İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/156 Karar: 2025/473 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/156 K.2025/473

Ceza Genel Kurulu 2022/156 E. , 2025/473 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 99-250 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...'ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 103/3-d, 103/4, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/156 E. , 2025/473 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 99-250 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...'ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 103/3-d, 103/4, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/156 E. , 2025/473 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 99-250 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...'ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 103/3-d, 103/4, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 18... ay; sanık ...'ın aynı Kanun'un 103/1, 103/4, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13.12.2016 tarih ve 121-187 sayı ile verilen hükümlerin, katılan mağdure vekili ve sanıklar müdafileri ile Aile ve Hizmetler Politikalar Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan inceleme neticesinde 13.12.2017 tarih ve 347-2417 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanık ...'ün TCK'nın 103/1-1.cümle, 103/3-c-d, 103/4, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 20... ay 3 gün; sanık ...'ın da aynı Kanun'un 103/1-1.cümle, 103/3-c, 43/1 62, 53... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın sanıklar müdafileri tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan)14. Ceza Dairesince 11.03.2019 tarih ve 8055-8085 sayı ile; "...Sanıklar haklarında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan hükümler kurulurken, ilk derece mahkemesinin kararında belirtilen hükümlere ilişkin katılan Bakanlık vekilinin istinaf talebi bulunmayıp katılan mağdure vekilinin istinaf başvurusunun ise yerinde olup olmadığının belirlenmesi bakımından mağdure ile annesi ...'nın sanıklar haklarındaki şikayetlerinden vazgeçtiklerini bildirdikleri 03.08.2016 tarihli celse itibarıyla mağdurenin annesi ...'nın medeni hakları kullanma ve irade açıklama ehliyetine sahip olup olmadığı araştırılıp, olmadığının anlaşılması halinde mağdureye Şarkışla Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.12.2017 gün ve 2017/558 Esas, 2017/1055 sayılı kararı ile vasi tayin edilen ... duruşmaya çağrılarak sanıklardan şikâyetçi olup olmadığı ve davaya katılmak isteyip istemediği sorulduktan sonra neticesine göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri yerine yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2019 tarih ve 99-250 sayı ile sanık ...'ün TCK'nın 103/1-1.cümle, 103/3-c-d, 103/4, 43, 62, 53... ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddeleri uyarınca 18... ay; sanık ...'ın aynı Kanun'un 103/1-1.cümle, 103/3-c, 43, 62, 53... ve CMK'nın 307/4. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına mahsuba ilişkin verilen hükümlerin, sanıklar müdafileri ve Aile ve Hizmetler Politikalar Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 10.11.2020 tarih ve 1269-4849 sayı ve Daire üyesi ...'in sanık ... yönünden sübut bulduğuna yönelik karşı oyu ile; "...Olayın intikal zamanı, mağdurenin aşamalarda değişen ve birbiriyle çelişen soyut beyanları, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair mağdure beyanı dışında cezalandırılmalarına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 31.12.2020 tarih ve 127090 sayı ile; "...Mağdurenin duruşmada önceki ifadelerini yalanlamasına karşın, hem mağdurun kolluk ifadesinde ifadeyi alan görevlilere sanık ...'ın eşi ...'nin kendisine olanları anlatmaması yönündeki baskıyı anlatması hem de ...'nin sınıf öğretmeni ...'a mağdurun velisi gidip mağdurun beyanlarına inanmaması gerektiğini söyleyip rahatsız edici bir şekilde kolundan tutarak duyduklarını kimseye söylememesini istediği gözetildiğinde, 3 yaşında iken babasını kaybedip annesi ile birlikte teyzesi ve sanık eniştesine sığınan mağdurun baskı altında olduğunun kabulü ile duruşmadaki ifadesine itibar edilmemesi gerektiği düşünülmüştür. Mağdurun şoruşturma aşamasındaki ifadelerinin alınmasına eşlik eden üç ayrı uzmanın da mağdurun beyanlarını itibar edilebilir bulması karşısında, bu beyanlara itibar edilmesi gerektiği, mağdurun ifadesini bölmek için bir neden olmadığından her iki sanık yönünden de suçun sübuta erdiğinin kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Yukarıda ilk derece mahkemesinin kabulünde yazılı olduğu üzere, mağdurun enişteleri olan her iki sanığın da mağduru farklı zamanlarda zincirleme olarak atılı çocuğun cinsel istismarı suçunu işledikleri, sanık ...'ın ayrıca mağdura karşı eylemini tehditle gerçekleştirdiği anlaşılmakla mahkûmiyet hükümlerinin onanması gerektiği düşüncesi ile bozma kararına itiraz etmek gerekmiştir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.01.2022 tarih ve 19004-7 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...’un katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Cumhuriyet Üniversitesinin düzenlediği 25.08.2016 tarihli raporda; psikopatik bir araz tespit edilmeyen katılan mağdurenin beyanlarına itibar edilebileceğinin, 15.02.2021 tarihinde kollukta katılan mağdurenin beyanının alınması sırasında hazır bulunan; rehber öğretmen bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurenin yaşı gereği bu cinsel içerikli anlatımlarının ya yaşamasından kaynaklı ya da başkası tarafından gösterilmesinden kaynaklı olabileceği, beyanlarının tutarlı bulunduğunun, Sosyal hizmet uzmanı bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurenin anlatımlarında doğruluk payının yüksek olduğunun, 03.08.2016 tarihinde mahkemede katılan mağdurenin beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurenin bu beyanı sırasında stres altında görülebilen dil sürçmesi yaşadığı, ilk beyanı sırasında böyle bir durumun yaşanmadığı, tehdit ve korku altında olabileceğinin, 23.04.2016 tarihinde katılan mağdure hakkında sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporuna göre; katılan mağdurenin beyanlarının tutarlı olduğunun, Bildirildiği anlaşılmaktadır. Katılan mağdure kollukta; ilköğretim 5. sınıf öğrencisi olduğunu, üç yaşındayken babasının vefat ettiğini, bu nedenle annesiyle birlikte teyzesinin kocası olan sanık ...'ın evinde ayrı bir odada kaldıklarını, ayrıca diğer teyzesinin eşi sanık ...’un da bu evin alt katında oturduğunu, Yaklaşık bir yıl önce evine bisiklet pompası almaya gittiği sanık ...'un dudağından öpüp eliyle poposunu ellediğini, bunu kimsenin görmediğini, kısa bir zaman sonra misafirliğe gelen bu sanığın evden ayrıldığı sırada da elinden tutup dudağından öptüğünü, tanık ...'nin geldiğini görmesi üzerine bıraktığını, hatta kendisini yukarı kata çağırıp "Ne yaptınız?" diye soran ...'ye "Abla, ... beni dudağımdan öptü." dediğini, yine bir müddet sonra Çayırlık mevkiine mantar toplamaya gittiklerini, burada yalnız kaldıkları sırada cep telefonunu çıkartan sanığın müstehcen videoları açıp "İzle, İzle." diyerek telefonu kendisine verdiğini, Birlikte aynı evde yaşadığı sanık ... ile eşi tanık ... ve kızları tanık ...’nin ayrı odada, kendisinin ve annesi müşteki ...'nın ayrı odada kaldıklarını, bu sene içerisinde bir gün su içmek için evin alt katında bulunan mutfağa gittiğinde sanık ...'ın kendisini yanına çağırdığını ve evin salonunda kucağına aldığını, cinsel organını çıkarttığını ve kucağında hareket ettirdiğini, sanığın cinsel organından beyaz bir sıvının geldiğini, hatta sanığın kendisinden bu sıvıyı temizlemek için etek istediğini, temizlendikten sonra bıraktığını, bu olayı kimseye anlatamadığını, sonraları sanığın fırsat buldukça ve kendisini yalnız yakaladıkça açıp gösterdiği cinsel organını ellemesini istediğini, bu olayları sadece geçen hafta sınıf arkadaşı olan tanıklar ... ve ...'ya anlattığını, ...'nın bu olayları tanık ...’ye onunda sanık ...’