İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

N.d. Başvurusu (B. No: 2016/21990)

1. Başvuru, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar

Başvuru No2016/21990Tarih9 Ocak 2020Okuma49 dk · 9.706 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm N.D. Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/21990
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.706 kelime·49 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar

gerçekleşmemesine rağmen hiçbir somut delil bulunmadan verilen hukuka aykırı

tutuklama kararı nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden

sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul

edilemez olduğuna, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası yönünden başvurunun

Bölüme gönderilmesine ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne 19/2/2019

tarihinde karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş, çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. Başvurucu, en son Delice Hâkimi olarak görev yapmıştır.

12. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile -Delice hâkimi olarak görev yapmakta olan-

başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiş, başvurucu 24/8/2016

tarihinde meslekten ihraç edilmiş ve bu karar 29/11/2016 tarihinde

kesinleşmiştir.

13. Başvurucu, hakkında başlatılan soruşturma kapsamında

17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucunun Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığında alınan

18/7/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Suçlamayı kabul etmiyorum. Ne

Fettullahçı Terör Örgütü ne de başka bir terör örgütü ile uzaktan veya yakından

herhangi bir ilgim bulunmamaktadır. Yapılan darbe girişimini alçakça ve haince

buluyorum. Lanetliyorum. Kim yaptı ise Allah cezasını versin diyorum. Ben bir

hâkimim hukukçuyum, darbe isnadını kendime hakaret olarak kabul ediyorum. Bir

hukukçu olarak hâkim olarak darbeyi desteklemem mümkün olamaz demokrasiye göre

seçim ile gelen hükümet yine seçimle yani milletin iradesi ile değişebilir

bunun aksini düşünmek mümkün değildir. Bu hain girişimi kınıyorum. Tarafıma

yapılan suçlamaları asla kabul etmiyorum. Tüm suçlamaları reddediyorum. Ben

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsız, tarafsız, anayasaya, kanunlara,

hukuka, hak ve adalete göre vicdanı ile karar veren bir hâkimim. Görevimi

yaparken hiç kimseden emir ve talimat almadım. Hiçbir suç yapısı ile ilişkim

olmadı. Kutsal mesleğimin şeref ve onuruna yakışır bir şekilde mesleğimi

yaptım. Zaten okunan belgelerde de hakkımda herhangi bir delil bilgi, belge

bulunmamaktadır. Sadece bir listede ismim geçtiği için bu suç isnadı ile karşı

karşıyayım. Suçsuzluğumu ispatlamak zorunda bırakıldım. Ayrıca 2802 Sayılı

Hâkim Savcılar Kanunu'nun 88. maddesine göre bir hâkim hakkında yakalama,

arama, sorguya sevk işlemleri ancak ağır cezayı gerektiren suç üstü halinde

mümkün olup tarafıma isnat edilen suçla herhangi bir ilgim bulunmadığı gibi suç

üstü hali gibi bir durum da bulunmamaktadır. Yapılan yakalama gözaltı işlemleri

kanuna, hukuka aykırıdır.

Kısa adı FETÖ/PDY yani Fethullahçı Terör

Örgütü/Parelel Devlet Yapılanması ile ilgili bir bağlantısı olup olmadığı,

toplantılarına katılıp katılmadığı, maddi veya ayni ya da para yardımında

bulunup bulunmadığı, sohbetlerine katılıp katılmadığı soruldu:

Asla kabul etmiyorum. Ben bağımsız ve tarafsız

olarak görevimi yerine getirdim. Çevremde dürüst ve çalışkan ve en önemlisi

tarafsız ve bağımsız bir hâkim olarak bilinmekteyim.

...

15/7/2016 tarihindeki cebir ve tehdit

kullanarak yapılan eylemler ile ilgili herhangi bir fiili bir desteği veya

yardımı olup olmadığı soruldu:

Kesinlikle herhangi bir desteğim yoktur. Aynı

tarihte öğleyin Kırıkkale Adliyesi'ne Hâkim olan eşim ile birlikte onun

başvurusunu yapmak ve lojman başvurumuzun sonucunu almak üzere geldik.

Kırıkkale Adliyesi'ne ait lojmanda .. Blk. .. Numaradaki tarafımıza tahsis

edilen lojmanı görmek üzere gittik. Lojmandaki eksiklikleri boya badana

işlerini halletmeye çalıştık yanımızda çocuklarımız vardı. Telefonla nakliye,

temizlik işlemlerini halletmeye çalıştık. Buradan hatırladığım kadarıyla mesai

sonrası Ankara'ya geçtik. Bir aile dostumuzda kaldık. Burada ertesi gün sabah

çıkarak daha önceden yer ayırttığımız Çakraz'da iki gün tatil yapmayı

planlıyorduk. Ancak 15/7/2016 tarihinde akşam 21:30 gibi çocukları parka

indirdik bu arada uçakların çok alçaktan uçması ve gürültü nedeniyle ne

olduğunu anlamaya çalıştım. Çocukları tekrar içeriye aldık. İleri saatlerde bu

hain alçakça girişimi öğrendik. Sabaha kadar uyumadık çocuklarımız korktu. Bu

olaydan biz de vatandaş olarak mağduruz. Ben, değil insan canına kıymak her

türlü canlının zarar görmesinden bile mütessir olan kişiyim. Manevi anlamda

dahi herhangi bir desteğim yoktur yukarıda anlattığım gibi darbeye kalkışanları

lanetliyorum. Bunu yapanların en ağır şekilde cezalandırılması temennimdir. Bu

fiilin benim ile irtibatlandırılmasına bir anlam veremedim. Ortada illiyet bağı

bulunmamaktadır. Ben mesleğimin gereklerini yerine getiren, öncelikle iş

hayatına önem veren, fazla mesai yapmam nedeniyle aileme yeterince vakit bile

ayıramayan bir insanım. Bu durumdan çok muzdaribim. Suçlamayı kesinlikle kabul

etmiyorum. Takipsizlik kararı verilmesini ya da en kötü ihtimalle tutuksuz

yargılanmayı istiyorum.

..."

15.

Başvurucu 18/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle Savcılık

tarafından Kırıkkale Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.

16. Kırıkkale Sulh Ceza Hâkimliği 18/7/2016 tarihinde,

başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... 15/7/2016 günü başlatılan darbeye

teşebbüs eyleminin FETÖ/PDY terör örgütüne üye kişilerce gerçekleştirilmek

istendiğinin iddia edilmesi, 16/7/2016 tarihinde HSYK tarafından yapılan

değerlendirmede darbeye teşebbüs eylemi sonrasında aralarında sorguları yapılan

şüphelilerin görevden uzaklaştırılmaları yönünde karar alınması ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma

Bürosu'nun 16/7/2016 tarihli yazısı göz önünde bulundurulduğunda şüpheliler

tarafından işlendiği iddia edilen suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu, atılı suçların CMK'nın 100/3-11. maddesinde belirtilen katalog

suçlardan bulunduğu, aynı maddenin 3. fıkrasına göre kuvvetli suç şüphesinin

varlığı halinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği, isnat edilen suçların

kanunda öngörülen ceza miktarı göz önüne alındığında adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüpheliler N.D., ...'nın isnat

edilen suçlardan CMK'nın 100. maddesi gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına, ...[karar

verildi.]"

17. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Ankara 3. Sulh

Ceza Hâkimliği 27/7/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"Kırıkkale Sulh Ceza Hakimliği'nin

18/7/2016 tarih ve 2016/153sorgu sayılı şüpheli N.D.'nin tutuklanmasına dair

kararının gerekçesinde hukuka aykırı herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı,

tutuklama tarihinden bu yana şüpheli lehine herhangi bir değişiklik olmadığı

anlaşıldığından itirazın reddine... [kesin olarak

karar verildi.]"

18. Kırıkkale Sulh Ceza Hâkimliğince, başvurucunun tahliye

talebinin reddine ve itiraz konusu soruşturma evrakının itirazı incelemeye

yetkili Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine dair verilen

2/8/2016 tarihli karar sonrasında Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince, itirazın

reddine ve başvurucunun tutukluluk halinin devamına 8/8/2016 tarihinde kesin

olarak karar verilmiştir.

19. Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada

1/9/2016 tarihinde verilen yetkisizlik kararı ile dosyanın Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

20. Başvurucu 6/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 7/9/2016

tarihinde,başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve

silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tahliyesine ve hakkında imza atmak

şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

22. Soruşturma aşamasında dinlenen tanık S.Y.nin HSYK

müfettişlerince alınan 13/4/2017 tarihli ifadesinin başvurucu hakkındaki ilgili

kısmı şöyledir:

"Ben Mardin'de görev yaparken ilgili de

orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle

FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu

kişilerle birlikte hareket ediyordu."

23. Başvurucu hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçundan 18/10/2018 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

24. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19/10/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

25. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında bazı genel

bilgilere, daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer

verilmiştir.

26. Bu bağlamda iddianamenin başvurucu hakkında iddia olunan

suça ve örgüt bağlantısına ilişkin kısımları özetle şöyledir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle başvurucunun HSYK

tarafından meslekten çıkarıldığı ve bu kararın kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. Tanık S.Y.nin 13/4/2017 tarihli ifadesindeki başvurucuyla

ilgili beyanlarına (bkz. § 22) yer verilmiştir.

iii. Emniyet tarafından düzenlenen 5/6/2017 tarihli HTS analiz

raporunda, başvurucunun kullandığı telefonla haklarında FETÖ/PDY kapsamında

soruşturma yürütülen bir kısım kişiyle görüşmesinin bulunduğuna yer verilmiş

ise de bu kişilerin genellikle yargı mensubu olduğu ve örgütün üst düzey

yöneticisi olduklarına dair de bir tespite yer verilmediği belirtilmiştir.

iv. İddianamenin sonuç ve talep kısmı ise şöyledir:

"Şüpheli hakkında; FETÖ/PDY ile irtibatlı

olduğu gerekçesiyle HSYK tarafından verilen meslekten çıkarma kararı, beyan,

kolluk tarafından düzenlenen raporlar ve tüm soruşturma kapsamında elde edilen

deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüphelinin, Fetullahçı Silahlı

Terör Örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği, kendi

iradesini örgütün iradesine terk ettiği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket

ettiği, örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün yargı yapılanması içinde yer

aldığı ve anlatılan lehe/aleyhe tüm deliller ile savunması karşısında;

şüphelinin, anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını

açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu itibarla şüpheli N.D. hakkında;

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesi

gereğince düzenlenen iş bu iddianamenin, kabul edilip yargılamaya başlanılarak,

delillerin değerlendirilmesi ve takdiri Mahkemenize ait olmak üzere;

1-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ nun

7/1. maddesi yollaması ile Türk Ceza Kanunu' nun 314/2. maddesine

görecezalandırılmasına,

…

Karar verilmesi kamu adına talep ve iddia

olunur."

27. İddianame Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

1/11/2018 tarihinde kabul edilerek E.2018/606 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

aşaması başlamıştır.

28. Mahkeme 23/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada Ses ve

Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden başvurucunun savunmasını almıştır.

Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları şöyledir:

"

…

... Ben terörist değilim. İddianamenin üçüncü

sayfasında da ifade edildiği üzere FETÖ terör örgütü ile hiçbir bağım,

irtibatım, iltisakım bulunmamaktadır. Üzerime atılmış bir iftira nedeni ile

yargılanmaktayım. Daha da ötesi ceza yargılamasında bilinenin aksine

masumiyetimi ispata çalışmaktayım. İddianamede Bylock kaydımın bulunmadığı,

Bank Asya’da hesabım olmadığı, aramada suç unsuruna rastlanmadığı, HTS

kayıtlarında suç unsuruna rastlanmadığı ifade edilmiş. Ben daha ne

söyleyebilirim bilemiyorum. Bu hususlar bir iddianamenin değil ancak bir

takipsizlik kararının gerekçesi olabilir. Hayatımın hiçbir döneminde FETÖ terör

örgütü ile hiçbir bağım, irtibatım, iltisakım bulunmamıştır. Dosya ara kararı

ile getirttiğiniz belgelerden de anlaşılacağı üzere KPSS sınavlarına defalarca

kez girdim. Çok yüksek puanlar alamadım. Yaptığım başvurularda da hiçbir yere

yerleşemedim. Kürsüde bulunduğum süre içerisinde de emeğim ile alın terimle,

onur ve şerefimle görev yaptım. Hak ve adaletten hiçbir zaman ayrılmadım. Nasıl

olabilir de bu hain örgüt ile ismim aynı yazı içerisinde geçti bilemiyorum.

Hakkımı Allah'a havale ettim. Bir hâkim, bir bayan, bir anne, bir evlat olarak

çok ağır bir suçla yaftalandım. Haksız hukuksuz bir şekilde tutuklandım ve iki

aya yakın cezaevinde kaldım. Eşim de tutuklandı. Çocuklarım anasız babasız ve

evsiz kaldılar. Psikolojileri hala düzelmedi. Diyecek bir şey bulamıyorum.

Başlıklar halinde esasa ilişkin beyanlarıma devam edeceğim. Dava dosyasındaki

bilgi ve belgeler ve HSK'da bulunan özlük dosyam incelendiğinde görülecektir ki

herkesin FETÖ ile iyi geçindiği dönemde dahi bu hain yapı ile hiçbir bağım,

irtibatım, iltisakım bulunmamıştır. FETÖ'nün okullarında okumadım.

Dershanelerine gitmedim. Evlerinde yurtlarında kalmadım. Bankalarına para

yatırmadım. Hatta hiçbir işlem dahi yapmadım. Sohbet adı altındaki terör

toplantılarına katılmadım. FETÖ'nün derneklerine üye olmadım. Onlar adına

bağışta bulunmadım. Gazetelerine, dergilerine abone olmadım. Digitürk iptali

gibi bir durum da söz konusu değil. FETÖ örgütü üyeleri ile ya da başkaca

illegal ya da legal hiçbir örgüt üyeleri ile herhangi bir bağım, irtibatım,

iltisakım olmadı. Bylock kullanıcısı değilim. Bu konuda hakkımda bir iddia dahi

yok. Hakkımda tanık ya da gizli tanık beyanı yok. S.Y. isimli şahsın beyanına

ayrıca değineceğim. Bu güne kadar ne facebook, ne twitter ne de başkaca bir

sosyal medya hesabım olmadı. Görev yaptığım dönemde hiçbir zaman tercihlerimle

atanmadığım gibi, önemli bir göreve de atanmadım. Akademi döneminde dahi hiçbir

önemli ya da gözde bir statüde bulunmadım. Hatta Akademi eğitiminin son

döneminde karaciğer harabiyeti geçirdiğim için hastanede tedavi gördüm. Bu

tedavide kullanmış olduğum 10 günlük rapor nedeni ile Akademi eğitimim eksik

kabul edilerek, bitirme sınavına kabul edilmedim. Bu hususta Bakanlığa, Akademi

Başkanlığı’na yazılı başvurularda bulundum. Kabul edilmedi. Herkes iki yıl staj

yaparken ben tam üç yıl staj yaptım. Eşimin ve benim eş birleştirmesi talebimiz

o zamanki HSK tarafından kabul edilmeyerek başka bir yere atamamız yapıldı.

Bunların ayrıntısını yazılı beyanımda belirttim. Görev yaptığım dönemde ne adli

ne de idari hiçbir soruşturma geçirmedim. HSK tarafından gönderilen CD'de de

hakkımda bir şikayet bilgisi bulunmadığı bildirilmiştir. Tanık beyanı acaba

alınacak mı şimdi? Alınacaksa o beyanda bulunduktan sonra beyanıma devam etmek

istiyorum.

…

Başkan: Talimat yazılmış, adreste yokmuş zaten

hiçbir şekilde ulaşılamamış. Yeni adresini araştıracağız.

…

Anladım tamam. Tanık beyanındaki aleyhe olan

hususları kabul etmiyorum. Benim ile ilgili olarak iftira niteliğindeki

beyanında ne yer, ne zaman, ne de hiçbir olgu belirtmemiş, muallak ve genel ifadeler

kullanmıştır. Benim ve eşimin paralel yapı mensubu kişiler ile birlikte hareket

ettiği iddiası tamamen saçmalıktır. Tanık beyanlarının aksine Mardin

Adliyesinde görev yaptığım süre içerisinde en yakın arkadaşlarım halen

görevlerine devam etmekteler. Bunlar hâkim S.K., hâkim Ö.K., hâkim Ç.A.T.,

hâkim S.A., hâkim M.İ.S., hâkim O.G., hâkim R.G., Başsavcı M.Ö.nün eşi öğretmen

Ü.Ö. Bu kişiler halen görevlerine devam ediyorlar. Tanığın bahsettiği şekilde

hiçbir durum ve tavrım asla söz konusu olmamıştır. Tanık beyanının aksine

Allah'a çok şükür ki ne böyle bir hal ve tavır içerisinde bulundum ne de hiçbir

zaman FETÖ terör örgütü ile hiçbir bağım ve iltisakım olmadı. Sonuç olarak

tanığın HSK müfettişIeri tarafından alınan beyanında, beyanıincelendiğinde görülecektir

ki bu şahıs kendi durumundan bahsetmiş. Kendi ilişkilerini anlatmış. İfadesinin

son kısmında ise Mardin’de görev yaptığı bir kısım hâkim savcılar hakkında

matbu, kes kopyala yapıştır şeklinde ifade vermiştir. Nitekim aynı ifadede

isimleri geçen hâkim savcılar hakkında açılan davalarda da beraat kararları

verilmiştir. Bunlara ilişkin bir tanesinin örneğini yazılı savunmam ekinde

mahkemenize sundum. Tanığın benimle ilgili beyanında ne mekan, ne yer, ne

başkaca bir olgu, ayrıntı olmaksızın, genel soyut ifadeler kullanılmış. Bu

beyanın bırakın bir ceza davasına konu olmasını, bir iddianameye konu olacak

değer mahiyeti bile olamaz. Sonuç olarak hakkın ve adaletin tecellisi için bu

beyana hukuken itibar edilmeyerek, dosya kapsamına göre hakkımda başkaca

aleyhime bir husus bulunmadığı da sabit olduğundan FETÖ terör örgütü ile

herhangi bir bağım, iltisakım, irtibatım bulunmadığı dosya kapsamından sabit

olduğundan beraatime karar verilmesini talep ediyorum.

…

…

... Ben zaten ilk hakkımda gözaltı kararı verildiğinde

kendim bizzat ifadeye gittim. Yanımda tüm bilgisayarım, telefonum, her şeyim

ile birlikte gittim. Kaçma düşüncem olsaydı zaten başta gitmezdim. Öyle bir

niyetim yok ki.

...

Başkan: Eşiniz hakkında yargılama başladı mı?

Eşim hakkında da Ankara 32. Ağır Ceza

Mahkemesi'nde dava açıldı evet.

…

Eşim ile ilgili iddia yine bu S.Y. isimli

şahsın beyanı. Bir de para transferi olarak belirtilen Mardin Adliyesi’ndeki

hâkim savcılar arasındaki gün parası. Bu gün parasını para transferi olarak

değerlendirmişler. O da yargılama sonucunda zaten ortaya çıkacak. Artı bu para

transferinde halen görevde olan hâkim savcılar var bu güne katılan.

…

… Aleyhime olan hiçbir şeyi de kabul

etmiyorum."

29. Kovuşturma aşamasında tanık S.Y.nin SEGBİS üzerinden 19/6/2019

tarihinde alınanbeyanının ilgili kısmı şöyledir:

"... Akademideki eğitimimi tamamladıktan

sonra Eylül 2014 yılı içerisinde Mardin İlinde göreve başladım. Ağır ceza

mahkemesinde üye hâkim olarak. Mardin İline geldiğimde henüz o dönem ki adıyla

HSYK seçimleri yeni yapılmıştı. Seçimlerin yapıldığı dönemde yaşanılan bazı

sıkıntılar özellikle bu ayrışmadan dolayı bağımsızların desteklenmesi veya

diğer kesimin desteklenmesi yönüyle yaşanan bir takım şeylerin sıkıntıların

artçıları hâlâ devam ediyordu. Ben böyle bir ortamda Mardin İlinde göreve

başladım. Bu anlamda o paralel yapı olarak bilinen grubun desteklediği

bağımsızları destekleyen adliye içerisindeki hakim ve savcılarla bunun dışında

diğer grubu destekleyen hâkim ve savcıların ayrıştığı bir durum söz konusuydu.

Yani üçüncü bir saf yoktu. Kimin nerede durduğu çok net çok açık bir şekilde

belliydi. Böyle bir ortamda Mardin İlinde göreve başladım. Vakıf olmadığım bir

çok hadise var ama yani yaşanan süreçle alakalı. Dönem içerisinde

anlatılanlarla orada yaşanan seçim sürecinde yaşanan durumlarla alakalı

hadiselere daha sonradan anlatılması sebebiyle vakıf oldum. Hülasa diyeceğim

geldiğim dönemde o zamanki adıyla paralel yapı olarak bilinen yapının hani

tırnak içerisinde güç zehirlenmesi yaşadığı o dönemde herkesin safını çok net

ve açık bir şekilde ifade ettiği bir tablonun içerisinde buldum kendimi. ...

Başkan: Sanık hangi tarafta idi?

... Hülasa o dönem tabi N.D.yle alakalı olarak

tespitim o ki yani paralel yapı olarak bilinen safta yer aldığı hususunda iltilaf[ihtilaf] yoktu. Hem bunu kendi gözlemlerimle açık bir şekilde

söyleyebilirim ve adliyede yaşanan hadiselere her şeye vakıf olmanız zaten söz

konusu değil.

...

... Benim sanıkla alakalı olarak tespitim şu

sayın başkan. Örgüt üyeliği manasında sanığın süreklilik, çeşitlilik ve

yoğunluk arz eden eylemlerine ben şahit olmadım. Ben sanığın örgüt lideri

Fetullah Gülen'in kitaplarını okuyup okumadığını, CD'lerini izleyip

izlemediğini bilmiyorum. Beş oturup beş kalkmıyorduk nihayetinde. Bunun dışında

himmet vermiş midir? Almış mıdır? Vakıfıyetim söz konusu değildir. Ben sadece o

dönem söylediğim gibi paralel yapı olarak bilinen bu yapının meydana getirdiği

üst kesim tarafından meydana getirdiği algıyı sahiplenme bu algıyı sürdürme

noktasındaki duruşu itibariyle sadece bunun neye tekabül ettiğine tabiki

mahkemeler karar verecek. Örgüt yöneticiliği midir? Örgüt üyeliği midir? Örgüt

sempatizanlığı mıdır veya hiç bir şey midir? Buna karar verecek olan

mahkemelerdir. İstinaftır. Yargıtay'dır.

...

... ben somut olarak şunu söyleyeceğim sayın

başkan. Ben N.D.nin sadece duruşu itibariyle o dönem itibariyle paralelci

olarak bilinen hâkim ve savcıların içerisinde safında daha doğrusu yer aldığını

gözlemledim. Bunun dışında süreklilik arz eden, çeşitlilik arz eden, yoğunluk

arz eden bir eylemine şahit olmadım. Örgüt üyeliği mensubiyeti anlamında.

Başkan: ... Şimdi soruşturma aşamasındaki

ifadenizde... Şimdi hareket ettiği konusunu anladıkta. Şu tavır, davranış ve

söylem mesela. Söylemleri neydi. ...

... Ben hakkında ifade verdiğim bütün o dönem

bugün itibariyle meslekten ihraç olmuş bütün hakimler hakkında söylediğim şey

aynıydı zaten. Yani duruş ve tutum itibariyle. Benim kastettiğim şey orada

tutum itibariyle, duruşu itibariyle. Bu algıyı sahiplenme manasında. Nedir bu

algı. İşte Mardin Adliyesinde göreve başladığımda ayakkabı kutusundan tutunda

işte para sayma makineleri, devletin hükümetin yolsuzluğu, hırsızlığı devletin

Cizre'de çocuk öldürüyor şeklindeki propagandasına alet olmakla alakalı bir

algıyı sahiplenmekten bahsediyorum ben esasında. Bunu söylemeye çalışıyorum.

Başkan: Sanığın bu şekilde bizzat söylemine

siz şahit oldunuz mu? Mesela para sayma makinesi olaylarını anlatan. Bu konuda

görüşme yapan?

Hayır sayın başkan. Ben sadece bir seferinde

hâkime hanımlarda sanıyorum bir iftar yanlış hatırlamıyorsam yemeğine

katılmıştım. Yani söylem itibariyle şeyi hissettiriyor. Şimdi eşi E.D. idare

mahkemesi hâkimiydi. Bununla ilgili de beyanda bulundu. Şu an ne söyledim. Ne

şekilde beyan verdim çok net hatırlamıyorum. Hâkime hanımın yani sanık N.D.nin

o yemek sırasında bu konuşulan meselelerde ne söylediğini çok net

hatırlamıyorum ama duruşu itibariyle yani paralel yapı olarak bilinen bu

yapının tarafında olduğunda bir iltilaf yoktu sayın başkan. Yani ne söyledi. Şunu

söyledi desem yalan olur. Ben sadece duruşu itibariyle ki bir durumdan

bahsetmeye çalıştım. Tekrar etmek istiyorum. Örgüt üyeliğine tekabül eden

süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden herhangi bir eylemine şahit

olmadım.

...

Başkan: N.D. Tanığı dinlediniz beyanlarına

karşı söz vereceğim. Sadece bir soru yöneltmek istiyor musunuz?

...

Başkan: Sanık N.D'yi tanıyor muydunuz daha

önce?

Hayır. Hayır tanımıyordum tabikide.

Sanık N.D.: ... Kendisi Mardin'e geldiğinde

kendisine ailece ziyarete hoşgeldin için ziyarette bulunduk. Kendisi de yine

halen görevde olan R.A. ve S.A. ile birlikte evimize iadeyi ziyarette bulundu.

...

Başkan: Ne sormak istiyorsunuz?

Sanık N.D.: Bir ayrışma olduğunu söylüyor. Net

olduğunu söylüyor. Fakat bizim görevde olan hâkim savcılarla irtibatımız hiçbir

zaman kesilmedi. Kendisi geldi. Biz iade de bulunduk. Geçmiş olsun ziyaretleri

oldu. Başsavcının eşinin düzenlediği ziyaretlerde de hep bulundum. Başkan beyin

komisyon başkanımızın eşinin düzenlediği katıldığı programlarda hep bulundum.

... Veda ziyaretleri oldu hepsinde bulundum. Böyle bir ayrışma... Ben gittim

geldim. Doğru mudur değil midir? Artı halen görevde olan Ö.K. Ben onlarla da

birlikte de yemeklerim kahvaltılarım oldu. Sürekli devam etti. Mardin'den 2016

yılında ayrılana kadar. Bunları biliyor mu? en yakın arkadaşım S.K.. Eminim

bunu biliyor. Doğru olup olmadığının sorulmasını istiyorum. S.K'ye.

Peki cevap vereyim sayın başkan. Biraz önce

ben ifade ettim. Yani ben bir yemekte bir ara bu ayrışma zinhar küslük manasında

değerlendirilecek bir durum değildi. Yani birbirine gelip gitmeme, hukuksal

münasebetlerin tamamen koparılmış olduğu bir ilişkiyi tariflemedim ben biraz

önce. Yani herkesin durduğu yer belliydi. Meslektaş şeyi içerisinde ilişkisi

içerisinde... İlişkilerimiz devam ediyordu tabi ki. Yani onu zaten beyanlarım

içerisinde söyledim. Bir yemek sırasında davet ettiğini...

..."

30. Tanık S.Y.nin beyanlarına karşı başvurucunun 19/6/2019

tarihli duruşmadaki beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

"... Tanığın aleyhe olan beyanlarının

hiçbirini kabul etmiyorum. Benimle ilgili olarak iftira niteliğindeki beyanında

ne mekan. Ne zaman, ne yer hiç bir olgu belirtmemiş. Zaten böyle bir şey mümkün

değil. Mualak ve genel ifadeler kullanmış. Paralel yapı mensubu dediği kişilerin

hepsi hâkim savcı. Ne hikmetse sadece ihraç olunanlardan bahsediyor. Diğer

hâkim savcılar, başsavcı, başkan. Hepsiyle irtibatımız hep devam etti. Hatta

veda gecesi bizi uğurlamaya dahi aileleriyle birlikte geldiler. Yani bu nedenle

kabul edilemez. Halen görevdeyiz. En yakın arkadaşım S.K. halen görevde,

Başsavcımızın eşi öğretmen Ü.Ö. halen görevde. Başkan, Komisyon başkanımızın

eşi Ö.K. halen görevde. Bunlar en yakın arkadaşlarımdı benim. Sadece ihraç

olanlardan bahsediyor. Kasıtlı olarak. Tanık kendinin içinde bulunduğu durumu

ört pas etmek amacıyla gerçekte olmayan kendi iç alemini yansıtan yalandan

ibaret beyanlarını ifade etmiştir. Beyanını inceleyen daha önceki HSK

müfettişleri tarafından alınan beyanı incelendiğinde de görülecektir ki bu şahıs

kendisinin FETÖ'yle olan ilişkisini anlatmış uzunca bir şekilde. Bu beyanından

sonra Mardin hâkim savcıları hakkında son kısımda matbu, kes, kopyala, yapıştır

şekilde beyanda bulunmuş. Bu beyanda bulunduğu hâkim savcıların pek çoğu zaten

beraat etti. Kimileri hakkında takipsizlik verildiğini duydum.

..."

31. 19/6/2019 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısının esas

hakkındaki mütalaasının ilgili kısmı şöyledir:

" Her ne kadar sanık N.D. hakkında

FETÖ/PDY terör örgütüyle organik bağ kurduğu ve hiyerarşik yapısı içerisine

dahil olduğu gerekçesiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması amacı ile hakkında kamu davası açılmış ise de; sanığın silahlı

terör örgütü FETÖ/PDY ile organik bağ kurduğuna dair somut bir delil elde

edilemediği, sanığın bylock kullandığının tespit edilemediği, Bank Asya'ya para

yatıran şahıslardan olmadığı, aleyhine herhangi bir tanık beyanına

rastlanmadığı, tanık S.Y.nin 'sanığın sürekli örgüt mensubu kişiler ile

birlikte hareket ediyordu, onlarla geziyordu, sanığın somut bir eylemine şahit

olmadım' şeklindeki beyanının tek başına silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'ye üye

olma suçunu oluşturmayacağı, sanıktan elde edilen dijital materyallerin

incelenmesinde suç unsuruna rastlanmadığı, bu itibarla sanığın atılı suçu işlediğine

dair cezalandırılmasına yeterli, kesin, inandırıcı, somut ve vicdani kanaat

oluşturur delil elde edilemediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi

gereğince sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi kamu adına talep ve

mütala olunur."

32. Mahkeme 19/6/2019 tarihinde yaptığı duruşmada, başvurucu

hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemi ile

kamu davası açılmış ise de yüklenen suçun başvurucu tarafından işlendiğinin

sabit olmaması nedeniyle başvurucunun beraatine karar vermiştir. Mahkemenin

beraat kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık hakkında yukarıda belirtilen

iddialarla ilgili örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istemiyle dava

açılmış ise de, ihraç kararının tek başına örgüt üyeliği suçu yönünden delil

olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, tanık S.Y. beyanında 2014 HSYK

seçimleri sonucunda Mardin Adliyesindeki hâkim savcılar arasında gruplaşmalar

olduğunu, sanığın da bu yapının safında yer aldığını belirtmesi dışında sanığın

örgütsel bir faaliyetine yönelik somut bir beyanının bulunmadığı, tanığın sanık

hakkındakibeyanının tanığın kendi beyanına göre sadece kendi gözleminden ibaret

olduğu, dosyaya sanık hakkında belirtilen deliller dışında örgütsel

faaliyetinin olduğuna yönelik başkaca herhangi bir delilinde girmediği, sanığın

iddia edilen eylemlerinin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil

olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içeren

faaliyetler olarak değerlendirilemeyeceği, sanığın atılı suçu işlediğine dair

her türlü şüpheden uzak kesin nitelikte bir delil bulunmadığı anlaşıldığından,

'şüpheden sanık yararlanır' evrensel hukuk ilkesi de dikkate alınarak sanığın

atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan CMK 223/2-e maddesi gereğince

beraatına … [karar verilmiştir.]

33. Başvurucunun üzerine atılı suçu işlemediğinin sabit olduğu

gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi

gerektiğinden bahisle karara karşı başvurucu müdafii tarafından 24/6/2019

tarihinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

34. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir.

35. Öte yandan, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesince 4/7/2019

tarihinde başvurucunun eşi E.D. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan beraat kararı verilmiş olup karar, istinaf kanun yoluna başvurulmadan

12/7/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

36. İlgili hukuk için bkz.

Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39); Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 33-48) başvurularına ilişkin kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu; tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen

koşullar gerçekleşmemesine rağmen hiçbir somut delil bulunmadan verilen hukuka

aykırı tutuklama kararı nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesinin Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında yapılması gerektiği, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin

teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak

suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimalinin normal

zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazla olduğu, başvurucu hakkında

soruşturma yürütülen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve

önemi de gözönünde bulundurulduğunda uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının

keyfî olduğunun savunulamayacağının, bu nedenle tutuklanmasının hukuki olmadığına

dair şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez bulunması

gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle;

tutuklandığı ve tutukluluğunun devamı kararlarının verildiği tarih itibarıyla

dosyada tutuklanmasını gerektirir hiçbir delil bulunmadığını, Bakanlık

görüşünde de belirtildiği üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene

Karşı İşlenen Suçlar Bürosunun Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği

yazı eki listede isminin bulunması dışında hiçbir delil olmadığını, bu listenin

kim tarafından nasıl oluşturulduğunu bilmediğini, bu listede yer almasının

tutuklamayı haklı kılmadığını, adliyeye bizzat gelerek ifade verdiğini,

kaçmadığını hatta dijital materyallerini de yanında getirdiğini, suçsuz

olduğunu, hakkında verilen tutukluluk ve tutukluluğunun devamı kararlarının

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında da hukuka aykırı olduğunu, HSYK tarafından

görevden uzaklaştırılmasının makul şüphe olarak değerlendirilemeyeceğini,

dosyada sadece -hukuki değeri bile olmayan- 13/4/2017 tarihli bir tanık

beyanının delil olarak gösterildiğini, ilk tutuklandığı 18/7/2016 tarihinde de

tutukluluğunun devamı kararlarının verildiği tarihlerde de dosyada böyle bir

tanık beyanı ya da başkaca hiçbir delilin bulunmadığını, söz konusu beyanda

tanığın kendisinin FETÖ ile irtibat ve iltisakını anlattığını, yine kendisini

kurtarmak için şahsına iftira attığını, bu ifadede kes-kopyala-yapıştır

yapılmak suretiyle yer ve zaman belirtilmeyen, matbu ve birbirinin aynı

ifadeler kullanıldığını, ceza hukuku uygulamasında böyle bir ifadenin hiçbir

hukuki değerinin olmadığını ve tutuklama sebebi olamayacağını, tutuklandığı ve

tutukluluğunun devamı kararlarının verildiği tarihlerde hâkim olması nedeniyle

hakkında 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'ndaki

soruşturmaya ilişkin usul hükümlerin uygulanması gerekirken bunlar

uygulanmaksızın tutuklama ve tutukluluğun devamına karar verildiğini, hakkında

uygulanan hukuka aykırı tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

41. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

42. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

44. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

45. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

46. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

48. Genel ilkeler için bkz. Metin

Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020,

§§ 38-45) başvuruları hakkında

verilen kararlar.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Başvurucu; anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlamalarıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

50. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

51. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya

görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu

nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse

diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak

soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat

edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal ve

hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni

dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleri

arasından bkz. Adem Türkel, §§

52-59; Erdem Doğan, B. No:

2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi,

§ 93). Somut başvuruda anılan kararlardan yer alan değerlendirmelerden ve

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır (bkz. aynı

yönde Zafer Özer, § 48).

52. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

53. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.

54. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına sulh ceza hâkimliğince karar verilirken 15/7/2016

tarihli darbe teşebbüsüne değinilerek HSYK tarafından başvurucunun görevden

uzaklaştırılmasına dair karar verildiği ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının

16/7/2016 tarihli yazısından bahsedildiği, başvurucuya isnat edilen suçlar

yönünden tutuklama şartlarının oluştuğunun değerlendirildiği anlaşılmıştır.

55. 19/10/2018 tarihli iddianamede Savcılık; başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK tarafından meslekten

çıkarıldığından ve bu kararın kesinleştiğinden, tanık S.Y.nin 13/4/2017 tarihli

ifadesindeki başvurucuyla ilgili beyanlarından ve Emniyet tarafından düzenlenen

HTS analiz raporunda başvurucunun kullandığı telefonla haklarında FETÖ/PDY

kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişiyle görüşmesinin bulunduğuna yer

verilmiş ise de bu kişilerin genellikle yargı mensubu olduğunu, örgütün üst

düzey yöneticisi olduklarına dair de bir tespite yer verilmediğinin

belirtildiğinden bahsederek başvurucunun FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapısına dâhil

olduğu iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmasını

talep ve iddia etmiştir.

56. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamanın

dayanaklarından birisi de başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır.

Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.

57. Darbe teşebbüsünden sonra başta soruşturma mercileri olmak

üzere yargı organları ve kamu makamları büyük bir zorlukla karşı karşıya

kalmışlardır. Teşebbüsün savuşturulmaya çalışıldığı sırada hem doğrudan teşebbüsle

bağlantılı olduğu değerlendirilen binlerce kişi hakkında hem de teşebbüsle

bağlantılı olmasa da bunun arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile bağlantılı

olduğu değerlendirilen ve önemli bir kısmı kamu görevlisi olan on binlerce kişi

hakkında ivedilikle soruşturma yürütülmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır (Zafer Özer, § 53).

58. Ülkenin savaş uçağı, helikopter ve tank gibi savaş

araçlarının dahi kullanıldığı bir darbe teşebbüsüne maruz kalması dolayısıyla

bu teşebbüsle ya da bunun arkasındaki yapılanma ile bağlantılı kişiler hakkında

ivedilikle soruşturma başlatılması ve bu soruşturmalar kapsamında bazı

şüpheliler hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine

başvurulması, suç işleyenlerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamak üzere soruşturmaların

selamet içinde yürütülmesi amacının yanı sıra darbe teşebbüsü ve onun

arkasındaki yapılanma nedeniyle millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşan

tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi gayesine de yöneliktir (Zafer Özer, § 54).

59. FETÖ/PDY'nin kamuda en yoğun şekilde örgütlendiği alanlardan

birinin yargı olması nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan bu kamu

görevlileri arasında yargı mensupları önemli bir yer tutmuştur. Bu bağlamda

HSYK, darbe teşebbüsünün devam etmekte olduğu dönemde bu teşebbüsün arkasındaki

yapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle çok sayıda hâkim ve

Cumhuriyet savcısının görevden

uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Aynı değerlendirmeyle Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulu bazı mensuplarının Yargıtaydaki

yetkilerinin kaldırılmasına, Danıştay Başkanlık Kurulu ise bir kısım

üyesinin görev yaptıkları dairelerdeki

görevlerinin sonlandırılmasına karar vermiştir. Süreç içinde de çok

sayıda yargı mensubu hakkında görevden

uzaklaştırma ve meslekten çıkarma

idari tedbirlerine başvurulmuş, ayrıca başlatılan ceza soruşturmaları

kapsamında bu kişilerin büyük bölümü hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Zafer Özer,

§ 55).

60. Bu kapsamda verilen tutuklamaya ilişkin kararların önemli

bir kısmında şüphelilerin suç işlediklerine dair somut delillerin bulunduğu

ifade edilirken veya düzenlenen iddianamelerde suçlamaya ilişkin olgular

açıklanırken söz konusu görevden

uzaklaştırma, yetkilerini

kaldırma ve dairelerdeki

görevlerini sona erdirme veya

meslekten çıkarma şeklindeki idari kararlara atıf yapılmıştır. Bu

itibarla anılan kararların kuvvetli suç belirtisi ölçütünü karşılayıp

karşılamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (Zafer Özer, § 56).

61. Darbe teşebbüsünün yanı sıra teşebbüsten veya teşebbüsün

arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinden kaynaklanan tehdit ve

tehlikenin bertaraf edilmeye çalışıldığı bu aşamada teşebbüsün arkasındaki

yapılanma ile bağlantılarının olduğu değerlendirilen yargı mensupları hakkında

uygulanan idari tedbirlere ilişkin bu kararların ilgili mercilerde oluşan bir

kanaate dayalı olarak verilmesi söz konusu olsa da içeriğinde kendileriyle

ilgili bir eylem veya olgudan bahsedilmeyen kişiler bakımından bunların -tek

başına- kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir (Zafer Özer, § 57).

62. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki

idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara

muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu

anlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır, § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019,

§ 54; E.A., B. No: 2016/78293,

3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No:

2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi,

§ 104). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten

çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit

ve değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair

kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir (bkz. aynı yöndeki

değerlendirmeler için Zafer Özer,

§ 58).

63. Diğer taraftan başvurucunun, haklarında FETÖ/PDY kapsamında

soruşturma yürütülen bir kısım kişiyle görüşmesinin HTS analiz raporunda

bulunduğuna yer verilmiş ise de soruşturma makamlarınca bu görüşmelerin

örgütsel bir görüşme olduğuna ve açılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi

olduğuna yönelik bir iddia ileri sürülmediği gibi bu yönde bir delil de ortaya

konulmamıştır.

64. Öte yandan tanık S.Y.nin 13/4/2017 tarihli ifadesinde,

başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğuna dair kanısının doğrudan ve somut

olgulara dayanmadığı anlaşılmaktadır.

65. Bu itibarla soruşturma ve kovuşturma belgelerinde yer alan

tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı

sonucuna varılmıştır.

66. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

67. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

68. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

69. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde

bir tedbir olarak kabul edilemez (Şahin

Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 156).

70. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının

başvurucunun suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan

hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Şahin Alpay,

§ 110; Mehmet Hasan Altan (2), §

157).

71. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

5. 6216 sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

73. Başvurucu 100.000 TL maddi, 500.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

74. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül

Alkaya ve diğerleri, B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

75. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

76. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın

19. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. 7/9/2016

tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucunun tutukluluk

hâli sona ermiştir.

77. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. Maddesinde

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 26. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2018/606) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2020

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

B.Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597

(Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden ve

gerekçelerle; 18.7.2016 tarihinde tutuklanan, hakkındaki soruşturma devam

ederken bir hâkim meslektaşı tarafından FETÖ bağlantısı olduğu yolunda beyanda

bulunulan (bu beyan kovuşturma aşamasında da tekrarlanmıştır), 7.9.2016

tarihinde tahliye edilip, 19.6.2019 tarihinde beraat etmekle beraber

yargılamasının henüz istinafta kanun yolu aşamasında derdest olduğu anlaşılan

başvurucu hakkındaki ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli

belirtilerin yeterince ortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine

vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Burak Cenk İLHAN

Başvurucu

:

N.D.

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü

itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma

kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair

şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan

oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda

değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum yetkilerini

kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı organlarına

başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında,

belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul bir

ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 18.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 06.09.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 07.09.2016 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir sonuç

ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı olduğuna

ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın kanuni

dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin mevcut

olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu

bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı

Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)

Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...

kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf

yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,

ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir

kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu

tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması

veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK

141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm

başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası

incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul

sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf

yapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.

maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia

edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda

atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği

iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar

edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi

bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu

güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren

herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade

etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada

incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,

buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik

kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece

mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve

tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin

devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten

mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında

mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya

kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama

tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği

veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun

etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu

bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya

mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını

söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,

Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya

beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya

davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği

incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği

gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun

olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun

tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen

başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal

sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat

nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna

uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya

yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla

ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan

kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı

yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye

kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,

tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu

konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza

mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka

aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de

herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki

kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu aşamasında

olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı doğrultusunda bireysel

başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı tazminat davasında ilk

derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların hukuka uygunluğunu

inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli suç şüphesinin var olup

olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte devam edip etmediğini

gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de

tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup esastan incelenen başvurularda

kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği

de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olup

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilen

başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suç

şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceği

varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminat

davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasına

bakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama

nedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği

şikâyetlerinden kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini

inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da

değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun

tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması

nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı tazminat

davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli giderim

sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip etmediği de

dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda

olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde öngörülen

tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale sonucunu

doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu ifade

etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik

kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup olmadığına

ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir. Oysa bir

yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespit

edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM

de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle141/1-e bendindeki yolun

tüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e

bendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine

de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı

olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün

değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğine

ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasının

incelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

__________________

1 Halas Aslan, B.

No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan,

2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;

Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§

39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B.

No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;

Ertuğrul

Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47,

Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal,

B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,

9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar

bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun

kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz

konusu değildir.

9B.T. [GK], B. No:

2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız,

B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca,

B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir, B.

No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK], B.

No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,

1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B.

No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin,

Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, § 87. 17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/21990, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. VI. Hüküm
  11. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  12. B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
  13. C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. Maddesinde
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2020
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Karşıoy

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/21990
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Sinan Cem Öztürk Başvurusu (B. No: 2016/13477)
  • Baver Mızrak Başvurusu (B. No: 2015/19280)
  • M.m.b. Başvurusu (B. No: 2015/15088)
  • Esma Seydaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/15566)
  • Zerga Öztürk Başvurusu (B. No: 2015/4556)
  • Faik Doğan Başvurusu (B. No: 2017/12692)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.