İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adem Türkel Başvurusu (B. No: 2017/632)

1. Başvuru; uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/632Tarih23 Ocak 2019Okuma38 dk · 7.517 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adem Türkel Başvurusu

Karar tarihi
23 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2017/632
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.517 kelime·38 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, Afyonkarahisar Aile Mahkemesi hâkimi olarak görev

yapmakta iken 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe teşebbüsünden sonra Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu

değerlendirilerek Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel

Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı

iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılmıştır.

7. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi

16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016

tarihinde de meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir.

8. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16/7/2016

tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine

Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği 17/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında

yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak müdafiinin ve

tarafların dosya içeriğini incelemesinin veya belgelerden örnek almasının

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar vermiştir.

10. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde Savcılıkta müdafiinin

de hazır bulunmasıyla verdiği ifadesinde

"Ben öncelikle atılı suçun maddi ve manevi unsurları ile fiil ile aramda

kurulan uygun illiyet bağının nasıl olduğu hakkında bilgi almak istiyorum... Bu

kapsamda atılı suçun benimle ilişkilendirilen delillerin ne olduğunu bilmek

benim en doğal hakkımdır... Sırf örgüt üyesi olduğum iddia edilerek suçlu

olduğumun kabul edilmesi mümkün değildir. Zira silahlı terör örgütü olarak

adlandırılan yapıya ilişkin üyeliğimin somut olarak ortaya konması gerekir...

15/7/2016 olarak tarafıma gösterilen suç tarihinde izinli olup benim bu darbe

teşebbüsündeki rolümün ne olduğunun bana söylenmesi gerekir... Hakkımdaki ve

tarafıma savcılık makamınca verilen bilgi çerçevesinde TCK 314/2 maddesinde

yazılı olan örgüte üye olma ile ilgili somut bir bilgi, belge ya da delil

olmadığını anlamış durumdayım. Somut mahiyette bir delil ortaya konulmaksızın

sadece oluşturulan bir liste çerçevesinde silahlı terör örgütü üyesi olduğum

iddiasını asla ve kata kabul etmiyorum... Şahsım hakkında en ufak şüphe

uyandıracak bir durum olmadığından tutuklanmaya sevk olmaksızın savcılık makamı

tarafından serbest bırakılmayı talep ediyorum." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

11. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle

Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk

yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

belirtilmiştir.

12. Başvurucu, sorgusunda "Hakkımdaki

iddialar ile ilgili Afyonkarahisar C. Başsavcılığında ifade vermiştim, ifademi

aynen tekrar ederim,C. Savcılığında da tarafıma isnat

edilen fiille ilgili öncelikle şahsımı söz konusu fiille yada isnat edilen

TCK'nın 314/2 maddesinde yer alan Terör Örgütüne üyeliğimi gösterir delillerin

tarafıma sunulmasını istemiş isem de sadece bir isim listesinin yer aldığı

belge yada üst yazıya istinaden yakalama ve arama işlemlerinin yapıldığına dair

bilgi sahibi oldum... Öncelikle Anayasanın 90. Maddesinin 5. Fıkrasının

yollamasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. Maddesinde düzenlenen Adil

Yargılanma Hakkına dair maddenin lafzında yer alan şüpheliye yada sanığa isnat

edilen fiillerle ilgili unsurların kendisine anlatılarak üzerine atılı suçu tüm

yönleriyle bilgilendirilmesi buna göre savunma alınması yasal zorunluluktur. Bu

husus gerek AİHM'nin yerleşmiş içtihatları ile de sabittir, kaldı ki Ulusal

mahkemelerde anılan Sözleşmenin 6. Maddesindeki hükümle bağlantılı olarak CMK'nun ilgili maddesinde de benzer düzenlenmeler olduğunu

hâkimliğinizce de malumdur... Evleviyetle hukukun genel prensiplerinden olan

daha doğrusu maddi ceza hukukunun ana unsurlarından olan bazı şartların mutlak

suretle şüpheli yada sanık hakkında değerlendirilme yapılması gerekir, bu

doğrultuda hukuk fakültelerinden itibaren maddi ceza hukukuna dair anlatılan

suçun maddi unsuru, manevi unsuru, uygun illiyet bağı ve netice gibi şartların

tüm yönleriyle ortaya konulması izahtan varestedir. Hal böyle iken iddia edilen

FETÖ Terör Örgütünün üyesi olduğuma dair itham ile ilgili herhangi bir yukarıda

da bahsedilen genel çerçeve ve şartlar kapsamında bir değerlendirme olmaksızın

sadece talimata konu evraka iliştirilen isim listesinde adıma yer verilerek TCK'nun 314/2 maddesi kapsamında hakkımda isnat edilen

terör örgütüne üyeliği kabul etmiyorum... Öte yandan hakkımda tanzim edilen

yakalama kararında suç tarihi itibariyle 15/07/2016 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır, bahse konu tarihte şahsım izinli olup, darbe teşebbüsünü

herkes gibi bizler de ulusal, görsel ve yazılı basından hayretle ve ibretle

gecenin geç saatlerine kadar izlemiş bulunmaktayım, darbenin her türlüsüne bir

hukukçu olarak, bunun da ötesinde 13 yıllık yargı mensubu olarak görev yapmış

olduğum resmi kayıtlarda mevcuttur, dolayısıyla Anayasa'nın 2. Maddesinde

belirtilen hukuk devleti ilkesine gönülden inanmış, ve bu doğrultuda söz konusu

görev sürem boyunca yine Anayasa'nın 9. Maddesi ile tarafıma verilen yargı

yetkisinin aklımın ve izanımın yettiği kadarıyla tüm samimi çalışmalarımla

kullanmaya çalıştım, bu çalışmama konu tüm kayıtlar yada dosyalar devletin

resmi arşivindedir, bu dosyalar şahsımın yaptığı görev ile ilgili en güçlü

delillerdir, dolayısıyla darbenin her türlüsüne her zaman karşı oldum ve geçmişte

yaşanan darbelere ve yapanlara her zaman lanetlemiş birisi olarak 15/07/2016

tarihinde ne olduğu belirsiz cunta tarafından yapılmak istenilen darbe

teşebbüsünü aynı niyetlerle lanetlemiş bulunmaktayım ve lanetliyorum... Yine

yargı yetkisinin Türk Milleti adına kullanan bir hâkim olarak şahsıma isnat

edilen TCK'nın 314/2 maddesindeki terör örgütü üyesi şahsımı son derece rencide

ettiği muhakkaktır, zira yapılmak istenilen darbenin emir komuta zinciri

içerisinde görevimin gereği mümkün bulunmamaktadır, hakkımda TCK'nun 309 ve 314. Maddelerindeki suçlara dair nasıl bir

bağlantı kurulduğunu anlamakta zorlanıyorum, dosyada mahkemenizce ve C.

Savcılığınca isnat edilen suç ile ilgili herhangi bir bilgi, belge, delil yada CMK'nun 100. Maddesinde düzenlenen tutuklamayı gerektiren

şartları gösteren bir şüphe dahi bulunmamaktadır... Darbe teşebbüsünün olduğu

dönemde yıllık iznimi kullanmak üzere memleketim Gümüşhane ili, Kelkit

ilçesinde yukarıda bahsettiğim üzere yazılı ve görsel basından takip ettim,

sonrasında HSYK'nın yıllık izinleri iptal etmesi

üzerine 13 saat yol alarak 1.000 Kmyi aşkın mesafeden

ve hakkımdaki tasarrufu da yolda gelirken öğrenmiş olmama rağmen dün gece saat

00:00 'da evime geldim, 2 saatlik uykudan sonra görevlilerin gelerek arama, el

koyma ve gözaltı kararlarına müteakiben şu an bugünden gecenin ilerleyen

saatlerine hiçbir somut delile dayanmayan sadece bir listeye bağlı tutuklama

talebinin mahkemenizin inandığım vicdanına havale ederek kaçma şüphesinin

bulunmadığı, kaldı ki böyle bir niyetim olmuş olsa yolda güzergahımı farklı bir

yere çevirmem mümkün iken buraya gelerek şu an huzurunuzdayım... CMK'nun 100. Maddesinde düzenlenen tutuklama koşullarının

makul şüphe de dahil herhangi bir en ufak bir şüphe uyandıracak durum

olmadığından serbest bırakılma kararı verilmesini yüce mahkemenizden talep

ediyorum, aksi kanaatte ise yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı ile

serbest bırakılmamı talep ediyorum. " şeklinde beyanda

bulunmuştur.

13. Başvurucu, Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/7/2016

tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin üzerlerine

atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun vasıf ve mahiyeti, mevut delil

durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbarı, HSYK 2. Dairesi'nin

şüpheliler hakkında düzenlemiş olduğu Fetullahçı

Terör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli hâkimlikten açığa alınma

kararı bulunduğu, soruşturmaya konu suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog

suçlardan olduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst haddi, verilmesi

muhtemel ceza, dosya kapsamında şüphelilerin isnat edilen eylemleri

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi ve deliller altında olduğu kanaatine

varılması, delillerin tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelilerin

kişiler üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda

delillerin karartılma şüphesinin mevcudiyeti, soruşturma dosyasının bütün

haliyle elde edilen bulgular bakımından mevcut deliller ile ilişkilendirilmiş

olması, nazara alınarak şüpheliler; ...Adem TÜRKEL'in

2802 Sayılı hâkimler ve Savcılar Kanunun 94. maddesi atfıyla CMK 100 ve devamı maddeleri

gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına [karar verildi]."

14. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği tutuklama kararındakine

benzer gerekçelerle 8/9/2016 tarihinde tutukluluğun devamına karar vermiştir.

15. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Bolvadin Sulh Ceza

Hâkimliğinin 25/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin üzerlerine atılı 5271

sayılı 314/2. Maddesinde yer alan örgüte üye olma suçunu işlediklerine dair,

hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2. Ve 3. Dairesinin 16/07/2016 tarihli

kararları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16/07/2016 tarihli yazıları ve

soruşturma dosyası, birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin üzerine atılı

suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir olguların

bulunması, atılı suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3-11.

Maddesinde sayılan suçlardan olması, bu nedenle aynı kanunun 100/3. Maddesi

gereğince tutuklama nedeninin varlığının kabul edilebileceği, delillerin bu

aşamada henüz tam olarak toplanmamış oluşu, atılı suç için kanunda görülen

cezanın alt ve üst sınırı nedeniyle adli kontrol hüküm tedbirinin yetersiz

kalacağı şüphelilerin üzerine atılı suçun niteliği gereğince henüz toplanmayan

delillerin karartma şüphesinin bulunması ayrı ayrı dikkate alınarak itirazların

reddine karar vermek gerekmiştir."

16. Başvurucu itirazın reddi kararını 26/9/2016 tarihinde

öğrenmiş ve 26/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı; darbeye teşebbüs

eyleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentini, millî iradenin temsil yeri olan

Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile devletin

istihbarat ve kolluk güçlerini hedef aldığını, terör eyleminin örgütün kamuda

yapılanmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle

soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini

belirterek 18/10/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940

mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin 7. maddesiyle 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve

Savcılar Kanunu'nun 93. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları

hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu

bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait

olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle 11/1/2017 tarihinde

yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

19. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 9/1/2018 tarihli iddianame

ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması

istemiyle Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

20. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle

özetlenebilir:

- Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla

Mücadele Şube Müdürlüğünce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 12/5/2017 tarihli

Bylock Tespit Tutanağı'nda, ByLock abone

listesinin 108.300'üncü satırında başvurucunun kaydının olduğu belirtilmiştir.

- 2/8/2016 tarihinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından

yapılan ihbarda başvurucunun FETÖ ile bağlantısının olduğu bildirilmiştir.

- Şüpheli sıfatıyla 22/8/2016 tarihinde ifadesi alınan A.B. adlı

şahıs; mezun olduktan sonra başvurucunun da dâhil olduğu dönem arkadaşlarıyla

grup oluşturduklarını, farklı yerlerde görev yaptıkları hâlde senede bir defa

bir araya geldiklerini, bu görüşmelerde Fetullah

Gülen'e ait kitapların okunduğunu, bu toplantıların görev yaptıkları yerde ve

evlerinde yapıldığını, başvurucuyla 2009-2010 yıllarında Fetullah

Gülen mensuplarının oluşturduğu kamplarda buluştuklarını ve başvurucunun o

grubun abisi olduğunu ileri sürmüştür.

- Aynı şahıs 17/8/2016 tarihinde alınan ifadesinde başvurucunun

FETÖ/PDY üyesi olduğunu belirtmiştir.

- Şüpheli sıfatıyla 18/1/2017 tarihinde ifadesi alınan H.A. ve

tanık sıfatıyla 4/12/2016 tarihinde ifadesi alınan B.B., başvurucunun sohbet

toplantılarına katıldığını ifade etmiştir.

- Başvurucunun FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan

kurumlardan olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğine üyelik kaydının

bulunduğu ve üyeliğinin aktif olarak devam ettiği belirtilmiştir.

-Şüpheli sıfatıyla 16/8/2016 tarihinde ifadesi alınan G.T. ve

tanık sıfatıyla 19/8/2016 tarihinde ifadesi alınan Ş.S., başvurucunun HSYK

seçimleri sırasında bağımsız aday olarak lanse edilen FETÖ/PDY'ye

ait listeyi desteklemesi için kendisini aradığını ileri sürmüştür.

- Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) bilirkişi raporunda, hakkında

FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan

kişilerle başvurucunun görüşmeler yaptığı iddia edilmiştir.

21. Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesi 22/1/2018 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama, E.2018/41 sayılı dosya

üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.

22. Yapılan yargılama sonucunda Antalya 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 20/9/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" Sanığın ByLock

haberleşme programı kullanıcısı olduğuna dair 07/02/2017 tarihli araştırma

tutanağı ,CGNAT bilgileri, tanık beyanları, araştırma tutanakları ve tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirildiğinde, hakkında soruşturma başlamadan önce hâkim olarak

görev yapan sanığın teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi,

kullanıcıları ve muhtevası itibariyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgüt

mensupları tarafından kullanıldığı tespit edilen kriptolu iletişim ağı ByLock iletişim sistemini, adına kayıtlı 0505... nolu hattan kullandığının anlaşıldığı, sanığın bu programa

CGNAT bilgilerine göre 46.....numaralı hedef IP ve 443numaralı hedef porttan

27/08/2014-04/10/2014 tarihleri arasında, farklı yerlerde bağlandığı ve toplam

100 kez telefonun sinyal verdiği , sanığın bylock

bağlantı sinyal alınan yerlerin sanığın HTS kayıtlarıyla uyumlu olduğunun

anlaşıldığı, sanığın savunmasında sinyal alınan yerlerden Gelibolu'da daha

evvel çalıştığını, Gümüşhane'nin memleketi olan yer olduğunu, İstanbul'da kız

kardeşinin yaşadığını, Konya ve Ödemiş'ten geçmişliği olduğunu beyan ettiği, bu

şekilde sanığın Bylock programının FETÖ/PDY nin gizli haberleşme aracı olma özelliğini bilerek

kullandığı, örgütün hiyerarşisine dahil olduğu , yine tanık B.B.nin

beyanında kendisinin de sanığın dahâkimlik stajı

sırasında cemaatin staj evlerinde kaldığını, T3 grubunda olduklarını, grup

abilerinin C.N. olduğunu, 15 günde bir toplandıklarını, bu toplantılarda

kendisinin de sanığın da himmet verdiğini, kendisiyle yaklaşk

1 yıl aynı grupta olduklarını, bu yapıdan olmayan birisinin bu gruplara

katılmasının, evlerde kalmasının mümkün olmadığını belirttiği, tanık H.Ç.

beyanında 1996-2000 yılları arasında üniversiteyi okuduğu dönemde FETÖ'ye ait Herkül yurdunda

kaldığını, yurtta kalan öğrencilere Hilal Apartmanında bir dairede sohbet verildiğini,

bu sohbette dini sohbetler yapıldığını, Fetullah

Gülen kitapları okunduğunu, sanığı da bu sohbetlerde gördüğünü ve teşhis

ettiğini belirttiği, tanık Ş.S. beyanında sanığın HSYK seçim sürecinde o dönem

bağımsız adaylar olarak lanse edilen paralel yapıya ait listeyi desteklediğini

söylediğini, kendisinin YBP yi desteklediğini

söyleyince o zaman seninle uğraşmak lazım şeklinde cevap verdiğini, daha sonra

tekrar arayarak görüşünü değiştirmeyecek misin şeklinde sorduğunu belirttiği,

tanık A.B. beyanında sanığı 2003 staj döneminden beri tanıdığını, staj

döneminde cemaat içerisinde abi olarak faaliyet yürüttüğünü, kendi kaldığı

cemaat evinde toplantılar yaptığını, ayrıca kendi dönem grubunun da abiliğini

yaptığını, sanığın da katıldığı dönem toplantıları yapıldığını, en son 2010

Mayısta bu toplantıya katıldğın, sanığın cematçiler sayesinde Amerika'ya da gittiğini, kendisinin

2014 yılında bu yapıyla bağını kopardığını, daha sonradan sanığın kendisiyle

görüşmek istediğinde bulunduğunu belirttiği, tanık G.T. beyanında 2014 HSYK

seçimleri öncesinde adliyeye ziyaretine geldiğini, sözü HSYK seçimlerine

getirip hükümetin yargıyı ele geçirmeye çalıştığından bahsettiğini, bağımsız

adaylara oy vermenin daha doğru olacağını söylediğini belirttiği, mahkememizce

beyanı alınamayan ancak müdaifinin hazır olduğu

kolluk ifadesi bulunan Halil Iışklar mahkememizce

itibar edilen kolluk beyanında sanığın FETÖ' de grup başkanı olduğunu

belirttiği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir olduğu gerekçesiyle

kapatılan Yarsav derneğine üye olduğu, bu husuların da sanığın örgüt üyeliğini destekler mahiyette

olduğu, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile öğrencilik yıllarında

tanıştığı, öğrenci evlerinde ve gizli staj evlerinde abilik yaptığı, mesleğe

başladıktan sonra örgütün toplantılarına katılıp himmet verdiği, grup

sorumluluğu yaptığı, HSYK seçimleri sırasında sözde bağımsız, gerçekte FETÖ/PDY

silahlı terör örgütü üyelerinin adayları için destek toplama faaliyeti

yürüttüğü, T3 grubuna dahil olduğu, örgütün gizli kriptolu haberleşme programı bylocku kullandığı, bu şekilde örgütün hiyerarşisine dahil

olup örgütle organik bağ kurduğu, eylemlerinin süreklilik ve devamlılık arzettiği anlaşılmış[tır]."

23. Dosya, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf kanun yolunda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tanımlar"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi

altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren

hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

...

e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce

suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,

f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle

başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,

g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri

veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak

dinlenmesini,

h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya

mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak

dinlenmesini,

...

j) Suçüstü:

1. İşlenmekte olan suçu,

2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin

işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından

takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,

3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren

eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,

...

İfade eder."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

27. 5271 sayılı Kanun'un

"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı

161. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312,

313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen

suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile

Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937

sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır."

28. 6/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Silâhlı örgüt" kenar başlıklı

314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

29. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

30. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar

doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan

suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

31. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

32. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."

33. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un "Sulh ceza

hâkimliği" kenar başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller

saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi

gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları

incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur."

34. 5235 sayılı Kanun'un

"Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı 12.

maddesinin birinci cümlesi şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller

saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m.

250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m.

158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü

Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,

325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli

ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla

açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan

fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır

ceza mahkemeleri görevlidir."

35. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar

Kanunu'nun "Ağır ceza mahkemesinin

görevine giren suçüstü hâlleri" kenar başlıklı 94. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık

soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür.

Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına

bildirilmesi zorunludur. "

36. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken

konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında

oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme

kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara

ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK'nun

2. maddesinde tanımlanan 'soruşturma' ve 'kovuşturma'nın

yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş,

suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile

kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili

kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma

işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından

genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel hükümler ise; failin

sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve

mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır.

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve

Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri

arasında 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', 93. maddesinde

'kişisel suçlar' ve 94. maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâlleri' olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.

...

Suçun 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise

aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre 'Ağır

ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel

hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları

tarafından bizzat yürütülür ...'

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin

uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü

kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

... Yargıtayın

istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan

olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini

feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak

üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun

işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve

Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun

94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır.

...

... millet iradesine dayalı demokratik rejimi

koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle

bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü

suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur

da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve

eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı

sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt

üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye

Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi

bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak

için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma

faaliyetleri kapsamında özel yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği,

örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket

ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında

işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile

kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü

gerektiği ... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.

..."

37. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve

E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir

örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak

örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu

bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket

edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda

tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..."

38. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve

E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma

tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu

gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi

halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri

de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır]

..."

39. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve

E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine

getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.

Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün

emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup

faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve

talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin

en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt

yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak

örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi

dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet

duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için

örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise

de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel

bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir.

Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden

yoğunluk aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği,

hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği,

yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten

ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen

iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek

katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası

olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye

olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle

hareket etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla

kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek

amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç

işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

...

Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma

Suçları:

TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun,

bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220.

maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için

gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım,

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek

üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede

silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması

gerekir. Bu suçu, TCK'nın 220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli

ölçüt budur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve görevinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin görevli olmayan bir mahkeme

tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını,

tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu ve adli kontrol tedbirinin neden

yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

43. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

45. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş

hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama

hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan,

düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;

suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme

kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme, Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Mahkeme ayrıca 15 Temmuz darbe

teşebbüsü sonrasında olağanüstü hâl ilanına dair usule ilişkin süreçler

tamamlanıncaya kadar kamu otoritelerinin aldığı tedbir ve önlemlerin temel hak

ve özgürlükler üzerindeki etkisinin de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 241).

47. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk

Özdemir, § 58).

b. Genel İlkeler

49. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen,

B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

51. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

52. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da hâkimlerle

ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet

edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

53. Tutuklama kararı veren Hâkimlikçe 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesine dayanılmıştır (bkz. § 13). 2802 sayılı Kanun'a göre suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma

usulü Kanun'un 94. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık

soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde

durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer

yönde diğer bir düzenleme de 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (8) numaralı

fıkrasında yer alan "Türk Ceza

Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı

maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı

işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.

01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli

İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır."

şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesinin uygulanma koşulları

açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da

değerlendirilmesi gerekmektedir.

54. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık

(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda

kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur.

55. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 37

- 39. Aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve

E.2007/2495, K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626

sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

56. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat

edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 36. Aynı

doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017

tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

57. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkimin (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle

bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü

(FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetine

ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla

verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen

"hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır

cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya

çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda

suçüstü hâlinin de bulunmadığı" yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar

bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan

silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini

feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak

üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği

yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet

savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

halinin mevcut olduğu" değerlendirmesinde bulunmuş ve bu

husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir.

58. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili

yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu

durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince

tutuklanmasının olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir.

59. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. Başvurucu hakkında verilen tutuklama ve tutukluluğa itirazın

reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut

delillerin olduğu belirtilerek özellikle şüpheli beyanlarına atıf yapılmış,

ayrıca başvurucunun HSYK tarafından görevden uzaklaştırıldığına değinilmiştir

(bkz. § 13).

62. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve mahkûmiyet

kararında, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı

ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir.

63. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74). Öte yandan

soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ifadeleri alınan tanıkların başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu itibarla başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi

gerekmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi,

Selçuk Özdemir kararında FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, §

75. Benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul

edildiği bir diğer karar için bkz. Metin

Evecen, § 58).

64. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

65. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26) darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§

78).

66. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında

barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §

272; Selçuk Özdemir, § 79).

67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 28, 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 29; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

68. Somut olayda Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin

toplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).

69. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Afyonkarahisar

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

70. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

71. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar

olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı

derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

72. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için

herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

73. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

75. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerle

tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında ileri sürdüğü

gerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle reddedildiğini

belirterek Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özünün

tutukluluğun uzun süredir devam etmesine yönelik olduğu anlaşıldığından bu

bölümdeki iddiaların tamamının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

kapsamında incelenmesi gerekir.

78. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

79. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince

mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27;

Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609,

8/3/2018, §§ 27-30).

80. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 20/9/2018 tarihinde

mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun

makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine

tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

82. Başvurucu, soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir

şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

83. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi

gerektiği, ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas

tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, §§ 248-257).

84. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

86. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin mahkeme önüne

çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

87. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§ 17).

88. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 166-177).

89. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 29/3/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu : Adem TÜRKEL Vekili : Av. Halil Tuncer ERGÜLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/632, 23 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Tutuklamanın Hukuki
  9. B. Tutukluluğun Makul
  10. C. Soruşturma Dosyasına
  11. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet
  12. D. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Kaya
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/632
Tarih
23 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ali Emir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16482)
  • F.e. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15586)
  • Erkan Orakçı Başvurusu (B. No: 2015/7162)
  • Mehmet Mirza Adlığ Başvurusu (B. No: 2015/5408)
  • Naif Şaşma Başvurusu (B. No: 2015/3782)
  • Hikmet Erçin Başvurusu (B. No: 2014/2917)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.