ın akrabası olan babası ...'e anlattığını ve bu şekilde sanık ...’ın bundan haberi olduğunu, sanık ...’ın eşi tanık ...'nin kendisine "Bu anlattıklarını kimseye söyleme. Eğer duyulursa annene bakacak kimsen kalmaz. Annen ölür. Sen arkadaşlarına hasta olduğunu, psikolojik rahatsızlığının bulunduğunu, rüyanda yılanlar gördüğünü ve bu yüzden yalan söylediğini anlat. ... eniştenin sana yaptıklarını rüyanda görmüş olduğunu, gerçekte böyle bir şeyin yaşanmadığını arkadaşlarına anlat." şeklinde sözler söylediğini, 19.04.2016 günü tanık ...'ın not defterine "Baba, senin benim ırzıma dokunmaya hakkın yok, ben namusumu korumak zorundayım." şeklinde bir not yazdırdığını ve sanığın bu olayı tekrarlarsa bu yazıyı okumasıyla onu rahat bırakacağını söylediğini, Savcılıkta; sanık ...'ın ilk eylemini 5. sınıfta okurken yaptığını, o gün okuldan geldiğinde kendisini tanık ...’nin odasına çağırıp, kapıyı kapattıktan sonra dudağından öptüğünü, cinsel organına, göğüslerine içeriden poposuna ise elbise üzerinden dokunduğunu ve cinsel organını gösterdiğini, daha sonra annesi müşteki ... ile kaldıkları odaya götürüp kapıyı kilitlediğini ve zorla cinsel organını yalattırdığını, bu esnada evdekilerin yukarıda olduklarını, ses gelmesi üzerine kendisini bıraktığını, sanığa neden böyle yaptığını sorduğunda ise "Yaparım. Bunları kimseye söyleme. Seni döverim." şeklinde sözler söylediğini, bir süre geçtikten sonra sanığın yine kanepede otururken kendisini kucağına oturtup salladığını, o sırada cinsel organının açık olduğunu kendisinin elbiselerinin bulunduğunu, hoplatırken sanığın cinsel organından beyaz bir sıvının çıktığını, bunun haricinde sanığın kendisini sürekli öptüğünü ancak en son ne zaman öptüğünü hatırlayamadığını, Mahkemede; olayların yanlış anlaşıldığını, ilk ifadesinde belirttiği hususların doğru olmadığını, Müşteki ... kollukta; kızı olan katılan mağdurenin kendisine bu zamana kadar bir şey anlatmadığını, anlattığı olaylara tanık da olmadığını, eniştesi olan sanık ...’ın bir dönem kendisine de sarkıntılıkta bulunduğunu, ancak bunu kimseye anlatmadığını, diğer eniştesi olan sanık ...'un ise namuslu ve ahlaklı bir insan olduğunu, kızına böyle bir eylemde bulunduğunu düşünmediğini, sanık ...’dan şikâyetçi olduğunu ancak sanık ...'tan şikâyetçi olmadığını, Mahkemede; sanık ...’ın evinde kalmaya devam ettiklerini korktuğu için daha önce sanık ... hakkında sarkıntılık iddiasında bulunduğunu, sanık ...’ın gerek kendisine gerekse kızı olan katılan mağdureye yönelik herhangi bir eyleminin bulunmadığını, Tanık ...; annesi tanık ... ve babası sanık ...’ın katılan mağdure ve annesine sahip çıktıklarını, her zaman korumacı bir tavır sergilediklerini, katılan mağdurenin yalan söyleyen bir çocuk olduğunu, böyle bir olayın yaşanamayacağını, katılan mağdure ve annesinin psikolojik sıkıntılarının olduğunu, kendisinin sosyal hizmetlerde sosyal çalışmacı olarak görev aldığını ve bu kapsamda katılan mağdureye gerekli tavsiyelerde bulunduğunu, katılan mağdurenin şikâyet mekanizmasının gelişmiş olduğunu, böyle bir olayın olması hâlinde vakit geçirmeksizin anlatacağını düşündüğünü, Tanık ...; babası olan sanık ...’ın kesinlikle böyle bir şey yapmayacağını, keza ne zaman katılan mağdureye seslerini yükseltecek olsalar sanık ...’ın hep onları uyararak katılan mağdureyi koruduğunu, Tanık ...; babası olan sanık ...’ın böyle bir şey yapmayacağını, katılan mağdurenin sorunlu bir çocuk olduğunu ve yetimliği nedeniyle ilgi çekmeye çalışıp kendisini odak noktası yaptığını, keza kendisini hep acındırdığını, kırgın çiçekler isminde bir dizi seyrettiklerini, hatta bir seferinde katılan mağdurenin yanına gelerek "Abla bende bir gün kırgın çiçek olur muyum?" diye sorduğunu, yine katılan mağdurenin televizyonda uygunsuz kanallar izlediğini gördüğünü, Tanık ...; katılan mağdureyle aynı okulda okuduklarını, mağdurenin geçen yıl "Amcam beni dudağımdan öpüyor." şeklinde sözler söylediğini, hatta aynı gün katılan mağdurenin bu hususu Beyza ismindeki arkadaşına da anlattığını, bu olayın 4. sınıfta okurken olduğunu, 5. sınıfa geçtiklerinde katılan mağdurenin olayı sınıftaki herkese anlattığını, bir gün katılan mağdurenin okula gelmediğini, ertesi gün okula gelip sınıfta "Benim gördüklerim bir rüyadır." şeklinde sözler söylediğini, katılan mağdureye "Bana gerçekleri anlat." dediğini, katılan mağdurenin ise teyzesi olan tanık ...’nin böyle söylemesi istediğini söylediğini, katılan mağdureye, bu olayları öğretmene ve müdüre anlatması için ısrar ettiklerini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... ilk derece yargılamasında; rahmetli bacanağının kızı olan katılan mağdurenin beyanlarının doğru olmadığını, keza evlerinin birbirine uzak olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, hatta katılan mağdurenin bisiklet pompası almak için kendisinin evine de gelmediğini, katılan mağdurenin çocuk ve ruhsal durumunun bozuk olmasından böyle bir suçlamada bulunduğunu düşündüğünü, mantar toplamaya gittiklerinde katılan mağdurenin annesinin de yanında olduğunu ve kesinlikle ayrı bir yere gitmediklerini, Bölge Adliye Mahkemesinde; katılan mağdurenin bir süre kendisine "Baba." diye hitap ettiğini, katılan mağdurenin okula gitmek istemeyip yurda gitmek istemesi sebebiyle bu şekilde beyanda bulunabileceğini, hatta kendisinin çocuğu olmaması sebebiyle katılan mağdureyi kızı gibi görüp sevdiğini, Sanık ... ilk derece yargılamasında; vefat eden bacanağının çocuğu olan katılan mağdureye ve onun annesi müşteki ... ile birlikte aynı evde yaşadıklarını, onlara sahip çıktığını, kesinlikle suçlamaları kabul etmediğini, şeker hastalığı nedeniyle 5-6 senedir cinsel isteğinin olmadığını, müşteki ... ve kızı katılan mağdurenin psikolojik sorunları olması nedeniyle bu şekilde beyanda bulunduklarını, kolluk beyanının eksik olduğunu, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, keza müşteki ...'nın emekli maaşını dahi eşi olan tanık ...’nin çektiğini, ...'nın kendini iyi ifade edebilecek bir durumda olmadığını, katılan mağdurenin, kendisine "Baba." dediğini, Bölge Adliye Mahkemesinde; çok küçük bir kasabada yaşadıklarını, katılan mağdureye böyle bir eylemi yapmasını mümkün olmadığını, katılan mağdurenin okuldaki arkadaşlarının kırgın çiçekler isimli bir dizide yurtta kalan çocukların rahat ettiğini, katılan mağdureye anlattıklarını, bunun üzerine katılan mağdurenin yurtta kalmak saikiyle bu şekilde ifade verdiğini düşündüğünü Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ı 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey, aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Katılan mağdurenin enişteleri olan sanıklar tarafından çocuğun cinsel istismarı suçuna maruz kaldığı Yerel Mahkemece kabul edilen olayda; Katılan mağdurenin, gerçekleştiğini iddia ettiği eylemleri, adli mercilerine bir iki yıl kadar sonra intikal ettirmesi ve bu süreç içerisinde sanıklarla görüşmeyi sürdürmesi, devam eden eylemler hakkında belirtilen süre boyunca katılan mağdurenin akrabalarına herhangi bir şey anlatmaması ve aynı ev içerisinde birlikte yaşayan kimselerin bu eylemlere tanık olmamaları, aksine tanıkların şüphelendikleri bir duruma rastlamadıklarını ileri sürmeleri, kolluk ve savcılıkta oluşa ilişkin istikrarsız beyanlarda bulunan katılan mağdurenin mahkemedeki ifadesinde ise bu kez böyle bir olayın yaşanmadığını belirtmek suretiyle çelişkiye düşmesi ve sanıkların tüm aşamalarda müsnet suçu inkâr etmeleri hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanıkların müsnet çocuğun cinsel istismarı suçunu işledikleri yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraatlerine karar verilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire kararındaki gerekçenin isabetli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 19.11.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla