İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/26740)

1. Başvuru; yargı kararının yerine getirilmemesi

Başvuru No2017/26740Tarih16 Aralık 2020Okuma27 dk · 5.312 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdullah Kaya Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2017/26740
R.G. Tarih ve Sayı
10/3/2021-31419
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.312 kelime·27 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; yargı kararının yerine getirilmemesi

nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini için açılan tam yargı

davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının,

idari ve yargısal sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru

formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabul

edilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B)

sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı

satırında yer alan 2017/26740 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek

görülmediğini belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, Hakkâri'nin Çukurca ilçesi Uzundere

köyünde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle köylerini 1995

yılında terk ettiklerini belirtmektedir. Başvurucular bu sebeple uğradıkları

zararların 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun uyarınca karşılanması istemiyle

Hakkâri Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Komisyon) başvurmuş,

başvurularının 2008 yılında reddi üzerine anılan işlemlerin iptali istemiyle

dava açmıştır.

8. Van (1., 2. ve 3.) İdare Mahkemelerinde (Mahkeme)

görülen davalarda Komisyon kararlarının iptaline karar verilmiştir. Mahkeme

gerekçesinde; 5233 sayılı Kanun'un uygulanmasını göstermek amacıyla 20/10/2004

tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Yönetmelik'in çıkarıldığı, buna göre

Komisyonun gerek görmesi hâlinde keşif yapabileceğinin öngörüldüğü ve keşif

yapılmasına karar verilmesi hâlinde keşfin nasıl yapılacağına ilişkin usulün

belirlendiği ifade edilmiştir. Keşiflerin güvenlik gerekçesi ile söz konusu

yerlere gidilemeyerek Komisyonda görevli teknik bilirkişi heyeti ile yeminli

köy bilirkişilerinin söylemleri ve dosya üzerinde yapılan tespitlere göre Keşif

Tutanağı düzenlenmesi suretiyle yapıldığı belirtilmiştir. Mahallinde keşif

yapılmak suretiyle tespit yolu seçildiği takdirde 5233 sayılı Kanun'da tarif

edilen usule uygun keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması, başvuruculara ait

taşınır ve taşınmazın bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, başvurucuların

mal varlığına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararın bu tespite göre

belirlenmesi ve ödenmesi gerektiği gerekçesiyle usulüne uygun keşif

yapılmaksızın eksik inceleme sonucu kurulan dava konusu işlemlerde hukuka

uyarlık olmadığı sonucuna varılmıştır.

9. Anılan kararlar 2010 ve 2011 yıllarında açılan

davalarda verilmiştir. Bazılarında kanun yoluna başvurulması üzerine,

bazılarında ise kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle kararlar çeşitli tarihlerde

kesinleşmiştir.

10. Başvurucular, İdare Mahkemeleri tarafından verilen

iptal kararlarının Hakkâri Valiliğine (İdare) tebliğ edilmesine rağmen İdarenin

aradan geçen zaman içinde iptal kararlarının gereğini yerine getirmediği

gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır.

Başvurucular dava dilekçelerinde; İdarenin iptal kararlarında belirtilen

gerekçe doğrultusunda talepleri yönünde işlem yapması gerekirken herhangi bir

işlem yapmadığını belirtmiştir. Bu durumun mal varlıklarına ulaşmalarına engel

olduğunu, mal varlıklarını koruyup ihya edememeleri sebebiyle maddi zararlara

uğradıklarını, ayrıca uzun, yıpratıcı ve belirsiz bekleme süreci nedeniyle

çevrelerinde maruz kaldıkları aşağılanma sebebiyle üzüntü yaşadıklarını, bu

nedenle manevi zarara da uğradıklarını ifade etmiştir. Yargı kararlarının

yerine getirilmediğinden bahisle oluştuğunu ileri sürdükleri 2.000 TL maddi ve

20.000 TL manevi zararın (her başvurucu için) Komisyona ilk başvurdukları

tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini istemiştir.

11. İdare Mahkemeleri maddi tazminat taleplerini,

başvurucuların talebi hakkında ilgili mevzuat gereğince İdare tarafından

yeniden araştırma yapılıp terör nedeniyle zarara uğrayıp uğramadıklarının,

zarara uğramış iseler uğradıkları zararın miktarının başvurucuların

kusuru da gözetilmek suretiyle net olarak belirleneceği,

yapılacak araştırma neticesinde başvurucuların herhangi bir mal varlığı

bulunmadığı sonucunun da doğabileceği gerekçesiyle reddetmiştir. Manevi

tazminat talebi yönünden ise 1. ve 3. İdare Mahkemeleri tarafından

başvurucuların terör nedeniyle herhangi bir zararının oluşup oluşmadığı

hususunun mevzuatın öngördüğü yol ve yöntemler kullanılarak araştırılması

gerektiğinin mahkeme kararıyla ortaya konulması üzerine devletin etkin bir

araştırma yaparak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde pozitif

yükümlülüğünün oluştuğu ancak bu yükümlülüğün uzun bir süre (dört yıl) yerine

getirilmemesi nedeniyle başvurucuların bu süre içinde manevi zarara uğradığının

kabulü gerektiği sonucuna ulaşılarak manevi tazminat taleplerinin kısmen

kabulüne karar verilmiştir. 2. İdare Mahkemesi ise manevi tazminat taleplerini,

iptal kararlarının gereklerinin İdare tarafından yerine getirilmemesinin

bölgedeki terör olaylarının devam etmesi, bölgenin geçici askerî güvenlik

bölgesi ilan edilmesi ve dağlık olması, bölgedeki kadastro çalışmalarının devam

etmesi gibi sebeplerden kaynaklandığı ve bu konudaki tazminat başvurularının

sonuçlandırılması hususunda davalı İdareye tanınan sürenin Bakanlar Kurulu

kararıyla her yıl itibarıyla 1 yıl uzatıldığını belirterek mahkeme kararlarının

üzerinden belirli bir süre geçmesine rağmen başvurucuların zararlarının

tespitine yönelik bir çalışma yapılmamış olmasının tazminat ödenmesini gerektirecek

nitelikte ve ağırlıkta olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.

12. Anılan mahkeme kararlarının aleyhlerine ilişkin

kısımlarına taraflarca itiraz edilmesi üzerine Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2.

İdari Dava Dairesi (Bölge Mahkemesi) davalı İdarenin itiraz isteminin kabulü

ile davaların süre aşımından reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle

başvuruya konu davalarda genel zamanaşımı süresinin kararın ilgiliye

tebliğinden itibaren 10 yıl olduğu, söz konusu süre içinde mahkeme kararı

lehine olan kişinin idareye başvurarak mahkeme kararının yerine getirilmesini

isteyebileceği belirtilmiştir. Mahkeme kararının uygulanması talebiyle idareye

başvuran ilgilinin 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 10. ve 7. maddelerinde düzenlenen dava açma süresi içinde davayı

açması gerektiği ifade edilmiştir. Bölge Mahkemesi devamında 2577 sayılı

Kanun'un 12. maddesindeki düzenlemeye de değinerek ilgililerin haklarını ihlal

eden bir işlem dolayısıyla doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği ya da bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabileceklerini vurgulamıştır. Bölge Mahkemesi dava açma

sürelerine ilişkin genel çerçeveyi belirledikten sonra başvurucuların

zararlarının tazmini istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruların reddine ilişkin işlemlerin Mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi

üzerine dava açma süresi olan altmış gün içinde tam yargı davalarının

açılmadığını, ayrıca genel zamanaşımı süresi içinde Mahkeme kararlarının

gereklerinin yerine getirilmesi istemiyle başvurucuların 2577 sayılı Kanun'un

10. maddesi kapsamında başvurularının da bulunmadığını belirtmiştir.

13. Başvurucular; haklarındaki iptal kararlarının aradan

geçen uzun zamanarağmen uygulanmadığını, genel zamanaşımı süresinde uygulanması

gerektiğini, davaların süresinde olduğunu belirterek karar düzeltme isteminde

bulunmuştur. Bölge Mahkemesi, karar düzeltme istemlerini reddetmiştir.

14. Başvurucular, başvurulara konu nihai kararların

tebliği üzerine muhtelif tarihlerde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 2577 sayılı Kanun’un "İdari dava türleri ve

idari yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1.

İdari dava türleri

şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı

kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...”

16. 2577 sayılı Kanun'un "Dava açma süresi"kenar

başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Dava açma süresi, özel kanunlarında

ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve

vergi mahkemelerinde otuz gündür. "

17. 2577 sayılı Kanun'un "İdari makamların

sükutu" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

" 1. İlgililer, haklarında idari

davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara

başvurabilirler.

2. Altmış gün içinde bir cevap

verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten

itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi

mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap

kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi,

kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak,

bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması

veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra

yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış

gün içinde dava açabilirler. "

18. 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargı

davaları" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir

idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan

doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte

açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması

üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde

verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma

hakları saklıdır."

19. 2577 sayılı Kanun'un "Kararların

sonuçları" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin

kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya

eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden

başlayarak otuz günü geçemez.

...

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare

ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem

tesis edilmeyen veya eylemde

bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi

ve manevi tazminat davası açılabilir.

...."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

21. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara

bağlansa da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil

olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan

usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten

kaçınmaları gerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

22. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları

birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı

kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek

tarzda katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir

uygulamaya tabi olmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti,

B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51).

23. İlgili hukuk için bkz. E-Ba İnşaat Taahhüt

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

25. Başvurucular bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

26. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların başvuru

giderlerini karşılayabilecek ölçüde mal varlıklarının bulunmadığı ve

taleplerinin dayanaktan yoksun olmadığı anlaşılmış olup 12/1/2011 tarihli ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca adli yardım taleplerinin kabulü ile yargılama giderlerini ödemekten

geçici olarak muaf tutulmalarına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular, zararlarının tazmini talebiyle

başvurdukları idari ve yargısal süreçlerin çok uzun sürdüğünü belirterek makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

28. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli

ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

29. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların

uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra

edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel

başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

30. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır.

31. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§

35, 36).

32. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.

C. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

34. Başvurucular lehlerine olan yargı kararlarının İdare

tarafından uygulanmadığını, hukuk devletinde yargı kararlarının uygulandığında

anlam kazanacağını, açtıkları tam yargı davasında ilgili mevzuatın yanlış

yorumlanarak davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiğini oysa benzer davaların

esasının incelendiğini belirtmektedir. Başvurucular ayrıca Danıştay İçtihadı

Birleştirme Kurulunun 25/12/1997 tarihli ve E.1996/2, K.1997/2 sayılı kararı

ile Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin

kararlarının gereklerine göre 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci

fıkrasında öngörülen sürede işlem tesis etmeyen idarelere karşı açılacak

tazminat davalarında, usul ve sürelerin belirlenmesi konusunda içtihat

birliğine gidilmesinin mümkün olmadığına karar verilmiş olmasının konunun ne

kadar tartışmalı olduğu ve somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiği hususunu

ortaya koyduğunu ifade etmektedir. Bölge Mahkemesinin ön karar alınması

gerektiğine dair yorumunun lehlerine kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmasına

karşın yeni bir başvuru ile külfet yüklediğini belirterek Anayasa'nın 2., 10.,

17., 36., 40., 138. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların şikâyeti, Mahkemenin dava açma süresine dair hukuk

kurallarını katı bir yorumla hatalı değerlendirdiği iddiasına ilişkin

olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal

sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye

Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiği

belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir

(Onurhan Solmaz, § 22).

39. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri

sürebileceği tüm hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını

güvenceye almamaktadır. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu

konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan

Solmaz, § 23).

40. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni

hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da

uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni

meselelerde uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış

veya en azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması

gerekir. Bu hakkın Anayasa'da doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanan ve

güvence altına alınan bir hakka ilişkin olması zorunlu değildir. Bu bakımdan

kanunla kişilere tanınan ve savunulabilir bir temeli bulunan hak ve ayrıcalıklar

da -mahkemelerde ileri sürülebilmesi koşuluyla- Anayasa'nın 36. maddesi

bağlamında hak kavramına dâhildir (bazı farklarla birlikte bkz. Mehmet Güçlü

ve Ramazan Erdem, B. No: 2015/7942, 28/5/2019, § 28).

41. Bir hakkın bulunup bulunmadığının tespitinde hakkın

tanınması hususunda yetkili otoritelere takdir yetkisi verilip verilmediği de

büyük önem taşımaktadır. Bir hakkın kişiye tanınıp tanınmaması hususunda

yetkili otoritelere mutlak takdir yetkisi tanınmış ise Anayasa'nın 36. maddesi

bağlamında adil yargılanma hakkının kapsamına giren bir hakkın varlığından söz

edilemeyecektir. Buna karşılık ilgili hakkın bahşedilmesi hususunda kamu

otoritelerine tanınan takdir yetkisi mutlak nitelikte değilse hak sahibi

olduğunu iddia eden kişinin bu hakkı elde etmek için başlattığı uyuşmazlık sırf

takdir yetkisinin varlığına dayanarak adil yargılanma hakkının kapsamı dışında

tutulamaz. Öte yandan idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu hâllerde de

idarenin takdirini kullanması sonucu yaptığı tasarrufun yargı mercilerince

iptal edilmesi mümkün ise hakkın varlığı kabul edilmelidir (Mehmet Güçlü ve

Ramazan Erdem, § 29).

42. Ayrıca bu hakka ilişkin olarak ilgili kişinin

menfaatini etkileyen bir uyuşmazlık mevcut olmalıdır. Bu uyuşmazlık ihtilaf

konusu hakkın tespiti ve bu haktan yararlanılması bakımından belirleyici bir

nitelik arz etmelidir (Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, § 28).

43. Son olarak söz konusu hakkın medeni karakterli

olması gerekir. Kamu hukuku alanına ilişkin haklar adil yargılanma hakkının

kapsamına girmez.

44. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi durumunda idare

aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği düzenlenmiştir. Bu

durumda başvurucuların mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine açtıkları tam

yargı davasının başvuruculara mevzuatla tanınan bir hak olduğu anlaşılmaktadır.

45. Başvurucular Mahkeme tarafından verilmiş iptal

kararlarının icra edilmemesi nedeniyle maddi ve manevi zararlarının bulunduğu

gerekçesiyle tam yargı davası açmıştır. Diğer bir deyişle başvurucular

tarafından açılan tam yargı davalarının dayanağının iptal kararlarının icra

edilmemesi olduğu değerlendirildiğinde öncelikle icrası gereken bir kararın

bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

46. Mahkemeler iptal kararlarının gerekçesinde (bkz. §

8), Komisyon tarafından keşif yapılması kararı alınmasına rağmen güvenlik

gerekçesiyle keşfin ilgili mevzuatta belirtilen şekilde yapılmadığını, usulüne

uygun keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak başvurucuların varsa uğradıkları

zararın belirlenmesi gerekmesine rağmen eksik inceleme sonucunda tesis edilen

işlemin hukuka uygun olmadığını belirtmiştir. Bu durumda iptal ile sonuçlanan

mahkeme kararları gereğince İdare tarafından keşif ve bilirkişi incelemesi

yapılarak yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiğinden İdarece icrası

gereken bir kararın bulunduğu açıktır. Öte yandan somut olaydaki davanın

esasını, bu kararın icra edilip edilmediğinin tespiti oluşturmaktadır. Bu

yönüyle dava, başvurucunun lehine verilen mahkeme kararının icra edilmediğinin

tespiti hâlinde başvurucuya tazminat ödenmesini temin edebilecektir. Ayrıca

icrası gereken mahkeme kararı mülkiyet hakkına ilişkin bir uyuşmazlığı karara

bağladığından somut davaya konu hakkın medeni nitelikte olduğu

anlaşılmaktadır.

47. Sonuç olarak iptal kararlarının uygulanmaması

nedeniyle tam yargı davasına konu uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

49. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi

yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye

erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

50. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

51. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

52. Somut olayda davanın süre aşımından reddedilerek

esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

53. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının

incelenmesi gerekir.

55. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

56. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî

manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük

Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun

adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere

müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan

düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına

bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün

bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

57. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının

da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı

olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme yapılırken

derece mahkemelerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin yorumu ve bu

hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açık keyfîlik içermediği

sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.

Ancak derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun hükmünü açık bir

biçimde hatalı yorumladıkları ve uyguladıklarının tespiti hâlinde müdahalenin

kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (Ramazan Atay,

B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).

58. Somut başvuruya konu olayda, başvurucuların terör

olayları sebebiyle ikamet ettikleri köyden ayrılmak zorunda kaldıkları için

zararlarının karşılanması talebiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruların Komisyon tarafından reddine karar verilmiştir. Başvurucuların

Komisyon kararının iptali talebiyle açtıkları davalarda İdare Mahkemeleri

tarafından davaya konu Komisyon kararları iptal edilmiştir. İdare Mahkemeleri

karar gerekçesinde, Komisyon tarafından keşif kararı üzerine yapılan keşiflerin

mevzuatta belirtilen şekillerde yapılmadığını belirtmiştir. Başvuruculara ait

taşınır ve taşınmazın bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, başvurucuların

mal varlığına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararın bu tespite göre

belirlenebilmesi için usulüne uygun keşif yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

59. İdare Mahkemesi kararının başvurucuların doğrudan

5233 sayılı Kanun kapsamında zararlarının tespit edilmesi mahiyetinde bir karar

olmadığı anlaşılmaktadır. İptal kararına göre Komisyon tarafından

başvurucuların talepleri iptal gerekçesi doğrultusunda yeniden

değerlendirilecek, usulüne uygun keşif sonucunda varsa başvurucuların zararları

tespit edilecektir.

60. Başvurucular iptal kararı üzerinden yaklaşık dört yıl

geçmiş olmasına rağmen söz konusu kararın icra edilmediği gerekçesiyle maddi ve

manevi tazminat talepli tam yargı davaları açmıştır. Açılan tam yargı davaları

üzerine İdare Mahkemeleri davaların esasına girmek suretiyle karar vermişlerse

de itiraz başvurusu sonucunda Bölge Mahkemesi davaların süresinde açılmadığı

gerekçesiyle reddine karar vermiştir.

61. Bölge Mahkemesi davanın süresinde olmadığına ilişkin

gerekçesinde, öncelikle başvuruya konu mahkeme kararlarının uygulanmasına

ilişkin genel zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu vurgulamış; mahkeme kararı

lehine olan kişinin kararın tebliğinden itibaren on yıl içinde mahkeme

kararının uygulanmasını talep edebileceğini belirtmiştir. Bölge Mahkemesi

kararında genel zamanaşımı süresi olarak belirlenen on yıllık sürenin somut

başvuru açısından tartışma konusu edilmediği görülmektedir. İtiraz gerekçesinde

mahkeme kararlarının genel zamanaşımı süresinde uygulanmasına yönelik somut

başvuru açısından önemli olan husus, mahkeme kararlarının uygulanmasının

temininde başvuruculara kararın uygulanması talebiyle idareye başvuruda bulunma

yükümlülüğünün bulunduğunun belirtilmiş olmasıdır. Bölge Mahkemesine göre

başvurucuların mahkeme kararlarının uygulanması talebiyle İdareye başvurduktan

sonra 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 10. maddelerinde belirtilen sürelerde tam

yargı davalarını açmaları gerekmektedir.

62. Türk hukukunda genel icra sürecinden farklı olarak

idari mahkemelerce verilen kararların uygulanmasına ilişkin özel bir takip

süreci veya ayrı bir idari ya da yargısal mekanizma öngörülmemiştir. Anayasa'nın

138. maddesinin dördüncü fıkrası ile 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre idare, mahkeme kararlarını derhâl ve gecikmeksizin

uygulamak zorundadır. İdare; hiçbir durumda hakkında verilen kararları

değiştiremez, uygulanmasını geciktiremez, reddedemez veya bu amaçla yeni

kararlar yahut yeni idari tedbirler alarak ya da uygulanmasını bir idari

kurumun iznine bağlı kılarak bir kararın uygulanmasını dolaylı olarak

engelleyemez ve geciktiremez (Erol Aksoy (2) [GK], B. No: 2016/11026,

12/12/2019, § 52).

63. Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri,

yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve

kişileri bağlayan temel hukuk kurallardır. Kamu makamlarının yargı kararlarına

uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138.

maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri

uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması

ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur (Erol Aksoy (2), § 81).

64. İdare, başvurucunun herhangi bir idari veya yargısal

yola başvurmasına gerek olmadan yargı kararının uygulanması kapsamında en

tatmin edici alternatif çözümü belirleyerek uygulamakla yükümlüdür (Erol

Aksoy (2), § 82).

