İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2016/21966 Tarih:

A.s. Başvurusu (B. No: 2016/21966)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.S. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/21966)

Karar Tarihi: 9/1/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından verilen kararlar uyarınca

konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel hayata saygı ve konut

dokunulmazlığı haklarının; elkoyma işlemi nedeniyle mülkiyet hakkının; hakkındaki

soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olmayan makamlarca yürütülmesi ve bu süreçte

masumiyet karinesine aykırı birtakım eylem ve işlemlerde bulunulması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar

nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956, K.2017/370)

ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay 16. Ceza

Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna

varmıştır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı

kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve

kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta

haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi

olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk

Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

13. Başvurucu 25/7/2005 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kurulunca

(HSK) Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Başvurucu, uzun yıllar Yargıtayın çeşitli

dairelerinde görev yaptıktan sonra 27/6/2016 tarihinde kendi isteğiyle emekli

olmuştur.

14. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi üyelerinin yurt dışına kaçıp

saklanma ihtimali bulunduğu" gerekçesiyle başvurucunun

gözaltına alınmasına; konutu, aracı ve işyerinde arama yapılmasına karar

verilmiştir.

15. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016

tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya içindeki belgeleri

incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının kısıtlanmasına karar

verilmesini Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik

17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesine veya belgelerden örnek

alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

16. Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutunda 17/7/2016 tarihinde arama yapılmış ve suç delili olabileceği

değerlendirilen bazı dijital materyallere el konulmuş, bununla birlikte

başvurucu aynı tarihte yakalanarak gözaltına alınmıştır.

17. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında

müdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma sürecine geçmeden önce

başvurucuya, isnat edilen suçlamaya ilişkin olarak somut olayda ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin var olduğunu belirterek soruşturmanın başlatıldığını

ifade etmiştir. Daha sonra ise başvurucuya FETÖ/PDY'nin üyesi olması ve bu

örgütün yargı alanındaki yapılanmasında yer alması nedeniyle hakkında bir

soruşturma yürütüldüğü belirtilerek bu husustaki beyanları sorulmuştur.

Başvurucu; ifadesinde uzun yıllar devlete hizmet ettiğini, FETÖ/PDY ile bir

bağlantısının olmadığını, bu örgüte ait olduğu iddia edilen yerlerde

kalmadığını, Asya Finans grubuna bağlı yerlere para yatırmadığını, kimseye himmet adı altında para vermediğini beyan

etmiştir. Darbe teşebbüsü sırasında evde bulunduğunu söyleyen başvurucu, darbe

girişimi ile bir alakasının olmadığını savunmuştur.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan mevcutlu olarak

gönderildiği" belirtilerek

"atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama nedeni olarak

gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıkları

tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu

kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar

işleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

19. Başvurucunun sorgusu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı ve kısıtlama kararı

kapsamı dışında kalan bilgi ve belgeler, sorgu işlemi öncesinde Ankara 2. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı da belirtilmiştir. Sorgu

sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve

Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu;

sorgu sırasındaki ifadesinde soruşturmanın 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı

Yargıtay Kanunu'na göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir örgütün üyesi olmadığını

ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafii

de aynı yönde beyanda bulunmuş, suçu işlediğine dair somut bir delil

bulunmaması ve tutuklama şartlarının mevcut olmaması dolayısıyla müvekkilinin

serbest bırakılmasını talep etmiştir.

20. Başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler ve/veya

müdafileri tarafından ileri sürülen, görevleri (Yüksek Mahkeme üyeliği)

dolayısıyla özel soruşturma usullerine tabi olmaları nedeniyle Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının ve Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin yetkili

olmadığına dair iddialar Hâkimlik tarafından "şüphelilerin

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan

olması, suçüstü halinin varlığı dikkate alınarak ... soruşturmanın genel

hükümlere tabi olduğu" gerekçesiyle kabul edilmemiştir.

21. Sorgu sonucunda Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilere isnat edilen suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, Yargıtay ve Danıştay

Başkanlar Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararları, arama ve el koyma tutanakları

ve tüm dosya kapsamı ile üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı

suçun CMK'nun 100. maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, Yasada

öngörülen ceza miktarı nedeniyle verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu,

şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimaline binaen adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK 100. ve devamı

maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar

verildi.]"

22. Başvurucu, bu karara itiraz etmiş; Ankara 3. Sulh Ceza

Hâkimliği 9/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

23. Başvurucu, anılan kararı 12/8/2016 tarihinde öğrenmiştir.

24. Başvurucu 1/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Soruşturma sürecinde N.Y. ve A.H. adlı kişiler başvurucu ile

ilgili birtakım beyanlarda bulunmuşlardır.

i. Tanık A.H.nin 3/11/2016 tarihli beyanının başvurucu ile

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Ben size Fetullah Gülen cemaat mensubu olan

veya bu cemaat ile ilişkisi olan veya birlikte hareket ettiğini düşündüğüm

Yargıtay ve Danıştay üyelerini belirtmek istiyorum.

...

72-A. S. [Başvurucu]; benim kurulda görev

yaptığım dönemden önce Yargıtay üyesi seçilmiştir. Fetullah Gülen ceamaat

mensubu olmadığını biliyorum.

..."

ii. Tanık N.Y.nin 13-14-15/9/2017 tarihli beyanlarının başvurucu

ile ilgili kısımları şöyledir:

"...

17-25 aralık olaylarından sonra yapı

içerisinde daha önceleri Hususi yapı olarak bilinen ve cemaatin Emniyet

teşkilatında, yargıda ve Askeriyedeki yapılanması ön plana çıkartıldı ve 17-25

aralık olaylarından sonra bu yapılanmanın adı 'mahrem yapı' olarak anılmaya

başlandı. Dediğim gibi Mahrem yapı Emniyet, Adalet ve silahlı kuvvetlerdeki

örgütün özel yapılanma şeklidir.

...

Dediğim gibi 17-25 Aralık olaylarından sonra

bu bahsettiğim mahrem yapılanmanın dağılmaması, çözülmemesi ve deşifre edilmemesi

amacıyla moral motivasyonu yükseltici faaliyetler ve sohbetler Ankara ilinde

düzenlenmiştir.

...

2014 yılı 12 ekiminde HSYK [Hâkimler

ve Savcılar Yüksek Kurulu] seçimleri yapıldı

yukarda size anlattığım 9-10 kasım 2013 kararlarında hakim ve savcılara yönelik

alınan tedbirlere rağmen Yargıda Birlik platformunun başarısına engel

olunamadı. Hiçbir cemaat mensubu HSYK ye seçilemediği örgüt içerisinde

konuşuldu. HSYK seçim sonuçları örgüt açısından başarısız olunca örgüt sohbet

programlarına ve diğer faaliyetlerine bir süreliğine ara verdi. Bu sohbet

programları 2015 yılının ocak ayının sonlarına doğru yeniden başladı. Mahrem

yapıya ait sohbetlerin yeniden baslamışındaki [başlamasındaki] en büyük neden ise örgüt içerisinde bozulan

morallerin düzeltilmesi ve yeniden toparlanma aşamasına geçilmesidir. Bu

bağlamda ki yapacağım sohbetlerde beni yine Faruk kod [adlı] ., Ö.Y., A.Ç ve F.E.ye yönlendirdi ve hakim savcı

oldukları tahmin ettiğim şahıslar ile Faruk kod [adlı] Ö.Y. A.Ç. ve F.E. [nin] yönlendirmeleri ile bazen Faruk kod [adlı]

Ö.Y.nın h.t. okulu yerleşkesindeki makam

odasında bazen de hatırladığım kadarı ile Ankara Aşağı Öveçler 1096 veya 2146

cadde de bulunan Beyaz Saray apartmanındaki örgüte ait ofiste, Cevizlidere

mahallesindeki 1076 veya 1096 sokakta bulunan köşem apartmanın dördüncü

katındaki örgüte ait olan ofiste, Çukurambardaadresini bilmediğim bir

apartmanda A.Ç. ve F.E.’nin getirdiği 2-3 kişilik gruplara 15 gün veya ayda bir

sohbet düzenledim. Bu olay 2015 yılı 7 haziran seçimlerine kadar devam etti. Bu

sohbetlere katılan şahıslar anladığım kadarı ile yargı mensuplarıydı. Ben bu

şahıslara genel sohbet konularının yanında ayrıca örgütün dağılmaması yönünde

moralleri yükseltecek manada konuşmalar yapıyordum. Gizlilik ön planda olduğu

için sohbete katılanlara isim sormuyor mesleği ile ilgili sorular sormuyordum.

