KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/3764 E., 2011/8103 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Aralık 2011
Karar Metni
704 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... ve ... tarafından istenilmekle, davalı ...'nın temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1-Davalı ...'e hüküm 28.10.2010 tarihinde bizzat tebliğ edilmiş, HUMK'nun 432.maddesi hükmünde öngörülen 15 günlük yasal temyiz süresi geçtikten sonra vekili Av.... ... ... vekaletname sunarak hükmü 07.04.2011 tarihinde diğer davalı ile birlikte temyiz etmiştir. Vekaletnamenin sonradan verilmesinin vekile temyiz süresi geçtikten sonra hükmü temyiz ... vermeyeceği kuşkusuzdur. 1.3.1990 gün ve 3/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında yerel mahkemece red kararı verilebileceği gibi Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği açıklandığından davalı ...’in temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE,
2-Davalı ...'nın temyiz istemine gelince; mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç ve oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Davaya konu muhtesatın üzerinde bulunduğu 18 ada 107 parsel sayılı taşınmazın tapuda taraflar arasında paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, taşınmazın ortaklığının giderilmesi için dava açıldığı ve açılan bu davanın halen derdest olduğu, taşınmazın eveliyatının 500/1050 payı tarafların annesi ..., 550/1050 payı da dava dışı ...
Akgün adına kayıtlı 18 ada 16 parsel sayılı taşınmaz olduğu, ...’un taşınmazdaki 100/1050 payını 01.07.1970 tarihinde davacıya hibe etmesi üzerine davacının bu tarihten hemen sonra taşınmaz üzerindeki evi yaptığı, ...’un davacı tarafından davaya konu ev yapıldıktan sonra 09.04.1980 tarihinde kalan 400/1050 payını davacı ve davalılara hibe ettiği, taşınmazın sonradan ve 03.04.2006 tarihinde ifraz görerek 18 ada 106, 107 ve 108 parsellere ayrıldığı,
davaya konu muhtesatın üzerinde kaldığı 18 ada 107 parsel sayılı taşınmazın 7/15 payının davacı ... adına, 4/15’er payının da ayrı ayrı davalılar adına kaydedildiği mahkemece yapılan keşif ve uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir.
Davacının taşınmaz eveliyatı olan 18 ada 16 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak görülmekte olan başka bir ortaklığın giderilmesi davasına dayanarak daha önce aynı istemle tespit davası açtığı ve bu parselle ilgili ortaklığın giderilmesi davasının sonuçlanması üzerine hukuki yarar kalmadığı gerekçesi ile davasının reddine karar verildiği sabit ise de, ifrazdan sonra Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/363 esas sayılı dosyasında 18 ada 107 parsel sayılı taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemiyle yeniden dava açıldığı ve davanın halen derdest olduğu,
görülen davanın sonradan açılan bu ortaklığın giderilmesi davasında verilen yetki üzerine açıldığı anlaşıldığından davacının görülen tespit davasını açmakta hukuki yararının bulunduğu, önceki hükmün bu dava yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle davalı ...'nın kesin hüküm bulunduğuna ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir.
Ne var ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır.
Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabi olduğundan muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği gibi, taşınmazın arzının üzerindeki muhtesatlar hariç tutularak satılması veya devredilmesi de düşünülemez.
Paylı veya elbirliği halinde mülkiyet esaslarına tabi bir taşınmaz üzerinde maliklerden biri veya birkaçı tarafından muhtesat meydana getirilmiş olması ve taşınmazın ortaklığının giderilmesi için dava açılmış bulunması halinde HUMK’nun 567. maddesi hükmüne göre muhtesatı meydana getiren malik veya malikler tarafından açılacak tespit davasının dinlenme olanağı var ise de,
üzerinde muhtesat bulunan böyle bir taşınmazdaki payın taşınmaz maliklerine göre üçüncü kişi konumunda olan kişilere satılması veya hibe edilmesi halinde az yukarıda açıklanan kural gereğince taşınmaz payı ile birlikte taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın payı da devredilmiş sayılacağından bu halde muhtesatın mülkiyet payını da devralmış olan üçüncü kişiye karşı açılan tespit davasının dinlenemeyeceği kuşkusuzdur.
Aksinin kabulü az yukarıda açıklanan emredici nitelikteki muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu kuralına aykırı düşer.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3764, K. 2011/8103, 15 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama