Karar Özeti
9. Ceza Dairesi 2024/6997 E. , 2024/9955 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/855 E., 2024/857 K. SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi. San
Karar Detayı
9. Ceza Dairesi 2024/6997 E. , 2024/9955 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/855 E., 2024/857 K. SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin bir şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma kullanılması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1 maddesi uyarınca takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde mahkumiyetine dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Mağdurenin beyanlarının hayatın olağan akışına ters olduğuna, sanık ile olay öncesinde tanışıp görüştüklerine, mesajlaştıklarına ve sanıktan para kabul ettiğine, aracına rızası ile bindiğine, bu olayların hepsinin dosyada delilinin bulunduğuna, ailesine arkadaşlığını açıklayamayacağını düşündüğü için ve cinsel istismarın rapor ile ispat edileceğini bildiği için oral yoldan yapıldığını iddia ettiğine, oysa oral yolla tecavüzün ve boşalmanın mümkün olmadığına, Mahkemenin sadece mağdurenin beyanına itibar edip sanığın savunmasını dikkate almamasının silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğuna, mağdurenin sanığın kendisini zorla ve tehdit ederek tenha bir yere götürdüğünü iddia etmesine rağmen yolda durup sanığın patates aldığı kişiden yardım istememesinin de hayatın olağan akışına uygun olmadığına, ilk karşılaştığında sanığın güven telkin ettiğine ve abisi olduğunu söylediğine ve inandığını söylediğine, ancak sonrasında kendisini ailesi ve kardeşi ile tehdit ettiği için ikinci buluşmalarında araca binmek zorunda kaldığına ve korktuğunu söylediğine, beyanları arasında ciddi tutarsızlıklar olduğuna, ilk gördüğünde tehdit edilen birinin bu durumu ailesine söylemesi ve ikinci kere buluşmaya gitmemesi ve tüm dosya kapsamına göre de sanığın beraat etmesi gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı kesin hukuka aykırılık halleri ve temyiz dilekçesinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesiyle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ... ve Üye ...'nın muhalefeti ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.11.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanık ile mağdurenin suç tarihinden daha önce tanıştığı, birbirlerine telefon numaralarını vererek zaman zaman birbirleriyle mesajlaştığı, mağdurenin sanığa göndermiş olduğu kuzeni ... ...'na ait IBAN numarası üzerinden para istediği sanığında kendisine gönderdiği olay tarihinde, Olay tarihinde mağdurenin sanığa göndermiş olduğu konuma göre mağdureyi bulunduğu yerden aracına alarak olayın gerçekleştiği bölgeye zorla iradesi dışında götürürken yol kenarında seyyar patates satan satıcıdan patates aldığı, daha sonra ormanlık alana götürdüğü burada kendisine cebir kullanmak suretiyle oral yoldan istismarda bulunduğu, sanığın yüzünü tırnaklarıyla da tırmaladığı daha sonra kendisini evine yakın bir yerde bıraktığı, şeklinde mağdurenin sanıktan şikayetçi olduğu, Sanığın savunmasında mağdure ile olay öncesi tanıştığı, birbirlerine mesajlar gönderdiği, mağdurenin gönderdiği IBAN numarası üzerinden kendisine para gönderdiği, olay tarihinde mağdureyi bulunduğu yerden rızası ile aldığı araçla gezdiği, yol kenarında seyyar patates satan sanıktan patates almak için araçtan indiği, birlikte baş iskele bölgesine gittikleri rıza ile cinsel ilişkiye varmayacak şekilde seviştikleri, mağdureye karşı cebir ve tehdit kullanmadığı, Mağdureden alınan olay tarihinde kullandığı polar ve mont üzerinde yapılan incelemede sanığa ait DNA profili içerdiği, mağdureden alınan tırnak parçalarının incelenmesinde sanığa ait DNA profili içermediği, Diğer yandan, tanık olarak dinlenen seyyar satıcının, olay günü sanığın patates aldığını, aracın kilitli olmadığını, mağdure ile göz göze geldiğini ve mağdurenin herhangi bir sıkıntılı durumda olmadığını beyan etmesi de sanığın aleyhine olan iddiaları şüpheli hale