İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulaziz Şenyit ve Şükrüye Şenyit Başvurusu (B. No: 2013/5592)

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Başvuru No2013/5592Tarih14 Nisan 2016Okuma17 dk · 3.398 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdulaziz Şenyit Ve Şükrüye Şenyit Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5592
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.398 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zarar

tespit komisyonuna yapılanbaşvurunun reddedilmesi

nedeniyle açılan davada mahkemenin delilleri eksik ve hatalı değerlendirerek

kanuna ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının,

Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarında esasa etkili itirazların

cevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, belli bir ırka mensubiyetten

dolayı maddi ve manevi zarara uğranılması nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/7/2013 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 11/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

19/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 3/9/2015 tarihinde sunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların müşterek çocuğu M.Ş. hakkında, Diyarbakır

Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının 1/10/1996 tarihli ve

E.1996/1156, K.1996/430 sayılı soruşturma dosyasında, M.Ş.nin

21/4/1996 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Mermer Jandarma Karakolu

yakınlarında güvenlik kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak ele

geçirildiği belirtilerek takipsizlik kararı verilmiştir.

9. Başvurucular müşterek çocukları M.Ş.nin

demircilik işiyle uğraştığını, kimseyle husumetinin olmadığını, 21/4/1996

tarihinde işten çıkıp evine gelirken sivil polisler tarafından gözaltına

alındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını, Diyarbakır

Devlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarının gözaltına

alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini, ölümden

devletin sorumlu olduğunu belirterek 5233 sayılı Kanun uyarınca 25/7/2005

tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)

başvurmuşlardır.

10. Komisyonun 4/8/2006 tarihli ve 2006/4-6311 sayılı kararında,

başvurucuların tazminat talebi reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

5233 sayılı Kanun kapsamında başvuranların

dosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik

hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, M.Ş.nin PKK terör örgütü üyesi olduğu, güvenlik

kuvvetlerinin "DUR" ihtarına ateşle karşılık verdiği ve güvenlik

kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada öldüğü tespit edildiğinden, ölümünün

kendi kusurundan kaynaklandığı anlaşılmakla 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin

(f) bendi gereği tazminat talebinin reddine, komisyonumuzca karar

verildi."

11. Başvurucular, çocuklarının örgüt üyesi olduğu ve çatışma

sonucu öldürüldüğü iddialarının doğru olmadığını, Komisyonun hukuka uygun bir

şekilde araştırma yapmadığını ve tarafsız olmadığını belirterek kararın iptali

için Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır.

12. Mahkeme 22/4/2008 tarihli ve E.2007/91, K.2008/593 sayılı

kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

5233 sayılı Kanun hükümlerinden

faydalanabilmek için; meydana gelen zararın ya bizzat terör eylemi sebebiyle

oluşması ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

oluşması gerekmekte olup, davacının terör örgütü mensubu olup olmadığınıntespiti için dosyadaki belgelerin

incelenmesinden;

21/4/1996 tarihli olay yeri tespit

tutanağında, Küçükakören Köyü Ambarçayı

köprüsü mevkiinde saat 01:30 sıralarında silahlı bir şahsın devriyeyi görerek

kaçmaya başladığı, kaçan şahsa dur ihtarı yapıldığı, silahla ateş ederek

karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada şahsın ölü olarak ele geçirildiği…

şahsın 1.60-1.65m. boylarında, 55-60 kg. ağırlığında

ve 18-19 yaşlarında erkek olduğu… üzerinde haki yeşil elbise, spor ayakkabısı

yanında bir adet kaleşnikof marka silah ve örgütsel

doküman bulunduğunun belirtildiği,

Olay yeri krokisinde 1 teröristin yanındaki

silah ve dökümanlarla ölü olarak ele geçirildiğinin

gösterildiği,

24/4/1996 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi

Tutanağında; 21/4/1996 günü Mermer karakolu yakınlarında meydana gelen silahlı

çatışmada ölü olarak ele geçirilen PKK üyesi 1 kişinin otopsisinin yapıldığı,

...kimliği T.B. olarak tespit edilen cesedin kesin ölüm nedeninin ateşli silah

yaralanması sonucu beyin harabiyeti, göğüs ve karın

iç kanamasından olduğunun belirtildiği,

26/4/1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının görevsizlik kararında maktül M.Ş.nin askerlerle girdiği silahlı çatışma neticesinde

öldürüldüğü, …yasa dışı PKK örgütü üyesi olduğu… olayın terör amacıyla

gerçekleştirildiği anlaşıldığından hazırlık evrakının görevli Diyarbakır DGM

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,

1/10/1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının takipsizlik kararında maktül-sanık M.Ş.nin Küçükakören Köyü Ambarçayı köprüsü yakınlarında karşılaştığı yol emniyet

devriyesi görevini ifa eden güvenlik kuvvetlerinin dur ihtarına silahla

karşılık vermesi üzerine çıkan silahlı çatışma sonucu üzerinde bulunan silah ve

örgütsel dökümanlarla birlikte ölü olarak ele

geçirildiği tüm evrak kapsamından anlaşıldığından tahkikata yer olmadığına

karar verildiği anlaşılmaktadır.

5233 sayılı Kanun terörden ve terörle

mücadeleden zarar gören kişilerin zararlarını ödemeye münhasır çıkartılmış bir

kanundur. Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere; terörün bütün topluma

yönelmiş bir tehdit olması sebebiyle zararın kendi fiilisonucu

değil, sadece toplumun bir bireyi olmasından dolayı meydana gelmesi nedeniyle

ödenmesi amaçlanmıştır. Ancak yukarıda yer alan muafiyet maddesinde de

belirtildiği üzere, zarar kendi fiili sebebiyle veyaterör

ya da teröre yataklık suçu nedeniyle oluşmuş ise bu kişilerin zararlarının

karşılanması hukuken mümkün görülmemektedir.

Bütün bu maddi ve hukuki olay birlikte

değerlendirildiğinde; murisin yasadışı terör örgütü üyesi olduğu ve güvenlik

güçleriyle girdiği silahlı çatışmada öldüğü hususu göz önüne alındığında, bu

ölüm sebebiyle davacıların zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

karşılanması mümkün olmadığından, bu yönde tesis edilen işlemde hukuka

aykırılık görülmemiştir.

Davacılar tarafından, murisleri M.Ş.nin 21/4/1996 tarihinde işten eve giderken sivil

giyimli, ellerinde telsiz bulunan iki kişi tarafından resmi polis aracına

bindirilerek gözlem altına alındığı ve gözlem altındayken öldürüldüğü, terör

örgütüyle hiçbir bağlantısının olmadığıiddia

edilmekte ise de dosyada bu iddiaları kanıtlamaya yetecek nitelikte bilgi ve

belge bulunmamaktadır.

..."

13. Başvurucuların temyizi üzerine karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9606,

K.2012/1343 sayılı ilamıyla onanmıştır.

14. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/3/2013 tarihli ve

E.2012/8991, K.2013/1893 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

15. Ret kararı 26/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,

22/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir."

17. 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar

gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin

hükümleri kapsar.

Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı

dışındadır:

...

e) Kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan

zararlar.

f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terör

olaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerinden

dolayı uğradığı zararlar.

..."

18. 5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,

19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına

giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

20.Başvurucular müşterek çocuklarının ölümü nedeniyle maddi ve

manevi zarara uğradıklarını, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen

soruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanarak İdare Mahkemesinin davayı

reddettiğini ancak çocuklarının çatışmada öldüğü iddiasının doğru olmadığını,

terör örgütü üyesi de olmadığını, demircilik işindeçalıştığını,

21/4/1996 tarihinde işten çıkıp evine doğru gelirken sivil polisler tarafından

gözaltına alındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını ve

Diyarbakır Devlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarının

gözaltına alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini,

ölümden devletin sorumlu olduğunu, davada delil olarak değerlendirilen

soruşturma dosyasında ölüm olayının etkili bir şekilde araştırılmadığını,

1990'lı yıllarda Kürt vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde faili

meçhul ölümlerin olduğunu, birçok olayda mağdur veya maktullerin çatışmada

öldürülmüş gösterildiklerini, güvenlik güçlerinin olayın faili olması nedeniyle

olayların birçoğunun aydınlatılmadığını, bu konuda gerçeğe aykırı belgeler

düzenlendiğini, o dönemde güvenlik kuvvetlerinin işlediği suçlara karşı

cezasızlık politikası yürütüldüğünü, 5233 sayılı Kanun'un çıkarılış amacı gözönüne alındığında tazminat talebinde bu hususların

dikkate alınması gerektiğini, idarenin kusursuz sorumluluğu gereği uğranılan

zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, tazminat taleplerine ilişkin etkili ve

ciddi bir araştırma yapılmadığını, bu konuda tanık dinlenmediğini, olayın

mahiyeti gereği başvuruculardan belge sunulmasının beklenemeyeceğini, DGM

Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen eksik ve

yetersiz soruşturmanın da karara esas alındığını, vatandaşlarının can

güvenliğini koruma sorumluluğu olan devletin yükümlülüğünü yerine getirmediği

gibi doğrudan maktulün yaşam hakkını ihlal ettiğini, yargılamanın makul

sayılmayacak şekilde uzun sürdüğünü, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz muameleleremaruz kaldıklarını, temyiz ve karar düzeltme

aşamalarında taleplerinin cevaplandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10.,

17., 36. ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiği

iddiasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

22. Başvurucular murislerinin gözaltındayken öldüğünü, terör

örgütü üyesi olmadığını, ölüm olayında devletin sorumluluğu olduğunu, Savcılık

soruşturmasının olayın aydınlatılmasında etkili ve yeterli olmadığını

belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerse de bu iddiaların

özellikle Komisyon ve İdare Mahkemesinin ret kararlarına esas alınan DGM

Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında, ölüm olayının ne şekilde

meydana geldiği hususunda yapılan tespitin yargılamada delil olarak

kullanılamayacağı olgusuna dayanılarak dile getirildiği, başka bir ifadeyle

iddiaların tazminat talebinin kanıtlanması amacıyla ileri sürüldüğü anlaşılmış;

bu açıdan yaşam hakkı yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

23. Yine başvuru formunda başvurucuların, Mahkemenin davanın

çözümü için güvenlik güçlerince düzenlenen resmî belgeler dışında tanık deliline

başvurmadığını belirttikleri; ancak, somut olarak yargılama sırasında dosyaya

bildirdikleri herhangi bir tanığın dinlenmediği yönünde iddiada bulunmadıkları,

bu açıdan iddianın yargılamada usule ilişkin bir hakkın tanınıp tanınmaması

hususundan ziyade doğrudan yargılamanın sonucuna yönelik olduğu anlaşılmış;

buna yönelik şikâyetler silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hakkı

kapsamında incelenmeyerek yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı başlığı

altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

24. Başvurucular, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz

muamelelere maruz kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığa

yönelik belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt

sunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

28. Başvurucular, Mahkemenin, olayın şüphelisi olan yetkililerce

düzenlenen tutanak dışındaki ispat araçlarını araştırmadan eksik inceleme ile

karar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

29. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

30. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içeren

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile kanun tarafından

Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.

Bu kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vederece

mahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi ve

hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).

31. Başvurucuların iddiasının özünün Derece Mahkemelerince

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

bulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.Mevcut bilgi ve belgelerden davacıların

müşterek çocuğu M.Ş.nin güvenlik kuvvetleri ile

girdiği çatışmada ölü olarak ele geçirildiği, 5233 sayılı Kanun'un 2.

maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f)bendi gereği davacıların murisinin

ölümünden dolayı uğranıldığı belirtilen zararların karşılanması isteminin

reddine ilişkin Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesine

dayanılarak İlk Derece Mahkemesince verilen ret kararında bariz takdir hatası

yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

33. Başvurucular, Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarının,

ileri sürdükleri iddia ve dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikte

olmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur (Tahir Gökatalay,

B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

35. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği

şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı

kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık

bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanısıra

kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da

her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu

durumda üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

36. Somut başvuru açısından İlk Derece Mahkemesinin, Savcılık

soruşturma dosyası ve dava dosyası kapsamında yer alan 21/4/1996 tarihli olay

yeri tespit tutanağını, olay yeri krokisini, otopsi tutanağını, maktulde ele

geçirilen silahları ve örgütsel dokümanları, iddia ve savunma çerçevesinde

değerlendirerek, başvurucuların çocuğunun güvenlik kuvvetleri ile girdiği

çatışmada ölü olarak ele geçirildiği kanaatine ulaştığı ve davanın reddine

karar verdiği; Danıştay Onbeşinci Dairesinin ise

Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapmak suretiyle hükmü onadığı ve

karar düzeltme talebini de reddettiği anlaşılmıştır. Başvurucular tarafından

temyiz ve karar düzeltme aşamasında ileri sürülen ve davanın sonucunu

etkilediğini iddia ettikleri taleplerin İlk Derece Mahkemesi önünde özü

itibarıyla dile getirildiği, Mahkeme kararında bu hususların değerlendirildiği,

bu kapsamda temyiz ve karar düzeltme aşamasında davayı esastan etkileyecek

nitelikte ayrıca cevaplandırılması gereken herhangi bir iddianın ileri

sürülmediği anlaşılmış; bu suretle Danıştay ilamlarının gerekçesiz olduğuna

yönelik iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Başvurucuların gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

"açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığına

İlişkin İddia

38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruda dava sürecininuzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

40. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkı açısından

benzer nitelikteki başvurularda verilen kararlar ile mevcut başvuru

kapsamındaki yargılama dikkate alındığında, önceki kararlardan farklı bir

neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.

41. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede

gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan

kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

42. Ancak toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların

karara bağlanma süresinin her durumda makul olduğu şeklinde bir değerlendirme

yapılması mümkün değildir.Başvuru

konusu olaydaki gibi Komisyon aşamasında geçen sürelerden ziyade yargılama

aşamasında geçen sürelerin göreceli olarak uzun olduğu durumlarda ayrıca

değerlendirme yapılması gerekmektedir.

43. Somut olayda başvurucular tarafından 25/7/2005 tarihinde

Komisyona yapılan müracaatta, Komisyonun 4/8/2006 tarihinde talebin reddine karar

verdiği, kararın iptali istemiyle 25/1/2007 tarihinde başlatılan yargılama

sürecinin ise başvurucuların karar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/3/2013 tarihli ilamı ile

tamamlandığı, idari ve yargısal sürenin 7 yıl 7 ay olduğu; ancak, başvuruya

konu uyuşmazlığın Komisyon kararının iptaline yönelik olmasına ve davanın

esastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince yaklaşık 1 yıl 2 ayda tamamlanmış

olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 10 ay 21 günlük

sürede karar verilmiş olduğu, davanın yaklaşık 6 yıl 1 ayda sonuçlandığı,

davanın uzun sürmesinden şikâyet eden başvurucuların tutumlarının yargılamanın

uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, başvurunun karara

bağlanma süresi toplamda sekiz yılın altında gerçekleşmiş ise de yaklaşık 6 yıl

1 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu, bu açıdan

makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam

sürenin yaklaşık 7 yıl 7 ay olduğu sonucuna varılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

45. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

46. Başvurucular, 75.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

47. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

48. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

49. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın "açıkça dayanaktan yoksun

olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 4.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin

diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör : Yakup MACİT Basvurucular : 1. Abdulaziz ŞENYİT 2. Şükrüye ŞENYİT Vekili : Av. Rehşan BATARAY SAMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5592, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvuruculara net 4.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN
  12. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5592
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hakan Köle ve Mehmet Köle Başvurusu (B. No: 2013/9888)
  • Erol Güler Başvurusu (B. No: 2013/8173)
  • Mehmet Ali Şanlı Başvurusu (B. No: 2013/9515)
  • Ayşe Akkaya Başvurusu (B. No: 2013/9393)
  • İlter Nur Başvurusu (B. No: 2013/6829)
  • Adem Serkan Gündoğdu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8668)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.