İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf İzzettin Silier Başvurusu (B. No: 2013/2731)

1.

Başvuru No2013/2731Tarih16 Aralık 2015Okuma16 dk · 3.209 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yusuf İzzettin Silier Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/2731
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.209 kelime·16 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru; markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasında başvurucuya

çıkarılan tebligatın usulsüz olması sebebiyle savunma ve delil sunma haklarının

kullanılamaması, Yargıtay onama ilamının yeterli gerekçe içermemesi ve dava

sonunda markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş olması nedenleriyle mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 24/4/2013 tarihinde İstanbul 3. Fikrî ve Sınai

Haklar Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5.

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş,

başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 30/3/2015 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7.

Başvurucu, kendisine ait özel eğitim faaliyeti sürdürülen iş yerinin devri ve

kiralanması hususunda davacı şirket ve davacı şirket ortağı/yönetim kurulu

üyesi olan N.A. arasında eskiye dayalı hukuki ilişki ve bu ilişki çerçevesinde

süregelen hukuki uyuşmazlıklar bulunduğunu belirtmiştir.

8.

Davacı şirket; “FEN BİLİMLERİ MERKEZİ” ibaresinin on yılı aşkın süredir

kullanılmakta olduğu, ibareye ayırt edicilik kazandırıldığı ve marka olarak

tescil ettirilmek istendiği bu kapsamda başvurucunun Türk Patent Enstitüsü

(TPE) nezdinde tescilli bulunan “FEB FEN BİLİMLERİ MERKEZİ” ibareli markasının

gerek ilgili mevzuat gerek yargı kararlarınca belirtildiği şekilde

kullanılmadığı gerekçesiyle 24/6/1995 tarihli ve 556

sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı

KHK) 14. ve 42. maddeleri kapsamında markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden

terkinine karar verilmesi istemiyle başvurucu aleyhine 27/4/2009 tarihinde

İstanbul 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.

9.

Mahkemece 17/3/2010 tarihli ve E.2009/50, K.2010/53

sayılı karar ile davanın kabulüne, markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden

terkinine karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Davanın niteliği itibarıyla davalının, kullanılmaması

sebebiyle iptali istenen markayı tescil edildiği 41. sınıftaki hizmetlerde

kullandığını kanıtlaması gerektiğinden, ispat yükü davalıda olduğundan ve dava

dilekçesi ile duruşma gün ve saati davalıya tebliğe çıkartıldığı halde adresten

ayrıldığından bahisle iade edilmesi üzerine, davalının Ticaret Sicil Memurluğu'nda kayıtlı adresine tebligat gönderildiği

anlaşılmakla, aynı adrese Tebligat Kanununun 35. maddesi gereğince davetiye

tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı, davaya cevap vermediği

anlaşıldığından, bu kez davalıya 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinde belirtilen

kapsamda markayı kullandığına dair delil ve belgeleri ile varsa defter ve

kayıtlarını ibraz etmesi için kesin süre verildiğine dair meşruhatlı

tebligat gönderilmiş ve verilen sürede herhangi bir belge ibraz edilmediği gibi

duruşmaya da katılmamış ve konuyla ilgili açıklama yapmamış ve bir delil

sunmamış olması sebebiyle, tescilli ve davaya konu markayı tescilden itibaren 5

yıl süreyle veya tescilli olduğu dönemde kesintisiz 5 yıl süreyle kullanmadığı

sonucuna varıldığından”

10.

Başvurucu tarafından temyiz edilen Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 7/6/2012 tarihli ve E.2010/8986, K.2012/9916 sayılı ilamı

ile onanmıştır. Karar gerekçesi şöyledir:

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme

kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde

usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve taraflar arasında İstanbul 2.

Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/149 E.-854 K. sayılı dosyasında görülen dava

sonucunda verilen 17.07.2008 tarihli karar ile kira sözleşmesinin feshi

nedeniyle işbu davanın davacısı … A.Ş.’nin, işbu davanın davalısı Yusuf İzzettin Silier’e ait “Hasfırın Caddesi,

Sinan Paşa İş Merkezi, Kat:4-5, Beşiktaş/İstanbul” adresindeki işyerinden

tahliye edilmiş bulunmasına, diğer bir deyişle işbu davada davalı Yusuf

İzzettin Silier anılan adreste kat maliki olup,

işyerinin anılan karar ile davacının zilyetliğinden alınarak kendisine

verilmesine, kaldı ki davalı Yusuf İzzettin Silier

vekilinin temyiz dilekçesinin ekinde sunduğu 18.06.1997 tarihli vekaletnamede dahi Yusuf İzzettin Silier’in

adresi olarak, ‘’Hasfırın Caddesi, Sinan Paşa İş Merkezi,

Kat:4-5, Beşiktaş/İstanbul” adresinin gösterilmiş bulunmasına, yine davalıya

ait dava konusu markanın 28.05.2007 tarihinde yenilenmesi sırasında da davalı

Yusuf İzzettin Silier tarafından TPE’ne de aynı

adresin bildirilmiş olmasına, hatta anılan davalının başka vesilelerle aynı

markaya dayanarak TPE’ne 04.05.2010 ve 26.05.2010 tarihlerinde yaptığı itiraz

dilekçelerinde dahi anılan adresin belirtilmiş bulunmasına, bu durum karşısında

mahkemece 27.04.2009 tarihinde açılan işbu davada, davalı Yusuf İzzettin Silier için “Hasfırın Caddesi,

Sinan Paşa İş Merkezi, Kat:4-5, Beşiktaş/İstanbul” adresine tebligat

çıkarılmasında bir usulsüzlüğün bulunmamasına, mahkemece davalıya keşide edilen

ilk tebligatın “adresten ayrıldığı ve yeni adresinin tespit edilemediği”

meşruhatı ile iade edilmesine, bundan sonra çıkarılan tebligatın da “muhatabın

adresinden ayrıldığı ve yeni adresinin de bulunamadığı” meşruhatı ile Tebligat

Kanunu’nun 35. maddesine uygun şekilde yapılmış olmasına, daha sonraki

tebligatların da aynı şekilde yapılmasına, ayrıca Tebligat Kanunu’nun 35.

maddesi uyarınca yeni adresin sadece tebliğ memurunca araştırılması gerekmekte

olup, tebligat çıkaran mercice (Mahkemece) adres araştırması yapılmasına gerek

bulunmamasına göre…”

11.

Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 22/2/2013

tarihli ve E.2012/16908, K.2013/3174 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

12.

Nihai karar 26/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş olup bireysel başvurunun 24/4/2013 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

13.

556 sayılı KHK’nın “Markanın kullanılması”

kenar başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı

bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için

kesintisiz ara verilmesi halinde, marka iptal edilir.”

14.

Aynı KHK’nın 42. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 9/4/2014

tarihli ve E.2013/147, K.2014/75 sayılı kararı ile iptal edilen ancak dava ve

karar tarihinde yürürlükte bulunan birinci fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“ Aşağıdaki hallerde markanın hükümsüz sayılmasına yetkili

mahkeme tarafından karar verilir:

…

c)14 üncü maddeye aykırılık. (Ancak,

5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma

hükümsüzlük nedeni sayılmaz. Dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş

ise, mahkeme davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen

kullanmayı dikkate almaz.)”

15. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun

11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 10.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde

yapılır.”

16.

7201 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 34.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu fasıl hükümleri adli, idari ve askeri kaza mercilerince

yapılacak tebligat işlerinde tatbik olunur.”

17.

7201 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 35.

maddesi şöyledir:

“Kendisine

veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse,

adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine

bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni

adrese yapılır.

(Değişik: 19/3/2003-4829/11

md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği

ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak

evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi,

tebliğ tarihi sayılır.

(Değişik: 19/3/2003-4829/11

md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler

muhataba yapılmış sayılır.

(Ek: 06/06/1985 – 3220/12 md.)

Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası

resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu

kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret

sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki

değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18.

Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvurucunun 24/4/2013 tarihli ve 2013/2731 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; kendisine ait markanın kullanılmaması sebebiyle

hükümsüzlüğüne ilişkin olarak açılan davada taraf teşkili sağlanmadan usulsüz

tebligat yapılarak karar verildiğini, adresi olarak gösterilen ve tebligat

çıkarılan adresin davacıya ait olduğunu, kendisinin yaklaşık olarak on yıldır

"Cevdet Paşa Caddesi No:139/10 Bebek/Beşiktaş" adresinde ikamet

ettiğini, iş adresinin de ticaret sicil kayıtlarında "Akmazçeşme

Sokak No:28/2 Beşiktaş" olarak geçtiğini, Yargıtay ilamında adres olarak

dayanak gösterilen vekâletnamenin 1997 tarihini taşıdığını, Mahkemenin İstanbul

Ticaret Sicili Memurluğuna yazdığı yazıya eksik ve hatalı cevap verildiğini,

Mahkemece yeterli adres araştırması yapılmadığını, adresi davacı tarafından

bilmesine rağmen yanlış adres bildirilerek Mahkemenin yanılttığını, usulsüz

tebligat nedeniyle savunma hakkını ve davada delillerini bildirme hakkını

kullanamadığını, Yargıtay onama ilamının yeterli gerekçe içermediğini, bir

kısım temyiz itirazlarına cevap verilmediğini belirterek Anayasa’nın 35. ve 36.

maddeleri kapsamında güvence altına alınman mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile dosyanın yeniden

yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

20.

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, başvuruya konu markanın

hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 35. ve 36.

maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların

hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Başvurucunun; davada taraf teşkili sağlanmadan usulsüz

tebligat yapılarak karar verilmesi, savunma ve davada delillerini bildirme

hakkını kullanamaması ve tebligatın usulsüz olmasına bağlı olarak aleyhine

açılan davanın kabulüne, markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesine yönelik

şikâyetinin özünün mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası olduğu anlaşıldığından

konu mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiş; Yargıtay ilamının yeterli

gerekçe içermediği ve bir kısım temyiz itirazlarına cevap verilmediği yönündeki

iddiası ise yine adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı

yönünden ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

22. Başvurucu; kendisine usulüne uygun olarak tebligat

yapılmadığından, davadan haberdar edilmediğinden, davaya katılamadığından,

savunma ve delillerini sunma imkânı bulamadığından şikâyet etmekte; tebligat

çıkarılan adresin davacıya ait adres olduğunu, Mahkemece yeterli adres

araştırması yapılmadığını, davacı tarafın adresini bilmesine rağmen yanlış

adres bildirerek Mahkemeyi yanılttığını, Yargıtay ilamında adres konusunda

dayanak gösterilen vekâletnamenin 1997 tarihini taşıdığını ileri sürmektedir.

23.

Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı

kapsamında değerlendirilerek bu kapsamda görüş hazırlandığı, mülkiyet hakkına

ilişkin ayrıca görüş verilmesine gerek duyulmadığı, başvurucu ile davacı taraf

arasında yakın tarihlerde başvuruya konu yargılama dışında başka hukuki

uyuşmazlıkların da bulunduğu, buna göre İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/3/2010 tarihli ve E.2009/401, K.2010/72 sayılı kararda

başvurucunun adresinin “İstiklal Caddesi Kallavi Sokak No:18 Beyoğlu/İstanbul”

olarak gösterildiği, bu karara dayalı olarak vekâlet ücretinin tahsili amacıyla

Kadıköy 2. İcra Müdürlüğünün E.2010/10698 sayılı dosyası ile 4/5/2010 tarihinde

başlatılan icra takibinde aynı adrese icra emri gönderildiği, yine davacının

başvurucuya 30/6/2008 tarihinde Beyoğlu 3. Noterliği aracılığıyla gönderdiği

ihtarnamede başvurucunun adresinin “Elmadağ Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No:8

Kat:4 Daire: 7 Şişli/İstanbul” olarak gösterildiği, bu kapsamda davacının

başvurucunun güncel adresini bildiği hâlde Mahkemeye bildirmeyerek başvurucunun

davaya katılmasına ve çelişmeli yargılama ilkesinin uygulanmasına imkân

vermediği, bu yöndeki bir davranışın dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceği

ve şikâyetin incelenmesinde belirtilen hususların da dikkate alınması gerektiği

bildirilmiştir.

24.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

25.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

“Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

26.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı

ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına

alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde

Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir (AYM, E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

27.

Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim

hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir

şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren,

bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Öte

yandan, kişilerin haklarında yapılan yargılamaya katılabilmeleri, hakkaniyete

uygun yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin de etkin şekilde uygulanabilmesi bakımından oldukça önemlidir.

28.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme sisteminin, bazı durumlarda

Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan

haklardan etkili olarak yararlanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri

almasını gerektirdiğini (Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97, 3/1/2001, § 52), bunun her şeyden önce hakkında dava açılan

kişinin durumdan haberdar edilmesini içerdiğini ifade etmektedir (Dilipak ve Karakaya/Türkiye, B. No:

7942/05, 24838/05, 4/3/2014, § 76).

29.

Başvuruya konu markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasında davacı 27/4/2009 tarihli dava dilekçesinde davalı başvurucunun

adresini “Barbaros Bulvarı Hasfırın Caddesi Sinan

Paşa İş Merkezi Kat: 4 Beşiktaş/İstanbul” olarak göstermiş, Mahkemece dava

dilekçesi davalı başvurucunun bildirilen bu adresine tebliğe çıkarılmış,

tebligat “muhatabın adresten ayrıldığı, yeni adresi olmadığından çıkış merciine

iade” şeklinde ilgili mahalle muhtarlığının notu da düşülmek suretiyle iade

edilmiştir. Bunun üzerine davacı vekili 16/9/2009 tarihli

celsede davalı başvurucuya tebligat gönderilen adresin TPE’de kayıtlı adresi

olduğunu belirterek 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre tebligat

yapılmasını istemiş ve dava dilekçesi, tensip tutanağı ve davacı delil listesi

aynı adrese 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre tebliğ edilmiştir.

Yargılamanın bundan sonraki aşamalarında da başvurucuya çıkarılan tebligatlar

aynı yöntem ile tebliğ edilmiştir.

30.

Başvurucu tebligat yapılan adresin davacının adresi olduğunu iddia etmektedir. Taraflar

arasında akdedilen 29/7/1997 tarihli devir sözleşmesi

ile başvurucu, kurucusu bulunduğu “Barbaros Bulvarı Sinan Paşa İş Merkezi Kat:

4-5, Beşiktaş/İstanbul” adresinde faaliyet sürdüren iş yerini davacı şirketin

yönetim kurulu üyelerinden N.A’ya devretmiştir. İstanbul

2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17/7/2008 tarihli kira

sözleşmesinin feshi ve kiralananın tahliyesine ilişkin olarak taraflar arasında

görülen dava sonunda kira sözleşmesinin feshi ile davacının davalı başvurucuya

ait “Hasfırın Caddesi Sinan Paşa İş Merkezi Kat: 4-5,

Beşiktaş/İstanbul” adresindeki iş yerinden tahliyesine karar verilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 7/6/2012 tarihli onama

ilamında da bu durum ifade edilerek davalı başvurucunun anılan adreste kat

maliki olup iş yerinin anılan karar ile davacının zilyetliğinden alınarak

başvurucuya verildiği belirtilmiştir. Ayrıca davacı taraf Beyoğlu 3.

Noterliğinin 30/6/2008 tarihli 21594 yevmiye numaralı

ihtarnamesiyle “Hasfırın Caddesi Sinan Paşa İş

Merkezi Kat: 4-5 Beşiktaş/İstanbul” adresindeki taşınmazlara ait anahtarları

notere tevdi ettiğine dair başvurucuya ihtarname göndermiş, ihtarname 2/7/2008

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

31.

Başvurucu kendisinin yaklaşık on yıldır "Cevdet Paşa Caddesi No:139/10

Bebek/Beşiktaş" adresinde ikamet ettiğini, iş adresinin de ticaret sicil

kayıtlarında "Akmazçeşme Sokak No:28/2

Beşiktaş" adresi olduğunu iddia etmektedir. İcra takibine yapılan itirazın

iptaline ilişkin olarak taraflar arasında görülen dava sonunda İstanbul 6.

Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/3/2010 tarihli ilamında

davacı başvurucunun adresi “İstiklal Caddesi Kallavi Sokak No: 18

Beyoğlu/İstanbul” olarak gösterilmiş, bu karara dayalı olarak Kadıköy 2. İcra

Müdürlüğünün E.2010/10698 sayılı dosyası ile 4/5/2010 tarihinde başlatılan icra

takibinde de aynı adres başvurucunun adresi olarak kullanılmıştır. Yine karşı

tarafça başvurucuya gönderilen Beyoğlu 3. Noterliğinin 30/6/2008

tarihli 21594 yevmiye numaralı ihtarnamesinde başvurucu adresi “Elmadağ

Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No: 8 Kat: 4 Daire: 7 Şişli/İstanbul” olarak

gösterilmiştir. Birbirinden farklı olan, tebligat adresi olarak kullanıldığı ve

davacı tarafça bilindiği ifade edilen adreslerden hiçbirisi başvurucunun on

yıldır kullanmakta olduğunu belirttiği ev ve işyeri adresleri ile aynı

değildir.

32.

Başvurucunun TPE nezdinde tescilli markaları bulunmakta olup başvuru formu

ekinde yer alan marka tescil belgelerinden başvurucunun adresinin “Barbaros

Bulvarı Hasfırın Caddesi Sinan Paşa İş Merkezi Kat: 4

Beşiktaş/İstanbul” şeklinde kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin 7/6/2012 tarihli onama ilamında da

belirtildiği gibi dava konusu markanın 2007 yılında yenilenmesi sırasında

başvurucunun aynı adresi bildirdiği, başvurucunun başka vesilelerle aynı

markayla ilgili olarak verdiği 4/5/2010 ve 26/5/2010 tarihli itiraz

dilekçelerinde de aynı adresin belirtildiği görülmüştür. Ayrıca, başvuruya konu

ilk derece mahkemesinin başvurucu vekilince temyiz edilmesi aşamasında sunulan

vekâletnamede de aynı adresin bulunduğu anlaşılmıştır.

33.

Başvurucu tebligatın usulsüz olmasını, tebligat çıkarılan adrese dayandırmakta

ve bu adresin karşı tarafın adresi olduğunu iddia etmektedir. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere (bkz. §§ 27, 28, 29)

Mahkemece tebligat çıkarılan adresin başvurucuyla tamamen ilgisiz bir adres

olmadığı, davacı tarafın bir süre kiracı olarak bulunduğu bu adreste

başvurucunun kat maliki olduğu, başvurucunun bu durumun aksini iddia etmediği,

belirtilen adresin başvurucu adına vekâletname düzenlenmesi sırasında noterde

ve yakın zamanda marka tescil işlemlerine ilişkin olarak resmî bir kurum olan

TPE nezdinde kullanıldığı anlaşılmıştır.

34.

İlk Derece Mahkemesince verilen kararı onayan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 7/6/2012 tarihli ilamında tebligatın çıkarılmasında bir

usulsüzlük bulunmadığı, Mahkemece başvurucuya çıkarılan ilk tebligatın

“adresten ayrıldığı ve yeni adresinin tespit edilemediği” meşruhatı ile iade

edildiği, bundan sonra çıkarılan tebligatın da “muhatabın adresinden ayrıldığı

ve yeni adresinin de bulunamadığı” meşruhatı ile 7201 sayılı Kanun’un 35.

maddesine uygun şekilde yapıldığı, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre yeni

adresin sadece tebliğ memurunca araştırılması gerekmekte olup tebligat çıkaran

merci tarafından (Mahkemece) adres araştırması yapılmasına gerek bulunmadığı

ayrıca belirtilmiştir.

35.

Sonuç olarak tebligattan başvurucunun haberdar olmamasında İlk Derece

Mahkemesine atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Dava ve karar tarihinde

yürürlükte bulunan 7201 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanun’la yapılan

değişiklikten önceki 35. maddesi de gözetildiğinde başvurucunun resmî makamlar

ve devlet kurumları nezdinde daha önce kullanmış olduğu adrese tebligat

çıkarılmasına rağmen yargılamaya katılamaması sebebiyle İlk Derece Mahkemesinin

yeterince özenli davranmadığı söylenemez.

36.

Açıklanan nedenlerle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

37.

Başvurucu, temyiz başvurusunda ileri sürülen usule ve davanın esasına ilişkin

temyiz sebeplerine Yargıtay onama ilamında cevap verilmediğini ve gerekçenin yetersiz

olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38.

Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

39.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı

ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan

hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın,

bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli,

B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

40.

Ancak derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda

değildir. Bununla beraber ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde

davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu hususa belirli ve açık

bir yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri sürülen

iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir (Yasemin

Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

41.

Öte yandan temyiz mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına

katılmaları hâlinde ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da derece mahkemesinin

gerekçesine atıf yaparak bunu kararlarına yansıtmaları yeterlidir. Burada

önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana

unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya

da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi,

§ 57).

42. Somut olayda Mahkemece; davanın niteliği gereği davalı

başvurucunun kullanılmaması sebebiyle iptali istenen markayı, tescil edildiği

41. sınıftaki hizmetlerde kullandığını ispatlaması gerektiği, ispat yükünün

davalıda olduğu, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre davetiye tebliğ edilmesine

rağmen davalı başvurucunun davaya katılmadığı ve cevap vermediği, 556 sayılı

KHK'nın 14. maddesinde belirtilen kapsamda markanın kullanıldığına dair delil

ve belgeler ile varsa defter ve kayıtların ibraz edilmesi için kesin süre

verildiğine dair meşruhatlı tebligat gönderildiği,

davalı başvurucunun verilen sürede herhangi bir belge ibraz etmediği gibi

duruşmaya da katılmadığı, konuyla ilgili açıklama yapmadığı ve bir delil

sunmadığı, buna göre tescilli ve davaya konu markayı tescilden itibaren beş yıl

süreyle veya tescilli olduğu dönemde kesintisiz beş yıl süreyle kullanmadığı

sonucuna varıldığı gerekçeleriyle davacının iddiaları, davalının durumu ve tüm

deliller değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay tarafından yapılan

temyiz incelemesinde İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın

gerekçelerine atıf yapılarak ve özellikle başvurucunun temel iddiasını

oluşturan usulsüz tebligat konusunda ayrıca gerekçe ve değerlendirme eklenerek

karar verilmiştir (bkz. § 9). Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay

kararında yeterince gerekçe bulunmadığından söz edilemez.

43.

Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A. 1.

Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

16/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Fatma KARAMAN ODABAŞI Başvurucu : Yusuf İzzettin SİLİER Vekili : Av. Selim BAKTIAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2731, 16 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2731
Tarih
16 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Yalçın Oktürk Başvurusu (B. No: 2013/5051)
  • Yeliz Kasım Başvurusu (B. No: 2013/6771)
  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3241)
  • Zülfikar Sarıtürk Başvurusu (B. No: 2013/1516)
  • Bahattin Gül Başvurusu (B. No: 2013/8730)
  • Metin Oktay Başvurusu (B. No: 2013/6807)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.