...

Bana fotoğrafını göstermiş oludğunuz [olduğunuz] şahıs yukarıdaki ifademde de bahsetmiş olduğum gibi

2014 yılı Eylül ve Ekim ayında yani 12 Ekim 2014 tarihindeki HSYK seçilmerinin [seçimlerinin] yapılmasından önceki tarihlerde Faruk kod [adlı]

Ö.Y.ın Ankara Yenimahalle ilçesi Eşref Bitlis caddesi üzerinde bulunan Fetullah

Gülen cemaatinin okulu olan H.T. okulunun içerisinde bulunan Anadolu kurul AŞ.

isimli şirketin binasındaki ofiste mahrem yapı imamları olan ve yukarıda size

teşhis etmiş olduğum şahısların bana sohbet vermem için getirdiği ve benim de

tam olarak Anadolu kurul AŞ.nin binasındaki özel olarak tasarlanmış odada mı,

Aşağı Öveçler 1906 veya 2146 caddedeki beyaz saray apartmanındaki ofiste mi

yoksa Cevizlidere Mahallesi l076 veya 1906 sokaktaki köşem apartmanında mı veya

Çukurambar semtindeki tam olarak yerini bilmediğim örgüte ait bir ofiste mi

sohbet verdiğimi tam olarak hatırlayamadığım ama sohbet içeriklerinden hakim veya

savcı olduğunu ve Adalet mahrem yapılanma içerisinde olan bir şahıs olduğunu

anladığım şahıstır. diyerek A.S. [Başvurucu] ...isimli şahsı tespit etmiştir.

..."

26. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13/11/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası

açılmıştır. İddianamede ilk olarak -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf

edilemediğine dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev

alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göregenel

hükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında soruşturma

başlatıldığı ifade edilmiştir. İddianamede daha sonra FETÖ/PDY'ye ve bu örgütün

yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilere yer verilmiştir. İddianamede

başvurucu yönünden yapılan değerlendirmede ise atılı suçun işlediğine ilişkin

olarak N.Y. isimli şahsın vermiş olduğu bir beyana dayanılmıştır. Bu beyanda

N.Y.nin FETÖ/PDY içinde bulunan yargı mensuplarının morallerinin düzeltilmesi,

yeniden toparlanmalarının sağlanması amacıyla 2014 yılının Eylül ayından sonra

Ankara'da yapılan sohbet toplantılarına başvurucunun da katıldığını belirttiği

ifade edilmiştir.

27. İddianame, Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)

tarafından 28/11/2017 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2017/63 sayılı

dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.

28. Mahkeme 30/11/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluk

durumunu değerlendirerek tahliyesine karar vermiştir.

29. Mahkeme 16/1/2018 tarihli duruşmada görevsizlik kararı

vererek başvurucu hakkındaki yargılamayı yapması amacıyla dosyanın Yargıtay 9.

Ceza Dairesine (ilk derece mahkemesi sıfatıyla) gönderilmesine karar vermiştir.

Görevsizlik kararı üzerine dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E.2018/33 sayısına

kaydedilmiş ve bu dosya üzerinden kovuşturma başlamıştır.

30. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 16/7/2018 tarihli birinci duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu; savunmasında genel olarak üzerine

atılı suçla bir alakasının olmadığını, iddianamede tanık olarak ismi geçen

şahsı tanımadığını ve hakkında böyle bir beyanda bulunmasının sebebini de

bilmediğini belirterek beraatine karar verilmesini talep etmiştir.

31. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 29/11/2018 tarihli ikinci duruşmada

birçok kişiyi tanık olarak dinlemiştir.

i. Tanık İ.O.nun beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...A.S.i [Başvurucuyu] tanıyorum, şahsen tanıdığım ve görüştüğüm,

konuştuğum insanlardan birisidir. Kendisi Yargıtay Tetkik Hakimi olduğu dönemde

bizden çok önce 2006, 2007'lerde olabilir, belki daha önce olabilir Yargıtay

Üyeliğine seçilen birisidir. O tarihte de Bakanlık olarak, Bakanlığın

desteklediği, seçilmesini istediği isimlerden bir tanesiydi kendisi. Yargıtay

üyeliğine seçildi. Biz kurula geldiğimiz dönemde kendisi Yargıtay üyesiydi. O

vesileyle de mesleki olarak irtibatımız olan, görüştüğüm kişilerden bir

tanesidir. Savcılıkta da hakkında işlem yapılan eski Yargıtay ve Danıştay

Üyelerinin hepsi tek tek sorularak haklarında ne bildiğim soruldu. A.S.de [Başvurucuda] bu kapsamda sorulan kişilerden bir tanesidir. Benim

kendisinin örgüt ya da eski adıyla cemaat mensubiyetine ilişkin herhangi bir

bilgim yok. Tam tersine bağlı olmadığını düşündüğüm kişilerden bir tanesidir.

...Bu yapıyla herhangi bir irtibatını duymadım, şahit olmadım böyle bir şeye.

Sadece 2011 yılında Yargıtay'da N. bey Başkan olduktan sonra A. [Başvurucu]

bey Başkanlık Divanında görev aldı diye

hatırlıyorum. O sebeple kendisine böyle bir yafta yapıştırılmış olabileceğini,

o tarihte Divanda görev aldığı için bu yapıyla irtibatlı olabileceği

değerlendirilmiş olabilir diye Savcılıkta da bunu söylemiştim. Bunun dışında

ben bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum..."

ii. Tanık B.E.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...ben A.S.yi [Başvurucuyu] beyi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde

çalıştığım dönemde gıyaben tanıdım önce. Çünkü kendisi ben herhalde kendisinin

ismini duyduğumda Yargıtay'da Tetkik Hakimiydi ve ortak tanıdıklarımız vardı

bizden kıdemli personelde A.K. bey, N.Y. hanım ve benzeri kıdemli abilerimiz

kendisini tanıyordu, meslek büyüklerimiz ve kendisi hakkında da hep olumlu

bahsedilirdi gerek mesleki yeterliliği, gerek insanlar arası ilişkileri.

Yargıtay'da sevilen birisi olduğunu o dönemde biliyorum. Nitekim 2005 yılında

Yargıtay üyeliğine seçildi. O dönemde milliyetçi muhafazakar kesimden pek fazla

seçim olmadığı için biz kendisinin seçilmesine de son derece sevinmiştik.

...2011 yılında yapılan Yargıtay Üyeliği seçimlerinden sonra Sayın Başkanım o

zamanki adıyla cemaat diye bilinen yapı Yargıtay'da organize bir şekilde

hareket ederek yönetim ve seçim işlerinde etkili olmaya başladılar. Bu da diğer

bu yapıya mensup olmayan üyeler arasında rahatsızlık meydana getirdi. Bazı

konularda şikayetler bize de yansıdı. A.S. beyin Başkanlığının yenilenmemesi

gibi, bizim de adımızın kullanıldığı İ.O. bey ve benim kulağımıza geldi.

