KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2012/10278 E., 2012/13411 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- İstirdat
Karar Metni
710 kelime·4 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı istirdat davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı ve davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av. ... geldi. Davacı taraftan gelen olmadı. Hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava icra takibi sonucu davalıya ödenen 68.900 TL paranın istirdadı ve kötü niyet tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece dava konusu edilen bedelin istirdadına, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş olup hüküm davalı ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin temyiz istemi yerinde değildir.
2-Davalı vekilinin temyiz istemine gelince;
Davacı vekili.
Dava dilekçesi ile davalı tarafından müvekkili aleyhine ...İcra Müdürlüğünün 2006/5761 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, ödeme emri tebligatının usulsüz olması nedeniyle takipten geç haberdar olduklarını, müvekkiline ait minibüse fiili haciz konulması nedeniyle 68.900 TL’yi icra dosyasına ödemek zorunda kaldıklarını, davalının alacağı öncelikle asıl borçlu olan ...’tan talep etmesi gerekirken doğrudan müvekkiline başvurduğunu, müvekkilinin müteselsil kefil sıfatı bulunmadığını, sözleşmede geçen “kiracı gibi sorumludur” kaydı nedeniyle hakkında icra takibi yapıldığını, bu kaydın geçerli bir kefalet ilişkisini yansıtmadığını,
davalının önce kiracı hakkında takip yapması, semeresiz kalması durumunda müvekkiline başvurması gerektiğini belirterek cebri icra zoruyla ödenen 68.900 TL nin istirdadına ve kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, ... plakalı aracın 01.06.2005 tarihli araç kiralama sözleşmesi ile kiraya verildiğini, davacının sözleşmenin kefili olduğunu, ödenmeyen 12 aylık kira alacağının davacıdan cebri icra yoluyla tahsil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, alacağın dayanağı olarak gösterilen protokolün ... plakalı araç ile ilgili olduğu protokol uyarınca kiracı olan ... hakkında her hangi bir takip yapılmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı alacaklı tarafından davacı borçlu hakkında başlatılan icra takibinde 30.000 TL alacağın tahsili istenilmiş olup, davalı alacaklı borcun sebebinin 01.06.2005 tarihli araç kiralama sözleşmesinden kaynaklanan bir yıllık kira parası olduğunu belirtmiştir. Başlangıç tarihi 02.06.2005 olan iki yıl süreli araç kiralama protokolü konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık protokolün kapsamı ve tarafların hukuki durumlarının protokole göre tayin ve tespitine ilişkindir. Protokol davalı kiralayan ile kiracı sıfatıyla dava dışı ... arasında düzenlenmiş olup davacı ise sözleşmeyi “şahit ve sorumlu” sıfatı ile imzalamıştır. Sözleşmenin içeriğinde davacı ...’in de kiracı gibi sorumlu olduğu açıkça belirtilmiştir.
Taraflar arasında akdedilen araç kiralama sözleşmesi ile davacıya bir sorumluluk atfedilmiş olup davacının sorumluğunun Borçlar Kanunu'nun 483. ve devamı maddeleri uyarınca kefalet akdi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Sözleşmede kefaletin müteselsil olduğu açıkça kararlaştırılmamış olmakla birlikte protokolün yolcu taşıma işinde kullanılan minibüsün kiraya verilmesi ile ilgili yapıldığı bu nedenle kefaletin ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla verilmiş olduğunda kuşku yoktur. Türk Ticaret Kanunu'nun 7.maddesinde belirtilen teselsül karinesi uyarınca davacının kefaletinin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir.
Nitekim bahsi geçen yasa hükmünde; iki veya daha fazla kişinin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girmeleri durumunda aksi öngörülmedikçe borçtan müteselsilen sorumlu olacakları, ticari borçlara kefalet halinde asıl borçlu ile kefil arasındaki ilişkilerde de bu hükmün uygulanacağı belirtilmiştir.
Mahkemece davacının hukuki durumunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmekte olup bu çerçevede davacı hakkında doğrudan icra takibi yapılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Öte yandan mahkemece protokolün davaya konu ... plakalı araçla ilgisinin bulunmadığı ... plakalı başka bir araca ilişkin olduğu belirtilmişse de protokolün alt kısmında; mal sahibi ...’ın kabul etmemesi durumunda davalı ...’nın ... plakalı aracı kiracıya teslim edileceği kararlaştırılmıştır.
Söz konusu aracın tesliminin gerçekleşmediği davada ileri sürülmemiştir. Davacı vekili asıl borçluya gidilmeden doğrudan müvekkili hakkında takip yapılamayacağını, davalı ile müvekkili arasında geçerli bir kefalet ilişkisi bulunmadığını savunmuştur. Bu durumda protokolün davaya konu araca ilişkin olmadığına yönelik mahkeme kabulü de hatalıdır.
Belirtilen bu yönler göz önünde bulundurularak davalı tarafından davacı kefil hakkında icra takibi yapılmasında bir usulsüzlük bulunmaması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2012/10278, K. 2012/13411, 16 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama