Karar Özeti
8. Ceza Dairesi 2024/16499 E. , 2025/2303 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/259 E., 2015/968 K. SUÇ : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine
Karar Detayı
8. Ceza Dairesi 2024/16499 E. , 2025/2303 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/259 E., 2015/968 K. SUÇ : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Çorlu 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.07.2015 tarihli kararı ile hükümlü hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 268/1. maddesi delaletiyle 267/1. maddesi ile aynı Kanun'un 62/1. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin, 04.09.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 10.01.2024 tarihli ve 2023/29073 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.02.2024 tarihli ve KYB-2024/9106 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.02.2024 tarihli ve KYB-2024/9106 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Benzer bir olayda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 01/03/2021 tarihli ve 2020/8442 Esas, 2021/3068 Karar sayılı ilamında yer alan, “…kardeşi .......'a ait kimliği ibraz ettiği, sanığın başkasına ait kimliği kullandığından şüphelenilmesi üzerine yapılan parmak izi incelemesi sonucunda gerçek kimliğinin ortaya çıkarıldığı anlaşılan somut olayda; sanığın başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması" suçunun unsurlarının oluşmadığı gibi kolluk görevlilerine ibraz edilen kimliğe göre de herhangi resmi belgenin düzenlenmemesi nedeniyle TCK'nın 206/1. maddesinde tanımlanan "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan'' suçunun da oluşmadığı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen "Kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak" kabahatini oluşturacağı,…BOZULMASINA…” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında; Somut olayda, sanığın kolluk görevlilerince yapılan kontrolde müşteki ...'e ait ancak kendi adına düzenlenmiş sahte kimlik belgesini verdiği, kolluk görevlilerinin sanığın durumundan şüphelenmeleri üzerine sordukları sorulara çelişkili cevap vermesi üzerine sanığın gerçek kimliğini görevlilere bildirdiği, yapılan araştırmada sanığın muhtelif adli kararlar ile arama kaydının bulunduğu anlaşılmakla, anılan Yargıtay kararında bahsedildiği üzere sanığın başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği, müştekiye ait kimlik bilgileri dikkate alınarak düzenlenmiş bulunan herhangi bir belge de bulunmadığı cihetle, 5237 sayılı Kanun'un 268/1. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suretiyle iftira suçunun oluşmayacağı ve eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40/1. maddesi kapsamında idarî para cezası yaptırımını gerektiren kabahat olarak nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. İftira suçunun özel bir halini düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, herhangi bir suç soruşturması olmadan resmi belgenin düzenlenmesinin gerektiği durumlarda resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine karşı başkasının kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma eyleminin ise 5237 sayılı Kanun'un 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerektiren bir suç bulunmayan veya resmi bir belgenin düzenlenmesini de gerektirmeyen hallerde görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin eyleminin ise 5326 sayılı Kabahatler Kanun'un 40. maddesine aykırılık olarak değerlendirilmesi gerekeceği belirlenmiştir. 2. İnceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde, hükümlü hakkında arama kararı olduğundan mağdura ait kimlik belgesi ibraz ettiği, çelişki beyanlar vermesi nedeniyle polis memurlarınca fark edilmesi ile sanığın gerçek kimlik bilgilerinin ortaya çıktığı ve mağdur adına suç soruşturması ve kovuşturması olmaksızın hükümlünün mağdurun isim bilgisini kullandığı anlaşılması karşısında, hükümlünün başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği dolayısıyla 5237 sayılı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen "başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması" suçunun unsurlarının oluşmadığı, kolluk görevlilerine verilen isme göre de bir resmi belgenin düzenlenmemesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 206. maddesinde tanımlanan "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan'' suçunun da oluşmadığı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kanun'un 40. maddesinde “görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınılması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunulması” şeklinde tanımlanan “kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturacağı, bunun da aynı maddeye göre idari yaptırımı gerektirdiği gözetilmeksizin, mahkûmiyet hükmü kurulması Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-d maddesi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Çorlu 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.07.2015 tarihli ve 2015/259 Esas, 2015/968 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereğince oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, hükümlü hakkında mahkemece hükmedilen bu CEZANIN KALDIRILMASINA, 3. 5271 sayılı Kanun’un 309/4-d maddesi uyarınca bozma nedeninin daha hafif bir cezayı gerektirdiği belirlendiğinden; "Sanığın eylemine uyan 5326 sayılı Kanun'un 40/1 maddesi uyarınca 50,00 TL İDARİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA," hukuka aykırılığın bu şekilde giderilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2025 tarihinde karar verildi.