...daha sonra bazı konularda görevin, mensubiyetin göreve yansıtıldığına

ilişkin bazı örneklerde tarafımıza intikal etti ve bu, bu olaylar üzerine bu

daha önce saydığım bize yansıyan dedik ki ya bu Yargıtay'dan bazı yakın

tanıdığımız arkadaşları çağırıp bu konuları bir görüşelim. Hakimevine 25-30

arkadaş çağırdık ve bu konuları müzakere ettik ve sıkıntının daha çok bu yapı

mensuplarının birbirini tanımasından, bu yapı mensubu olmayanların da birbirini

tanımamasından, eskilerin yenileri, yenilerin eskileri tanımamasından istifade

edildiğini anladık. Bu nedenle dedik ki, bu yapı mensubu olmayanları da biz

birbirleriyle tanıştıralım ve bu kapsamda kimleri çağırabiliriz diye Yargıtayın

listesini önümüze koyduk ve hızlı bir şekilde çağırıp konuşabileceğimiz bu

meseleleri bir liste hazırladık Sayın Başkanım. ...Ben A.S. [Başvurucu] beyi bu yapıdan olmadığını bildiğim için çağırmamız

gereken kişiler arasına o ana listeye yazmışım. Kendisini çağırdık, kendisi de

sağolsun geldi diye hatırlıyorum toplantıya. Bu meseleleri konuştuk. Gelen

arkadaşlarda benzer sıkıntılardan bahsettiler ve dedik ki hatta bu grupları

çağırmadan önce ben o zaman ki Yargıtay Genel Sekreteri A.B.yle de konuşup

böyle bir şey yapacağımızı, İ. beyle birlikteydik daha önce anlatmıştım ve

onların yani bu yapı mensubu olmayan kişilerin görüşlerini, kanaatlerini

almadan seçim ve yönetim işlerinde tek başlarına davranmamaları gerektiği

konusunda böyle bir faaliyet yapacağımızı kendilerine söyledik ve kendilerinde

de mutabık kaldık. ... A.S. [Başvurucu] beyi biz, orada da bize bir muhalefeti olmadı. Hatta bu anlattığım

sıkıntıları destekleyen, tasdik eden yaklaşımları oldu. Dolayısıyla biz

kendisini hep farklı bildik Sayın Başkanım. Böyle bir algı kendisi hakkında

nasıl oluştu o süreci ben Yargıtayın içinde olmadığım için bilmiyorum ama benim

kendisiyle ilgili bilgilerim, kanaatlerim ve faaliyetlerim bundan ibaret.

...kendi hazırladığım listede A.S. [Başvurucu] beyi o zaman Başkandı ben listeyi hazırlarken,

birlikte hareket edebileceğimiz kişiler arasında ayrı bir grupta

gösterdim..."

iii. Tanık A.H.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"... ben Adalet Bakanlığı Personel Genel

Müdürlüğüne tetkik hakimi olarak geldim. 1997 yılında geldim. A.S. [Başvurucu] beyi de o tarihlerde tanıdım. Kendisi

Yargıtay'daydı. Biz HSYK'ya 2010 yılında HSYK'da ben göreve başladım. Bizden

çok önce yani zannedersem bir 4-5 yıl kadar önce Yargıtay Üyeliğine seçilmişti.

...Hukuk Dairelerinde çalışıyor diye biliyorum. Daha sonra Daire Başkanı oldu.

Efendim ben hiç A.S. [Başvurucu]

beyin cemaatçi olduğunu veya eski adıyla cemaatçi yeni adıyla FETÖ'cü olduğunu,

onlarla iltisaklı, irtibatlı olduğu gibi bir şey duymadım. Yani cemaatle ilgili

biri olarak değil de ben milliyetçi muhafazakar bir insan olarak kendisini

tanır ve o şekilde hep değerlendirirdim. Yine de aynı kanaatteyim..."

32. İddianamede beyanları başvurucu hakkındaki suçlamaya esas

alınan N.Y. ise Yargıtay 9. Ceza Dairesinde vermiş olduğu beyanında şu şekilde

açıklamalarda bulunmuştur:

"...

şöyle ben yaklaşık 30 yıl FETÖ/PDY terör

örgütü içerisinde bulundum. Değişik örgüte müzahir kurumlarda ve örgüte yine

müzahir onların bölge sistemleri dedikleri ve ünite sistemleri dedikleri bölge

ve ünite yapılanması içerisinde görev aldım. Özellikle son 2007-2016 15 Temmuz

darbe girişimine kadar 10 yıl, yaklaşık bir 10 yıl kadar genel sohbetçi

dediğimiz örgüt içerisinde böyle bir vazifem vardı. Genel sohbetçi de tüm

üniteler, tüm birimler, örgüt içerisindeki tüm üniteler ve birimlere moral

motivasyonu yükseltmek, örgütün özellikle değişik zamanlarda hem himmet olsun,

burs mevsimi olsun, değişik mevsimlerde dediğimiz örgüt içerisinde bu

sohbetlere veya diğer farklı programlara katılan insanların, örgüte müzahir

veya örgüt üyesi insanların veya dışarıdan gelen insanların moral motivasyonunu

artırma adına sohbetler yapıyorduk. Özellikle 17-25 Aralıktan sonra, 2013 17-25

Aralıktan sonra 2014 yılı içerisinde ve 2015 yılı içerisinde de oldu fakat

genel itibariyle de 2014 yılı içerisinde yoğun bir biz genel sohbetçilere

ihtiyaç düştü. Bu üniteler ve diğer birimler içerisinde özellikle 2013'ten

sonra mahrem yapılanma dediğimiz örgüt içerisindeki işte yargı, emniyet gibi

mahrem yapılanmada da sohbetlerim oldu. Özellikle 2014 yılında yoğun bir sohbet

trafiği olmuştur. Bu daha sonra 2016 darbe girişimi, Temmuz darbe girişiminden

sonra 2016'da gözaltına alındım. Samsun, Konya ve Ankara'da 3 değişik ilde

hakkımda davalar açıldı, davalar neticelendi. Şuan hakkımda herhangi bir dava

yok. Etkin pişmanlıktan faydalandığım için 1 yıl 6 ay 22 gün ceza alarak hükmün

açıklanmasının geriye bırakılması şeklinde hüküm verildi, ceza aldım. Bu 2014

yılı içerisinde özellikle mahrem yapılanma dediğimiz, özellikle emniyet ve

yargı mensuplarının sohbetlerini yaptım. 2017 Eylül ayında Ankara emniyetinde

bir ifadem oldu. Orada özellikle yargı mensuplarının örgüte müzahir veya

örgütle ilişkisi olan yargı mensuplarına dair sohbet yapıp yapmadığıma dair bir

ifadem oldu. O ifade içerisinde tabi yüzlerce örgüte sohbete gelip giden

kişileri, şahısları teşhis ettim. Tabi bu teşhis içerisinde sayı çok fazla

olduğu için bazen doğru teşhislerim olduğu gibi yanlış teşhislerimde olmuştur.

Daha önceki duruşmalarda ve mahkemelerde bu şahıslarla alakalı beyanlarım

olmuştur.

...

[Tanığa sohbetlerde başvurucuyu görüp görmediği hususu

sorulduğunda] Hayır efendim hatırlamıyorum.

...

[Tanığa başvurucu hakkındaki daha önceki beyanı okunarak

sorulduğunda] Efendim tespitlerin tamamı

fotoğraf, resimler üzerinden yapıldı. Tabi siz de takdir edersiniz ki yaklaşık

bana 5000'e yakın fotoğraf gösterildi. Tabi genel sohbetçi olduğumdan dolayı

tüm yapıdaki, örgüt içerisindeki tüm birimlere, ünitelere sohbete gidiyorduk.

Bunların içerisinde mahrem yapılanma dediğimiz emniyet ve yargıda vardı. Tabi

yüzlerce fotoğraf içerisinde doğru teşhislerim olduğu gibi yanlış bir

teşhislerim de olmuştur. Onları farklı duruşmalarda, mahkemelerde de söyledim

yani.

...

[Tanığa hangi ifadesinin doğru olduğu sorulduğunda] Efendim buradaki beyanım doğru ve gerçektir.

...

[Tanığa başvurucunun yüzüne bakarak tekrardan beyanda bulunması

istenip daha önce vermiş olduğu ifadede neden yanıldığı hususu sorulduğunda] Ben evet girişte de baktım şimdi de bakıyorum. Tabi

üzerinden bir süre de geçmiş bir, ikincisi tabi çok fazla fotoğraf gösterildiği

için o günkü şartlarda benzetmişte olabilirim veya hatırladığım kadarıyla böyle

bir durum da olabilir. Ondan kaynaklanıyordur ..."

33. Yargıtay 9. Dairesi 20/3/2019 tarihli üçüncü duruşmada

başvurucu hakkındaki yargılamanın durmasına karar vermiştir. Durma kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı silahlı terör

örgütü üyesi olma suçundan yargılanması talebiyle Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben iddianame

düzenlenmiş ve bu mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya Dairemize

gönderilmiş ise de; sanığın, silahlı terör örgütü FETÖ'nün hiyerarşik yapısına

dahil olup atılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu iddia

edilen eylemlerin gerçekleştirildiği tarih itibariyle haiz olduğu Yargıtay

Üyeliği sıfatı nedeniyle 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesi gereğince

iddianame düzenleme, görev ve takdiri yetkisine sahip olan Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından düzenlenmiş bir iddianame olmaması nedeniyleDairemize

usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası da olmadığından CMK 223/8 maddesi

gereğince yargılamanın durdurulmasına,

İddianame düzenleyip düzenlememe hususunun

takdiri için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ... [karar

verildi.]"

34. Dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

18/7/2019 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza

Dairesinde kamu davası açmıştır. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'ye ve bu

örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilere yer verilmiştir.

Sonrasında ise başvurucunun FETÖ/PDY'de yer aldığına ilişkin birtakım olgulara

dayanılmıştır. Bunlar özetle şöyledir:

i. Başvurucu hakkında açıklamaları bulunan tanık beyanlarına yer

verilmiştir. Bu beyanlar şu şekildedir:

-Tanık İ.O.nun şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:

"A.S.;[Başvurucu] Bizim zamanımızdan önce Yargıtay üyeliğine

seçilmiştir. Kendisinin Fetullah Gülen cemaat mensubu olmadığını düşünüyorum.

Yargıtay Başkanlık Divanında bir dönem görev aldığı için aklımda şüphe oluşmuş

olabilir. "

-Tanık A.H.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:

"benim kurulda görev yaptığım dönemden

önce Yargıtay üyesi seçilmiştir. Fetullah Gülen ceamaat mensubu olmadığını

biliyorum. "

-Tanık B.E.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:

"Şahsen tanıyorum, samimiyetim yoktur.

Fethullah Gülen Cemaati mensubu olmadığını düşünüyorum ancak Fethullah Gülen

Cemaati Yargıtay'da belli bir etkinlik sağlayınca A.S.nin [Başvurucunun] başkanlık divanına seçildiğini duymuştum. Yani, 'sen

biz seçtirdik' diyerek kendi taleplerini yaptırmış olabileceklerini

düşünüyorum."

-Tanık E.O.nun şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:

"...M.D. isimli şahıs Ankara Barosuna

kayıtlı avııkattır. ... Bu şahıs tüm gücünü FETÖ/PDY lideri Fethullah Gülen'den

almaktadır. M.D. isimli şahıs M.R.K.'den daha fazla tanınmış biridir ve

dolayısıyla M.D. aslında Yargıtay imamıdır .... M.R.K. ve M.D.'in yıllarca

işbirliği içerisinde hareket ettikleri Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Başkanı A.S. [Başvurucu] tutuklanmıştır."

-Tanık E.O.nun ilk ifadesinden sonra vermiş olduğu şu şekildeki

açıklamasına da dayanılmıştır:

"Kendisini daha önceden duruşmalarda

davam olması nedeniyle tanıdım, ama ilk defa karşılıklı 2015 yılı 10 Haziranda

odasında görüştüm. ... A. [Başvurucu] Bey olayları yazılı olarak bildirmemi istedi. Ben yazı hazırlayarak

K.K.'nın fetö cemaatçi olduğunu ve rüşvete ilişkin yazı yazıp kendisine onun

adına mektup yazarak gönderdim .... Yargıtay'da o an için görüştüğüm üyeler ve

tetkik hakiınleri, A.S. [Başvurucu]

ve K.K.'nın cemaatçi olduklarını söylediler, ... M.R.K. ve M.D., A.S. [Başvurucu] ile çok yakın ilişkileri vardı. Aynı zamanda

Yargıtay 14. Hukuk dairesinde görevli olup, 15 Temmuz sonrasında tutuklanan

fetöcü hakimler ile çok sıkı ilişki içerisindeydiler, ... Sonuçda, A.S. [Başvurucu] fetullahçıdır, daha önce de ismini şikayet ve ihbar

dilekçelerimde belirttiğim o dönem Yargıtay 14. Hukuk Dairesinde çalışan iki üye

ve iki tetkik hakimi de fetullahçıdır. Yargıtayda o dönemde birçok üye ve hakim

fetöden atılmıştır, ancak benim tanıdıklanm bu isimlerdir. Ortada dönen bütün

paralar fetullah organizasyonuna giden paralardır."

-Tanık O.Y.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:

"160 üyenin seçiminden bir süre sonra,

bir iki arkadaşım yeniden seçilmem konusunda karar alındığını söyledi. ...Adli

tatile iki hafta vardı. Başkanlığa aday oldum, karşı aday çıkarılmayınca engel

olmadığını değerlendirdim. ...Bir önceki seçimde o zamana kadar görülen en

yüksek oyla seçilmiştim. Tek adaydım, sonuçlar açıklandığında şaşırıp kaldım.

Seçime 50'si eski, 30'u yeni olmak üzere 80 üye katılmamıştı. On üye

raporluydu. Öğlen arası daire arkadaşlarıyla bir araya geldiğimizde bazı üyelere

ulaşamamışlardı. Şimdi onlara da ulaştılar, 'boşlar artacak' denildi. Gerçekten

boşlar 133'den 155 çıktı. 170 civarında oy aldım. 20-25 oy daha alamadığım için

seçilemedim. ...Adli tatil sonrasında karşıma bir aday çıkarıldı.

...4. C.D. ne seçilen E.S.Y., sonraları olayı

şöyle anlatıyor. 'Yazlığımdayken Yargıtay üyesi A.S. [Başvurucu] ve Genel Sekreter A.B. telefonla beni aradılar.

Yargıtay Başkanı N.K.'ın aday olmasını istediğini bana söylediler. Teklifi

kabul ettim.' diyor. ...14 yıl tctkik hakimliği, 7 yıl üyelik, 4 yıl başkanlık

olmak üzere o tarihte 25 yıldır 4. Ceza Dairesinde görev yaparken, kendileri 1.

Ceza Dairesinden gelip başkan seçiliyor. Özgür bir ortam yok. Blok oy

kullanılıyor. ..."

-Tanık N.Y.nin Savcılıkta (bkz. § 25) ve Yargıtay 9. Ceza

Dairesindeki (bkz. § 32) açıklamalarına yer verilmiştir. Tanık N.Y.nin

Savcılıkta alınan beyanını başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olduğunun delili olarak

değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tanığın daha sonra alınan

beyanlarının örgütün maddi ve manevi baskısı altında verildiğini belirterek ilk

alınan beyanının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

ii. Başvurucu hakkında düzenlenen mali analiz raporuna

dayanılmıştır. Bu raporda temel olarak iki eyleme delil olarak yer verilmiştir:

- Başvurucunun 1.950 TL para gönderdiği E.K. adlı kişi hakkında

terör örgütüne üye olma suçundan bir yargılama yürütüldüğü ifade edilmiştir.

- Başvurucunun 23/7/2016 tarihli ve 667 Sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile

kapatılan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğine (YARSAV) üye olduğu

belirtilmiştir. UYAP üzerinde yapılan incelemede başvurucunun Derneğe üyelik

tarihinin 3/7/2006 olduğu, üyelik tipinin ise kurucu üye olarak ifade edildiği

anlaşılmıştır.

iii. Başvurucu hakkında düzenlenen HTS analiz raporuna

dayanılmıştır. Bu raporda -temel olarak- iki eyleme delil olarak yer

verilmiştir:

- Başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargı kanadında yer aldığı

iddiasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunan kişilerin cep

telefonlarıyla ortak baz hareketliliği bulunduğu belirtilmiştir.

- Başvurucunun uluslararası numaralarla iletişim hâlinde olduğu

ifade edilmiştir.

iv. Başvurucuya ait olan dijital materyallerin incelenmesi

sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılmıştır. Bilirkişi raporunda yer

alan ve delil olarak belirtilen hususlar şunlardır:

-"H.Ş. AKP'den İstifa

Etti" başlıklı bir açıklamanın ele geçirildiği belirtilmiştir.

-"M.Y.nin Açıklamaları"

isimli bir metin belgesinin ele geçirildiği ifade edilmiştir.

35. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamede, dosya

kapsamında bulunan ve yukarıda sıralanan tüm delilleri birlikte

değerlendirmiştir. Bu değerlendirme şu şekildedir:

"...25.07.2005 tarihinde Yargıtay Üyesi

olduktan sonra, 28.06.2012 tarihinde Ondördüncü Hukuk Dairesi Başkanlığına

seçilen ve 21.03.2011-28.06.2012 ve 08.07.2014 -29.12.2014 tarihleri arasında

Yargıtay Divan Üyeliği yapan şüpheli A.S. [Başvurucu] hakkında, uzun yıllar örgütün içerisinde kalıp,

sohbet hocalığı yapan, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında etkin pişmanlık

hükümlerinden yararlanarak itirafçı olan N.Y.'ın, 15.09.2017 tarihinde Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 'örgütün adalet mahrem yapılanma

içerisinde olan bir şahıs olduğunu anladığım şahıstır.' diyerek fotoğraf üzerinden

teşhis yaptığı, İ.O.'un, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 19.12.2016 tarihinde

alınan ifadesinde: ' ...Yargıtay Başkanlık Divanında bir dönem görev aldığı

için aklımda şüphe oluşmuş olabilir.' dediği, B.E.in, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında 16.06.2017 tarihinde alınan ifadesinde: '...Fethullah Gülen

Cemaati Yargıtay'da belli bir etkinlik sağlayınca A.S.nin [Başvurucunun]

başkanlık divanına seçildiğini duymuştum.