getirmektedir. Yine, sanığın mağdurenin cinsel bölgesinde yara izi olup olmadığına ilişkin mahkemede sorulan soruya mağdurenin tutarsız yanıtlar verdiği, belirgin bir yara izi olup olmadığını hatırlamadığını beyan ettiği görülmektedir. Oysa, mağdurenin anlatımının olayın örgüsüne ve gelişimine uygun olması, tutarlı şekilde ilerlemesi ve olayı doğrulayan spesifik unsurları içermesi beklenir. Özellikle, sanığın cinsel organında ameliyat sonrası derin dikiş izleri bulunduğu ileri sürülmesine rağmen mağdurenin anlatımlarında bu hususa dair hiçbir ayrıntıya yer verilmemesi, beyanlarının güvenilirliğini tartışmalı hale getirmektedir. Mağdurenin beyanına herhangi bir somut şüpheden uzak maddi gerçekliği ortaya koyan delile dayanmayarak üstünlük tanınması savunmaların göz ardı edilmesi ''şüpheden sanık yararlanır'' ilkesini ihlaldir. Şüphe kavramı, bir insanın bir olay karşısında duyduğu emin olmama veya güvensizlik duyguları şüphelerin genel tanımı ile inanç ve inançsızlık arasında kalan duygudur. Ceza hukuku anlamında ise şöyle tanımlanabiliriz; bir oluşum tam olarak ispatına varılamaması ve aksi durumu rasyonel olarak kabul edilebilirliğinin aşılamaması halinde oluş şüphelidir. CMK 223/2-e maddesine göre şüphe; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması halinde beraat kararı verilir, yargılama hukuku suçun işlendiğinin sabit olduğu, ancak o suçun yargılanan sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin ve somut delillerle ispat edilemediği durumlarda CMK 223/2-e maddesine başvurulur, bu durumda işlenen bir suç bulunmakla birlikte bu suçu işleyenin sanık olduğu hususunda şüphe bulunmakta ve bu şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ancak sanığın atılı suçu işlediğinin her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun elde edilmiş delillerle ispatlanmış olması halinde mahkumiyetine karar verilmesini öngörür, bu durumun şüpheden sanık yararlanır ilkesinin bir sonucu olup buna uyulması, başka bir ifadeyle kişinin o suçu işlediğininin sabit olduğu ortaya konulmadan tahmin ve varsayımlara dayalı olarak kurulan mahkumiyet hükmü Anayasanın 38/4 maddesiyle güvence altına alınan masumiyet karinesini ihlal eder. Ceza Muhakemesi Hukuku'nun amacı gerçeğe ve adalete ulaşmak olduğu göz önünde bulundurulduğunda ''yüksek ihtimalle veya gerçeğe en yakınlık üzerinden veya yapmıştır, etmiştir...'' gibi yaklaşımlarla sanığın mahkumiyetine karar verilmesi maddi gerçeğe kesin olarak ulaşmadan karar verildiği anlamına gelecektir. Bu nedenle sanığın suçu işlediğinin maddi gerçeği kesin olarak yansıttığının kabul edilmediği durumlarda sanığın beraatine karar verilmesi şarttır. Özgürlüğü kısıtlayıcı nitelikte ağır yaptırımların tatbiki tehdidi altında kalan sanığın kendisine göre daha güçlü konumda olan kamu otoritesi karşısında kendisini savunabilmesi için şart olan ''silahların eşitliği'' ilkesi ile birlikte değerlendirildiğinde şüpheden sanık yararlanır ilkesinin önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak ve suçu işlediği sabit olan faili cezalandırılmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzeninin yeniden tesis etmek olan Ceza Muhakemesinin en önemli evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak ve latincede ''in dubio pro reo'' olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Ceza mahkumiyeti toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate yada herhangi bir ihtimale değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe yada başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksekte olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak Ceza Muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Yukarıda belirtilen nedenlerle atılı suçlardan ötürü verilen mahkumiyet kararının dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucu sayın çoğunluğun ''Onama'' yönündeki kararına muhalefet edilerek CMK 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmesi kanaatindeyim. Tüm dosya münderacatındaki belge ve delillere göre sanığın mağdureye yönelik organ sokmak eylemini ve zorla alıkoyduğuna dair şüpheden uzak delil elde edilemediğinden sanık hakkında atılı suçlardan ötürü CMK 223/2-e maddesine uygun olarak ''şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gereğince beraat verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum. KARŞI OY Sayın Daire çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı, sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün hukuka uygun olmadığı ve sanığın atılı suçtan beraat etmesi gerektiği yönündedir. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanık ve mağdurenin olay tarihinden önce birbirlerini tanıdıkları, birbirlerine telefon numaralarını vererek iletişim kurdukları, aralarında mesajlaşmaların olduğu, HTS kayıtlarına göre birçok kez telefon görüşmesi yaptıkları ve bilirkişi incelemesine göre çok sayıda görüntülü mesajlaştıklarının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Her iki tarafın da telefonlarında birbirlerini kendi isimleriyle kaydettikleri, bu durumun rızaya dayalı bir ilişkiye işaret ettiği açıktır. Sanığın mağdureye kuzeni ... aracılığıyla farklı zamanlarda para gönderdiği de dosya kapsamındaki delillerle sabittir. Bu husus, sanık ve mağdurenin arasında önceden var olan bir ilişki bulunduğunu ve sanığın, mağdurenin rızası olmaksızın ona karşı cebir veya tehdit içeren bir eylem gerçekleştirdiği iddiasının şüpheli olduğunu göstermektedir. Sanığın aracına mağdurenin rızasıyla bindiği hususunda da herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Öte yandan, mağdurenin sanığa yönelik iddialarını destekleyecek tıbbi ve biyolojik delillerin bulunmadığı da adli tıp raporlarıyla sabittir. Mağdurenin beyanına göre, sanık tarafından yüzünü ve gözünü tırmaladığı iddia edilmişse de, adli tıp incelemesine göre sanığa ait tırnak örneklerinin mağdurenin DNA profili ile eşleşmediği tespit edilmiştir. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen raporda da, mağdurenin beyanlarını doğrulayacak şekilde sanığa yönelik bir saldırı bulgusu tespit edilmediği anlaşılmaktadır. Olayın mağdure tarafından yetkililere bildirilme şekli de beyanlarının doğruluğunu sorgulanır hale getirmektedir. Mağdurenin olayın hemen ardından evine döndüğü, ailesine ya da yetkili makamlara doğrudan bir ihbarda bulunmadığı, annesinin ısrarları sonucunda olayı anlattığı görülmektedir. Bu kadar ağır bir olayın mağdure tarafından ilk anda yetkililere bildirilmemesi ve ailesinin baskısıyla anlatılmış olması, olayın gelişiminde farklı saiklerin etkili olup olmadığı hususunu da gündeme getirmektedir. Diğer yandan, tanık olarak dinlenen seyyar satıcının, olay günü sanığın patates aldığını, aracın kilitli olmadığını, mağdure ile göz göze geldiğini ve mağdurenin herhangi bir sıkıntılı durumda olmadığını beyan etmesi de sanığın aleyhine olan iddiaları şüpheli hale getirmektedir. Yine, sanığın mağdurenin cinsel bölgesinde yara izi olup olmadığına ilişkin mahkemede sorulan soruya mağdurenin tutarsız yanıtlar verdiği, belirgin bir yara izi olup olmadığını hatırlamadığını beyan ettiği görülmektedir. Oysa, mağdurenin anlatımının olayın örgüsüne ve gelişimine uygun olması, tutarlı şekilde ilerlemesi ve olayı doğrulayan spesifik unsurları içermesi beklenir. Özellikle, sanığın cinsel organında ameliyat sonrası derin dikiş izleri bulunduğu ileri sürülmesine rağmen mağdurenin anlatımlarında bu hususa dair hiçbir ayrıntıya yer verilmemesi, beyanlarının güvenilirliğini tartışmalı hale getirmektedir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suç işlediğine dair mahkûmiyete yeterli, kesin ve şüpheden uzak bir delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ceza yargılamasında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, kesin ve somut deliller olmaksızın mahkûmiyet kararı verilemez. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca, sanığın suç işlediğinin kesin olarak ispatlanamaması hâlinde beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyor, sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.