İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erkan Orakçı Başvurusu (B. No: 2015/7162)

(Başvuru

Başvuru No2015/7162Tarih23 Ocak 2019Okuma27 dk · 5.423 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erkan Orakçı Başvurusu

Başvuru No
2015/7162
Karar tarihi
23 Ocak 2019
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.423 kelime·27 dk okuma·25 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2015/7162)

Karar

Tarihi: 23/1/2019

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör : Melek KARALİ

SAUNDERS

Başvurucu : Erkan

ORAKÇI

Vekili :

Av. Fazıl Ahmet TAMER

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tedavinin

geciktirilmesi ve sakat kalınmasına sebebiyet verilmesi ile bu olaya ilişkin

olarak açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedenleriyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu 15/11/2006 tarihinde geçirdiği bir trafik kazası sonucu

kolunda oluşan kırığın tedavisi için 17/11/2006 tarihinde Baltalimanı Kemik

Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Baltalimanı Hastanesi) ameliyat

edilmiş; sağlığına kavuşarak 13/12/2006 tarihinde taburcu olmuştur.

10. Hakkında yürütülen bir ceza soruşturması nedeniyle Kadıköy 1. Sulh

Ceza Mahkemesi 2/3/2007 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

11. Başvurucu, tutuklu olduğu dönemde 23/6/2009 tarihine kadar

muhtelif sağlık kuruluşlarında, ortopedik ve diğer sağlık sorunları nedeniyle

yirmi üç kez kontrolden geçirilmiştir.

12. Başvurucunun iddiasına göre 13/7/2007 tarihinde Baltalimanı

Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde yapılan muayenesi sonucunda daha önce

ameliyatla koluna takılan platin vidaların gevşediği tespit edilmiş ve

kendisine ameliyat önerilmiştir. Ancak hastanede mahkûm koğuşu olmadığından

başvurucu, içinde mahkûm koğuşu bulunan başka bir hastaneye sevk edilmiştir.

13. Başvurucu 13/7/2007 tarihinde kolu için ameliyat önerilmesine

rağmen muhtelif gerekçelerle 23/6/2009 tarihine kadar bu ameliyatın

gerçekleştirilemediğini, iki tarih arasındaki 27 ay 21 gün boyunca sağ kolunu

kullanamadığını, acı çektiğini, nihayetinde yapılan ameliyata rağmen kolunun

kısa kaldığını, bilek ve dirsek fonksiyonlarının tümüyle geri gelmediğini ileri

sürmektedir.

14. Başvurucu, bu iddialarla Sağlık Bakanlığına ve Bakanlığa ayrı ayrı

başvurarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

15. Sağlık Bakanlığı aşağıdaki hususları belirterek başvurucunun

tazminat talebini reddetmiştir:

i. 15/11/2006 tarihinde sağ ön kol kırığı ve ramus

pubis kırığı tanısıyla Baltalimanı Hastanesine yatırılan başvurucuya 17/11/2006

tarihinde sağ ön kol parçalı, çift kırığı için açık redüksiyon ve plak vida ile

tespit ameliyatı yapılmıştır.

ii. Gelişen yatak bası yarasının tedavisi için

24/11/2006 tarihinde sağ uyluk üzerinde gerçekleştirilen işlemin ardından

başvurucu poliklinik kontrolüne gelmek üzere 13/12/2006 tarihinde salah ile

taburcu edilmiştir.

iii. Yedi ay sonra 13/7/2007 tarihinde, bu defa

tutuklu olarak başvurduğu hastanede yapılan poliklinik kontrolünde radiustaki

proksimal fragmanı tespit edilen vidaların gevşediği görülmüş ve

başvurucuya ikinci bir ameliyat önerilmiştir.

iv. Hastanede mahkûm koğuşunun bulunmaması

nedeniyle koluna atel yapılan başvurucu,mahkûm koğuşu bulunan başka bir sağlık

kuruluşuna sevk edilmiştir.

v. 7/4/2009 tarihinde, önerilen ameliyat

yapılmadan aynı sağlık sorunları ile Baltalimanı Hastanesi Kontrol

Polikliniğine gelen başvurucu, mahkûm koğuşu bulunan başka bir hastaneye sevk

edilmiştir.

vi. Tedavinin izlediği seyre göre Sağlık

Bakanlığına atfedilebilir, tazmini gerekli bir hizmet kusuru bulunmamaktadır.

16. Bakanlık da 26/3/2010 tarihli yazısı ile muayene ve tedavi

kayıtlarının incelenmesi sonucunda idarelerine atfedilebilir, hizmet kusuru

olarak değerlendirilebilecek bir durumun bulunmadığı, muayene ve tedavilerinin

yapılması için idarelerince gerekli işlemlerin zamanında yapıldığı

gerekçeleriyle başvurucunun tazminat talebini reddetmiştir.

17. Başvurucu, 24/5/2010 tarihinde her iki Bakanlığa karşı İstanbul 7.

İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 25.000 TL maddi, 25.000 TL manevi olmak üzere

toplam 50.000 TL'lik tazminat davası açmıştır.

18. İstanbul 7. İdare Mahkemesi 27/4/2011 tarihli ara kararıyla;

i. Kendisine uygulanan ikinci ameliyat sonrası

özürlü hâle geldiğini ve özürlülük oranını gösteren bir raporun bulunup

bulunmadığının davacıdan sorulmasına,

ii. Dava dosyasına ekli

13/7/2007 tarihli ve 441574 protokol sayılı evraka göre başvurucunun operasyon

önerisiyle, mahkûm koğuşu bulunan Haydarpaşa Numune Hastanesine (HNH)

yönlendirildiği anlaşıldığından başvurucunun nezaretinde olduğu yetkililerce

önerilen tedavi için mahkûm koğuşu olan bir hastaneye götürülüp

götürülmediğinin davalı Bakanlıktan sorulmasına ve bahsi geçen dönemdeki sevk

zincirini gösteren tüm evrakın istenmesine,

iii. 13/7/2007 tarihli ve

441574 protokol sayılı evrak uyarınca başvurucunun operasyon önerisiyle mahkûm

koğuşu olan bir hastaneye sevkine ilişkin doktor raporunun ilgili ceza infaz

kurumu personeline iletilip iletilmediğinin davalı Sağlık Bakanlığından

sorulmasına ve buna ilişkin tüm evrakın istenmesine, anılan evraka rağmen

davacı mahkûm koğuşu olan bir hastaneye sevk edilmemiş ise bunun sebebinin ne

olduğunun bildirilmesinin istenmesine

iv. Adli tıp incelemesine esas oluşturmak üzere

başvurucunun sağlık kuruluşlarındaki tüm belgelerinin gönderilmesinin de Sağlık

Bakanlığından istenmesine

karar vermiştir.

19. Ara kararına cevap olarak başvurucu 14/6/2011 tarihli

dilekçesiyle, ikinci ameliyat sonrasında özürlülük durumunu gösterir bir

raporun bulunmadığını bildirmiş;Bakanlık ile Sağlık Bakanlığı da bağlı

birimlerinden temin ettikleri evrakı 20/6/2011 tarihli yazıları ekinde

Mahkemeye göndermiştir.

20. Mahkeme 16/2/2012 tarihinde, verilen

sağlık hizmetinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının ve davacının kolunda

fonksiyon kaybı olup olmadığının tespiti için dosya üzerinden bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

21. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 29/8/2012 tarihli raporunun

ilgili kısmı şöyledir:

"...

IV-

Tıbbi belgelerinde;

1.)

Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastalıklar Eğ.ve AR. Hastane'sine 15.11ç2006

tarihinde travma nedeniyle başvurduğu, sağ önkol çift kırık ,ramus pubis kırığı

teşhisi ile yatırıldığı, tetkiklerinin yapıldığı,17.11.2006 tarihinde dahiliye

konsultasyonun yapıldığı ve 17.11.2006 tarihinde sağ önkol çift kırığına aöık

reduksiyon plak vida tesbiti yapıldığı, sağ uyluk posteriorundaki yara

nedeniyle 23.11.2006 tarihinde anestezi konsultasyonunun yapıldığı ve yaranın

debride edildiği, 13.12.2006 tarihinde salah ile polikinik kontrolerine gelmek

üzeretaburcu edildiği,

2.)

Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sine 23.06.2009 tarihinde sağ

önkoldaki kırıklarda oluşan kaynama yetrsizliğiteşhisi ile yatırıldığı,

ameliyat edildiği ve 29.06.2009 tarihinde taburcu edildiği, 21.03.2010

tarihindeki kontrolunda kırığının kaynadığı, sağ dirsek hareketleri 0-100

derece Ekstansiyon-fleksiyon olduğu,sağ el bilek 0-30 derece, fleksiyon 0-70

derece olduğu,rotasyon hareketlerinin kısmen kısıtlı olduğu, fonksiyonel

olarakönkol kırığın kabul edilebilir düzeyde olduğunun tesbit edildiği,

04.08.2009

tarihinde Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'si tarafında verilen

raporda:

Adalet

Bakanlığı Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu hasta Erkan ORAKÇI

sağ önkol ulna kırığı malunion radius psodeo artrozu tanısı ile tetkikleri

önceden yapılan hasta 23.06.2009 günü yatırılmış aynı gün ameliyatı yapılmış,

ertesi gün genel durumunun iyi olması üzerine 24.06.2009 günü kontrollerine

ayaktan devam edilmek üzere taburcu edilmiştir. opere önkol kırığı için yatması

gerekmiyor. 1,5 (birbuçuk) ayda bir yeterli kaynama görülünceye kadar kontrole

gelmese gereklidir. Kalça bölgesinde kaynamış kırığı nedeni ile herhangi bir

tedavi gereksinimi yoktur.Durumunu bildirir rapordur.

Dr.

Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sinin sağlık kurulunun 13.08.2009

tarihli raporunda;

Antisosyal

kişilik bozukluğu* ortopedik hastalığıma sağu reaksiyon ve uyum bozukluğu

-suicid riski görülmemiştir. medikal tedaviye gerek görülmemiştir, sağuk kurul

kararı oy birliği ile verildi, bu rapor maltepe 1 nolu ltipi kapalı ceza infaz

kurumu mûdûrlüğü’nün 31.07.2009 tarih ve 2009/6404 sayılı yazısına istinaden

düzenlenmiştir.

MUAYENE

EDİLDİĞİ TARİHLER

05.03.2007

genel muayene,12.03.2007 ortopedi polikliniğine sevk edildiği,....2007psikolojik

mueyene edildiği, 14.03.2007depresyon mueynesi yapıldığı, 19.03.2007 genel

muayene edildiği, ..05.2007 ÜDH ortopedi polikliniğine sevk edildiği,

31.05.2007Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesine sevk edildiği, 22.06.2007

mueyene edildiği, 02.07.2007 muayene edildiği, 16.07.2007sağ kol ameliyatlı HNH

sevk edildiği, 19.07.2007ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 06.08.2007

muayene edildiği, 08.08.2007 HNH ortopedi polikliniğine sevk edildiği,

22.10.2007 muayene edildiği, 27.11.2007

Tarih

okunamadı HNH ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 28.11.2007 HNH ortopedi

polikliniğine sevk edildiği, ........ Tarih okunamadıBaltalimanı K.H.H. Sevk

edildiği, 24.03.2008 muayene edildiği, 21.04.2008muayene edildiği, 05.05.2008

KBB muayene yapıldığı, 09.06.2008 genel muayene yapıldığı, 16.08.2008 diş için

sevk yapıldığı,27.08.2008 genel muayene yapıldığı,

V-

Adli Tıp Kurumumuzda 17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde;

(...)

Adli

Tıp Kurumu Kanununun ilgili maddesi uyarınca 2.İhtisas Kurulu Üyesi Ortopedi ve

Travmatoloji Uzmanı Prof.Dr.İbrahim TUNCAY'ın Kurulumuza davet edilmesine karar

verilmiş olup kendisinin de katılımıyla Kurulumuzun29/08/2012 günlü

toplantımızda adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesi sonucunda;

SONUÇ

Muharrem

oğlu 1986 doğumlu Erkan Orakçı hakkındaki evrak tetkik edildi.

1.)

Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastalıklar Eğ.ve AR. Hastane'sine 15.11ç2006

tarihinde travma nedeniyle başvurduğu, sağ önkol çift kırık ,ramus pubis kırığı

teşhisi ile yatırıldığı, tetkiklerinin yapıldığı,17.11.2006 tarihinde dahiliye

konsultasyonun yapıldığı ve 17.11.2006 tarihinde sağ önkol çift kırığına aöık

reduksiyon plak vida tesbiti yapıldığı, sağ uyluk posteriorundaki yara

nedeniyle 23.11.2006 tarihinde anestezi konsultasyonunun yapıldığı ve yaranın

debride edildiği, 13.12.2006 tarihinde salah ile polikinik kontrolerine gelmek

üzeretaburcu edildiği,

2.)

Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sine 23.06.2009 tarihinde sağ ön

koldaki kırıklarda oluşan kaynama yetrsizliğiteşhisi ile yatırıldığı, ameliyat

edildiği ve 29.06.2009 tarihinde taburcu edildiği, 21.03.2010 tarihindeki

kontrolunda kırığının kaynadığı, sağ dirsek hareketleri 0-100 derece

Ekstansiyon-fleksiyon olduğu,sağ el bilek 0-30 derece, fleksiyon 0-70 derece

olduğu,rotasyon hareketlerinin kısmen kısıtlı olduğu, fonksiyonel olarakönkol

kırığın kabul edilebilir düzeyde olduğunun tesbit edildiği,

Adli Tıp

Kurumumuzda 17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde sağ dirsek ve önkolda

fonksiyon kusurunun bulunmadığı,radiusta 12 derece ve ulnada 10 derecelik açılı

kaynamanın 2cm kısalıkla sonuçlandığı, üst ekstremitede 30 derecelik açılı

kaynamanın hasta beden fonksiyonlarına negatif etkisinin bulunmadığı gibi

ikincil bir ameliyatla açılı kaynamanın düzeltilmesine de gerek olmadığı,

yapılan ilk ameliyatta görülen önkol kırıklarındaki kaynama gecikmesi sonu

gelişen psödoartrozun, kırığın bir komplikasyonu olduğu, bu komplikasyonun

hasta ve hasta dışında bir çok faktörlere bağlı olduğu göz önüne alındığında ve

gelişen komplikasyonun da ikinci bir ameliyatla düzeltildiği,fonksiyonel düzgün

kaynama elde edildiği cihetlekişiye yapılan tedavilerde idarenin ihmal ve

kusuru bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur. "

22. Anılan rapor 25/1/2013 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 15/2/2013 tarihli dilekçesiyle bilirkişi raporuna itiraz

ederek, 2/3/2007 tarihinde tutuklanarak konulduğu Maltepe 1 No.luL TipiCeza

İnfaz Kurumunda kalmakta iken kolundaki vidaların gevşemesi, kemiklerin yanlış

kaynaması nedeniyle Ceza İnfaz Kurumu idaresine başvurduğunu, 13/7/2007

tarihinde Baltalimanı Hastanesine sevkinin yapılarak muayene olabildiğini,

ameliyat olması önerilmesine rağmen 23/6/2009 tarihine kadar ameliyat

edilmediğini, bu süre zarfında ağrı duyduğunu, koluyla en basit hareketleri

bile gerçekleştiremediğini, tedavisindeki ihmal ve gecikmeler nedeniyle kolunun

2 cm kısalarak kalıcı sakatlığına yol açıldığını ileri sürmüştür.

24. İtirazları yerinde görmeyen Mahkeme 30/4/2013 tarihli kararı ile

davanın esastan reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Dava dosyasının

incelenmesinden; Davacının 15.11.2006 tarihinde sağ ön kol ve kalça travması

sebebi ile Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne

başvurduğu, ön hazırlıklar yapıldıktan sonra 17.11.2006 tarihinde ameliyata

alındığı , ameliyattan sonra 13.12.2006 tarihinde kontrole gelmek üzere taburcu

edildiği, taburcu olduktan sonra hırsızlık suçu nedeniyle Kadıköy 1. Sulh Ceza

Mahkemesi'nin 2007/110 sayılı tevkif müzekkeresiyle 02.03.2007 tarihinde

tutuklandığı, 13.07.2007 tarihinde tutuklu olarak poliklinik kontrolüne

geldiği, yapılan tetkik üzerine ameliyat önerildiği ve mahkum koğuşu bulunan başka

bir hastaneye sevk edildiği ve 23.06.2009 tarihinde ameliyat yapıldığı,

bakılmakta olan davanın ise hastanede mahkum koğuşlarının olmaması nedeniyle

gerekli tedavilerinin yapılmadığından kolunun fonksyonlarının azalmasına ve

kısa kalmasına sebebiyet verildiği ileri sürülerek,25.000 TL maddi ve 25.000 TL

manevi olmak üzere toplam 50.000 TL tazminatın ödenmesine hükmedilmesi

istemiyle açıldığı görülmektedir.

Olayda, davalı

idareye bağlı hastanece sunulan sağlık hizmetinde hizmet kusuru bulunup

bulunmadığının ve davacının kolunda fonksyon kaybı bulunup bulunmadığının

tespiti için Mahkememi'zce dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına

karar verilmiş, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na iletilmesi neticesinde 3. İhtisas

Kurulu tarafından düzenlenen raporun sonuç bölümünde; " Adli Tıp Kurumunda

17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde sağ dirsek ve ön kolda fonksiyon

kusurunun bulunmadığı, radiusta 12 derecelik ve ulnada 10 derecelik açılı

kaynamanın 2 cm kısalıkla sonuçlandığı, üst eksremitede 30 derecelik açılı

kaynamanın hasta beden fonksyonlarına negatif etkisinin bulunmadığı gibi

ikincil bir ameliyatla açılı kaynamanın düzeltilmesine de gerek olmadığı,

yapılan ilk ameliyatta açılı görülen ön kol kırıklarındaki kaynama gecikmesi

sonu gelişen psödoartozun, kırığın bir koplikasyonu olduğu, bu komplikasyonun

hasta ve hasta dışında bir çok faktörlere bağlı olduğu göz önüne alındığında ve

gelişen koplikasyonun da ikinci bir ameliyatla düzeltildiği, fonkisyonel düzgün

kaynama elde edildiği cihetle kişiye yapılan tedavilerde idarenin ihmal ve

kusuru bulunmadığı" mütalaasına yer verildiği görülmektedir.

Taraflara tebliğ

edilen rapora davacı tarafça yapılan itiraz yerinde görülmemiş olup rapor

Mahkememizce hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.

Bu durumda,Adli

Tıp kurumu3. İhtisas Kurulunun resmi bilirkişi sıfatıyla verdiği rapor dikkate

alındığında, davacının kolunun kırılmasından sonra uygulanan teşhis ve

tedavilerde davalı idarelere atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı

gibi davacının sağ dirsek ile ön kolunda fonksiyon kusurunun bulunmadığı ve

kolunda düzgün kaynama elde edildiği anlaşıldığından, davalı idarelerin

sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığı anlaşılmakla,tazminat isteminin

reddi gerektiği sonucuna varılmıştır."

25. Başvurucunun temyiz talebi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin

13/5/2014 tarihli kararı ile reddolunmuştur.

26. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairece 11/2/2015

tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.

27. Başvurucu 22/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “Hükümlünün muayene ve tedavi

istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“(1)

Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene

ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun

için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya

üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”

29. 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün muayene ve

tedavisi" kenar başlıklı 78. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kurumun

sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve

tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle

yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve

dosyasında saklanır.

(2) Sağlık

Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık

kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla

görevlidirler.

..."

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

“Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi

tutulamaz.”

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi

en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarak

işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiğini

belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen,

toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer

vermediğini içtihatlarda hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No:

25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

32. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların

korunmasız ve zayıf durumda olduklarını, en zor şartlarda dahi yetkililerin bu

kişilerin fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir (Keenan/Birleşik

Krallık, B. No: 27229/95, § 91; Tarariyeva/Rusya, B. No: 4353/03,

14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §

57).

33. AİHM, hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan

herkesin insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip olma hakkı

bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi sıkıntıya ya da

tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir

ümitsizliğe sokmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, B. No:

30210/96, 26/10/2000, § 94).

34. AİHM, böbrek taşı nedeniyle ameliyat önerilen bir

hükümlünün dört yıldan uzun bir sürenin sonunda ameliyatının gerçekleştirilmesi

nedeniyle kötü muamele iddialarını incelediği bir kararında, ağır bir suçtan

hükümlü olan kişilerin ameliyatının gerçekleştirilmesinin bazı güvenlik

tedbirlerinin alınmasını gerektirebileceğini, bu nedenle bir süre gecikme

yaşanmasının normal olduğunun kabul edilebileceğini, ancak somut olayda ceza

infaz kurumu yönetiminin mağdurun ameliyat edilmesi için gerekli somut adımları

zamanında atmadığını tespit ederek gecikme dolayısıyla başvurucunun yaşadığı

sıkıntının kötü muamele yasağı yönünden öngörülen kritik eşiği aştığına ve

Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Pilčić/Hırvatistan,

B. No: 33138/06, 17/1/2008, §§ 41, 42).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu, kamu idaresinin ihmali sonucu sağ kolunu kullanamaz hâle

geldiğini, yirmi üç kez muayene için sağlık kuruluşuna götürüldüğünü, 13/7/2007

tarihinde rahatsızlığının ameliyat gerektirdiği tespit edilmiş olmasına rağmen

27 ay 21 günlük bir gecikme sonunda ameliyat edilebildiğini, tüm bu süre

boyunca acı içinde yaşamak durumunda kaldığını, basit ihtiyaçları için bile

kolunu kullanamadığını, nitekim gecikme nedeniyle kolunun diğerine göre kısa

kaldığını ve bu nedenle uğradığı zararların tazmini için açtığı davanın uzun

sürdüğünü belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen

kötü muamele yasağı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde;

i. Başvurucunun 2/3/2007 tarihinde ceza infaz

kurumuna konulduğu, 12/3/2007 tarihinde, dilekçesine istinaden kurum revirinde

yapılan muayenesi sonucunda ortopedi polikliniğine sevkinin uygun görüldüğü, 26/3/2007,

14/5/2007, 4/6/2007, 2/7/2007, 27/8/2007, 22/10/2007, 17/3/2008, 24/3/2008,

21/4/2008, 5/5/2008 tarihlerinde kurum revirinde muayenesinin yapıldığı ve ilaç

reçetesinin düzenlendiği,

ii. 8/8/2007, 10/8/2007,

9/11/2007 ve 28/11/2007 tarihlerinde kurum revirinde yapılan muayenesi

neticesinde HNH Ortopedi Polikliniğine sevkinin sağlandığı,

iii. 7/1/2008 tarihinde kurum

revirinde yapılan muayenesi neticesinde Baltalimanı Hastanesi Ortopedi

Polikliniğine sevkinin sağlandığı, aynı Hastanenin 7/4/2009 tarihli yazısı ile

Hastanede mahkûm koğuşu bulunmadığı ve mahkûm koğuşu bulunan bir hastaneye

sevkinin uygun görüldüğünün bildirildiği,

iv. Bu kapsamda başvurucunun

mahkûm koğuşu bulunan Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkinin

sağlandığı ve 23/6/2009 tarihinde burada ameliyat edildiği,

v. Başvurucunun 13/7/2007

tarihinde bir muayenesinin bulunmadığı, 7/4/2009 tarihinde mahkûm koğuşu

bulunan hastaneye sevkinin uygun görüldüğü Baltalimanı Hastanesi tarafından

bildirildiğinden ameliyat bekleme süresinin makul kabul edilebilecek bir süre

olan 2 ay 16 gün olduğu,

vi. AİHM içtihatlarında, ağır

suçlardan hükümlü olan kişilerin olağan bir hastanede ameliyat edilmesinin

güvenlik riski oluşturabileceğinin ve bazı kurumsal sorunların bir ölçüye kadar

gecikmeye yol açabileceğinin kabul edildiği, bu nedenle başvurucunun kötü

muameleye maruz kaldığına ilişkin şikâyetinin yerinde olmadığı belirtilmiştir.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı;

i. Yapılan muayeneler sonucunda rahatsızlığının

gerek Ceza İnfaz Kurumu idaresi gerekse Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık

kuruluşları tarafından bilindiğini, buna rağmen en kısa sürede olacak şekilde

ameliyat günü alınmayıp tedavisinin sağlanmadığını,

ii. İkinci kez ameliyat

edilmesinin annesinin başvuruları ve İnsan Hakları Derneğinin müdahalesi

üzerine başlayan sürecin sonunda gerçekleştirildiğini,

iii. Zamanında yapılacak bir

müdahaleyle tamamen düzeltilebilecek bir sağlık sorunu nedeniyle iki yılı aşkın

bir süre gereksiz bir şekilde acı çekmesinin ve sonuçta oluşan sakatlığının

kötü muamele oluşturduğunu

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

39. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahiptir.

...

Kimseye

işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya

veya muameleye tabi tutulamaz."

40. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

41. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

42. Başvurucunun iddiaları ile başvuruya konu yargı süreci kapsamında

elde edilen bilgi ve belgelerin karşılaştırılması sonucunda Anayasa

Mahkemesince kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilip edilmediği

konusunda değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikte verilere

ulaşılamamıştır. Somut başvuru bakımından başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasının sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi, kötü

muamele iddiaları ile ilgili olarak devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü gerektiği

gibi yerine getirip getirmediğinin tespitine bağlıdır. Bu nedenle başvurucunun

belirtilen iddialarının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

43. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü

yargılamanın uzun süre devam ettiği iddiası, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının usul boyutu yönünden yapılacak inceleme ile ilişkili olduğundan

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında ayrı bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

45. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci

fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrada da kimseye

işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına

alınmıştır.

46. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka

müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

47. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi

gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence

olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan

fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 84).

48. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

49. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun

aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol

oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki

bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme

ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme, içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

50. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında

hukuka uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirlerken

(İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve

hürriyetlere sahiptirler. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın

kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza

infaz kurumunda güvenliğin sağlanmasına yönelik, kabul edilebilir, makul

gerekliliklerin olması durumunda sahip olunan haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

51. Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan

bir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır

bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz

sürecindeki davranışların mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu

olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri

çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir

şekilde güvence altına alınması ve gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan

onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, §

39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda

tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele

olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, §

65).

52. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna

uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma

koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak

yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek gerekir (Fatih

Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, § 65).

53. Özgürlüğünden yoksun bırakılmakta olan kişilerin hasta olmaları

durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı

sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi

yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından

tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine

sebebiyet verilmiş olması ya da belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte

kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres,

huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları

çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak

ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal

edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden

yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati

Kaytan, B. No: 2014/19527, 16/11/2016, § 44).

54. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir Canan, § 25). Ancak

etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle kötü muamele

iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir. İddia edilen olayların

gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul, şüpheden uzak kanıtların

varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı

emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir (C.D.,

B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28). Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde bir

soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir.

b. Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

55. Somut olayda 2/3/2007 tarihinde tutuklanmasının ardından ameliyat

edildiği 23/6/2009 tarihine kadar yirmi üç kez sağlık muayenesinden geçtiği

hususu başvurucu tarafından da kabul edilmektedir. Bu duruma göre kötü muamele

iddialarının -öncelikle ikinci ameliyat 13/7/2007 tarihinde önerildiği hâlde

23/6/2009 tarihine kadar ameliyatın gerçekleştirilmemesi, dolayısıyla tedavinin

gecikmesi nedeniyle- başvurucunun katlandığı sıkıntı ile bağlantılı olduğunun

gözönünde bulundurulması gerekir. Başvurucu, zamanında gerçekleştirilmeyen

ameliyat nedeniyle kolunun kısa kaldığını ve fonksiyonlarını tam olarak yerine

getiremediğini, dolayısıyla gecikme nedeniyle kalıcı olarak sakatlandığını -bu

süreçle bağlantılı olarak- ayrıca dile getirmektedir.

56. Başvurucunun kötü muamele şikâyetinin, tedavisinde makul olmayan

bir gecikmenin yaşandığı iddiasına dayandığı görülmekle birlikte bu sürenin

uzunluğu konusundaki taraf kabullerinin farklı olduğu anlaşılmaktadır. Başvuru

ile ilgili Bakanlık görüşünde 7/4/2009 tarihinde Baltalimanı Hastanesi Ortopedi

Polikliniğinde yapılan muayenesi sonucunda başvurucuya ameliyat önerildiği,

mahkûm koğuşu bulunan hastaneye sevkinin ardından başvurucunun 23/6/2009

tarihinde ameliyat edildiği dile getirilmiştir. Buna göre ameliyat önerisi ile

ameliyatın gerçekleştirilmesi arasında makul görülebilecek 2 ay 16 günlük bir

süre bulunmaktadır. Bakanlık 2,5 aylık bekleme süresinin ardından

gerçekleştirilen ameliyat sonucunda başvurucunun sağlığına kavuştuğu, olayda

ilgili idarelere atfı kabil bir kusur olmadığı görüşündedir.

57. Başvurucunun sunduğu belgelerle birlikte Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan derece mahkemesi dosyalarının incelenmesi

neticesinde Sağlık Bakanlığının başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebiyle

ilgili olarak yaptığı incelemenin sonucunu bildiren yazıda başvurucunun

13/7/2007 tarihinde Op. Dr. E.A. tarafından poliklinik muayenesinin

gerçekleştirildiği, burada radiustaki proksimal fragmanı tespit edilen

vidaların gevşediğinin saptanarak kendisine ameliyat önerildiği, hastanede

mahkûm koğuşu bulunmadığından kola atel takılarak tedavi ettirilmek üzere

başvurucunun mahkûm koğuşu bulunan başka bir sağlık kuruluşuna sevk edildiğinin

bildirildiği görülmektedir. Öte yandan Sağlık Bakanlığının dava dilekçesine

karşı İstanbul 7. İdare Mahkemesine sunduğu savunma yazısından da bu husus

teyit edilmiştir. Adli Tıp Kurumunun 29/8/2012 tarihli raporunun "MUAYENE

EDİLDİĞİ TARİHLER" başlığı altındaki 12. sayfasında, başvurucunun bu

tarihe yakın bir tarihte (2/7/2007) muayene edildiği, 16/7/2007 tarihinde de "...sağ

kol ameliyatlı HNH sevk edildiği, 19/7/2007 ortopedi polikliniğine sevk

edildiği..." bilgisine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda

başvurucunun kolundaki rahatsızlığın ameliyat gerektirdiği hususundan idarenin

7/4/2009 tarihinde haberdar olduğu ve başvurucunun ameliyat bekleme süresinin 2

ay 16 gün olduğu yönündeki Bakanlık iddiasının geçerli olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

58. Başvurucu, sağlık sorununun kendisine yoğun acı yaşattığını

ve günlük aktivitelerini yerine getirmesine engel olduğunu ileri

sürmektedir.Devletin kontrolü altında bulunan başvurucunun sağlık durumunun

gerektirdiği tedavinin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle gereksiz bir

şekilde acı çekmesine yol açılmış olması, kötü muamele yasağına aykırılık

teşkil etmektedir. Bu durumda, somut olayda ameliyat önerisi ile ameliyatın

fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında geçen sürenin -genel sağlık sisteminin

durumu ve başvurucunun koşullarının ameliyat öncesinde özel önlemler alınmasını

gerektirdiği de gözönünde bulundurularak- makul olup olmadığının

açıklanabilmesi gerekir.

59. Uyuşmazlık ile ilgili ara kararları incelendiğinde İstanbul 7. İdare

Mahkemesinin başlangıçta, önerilen ameliyatın gerçekleştirilmesinde gereksiz

bir gecikmenin olup olmadığı hususunun aydınlatılması noktasına yoğunlaştığı

gözlemlenmektedir. Bu arada İdare Mahkemesi 27/4/2011 tarihli ara kararıyla

davalı idarelere -başvurucunun iddiası doğrultusunda- ameliyatın önerildiği

tarih ile gerçekleştirilmesi arasında geçen sürenin açıklanmasını sağlayacak

sorular yöneltmiştir (bkz. § 18).

60. Bu aşamadan sonra Mahkemenin, ara kararına cevap olarak ilgili

yerlerden gönderilen ve doğrudan ara kararı ile sorulan sorulara yanıt

içermeyen belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verdiği

ve Adli Tıp Kurumundan bilirkişi olarak rapor istediği görülmektedir.

61. Uyuşmazlıkla ilgili olarak düzenlenen 29/8/2012 tarihli Adli Tıp

Kurumu raporunun sonuç kısmında sağ dirsek ve ön kolda fonksiyon kusurunun

bulunmadığı, kırığın açılı kaynaması sonucunda kolun 2 cm kısa kaldığı, bunun

beden fonksiyonları üzerinde olumsuz bir etkisinin olmadığı, ilk ameliyat

sonrasında görülen kaynama gecikmesi sonucu gelişen komplikasyonun hasta ve

hasta dışında pek çok faktöre bağlı olduğu, bunun ikinci ameliyatla

düzeltildiği, düzgün kaynamanın elde edildiği, buna göre teşhis ve tedavi

yönünden davalı idarelere atfedilebilir bir hizmet kusurunun bulunmadığı

kanaatine yer verilmiştir (bkz. § 21).Bundan sonraki aşamada derece mahkemesi,

Adli Tıp Kurumunun bu değerlendirmesini esas alarak tazminat istemini

reddetmiş; karar temyiz incelemesi sonunda onanarak kesinleşmiştir.

62. Olayda başvurucunun tazminat talebinin -kötü muamele iddiasını da

aydınlatabilecek şekilde- yalnızca ameliyatın sonucuyla ilgili olmadığı,

ameliyatın zamanında gerçekleştirilmemesiyle ilgili olduğu gözlemlenmiştir.

Başvurucunun şikâyetinin bu boyutu kendisine ameliyat önerildiği tarih ile

ameliyatın fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında geçen sürenin makul olup

olmadığı, bu süreçte başvurucunun ne gibi sıkıntılar çekmiş olabileceği, kolda

oluşan kalıcı hasarla birlikte dikkate alındığında bu sürenin tamamen iyileşebilme

olanağını ne şekilde etkilediği yönünden bir değerlendirmeyi gerektirir. Buna

rağmen Mahkemenin bu hususlara değinmeden başvurucunun şikâyetinin bir boyutu

ile ilgili görülen Adli Tıp Kurumu raporunun sonuç kısmını esas alarak

uyuşmazlıkla ilgili incelemesini tamamladığı görülmektedir.

63. Bu nedenle somut olayda, başvurucunun tedavisinin geciktirilmesi

suretiyle gereksiz bir şekilde acı çekmesinden kaynaklanan kötü muamele

iddialarının derece mahkemeleri tarafından etkin bir şekilde incelenerek açıklığa

kavuşturulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

64. Diğer taraftan iki dereceli yargılama sisteminde 24/5/2010

tarihinde açılan davanın 22/4/2015 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi ile

sonuçlandığı ve aradan geçen 4 yıl 10 ay 26 günlük sürenin makul olarak kabul

edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

65. Açıklanan gerekçelerle, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.Ancak yerindelik denetimi

yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre

esas inceleme kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa

ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük)

79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin

nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de

gerekir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 54).

68. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

69. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken

idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek işlem tesis

edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere

gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).

70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi, uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

71. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin

ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (bu durumda mahkemelerce yapılması

gereken işlemler konusunda bkz. Mehmet Doğan, § 60).

72. Başvurucu, 25.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

73. Somut olayda, başvurucunun tedavisinin geciktirilmesi suretiyle

gereksiz bir şekilde acı çekmesinden kaynaklanan kötü muamele iddialarının

derece mahkemeleri tarafından etkin bir şekilde incelenerek açıklığa

kavuşturulmaması nedeniyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

74. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yargılama 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 7. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

75. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden soruşturma

yapılmasına karar verilmesi başvurucunun yargılamanın uzunluğu nedeniyle

uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının usul

boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlalin tespiti ve yeniden yargılama

yapılması suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 18.300 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

76. Yargılamanın yenilenmesine hükmedilmiş olması nedeniyle maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele

yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2010/926, K.2013/784) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 18.300 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, diğer

tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/1/2019

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/7162, 23 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci
  4. Bölüm
  5. Karar
  6. Yıldırım
  7. Kömürcü
  8. Topal
  9. Güleç
  10. Saunders
  11. Orakçı
  12. I. Başvurunun Konusu
  13. II. Başvuru Süreci
  14. III. Olay Ve Olgular
  15. Iv-
  16. Muayene
  17. Edildiği Tarihler
  18. V-
  19. Sonuç
  20. IV. İlgili Hukuk
  21. A. Ulusal Hukuk
  22. B. Uluslararası Hukuk
  23. V. İnceleme Ve Gerekçe
  24. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  25. B. Değerlendirme
  26. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  27. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/1/2019
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/7162
Tarih
23 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Mirza Adlığ Başvurusu (B. No: 2015/5408)
  • Naif Şaşma Başvurusu (B. No: 2015/3782)
  • Hikmet Erçin Başvurusu (B. No: 2014/2917)
  • Ömer Şanlı Başvurusu (B. No: 2015/7304)
  • Kamuran Karaca Başvurusu (B. No: 2015/8762)
  • Yusuf Büyükcelep Başvurusu (B. No: 2016/9878)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.