İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir Başvurusu (B. No: 2013/7349)

Celal Mümtaz AKINCI

Başvuru No2013/7349Tarih1 Aralık 2015Okuma40 dk · 7.907 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdulvahap Aydemir Ve Yusuf Candemir Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/7349
Başkan
Engin YILDIRIM
Üyeler
Alparslan ALTAN
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.907 kelime·40 dk okuma·12 bölüm

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM

Başvurucular

: 1.

Abdulvahap AYDEMİR

2. Yusuf CANDEMİR

Vekili : Av. Gurbet UÇAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvuru;

tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin kararlarda matbu gerekçelere yer

verilmesi, kanuni gözaltı süresinin aşılması, gözaltına alınırken yasal

haklarının hatırlatılmaması nedenleriyle özgürlük ve güvenlik hakkının;

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, yargılamanın sonucunun adil

olmaması, dosyaya erişim kısıtlandığından savunma hakkının kullanılamaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının; protesto

eyleminden ötürü terör örgütü üyeliğinden mahkûm olunması ve örgüt propagandası

yapma suçundan açılan davada kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi

nedenleriyle ifade özgürlüğünün; etnik kökenden dolayı ayrımcılığa maruz

kalınması nedeniyle kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru

23/8/2013 tarihinde İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvurucular,

bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını

belirterek adli yardım isteminde bulunmuşlardır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci

Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4.

Başvuru

formu, ekleri, Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüş yazısı ve Ulusal Yargı Ağı

Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

5.

Diyarbakır

ilinde görülen ve kamuoyunda “KCK davaları” olarak bilinen yargılamalarda ana dilde

savunma yapma imkânı verilmemesini protesto etmek amacıyla bir grup şahıs 2/11/2010

tarihinde İzmir ili Menemen ilçesinde akşam saat 19.00 sıralarında bir eylem

gerçekleştirmişlerdir. Anılan olayla ilgili olarak İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır.

6.

Meydana

gelen bu olaya ilişkin olarak 2/11/2010 tarihinde saat 22.00 sıralarında sekiz

polis memurunun imzasını taşıyan olay tutanağı düzenlenmiş; anılan olay

tutanağında eyleme katılan şahısların tespit edilemediği, gecenin karanlığından

faydalanarak güvenlik görevlilerinden kaçmayı başardıkları belirtilmiştir.

7.

Anılan

olaya ilişkin olarak 2/11/2010 tarihinde saat 23.45’te tespit tutanağı

düzenlenmiştir. Tespit tutanağında, eyleme katılan şahısların 25-30 kişi olduğu

ve başvurucuların da bu şahıslar arasında bulunduğu belirtilmiş; olay esnasında

PKK terör örgütü lehine yapılan propaganda ve atılan sloganlardan bahsedilmiştir.

8.

Aynı

olayla ilgili olarak saat 01.10’da düzenlenen başka bir tespit tutanağında ise

molotof kokteylli ve havai fişekli saldırıda bulunan grup içinde Menemen ilçesi

Asarlık bölgesinde ikamet eden ve bu bölgede daha önce yapılan basın açıklaması

ve protesto gösterisi eylemlerine katıldıklarından dolayı polis tarafından

bizzat tanınan şüpheliler Yusuf Candemir, Abdulvahap Aydemir, S.E., Y.Y. ve E.E.

isimli şahısların görüldüğü ifade edilmiştir.

9.

Bu

arada İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/11/2010 tarihli ve 2010/642 Değişik

İş sayılı kararı ile başvurucuların ikamet adreslerinde arama yapılmasına ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 10. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine istinaden soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Anılan karara yapılan

itiraz reddedilmiştir.

10. 24/11/2010

tarihinde yakalanan başvuruculara, avukatla görüşme hakları olduğu hatırlatılmış,

başvuruculardan Abdulvahap Aydemir aynı gün avukatla görüştürülmüştür. Diğer

başvurucu ise ismini verdiği üç avukattan biriyle görüşmeyi kabul edeceğini

bildirmiştir. Bildirilen avukatlardan birine ulaşılamaması, diğerlerinin de müsait

olmaması nedenleriyle başvurucunun avukatıyla görüşmesi ancak ertesi gün

sağlanabilmiştir.

11. 25/11/2010

tarihinde Emniyet Müdürlüğünde ve 26/11/2010 tarihinde İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığında müdafileri huzurunda savunmaları alınan başvurucular tutuklama

istemiyle 26/11/2010 tarihinde Mahkemeye sevk edilmişlerdir. Kollukta ifadeleri

alınırken başvuruculara atılı suçlamaların kapsamıyla ilgili ayrıntılı sorular

sorulmuştur.

12. İzmir 10. Ağır

Ceza Mahkemesi, aynı tarihte 2010/37 Sorgu sayılı kararıyla “PKK terör örgütüne

üye olma” suçundan başvurucuların tutuklanmalarına karar vermiştir.

13. İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığının 24/2/2011 tarihli ve E.2011/34 sayılı ve 14/11/2011 tarihli ve

E.2011/228 sayılı iddianameleriyle “silahlı terör örgütüne üye olma, patlayıcı

madde bulundurma, görevi yaptırmamak için direnme, kasten genel güvenliği

tehlikeye sokma” suçlarından başvurucular hakkında aynı yer 8. Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Başvurucu Abdulvahap Aydemir hakkında

ayrıca “örgüt propagandası yapma” suçundan da kamu davası açılmıştır. Anılan

iddianameler Mahkemece kabul edilmiş ve tensiple birlikte başvurucuların

tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.

14. 2/7/2012 tarihli

ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun ile kamuoyunda

“özel yetkili” olarak bilinen mahkemeler kapatılmıştır. Aynı Kanun’un geçici

2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, bu mahkemelerde açılmış olan davaların

kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar aynı mahkemelerce bakılmaya devam

olunacağı, bu davalarda yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemeyeceği

hükme bağlanmıştır.

15. Yargılamada

başvuruculardan

Yusuf Candemir’in yaşının küçüklüğü nedeniyle çocuk mahkemesinde yargılanması

gerektiği, anılan başvurucunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 250. maddesi ile kurulmuş mahkemede

yargılanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür. Başvurucu Yusuf Aydemir’in nüfus

kaydındaki doğum tarihi, davanın açıldığı tarihte 5/5/1991 iken İzmir 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2010/58 sayılı dosyasında verilen kararla 5/5/1992 olarak

düzeltilmiştir. Mahkeme, anılan başvurucunun suçun işlendiği 2/11/2010

tarihinde on sekiz yaşını doldurduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmesi

talebini reddetmiştir.

16. İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesinin 5/10/2012 tarihli ve E.2011/61, K.2012/256 sayılı kararı ile başvuruculardan

Abdulvahap Aydemir hakkındaki “terör örgütünün propagandasını yapma” suçundan

açılan davayla ilgili hüküm kurulmamış; başvurucular hakkındaki “kasten genel

güvenliği tehlikeye sokma” suçu “etkin direnme” suçu kapsamında görülerek bu

suçtan ayrıca ceza verilmemiş, diğer suçlardan ise başvurucuların mahkûmiyetlerine

karar verilmiştir.

17. Gerekçeli kararın

ilgili kısmı şöyledir:

“…

02.11.2010 günü saat: 18.00 ile

19.00 sularında Menemen ilçesi Asarlık beldesi Gölcük Mahallesi 406 Sokak yan

kısmında bulunan ve belediye tarafından yeni açılmış olan park içerisinde,

çoğunluğu çocuk ve gençlerin oluşturduğu yaklaşık 30 kişilik gurup

toplanmıştır. Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ı övücü tarzda “biji

serok Apo, selam selam İmralı’ya bin selam, PKK halktır halk burada, v.b”

şekilde slogan atmışlardır. Bu gurup, daha önceden hazırladıkları molotof

kokteyli ve havai fişekler ellerinde bulunduğu halde Vali Kutlu Aktaş caddesine

çıkarak bu caddeyi takiben Menemen belediyesi Asarlık Şube Müdürlüğü binasına

gelmek üzere hareket edip, bu caddede beklemekte olan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne

ait (TOMA) toplumsal olaylara müdahale etme aracına havai fişek ve molotof

kokteyllerini ateşlemek suretiyle saldırmışlardır. Çevik Kuvvet Şube

Müdürlüğünde görevli polis memurlarının müdahalesi üzerine gurup tarafından çöp

konteynırlarını yol üzerine yıkarak barikat kurulduktan sonra barikatın

arkasında (TOMA) aracına ve görevli polis memurlarına molotoflu, taşlı

saldırılara devam etmişlerdir. Çevik Kuvvet personelinin devam eden müdahalesi

sonucu saldırganlar ara sokaklara dağılarak izlerini kaybettirmişlerdir. Olay

yerinde siyah bir poşet içerisinde yoğun şekilde yapıştırıcı ve benzin kokusu

olan silindir teneke bidon ele geçirilmiştir. (KL:1 Dz.67’ deki olay

tutanağı)

Yukarıdaki anlatılan olay

gerçekleştikten sonra saat 23:45’ de …30 ve …..11 sicil nolu polis memurları

tarafından olay özetlendikten sonra, PKK terör örgütü güdümünde Menemen

ilçesinde gerçekleştirilen basın açıklamaları ve protesto gösterilerinden

dolayı daha önceden tanıdıkları B. D., O. Y., A. K., Yusuf Candemir, E. E., S.

E., Ü. A., V. K., Abdulvahap Aydemir ve Y. Y.’nin görevli polis memurlarına ve

(TOMA) aracına molotoflu ve havai fişekli saldırıyı gerçekleştiren gurup

içerisinde yer aldıkları yönünde tespit tutanağı tanzim edildiği görülmüştür.

(KL:1 Dz:69’ da tespit tutanağı)

Aynı gün saat: 01:10’da yine

yukarıda anlatılan olay sonrası …40 ve …18 sicil nolu polis memurları

tarafından olay özetlendikten sonra (TOMA) aracı içerisinde görebildikleri

kadarıyla molotof kokteyli ve havai fişekli saldırıda bulunan gurup içerisinde

Asarlık bölgesinde ikamet eden ve bölgede daha önce yapılan basın açıklaması ve

proteste gösterisi eylemlerine katıldıklarından dolayı bizzat tanıdıkları Yusuf

Candemir, Abdulvahap Aydemir, S.E., Y. Y. ve E. E.’nin isimli şahısların

görüldüğü yönünde ikinci tespit tutanağı tanzim edildiği görülmüştür. (KL:1

Dz.78)

Her iki tutanakta da

sanıklar E. E., S. E., Abdulvahap Aydemir, Yusuf Candemir ve Y. Y.’nin

isimlerinin yer aldığı görülmektedir.

01.11.2011 günkü sanıklar E.

E., S. E., Abdulvahap Aydemir, Yusuf Candemir’in hazır bulundukları oturum

sırasında tanık sıfatıyla dinlenilen, …40 sicil nolu polis memuru, olaya

ilişkin tuttukları tutanak içeriğinin doğru olduğunu, eylemlerin huzurdaki

sanıklar tarafından gerçekleştirildiğini, sanık S. E.’nin elinde havai fişek,

diğerlerinin elinde ise molotof kokteyli olduğunu, …18 sicil nolu polis memuru,

tutanak içeriğinin doğru olduğunu, huzurdaki sanıklardan bir kısmını

tanıdığını, bu sanıkların öncesinde de benzer olaylara katılmaları ve olay

sırasında ışıklandırmanın yeterli olması sebebiyle teşhis edebildiğini, …30

sicil nolu polis memuru, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, sanıkların

ellerinde molotof kokteyli ve havai fişekler bulunduğun, olaydan uzun zaman

geçtiği için huzurdaki sanıkların ne yaptıklarını tam olarak hatırlamadığını

ifade etmişlerdir.

…

Sanıklar E. E., S. E., Y.

Y. ve Yusuf Candemir’in 02.11.2010 günü İzmir ili Menemen ilçesi Asarlık

beldesinde terör örgütünün propagandasına dönüşen yaklaşık 25-30 kişilik gurup

tarafından gerçekleştirilen eyleme katıldıkları, buradan ellerinde molotof

kokteyli ve havai fişek olduğu halde Vali Kutlu Aktaş Caddesinde Menemen Belediyesi

Asarlı Beldesi Asarlık Şube Müdürlüğü yönüne doğru hareket ettikleri, orada

bulunmakta olan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne ait (TOMA) araca saldırdıkları,

çöp konteynırlarını yol üzerine yıkarak barikat kurdukları ve buradan olaya

müdahale etmek isteyen polis memurlarına, molotof kokteyli ve taşlarla

saldırmak suretiyle engel oldukları, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı

görevli memura etkin direnme ve patlayıcı madde bulundurma ya da nakletme

eylemini gerçekleştirdikleri,

Patlayıcı madde bulundurma

ya da nakletme eyleminin TCK’nun 174 ve 3713 S.Y. nın 5/2 maddesine temas

ettiği,

Sanıkların, polis

memurlarının görev yapmasına engel olmak amacıyla taş, molotof kokteyli, havai

fişek attıkları (cebir kullanarak), sübut bulan bu eylemin TCK’nun 265/1,3,4 ve

3713 S.Y. nın 5/1. maddesine temas ettiği,

Anlaşılmakla bu maddelere

göre ceza tayini gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sanıklar E. E., S. E.,

Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir’in suç tarihinden önce başkaca

katıldıkları eylemlere ilişkin haklarında düzenlenen iddianamelerden

anlaşılacağı üzere bu tür eylemlere katılımları yönünde gösterdikleri

devamlılık, gerçekleştirilen eylemlerin örgütsel-ideolojik eğitim ve motivasyon

(dezenformasyon) olmaksızın işlenme ihtimalinin zayıf olması ve 2007 yılından

itibaren terör örgütü PKK’nın KCK/TM olarak strateji değiştirip, terör örgütü

üyesi olmanın sadece yurt dışı kamplarına katılıp burada ideolojik ve silah

eğitimi almak, sonrasında kod adı alıp özgeçmiş vermekle değil, şehir, mahalle,

üniversite gibi legal alanlarda örgütlenip, özellikle gençleri örgüte

kazandırıp şiddete dayalı sokak eylemlerinde kullanarak toplumu terörize edip

ülkeyi iç savaş ortamına sürükleyerek devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmanın

hedeflendiği nazara alındığında sanıkların gerçekleştirdikleri eylemin terör

örgütünün bu stratejik amacı ve çerçevesinde olduğu sonucuna varıldığından

sanıkların terör örgütü KCK/TM nin gençlik yapılanması içerisinde (DYG-M)

faaliyet yürüttükleri ve bu terör örgütüne üye oldukları sonucuna varılmış olup,

eylemlerine temas eden TCK nun 314/2 ve 3713 S.Y. nın 5. maddesi uyarınca

ayrıca cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir…”

18. Anılan kararın

temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 16/5/2013 tarihli ve E.2013/3517,

K.2013/7760 sayılı ilamı ile Derece Mahkemesi kararının patlayıcı madde

bulundurma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarıyla ilgili kısmının

onanmasına ve örgüt üyesi olma suçundan verilen cezanın bozulmasına karar vermiştir.

Diğer yandan başvurucu Yusuf Candemir hakkında örgüt propagandası yapma

suçundan açılan dava hakkında Mahkemesince bir karar verilebileceği

belirtilmiştir.

19. Başvurucular 29/7/2013

tarihinde anılan karardan haberdar olmuştur.

20. Bozma sonrasında

yapılan yargılamada, başvurucular örgüte üye olmamakla birlikte “örgüt adına suç

işleme” suçundan 11/12/2013 tarihli kararla cezalandırılmışlardır. Başvuruculardan

Abdulvahap Aydemir hakkında “terör örgütünün propagandasını yapma” suçundan

açılan davanın ise kovuşturmasının ertelenmesine karar verilmiştir. Anılan

kararlar başvurucular tarafından temyiz edilmiştir.

21. Bireysel başvuru 23/8/2013

tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

22. 26/9/2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya

malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı

veya panik yaratabilecek tarzda;

…

c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı

madde kullanan, Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır…”

23. 5237 sayılı

Kanun’un 174. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Yetkili makamlardan gerekli

izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu,

zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal,

biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir

yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan

sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile

cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren

maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve

teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.

(2) Bu fiillerin suç işlemek için

teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek

ceza yarı oranında artırılır.”

24. 5237 sayılı Kanun’un

314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan

örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

25. 5271 sayılı Kanun’un 100.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın

davranışları;

1. Delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa.

...”

26. 5271 sayılı

Kanun’un 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde

şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik fıkra:

02/07/2012-6352 S.K./97.md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç

şüphesini,

b) Tutuklama

nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut

olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya

sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle

kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”

27. 5271 sayılı

Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde

hâkim önüne çıkarılmayan,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

28. 5271 sayılı

Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 1/12/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların 23/8/2013 tarihli ve 2013/7349

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

30. Başvurucular;

i.

Haklarındaki davanın kamuoyunda “özel yetkili” olarak bilinen Ağır Ceza Mahkemelerinde

görüldüğünü, özel yetkili mahkemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme)

tanınan birçok hakkı ortadan kaldırdığını, devlete karşı işlenen veya örgütlü

suçlar için ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve başvurucuların bu

mahkemede yargılanmış olmalarının “kanuni hâkim güvencesi”ne aykırı olduğunu,

başvuruculardan Yusuf Candemir’in yaşının küçüklüğü nedeniyle çocuk

mahkemesinde yargılanması gerektiğini,

ii. Soruşturma

dosyasına erişim kısıtlandığı

için yakalama

nedenlerinin ve yöneltilen suçlamaların kendilerine bildirilmediğini,

haklarının hatırlatılmadığını, kanuni süresi aşıldıktan sonra hâkim huzuruna

çıkarıldıklarını,

iii. Gözaltı

sırasında emniyet görevlilerinin psikolojik baskısına maruz kaldıklarını, müdafileri

ile görüştürülmediklerini, usulüne uygun muayene edilmediklerini, emniyet

görevlilerinin refakatinde muayene edildiklerini,

iv.

Tutuklama ve tutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili

ve yeterli olmadığını, tutukluluğun devamına yönelik kararların duruşmasız

olarak verildiğini, bu kararların verilmesi sırasında etkisiz bir inceleme

yapıldığını,

v.

Hukuki dayanağı bulunmayan tespit tutanakları gerekçe gösterilerek mahkûmiyet

hükmü kurulduğunu, mahkumiyetin kanuni sonucu olarak belli hakların

kullanılmasının süreli olarak yasaklandığını, bu hakların kullanılamamasının

özel hayata müdahale olduğunu, Mahkeme kararında hangi delillerin neden

reddedildiğinin belirtilmediğini, savunmaya neden itibar edilmediğinin

açıklanmadığını ve kararın gerekçeli olmadığını,

vi.

İddianamenin kabul aşamasında kendilerine tebliğ edilmediğini, bu sebeple

iddianameye ve iddianamenin kabulüne itiraz edemediklerini,

vii.

Yargılamanın dört yıl gibi makul olmayan bir süre devam ettiğini,

viii.

Diyarbakır ilindeki yargılama faaliyetlerini protesto

etmeleri nedeniyle haklarında mahkûmiyet kararı verilmiş olmasının ifade

özgürlüğü ve barışçıl gösteri yapma haklarına bir müdahale olduğunu,

ix. Kürt

kökenli olmalarından dolayı ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirterek

Sözleşme’nin 3., 5., 6., 8., 10., 11., 13., 14. ve 17. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın Gürül, B. No: 2012/682,

2/10/2013, § 18).

32. Başvurucuların;

i.

Gözaltına

alındıklarında yasal haklarının, yakalama nedenlerinin ve haklarındaki

suçlamaların kendilerine bildirilmemesi, tutuklama ve tutuklamaya itiraz sonucu

verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmaması, tutukluluğun

devamına yönelik kararların duruşmasız olarak verilmesi ve etkisiz bir inceleme

yapılması yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı,

ii.

Kanuni

hâkim güvencesine aykırı olarak mahkûm edilmeleri, dosyaya erişimin kısıtlanması

nedeniyle savunma yapılamaması, Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olması, iddianamenin

kabul aşamasında tebliğ edilememesi, yargılamanın uzun sürmesi yönündeki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı,

iii.

Diyarbakır ilindeki yargılama faaliyetlerinde sanıklara ana dilde

savunma hakkının verilmemesini protesto etmeleri nedeniyle haklarında mahkûmiyet

ve kovuşturmanın ertelenmesi kararları verilmiş olması yönündeki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen

ifade özgürlüğü,

iv.

Kürt

kökenli olmalarından dolayı ayrımcılığa maruz

kalınması yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın

10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

33. Anayasa

Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında

belirtilen adli yardım talebinin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler uyarınca somut

olayda hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuların; sosyal

güvenlik kapsamında bir geliri, adına kayıtlı taşıtı veya taşınmaz malı

olmadığı, geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini

ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuların açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulü gerekir.

2.

Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

a. Yakalama

Sebeplerinin ve Suçlamaların Bildirilmediği, Yasal Hakların Hatırlatılmadığı ve

Süresi İçinde Hâkim Önüne Çıkarılmadığı İddiaları

34. Başvurucular; soruşturma

dosyasına erişimleri

kısıtlandığı için yakalama

nedenlerinin ve yöneltilen suçlamaların kendilerine bildirilmediğini, haklarının

hatırlatılmadığını ve süresi aşıldıktan sonra hâkim huzuruna çıkarıldıklarını iddia

etmişlerdir.

35. 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler."

36. Bu hüküm gereğince

Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman

bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu

düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları

da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

37. Somut olayda

başvurucular 24/11/2010 tarihinde yakalanmış ve 26/11/2010 tarihinde

tutuklanmıştır. Dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik karara yapılan itiraz

ise 30/11/2010 tarihinde reddedilmiştir. Bu belirlemelere göre başvurucuların anılan

şikâyetleri 24/11/2010 ve 30/11/2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen

işlemlere ilişkin olup bu tarihlerin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı tarihten önceye ait olması nedeniyle başvurunun bu kısmı

hakkında zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmesi gerekir.

b. Tutuklama ve

Tutukluluk Hâlinin Devamına İlişkin Kararlara İtirazların Gerekçesiz ve

Duruşmasız Olarak Reddedildiği İddiaları

38. Başvurucular;, tutuklama

ve tutukluluk hâlinin devamına itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin

ilgili ve yeterli olmadığını, tutukluluğun devamına yönelik kararların

duruşmasız olarak verildiğini ve etkisiz bir inceleme yapıldığını iddia etmişlerdir.

39. Somut

olayda başvurucular, isnat edilen suç nedeniyle 26/11/2010 tarihinde tutuklanmıştır.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/10/2012 tarihli kararı ile başvurucuların

hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve tutukluluk hâllerinin devamına karar

verilmiştir.

40. Başvurucuların,

isnat edilen suçlarla ilgili yargılama kapsamında İlk Derece Mahkemesince

mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar geçen sürede "bir suç isnadına

bağlı olarak" özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, mahkûmiyet kararından

sonra geçen sürenin "mahkûmiyet sonrası tutma" kapsamında olduğu

anlaşılmaktadır.

41. "Bir

suç isnadına bağlı olarak" tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat

Narman,

B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).

42. "Bir

suç isnadına bağlı olarak" tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren

başvuruda, hükümle birlikte tutukluluğun devamına ilişkin verilen karara karşı

itiraz yoluna gidilip gidilmediğine dair başvurucular tarafından başvuru

formunda bir bilgi sunulmadığından başvurucuların hükümle birlikte tutukluluğun

devamına ilişkin kararı öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel

başvuruda bulunulması gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesinin nihai kararını

verdiği 5/10/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 2/8/2013

tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı

olduğu sonucuna varılmıştır (G.K., B. No: 2014/14580, 30/12/2014; Osman

Kılıç, B. No: 2014/12837, 26/2/2015).

43. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Adil Yargılanma

Hakkı Yönünden

a. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucular kararın,

kamuoyunda “özel yetkili” olarak bilinen ağır ceza

mahkemesince verildiğini, özel yetkili mahkemelerin Sözleşme’de tanınan

birçok hakkı ortadan kaldırdığını, devlete karşı işlenen veya örgütlü suçlar

için ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve bu mahkemede yargılanmış olmalarının

“kanuni hâkim güvencesi”ne aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

45. Sözleşme’nin 6.

maddesinde adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir

mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından açıkça söz

edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 77; AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004),

yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulmasının gerekliliği Anayasa’nın 37.

maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi

ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142.

maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde dikkate alınması

gerektiği açıktır.

46. Anayasa’nın “Kanuni

hâkim güvencesi” kenar başlıklı 37. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne

çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne

çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”

47. Anayasa’nın “Mahkemelerin

kuruluşu” kenar başlıklı 142. maddesi şöyledir:

“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama

usulleri kanunla düzenlenir.”

48. Kanuni

hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama

usulünün kanunla düzenlenmesini ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini

gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangi

mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal

hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (Tahir

Gökatalay, § 79; AYM, E.2002/170, K.2004/54,

5/5/2004; E.2005/8, K.2008/166, 20/11/2008).

49. Kanuni

hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların

belirlenmesini değil; her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı

yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına

ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte; mahkemelerin görev ve yetki

alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya

koymaktadır (Tahir

Gökatalay, § 80).

50. Bu

güvence, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek

yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır. Kanuni hâkim

güvencesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana

gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına, başka bir ifadeyle

sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

51. Başvurucuların

kovuşturması, 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesi ile kurulmuş ağır ceza

mahkemelerince yapılmıştır. Yargılama sürerken 6352 sayılı Kanun yürürlüğe

girmiş ve bu Kanun’un 105. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile 5271 sayılı

Kanun’un 250. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer bir ifadeyle 5271

sayılı Kanun'un 250. maddesi ile kurulmuş ağır ceza mahkemeleri kapatılmış, 3713

sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri

kurulmuştur. Ancak kapatılan mahkemelerde görülen davalara kesin hükümle

sonuçlanıncaya kadar bu (kapatılan) mahkemelerce bakılacağı 6352 sayılı

Kanun’un geçici 2. maddesiyle hüküm altına alınmıştır.

52. 6352

sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında Kanun'un yürürlüğe

girdiği tarihte açılmış ve devam etmekte olan davaların 5271 sayılı Kanun'un

250. maddesi ile kurulmuş ağır ceza mahkemelerinde devam edeceği ve bu

mahkemelerin yeni kurulan mahkemeler nedeniyle görevsizlik ve yetkisizlik

kararı veremeyecekleri belirtilerek uzun süredir devam eden davalarda başa

dönülmesinin ve suçun işlenmesinden sonra yargı yerinin değiştirilmesinin önüne

geçilmiştir. Dolayısıyla bu kuralla suçun işlenmesinden sonra yargı yeri

belirlenmemiş, aksine suçun işlenmesinden sonra kurulan mahkemelere davaların

görevsizlik veya yetkisizlikle gönderilmesi önlenerek suçun işlenmesinden önce

kurulan mahkemelerde davanın devam etmesi sağlanmıştır.

53. Somut

olayda, 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesi ile kurulmuş ağır ceza mahkemelerinin

genel bir kanuni düzenlemeye dayanarak görev yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu

nedenle gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan ve yorumlardan

hareketle başvuruculara yönelik önyargılı bir işlem ve tutum somut olarak gösterilmeksizin

ilgili mahkemelerin kanuni hâkim güvencesine aykırı olduklarını kabul etmek

mümkün değildir. Sonuç olarak başvurucuların yargılamasına, atılı suçların

işlenmesinden önce 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesi ile kurulmuş, görev ve

yetki alanları açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmiş ağır ceza

mahkemelerince devam edilmesinin kanuni hâkim güvencesine aykırı bir yönü

bulunmamaktadır.

54. Diğer

yandan başvuruculardan

Yusuf Candemir’in yaşının küçüklüğü nedeniyle çocuk mahkemesinde yargılanması

gerektiği, anılan başvurucunun 5271 sayılı Kanun’un

250. maddesi ile kurulmuş mahkemede yargılanmasının kanuni hâkim güvencesine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

55. Başvurucu

Yusuf Aydemir’in nüfus kaydındaki doğum tarihi, davanın açıldığı tarihte 5/5/1991

iken İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/58 sayılı dosyasında verilen

kararla 5/5/1992 olarak düzeltilmiştir. Mahkeme, anılan başvurucunun suçun

işlendiği 2/11/2010 tarihinde on sekiz yaşını doldurduğunu belirterek

görevsizlik kararı verilmesi talebini reddetmiştir. Bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik taşımayan bu kararın, kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu

söylenemez.

56. Açıklanan

nedenlerle başvurucuların “kanuni hâkim güvencesinin” ihlal edilmediği açık

olduğundan diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.

Dosyaya Erişimin Engellenmesi Nedeniyle Savunma Hakkının Kısıtlandığı İddiası

57. Başvurucular, soruşturma evresinde dosyaya erişimlerinin engellenmesi

nedeniyle savunma haklarının kısıtlandığını belirterek adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

58. Dosyaya erişim,

ağırlıklı olarak soruşturma evresine ilişkin bir mesele olup özellikle şüpheli ve/veya şüpheli müdafiinin dosyanın

içeriğini incelemesi ve belgelerden örnek alması hakkının hâkim kararıyla

sınırlandırıldığı durumlarda önem kazanmaktadır.

59. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

60. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes … ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda … hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

61. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun

yargılama” kavramından hareket ederek adil

yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa'nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir

yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan

önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam

olarak kullanılması ile uyumlu olması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86,

15/6/1992 §§ 49, 50) ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik

olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Artico/İtalya, B. No: 6694/74,

13/5/1980 § 33).

62. Sözleşme’nin

"Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bir suç ile

itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

…

b) Savunmasını

hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;

..."

63. Savunmanın

hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

belirtilen "meşru vasıta ve yollardan yararlanmak" ifadesi

kapsamında değerlendirilmelidir (AYM, E.1992/8, K.1992/39, 16/6/1992). Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendine göre

sanık, savunmasını uygun bir şekilde düzenleyebilmeli; yargılamayı yürüten

mahkeme önünde ilgili tüm savunma beyanlarını dile getirebilmeli ve böylece

yargılamaların sonucunu etkileyebilme imkânına sahip olmalıdır (Gregacevic/Hırvatistan,

B. No: 58331/09, 10/7/2012, § 51).

64. Sanığın kendisini aklayabilmesine veya cezasının

düşürülmesine yardımcı olabilecek unsurları içeren delil niteliğindeki

belgelere erişimine izin verilmemesi, sanığın savunmasını hazırlarken

yararlanması gereken kolaylıkların göz ardı edilmesini ve dolayısıyla da

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde güvence altına

alınan hakkın ihlalini doğurur (Natunen/Finlandiya, B. No: 21022/04,

31/3/2009, § 43; C.G.P./Hollanda (k.k.), B. No: 29835/96, 15/1/1997). Bu

kapsamda sanığın savunmasını yürütmesine kolaylık sağlamak açısından, bu

kişinin dava dosyasındaki ilgili belgelerin suretlerini almasına ve aldığı

notları derleyip kullanmasına izin verilmelidir (Rasmussen/Polonya, B.

No: 38886/05, 28/4/2009, §§ 48, 49).

65. Ancak dosyaya erişim hakkı mutlak değildir. Bazı davalarda

üçüncü şahısların temel haklarını korumak veya

ulusal güvenlik gibi önemli bir kamu menfaatini gözetmek, tanıkları korumak

veya adli makamların suçu incelerken başvurdukları yöntemleri güvence altına

almak ve benzeri amaçlarla bazı delillerin sanıktan saklanması gerekli

görülebilir (Natunen/Finlandiya, §§ 40, 41).

66. AİHM, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edildiğinden ve sanığın menfaatlerinin korunması için yeterli güvencelerin

kapsama dâhil edildiğinden emin olmak için bu husustaki karar alma

mekanizmasını dikkatli bir şekilde incelemektedir. Diğer yandan bir sanığa

verilen sürenin ve sağlanan kolaylıkların yeterli olup olmadığını, her davanın

kendine özgü koşullarında değerlendirmektedir (Kornev ve Karpenko/Ukrayna, B.

No: 17444/04, 21/10/2010, § 67).

67. Sanığa sağlanması

gereken kolaylıklar, savunmasını hazırlaması esnasında kendisine yardımcı olacak veya olma ihtimali bulunan türdekilerle

sınırlıdır (Mayzit/Rusya, B. No: 63378/00, 20/1/2005,

§ 79). Sanığın dava dosyasına doğrudan erişiminin sağlanması her koşulda

gerekli olmayıp dava dosyasındaki belgeler hakkında temsilcisi aracılığıyla

bilgilendirilmesi yeterlidir (Kremzow/Avusturya, B. No: 12350/86, 21/9/1993, § 52). Ancak sanığın dava dosyasına

erişimine getirilen kısıtlama, duruşma öncesi delillerin sanığa ulaştırılmasını

ve sözlü yargılama aşamasında sanığın, müdafii aracılığıyla deliller üzerine

görüş sunmasını engellememelidir (Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005, § 140).

68.

Somut

olayda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 23/11/2010 tarihli ve 2010/659 sayılı yazısı ile aynı yer 10. Ağır Ceza

Mahkemesinden, soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği gerekçesiyle 3713

sayılı Kanun’un 10. maddesinin mülga (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca

müdafiin evrakları inceleme ve suret alma yetkisine ilişkin kısıtlama

(gizlilik) kararı verilmesi talep edilmiştir. Derece Mahkemesince talep yazısı

doğrultusunda itirazı kabil olmak üzere kısıtlama kararı verilmiştir.

69. Dosya kapsamından gizlilik kararına

rağmen olay yerinin ve zamanının anlaşılabildiği, buna ilişkin savunma

yapıldığı, gizlilik kararının delil toplatılma işleminin talep edilmesine engel

olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki iddianamenin kabulü kararıyla da kısıtlama

kararı kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvuruculara

sorulan sorulardan suçlamanın ne olduğunun açıklandığı, suçlamaya dayanak

yapılan tutanaklardan (bkz. §§ 6-8) da bahsedildiği görülmektedir.

70. Başvurucular,

duruşma öncesinde delillerin bir kısmından haberdar olmuş; sözlü yargılama aşamasında (duruşmada) müdafileri aracılığıyla

deliller üzerine görüş bildirmiş ve itirazlarını sunmuşlardır. Dosyanın erişime

açılmasından sonra duruşmalarda delillere yönelik iddia ve itirazlarda

bulunulmuş, başvurucuların vekili 5/10/2012 tarihli duruşmada esas hakkında

savunma yapmıştır. Ayrıca başvuru dosyası incelendiğinde “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvuruculara

delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların

sağlanmadığına ilişkin bir delil de bulunmamaktadır.

71. Açıklanan

nedenlerle savunma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c.

İddianamenin Kabulüne İtiraz Edilemediği İddiası

72. Başvurucular; iddianamenin

kabul aşamasında kendilerine tebliğ edilmediğini, bu sebeple iddianameye ve

iddianamenin kabulüne itiraz edemediklerini, bu durumun adil yargılanma

hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüşlerdir.

73.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

74.

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

75.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38).

76. Sözleşme’nin adil

yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve

bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 23).

77. 5271

sayılı Kanun'un “İddianamenin iadesi” kenar başlıklı 174. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında iddianamenin, iddianame ve soruşturma evrakının Mahkemeye

verildiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde eksik veya hatalı noktalar

belirtilmek suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasına göre de belirtilen süre

sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Öte yandan anılan

Kanun’un 191. maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın başladığının,

iddianamenin kabulü kararı okunarak açıklanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla 5271 sayılı Kanun'da kabulü aşamasında “iddianamenin”

veya kabul edildikten sonra “iddianamenin kabulü kararının” taraflara tebliği

için bir usul belirlenmemiştir. İddianamenin kabulüne de itiraz mümkün

değildir.

78. Başvurucu

tarafından dayanılan hak, Anayasa ve Sözleşme ile buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokollerin ortak koruma alanında olan bir hak tarafından korunuyor olmalıdır.

Ortak koruma alanında olan adil yargılanma hakkının kapsamında kovuşturulmamayı

isteme hakkı bulunmamaktadır.

79. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

80. Başvurucular;

yasanın ve delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûm edildiklerini, hukuksal dayanağı

olmayan tespit tutanakları gerekçe gösterilerek mahkûmiyet hükmü kurulduğunu, gözaltına

alınırken derhâl müdafi atanmadığını, hangi delillerin neden reddedildiğinin

belirtilmediğini, savunmaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını ve

kararın gerekçeli olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

81. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

“Bireysel

başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz”

82. 6216 Kanun'un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

…açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

83. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği

kurala bağlanmıştır.

84. Anılan kurallar

uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Onur Gür,

B. No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

85. Belirli bir davaya

ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla

ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir.

Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve

inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa

Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu

yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

86. Başvurucular;

delillerin hatalı değerlendirildiğini, olay anında kimin molotof attığının

belli olmadığını, sadece tespit tutanaklarına dayanılarak haksız yere mahkûm

edildiklerini ileri sürmüştür. Dolayısıyla başvurucuların iddialarının özü, Derece

Mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir. Bu sebeplerle başvurucuların bu

yöndeki iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu görülmektedir.

87. Mahkemenin

gerekçeli kararı incelendiğinde söz konusu kararın; müşteki beyanlarına, tanık

anlatımlarına, olay yeri görgü ve tespit tutanağına ve fotoğraflara, sorgu

tutanağına, sanık savunmalarına, ekspertiz raporlarına, olay tutanağına ve

inceleme raporlarına, suç yeri araştırma ve inceleme raporuna, olay yeri

krokilerine, tespit tutanaklarına ve diğer delillere dayanılarak verildiği

görülmektedir (bkz. § 17). Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları,

dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek ilgili hukuk kuralları

yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır.

88. Diğer yandan başvurucular;

gözaltına alınırken kendilerine derhâl müdafi atanmadığını, müdafileri ile

görüşmelerinin sağlanmadığını, bu sebeple savunma haklarının kısıtlandığını

iddia etmişlerdir. Başvuru formu ve eklerinden anlaşıldığı

üzere başvurucuların, talep etmelerine rağmen müdafi verilmediğine veya

savunmalarının baskı altında alındığına ve bu sebeple gerçeğe aykırı beyan

verdiklerine dair herhangi bir iddiaları da bulunmamaktadır.

89. Müdafi yardımından

yararlanma hakkı, adil yargılama için suç isnadı altındaki kişilere savunma

hakkı verilmesinin tek başına yeterli olmadığını ayrıca bu kişilerin

kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan

müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer

bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Kazım Albayrak,

B. No: 2014/3836, 17/9/2014, § 29).

90. Müdafi yardımından

yararlanma hakkıyla ilgili AİHM içtihadı, adil yargılanma hakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olabilmesi için kural

olarak şüpheliye kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata

erişim hakkı sağlanması gerektiği yönündedir (Salduz/Türkiye

[BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§ 50-55).

91. Somut olayda

başvurucular, kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında müdafileri huzurunda ifade

vermişlerdir. Diğer bir ifadeyle şüphelilere (başvuruculara) kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmalarından itibaren avukata erişim hakkı sağlanmış, sonraki

savunmaları da müdafi eşliğinde yapılmıştır. Diğer yandan 24/11/2010 tarihinde

yakalanan başvuruculara avukatla görüşme hakları hatırlatılmış, başvuruculardan

Abdulvahap Aydemir aynı gün avukatla görüştürülmüştür. Diğer başvurucu ise

ismini verdiği üç avukattan biriyle görüşmeyi kabul edeceğini bildirmiştir.

Bildirilen avukatlardan birine ulaşılamaması, diğerlerinin de müsait olmaması

nedeniyle başvurucunun, avukatıyla görüşmesi ertesi gün sağlanabilmiştir.

92. Bu sebeplerle başvurucuların

gözaltına alındıktan hemen sonra müdafi atanmaması yönündeki iddialarının

dayanaksız olduğu görülmektedir.

93. Başvurucular

ayrıca Derece Mahkemesinin kararının tatmin edici olmadığını, kararlarda hangi

delile neden itibar edildiğinin açıklanmadığını, taleplerinin

gerekçesiz şekilde reddedildiğini ve iddialarının karşılanmadığını ileri sürmüşlerdir.

94. Anayasa'nın

141. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

95. Anayasa

Mahkemesi kararlarında bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli

olarak yazılmasını ifade eden Anayasa'nın 141. maddesinin, adil yargılanma

hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 49).

96. Anılan

kural uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil

yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri; dava konusu maddi olay

ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili

vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini

makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında

açık bir keyfîlik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe

gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).

97. Makul

gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,

kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını

ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek

nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi

nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için

ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve

kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer

vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının

bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 24).

98. Mahkeme

kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya

ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle

gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir.

Ancak başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya

esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden

olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilen karar

gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, bu hakkın ihlal edildiği şeklinde

yorumlanmamalıdır (Muhittin Kaya ve Muhittin

Kaya İnşaat Ltd. Şti., § 26; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Van

de Hurk/Hollanda, B. No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

99. Başvuruya

konu yargılama bakımından başvurucuların iddianamede belirtilen olaylara

katılıp katılmadıkları, olaylarda patlayıcı madde bulundurup bulundurmadıkları,

görevli memurlara etkin şekilde direnip direnmedikleri hususlarının

uyuşmazlığın esasını oluşturduğu ve Mahkeme kararında karşılanmaları gerektiği

açıktır. Mahkeme kararı incelendiğinde anılan hususların değerlendirildiği,

sanıklar (başvurucular) yönünden bireyselleştirildiği, dizi pusulasına

bağlanmış dosya sayfalarıyla bağlantı kurularak onlara göndermelerde bulunulduğu

görülmektedir (bkz. § 17). Duruşmalarda yapılan talepler de gerekçeli

şekilde reddedilmiştir. Belirtilen hususlar dikkate alındığında Derece

Mahkemesinin yeterli

kabul edilebilecek şekilde kararı gerekçelendirdiği

anlaşılmaktadır.

100. Açıklanan nedenlerle

başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olması ve bir ihlalin olmadığının açık olması nedenleriyle başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

e. Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

101. Başvurucular,

haklarında yürütülen soruşturma ve

kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

102. Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan

Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 38, 39).

103. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu

ve başvurucuların davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği

gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

104. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.

maddesi uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların

da (suç isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır.

İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında

ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi

yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E.,

B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucular hakkında “tehlikeli

maddeleri izinsiz olarak bulundurma, genel güvenliği tehlikeye sokacak

şekilde patlayıcı madde kullanma, silahlı terör örgütüne üye olma ve memura

etkin direnme” suçlarını işledikleri iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucular hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili

maddesinde hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede

başvurucular hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,

§ 32).

105. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih,

başvurucuların gözaltına alındığı 24/11/2010’dur. Ceza yargılamasında sürenin

sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarihtir (Ersin

Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut başvuru açısından bu tarih,

kararın onandığı 16/5/2013’tür.

106. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40).

107. Başvuruya konu ceza davasında başvurucular

haricinde diğer sekiz sanığın daha bulunması, başvurucular ve diğer sanıklar

hakkında birçok suçlamanın ve birleşen davaların bulunması, yargılamaya konu

suçlamaların kapsamı, başka adli birimlerle yazışma yapılmasının gerekmesi, yargılamanın yürütülmesinde izlenen

yöntem ve somut davanın koşulları dikkate alındığında iki dereceli bir

yargılama arasında geçen yaklaşık 2 yıl 6 aylık süre, sadece olağan usul

işlemlerinin yapılması için gerekli olduğundan makul olarak

değerlendirilmelidir.

108. Açıklanan nedenlerle makul sürede

yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğundan başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiği İddiaları

109. Başvurucular, Kürt kökenli olmalarından dolayı ayrımcılığa maruz

bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir.

110. Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi

şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

111. Sözleşme'nin "Ayırımcılık yasağı" kenar

başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,

cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya

toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin

sağlanmalıdır."

112. Başvurucuların

Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine

yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında

soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme

kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele

alınması gerekir. Dolayısıyla eşitlik ilkesi; bağımsız nitelikte koruma

işlevine sahip olmayıp bir hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru

yollarını güvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır. Ayrımcılık

yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için ihlal iddiasının,

kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak

ayrımcılığa maruz bırakıldığını göstermesi gerekir (Onurhan Solmaz, §§

33, 34).

113. Somut olayda başvurucular, ayrımcılığa uğradıklarını dile getirmiş fakat hangi sanıklara

göre kendilerine farklı muamelede bulunulduğuna ilişkin bir beyanda bulunmamışlardır.

Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucuların kendileriyle

benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendilerine yapılan muamele

arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını

makul delillerle ortaya koymaları gerekir. Somut olayda başvurucular, kendi

durumlarıyla başka sanıkların durumlarının etnik kökenlerinden dolayı farklılık

taşıdığını ortaya koyamamışlardır. Ayrıca diğer sanıklara hangi yönde farklı

bir muamele yapıldığına ilişkin bir bilgi de sunulmamıştır.

114. Açıklanan nedenlerle

ayrımcılık yasağına yönelik bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5.

İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

115. Başvurucular, Diyarbakır ilindeki yargılama faaliyetlerini protesto etmeleri

nedeniyle haklarında terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kararı verilmesinin ve

propaganda yapma suçundan açılan dava hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilmesinin ifade özgürlüklerine ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına

bir müdahâle olduğunu belirterek Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

116. Her ne kadar

başvurucular, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal

edildiğinden de şikâyetçi olmuş ise de bu şikâyetlerinin içeriği dikkate

alındığında mevcut davanın koşullarında, başvurucuların bu başlık altındaki

şikâyetlerinin ifade özgürlüğü yönünden incelenmesi uygun bulunmuştur.

117. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

118. Başvurucuların, anılan suçlara

ilişkin yargılama sürecinin devam ettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

6.

Diğer İhlal İddiaları

119. Diğer taraftan başvurucular, emniyet

görevlilerinin psikolojik baskısına maruz kaldıklarını, usulüne uygun rapor

tanzim edilmediğini, mahkûmiyetin kanuni sonuçları olarak belli haklardan

yoksun bırakıldıklarını, haklarında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanacağını,

bu sebeplerle Sözleşme’nin 3. ve 8. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

120. Başvurucuların;

kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü

hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini,

dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, 20).

121. Başvuruya konu olan ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvuruculara ait olmasına rağmen başvurucular tarafından

soyut şekilde birtakım iddialar ileri

sürülmüş, somut olayda yaşandığı iddia edilen ihlallere ilişkin olarak yetkili

makamlara başvuru yaptıklarına dair Anayasa Mahkemesine bir bilgi ya da kanıt sunulmamıştır.

Ayrıca başvurucular tarafından mahkûmiyetin kanuni sonuçlarının hangi neden ve

gerekçelerle temel haklarını ihlal ettiği belirtilmemiş; bu hususlar soyut olarak

dile getirilmiştir.

122. Açıklanan nedenlerle

başvurucular tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanıtlanamamış olması

ve ihlalin olmadığının açık olması nedenleriyle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Adli yardım

taleplerinin KABULÜNE,

B.

1.Yakalama

sebeplerinin ve suçlamaların bildirilmemesine, yasal hakların

hatırlatılmamasına ve süresi içinde hâkim önüne çıkarılmamaya ilişkin iddiaların

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutuklama ve tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara

itirazların gerekçesiz ve duruşmasız olarak reddedilmesine ilişkin iddiaların süre

aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kanuni hâkim

güvencesinin ihlaline ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Dosyaya erişimin

engellenmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. İddianamenin

kabulüne itiraz edilemediğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Ayrımcılık yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. İfade özgürlüğüne

ilişkin ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Diğer ihlal iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C.

Yargılama

giderlerinin tahsilinin başvurucuların mağduriyetine neden olacağı anlaşıldığından

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten tamamen MUAF TUTULMALARINA

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7349, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. M. Emin KUZ
  4. I. Başvurunun
  5. Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucuların
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Adli yardım
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7349
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Melih Tataroğlu Başvurusu (B. No: 2013/1766)
  • Semra Bekiroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6717)
  • Ramazan Acar Başvurusu (B. No: 2013/7939)
  • Gamze Armağan Başvurusu (B. No: 2013/8840)
  • Osman Muzmul Başvurusu (B. No: 2013/2736)
  • Yusuf İzzettin Silier Başvurusu (B. No: 2013/2731)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.