İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.l. Başvurusu (B. No: 2016/63999)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuka aykırı olması, tutukluluğun makul

Başvuru No2016/63999Tarih9 Ocak 2020Okuma54 dk · 10.883 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm A.L. Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/63999
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.883 kelime·54 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuka aykırı olması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, resen yapılan tutukluluk

incelemelerinde alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi, tutukluluğa

itirazların değerlendirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının; mal varlığına tedbir konulması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, sadece tutuklamanın hukuki olmadığı

şikayetiyle ilgili görüş bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel

Kurulunun 16/7/2016 tarihli kararı ile görevinden uzaklaştırılmış; 24/8/2016

tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiş ve bu karar 29/11/2016 tarihinde

kesinleşmiştir.

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla meslekten

ihraç edilenler hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı

üzerine Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/7/2016 tarihinde

başvurucu gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde Denizli Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, ifadesinde; Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

(FETÖ/PDY) ile herhangi bir bağlantısının olmadığını, hiç kimsenin telkiniyle

hareket etmediğini, televizyondan gördüğü haberler dışında darbe teşebbüsü

hakkında bir bilgiye sahip olmadığını, bu darbe girişimini tasvip etmediğini

ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucu, FETÖ/PDY ile bir ilgisinin

bulunmadığını savunmuştur.

11. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016 tarihinde silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Denizli 2.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

12. Başvurucunun sorgusu Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde

17/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındaki

ifadesinde; çalıştığı yerlerde yasal olmayan hiçbir faaliyet içine girmediğini,

kaçma imkânına sahip olmasına rağmen kaçmadığını, herhangi bir örgütün üyesi

olmadığını ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir.

13. Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliği 17/7/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanması talebinin reddine karar vermiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheli hakkında atılı suçlardan

tutuklanması talebinde bulunulmuş ise de soruşturma evrakının incelenmesinde

talep yazısı ekinde şüphelinin Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesi

bunun dışında iş yeri ve arama tutunağı olduğu

soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen

Suçlar soruşturma bürosunun 16/7/2016 tarih bila

sayılı talebi üzerine Denizli Cumhuriyet başsavcılığının 17/7/2016 tarih 19701

soruşturma numarasını alan tutanak ile başlatıldığı, sonrasında Denizli

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nöbeçti Sulh Ceza

Hâkimliğine göz altına

alma, arama ve elk koyma kararı talep edildiği,

alınan bu karar doğrultusunda şüphelinin yakalanarak ifadesi alınıp hâkimliğimizde

hazır edildiği, soruşturma evrakında başka bir evrakın olmadığı CMK'nun 100/1 maddesinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde

tutuklama kararı verilebileceğinin ön görüldüğü, buna göre şüpheli hakkında

işlediği iddia edilen suçlarla ilgili herhangi bir somut delilin soruşturma

evrakında bulunmamasından dolayı tutuklama talebinin reddine ... [karar

verildi.]"

14. Bu karara Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/7/2016 tarihinde

itiraz edilmiş ve başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri

düzenlenmesine karar verilmesi talebinde bulunulmuştur.

15. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Denizli 1.

Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğini

incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.

16. Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2016 tarihinde,

Cumhuriyet Savcılığının itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle başvurucu

hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenmesine karar vermiştir.

17. Erzurum'da yakalandıktan sonra 25/7/2016 tarihinde

başvurucunun Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgusu yapılmıştır. Sorgu

sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda

alınmıştır. Başvurucunun sorgusundaki ifadesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben sorguya çıkartıldım üzerime atılı

suçlar tarafından serbest bırakıldım Cumhuriyet Başsavcı vekili V. bey ile

görüştüm serbest kaldığımı belirttim eşim ve çocuklarım Erzurumda

olduğu için Denizli'de hiç kimsemiz olmadığından ve kalacak yerim de

olmadığından eşim ve çocuklarım Erzurum'da kalmıştı. Başsavcı vekilimize

Erzurum'a gidip gidemeyeceğimi sordum. Hukuki sureci sizde biliyorsunuz şu anda

serbestsiniz açığa da alındınız Adliye'ye gelme zorunluluğunuz yoktur takdir

sizindir dedi. Daha önceden Bafra'dan tanıdığım ve stajyerim olanDenizli 3. Ağır Ceza Mahkemesi üyesiile

lojmanda aynı daireyi paylaşıyorduk ben orada misafir idim ailem de çok

tedirgin olmuştu. Erzurum'dan Denizli ye gelmek istiyorlardı beraber kaldığımhâkime

bir zararımda olmasın diyerek Denizli'den otobüs ile Erzurum'a intikal ettim

beni serbest bırakan hâkim ifademi alırken

bulunacağım adresi de bildirdim ben bu sene adli tatilden yararlanıyordum zaten

20 temmuz itibari ile erzuruma gitmek için uçak

bileti almıştım bu vahim olay olmasaydı ben 20 temmuz günü uçak ile Erzurumda olacaktım ben serbest kaldıktan sonra otobüs ile erzuruma geldim uçak biletimi de iptal ettirdim ...Ben cep

telefonumu kullanmış olduğum bilgisayarımı da teslim ettim. Facebook hesabım

vardır gene adaletorg sitelerinde hesabım vardır

bunlarında şifrelerini vermeye hazırım gene bu hesaplardan suçlandığım terör

örgütü ile ve hükümet ile alakalı en ufak ne övücü nede yerici bir paylaşımım

yoktur. Ben görevimi yaparken hükümet aleyhine veya lehine hiç bir şey yazmadım

olurda soruşturmalarda önümüze gelirse tarafsızlığımıza gölge düşürmesin diye

hareket ettim . Fetö terör

örgütü ile herhangi bir bağlantım yoktur. Ben 9 yıllık Cumhuriyet savcısıyım

herhangi bir başsavcılığım yoktur, yurt dışına çıkmadım , seminerlere gitmedim

meslek içerisinde böyle bir yapılanma olduğu herkes tarafından biliniyordu

ancak iyiniyetle bakıyorduk ama atamalardaki

haksızlıklar yurtdışına seminerlere gidenleri gördükten ve diğer kurumlarda

sınav sorularının çalınması sureti ile kişilerin hak etmedikleri görevlere

atandıklarını fark etmem üzerine benim bakış açım tamamen değişti, benim Fetö terör örgütü ile herhangi bir bağım yoktur ... Bazı hâkim

ve cumhuriyet savcılarına bu darbe ile ilgili telefonlarına mesaj gitmiş benim

telefonumda geriye doğru incelenebilir bu şekilde herhangi bir mesaj yoktur

gene bazı hâkim ve cumhuriyet savcılarının zaten bu darbe girişimi biliniyordu

şeklinde açıklamalarını duyduğumda benim böyle bir girişimin düşünüldüğünden

dahi haberim yoktu . Ben bir gün önce Cumhuriyet

Savcısı idim bir gün sonra polisine askerine kurşun sıkan şerefsizlerle aynı

konuma getirildim. Bu zaten benim ceza almamdan bile daha ağır bir şeydir,

mesleğim tehlikededir 3 çocuğum vardır benim ailemle çok mutlu bir hayatım

vardı. Ben en ufak market alışverişine dahi çocukları ile birlikte giden bir

insanım çalıştığım yerlerdeki meslektaşlarım ve vatandaşlarla hepsiyle memnun

olarak ayrıldım, benim kaçma şüphem yoktur karartacak herhangi bir delil de

yoktur üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum ben her şeyin sonuna kadar

araştırılmasını talep ediyorum. Çocuklarım ailem buradadır herkes mağdur oldu

tutuklama gibi bir durum olacaksa adli kontrol ile serbest bırakılmamı talep

ediyorum."

18. Sorgu sonucunda başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma,

Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevi yapmasını

engellemeye teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın

ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli[nin] üzerine atılı

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme, Anayasal Düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,

Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan

kaldırmaya veya görevi yapmasını engellemeye teşebbüs suçlarından, üzerineatılı suçların vasıf ve mahiyeti mevcut delil

durumu, delillerin henüz toplanma aşamasında olması; soruşturma dosyasına ekli

ev arama el koyma tutanağı, iş yeri arama tutanağı, Denizli 1 Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/7/2016 tarih 2016/2083 değişik iş sayılı kararı, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturma

bürosunun 16/7/2016 tarihli yazısı, HSYK 3. Dairesinin 16/7/2016 tarih

2016/7900-2016/9052karar sayılı yazıları bir bütün olarak değerlendirildiğinde

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcudiyeti,

şüphelinin üzerine atılı suçların CMK. 100/3 a-10-11 maddesinde belirtilen

katalog suçlardan olması karşısında kaçma şüphesi de gözetilerektutuklama

sebebi mevcut olmakla, atılı suçların TCK'daki cezasının alt ve üst sınırıları dikkate alındığında, tutuklama tedbirinin fiil

ile orantılı olacağı, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yetersiz ve işlevsiz

kalacağı değerlendirilerek şüphelinin CMK. 100 ve devamı maddeleri gereğince

tutuklanmasına... [karar verildi.]"

19. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı 19/9/2016 tarihinde

yetkisizlik kararı vererek dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar vermiştir.

20. Başvurucu 25/7/2016 tarihli tutuklama kararına 28/7/2016

tarihinde, 18/8/2016 tarihinde verilen tutukluluğun devamı kararına 22/8/2016 tarihinde,

7/9/2016 tarihli tutukluluğun devamı kararına da 26/9/2016 tarihinde itiraz

etmiştir. Başvurucu, bu itirazları hakkında herhangi bir karar verilmediğini

belirtmiş; 24/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. UYAP üzerinden

yapılan incelemede de başvurucunun itirazları hakkında karar verildiğine

ilişkin bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 680

sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname'nin 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler

ve Savcılar Kanunu'nun 93. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hâkim ve

savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev

yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il

Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapıldığı gerekçesiyle

9/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

22. Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/10/2017 tarihinde;

başvurucu hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye

Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından verilen tutuklama kararının

kaldırılmasına karar vermiştir.

23. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 11/12/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

24. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

almak suretiyle terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.

İddianamede suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun HSYK'nın 16/7/2016 tarihli kararı ile görevinden

uzaklaştırıldığı, 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği ve bu

kararın 29/11/2016 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. Bafra Adliyesinde görevli olan tanıklar R.P., Ç.Ş., F.G. ve

Y.S.ni şüphelinin Bafra Adliyesinde görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY ile ilgili

bir söz ve davranışının olmadığını beyan ettikleri, Denizli Adliyesi personeli M.A.nın da beyanının aynı yönde

olduğu ifade edilmiştir.

iii. Başvurucuya ait telefon hattı üzerinde yapılan inceleme

neticesinde Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla

Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 7/12/2017 tarihli HTS

analiz raporunda başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma

suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun cep telefonuna ait olan klasörde yer alan

fotoğraflar arasında nereden ya da ne şekilde yüklendiği bilinmeyen FETÖ/PDY

lideri Fethullah Gülen'e ait dört adet fotoğrafın olduğu,

ayrıca imaj dosyaları arasında adli konuları içeren Microsoft Office formatında

dijital verilerin bulunduğunun tespit edildiği iddia edilmiştir.

v. HSYK Genel Sekreterliğinin 5/12/2017 tarihli yazısıyla

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen gizli tanık Defne'nin 29/11/2017 tarihli

dilekçesinde başvurucuyla ilgili olarak "....her biri İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan adli

yargı hâkimleri Y.K., [AL.], A.İ., A.Y., T.A., A.C.N., M.S., İ.C. isimli kişilerin cemaat

evlerinde veya yurtlarında kaldıklarını..." şeklinde

açıklamaların bulunduğu belirtilmiştir.

25. İddianame Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesince 26/12/2017

tarihinde kabul edilerek E.2017/429 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır.

26. Mahkeme 25/1/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle cep

telefonunda bulunduğu iddia edilen fotoğrafların haber sitelerinden kaldığını,

gizli tanık beyanlarını kabul etmediğini, örgütün ev ve yurtlarında

kalmadığını, dayısının evinde kaldığını, bunun ikametgâh belgesi ile sabit

olduğunu, HTS kayıtlarına göre görüştüğü iddia edilen kişilerin aynı yerde

çalışırken görüştüğü meslektaşları ile jandarma ve polisler olduğunu, bu

kişiler arasında hâlen görevde olan kişilerin de bulunduğunu, görüşmeleri

arasında aleyhine olacak şekilde ayrım yapılmasının yanlış olduğunu

belirtmiştir.

27. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan tahliyesine ve başvurucu hakkında adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın aşamalarda alınan birbiriyle

uyumlu savunmaları, mevcut delil durumu, tutuklulukta geçirdiği süre ve tüm

dosya kapsamı göz önüne alındığında sanığın tutukluluk halinin devamının ölçülü

olmayacağı, adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağı kanaatine

varıldığından başkaca bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise tahliyesine, aynı gerekçelerle CMK 109. maddesi

gereğince yurt dışına çıkış yasağı uygulanmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına... [karar

verildi.]"

28. 24/5/2018 tarihli duruşmada Mahkeme, başvurucunun cep

telefonunda tespit edilen FETÖ/PDY lideri Fetullah

Gülen'e ait dört adet fotoğrafın haber sitelerinin kalıntısı olan fotoğraf

niteliğinde mi yoksa özellikle indirilmiş fotoğraf niteliğinde mi olduğunun

tespiti için bilirkişi raporu aldırılmasına karar vermiştir.

29. 25/10/2018 tarihli duruşmada bilirkişi, raporunu sunmuştur.

Bilirkişi raporunda; dört adet resim dosyasının telefon hafızasına özellikle

indirilmiş resim dosyaları olmadığı, telefonda yüklü Chrome uygulaması tarafından cache

klasörüne internet sitesinde içerik gezintisi sırasında kaydedilmiş resim

dosyalarından ibaret olduğu belirtilmiştir.

30. 25/10/2018 tarihli duruşmada M.A. (eski hâkim) adlı kişinin

etkin pişmanlık kapsamında verdiği 1/2/2018 tarihli dilekçe okunmuştur. M.A.

adlı kişi, dilekçesinde; hukuk fakültesinin son sınıfındayken Ö. adlı kişiyle

tanıştığını, bu kişinin kendisine Ankara'da hâkimlik sınavına çalışan kişilerin

kaldığı evlerden bahsettiğini, Ankara'daki bu evlerden birinde aralarında

başvurucunun da bulunduğu kişilerle birlikte kaldığını, bu evlerde disiplinli

bir şekilde sınava çalıştıklarını, bu süreçte sınav sorularının verilmesi gibi

bir durumun söz konusu olmadığını, böyle bir olaya şahit olmadığını

belirtmiştir.

31.Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) başvurusu hakkında

verilen karar.

33. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve

E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak

kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren;

siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt

liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle

güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak

için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar

edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları,

kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi

inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir

yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive

eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme

sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı

avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını

çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet

aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol

altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de

kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de

bünyesinde barındıran atipik/suigeneris

bir terör örgütüdür.

...

Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat

sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de,

dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu

şekildedir:

a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve

gönül bağıyla bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur.

Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil

olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.

b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane,

yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az

veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.

c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası):

Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona

bağlı çevresine propaganda yapan kişilerdir.

d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası):

Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye

girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta

kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve

daha üst katlarda görev alamazlar.

e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten

Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt

lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.

f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt

tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere

bakan kişilerdir.

g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri

tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin

kesimidir.

...

3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör

Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi

Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek

üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet

göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta

terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak

hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün

hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de

örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru

amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku

bakımından sorumlu olacaklardır.

Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun

doğrudan kasıtla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve

nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan

örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini

iddia etmeleri durumunda, TCK'nun 30. maddesinin

birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak

gerekecektir.

...

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin

anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihai amacını

gerçekleştirmek için 'mahrem alan' şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlı

kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce

sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve

yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek

cezalandırılacağı da açıktır. örgütlenme piramidine

göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan

örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce

dini bir kült, ardından da terör örgütü haline dönüşen FETÖ/PDY'nin,

başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle

böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve

yöneticisi Fethullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır

Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında,

özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki

örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal

olarak TCK'nun 30. maddesi kapsamında

değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda söz konusu değerlendirme

yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüyle ilgili dava dosyalarında yer alan EGM'nin

[Emniyet Genel Müdürlüğü]

örgüt hakkındaki raporuyla diğer belgeler, mahkemelerce karara bağlanan

davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları

ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu

görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak, devleti

ve hükümeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu

faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla

üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre

meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır.

Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri

hukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı

bulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle

kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli

operasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması

hadiselerini saymak mümkündür.

Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 30.10.2014 ve

daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve

kamuoyuyla paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY'nin, milli

güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm

altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer

terör örgütleriyle işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair

değerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütüyle devletin tüm kurum ve

birimleriyle birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması,

aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince de en üst düzeyde

benimsenip kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da gözardı

edilmemesi gerekir.

..."

34. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26/10/2017 tarihli ve

E.2017/1809, K.2017/5155 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye

hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt

üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim

olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle

organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken,

etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit

eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına

suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer

mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede

ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü

emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye

hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi

için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve

yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak

niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün

amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk

özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların

faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati

duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna

ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi

eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik,

Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek

katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası

olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye

olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle

hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin 'suç işlemek amacı' olması aranır. (Toroslu özel

kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel

Hükümler syf.280)

Bu açıklamalar ışığında somut olay

değerlendirildiğinde;

Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet

yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy.kararında anlatılan

ve nihai amacı, Devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak

değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve

eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir

kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah

gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan

aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara

alındığında, örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla

irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği, örgütle

organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delil

bulunmayan sanığın, hükme esas alınan ikrarı ve HTS kayıt içeriğine göre ...

İlçe Tarım Müdürlüğü'nde ziraat mühendisi olarak görev yaptığı dönemde, örgütün

ilçe imamı olduğu iddia edilen ve örgütün ilçe yapılanması içerisinde görevli

oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma yürütülen şahıslarla telefonla

görüşmek suretiyle irtibat içinde olmak, çoğunluğu kamuoyu nezdinde örgütün

gerçek yüzünü ortaya koyan, hukuki kılıflarla kamu görevlileri ve sivil

şahıslara yönelik bir kısım operasyonlara başladığı 2013 yılı öncesinde olmak

üzere birkaç kez de bu tarihten sonra örgütün dini sohbet toplantılarına

katılmak, örgüt tarafından çıkarılan gazetelere gerçek ismiyle abone olmak ve

çocuğunu örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılan ... isimli okula

göndermekten ibaret eylemlerinin, sanığın konum ve kişisel özellikleri de

nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat

etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetil[melidir.] ..."

35. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve

E.2017/1862, K.2017/5796 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve

faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy. kararında anlatılan ve nihai amacı,

Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu

anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi

olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle

algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören

fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan

aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara

alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya

daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın

örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de,

bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan

mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya

koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından

tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri

tarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğuna

ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da

aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin,

nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet

ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet

kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek, bir Devlet okulunda öğretmen

olarak görev yapan, örgütle irtibatlı olduğu için kapatılmasına karar verilen

sendikaya üye olan, örgütün kriptolu iletişim ağı olan ByLock

iletişim sistemini kullanmayan ancak 25.09.2014 ve 13.10.2014 tarihlerinde örgüt

liderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibatlı Bank Asya’ya eşi

adına para yatıran sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik

yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul

edilmesine yasal olanak bulunmadığından, konusu suç oluşturmayan ancak örgüt

liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerin yardım suçunu

oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm

kurulması kanuna aykırı... [görülmüştür.]"

B. Uluslararası Hukuk

36. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Mustafa Baldır (B. No: 2016/29354,

4/4/2018, §§ 33-37) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

38. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen

ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan ve bireysel başvuru

tarihinde ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

39.Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen fişleme listelerine dayalı olarak hakkında tutuklama kararı

verildiğini, ilk tutuklama talebinin reddedilmesinin de bu durumu teyit

ettiğini, somut olayda tutuklama nedenlerinin de mevcut olmadığını, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu, adli kontrolün neden yetersiz kalacağının

açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak

mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia

etmektedir.

40.Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında verilen tutuklama

kararında açıklanan gerekçeler, iddianameyle başvurucuya isnat edilen eylemler

ile bu eylemlere ilişkin olarak dayanılan delillerin içeriği dikkate

alındığında tutuklamaya esas alınan delillerin objektif bir gözlemciyi suçun

işlendiği hususunda ikna edebilecek nitelikte olduğu ve tutuklama anında da

makul şüphenin bulunduğu belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucunun

şikâyetlerine yönelik incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması

ve bu kapsamda yapılacak incelemede de başvurucunun şikâyetlerinin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmasına karar verilmesi

gerektiğini değerlendirmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; HTS

kayıtlarındaki telefon görüşmelerinin mesleğinden kaynaklanan olağan görüşmeler

olduğunu, FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı hususunun

doğru olmadığını, öğrencilik yıllarında dayısının evinde kaldığına ilişkin

ikametgâh belgesini mahkemeye sunduğunu, telefonunda bulunan fotoğrafların

internet sitesinde içerik gezintisi sırasında kaydedilmiş fotoğraflar olduğunun

bilirkişi raporuyla ortaya konulduğunu belirtmiştir. Başvurucu, bu gerekçelerle

tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

43. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

45. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır.

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan

olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

46. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Somut olayda başvurucu 25/7/2016 tarihli tutuklama kararına

28/7/2016 tarihinde, 18/8/2016 tarihinde verilen tutukluluğun devamı kararına

22/8/2016 tarihinde, 7/9/2016 tarihli tutukluluğun devamı kararına da 26/9/2016

tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu, bu itirazları hakkında herhangi bir karar

verilmediğini belirtmiş; 24/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

UYAP üzerinden yapılan incelemede de başvurucunun itirazları hakkında karar

verildiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır. Bu nedenle başvuru

yollarının tüketildiği kabul edilmelidir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin

bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

iii. Esas Yönünden

(1) Genel İlkeler

48. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Zafer Özer (B.

No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45) başvurusu hakkında verilen karar.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

50. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

51. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya

görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu

nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse

diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak

soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat

edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal ve

hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni

dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleri

arasından bkz. Adem Türkel, §§

52-59; Erdem Doğan, B. No:

2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak-

hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi

[GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §93). Somut başvuruda anılan

kararlardan yer alan değerlendirmelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

52. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

54. Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna

genel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

55. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine,

FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan

kişilerle telefon görüşmesi yapmasına, cep telefonuna ait olan klasörde yer

alan fotoğraflar arasında FETÖ/PDY lideri Fethullah

Gülen'e ait dört adet fotoğrafın bulunmasına, gizli tanığın başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığına ilişkin beyanına

dayanılmıştır. Ayrıca yargılama devam ederken M.A. adlı kişi etkin pişmanlık

kapsamında verdiği ifadesinde, başvurucunun Ankara'da hâkimlik sınavına

hazırlanmak için oluşturulan evlerde kaldığını ileri sürmüştür.

56. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun meslekten ihraç edilmesidir.

57. Darbe teşebbüsünden sonra başta soruşturma mercileri olmak

üzere yargı organları ve kamu makamları büyük bir zorlukla karşı karşıya

kalmışlardır. Teşebbüsün savuşturulmaya çalışıldığı sırada hem doğrudan

teşebbüsle bağlantılı olduğu değerlendirilen binlerce kişi hakkında hem de

teşebbüsle bağlantılı olmasa da bunun arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile

bağlantılı olduğu değerlendirilen ve önemli bir kısmı kamu görevlisi olan on

binlerce kişi hakkında ivedilikle soruşturma yürütülmesi ihtiyacı ortaya

çıkmıştır (Zafer Özer, § 53).

58. Ülkenin savaş uçağı, helikopter ve tank gibi savaş

araçlarının dahi kullanıldığı bir darbe teşebbüsüne maruz kalması dolayısıyla

bu teşebbüsle ya da bunun arkasındaki yapılanma ile bağlantılı kişiler hakkında

ivedilikle soruşturma başlatılması ve bu soruşturmalar kapsamında bazı

şüpheliler hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine

başvurulması, suç işleyenlerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamak üzere

soruşturmaların selamet içinde yürütülmesi amacının yanı sıra darbe teşebbüsü

ve onun arkasındaki yapılanma nedeniyle millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde

oluşan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi gayesine de yöneliktir (Zafer Özer, § 54).

59. FETÖ/PDY'nin kamuda en yoğun

şekilde örgütlendiği alanlardan birinin yargı olması nedeniyle haklarında

soruşturma başlatılan bu kamu görevlileri arasında yargı mensupları önemli bir

yer tutmuştur. Bu bağlamda HSYK, darbe teşebbüsünün devam etmekte olduğu

dönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğu

değerlendirmesiyle çok sayıda hâkim ve Cumhuriyet savcısının görevden uzaklaştırılmasına karar

vermiştir. Aynı değerlendirmeyle Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu bazı

mensuplarının Yargıtaydaki yetkilerinin kaldırılmasına, Danıştay

Başkanlık Kurulu ise bir kısım üyesinin görev

yaptıkları dairelerdeki görevlerinin sonlandırılmasına karar vermiştir.

Süreç içinde de çok sayıda yargı mensubu hakkında görevden uzaklaştırma ve meslekten

çıkarma idari tedbirlerine başvurulmuş, ayrıca başlatılan ceza

soruşturmaları kapsamında bu kişilerin büyük bölümü hakkında yakalama, gözaltı

ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Zafer

Özer, § 55).

60. Bu kapsamda verilen tutuklamaya ilişkin kararların önemli

bir kısmında şüphelilerin suç işlediklerine dair somut delillerin bulunduğu

ifade edilirken veya düzenlenen iddianamelerde suçlamaya ilişkin olgular

açıklanırken söz konusu görevden

uzaklaştırma, yetkilerini

kaldırma ve dairelerdeki

görevlerini sona erdirme veya

meslekten çıkarma şeklindeki idari kararlara atıf yapılmıştır. Bu

itibarla anılan kararların kuvvetli suç belirtisi ölçütünü karşılayıp

karşılamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (Zafer Özer, § 56).

61. Darbe teşebbüsünün yanı sıra teşebbüsten veya teşebbüsün

arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinden kaynaklanan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmeye çalışıldığı

bu aşamada teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantılarının olduğu

değerlendirilen yargı mensupları hakkında uygulanan idari tedbirlere ilişkin bu

kararların ilgili mercilerde oluşan bir kanaate dayalı olarak verilmesi söz

konusu olsa da içeriğinde kendileriyle ilgili bir eylem veya olgudan

bahsedilmeyen kişiler bakımından bunların -tek başına- kuvvetli suç belirtisi

olarak kabul edilmesi mümkün değildir (Zafer

Özer, § 57).

62. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki

idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara

muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu anlamına

gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır, § 70; Mustafa Açay, B.

No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A.,

B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş,

B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104). Bu itibarla başvurucu

hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin

kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirme

bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirti

olarak kabulü mümkün değildir.

63. Soruşturma mercileri ayrıca başvurucunun cep telefonunda Fetullah Gülen'e ait dört adet fotoğrafın bulunmasına

dayanmıştır. Ancak başvurucu, bu fotoğrafları bilerek indirmediğini

belirtmiştir. Nitekim bilirkişi raporunda da bu dört adet fotoğrafın telefon

hafızasına özellikle indirilmiş resim dosyaları olmayıp internet sitesinde

içerik gezintisi sırasında kaydedilmiş resim dosyalarından ibaret olduğu

belirtilmiştir. Dolayısıyla bu delilin suçun işlendiğine dair kuvvetli bir

belirti oluşturduğu söylenemeyecektir.

64. Diğer taraftan başvurucunun FETÖ/PDY'ye

üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle telefon görüşmesi yapmasına

dayanılmıştır. Başvurucu; bu kişilerin aynı yerde çalışırken görüştüğü

meslektaşları, jandarmalar ve polisler olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun

hayatın olağan akışına uygun bu savunmasının karşısında soruşturma makamlarınca

bu görüşmelerin örgütsel bir görüşme olduğuna ve açılan soruşturma veya

kovuşturmayla ilgisi olduğuna yönelikbir iddia ileri

sürülmediği gibi bu yönde bir delil de ortaya konulmamıştır.

65. Son olarak iki tanık ifadesinde, başvurucunun öğrencilik

yıllarında (2005 yılı ve daha öncesine tekabül etmektedir) FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı belirtilmiştir. Tanıklardan

birisi olan M.Ö. 2005 yılında başvurucunun hâkimlik sınavına çalışan kişilerle

birlikte kaldığını, bu süreçte sınav sorularının verilmesi gibi bir durumun söz

konusu olmadığını, böyle bir olaya şahit olmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay

kararlarında (bkz. §§ 33-35) FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü

ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından

tartışılır hâle geldiği, üst düzey Hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri

tarafından yapılan açıklamalarda paralel

yapı veya terör örgütü

olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, MGK tarafından da aynı

değerlendirmelerin paylaşıldığı, süreçten önce icra edilen faaliyetlerin

nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet

ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet

kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Somut olayda da

başvurucunun Yargıtay kararında belirtilen tarihten önce FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı iddiası dışında gerek bu

tarihten önce gerekse bu tarihten sonra herhangi bir örgütsel faaliyette

bulunduğuna ilişkin bir delil ortaya konulamamıştır.

66. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve

değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

67. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

68. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

69. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

iv. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

70. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının

suç işlendiğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu

hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yönde bkz. Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,

11/1/2018, § 110; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 157).

71. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72.Başvurucu;ilgili ve yeterli

gerekçeler olmadan, kişiselleştirme yapılmaksızın tutukluluğunun devam

ettirildiğini, tutukluluğunun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

73.Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya

hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay

içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet

Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda

25/1/2018 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucu yönünden anılan

içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığı anlaşılmıştır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Yapısı ile Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

75. Başvurucu; dosyanın içeriğine hâkim olmayan ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının etkisi ile hareket ettiği izlenimi uyandıran sulh

ceza hâkimliklerince tutuklandığını, bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız

olmadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

76. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78, 94-97). Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu, tutuklama kararına itirazın ve tutukluluğun

devamına ilişkin kararların dosya üzerinden duruşma açılmaksızın incelendiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

79. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğunu kabul etmiştir (Salih Sönmez,

B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 166-177). Somut olay bakımdan 25/7/2016

tarihinde tutuklanıp 25/1/2018 tarihinde hâkim/mahkeme önüne çıktığı anlaşılan

başvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti bakımından anılan karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum mevcut değildir.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Resen Yapılan

Tutukluluk İncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

81. Başvurucu, resen yapılan tutukluluk incelemeleri sırasında

alınan Savcılık görüşünün tarafına tebliğ edilmediğini ve çelişmelilik

ilkesine aykırı davranıldığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

82.Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, 5271

sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılan değerlendirmelerin resen

yapıldığını ve bu değerlendirmelerin Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme

hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiş ve bu kapsamdaki şikâyetler

bakımından konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemezlik kararları vermiştir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol

ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015 § 24). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan

iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut

değildir.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluğa İtirazın

Hiç Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

84. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin

kararlara yasal süreleri içinde yaptığı itirazlara cevap verilmediğini,

itirazları hakkında herhangi bir kararın kendisine tebliğ edilmediğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

85. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle gelmiş başvurucular

yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa anılan yolun tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucular

yönünden bkz. Cafer Yıldız, B.

No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar

Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş

başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B.

No: 2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda

kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum

mevcut değildir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

87. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak teşkil eden soruşturma

dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, dosyaya ve tutuklanmasına neden

olan esaslı delillere erişemediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili bir

şekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

88. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına

karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini incelemiş ve soruşturma

sürecinde, tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya

bildirilmiş olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015,

§§ 168-176; Hidayet Karaca [GK],

B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, §§ 248-257). Somut olay bakımından soruşturma dosyası incelendiğinde

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya bildirildiği

ve tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda yeterli imkânın

tanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan ayrılmayı gerektirecek bir husus

bulunmamaktadır.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Tedbir Kararı

Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu, mal varlığı hakkında tedbir kararı verilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

91. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mal varlığına konulan

tedbir nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla bu tedbir kararı

kaldırılmış ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına

atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28; Mustafa Ünal, B.

No: 2017/21149, 28/11/2018, § 112). Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan

tedbirin 21/11/2016 tarihinde kaldırıldığı anlaşıldığından somut başvuru

yönünden anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığı

değerlendirilmiştir.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

94. Başvurucu, 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

95.Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018,

[GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının

yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı

anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No:

2016/12506, 7/11/2019).

96.Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine

karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz

edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

97. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 25/1/2018 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiş ve başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir.

98. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.000 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Sulh ceza hâkimliklerinin yapısı ile bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

5. Resen yapılan tutukluluk incelemesinde alınan savcılık

görüşünün bildirilmediğine ilişkin iddianın

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

6. Tutukluluğa itirazın değerlendirilmediğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

8. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Antalya 8. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/429) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

B.Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597 (Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden ve gerekçelerle;

25.7.2016 tarihinde tutuklanan, hakkındaki soruşturma devam ederken cep

telefonunda FETÖ bağlantısı hususunda kimi verilere rastlanan, keza etkin

pişmanlıktan faydalanan bir gizli tanığın beyanının yanısıra,

eski hâkim bir tanığın beyanına göre, örgütçe tayin edilen bir evde hâkimlik

sınavına hazırlandığı konusunda aleyhinde ifadeler bulunulan, 25.1.2018

tarihinde tahliye edilen ve halen hakkındaki yargılama derdest bulunan

başvurucu hakkındaki ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli

belirtilerin yeterince ortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine

vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

A.L.

Vekili

:

Av. Gündüz GÜNEŞ

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini

gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka söyleyişle, etkili

olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da öngörülmüş güvencelere

aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve

yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması gerekmektedir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29). Bununla

birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir başvuru

yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun

tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan oluşturulan ve henüz uygulaması

olmayan başvuru yollarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir (Ramazan

Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı

organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 25.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 24.11.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 25.01.2018 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa

Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 100

ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu bir incelemedir. Zira 5271

sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı fıkrasına

göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir

tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama

kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı Kanunun

101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına

veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli

suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça

gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi ve

manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." Görüldüğü üzere 141. maddenin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen

koşullara" atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi,

tutuklama nedeni, ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak

tutuklandığını düşünen bir kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı

öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu

tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması

veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK 141/1

a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle kabul

edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK

141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı

iddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise

işin esası incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul sürenin

veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte

dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın

141. maddesindeki tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir

başka söyleyişle, gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın

mahkûmiyetle sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına

bakılmaksızın başvuru yollarının tüketil¬memesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf

yapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin

şikâyetlerde CMK’nın 141. maddesindeki yolun

tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia edilebilir ise de;

Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine oluşturulmuş bir uygulama

tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı

başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik

kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının var olup olmadığına

bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda atıf yapılan

Yargıtay kararları7 somut delil olmadan

gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan

iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi

bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu

güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren

herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade

etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi

kapsamında açılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik

kararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle

başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu

olmadığı için bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan

bu yola işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek

amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve

tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin

devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten

mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında

mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya

kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama tedbirinin

hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği veya

vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun etkililiği

açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda,

kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyet

hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemek

yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,

Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya

beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de,

mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın

hukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği

gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun

olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı

verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş

iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında

mahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna

karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de,

tutuklamanın hukukiliği bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi

hakkındaki yargısal sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına

bağlı tutmadığı anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen

tazminat nedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu

edilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu

kararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup

da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla

olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması

nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın

esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan

kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı

yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye

kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,

tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu

konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza

mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka

aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de

herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) ile (d) bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi

gerektiğine ilişkin yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve

hakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun

yolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı

doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin

kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli

suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte

devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e.,

s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin olup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup

olmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin

olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli

suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceği

varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminat

davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasına

bakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama

nedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden

kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini,

inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de

düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına

neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu

sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

olarak ise Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili

açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve

yeterli giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip

etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin

141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi

tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel

haklara müdahale sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu

niteliğini haiz olduğunu ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi

faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden de başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal, B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu

kararlarında CMK’nın 141/1-a bendine de atıf

yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da,

tutuklamayla ilgili/ilişkili davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla

sonuçlanması şartı aranmamaktadır. Tutuklamaya konu davanın beraatla veya

takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı 141/1-e bendi için geçerlidir.

Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK 141/1-e bendindeki hükmün

tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte etkili bir yol olmadığını

belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat istenebilmesi için

tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Kişi beraat

edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup olmadığına ilişkin bir

tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir. Oysa bir yolun etkili

kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespit edebilmesi ve ihlali

giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerleri

kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiği

itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bubağlamda141/1-

ebendinindeğil,141/1-abendininetkilibiryol olduğu söylenebilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu

kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi

beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun

etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141.

maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğine

ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasının

incelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

____________________

1 Halas Aslan, B. No:

2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan, 2013/5700, 15/04/2015, § 26;

Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29; Mecit

Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§ 39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B. No:

2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49; Ertuğrul

Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47, Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman Ak,

B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624, 9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli

ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar bakımından, Yargıtay uygulamasında

tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal kararlar bulunmamakla

birlikte, böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia

edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu değildir.

9B.T. [GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§

40-60.

10 Cafer Yıldız, B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B.

No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40.

11Bkz. Besime Konca, B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12Mehmet Özdemir, B. No: 2017/37283, 29/11/2018

13Ali Bulaç [GK], B.

No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015

tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı, 1/10/2012 tarihli ve

E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §

19, 37

16 Bkz. Örneğin, Hüsnü Aşkan,

B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §

87. 17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/63999, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet
  13. B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman
  14. C. Tedbir Kararı
  15. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  17. E. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  18. F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  19. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Karşıoy
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/63999
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Medine Koç ve Selver Özkan Başvurusu (B. No: 2015/8721)
  • İsmail Kiriş Başvurusu (B. No: 2016/36498)
  • N.d. Başvurusu (B. No: 2016/21990)
  • Sinan Cem Öztürk Başvurusu (B. No: 2016/13477)
  • Baver Mızrak Başvurusu (B. No: 2015/19280)
  • M.m.b. Başvurusu (B. No: 2015/15088)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.