İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ada Deniz Acentalıkları ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6405)

1.

Başvuru No2013/6405Tarih15 Aralık 2015Okuma19 dk · 3.732 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ada Deniz Acentalıkları Ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/6405
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.732 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, tesis edilen idari para cezasının başkalarına uygulanandan farklı ve

fahiş oranda hesaplanması nedeniyle eşitlik ilkesinin; idari para cezasının

iptali için açılan davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 22/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/10/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm tarafından 04/12/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık

4/2/2014 tarihli yazı ile görüşünü sunmuştur.

6. Bakanlığın

görüş yazısı 13/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 25/2/2014

tarihli yazı ile karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8.

Başvurucu Şirket, LLC Limited Şirketinin acenteliğini yapmıştır.

9.

Şirkete ait M/T Kapitan isimli gemiyle taşınarak M/T

yüzer antreposuna 22/3/2005 tarihli ve 58 sayılı özet beyan ile tahliye edilen fuel oil cinsi eşyanın 143.124 kg

eksik çıktığı yetkili gözetim firmasınca düzenlenen 24/3/2005 tarihli tutanak

ile tespit edilmiştir.

10.

Bunun üzerine 24/3/2005 tarihli ve 2685 sayılı yazı ile özet beyan eksikliğine

ilişkin olarak üç ay içinde eksikliğin neden kaynaklandığının izahı ve ispatı

istenmiş, bilahare başvurucuya üç aylık ek süre verilmiştir.

11.

Başvurucu 23/9/2005 tarihli dilekçe ekinde “Rusya

Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Moskova’da 19.09.2005 tarihinde

mühürlenmiş ve onaylanmıştır.” şerhini taşıyan ve Türkiye’nin Moskova

Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesince onaylanan 22/9/2005 tarihli manifesto

düzeltmesini ibraz etmiştir.

12.

İbraz edilen belgeler yeterli görülerek Haramidere

Akaryakıt Gümrük Müdürlüğünün 23/9/2005 tarihli ve 10109 sayılı işlemi ile özet

beyan eksikliğine ilişkin takibat kaldırılmıştır.

13. Haramidere Gümrük Müdürlüğünün yapılan teftişi neticesinde

düzenlenen 23/2/2007 tarihli ve 4 sayılı cevaplı raporun birinci maddesinde,

173.124 kg fuel oil

eksikliği ile ilgili olarak Müdürlüğe ibraz edilen manifesto düzeltme

belgesinde belgenin boşaltma acentesi olarak başvurucu Şirketçe düzenlenerek

imzalandığı, mahreç ülke Ticaret ve Sanayi Odasınca ve Moskova Büyükelçiliği

tarafından tasdiklendiği ve tahkikatın kaldırıldığının görüldüğü ancak bu tür

belgelerin boşaltma acentesi tarafından değil; yükleme acentesi tarafından

düzenlenmesinin gerektiği, bu yüzden yapılan işlemin uygun görülmeyerek otuz

gün içinde usulüne uygun bir yazıyla eksikliğin giderilmesinin gerektiği

belirtilmiştir.

14.

Anılan rapor uyarınca Gümrük Müdürlüğünün 26/2/2007 tarihli ve 2068 sayılı

yazısı ile başvurucu Şirketten özet beyan eksikliğinin izahı istenmiş, aksi

hâlde 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 238. maddesi uyarınca

işlem yapılacağı tebliğ edilmiştir.

15.

Başvurucu Şirket ile Müdürlük arasında bu aşamadan sonra yazışmalar devam etmiş

ancak başvurucu Şirketin özet beyan eksikliğini gidermediğinden bahisle

Müdürlüğün 6/4/2007 tarihli ve 66 sayılı kararı ile Şirkete 143.791 TL para

cezası verilmiştir.

16.

Şirket tarafından bu karara karşı yapılan itiraz, İstanbul Gümrük ve Muhafaza

Başmüdürlüğünün 2/5/2007 tarihli ve 2007/30 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

17.

Başvurucu Şirket tarafından anılan kararın ve dayanağı işlem ve tahakkukların

iptali istemiyle 6/6/2007 tarihinde İstanbul 7. Vergi Mahkemesinde dava

açılmıştır.

18.

Mahkeme 19/2/2008 tarihli ve E.2007/1916, K.2008/612 sayılı kararı ile davayı

reddetmiştir. Mahkemenin ret gerekçesi şöyledir:

“Olayda, ihtilaf konusu fuel

oil cinsi eşyaya ilişkin gerek manifestoda, gerekse

faturada yer alan miktara göre boşaltma sırasında ortaya çıkan 173.124-kg

eksikliğin izah ve ispatının eşyanın yüklendiği liman yetkilileri, çıkış

acenteleri, ve taşımacı kuruluş kamu kuruluşu ise bu kuruluştan alınan ve eşyanın

yüklendiği limandaki en büyük Mülki İdare Amirince, Gümrük İdaresince, Ticaret

Ve Sanayi Odalarınca Veya Liman Başkanlığınca onaylanmış belgelerle ispat

edilmesi gerekliliği açık olup, boşaltma limanındaki acente olan ödevli

şirketçe tanzim edilen ve bilahare “Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası

tarafından Moskova’da 19.09.2005 tarihinde mühürlenmiş ve onaylanmıştır.”

şerhini taşıyan ve Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesince

onaylanmış olan 22.09.2005 tarihili manifesto

düzeltmesinin söz konusu eksikliği ispat ve izahı mümkün olmayıp 4458 sayılı

Yasanın 237. maddesi uyarınca kesilen para cezasına vaki itirazı reddeden

başmüdürlük işleminde hukuka aykırılık görülmemiştir.”

19.

Başvurucu Şirket tarafından temyiz edilen bu karar, Danıştay Yedinci Dairesinin

27/3/2012 tarihli ve E.2008/2475, K.2012/1029 sayılı ilamı ile onanmıştır.

20.

Anılan karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu da aynı Dairenin 26/6/2013

tarihli ve E.2012/6778, K.2013/3769 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

21.

Karar, başvurucu vekiline 26/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve 22/8/2013

tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

22.

4458 sayılı Kanun’un 237. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan kısmı

şöyledir:

“1. (Değişik ibare:18.06.2009 - 5911 S.K./61.mad) 35/A ila

35/C madde hükümlerine göre taşıt araçlarının sahipleri, kaptanları veya acentaları tarafından gümrük idaresine verilen özet beyan

veya özet beyan olarak kullanılan ticari veya resmi belgelerdeki kayıtlı

miktara göre fazla çıkan kapların yanlışlıkla mahrecinden fazla olarak

yüklenmiş olduğu gümrük idaresince belirlenecek süre içinde kanıtlanamadığı

takdirde, söz konusu eşyaya el konularak müsadere olunur ve eşyanın CIF kıymeti

kadar para cezası alınır.

2. 1 inci fıkraya göre ceza belirlenmesi mümkün olamıyorsa,

noksan her kap için 241 inci maddenin 1 inci fıkrasında belirlenen miktarda

para cezası alınır.

3. (Değişik ibare:18.06.2009 - 5911 S.K./61.mad) 35/A ila

35/C madde hükümlerine göre taşıt araçlarının sahipleri, kaptanları veya acentaları tarafından gümrük idaresine verilen özet beyan

veya özet beyan olarak kullanılan ticari veya resmi belgelerdeki kayıtlı

miktara göre fazla çıkan kapların yanlışlıkla mahrecinden fazla olarak

yüklenmiş olduğu gümrük idaresince belirlenecek süre içinde kanıtlanamadığı

takdirde, söz konusu eşyaya el konularak müsadere olunur ve eşyanın CIF kıymeti

kadar para cezası alınır.

…

6. Bu maddede belirtilen para cezaları, yapılan tespite göre

taşıt araçlarının sahipleri, kaptanları veya acentalardan

alınır.”

23.

Gümrükler Genel Müdürlüğünün mülga 2002/28 No.lu Genelgesi’nin “Cezai İşlem” kenar başlıklı 3. maddesinin

ilgi kısmı şöyledir:

“Özet beyan eksikliğinin veya fazlalığının tespit edildiğini

gösterir tutanağın imzalandığı tarihte yapılan bildiri üzerine 3 ay içinde

taşıt sahipleri, kaptanları ya da acentaları

tarafından bu eksiklik veya fazlalığın neden kaynaklandığının, eşyanın

yüklendiği liman yetkilileri, çıkış acentaları ve

taşımacı kuruluş kamu kuruluşu ise bu kuruluştan alınan ve eşyanın yüklendiği

limandaki en büyük Mülki idare Amirince, Gümrük idaresince, Ticaret ve Sanayi

Odalarınca veya Liman Başkanlığınca onaylanmış belgelerle ispat edilemediği

takdirde Gümrük Kanununun 237 nci maddesi uyarınca

cezai işleme başlanacaktır.

…”

24.

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20.

maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60.

maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25.

Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 22/8/2013

tarihli ve 2013/6405 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu temsilcisi, Şirketin “acente” niteliğinde

olmadığını ve somut olayda tahliye limanında gemi ilgililerinin vekili sıfatı

ile hareket ettiğini, asıl muhatapların gemi sahibi, donatanı veya kaptanı

olması gerekirken cezanın asıl muhataplar yerine temsilcisi olduğu Şirketlerine

verilmesinin hukuki olmadığını, Haramidere Gümrük

Müdürlüğünün 2005 yılında özet beyan eksikliğini belirledikten sonra adı geçen

Acente tarafından gönderilen belgeleri yeterli bularak takibatın kaldırılmasına

karar verdiğini ancak daha sonra 2007 yılında yapılan teftiş incelemesi sonucu

yeni bir kararla ilk karar olan takibatın kaldırılmasını geri aldığını, farklı

Gümrük Müdürlüklerinde kendi Şirketleriyle aynı konumda olanlara kanuna uygun

olarak daha az ceza verildiğini, yargılama sürecinin uzun sürdüğünü ve Danıştay

tetkik hâkimlerinin görüşünün taraflarına bildirilmediğini belirterek Anayasa’nın 10., 35., 36. ve 38. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Başvurucu, ayrıca 4458

sayılı Kanun’un sonradan yürürlüğe giren 237. maddesinin yedinci fıkrasında yer

alan “özet beyanı veren kişiden”

ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini de ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 35. ve 38. maddelerinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de bu iddiaların özü, söz konusu kararın adil

olmadığı hususuyla ilgilidir. Bu sebeple başvurucunun Anayasa'ya aykırılık ve

ayrımcılık yasağının ihlali dışındaki bütün iddiaları adil yargılanma hakkı

çerçevesinde değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

29.

Başvurucu; gemi sahibi,

donatanı veya kaptanı yerine kendilerine ceza verildiğini, ticaret hukuku

anlamında acentelik sıfatını haiz olmadıklarını, özet beyan eksikliğini izah ve

ispat için kendilerine yeterli süre verilmediğini, bu sebeplerle tesis

edilen idari para cezasının hukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

31.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32.

6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı

yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip

edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile

sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme

yapılamaz.”

33.

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

34.

Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması, bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermesi, bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece

mahkemelerinin kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

35.

Somut olayda özet beyan muhteviyatı olan eşyanın eksik çıktığından bahisle 4458

sayılı Kanun’un 237. maddesi uyarınca verilen gümrük para cezasının iptaline

ilişkin davada başvurucu, söz

konusu iddialarını Derece Mahkemesi önünde dile getirmiş ve bu iddialar, İlk

Derece Mahkemesi tarafından değerlendirilmiştir. Diğer yandan başvurucuya

24/3/2005 tarihli ve 2685 sayılı yazıyla üç ay süre verilerek başvurucudan

eksikliğin izahı ve ispatının istenildiği, başvurucu tarafından süre uzatım

talebinde bulunulduğu ve sürenin 24/9/2005 tarihine kadar uzatılmasına karar

verildiği görülmektedir.

36.

Başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bilgi ya da

belge sunmadığı, açtığı davada iddialarını ileri sürebildiği, karşı tarafın

delil ve görüşlerinden haberdar olduğu ve bunlara cevap verme imkânı

verilmediğine dair bir iddiada bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda

başvurucunun iddialarının; mevzuatın yorumlanmasına, delillerin

değerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

37.

Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Danıştay Tetkik Hâkimi Görüşlerinin Tebliğ Edilmediği

İddiası

38.

Başvurucu; Danıştay tetkik hâkimlerinin görüşünün tarafına bildirilmediğini, bu

şekilde savunma hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

39. 6/1/1982

tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 62. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Tetkik hakimleri

Danıştay Başkanının, daire ve kurul başkanlarının kendilerine havale ettikleri

işleri inceleyerek daire veya görevli kurula gerekli açıklamaları yaparlar.

Kendi düşünce ve görüşlerini sözlü ve yazılı olarak bildirirler, karar

taslaklarını yazarlar, gerekli tutanakları düzenler ve Danıştay Başkanı, kurul

başkanı ve daire başkanının verecekleri diğer görevleri yerine getirirler.”

40.

Tetkik hâkimleri; Danıştay başkanı, kurul ve daire başkanları tarafından

kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle ve bunlar tarafından havale

edilen davaları incelemekle sorumlu iken savcılar, Danıştay başsavcısının

denetim ve gözetimi altında çalışmaktadır. Genel olarak tetkik hâkimleri daha

evvel ilk derece yargılaması tamamlanmış dosyalar hakkında görüş sunmakta ve

görüşlerini yazılı ya da sözlü olarak sunarak daire üyelerinin karar vermesine yardımcı

olmaktadır. Ancak bu görevin, tetkik hâkimlerinin Danıştay başkanı ve daire

başkanlarını temsilen yerine getirdiği hukuki görevlerinden olduğu

görülmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007).

41. Somut

davada Danıştay tetkik hâkimleri tarafından dava dosyası incelenmiş ve

uyuşmazlığa ilişkin açıklamalar, ilgili Danıştay Dairesine sunulmuştur. Tetkik

hâkimlerinin açıklamalarından sonra Daire başkanı ve üyeler tarafından dava

hakkında karar verilmiştir. Mevcut davada, tetkik hâkimlerinin önyargılı

davrandıklarını gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.

42.

Bu çerçevede her ne kadar tetkik hâkiminin temyiz incelemesi esnasında sunduğu

görüş başvurucuya tebliğ edilmemişse de bu husus, adil yargılanma hakkının

ihlali niteliğinde kabul edilemez (Yargıtay tetkik hâkimleri ile Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi raportör hâkiminin görüşlerinin tebliğ edilmemesine ilişkin benzer

değerlendirmeler için sırasıyla bkz. C. İş Ortaklığı, B. No: 2013/769, 11/12/2014, §§ 43-49; Kamil Koç, B. No:

2012/660, 7/11/2013, §§ 42-48)

43. Açıklanan

nedenlerle savunma hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık bir

ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucu;

farklı Gümrük Müdürlüklerinde kendisiyle aynı konumda olanlara kanuna uygun

olarak daha az ceza verildiğini, kendilerine fahiş miktarda ceza kesilmesinden

dolayı ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmüştür.

45. Anayasa'nın

“Kanun önünde eşitlik” kenar

başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

46.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Ayırımcılık

yasağı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme'de tanınan hak

ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık

gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

47. Başvurucunun,

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine

yönelik iddiasının -bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında- soyut

olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan

diğer temel hak ve özgürlüklerle mutlaka bağlantılı olarak ele alınması

gerekir. Dolayısıyla eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip

olmayıp bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence

altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için ihlal iddiasının, kişinin hangi

temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının gösterilmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, §§ 33,

34).

48. Ayrımcılık

iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki

başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir

farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk,

renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu, ayrımcılığa uğradığını dile

getirmiş ve başvuru formuna farklı Gümrük Müdürlüklerince farklı tarihlerde

gerçekleşen olaylar için tanzim edilmiş idari para cezalarını delil olarak

sunmuştur. Ancak yargı sürecinden geçmeyen farklı olay ve kişilere ait olduğu

anlaşılan bu cezaların birçoğunun sonradan yürürlüğe giren mevzuat uyarınca

tanzim edildiği görülmüştür. Sonuç olarak başvurucu, kendi durumlarıyla başka

tacirlerin durumlarının hangi ayrımcı nedenden dolayı farklılık taşıdığını

ortaya koyamamıştır.

49. Açıklanan

nedenlerle ayrımcılık yasağının ihlaline yönelik bir ihlalin olmadığının açık

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Anayasa’ya Aykırılık İddiası

50. 6216

sayılı Kanun'un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yasama işlemleri ile

düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi

Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı

işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.”

51. Bireysel

başvuru yolu, bireylerin maruz kaldığı temel hak ihlallerinin tespit edildiği

ve tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılması için etkin araçları içeren

anayasal bir güvencedir. Ancak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu,

yasama işlemlerinin soyut biçimde Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesini

sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir (Süleyman

Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 15).

52.

Bir yasama işleminin, temel hak ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda

bireysel başvuru yoluyla doğrudan yasama işlemine değil, ancak yasama işleminin

uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilir (Süleyman Erte, § 17). Diğer bir ifadeyle

bireysel başvuru kapsamında bir yasama işleminin doğrudan ve soyut olarak

Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz.

53.

Somut olayda başvurucu, 4458 sayılı Kanun'un 237. maddesinin yedinci fıkrasında

yer alan “özet beyanı veren kişiden”

ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ve iptalinin gerektiğini ileri sürmüştür.

54.

Başvurunun bu kısmının, doğrudan ve soyut olarak yasama işlemi aleyhine

yapıldığı anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Yargılamanın Makul Sürede

Sonuçlandırılmadığı İddiası

55.

Başvurucu, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş olup bu iddia açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi şikâyette

diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

56.

Başvurucu, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

57.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

58.

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41–45).

59.

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir.

Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına

dâhil olan ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler

üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36.

maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu

anlamda belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun

haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan

davalara da uygulanacaktır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 44).

60.

Makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olmakla

beraber bazı özel durumlarda girişimin niteliği dikkate alınarak uyuşmazlığın

ortaya çıktığı daha önceki bir tarih, başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. König/Almanya, B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Poiss/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §

21). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre

değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,

başvurucuya idari para cezasına ilişkin kararın tebliğ edildiği 6/4/2007’dir.

61.

Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde

yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların

yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan

değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı, bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 52).

62.

Başvuruya konu yargılama sürecinde gümrük para cezasına ilişkin karar 6/4/2007

tarihinde tebliğ edilmiş, 6/6/2008 tarihinde cezanın iptali için dava açılmış,

19/2/2007 tarihinde davanın reddine karar verilmiş, Danıştay Yedinci Dairesi

27/3/2012 tarihinde temyiz talebini reddederek İlk Derece Mahkemesi kararını

onamış, 26/6/2013 tarihli kararı ile karar düzeltme talebinin de reddine karar

vermiştir.

63.

İlgili yargılama evrakının incelenmesinden 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı

alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli

genel usule ilişin hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır (bkz. § 24).

64.

Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava

sürelerinin makul yargılama süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM

tarafından verilen birçok ihlal kararında yer verilmiş olup özellikle idari

yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel

başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle 2577 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).

65. Başvuruya

konu davaya bir bütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu altı yılı

aşan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

66.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

67.

Başvurucu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle herhangi bir

tazminat talebinde bulunmamış; 143.791TL maddi tazminat talep etmiştir.

68.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

69.

Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber başvurucu tarafından

uzun yargılama nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunulmadığından yalnızca

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitinin yapılması gerekmektedir.

70.

Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

71.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Danıştay tetkik hâkimlerinin görüşlerinin tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Anayasa'ya

aykırılığa ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5.

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Maddi tazminata ilişkin

taleplerin REDDİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA

15/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Ada Deniz Acentalıkları ve Danışmanlık Ltd. Şti. Temsilcisi : Özdemir AKKUYRUK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6405, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Yargılamanın sonucu
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  13. C. 198,35 TL harçtan oluşan
  14. D. Maddi tazminata ilişkin
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6405
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • S.d. Başvurusu (B. No: 2013/3017)
  • S. K. Başvurusu (B. No: 2013/1778)
  • Bayram Keleş Başvurusu (B. No: 2013/6163)
  • Oğuz Okuyucu Başvurusu (B. No: 2013/5576)
  • Baran Doğukan Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6942)
  • Sebğatullah Altın Başvurusu (B. No: 2013/1503)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.