kabul etmemekte kavga sebebi olarak mağdurun 3. kişinin eşinin durumuyla ilgili şantaj yapma talebiyle ilgili olduğunu buna kızdıkları için dövdüklerini kabul etmektedirler. Sanıklar ile mağdur kavga ederken alınan cd dökümlerinin sesli kısımlarının bilirkişi incelemesiyle dosyaya yansıyan kısımlarında da sanıklar ile mağdurun kavga sebebinin sanık savunmalarını teyit eder şekilde 3. kişinin eşinin yasak ilişkisi olduğunun konuşulduğu görülmektedir. Sanıklar ile katılan arasında bu konuda ihtilaf çıktığı ve kavga ettikleri daha önceki günlerde yaşanan mesajlarada yansıdığı ve dolaysıyla sanık beyanlarının teyit eylediği. Sanıkların mağduru senet almak için darp ettikleri yönündeki aşamalarda farklılık gösteren soyut iddiadan başka bir delil bulunmadığı şüpheden sanıkların yararlanması gerekeceği açıktır. Tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde şüpheden sanık yararlanır kuralı gereği sanıkların yağma suçundan beraat etmesi görüş ve kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Eylem sanıkların ve görüntülerinde desteklediği haliyle yaralama olarak değerlendirmek üzere yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile bozulmalıydı. Karara bu nedenle muhalif kalıyoruz.