İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abbas Demiroğlu Başvurusu (B. No: 2018/31300)

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda kalabalık odada tutulma

Başvuru No2018/31300Tarih7 Nisan 2021Okuma29 dk · 5.720 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abbas Demiroğlu Başvurusu

Karar tarihi
7 Nisan 2021
Başvuru Numarası
2018/31300
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.720 kelime·29 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda kalabalık odada tutulma

nedeniyle kötü muamele yasağının, buna yönelik şikâyetin yargı makamlarınca

incelenmemesi nedeniyle mahkeme (karar) hakkının, ziyaret günleri ile telefonla

görüşme hakkının sınırlandırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile

haberleşme hürriyetinin, eğitim ve iyileştirme faaliyetleri ile ödüllendirmelerden

yararlanılmaması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkı ile mahkûmiyet kararı bulunmaksızın resmî yazışmalarda "terör

örgütü üyesi olma suçuyla tutuklandığı" ifadesinin bulunması nedeniyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/10/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde

21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan

edilmesine karar verilmiştir. OHAL süreci üçer aylık sürelerle uzatılarak

18/7/2018 tarihine kadar devam etmiştir.

10. Başvurucu, 1987 doğumlu olup 13/1/2017 tarihinde

terör örgütü üyesi olma iddiasıyla tutuklanıp Bingöl M Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumuna (İnfaz Kurumu) yerleştirilmiştir.

11. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının (Savcılık)

24/7/2018 tarihli yazısıyla infaz kurumunda ziyaret ile telefon ve diğer

iletişim araçlarıyla haberleşmeye yönelik uygulamalar hususunda bir kısım

kararların alındığı İnfaz Kurumuna bildirilmiştir. Bildirim yazısı şöyledir:

"5237 sayılı yasanın ikinci kitap

dördüncü kısım, beşinci, altıncı ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar

bakımından;

1-5275 sayılı kanunun 114. ve 115.nci

maddeleri hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmesi hakkında yönetmeliğin 5/e

maddesi uyarınca açık görüşlerinin hükümlüler tarafından ceza infaz kurumunca

gerekli güvenlik önlemlerinin alınarak İdare ve Gözlem kararı doğrultusunda

ayda bir, hükümlü ve tutuklular hakkında 2 ayda bir yaptırılmasına,

2-Telefon görüşmelerinin gerekli yasal

prosedür çerçevesinde alınacak karar doğrultusunda 15 günde bir yapılmasına,

3- Mektup ve diğer haberleşme

yöntemlerinin gerekli yasal prosedür çerçevesinde alınacak karar doğrultusunda haftada

bir yapılmasına,

Bu konuda usulun Ceza İnfaz Kurumu

güvenlik ve düzenini bozulmasına sebebiyet verilmeden Ceza İnfaz Kurumu

Müdürlüğünce belirlenmesine,

Cumhuriyet Başsavcılığımızın bu konuda

almış olduğu önceki kararların yürürlükten kaldırılmasına karar

verilmiştir."

12. İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem

Kurulu) tarafından Savcılık yazısına istinaden 26/7/2018 tarihinde ziyaret ve

haberleşme uygulamaları ile ilgili karar alınmıştır. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

" Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda,

1 -5275 sayılı kanunun 114. ve 115.nci

maddeleri hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmesi hakkında yönetmeliğin 5/e

maddesi uyarınca açık görüşlerinin hükümlü ve tutuklular hakkında gerekli

güvenlik önlemlerinin alınarak 2 ayda bir yaptırılmasına,

2-Telefon görüşmelerinin 15 günde bir

yapılmasına,

3- Mektup ve diğer haberleşme

yöntemlerinin haftada bir yapılmasına..."

13. İdare ve Gözlem Kurulu kararı başvurucuya 27/7/2018

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/8/2018 tarihinde anılan İdare ve

Gözlem Kurulu kararına itiraz etmiş, itiraz dilekçesinde kararın yanı sıra bir

kısım tutulma koşullarından da şikâyet etmiştir. Bu bağlamda başvurucu,

olağanüstü hâl dönemi bitmesine karşın bazı kısıtlamaların kaldırılmadığını,

tutuklandığı tarihten itibaren 20-25 m2lik alanda dönüşümlü olarak yaklaşık iki

aydır yerde uyumak zorunda kaldığını, eğitim, iyileştirme veya ödüllendirmeye

yönelik hiçbir haktan faydalanmadığını, fiziki koşulların kötü olduğunu ve

havalandırmadan yeteri kadar yararlanamadığını dile getirmiş; neticede İdare ve

Gözlem Kurulu kararının kaldırılmasını ve şikâyet ettiği tutulma koşullarının

iyileştirilmesini talep etmiştir.

14. Bingöl İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) 16/8/2018

tarihli kararıyla başvurucunun İdare ve Gözlem Kurulu kararına itirazını

reddetmiştir. Başvurucunun tutulma koşullarıyla ilgili şikâyeti hakkında

herhangi bir karar verilmemiştir. Ret kararının gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...yapılan incelemede hükümlü ve

tutukluların ziyaret edilmeleri hakkındaki yönetmeliğinde 5-e maddesinde resmi

gazetenin 18/8/2016-29805 tarihi ile bendin eklendiği, bu haliyle olağanüstü

hal süreci dışında da uygulanabileceği anlaşılmakla tutuklunun yerinde olmayan

itirazının reddine..."

15. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiş;

itirazında İnfaz Hâkimliğinin tutulma koşullarına yönelik şikâyetini

değerlendirmediğini belirtmiştir. Başvurucunun itirazı Bingöl 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 5/9/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar

başvurucuya 10/9/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 9/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Bireysel başvurusundan sonra başvurucu 27/9/2019

tarihinde İnfaz Kurumundan tahliye edilmiştir.

18. Anayasa Mahkemesince İnfaz Kurumundan başvurucunun

tutulma koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgi talep edilmiştir. İnfaz Kurumu

tarafından gönderilen 6/11/2020 ve 18/11/2020 tarihli yazılı cevaplara göre;

i. Başvurucu 14/1/2017 ile 27/9/2019 tarihleri arasında

oda kapasitesi 8 ve 10 kişi olan odalarda en fazla 14 kişiyle birlikte

tutulmuştur.

ii. 10 kişilik odalarda yatakhane, havalandırma bahçesi,

ortak alan mutfak, tuvalet, banyo bulunmaktadır ve yatakhane kısmı 21 m2, havalandırma

bahçesi 36,1 m2, ortak alan olan mutfak kısmı 21 m2, tuvalet 1,5 m2 ve banyo 1,5 m2dir.

iii. 8 kişilik odalarda yatakhane, mutfak ve ortak alan,

havalandırma bahçesi, tuvalet, banyo ve merdiven girişi bulunmaktadır ve

yatakhane kısmı 28 m2, mutfak ortak alan kısmı 9 m2, havalandırma

bahçesi 36,1 m2, tuvalet ve banyo 1,5 m2, merdiven

girişi ise 6 m2dir.

iv. Başvurucunun tutulduğu sürede yerde yatıp yatmadığı,

dönüşümlü olarak yer yatağında uyuyup uyumadığı, yer yatağında yatma sürelerine

ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

v. İdare ve Gözlem Kurulu tarafından ziyaret ve

haberleşmeye yönelik alınan 26/7/2018 tarihli karar, yine aynı Kurul tarafından

5/9/2018 tarihinde alınan bir başka kararla değiştirilmiştir. Buna göre açık

görüşlerin ayda bir yaptırılmasına, telefon görüşmelerinin haftada bir

yaptırılmasına, mektup ve diğer haberleşme yöntemlerinin de haftada bir

yapılmasına karar verilmiştir.

vi. Başvurucu 26/7/2018 tarihinden sonra 4/9/2018

tarihinde yakınlarıyla açık görüş gerçekleştirmiş, bu tarihten sonra ayda bir

açık görüş hakkından yararlanmıştır.

vii. Başvurucu 26/7/2018 ile 5/9/2018 tarihleri arasında

üç kez telefonla görüşme hakkından yararlanmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

19. Kötü muamele yasağına ilişkin ulusal ve uluslararası

hukuk için bkz. Mehmet Hanifi Baki, B. No: 2017/36197, 27/6/2018, §§

14-27.

20. Ziyaret hakkının kısıtlanması nedeniyle aile hayatına

saygı hakkına ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. B.K., B.

No: 2017/6432, 10/12/2019, §§ 23-44; telefonla görüşme hakkının

sınırlandırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ve haberleşme hürriyetine

ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Bayram Sivri, B. No:

2017/34955, 3/7/2018, §§ 18-20, 23-34.

21. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği

Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar

başlıklı 4. maddesi şöyledir:

"İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır :

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı,

müşahedeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil

ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere

ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 7/4/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

23. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, İnfaz Kurumundaki tutulma koşullarından

şikâyet etmiş; bu bağlamda tutulduğu odanın kalabalık olduğunu, ranza sayısının

yetersizliği nedeniyle dönüşümlü olarak yerde uyumak zorunda bırakıldığını,

havalandırma bahçesinde yeteri kadar faydalanamadığını iddia ederek kötü

muamele yasağının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

25. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

26. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

27. Diğer taraftan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi herhangi

bir sınırlama öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve

cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi de benzer bir düzenleme

ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna öngörmemiştir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 33).

28. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan bazı

uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen

hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme, içirme gibi

muameleler kötü muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90). Mahpuslar, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirken (İbrahim Uysal,

B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bununla

birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunda güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip olunan haklar sınırlanabilir. Dolayısıyla verilen bir mahkûmiyet veya

tutuklama kararının infazında mahkûmlar veya tutuklular için sağlanacak şartlar

insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, §§

35, 36)

29. Ceza infaz kurumlarında kötü muamele olarak kabul

edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu

idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi

yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. Ceza

infaz kurumlarındaki yaşam, mahpuslara sunulan aktivitelerin genişliğinden

mahpuslar ve ceza infaz görevlileri arasındaki ilişkilerin genel durumuna kadar

geniş bir alanda değerlendirilmelidir. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki

davranışların mahpusları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz

elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması

gerekir (Turan Günana, §§ 37, 39).

30. Yukarıda ifade edilen tüm hususlara ilave olarak bir

muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi

için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiği ifade

edilmelidir. Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın

özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin

süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

31. Başvurucu, İnfaz Kurumundaki tutulma koşullarından

şikâyet etmektedir. Başvurucunun şikâyetlerinin özünü özellikle kalabalık odada

tutulması, fiziki şartların yetersizliği ve bu nedenle zaman zaman yerde yatmak

zorunda kalması oluşturmaktadır. Başvurucunun tutulma koşullarının kötü muamele

olarak nitelendirilmesi bakımından aranan eşiğin aşılıp aşılmadığına yönelik

yapılacak değerlendirme koşulların bütün olarak incelenmesi sonucuna bağlı

olmakla birlikte koşullar incelenirken özellikle başvurucunun şikâyetleri

dikkate alınacaktır.

32. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen

askerî darbe teşebbüsünden yaklaşık altı ay sonra, OHAL sürecinde tutuklanarak

infaz kurumuna yerleştirilmiştir. Aynı dönemde darbe teşebbüsü nedeniyle ülke

genelinde FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kişiler hakkında

soruşturma başlatılıp bu soruşturmalar kapsamında pek çok kişi hakkında

tutuklama tedbiri uygulandığı bilinen bir gerçektir. Bu gerçek karşısında ceza

infaz kurumlarının kapasiteleri artırılmış, yeni infaz kurumları faaliyete

geçirilerek hükümlü ve tutukluların barınma koşullarının iyileştirilmesi

yönünde tedbirler alınmıştır.

33. Darbe teşebbüsünden itibaren başvurucunun tahliye

edildiği 27/9/2019 tarihine kadar geçen yaklaşık üç yılda anılan terör örgütü

ile ilgili soruşturmaların devam ettiği, buna bağlı olarak gözardı edilmeyecek

sayıda kişinin tutuklanarak ceza infaz kurumlarına yerleştirildiği görülmüştür.

Bu olağan dışı şartlar altında başvurucunun tutulduğu odanın her birey için

-mevcudun en fazla olduğu hâl dikkate alınmıştır- mutfak ve açık havalandırma

alanları gibi ortak yaşam alanları ile birlikte 5,75 m²lik kullanım alanının

bulunması nedeniyle Mehmet Hanifi Baki kararındaki kıstaslar

doğrultusunda yeterli standartlara sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

34. İnfaz Kurumu tarafından doğrulanmamış ise de

başvurucu, odadaki kalabalık nedeniyle yeterli sayıda ranza bulunmadığından

tutuklandığı tarihten beri diğer tutulanlarla dönüşümlü olarak yerdeki yatakta

uyumak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

35. Bu mesele, Anayasa Mahkemesince daha önce Mehmet

Hanifi Baki kararında incelenmiştir. Anılan kararda, kendisine

tahsis edilen yatağın yer veya ranza olup olmadığına bakılmaksızın tek başına,

temiz bir yatakta uyuma imkânı bulunan başvurucunun uyuma koşullarının

kötüleştiğine ilişkin şikâyetinin de olmaması gözetilerek zaman zaman kendisine

ayrılmış yerdeki yatakta uyuyup ranzadaki yataklarda uyuyamamasının başvurucunun

üzerinde ağır bir bedensel ve ruhsal yük oluşturmadığı değerlendirilmiştir.

Başvuruya yansıyan olgular bakımından söz konusu karardan farklı sonuca

ulaşmayı gerektiren bir husus saptanamamıştır. Sonuç olarak İnfaz Kurumu

tutulma koşulları ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri hesaba

katıldığında söz konusu asgari eşik derecesinin aşılmadığı sonucuna

varılmıştır.

36. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağına ilişkin

bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Aile

Hayatına Saygı Hakkı ile Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, OHAL dönemi bitmesine rağmen açık görüş

hakkından iki ayda bir, telefonla görüşme hakkından iki haftada bir

yararlandırılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme

hürriyetinin ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

38. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz."

39. Anayasa'nın "Haberleşme hürriyeti"

kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına

bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere

bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış

merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine

dokunulamaz. ...

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir."

40. Anayasa’nın "Ailenin korunması ve çocuk

hakları" kenar başlıklı 41. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir...

Devlet, ailenin huzur ve refahı ... için

gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, ... yüksek yararına açıkça

aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme

hakkına sahiptir...”

41. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği

açıktır (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus

Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

42. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

1. Müdahalenin

Varlığı

43. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve

tutukluların haberleşme hürriyeti ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması,

hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir

sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların aile hayatına saygı gösterilmesi

hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve

yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet

Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 36).

44. Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken

ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarının gözetilmesi

gerekmektedir. Bu bağlamda kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile aile

hayatına saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti arasında adil bir denge

sağlanmalıdır. Ancak ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal sonucu olarak

idarenin müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir

(Mehmet Koray Eryaşa, § 89).

45. Öncelikle somut olayda başvurucunun aile fertleriyle

görüştürülmesinin veya haberleşmesinin tamamen engellendiğine ilişkin herhangi

bir iddiasının bulunmadığı vurgulanmalıdır. Başvurucunun şikâyeti, OHAL süreci

bitmesine karşın açık görüş hakkının iki ayda bir, telefonla haberleşme

hakkının on beş günde bir olacak şekilde belirlenmesi nedeniyle ailesi ve diğer

yakınlarıyla daha sık görüşemediği iddiasına dayanmaktadır.

46. Belirli suçlardan hükümlü ve tutuklular için açık

görüş ve telefonla görüşme hakkının İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla

sınırlandırılması aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır.

2. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

47. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 20. ve 22.

maddelerini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

a. Kanunilik

48. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 114. maddesinde tutukluların yazılı

haberleşmeleri ile telefonla görüşmelerinin soruşturma evresinde

Cumhuriyet savcısınca kısıtlanabileceği, 115. maddesinde de tehlikeli hâlde

bulunan, delil karartma tehlikesi olan, soruşturmanın amacını veya tutukevinin

güvenliğini tehlikeye düşüren veya suçun tekrarına olanak verecek davranışlarda

bulunan tutuklulara soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısınca belirli süre ile

dışarıyla ilişkisinin, ziyaretçi kabulünün ve telefon görüşmelerinin kısıtlanması

tedbirinin uygulanabileceği düzenlenmiştir. Bu hükümler uygulanarak Savcılık

24/7/2018 tarihinde kısıtlama kararı vermiştir.

49. Diğer taraftan 5275 sayılı Kanun'un 83. maddesinde, görüşlere

ilişkin koşul ve sürelerin Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle kapalı ve açık

olmak üzere iki biçimde yaptırılacağı düzenlenmiştir. Anılan Kanun'a

dayanılarak çıkarılan 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri

Hakkında Yönetmelik'in (Ziyaret Yönetmeliği) 5. maddesinin birinci fıkrasının

(e) bendinde,5237 sayılı Kanun'da tanımlanan bir kısım suç ile 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun kapsamına giren suçlardan

hükümlü ve tutuklular için ceza infaz kurumlarındaki açık görüşlerin idare ve

gözlem kurulu kararıyla sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Somut

olayda Savcılık kararına istinaden İnfaz Kurumunca başvuru konusu yapılan

uygulamaya yönelik karar alınmıştır. Bu durumda 3713 sayılı Kanun kapsamındaki

suçlardan tutuklu olan başvurucuya anılan yasal düzenlemelerin uygulandığı ve

bu düzenlemelerin kanunla sınırlama koşulunu karşıladığı sonucuna

varılmıştır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. B.K., § 50).

50. Yine 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinde, kapalı

infaz kurumundaki hükümlülerin Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte

(2/7/2018 tarihli değişiklikten önce tüzük olarak belirtilmektedir) belirlenen

esas ve usullere göre telefonla görüşme hakkından yararlanabileceği, bu hakkın

tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından

kısıtlanabileceğine yer verilmiştir. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) idare ve gözlem

kurulu görev ve yetkilerinin düzenlendiği 40. maddesinde, tehlikeli hâli

bulunan ya da örgüt mensubu olan hükümlülerle ilgili olarak telefon

görüşmelerinden yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar verme yetkisinin

bulunduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun telefonla görüşme hakkının

kullanma şekline ilişkin Savcılık kararına dayanılarak İdare ve Gözlem Kurulu

kararıyla sınırlandırıldığı dikkate alınarak mevcut sınırlamanın kanunla

sınırlama koşulunu karşıladığı sonucuna varılmıştır.

b. Meşru Amaç

51. İsnat edilen suçların ağırlığına göre tutuklu ve

hükümlülere tanınan birtakım hak ve imkânların farklılaşması doğaldır. 3713

sayılı Kanun kapsamına giren suçların ağırlığı, OHAL döneminin bitmesinin hemen

ardından kısa süreli geçiş dönemi şartları, Ceza İnfaz Kurumunun mevcudu ile

personel sayısı dikkate alındığında kamu düzenini ve Ceza İnfaz Kurumu

güvenliğini sağlama amacıyla bir kısım suçtan tutuklu ve hükümlü olanlar için

açık görüş ve telefonla görüşme hakkının sınırlandırılmasının meşru amaç taşıma

koşulunu karşıladığı değerlendirilmiştir.

c. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

52. Hükümlü ve tutukluların temel haklarına yapılan

müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek makul nedenlerin somut olayın tüm

koşulları çerçevesi dâhilinde olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede kişinin itham edildiği

suçun ve tutuklama sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Mehmet

Zahit Şahin, § 63). Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari makamlar ve derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin aile hayatına saygı

hakkının kısıtlaması bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygunluk ve ölçülülük ilkesine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde

ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Mehmet Zahit Şahin, § 64; Ahmet

Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 68).

53. OHAL döneminin bitmesinin ardından 26/7/2018

tarihinde Savcılık kararı dayanak alınarak İdare ve Gözlem Kurulunca açık

görüşlerin iki ayda bir, telefonla görüşmelerin on beş günde bir yapılması

şeklinde belirlenen uygulama 5/9/2018 tarihinde alınan yeni bir karara kadar

devam etmiştir. Başvurucu 5/9/2018 tarihinden itibaren ayda bir açık görüş,

haftada bir telefonla görüşme hakkını kullanmıştır. Ayrıca 26/7/2018 ile

5/9/2018 tarihleri arasındaki yaklaşık kırk gün boyunca başvurucu bir kez

ailesiyle açık görüş hakkından, üç kez telefonla görüşme hakkından

yararlanmıştır.

54. Diğer taraftan başvurucunun bireysel başvuruda

bulunduğu tarihte şikâyet ettiği açık görüş ziyareti ve telefonla görüşme

hakkından yararlanma koşulları iyileştirilmiştir. Dolayısıyla aslında şikâyet

konusu olan 26/7/2018 tarihli kurum kararı öngörüldüğü şekilde uzun süre

başvurucuya uygulanmadan değiştirilmiştir.

55. Bu durumda kapalı görüş hakkının sınırlandırıldığına

ilişkin bir iddiası bulunmayan başvurucunun başvuru tarihinde ayda bir açık

görüş, haftada bir telefonla görüşme hakkına sahip olarak aile fertleriyle

doğrudan temasını sürdürme imkânından yararlandığı da dikkate alındığında kırk

gün geçiş sürecindeki kısıtlamanın başvurucu ile kamu menfaati arasındaki

dengeyi sağlayıp sağlamadığı hususu önem kazanmaktadır.

56. Tüm bu hususlar gözönüne alındığında OHAL döneminin

hemen bitiminde yaklaşık kırk gün süren geçiş koşullarının gerektirdiği kamu

düzeninin korunması ihtiyacı ve ceza infaz kurumu güvenliğini sağlama amacı

doğrultusunda -isnat edilen suçun ağırlığı da dikkate alınarak- başvurucunun

aile fertleriyle olan ilişkisinin sürdürülmesini engellemeyen açık görüş ve

telefonla görüşme hakkının sınırlandırılması şeklindeki söz konusu müdahalede

kamu makamları tarafından güdülen meşru amaç ile başvurucunun bireysel yararı

arasında adil bir dengenin kurulduğu, demokratik toplumda gerekli olan

müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle bir ihlalin bulunmadığı açık

olan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı ile Masumiyet Karinesinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvurucu, İnfaz Kurumundaki eğitim ve iyileştirme

faaliyetleri ile ödüllendirmelerden yararlanmadığını, ayrıca resmî yazışmalarda

kendisi hakkında "terör örgütü üyesi olması isnadıyla tutuklu

olduğu"nun belirtilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

60. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvurusunda belirtmesi şarttır. Başvuruda kamu gücünün ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller

açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal

Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

61. Somut olayda başvurucu, eğitim ve iyileştirme

faaliyetleri ile ödüllendirmelerden yararlanamadığından şikâyet etmektedir.

Buna karşın başvurucunun şikâyet dilekçesinde veya başvuru formunda somut

olarak hangi faaliyetlerden faydalanamadığı, buna ilişkin başvuru yollarını

tüketip tüketmediği veya söz konusu faydalanmama nedeniyle temel hak veya

özgürlüğünün ne şekilde ihlal edildiği hususunda açıklama yapmadığı

görülmektedir. Yine terör örgütü üyesi olma suçu isnadıyla tutuklu bulunan

başvurucu resmî yazışmalarda bu hususun belirtilmesi nedeniyle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de bu ihlal iddiasını

detaylandırarak açıklamamış ve hangi yazışmadan şikâyet ettiğini tam olarak

temellendirememiştir.

62. Bu kapsamda başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

ayrıntılı açıklamada bulunarak ve mümkünse delil sunarak maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile masumiyet karinesinin ihlâl edildiğine

ilişkin iddialarını kanıtlama, bu suretle hukuki iddialarını ortaya koyma

yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından bu

yükümlülüğün yerine getirilmediği değerlendirilmiştir.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği

iddiasının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

E. Adil

Yargılanma Hakkı Kapsamında Mahkeme (Karar) Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulunun ziyaret ve

haberleşmeye ilişkin kararının yanı sıra kalabalık odada tutulma koşullarından

da şikâyetçi olmasına rağmen İnfaz Hâkimliğince bu yönde bir değerlendirme

yapılmadığını iddia ederek adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık görüşünde, başvurucunun açık görüş ve

telefon görüşmelerine ilişkin verilen karara itirazlarını dile getirirken tali

olarak infaz kurumu koşullarının kötü olmasından özet bir şekilde bahsettiğini,

başvurucunun dilediği her zaman dilekçeleriyle İnfaz Hakimliğine şikayette

bulunabildiğini ve şikayetleri kapsamında karar alma hakkına sahip olduğunu, bu

nedenle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olarak nitelendirilebileceğini belirtmiştir.

66. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvuru

formunda dile getirdiği hususları yinelemiş, şikayetlerinin İnfaz Hakimliği ve

itiraz makamınca değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

67. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiasının özü davaya konu şikayetlerinden birinin esası

hakkında bir inceleme ve değerlendirme yapılmamasına yönelik olduğundan

başvurunun mahkeme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

69. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı, suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni

hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da

uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni

meselelerde uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış

veya en azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması gerekir.

İkinci olarak bu hakla ilgili olarak ilgili kişinin menfaatini etkileyen bir

uyuşmazlık mevcut olmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık ihtilaf konusu hakkın

tespiti ve bu haktan yararlanılması bakımından belirleyici bir nitelik arz

etmelidir (Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No: 2015/7942, 28/5/2019, §

28).

70. Somut olay açısından başvuruya konu şikâyetin medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili bir uyuşmazlık olup olmadığı adil

yargılanma hakkının kapsamının tespiti açısından önem taşımaktadır.

Başvurucunun şikâyetinin konusu, İnfaz Kurumunda tutulduğu -yaşadığı- alanın

fiziki koşulları ve sosyalleşmesinin yetersizliğine ilişkindir. Kişilerin

devlet hâkimiyeti altında (somut olayda ceza infaz kurumu) bulundukları süre

boyunca yaşam koşullarının belirli bir standardın altına düşürülmemesini ve

gerektiğinde iyileştirilmesini isteme hakları, Anayasa'nın 17. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı kapsamında mevcuttur. Ayrıca bireylerin ceza infaz

kurumuna yerleştirilmeleri, kurumda barındırılmaları, ısıtılmaları,

giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal

sağlıklarının korunması, muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla

ilişkileri, çalıştırılmaları gibi konuların yargısal denetime tabi olduğu da

dikkate alındığında başvurucunun şikâyetinin medeni hak ve yükümlülük

kapsamında bir uyuşmazlık olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır (tutuklu

veya hükümlülere verilen disiplin cezalarının medeni hak kapsamında

olduğu yönündeki karar için bkz. Giyasettin Aydın, B. No: 2013/1852,

25/3/2015, § 37).

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan adil yargılanma (mahkeme/karar) hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

72. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında, hiçbir

mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı

belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir

karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Sözleşme'yi

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkeme hakkı şeklinde genel bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte

ve bu hakkın karar hakkını da içerdiğini ifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu

[GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019 § 54).

73. Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak

niteliğindeki adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı;

uyuşmazlığın bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen

uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek

değerlendirilmesini ve bir karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra

edilmesini gerektirir. Buna göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar

hakkı ve kararın icrası hakkını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme

önüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder.

Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl amacı uyuşmazlık konusu ettiği

talebinin esasıyla ilgili olarak davanın sonunda bir karar elde edebilmektir.

Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir karar elde edilemiyorsa dava

açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan karar hakkı bireylerin sadece

yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına

almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı

taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (bazı

farklarla birlikte bkz. İbrahim Demiroğlu, § 55).

74. Kişiler dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve

özgürlükleriyle ilgili olarak yargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin

yargısal koruma taleplerine cevap vermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın

esasını inceleyerek iddia ve savunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara

bağlamak yargı mercilerinin anayasal yükümlülüğüdür. Ayrıca adil yargılanma

hakkı davanın sonucuna yönelik bir güvence içermemektedir. Anılan hak yargılama

sürecinin adil olarak yürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri

sunmaktadır. Dolayısıyla bireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı

kapsamında değerlendirme yapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım

yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tarafların öne

sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların -mahkeme hakkının gereği olarak- derece

mahkemelerince işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini

denetleme görevi bulunmaktadır (Emin Arda Büyük [GK], B. No: 2017/28079,

2/7/2020, §§52, 55).

i. İlkelerin

Olaya Uygulanması

75. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine başvurarak İdare ve

Gözlem Kurulunun 27/7/2018 tarihli kararıyla birlikte İnfaz Kurumundaki bazı

uygulamalardan şikâyet etmiştir. Bu kapsamda başvurucu; bulunduğu odanın

kalabalık ve fiziki koşulların yetersiz olduğunu, havalandırma imkânından

yeteri kadar faydalanamadığını belirterek koşulların iyileştirilmesini talep

etmiştir.

76. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyet ettiği İdare ve

Gözlem Kurulu kararının hukuka aykırı olmadığını değerlendirerek başvurucunun

şikâyetini reddetmiştir. Bu arada Hâkimlik başvurucunun tutulma koşullarıyla

ilgili diğer şikâyetleri hakkında bir karar vermemiş, gerekçesinde karar

vermeme nedenini açıklamamıştır.

77. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararının hatalı olduğunu

iddia ederek karara itiraz etmiş; ayrıca bazı şikâyetleri hakkında karar

verilmediğini itiraz dilekçesinde yinelemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz

Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun

itirazını reddetmiş; karar verilmeyen tutulma koşullarına ilişkin şikâyet

hakkında değerlendirme yapmamıştır.

78. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği

Kanun'un infaz hâkimliklerinin görevini düzenleyen 4. maddesinin birinci

fıkrasının (1) numaralı bendinde; hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları

ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları,

ısıtılmaları, giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması,

bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin

yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya

faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemenin ve karara bağlamanın infaz

hâkimliklerinin görevleri arasında olduğu belirtilmiştir. Kanun koyucunun

anılan konularda gerçekleştirilen eylem ya da işlemlere yönelik şikâyetlerin

ceza infaz kurumu idaresince hızlı bir şekilde incelenerek karara bağlanmasının

ve bu şikâyetlerin incelenmesi aşamasında infaza ilişkin özel gerekliliklerin

dikkate alınmasının temin edilmesi amacıyla söz konusu eylem ve işlemlerin

yargısal denetim yerinin infaz hâkimlikleri olmasını tercih ettiği

öngörülmüştür (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ziya Özden, B. No:

2016/67737, 19/11/2019, § 56).

79. Bu durumda İnfaz Kurumundaki barınma koşullarına

ilişkin şikâyetleri inceleme görevi bulunan İnfaz Hâkimliğince başvurucunun bu

yöndeki iddialarının incelenmediği ve incelememe sebebinin açıklanmadığı

anlaşılmıştır. Dahası itiraz makamına iletilen aynı mahiyetteki şikâyetlerin bu

aşamada da değerlendirilmediği görülmüştür. Başvurucunun iki temel şikâyetinden

biri olan tutulma koşullarına ilişkin meselenin yargı makamlarınca dikkate

alınarak araştırılmaması nedeniyle mahkeme hakkının unsurlarından olan karar

hakkının ihlal edildiği değerlendirilmiştir.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme

(karar) hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

F. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

81. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

82. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması ve 2.000.000

TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

83. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

84. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

85. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

86. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme (karar)

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

87. Buna karşın başvurucunun bireysel başvuruda

bulunduktan sonra İnfaz Kurumundan tahliye edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

88. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için karar hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme (karar)

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkeme (karar) hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 7/4/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Abbas DEMİROĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/31300, 7 Nisan 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Adli Yardım
  14. B. Kötü Muamele
  15. C. Aile
  16. D. Maddi ve
  17. E. Adil
  18. F. 6216 Sayılı
  19. B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  20. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  21. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/31300
Tarih
7 Nisan 2021

İlgili Kararlar

  • Asime Çiğdem Yaşar Başvurusu (B. No: 2018/2500)
  • İhsan Kartal Başvurusu (B. No: 2018/19797)
  • Cevat Sargın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/12766)
  • Aynur Yanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/21411)
  • Volkan Çakır Başvurusu (B. No: 2017/35488)
  • Mustafa İleri Başvurusu (B. No: 2019/3949)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.