65. Somut başvuruya konu olayda, Bölge Mahkemesinin

başvurucuların mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine açtıkları tam yargı

davalarında dava açma süresinin başlayabilmesinin başvurucuların mahkeme

kararlarının uygulanması talebiyle idareye başvurması şartına bağladığı

görülmektedir. Mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine açılacak tazminat

davalarının düzenlendiği 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde dava açılması için

idareye başvuru şartı bulunmamaktadır. Diğer yandan İdare, uygulanmayan iptal

kararlarının tarafıdır ve İdarenin söz konusu karardan haberdar olmadığı

söylenemez. İdarenin mahkeme kararını uygulaması için bireylerin mahkeme

kararının uygulanmasını istemesi gerektiğine ilişkin kanuni bir düzenleme

bulunmadığı gibi mahkeme kararlarının derhâl uygulanmasına yönelik bu

yükümlülük somut olayda Anayasa'ya göre İdarenindir. Bölge Mahkemesinin Anayasa

ile İdareye verilen bu yükümlülüğün gerçekleşebilmesinin -hiçbir kanuni temeli

olmaksızın- başvurucuların idareye başvurma şartına bağladığı görülmüştür. Kaldı

ki Komisyon işlemlerini iptal eden yargı kararlarının başvurucuların talebinin

Komisyon tarafından incelenerek yeniden bir işlem tesis etmesini gerektiren

nitelikte olduğu açıktır.

66. Bölge Mahkemesi, davanın süresinde açılmadığına

ilişkin gerekçesinde ikinci olarak 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesine

dayanmıştır. Söz konusu madde, ilgililerin haklarını ihlal eden işlemler

üzerine açacakları tam yargı ve/veya iptal davalarını düzenlemektedir. Anılan

maddeye göre tesis edilen idari işlem üzerine ilgililer isterlerse doğrudan

sadece tam yargı davası veya sadece iptal davası açabilecekleri gibi iptal

davası ile birlikte tam yargı davası da açabileceklerdir. Aynı maddede

ilgililerin sadece iptal davasını açtıkları takdirde, iptale yönelik kesin

kararın tebliği üzerine de dava açma süresi içinde tam yargı davası

açabilecekleri düzenlenmiştir. Bölge Mahkemesi, iptale ilişkin mahkeme

kararlarının başvuruculara tebliği üzerine dava açma süresi olan altmış gün

içinde davanın açılmadığını belirterek davanın süresinde olmadığını

vurgulamıştır.

67. Başvuruya konu davalar, iptale konu idari işlem

sebebiyle talep edilen tam yargı davası olmayıp davaya konu idari işlemin iptal

edilmesine rağmen kararın uygulanmaması sebebiyle açılmış tam yargı

davalarıdır. Söz konusu 12. maddenin idari işlemin tesisi sebebiyle açılacak

tam yargı davalarına ilişkin süreyi düzenlediği oysa başvurucuların tam yargı

davalarını mahkeme kararlarının uygulanmaması sebebiyle 2577 sayılı Kanun'un

28. maddesi kapsamında açtıkları görülmektedir. Bu durumda somut başvuruya konu

olayda Bölge Mahkemesinin açılan tam yargı davalarını 2577 sayılı Kanun'un 12.

maddesinde belirtilen sürede açılmadığı gerekçesiyle reddetmesinin kanuni

dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

68. Yukarıda açıklanan gerekçelerle başvurucuların

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

70. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına

hükmedilerek ihlalin giderilmesi ve uğradıkları 100.000 TL manevi zararın

tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

71. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

72. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

73. İhlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda

Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın

kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini

beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama

kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

74. İncelenen başvuruda başvurucuların açtıkları tam

yargı davalarının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla ihlalin Bölge Mahkemesi kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

75. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

76. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama

giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin kabulüne,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere ekli tablonun (D) sütununda belirtilen ilgili mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucular : Abdullah KAYA ve diğerleri (bkz. ekli tablo) Başvucurular Vekili : Av. Rojbin TUĞAN KALKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/26740, 16 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Adli Yardım
  15. B. Makul Sürede
  16. C. Mahkemeye
  17. D. 6216 Sayılı
  18. B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  19. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının
  21. F. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  22. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/26740
Tarih
16 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Osman Yıldırım Başvurusu (B. No: 2016/6396)
  • Muhsin Şen Başvurusu (B. No: 2018/1139)
  • Beyza Gümüş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17517)
  • Abdulbasır Bulgan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/237)
  • Mehmet Osman Kavala Başvurusu (B. No: 2020/13893)
  • O.d. Başvurusu (B. No: 2016/11927)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.