KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/2055 E., 2010/8648 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Karar tarihi
- 24.07.2009
Karar Metni
565 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, eşler arasında boşanma davasından bağımsız olarak açılan çeyiz ve ziynet eşyanın aynen olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, çeyiz eşyaları yargılama sırasında davacıya teslim edildiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, bilirkişi tarafından belirlenen ziynet eşyalarının aynen olmadığı takdirde 3.600,00 TL bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin yedi adet bileziğe ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalı vekilinin bir adet 22 ayar set, bir adet kolye ve bir adet bilekliğe ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin istenilmediğinin beyan edilmesi üzerine hiçbir eşyasını alamadan evden ayrılmak zorunda kaldığını, yedi adet bilezik, bir adet kolye, iki adet küpe ve bir bileklikten oluşan setin evinde kaldığını, döndüğünde evde bulamadığını, kendisine verilmediğini ileri sürerek ziynet eşyalarının aynen olmadığı takdirde 3.600,00 TL bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı, davacının dört bavulla evi terkettiğini, yedi adet bileziğin düğün borçları için bozdurulduğunu, kalan ziynet eşyalarını da davacının giderken götürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını,ispat yükü altındadır.
Olayda, davacı kadın evi son terk ettiği tarih itibariyle dava konusu ziynet eşyalarının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini kanıtlayamamıştır.
Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde “her türlü yasal kanıtlar” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya ziynetlerin elinden alındığı, götürülmesine engel olunduğu, davalı tarafta kaldığı konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi yedi bilezik, bir kolye, iki küpe ve bir bileklikten oluşan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde 3.600,00 TL bedelinin tahsili istendiği halde HUMK 74.maddesine de aykırı olacak şekilde yedi bilezik (1.948,80 TL), bir set (1.120,00 TL),
bir kolye( 118,35 TL) ve bir bilekliğe ( 78.90 TL) ilişkin hüküm kurulması doğru olmadığı gibi kabule göre toplam bedelin 3.266,05 TL olması gerekirken 3.600,00 TL'nin tahsiline karar verilmesi de hatalı olmuştur.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/2055, K. 2010/8648, 7 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama