Karar Özeti
7. Ceza Dairesi 2023/16822 E. , 2025/12022 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/694 E., 2023/105 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret Yerel Mahkemece verilen kararın sanık ... müdafi tarafından te
Karar Detayı
7. Ceza Dairesi 2023/16822 E. , 2025/12022 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/694 E., 2023/105 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret Yerel Mahkemece verilen kararın sanık ... müdafi tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; Anılan hükmün usûlüne uygun olarak sanık ...'a tefhim edildiği, gerekçeli kararın sanık müdafine ayrıca tebliğ edilmesinin temyiz süresini yeniden başlatmayacağı cihetle, sanık müdafi tarafından 12.06.2023 tarihinde yasal süresinden sonra temyiz isteğinde bulunulduğu anlaşılmakla temyiz isteğinin, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usûlü Kanunun’un 317. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla REDDİNE, 08.10.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanık müdafiinin temyiz isteminin süre yönünden reddine dair kararda sanık müdafiinin gerekçeli kararın tebliği üzerine 12.06.2023 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekip gerekmediğine ilişkindir. Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için öncelikle adil yargılanma hakkı, Anayasa'nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ve kanun yollarına başvurma hakkı ile müdafie tebligat konusu değerlendirilmelidir. Yargısal uygulamalarda (7499 sayılı Kanun değişikliği öncesi) müdafii veya vekille temsil edilen işlerde; sanık, katılan veya diğer tarafların yüzüne karşı verilen hükümlerde kanunda öngörülen süreler kural olarak tefhimden itibaren işlemeye başlamaktadır. Zorunlu müdafii örneğinde olduğu üzere ise, bu süreler usulüne uygun şekilde yapılmış tebliğden itibaren işletilmektedir. Mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise kanun yollarına başvurma hakkını da içermektedir(... ,B. No: 2013/500, 20/3/2014,§49). Anayasa'nın 36. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün kılan en önemli faktörlerdendir. Kanun yoluna başvuru süresi tefhimle başlayan kişinin gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yoluna başvurmak zorunda kalması durumunda gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı kanun yoluna başvuru hakkının etkin kullanılması mümkün olamayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.(... , B. No: 2012/1034,20/3/2014, § 39; ... , B. No: 2014/15969, 21/6/2017, § 42) Hüküm tarihinde yürürlükte olan usul hükümlerine göre temyiz kanun yoluna başvuru süresi yüze karşı verilenler yönünden hükmün tefhiminden itibaren başlaması öngörülmekte idi. Öte yandan dosyamızda olduğu gibi hükmün gerekçesiyle birlikte açıklanmadığı, sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hükümler yönünden bu durumun mahkemeye erişim hakkını güçleştirdiği ve kuralla hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında kişilere aşırı külfet yüklediği, mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir biçimde sınırladığı anlaşılmaktadır.(AYM,2022/144Esas- 2023/137Karar) Uygulamada birçok mahkemenin tefhim edilen kararlarında, kararın gerekçesine yer verilmediği ve gerekçelerin yazılacak kararda yer alacağının belirtildiği görülmektedir. Tarafların gerekçesi açıklanmayan bir kararın gerekçelerini bilmesi beklenemeyeceğinden kanun yolu süresinin bu tarihten başlatılması mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurabilmektedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin NihaUslukol (BaşvuruNo:2019/12803) kararında açıklandığı gibi, tefhim olunan kararda, kararın gerekçeleri yer almış ise temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlayacaktır aksi halde ise bu süre gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren başlayacaktır. Bu aşamada konumuzla ilgisi nedeniyle müdafiinin ceza usul hukukumuz içindeki yerinin de irdelenmesi gerekmektedir; Müdafiin statüsünün sanığın yardımcısı olduğu görüşüne göre, müdafii sanığa muhakemede yardım eden kimsedir. Bu görüş, özellikle 5271 sayılı CMK’nın 147. ve 149. maddelerinde yeralan düzenlemelere dayanmaktadır. "Şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında her zaman müdafi seçme ve onun hukuki yardımından yararlanma hakkı vardır.”(CMKm.149/1)“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” (CMKm.149/3) Ayrıca müdafi, yargılama faaliyetinde sadece sanığın temsilcisi ve/veya yardımcısı olmayıp sanığa göre bağımsız bir durumu, ayrı yetki ve sorumlulukları vardır. Sonuç olarak, müdafiin, ceza usul hukukumuz içindeki yeri vekillikten farklı bir statü olarak belirlenmiş olup, sanık ve müdafii ceza yargılamasında birbirlerinden ayrı bağımsız süjeler olduğu nazara alındığında, sanığa gerekçesi ile birlikte açıklanmayan yüzüne verilen kararın ayrıca yokluğunda karar verilen sanık müdafiine de tebliğ edilmesi zorunludur. Kanun yoluna başvuru süresi tefhimle başlayan sanığın mahkumiyetine ilişkin gerekçeli kararın sanık müdafiine tebliğinin sadece bilgilendirme amaçlı olduğuna ve buna başkaca hukuki sonuç yüklenemeyeceğine dair yorum ve kabulün kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne bir müdahale sonucunu doğuracağı açıktır. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, ister zorunlu veya ihtiyari müdafilik olarak anılan bir “görevlendirme” yoluyla oluşan isterse hukuki yardımından yararlanmak için “kendi müdafisini seçerek vekil tayin eden" kişi, dosyasına ilişkin tefhim/tebligatın müdafiine yapılacağını ve kanun yollarına başvurmak da dahil tüm işlemlerin kendisi adına müdafii tarafından gerçekleştirileceğini bilmektedir. Hükmü temyiz edebilme yetkisi, kamu davasının tüm aşamalarında sanığın savunmasını üstlenen vekilin yasal görevi içinde bulunmaktadır. Dolayısıyla, sanığa gerekçesi ile açıklanmayan kısa kararın tefhim edilmesi yeterli olmayıp aleyhine temyiz yoluna başvurulabilecek nitelikteki gerekçeli kararın yokluğunda karar verilen müdafiye de tebliğ edilmesi gerekir. Yargıtay temyiz davasına konu kararın ilgililerine bildirilip bildirilmediğini denetlemek durumundadır. Usul hükümleri mahkemeye erişim hakkının özüne müdahale oluşturacak şekilde yorumlanamaz (YCGK.2024/209Esas,2024/168Karar). Buna göre, ceza yargılaması neticesinde verilen gerekçeli kararın, kural olarak hem ilgilisine/sanığa, hem de müdafie ayrı ayrı bildirilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olayımız değerlendirildiğinde; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet suçundan sanık hakkında kurulan ve gerekçesi ile birlikte açıklanmayan mahkûmiyet hükmüne ilişkin kısa karar hazır bulunan sanığa 24.01.2023 tarihli oturumda tefhim olunmuştur. Yapılan tefhime rağmen sanık süresi içerisinde herhangi bir temyiz isteminde bulunmamış ancak yokluğunda karar verilen müdafii, gerekçeli kararın elektronik tebligat ile tebliği üzerine süresi içerisinde 12.06.2023 tarihli temyiz talebinde bulunmuştur. Dairemizce yapılan incelemede ise, sanık müdafiinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiştir. Sanığın kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediği dolayısıyla karar gerekçesini bilmeyen ayrıca vekil tayin ettiği müdafii ile temsil edilen sanığın kısa kararın tefhiminden itibaren temyiz kanun yoluna başvurmasını beklemek sanığa ağır bir külfet yüklemektir. Bu durumda kanun yolu merciinin somut olayın koşullarında temyiz süresini, gerekçesi açıklanmaksızın kısa kararın tefhimi tarihinden itibaren başlatılmasına ilişkin usul hükümlerini yorum ve kabulü, mahkemeye erişim hakkı bağlamında kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne müdahale sonucunu doğuracaktır. Somut olayımız değerlendirildiğinde, sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerektiğinden sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.08.10.2025