Yani, 'sen biz seçtirdik' diyerek kendi taleplerini yaptırmış olabileceklerini

düşünüyorum." şeklinde tespitte bulunduğu, E.O. isimli kişinin çeşitli

makamlara sunduğu dilekçeleri ve talimatla alınan ifadesinde 'A.S. [Başvurucu] fetullahçıdır,' şeklinde şikayetinin olduğu, E.O.'ın

şikayet ve beyanlarında şüpheli ile işbirliği içerisinde hareket ettiğini iddia

ettiği M.R.K. hakkında, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/34 Esas 2019/117

Karar sayılı kararıyla silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK'nun 314/2,

62, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddeleri uyarınca 8 Yıl 1 Ay 15 Gün Hapis cezası

ile mahkumiyet kararı verildiği, örgütün yargı kanadında yer almaktan hakkında

soruşturma ve yargılama devam eden mensupları ile ortak baz hareketliliği

kapsamında irtibatlı olduğu, şüpheli A.S.de [Başvurucuda] ele geçirilen dijital materyallerle ilgili

düzenlenen 02.07.2019 tarihli bilirkişi kurulu raporunun incelenmesinde, Cvrıa

Europa Eu 2011 ibareli 2 GB flash bellek ve Sandısk BH1111VWGN 4 GB flash

bellek içerisinde, H.Ş.'e ait '...Ben yirmi seneden fazla bir süredir hizmet

hareketini ve Muhterem Hocaefendiyi tanıyor ve seviyorum' şeklinde başlayan

haber yazısı ile HP wx81c9025943 500 GB taşınabilir HDD içerisinde, örgüt adına

mesajlar verdiği değerlendirilen, 'M.Y.'in açıklamaları' isimli bir word

belgesinin bulunduğu, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu

Başkanlığınca hazırlanan 11.01.2018 tarihli Mali Analiz Raporunun

incelenmesinde, şüpheli A.S.nin [Başvurucunun] 23.11.2018-20.03.2013 tarihleri arasında toplam 1950

TL EFT gönderdiği '[TCKN]' TC numaralı E.K. hakkında silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/830 Esas sayılı

kovuşturma dosyasının bulunduğu ve 667 sayılı Olağanüstü Hal KHK ile kapatılan

'Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği 'ne' üye olduğunun belirlendiği,

...

Bu şekilde şüphelinin, gizliliğe riayet ederek

örgütün amaçları doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerde

bulunmak suretiyle örgüt ile organik bağ içerisine girdiği, hiyerarşik yapıya

dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması,

faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör

örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır."

36. İddianame, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 23/7/2019

tarihinde kabul edilmiş ve yargılamaya yeniden başlanmıştır.

37. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla -ilk

derece mahkemesi sıfatıyla- Yargıtay 9. Ceza Dairesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

38. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56), Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019,

§§ 24-39); Mustafa Baldır (B. No:

2016/29354, 4/4/2018, §§ 26-37); Mustafa

Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48) başvuruları

hakkında verilen kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; gözaltında dört beş kişinin kalabileceği bir

nezarethanede insani olmayan koşullarda on iki on üç kişi ile birlikte kaldığını,

ters kelepçe takılarak nezarethaneye ve doktor muayenesine götürüldüğünü,

hastane çıkışında linç girişimine maruz kaldığını belirterek maddi ve manevi

varlığın korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucu 3/4/2018 tarihli ek beyan dilekçesiyle

tutukluluğunun on dört ayını hukuka aykırı bir şekilde tek kişilik odada

geçirdiğini, bu dönemde tarifsiz acılar yaşadığını iddia etmiştir.

42. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun gözaltına yönelik şikâyetlerinin

özü, gözaltı ve devamındaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi

gerekir.

44. Öte yandan başvurucu; eksikliğin giderilmesi bildirimine

karşı beyanında tutukluluğunun on dört ayını hukuka aykırı bir şekilde tek

kişilik odada geçirdiğini, bu dönemde tarifsiz acılar yaşadığını iddia

etmiştir. Başvurucunun başvuru formunda ileri sürmediği bu şikâyeti başvuru

yollarını tükettikten sonra, başvuru süresi içinde yeniden bireysel başvuruda

bulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak, başvuru harcını

yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla- bireysel başvuru

konusu etmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında başvurucunun bu

şikâyeti yönünden bir inceleme yapabilir. Belirtilen nedenle başvurucunun

sonradan ileri sürdüğü bu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirme

yapılmamıştır.

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

47. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

48. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genelde gözaltında iken kamu görevlileri tarafından

kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı koşullarında

tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun gözaltına alındığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu

görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutulma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).

49. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki kanıtlarını

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere iletmeden, hak

ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve çözüme

kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu, bilgisayarına ve cep telefonuna 5271 sayılı

Kanun'un 134. maddesine açıkça aykırı bir biçimde el konulduğunu belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

53. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

54. Anayasa Mahkemesi, elkoyma tedbirinin hukuka aykırı

olmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016,

§§ 58-69). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti bakımından anılan

karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla

görevsiz

mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda arama

yapıldığını belirtmiş; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

57. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.

59. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).

60. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma

kapsamında başvurucunun konutunda arama yapıldığı görülmektedir (bkz. § 16).

Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının

ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin bir soruşturma

kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla

gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

61. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

62. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının özel hayata

saygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık

olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

64. Başvurucu; hakkındaki soruşturmanın üzerlerindeki sosyal ve

siyasal baskılar nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimler ve Cumhuriyet

savcılarınca yürütüldüğünü, soruşturma süresince masumiyet karinesine aykırı

bir biçimde çeşitli şekillerde suçlu ilan edildiğini, kamuoyuna terör örgütü

üyesi olarak gösterildiğini belirterek adil yargılanma hakkı bağlamında

masumiyet karinesinin, savunma hakkının, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

67. Somut olayda başvurucu, başvuru formları ve eklerinde,

masumiyet karinesi ile bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılama hakkının ne

şekilde ihlal edildiğine dair hiçbir belirleyici ya da ayırt edici ifade

kullanmamış; başvuru formunda anılan iddialarını somut bir olgu veya olay

belirtmeksizin soyut olarak dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucunun

başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaylara ilişkin

iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü

yerine getirmediği anlaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu; görevsiz mercilerce suç şüphesi olmaksızın

yakalanmasına ve gözaltına alınmasına karar verildiğini, bu karar üzerine

hukuka aykırı bir şekilde yakalandığını ve gözaltına alındığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği ile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

71. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

72. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

73. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

75. Başvurucu; somut olay bakımından kuvvetli suç şüphesinin ve

tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya neden olabilecek hiçbir maddi

olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu ve

tutuklama kararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

76. Başvurucu ayrıca soruşturma tarihi itibarıyla emekli bir

Yargıtay üyesi olduğunu ve iddia edilen suçlamanın temadi eden bir suç olması

nedeniyle önemli bir kısmının Yargıtay üyeliği dönemine denk geldiğini, bu

nedenlerle ilgili mevzuatta belirtilen özel soruşturma usulüne uyularak

hakkındaki soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini ancak hakkında genel hükümlere

göre soruşturma yürütüldüğünü, olayda suçüstü hâlinin mevcut olmadığını ileri

sürmüştür.

77. Başvurucu 3/4/2018 tarihli ek beyan dilekçesiyle, sadece

soyut nitelikteki bir tanık beyanına dayanılarak yaklaşık 1 yıl 6 ay tutuklu

kaldığını, tahliye talebinin reddine ve tutukluluğun devamına dair tüm

kararların gerekçelerinin soyut cümlelerinin tekrarından ibaret olduğunu,

ilgili ve yeterli olmadığını belirterek tutukluluğunun makul süreyi aştığını

iddia etmiştir.

78. Bakanlık görüşünde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen

darbe teşebbüsünün daha önce benzeri olmayan olağanüstü bir duruma yol açtığı,

FETÖ/PDY'nin devletin tüm kurumlarında yapılanmış olması, devletin bekasına

yönelik ciddi tehlikenin varlığı, tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihte

darbe teşebbüsünün sıcaklığını koruması gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin soruşturma

dosyasında bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî olduğunun söylenemeyeceği

ifade edilmiştir. Ayrıca soruşturma makamlarının tutuklama nedenlerinin varlığı

ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu yönündeki değerlendirmelerinin de

temelsiz olmadığı belirtilmiştir.

79. Bakanlık görüşünde ayrıca darbe teşebbüsü sonrasında ülkenin

tamamında FETÖ/PDY'ye yönelik çok kapsamlı soruşturmalar başlatıldığı, bu

soruşturmalar kapsamında yargı makamları tarafından yüz binlerce şüpheli ve

tanık beyanına başvurulduğu hususuna vurgu yapılarak başvurucu hakkında

tutuklama tedbiri uygulandıktan belli bir süre sonra ortaya çıkan tanık

beyanının soruşturma dosyasına eklenmesi ve bu tanık beyanının başvurucu

hakkında düzenlenen iddianamede yer alması hususunun hukuka aykırı bir durum

arz etmediği sonucuna varılmıştır.

80. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) Alparslan Altan (B.

No: 12778/17, 16/4/2019) kararına da değinerek yapmış olduğu başvurusunun

bireysel başvurunun yapıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi

gerektiğini, hakkında iddia edilen suçlamayla ilgili somut hiçbir delil

olmadığını, keyfî olarak tutuklandığını ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

81. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

82. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

83. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

84. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

85. Öte yandan başvurucu; eksikliğin giderilmesi bildirimine

karşı beyanında, daha önce bireysel başvuru formunda dile getirmediği, sadece

soyut nitelikteki bir tanık beyanına dayanılarak yaklaşık 1 yıl 6 ay tutuklu

kaldığı, tahliye talebinin reddine ve tutukluluğun devamına dair tüm kararların

gerekçelerinin soyut cümlelerinin tekrarından ibaret olduğu, ilgili ve yeterli

olmadığı şikâyetlerini de ileri sürmüştür.

86. Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesi sıfatıyla)

yargılaması tutuksuz olarak devam eden başvurucunun bu şikâyet bakımından

mevzuatta öngörülen başvuru yollarını tükettikten sonra, başvuru süresi içinde

yeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak,

başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla-

tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetini bireysel başvuru konusu etmesi

mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aşıp

aşmadığı şikâyeti yönünden bir inceleme yapabilir (benzer yöndeki bir

değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK],

B. No: 2016/25189, 21/12/2017, § 119).

87. Belirtilen gerekçelerle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü

bu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

88. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

89. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

90. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu

bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

iii. Esas Yönünden

(1) Genel İlkeler

91. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

92. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

93. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olguların

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72). Bununla birlikte tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki

şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya

kovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76). Bu nedenle yakalama

veya tutuklama anında tüm delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka

gerekli değildir. Bu bakımdan suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas

teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak

olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, §

73).

94. Diğer yandan bir şüpheli veya sanık hakkında -özellikle

darbe teşebbüsünden hemen sonra ortaya çıkan koşullarda teşebbüsle ya da

teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle-

verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren tüm

somut deliller yeterince ifade edilememiş olabilir. Buna karşılık Anayasa

Mahkemesi, bireysel başvuruları incelerken UYAP aracılığıyla ilgili soruşturma

veya dava dosyalarına erişim sağlayabilmektedir. Dolayısıyla tutuklama ile

bağlantılı şikâyetleri içeren bireysel başvurularda tutuklama kararında yer

verilen, değinilen veya atıf yapılan delillerin içeriğinin anlaşılması

bakımından UYAP üzerinden erişim sağlanan dosyadaki bilgi ve belgelerden ve

özellikle de bu delillerin içeriğinin ve bunlara ilişkin soruşturma

mercilerinin değerlendirmelerinin etraflıca ifade edildiği belge olan

iddianameden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın

hukukiliğine ilişkin iddiaların dile getirildiği bireysel başvuruları incelerken

tutuklama kararında değinilmese de soruşturma dosyasında yer alan ve

iddianamede suçlamaya esas alınan olguları UYAP üzerinden erişim sağlayabildiği

ölçüde değerlendirmektedir.

95. Bu değerlendirme yönteminin darbe teşebbüsünden sonra

uygulanan tutuklama tedbirleri yönünden bir zaruret olduğu ortadadır. Özellikle

teşebbüsten hemen sonra tutuklanan kişiler hakkındaki tutuklama kararlarında

suç şüphesinin varlığını gösteren tüm somut delillerin ayrıntılarıyla ifade

edilmesinin güçlüğü izahtan varestedir. Bu koşullarda uygulanan tutuklama

tedbirleri yönünden tedbirin uygulandığı sırada ifade edilmeyen suçlamaya esas

kuvvetli belirtilerin soruşturma mercilerince sonradan etraflı bir şekilde

açıklanıp değerlendirilmesi makul karşılanmalıdır. Bu itibarla darbe

teşebbüsünden hemen sonra uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığı

incelenirken tutuklama kararında atıf yapılanların yanı sıra UYAP üzerinden

erişim sağlanan dosya kapsamında yer alan ve genellikle iddianamede suçlamanın

dayanağını oluşturan tüm olgular değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

96. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

97. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri, tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

98. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser

Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

99. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

100. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

101. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Bu

incelemelerin sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı

mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma

mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve

tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç

olduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varılmıştır (Anayasa Mahkemesi üyeleri bakımından Alparslan Altan [GK], B. No:2016/15586,

11/1/2018, §§ 114-129; Erdal Tercan

[GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 130-146; Yargıtay üyeleri bakımından A.B. [GK], B. No:2016/22702, 31/10/2019,

§§ 80-95; Salih Sönmez, §§ 106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§ 61-77; Ramazan Bayrak, B. No: 2016/22901,

7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay üyeleri bakımından Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§ 61-63; ilk

derece mahkemelerinde görev yapan hâkimler bakımından Adem Türkel, §§ 52-59; Erdem Doğan,

B. No: 2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57; tetkik hâkimleri bakımından Selim Öztürk, B. No: 2017/4834, 8/5/2019,

§§ 52-59; Cumhuriyet savcıları bakımından Hasan

Hendek, B. No: 2016/69748, 29/5/2019, §§ 62-69; Uğur Gürses, B. No: 2016/16201, 3/7/2019,

§§ 62-65). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan

kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

102. Dolayısıyla 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınmasına

karar verilen ve bu karar uyarınca 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen, yargı makamlarınca

silahlı terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan

20/7/2016 tarihinde tutuklanan başvurucu yönünden darbe teşebbüsünden

kaynaklanan nedenlerle bağlantılı olarak suçüstü hâlinin mevcut olduğuna

yönelik değerlendirmelerin temelsiz olduğunun kabulü mümkün değildir. Yargıtay

kararlarında yer alan (ilgili Yargıtay kararları için bkz. Salih Sönmez, §§ 117-119) silahlı terör örgütü bakımından ağır cezalık

suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki yaklaşım da dikkate alındığında başvurucuya

isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin

bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve

hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı

yöndeki değerlendirme için bkz. A.B., §

94).

103. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

olayların yaşandığı tarihte Yargıtay üyesi olması nedeniyle 2797 sayılı

Kanun'dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak

tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

104. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

105. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna

genel olarak değinilmiş, bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir

(bkz. § 21).

106. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamelerde ise

başvurucunun FETÖ/PDY içerisinde yer aldığına dair tanık beyanlarına, HTS

analiz raporuna, mali analiz raporuna ve dijital delillerinin incelenmesi

sonucunda düzenlenen bir bilirkişi raporuna dayanılmıştır (bkz. §§ 26, 34).

107. Soruşturma mercileri, suçlamalara ilişkin olarak başvurucu

yönünden bir kısım tanığın vermiş olduğu beyanlara dayanmıştır. Bunlardan A.H.,

B.E., ve İ.O. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimi, daire

başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür olarak görev yapmış; ayrıca

müsteşar yardımcılığı ve müsteşarlık görevi üstlenmiş kişiler olup haklarında

darbe teşebbüsü sonrasında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

yürütülmüştür. Bu kişiler genel olarak başvurucunun FETÖ/PDY'ye mensup olmadığı

yönünde anlatımlarda bulunmuşlardır. Tanıklar İ.O. ve B.E. başvurucunun

FETÖ/PDY'nin Yargıtayda etkin olduğu dönemde başkanlık divanında yer alması

dolayısıyla başvurucu ile FETÖ/PDY arasında bağlantı olduğu yönünde bir

düşüncenin söz konusu olabileceğini ifade etmişlerse de bunun varsayımsal bir

kanaat olarak dile getirdikleri görülmektedir. Nitekim tanıkların başvurucunun

FETÖ/PDY ile bağlantısının bulunduğu yönünde somut olguya dayalı bir ifadeleri

olmadığı gibi aksine başvurucunun bu yapıya mensup olmadığına vurgu

yapmışlardır. Yargıtayda daire başkanı olarak görev yapmış olan tanık O.Y.nin

ifadesinde de başvurucunun FETÖ/PDY mensubiyeti olduğuna dair hiçbir açıklama

mevcut değildir.

108. Soruşturma mercilerince değerlendirmeye alınan beyanlardan

biri de tanık E.O.nun anlatımlarıdır. Tanık, ilk beyanında başvurucunun

FETÖ/PDY üyesi olduğu yönünde bir açıklamada bulunmazken ilk ifadesinden

yaklaşık bir yıl sonra bu kez başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğu yönünde bir

anlatımda bulunmuştur. Ancak adı geçen tanığın bu kanaatini somut bir olguya

dayandırması söz konusu değildir. Başvurucu da savunmasında; kendisinin daha

önce görev yaptığı Yargıtayın ilgili dairesinde tanığın birden fazla dosyasının

olduğunu, söz konusu dosyaların aleyhine sonuçlanması üzerine bir iftira yoluna

giriştiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca tanığın 82 yaşında olduğunu ve

akıl sağlığının yerinde olmaması nedeniyle hakkında vasi tayinine gidildiğini,

aleyhine sonuçlanan her adli işlemden sonra ilgili kişiler hakkında

şikâyetlerde bulunduğunu, nitekim kendisinin daha önce görev yaptığı Yargıtayın

ilgili dairesinin yeni başkan ve üyeleri hakkında dahi şikâyetlerde bulunduğunu

dile getirmiştir. UYAP üzerinden yapılan incelemede tanık hakkında vasi tayini

yönünde bir mahkeme kararının varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca kovuşturma

aşamasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu tanığın dinlenmesine gerek görmemiştir.

Buna göre tanığın açıklamalarının somut bir olgu barındırmaması ile

başvurucunun savunmasında belirttiği ve UYAP üzerinden tespit edilen hususlar

birlikte değerlendirildiğinde bu beyanların başvurucu ile FETÖ/PDY arasındaki

mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesi mümkün

değildir.

109. Somut olayda üzerinde durulması gereken bir diğer delil

tanık N.Y.nin anlatımlarıdır. Tanığın FETÖ/PDY mensubu olan ve aralarında yargı

mensuplarının da olduğu kamu görevlilerine sohbet

adı altında çeşitli konuşmalar yaptığı belirtilmiştir. Tanık 2014 yılında

yapılan HSYK seçim sonuçları nedeniyle yapılanmaya mensup yargı görevlilerinin

bozulan morallerinin düzeltilmesi ve örgütün yargıda yeniden toparlanmasının

sağlanması amacıyla bu kişilere yönelik konuşmalar yaptığını ifade etmiştir.

Toplantıların bu niteliği dikkate alındığında bir yargı mensubunun sohbet adı

altında gerçekleştirilen bu tür bir faaliyete katılması örgütle ilişkisi

bakımından kuvvetli bir belirti olarak kabul edilebilir. Ancak başvurucunun bu

toplantılara katıldığına ilişkin tanık beyanı, fotoğraf üzerinden yapılan bir teşhis

işlemine dayanmaktadır. Tanık bu teşhis işlemi sırasında kendisine binlerce

fotoğrafın gösterildiğini söylemektedir. Bu koşullarda yapılan bir teşhisin

sıhhatine ilişkin ciddi şüphelerin bulunduğu söylenebilir. Dahası tanık,

başvurucuyu tanımadığı gibi tanığın başvurucunun katıldığı sohbet toplantıları

hususunda yer ve zamanı belirtir şekilde herhangi bir somut açıklaması da

bulunmamaktadır. Nitekim tanığın kovuşturma aşamasında Yargıtay 9. Ceza

Dairesinde alınan beyanında, kendisine başvurucunun sohbet toplantılarına

katılıp katılmadığı hususu sorulduğunda başvurucuyu hatırlamadığını ifade

ettiği görülmektedir.

110. Sonuç olarak söz konusu tanık beyanlarında başvurucunun

FETÖ/PDY üyesi olduğuna, bu örgütle örgütsel bir bağlantısı bulunduğuna veya

birtakım örgütsel eylemleri gerçekleştirdiğine dair somut olgulara dayalı bir

açıklama bulunmamaktadır. Bu nedenlerle anılan tanık beyanlarının başvurucu ile

FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan olgular olarak

değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.

111. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede

ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında hakkında işlem yapılan

bazı kişilerin cep telefonlarıyla ortak baz hareketliliğinin bulunmasına ve

uluslararası numaralarla görüşmelerinin olmasına dayanılmıştır.

112. Bununla birlikte soruşturma makamlarınca söz konusu baz

hareketliliğinin ve uluslararası görüşmelerin örgütsel bir ilişki çerçevesinde

gerçekleştiği yönünde bir tespit ya da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Öte

yandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan soruşturma yürütüldüğü, toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz

binlerce kişi hakkında soruşturma açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda

somut olayın koşulları itibarıyla birtakım baz hareketliliğinin ve uluslararası

görüşmelerin örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak

kabulü mümkün görülmemiştir.

113. Bunlardan başka başvurucu ile ilgili olarak düzenlenen mali

analiz raporuna da delil olarak dayanıldığı görülmektedir. Bu raporda öncelikle

başvurucunun 1.950 TL tutarında para gönderdiği kişinin FETÖ/PDY üyesi olmaktan

hakkında kovuşturma bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu ise savunmasında; bu

tutarın beş adet işlemde gerçekleştiğini, E.K.nın Afyonkarahisar'da ikamet

etmesi ve E.K. ile daha önceden tanışıyor olmaları nedeniyle kendisine,

arkadaşlarına ve yakınlarına bu kişiden sucuk sipariş ettiğini ve siparişinin

karşılığında bu parayı gönderdiğini ifade etmiştir. Başvurucunun hayatın olağan

akışına uygun bu savunması karşısında, yapılan para gönderme işleminin örgütsel

bir nitelik taşıdığına dair savunmanın aksini gösteren bir delil soruşturma

makamlarınca ortaya konulamamıştır.

114. Mali analiz raporunda belirtilen başvurucunun YARSAV Derneğinin

üyesi olmasının da delil olarak değerlendirmeye alındığı görülmektedir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği iddianamede, HSK Teftiş Kurulu

Başkanlığınca düzenlenen bir rapora dayanılarak 2008 yılından itibaren FETÖ/PDY

mensuplarınca YARSAV'a sızıldığı ve bu Dernek adı altında birtakım örgütsel

faaliyetlerde bulunulduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun ise bu Derneğe 2006

yılında -ilk kuruluşunda- üye olduğu anlaşılmaktadır.

115. Öte yandan anılan Derneğin hâkim ve savcılara yönelik bir

sivil toplum örgütü olarak 2006 yılında kurulduğu bilinmektedir. Ancak

kuruluşundan bir süre sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı bazı yargı mensuplarının bu

Derneğe üye olduğu FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yürütülen birçok soruşturma

ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Ayrıca darbe teşebbüsünden sonra

ilan edilen olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirler kapsamında 667 sayılı

KHK'nın 2. maddesi ile YARSAV "FETÖ/PDY'ye

aidiyeti, iltisakı veya irtibatının belirlendiği" gerekçesiyle

kapatılmıştır. Bununla birlikte YARSAV üyeliğinin örgütsel bir faaliyet olarak

değerlendirilmesi ancak bunun terör örgütünden alınan bir talimat uyarınca

gerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkündür. Aksi durumda farazi bir

kabulden hareket edilerek kuvvetli suç belirtisi değerlendirmesi yapılması söz

konusu olabilir. Nitekim Yargıtayın konuya ilişkin içtihadı da bu doğrultudadır

(ilgili içtihatlar için bkz. Mustafa Özterzi,

§§ 47, 48). Bu bağlamda somut olay incelendiğinde 2006 yılında YARSAV'a üye

olduğu anlaşılan başvurucu için bu yönde bir tespitin olduğunu söylemek mümkün

görünmemektedir. Sonuç olarak somut olayda üyelik işleminin örgütsel nitelik

taşıdığına dair bir delilin soruşturma makamlarınca ortaya konulmadığı

anlaşılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi, § 105).

116. Son olarak başvurucuya ait olduğu değerlendirilen dijital

delillerin incelenmesi sonucunda düzenlenen bir bilirkişi raporuna delil olarak

dayanıldığı anlaşılmaktadır. Bu raporda, başvurucuya ait dijital delillerde iki

adet örgütsel bazı içerik barındıran açıklamaların varlığının tespit edildiği

ifade edilmiştir. Bunlardan birinin Adalet ve Kalkınma Partisinden istifa

ettikten sonra yurt dışına çıkan ve hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

soruşturma yürütülen eski bir milletvekilinin istifası sırasındaki

açıklamaları, diğerinin ise kamu makamlarınca FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu

değerlendirilen ve olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 667 sayılı KHK ile

kapatılan bir vakfın başkanının röportajı olduğu görülmektedir. Bu dokümanların

bulunmasının FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlamalar bağlamında değerlendirilmesinde

FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve örgütlenme şeklinin gözardı edilmemesi gerekir.

117. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok

kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,

toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari

sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15

Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğunu kabul etmişlerdir (Mustafa Baldır,

§ 74).

118. FETÖ/PDY, kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra

başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda

yasal faaliyetlerde bulunmuş; bu faaliyetler dolayısıyla sahip olduğu

dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek

odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler,

televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri, hastaneler aracılığıyla sivil

alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bu faaliyetlerin yanında bazen bu yasal

kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı

şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik

faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

119. Bununla birlikte yargı kararlarında da ifade edildiği üzere

ülkemizde ve yurt dışında yıllar boyunca faaliyetlerini sürdüren FETÖ/PDY'nin

baştan beri illegal bir yapılanma olduğunun -herkes tarafından- bilindiğini

söylemek mümkün değildir. Bu durum yargı organlarınca FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturma ve kovuşturmalarda cezai sorumluluğun belirlenmesinde dikkate

alınmaktadır (buna ilişkin ayrıntılı açıklamalar için Mustafa Baldır, §§ 31, 32, 76; Mustafa Özterzi, § 46).

120. Başvurucunun konutunda ele geçirilen dijital materyallerde

yer alan açıklamaları örgütsel amaçla bulundurduğunu gösteren somut olgular

ortaya konulmadığı sürece bunların suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesi mümkün değildir. Somut olayda soruşturma ve kovuşturma makamları

başvurucunun örgütsel bir amaçla bu açıklamaları bulundurduğunu ortaya

koyabilmiş değillerdir. Bu nedenle başvurucunun örgütün propagandası olarak

görülebilecek haber niteliğindeki açıklamaları bulundurmuş olmasının başvurucu

ile FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesi

mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mustafa Özterzi, § 114). Yargıtayın benzer nitelikteki verilere ilişkin

olarak yaptığı değerlendirmelerin de aynı özellikte olduğu görülmektedir (Mustafa Özterzi, § 45).

121. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve

değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin

yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

122. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

123. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadanbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

124. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde

temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

iv. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

125. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Anayasa Mahkemesi bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

192-211, 344).

126. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,

sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği

dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması

yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden

olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması

mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 196, 345).

127. Ayrıca anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan

yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek

protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi

somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz

konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir

yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)

aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 199, 200, 346; Turhan

Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).

128. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin

bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan

temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar, § 62). Kişilerin keyfî olarak

hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal

sistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır. Bireylerin

özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî olmaması, olağanüstü yönetim

usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken temel bir güvencedir

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §

347).

129. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması, tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir

tedbir olarak kabul edilemez (Turhan Günay, § 88).

130. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının suç

işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkında

tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz. § 121). Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

131. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

132. Başvurucu; sorgu aşamasında kendisine isnat edilen

suçlamalara ait delillerin gösterilmediğini, soruşturma dosyasında gizlilik

kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini belirterek

adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ile savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

133. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

134. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın

kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili

bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

135. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

136. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel İlkeler

137. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) (§§ 169-174) başvurusu hakkında verilen

karar.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

138. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın savcılık

ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamada

bulunulmamıştır.

139. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 28/11/2017 tarihi (bkz. § 27)

itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

140. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamanın başvurucunun

FETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağının içinde yer alması

hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların içeriğinin Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuya

açıklandığı görülmektedir (bkz. § 17).

141. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin açıklamalara ayrıntılı şekilde yer verildiği

görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgilere yer

verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde

bulunulmuştur (bkz. § 18). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında

başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun

sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu

görülmektedir (bkz. § 19). Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde

de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur.

Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa

temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

142. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

143. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

144. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrası) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın

15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

F. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

145. 6216 sayılı Kanun’un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

146. Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini belirtmiş ve bu ihlal nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlar

karşılığında 400.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

147. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 30/11/2017 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir (bkz. § 28). Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk

hâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

148. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

149. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

5. Yakalama ve gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

7. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine

(E.2018/33) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

B. Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597

(Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden ve

gerekçelerle; 20.7.2016’da tutuklanan, soruşturma devam ederken kimi tanıklarca

FETÖ bağlantısı olduğu yolunda beyanlarda bulunulan, 30.11.2017’de tahliye

edilmekle beraber hakkındaki yargılama henüz derdest olan başvurucu hakkındaki

ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterince

ortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi

yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

A.S.

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü

itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma

kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair

şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan

oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda

değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı

organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu

değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların

bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden

kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde mahkemelerin

içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her

zaman vardır.

Somut olayda 20.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 01.09.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 30.11.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel başvuru

kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan olası bir

ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu

bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama

kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı Kanunun

101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına

veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli

suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça

gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...

kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf

yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,

ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir

kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu tahliye

edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması veya

hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK

141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm

başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul

sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf

yapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.

maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia

edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda

atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği

iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar

edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşulları¬nın kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi bakımından

yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu güne kadar

böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren herhangi bir

mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada incelenebileceği

gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat

yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar bulunmamasına rağmen

böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya

koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden şikâyetlere çözüm

getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik kazandırmak ve yasal

düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında

yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve

tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin

devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten

mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında

mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya

kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama

tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği

veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun

etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu

bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya

mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını

söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,

Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya beraat

kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya

davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği

incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği

gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun

olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun

tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen

başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal

sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat

nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna

uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya

yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla

ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan

kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı yürüten

herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye kararı,

yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından, tutuklama

şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu konuda

herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza

mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka

aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de

herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki

kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu

aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı

doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin

kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli

suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte

devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa

Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup esastan

incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama

nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,

bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan

mahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup

olmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür

başvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.

Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutukluluk

şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını

inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanan

davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da

değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun

tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması

nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip

etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde

öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale

sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu

ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.

Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespit

edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM

de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi

gerektiği itirazını reddetmiştir.

Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil, 141/1-a

bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu

durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği

duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye

durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğine

ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasının

incelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

______________________

1 Halas Aslan, B.

No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan,

2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;

Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§

39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B.

No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;

Ertuğrul

Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47,

Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal,

B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,

9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar

bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun

kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz

konusu değildir.

9B.T. [GK], B. No:

2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız,

B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca,

B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir, B.

No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK], B.

No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,

1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B.

No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin,

Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, § 87.

17 Mustafa Avci, B.

No: 2014/1545, 22/3/2018

18 Mustafa Avci, §27

19 Mustafa Avci,

§35-38

20 Mergen ve

diğerleri/Türkiye kararı, §36

Üye

Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/21966, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası