İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

F.e. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15586)

(Başvuru

Başvuru No2014/15586Tarih23 Ocak 2019Okuma75 dk · 14.916 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm F.E. Ve Diğerleri Başvurusu

Başvuru No
2014/15586
Karar tarihi
23 Ocak 2019
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

14.916 kelime·75 dk okuma·33 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/15586)

Karar

Tarihi: 23/1/2019

R.G.

Tarih ve Sayı: 1/3/2019 - 30701

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör : Murat

ŞEN

Başvurucular : 1.

F.E.

2.

A.D.

3.

B.D.

4.

H.E.

5.

K.Ş.

6.

M.K.

7.

B.K.

8.

F.T.

9.

E.T.

10.

M.H.A.

11.

H.B.

Vekilleri : Av.

Senem DOĞANOĞLU

Av.

Hürmüz BİÇER

Av.

Dilan COŞKUN

Av.

Fatma GÜNEŞ

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, infaz koruma memurlarının hükümlü ve tutuklu

çocuklara sistematik ve insan onuruna aykırı bir şekilde davranarak kötü

muamele yasağını ihlal ettikleri iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet Başsavcılığından

temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular olayların meydana geldiği 1/1/2014

tarihinde Ankara (Sincan) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör

örgütü üyeliği suçundan tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucuların doğum

tarihleri 1/3/1996 ile 10/12/1997 tarihleri arasında değişmekte olup tamamı

olay tarihinde 16-17 yaş grubundadır.

9. Başvuruculardan F.E., A.D., B.D., H.E. C-10

ünitesinde; M.K., K.Ş., B.K., F.T., E.T., M.H.A. ve H.B. C-12 ünitesinde

kalmaktadır.

10. 1/1/2014 tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda görevli dört

infaz koruma memuru saat 16.05'te sayım için C-10 ünitesine gelmişlerdir. Sayım

esnasında başvuruculardan H.E.nin sayım için üst kattan inmemesi üzerine C-10

ünitesinde kalan başvurucular ile infaz koruma memurları arasında tartışma

başlamıştır.

11. Başvurucular, tartışmanın nedeninin başvuruculardan

H.E.nin hasta olması sebebiyle sayım için üst kattan inmemesi üzerine infaz

koruma memurlarının sayıma herkesin katılmasında ısrarcı olarak hakaret ve

tehditlerde bulunmaları olduğunu ileri sürmüşlerdir. İnfaz koruma memurları ise

tartışma nedeninin başvurucu H.E.nin sayım için çağrıldığında sayıma karşı

çıkması ve diğer tutuklu çocukların hakarette bulunması olduğunu

belirtmişlerdir.

12. İnfaz koruma memurları ile tutuklu çocuklar arasında

başlayan tartışma esnasında başvurucu B.D. infaz koruma başmemuruna kafa atarak

saldırmıştır. Bu olay üzerine diğer tutuklu çocuklar da diğer infaz koruma

memurlarına vurmaya başlamışlardır. İnfaz koruma memurları da karşılık vermeye

başlamıştır. Bu esnada başvurucu H.E. de üst kattan inerek önce başmemura, daha

sonra infaz koruma memurlarına saldırmıştır. Başvurucular temizlik için

kullanılan çekpas sopalarını alarak saldırmaya devam etmişlerdir.

13. Kavga seslerinin duyulması ve başmemurun yardım

istemesi üzerine diğer infaz koruma memurları da C-10 ünitesine gelerek tutuklu

ve hükümlüleri kontrol altına almaya çalışmış ve kontrol altına alınan çocuklar

müşahede odasına götürülmüştür.

14. İnfaz koruma memurlarının iddiasına göre, C-10

ünitesindeki tutuklu çocukların C-12 ünitesine işaret etmesiyle buradaki

tutuklu çocuklar da hakaret ederek camlara vurmaya başlamıştır. İnfaz koruma

memurlarından birinin C-12 ünitesinin kapısını sürgülemesi üzerine tutuklu

çocuklar dışarıya çıkamamıştır. Dışarı çıkamayan çocuklar kapılara vurup

bağırmaya başlamış ve diğer ünitelerdeki hükümlü ve tutukluları kışkırtıp isyan

çıkarmaya çalışmışlardır. Dışarı çıkmaları engellenen C-12 ünitesindeki

çocuklar üst kata çıkarak ünite içinde bulunan masa tenisi masası,

ayakkabılıklar, odalarda sabit hâlde bulunan elbise dolapları, yatak ve

nevresimlerle barikat kurmuşlardır.

15. Olay, Ceza İnfaz Kurumu müdürü ve ikinci müdürüne

bildirilmiş, bunun üzerine mesaide olmayan bazı infaz koruma memurları da

göreve çağrılmıştır. Ayrıca 112 Acil Servis aranarak C-12 ünitesine nasıl

müdahale yapılacağı planlanmıştır.

16. Görevli infaz koruma memurları öncelikle çocuklara

ihtarda bulunarak olayların sona erdirilmesini istemiştir. Tutuklu çocuklar

uyarıları reddederek ellerindeki sert cisimleri ve eşyaları merdivenden çıkmaya

çalışan infaz koruma memurlarının üzerine atmışlardır. Tutuklu çocukların

yangın çıkarma tehditleri üzerine yangın söndürme tüpü ve tazyikli su ile müdahalede

bulunulmuştur. Bu esnada üst kattan atılan bir dolap yangın söndürme tüpünü

patlatmıştır. İnfaz koruma memurlarından bazıları atılan cisimler nedeniyle

yaralanmıştır.

17. Olayların kontrol altına alınmasından sonra C-10

ünitesindeki dört çocuk 1 No.lu müşahede bölümüne, C-12 ünitesindeki yedi çocuk

ise 2 No.lu müşahede bölümüne konulmuştur. Bu çocuklara, müşahede bölümüne

götürülürken infaz koruma memurlarına ve kendilerine zarar vermelerini

engellemek için plastik kelepçe takılmıştır.

18. Olay sonrasında tutuklu on bir çocuk hakkında idari

soruşturma başlatılmış ve kaldıkları kurumun değiştirilmesine karar

verilmiştir. Dört çocuk İzmir (Şakran) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz

Kurumuna, dört çocuk İstanbul (Maltepe) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz

Kurumuna 3/1/2014 tarihinde nakledilmiştir.

19. Ceza İnfaz Kurumu müdürü tarafından 2/1/2014 tarihinde

Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet Savcılığına da suç duyurusunda bulunulmuştur.

Öte yandan olay günü görevli infaz koruma memurları hakkında da idari soruşturma

başlatılmıştır. Olaylara ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) iki

ayrı rapor hazırlamıştır.

A. Tutuklu Çocukların Beyanları

1. Başvurucu F.E.nin Beyanları

20. Başvurucu F.E. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüştür. Görüşme tutanağı kapsamında başvurucu,

H.E.nin hasta olması sebebiyle sayıma çıkmadığını, H.E.nin gelmesi için infaz

koruma memurunun sayım alanında koltuğa oturarak bacak bacak üstüne atması

üzerine A.D.nin "Saygılı ol" dediğini ve infaz koruma

memurunun küfrettiğini, B.D.nin de infaz koruma memuruna kafa attığını ve

koğuşa gelen infaz koruma memurlarının kendilerini dövdüğünü, sonra ise

müşahede odasına götürdüklerini ifade etmiştir. Başvurucu, müşahede odasında

kendisine giyecek ve yemek verilmediğini ileri sürmüş; ayrıca ayağının kırık

olduğunu beyan etmesine rağmen sağlık raporunda bu hususun belirtilmediğini

ifade etmiştir. Başvurucu olaydan sonra müşahede odasında tekrar dayak

atıldığını ve ellerinin kelepçelendiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca,

kendisine bir battaniye verildiğini ve olaydan bir gün sonra yatak verildiğini

belirtmiştir.

21.Başvurucunun TİHK raporunda belirtilen beyanı şöyledir:

"C10

Ünitesinde kalan F.E., Hakkari’den Sincan Cezaevine nakledildiğini, yolculuk

esnasında kendisine yemek verildiğini, olay günü H.E. isimli arkadaşının hasta

olması nedeniyle aşağıdaki sayıma inmediğini, infaz koruma memurlarının inmesi

için ısrarcı olduklarını, daha sonra memurların kendilerine küfrettiklerini ve

B.D. isimli arkadaşlarının üzerine atıldıklarını, ancak ilk hareketin

arkadaşlarından mı yoksa memurlardan mı geldiğini bilmediğini, kendilerinden

istenmesine rağmen adli mahkumlar gibi ayakta sayım vermediklerini, ortak

kullanım alanında oturarak sayım verdiklerini, arbededen sonra memurların

kendilerini döverek müşahede odasına götürdüklerini, aynı gün doktora

götürüldüklerini, müşahede odasının pencerelerinin kapalı olduğunu ve

kaloriferlerin yandığını ifade etmiştir."

22. Başvurucunun 9/1/2014 tarihinde suça sürüklenen çocuk

sıfatıyla Cumhuriyet savcısına verdiği beyan şöyledir:

"Biz

C10 koğuşunda A.D., B.D., H.E. olduğu halde dört kişi kalıyorduk. Olay günü

H.E. hasta olduğu için sayım nedeniyle aşağı inmek istemedi 6-7 tane İnfaz

Koruma Memuru odaya geldi. Niye sayıma gelmiyorsun dedi o da hastayım dedi,

aşağıya gelmezsen biz burda oturacağız dediler. O esnada ben mutfağa geçtim

dönüşte bağırma sesleri duydum, "siz kimsiniz, bize karşı

gelemezsiniz"diye İnfaz koruma memurları bağırıyordu. A.D. ile B.D.nin

üstüne İnfaz koruma memurları atladılar ben ne oluyor demeye kalmadan beni şu

anda adını bilmediğim ancak fotoğrafını görsem tespit edeceğim infaz koruma

memuru darp etmeye başladı. "piçler, o.. Çocukları" diyerek bana

küfür etti. Daha sonra koğuşta bulunan A., B., H. ve beni döverek aşağı

müşahede odasına götürdüler burada süngerli odaya doğru çektiler. C12 de ne

olduğunu ben bilmiyorum ancak bizim üzerimizde çakmak yoktu duyduğum kadarıyla

C12 de kalan tutuklulara İnfaz koruma memurlarından biri küfür etmiş, sıra size

de gelecekdemiş bu nedenle bu kişilerde barikat kurmuşlar ben hiç biryeri

kırmadım, ancak bana infaz koruma memurları vurunca bende onlara vurdum kendimi

savundum. Olay bu şekilde olmuştur. Ben infaz koruma memurlarından şu anda

şikayetçi değilim dedi."

2. Başvurucu A.D.nin Beyanları

23. Başvurucu A.D.nin TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"Olay

esnasında C10 koğuşunda (ünite) kalmakta olan A.D., olay günü C10 koğuşunda

(ünite) dört kişi oturduklarını, H.E. adlı arkadaşlarının hasta olduğunu,

memurlar ısrarla “aşağıya geleceksin, köpek gibi ayağımıza geleceksin” diyerek

küfür ettiklerini, ayak ayaküstüne attıklarını, “ayak ayaküstüne atmayın, bize

saygı gösterin” dediklerini, bunun üzerine olayların çıktığını, olay gününe

kadar sayım verdiklerini bir sorun yaşamadıklarını, olay günü H.E.’nin hasta

olduğunu, küfür etmeksizin güzelce konuşulsaydı arkadaşlarının aşağıya

ineceğini ve bu olayın olmayacağını, fiili saldırıyı ilk olarak kimin

başlattığını bilemediğini, ilk saldırı hareketini kendilerinin de yapmış

olabileceğini, olay esnasında cam kırmadıklarını ve hiçbir şeye zarar vermediklerini,

Sincan

Cezaevine olaylardan önce iki hafta önce gelmiş olduğunu, ayakta sayım

konusunda görevliler ısrar etmeleri nedeniyle açlık grevine gitmeyi

düşündüklerini, kendilerinin diğer adli tutuklu ve mahkûmlardan farklı bir

muameleye tabi tutulduklarını, örneğin Kürtçe şarkı söyledikleri için tutanak

tutularak disiplin cezası verilmekle tehdit edildiklerini,

Olaydan

sonra, kendisine arkadan kelepçe takıldığını, elleri kelepçeli olarak süngerli

odada altı saat kaldığını, bilahare kampüsteki hastaneye götürüldüğünü,

hastanede jandarma komutanının kendisi için “rapor mapor vermeyin” dediğini,

doktorla görüşüp konuştuğunu, kendisine doktor raporu verildiğini ancak raporun

içeriğini görmediğini, hastaneden dönüşte çıplak aramaya maruz kalmadığını, kamerasız

odada dövüldüğünü,

Müşahede

odasında yataksız ranza üzerinde iki gün yattığını, ertesi güne kadar yatak

verilmediğini, ayakları ve ellerinin yara olduğunu, boynunu kıpırdatamadığını,

ellerinin kelepçe izi olduğunu, odada bulunan üst camın kenarının açık

olduğunu, kaloriferin yanmadığını odanın soğuk olduğunu, elbisesinin kendisine

verilmediğini, müşahedede kaldığı sırada yemek verildiğini,

...

ifade etmiştir."

24. Başvurucunun mağdur sıfatıyla İstanbul Anadolu

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyan şöyledir:

"Olay

günü Ankara Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz kurumunun C-10 koğuşunda ...

bulunduğum esnada [infaz koruma memurları] koğuşa gelerek sayım yapacaklarını

söylediler. H. dışındaki 2 kişi ve beni saydılar. Bu esnada hasta olan ve yatakta

yatan arkadaşımız H.E. üst kattan aşağı inip infaz koruma başmemuru K.O.ya

göründü. Rahatsız olduğunu söyleyerek yatağına gitmek istediğni beyan etti.

Ancak başmemur K.O. H.E.ye dönerek "köpek gibi ayağıma geleceksin"

diye bağırdı. Ben ve diğer 2 arkadaşım sayımda bir sorun olmadığını H.nin hasta

olduğunu belirtmemize rağmen baş memur K.O. talebinde ısrarcı oldu. 2. Müdür

... ve baş memur ... başka infaz koruma memurlarını çağırdılar. Bu memurlar

geldikten sonra baş memur ve diğer memurlar bana ve arkadaşlarıma ana avrat

küfür ettiler. "sizi süründüreceğiz müşahede odasına götürüp

döveceğiz" diye tehditte bulundular ayrıca beni ve arkadaşlarımı darp

ettiler. Beni tehdit eden hakarette bulunan ve darp eden görevlilerden

şikayetçiyim, cezalandırılmalarını istiyorum ... dedi."

3. Başvurucu B.D.nin Beyanları

25. Başvurucu B.D. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüştür. Görüşme tutanağında başvurucu, H.E.nin hasta

olması sebebiyle sayıma çıkamadığını, bunun üzerine infaz koruma memurunun

"Ben ne dersem o olur" diyerek sayım alanına gelmesini

istediğini, daha sonra A.D. ile diğer infaz koruma memurunun tartışmaya

başladığını belirtmiştir. Başvurucu tartışma üzerine elliye yakın infaz koruma

memurunun koğuşa gelerek diğer arkadaşları ile birlikte kendisini de dövdüğünü,

ellerinin kelepçelenerek müşahede odasına götürüldüğünü, infaz koruma

memurlarının hakaret ve tehdit içeren sözler söylediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, yapılan muayenesinde doktorun vücudundaki tüm izleri yazmadığını ve muayene

sonrasında da darbedildiğini iddia etmiştir.

26. Başvurucunun TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"Olay

esnasında C10 koğuşunda kalmakta olan B.D., olay günü H.E. adlı arkadaşının

hasta olduğunu, oturarak sayım verdiklerini, gardiyanların “aşağıya ineceksin”,

“Köpek gibi ayağıma geleceksin” diyerek kendilerini tahrik ettiklerini, A.D. ve

kendisine küfrettiklerini, kendilerinin de küfürle karşılık verdiklerini ve

kavga çıktığını, H.E.’nin C12’den C10’a yeni geldiğini, H.E.’nin hasta ve halsiz

olduğunu bildirdiğini, “Bu günlük böyle olsun” dediğini, kendisinin sırf

sıkıntı çıkmasın diye ayakta sayım verdiğini, hatta H.E.’ye “Sıkıntı çıkmasın,

sürünerek in” dediğini, A.D. ile görevli memurun bu sırada tartıştığını, bana

da “Sizin gibi teröristleri çok gördük” deyince dayanamayıp görevliye kafa

attığını, arbede çıkınca ellerine geçirdikleri temizlik malzemesinin

sopalarıyla görevlilere karşılık verdiklerini, süngerli odada

kelepçelendiklerini, sol kolunda yarasının olduğunu,

Sayımla

ilgili daha önce bir sorun yaşamadıklarını, açlık grevine girince Savcının

“Tamam oturarak sayım versinler” dediğini, olay sonrasında süngerli odada

baygın olarak uzun süre kaldıklarını, süngerli odada ve kamerasız odada darp

edildiklerini, hastaneden döndükten sonra müşahede odasında soğukta yataksız

demir ranzanın üzerinde iki gün kaldığını,

...

ifade etmiştir."

27. Başvurucu 19/2/2014 tarihinde Maltepe Çocuk ve Gençlik

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildikten sonra kendisine

ulaşılamadığından Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınamamıştır.

4. Başvurucu H.E.nin Beyanları

28. Başvurucu H.E. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüş ve görüşme tutanağına göre olay günü odasında

hasta yattığını, sayıma inmediği için koğuş arkadaşları ile infaz koruma

memurlarının kavga etmeye başladığını, arkadaşlarına bakmaya gittiğinde infaz

koruma memurlarının arkadaşlarını dövdüğünü gördüğünü, daha sonra kendisini de

dövdüklerini belirtmiştir. İnfaz koruma memurları kendisini koğuştan

çıkardığında "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek" şeklinde

slogan attığını, bunun üzerine kafasını duvara sürttüklerini beyan etmiştir.

Başvurucu ayrıca müşahede odasına atıldığını, odanın soğuk ve pis bir yer

olduğunu, odada yatak olmadığını, sadece kendisine bir battaniye verdiklerini,

burada ayakları ve elleri (tersten) kelepçeli olarak bırakıldığını ileri

sürülmüştür. Başvurucu, hastaneye gidiş gelişte de dövüldüğünü ve bu sırada

çıplak arama yapıldığını iddia etmiştir. Başvurucu, infaz koruma memurlarının

sürekli tehdit ve hakarette bulunduğunu, bu esnada üzerine portakal kabuğu

atıldığını belirtmiştir.

29. Başvurucunun TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

Olay

esnasında C10 koğuşunda kalmakta olan H.E., sayım günü grip olduğunu, kalkacak

durumunun olmadığını ve üst kattaki odasından kalkıp sayım yerine gelemediğini,

sayım yapan görevlilere yukarıdan göründüğünü, “hastayım gelemem, aşağıya

gelmemi bu sefer istemeyin” dediğini, aşağıda ortak alanda bir görevlinin

ısrarla aşağıya gelmesini istediğini, oturarak ayak ayaküstüne attığını, bir

arkadaşının görevliye “ayak ayaküstüne atmayın” dediğini, bu sırada gardiyanın

arkadaşına vurduğunu, diğer arkadaşının da ona kafa attığını, bu arada 10-15

gardiyanın daha koğuşa geldiğini, bilahare 30-40 kişi olduklarını, “tamam, geri

çekiliyoruz” dediklerini ancak yüzünü duvara vura vura müşahedeye

götürdüklerini, görüşme sırasında heyete dönerek “Yüzümde yara var bakın

gözüküyor, Raporda belli, dişim sallanıyor, dişime yumrukvurdular.” diyerek

olayı anlatmaya devam etmiş ve olay sırasında slogan attığını, “sesini kes”

diyerek kendisine daha fazla vurmaya başladıklarını, ellerine ve ayaklarına

kelepçe vurduklarını, müşahede odasına götürdüklerini, süngerli odada kendisini

duvardan duvara vurduklarını, nefes almakta zorlandıklarını, orada bir süre

beklediklerini, bilahare kötü kelimelerle küfürler ederek hastaneye

götürdüklerini, hastanede doktora “darp izi ne olacak?” diye sorduğunu,

kendisini büyük hastaneye sevk ettiklerini, orada askerler ve gardiyanların

olduğunu, onların da kendisine küfrettiklerini, ring arabasında da

küfrettiklerini, cezaevine gelince beyaz saçlı gardiyanın arama odasında

üzerindeki elbiseyi pantolonunu zorla çıkarttığını, sadece iç çamaşırının kaldığını,

pantolonunu yırtarak çıkardıklarını, kemerle vurmaya başladıklarını, daha sonra

kapıyı açarak üzerini giydirdiklerini, bir gardiyanın ellerinden tuttuğunu bu

sırada diğer gardiyanların kendisine vurmaya başladıklarını, kendisini

“hücreye” attıklarını, orada da vurduklarını, diğer arkadaşlarının da çıplak

aramaya tabi tutulmak istendiğini, kaldığı “hücrede” yatak olmadığını,

elbiselerinin üzerinde oturduğunu, odada cam olmadığını,

Bir

senedir cezaevinde olduğunu, kendisine kinli davranıldığını, “bir senedir

buradasın sana göstereceğiz” diyerek üzerine portakal kabukları atıp

tükürdüklerini, yemek vermediklerini ve hakaret ettiklerini, yine sabah gelip

hakaret ettiklerini, kendisine kahvaltı vermediklerini, bir gardiyanın

kendisine yemek vermediğini ve hakaret edip küfrettiğini, avukatlarla görüşme

yaptıklarını ve onlara her şeyi anlattıklarını, bunun üzerine gardiyanların

yatak verdiklerini,

C12’de

olanları bilmediğini, ancak C12’de kalan arkadaşlarının müşahedeye

geldiklerinde üzerlerinin ıslak olduğunu, gaz koktuklarını,

Olay

olmadan önce cezaevi müdürünün kendilerini “Eğer kurallara uymazsanız sizi

hücreye atarız.” diyerek tehdit ettiğini, sayımı oturarak verdiklerini,

yönetimin ise her zaman ayakta sayım yapmak istediğini, kendilerini

zorlamalarına rağmen bunu yapmadıklarını, gerginlik olunca cezaevi savcısının

kendilerine tenis masasının yanında sayım vereceklerini söylediğini,

kendilerinin ise oturarak sayım vermek istediklerini savcının da buna onay

vermesi üzerine uygulamanın böyle devam ettiğini,

Hastaneye

giderken ve gelirken üst araması yapıldığını, Cezaevi Savcısı üst araması

yapılmayacak demesine rağmen aramanın yapılmaya devam edildiğini, kitaplarının

yırtıldığını, ayda bir askerlerin arama yaptığını, gardiyanların da bir hafta

sonra gelip keyfi arama yaptığını,

...

Olaydan

önce 2013 Mart ayında sayım vermemek için açlık grevine gittiklerini, zorla

sayıma götürüldüklerini, bu eylemden dolayı kendisine disiplin cezası

verildiğini ve beş gün müşahede odasında (hücrede) kaldığını,

...ifade

etmiştir."

30. Başvurucu 18/2/2014 tarihli dilekçesi ile ifade vermek

istememiş, daha sonra tekrar beyanı alınmak istendiğinde ise 7/3/2014 tarihinde

İzmir Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildikten sonra

kendisine ulaşılamadığından Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınamamıştır.

5. Başvurucu K.Ş.nin Beyanları

31. Başvurucu K.Ş.nin TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"Olay

esnasında C12 koğuşunda kalmakta olan K.Ş., C10 koğuşunda yaşanan arbedeyi

kendi koğuşlarından görebildiklerini, sonradan öğrendiklerine göre bir

arkadaşlarının hastalığını gerekçe göstererek, “Kalkamıyorum, gelemiyorum”

demiş olduğunu, kavganın başlangıcını ve görevlilerle tutuklu çocukların

birbirlerine girmesini koğuşlarından görebildiklerini,

Gardiyanların

zorla saygı gösterilmesini istediklerini, sayım esnasında ayaklarına

gelmelerini istediklerini, ana babalarına ve kardeşlerine küfredildiğini,

kendilerinin de gördükleri olaylara tepki gösterdiklerini, ne oluyor diye

sorduklarını, arkadaşlarının dövüldüğünü gördüklerini,

Olaydan

önce Müdürün kendilerini müşahede odasına atmakla tehdit ettiğini, müdürün

kışkırtması ile olayların geliştiğini, memurlarla bir sorunlarının olmadığını,

olay esnasında ölümle tehdit edildiklerini, “Savcıyı çağırın” dediklerini,

barikat kurduklarını, camı ve bilgisayarı kırdıklarını, korktuklarını orada

öleceklerini sandıklarını, ancak dinlemediklerini, ellerinde çakmakları olsaydı

yangın çıkartacaklarını, memurların, bulundukları koğuşu bastığını hortumla su

ve gaz sıktıklarını, yüzlerinin yandığını, yangın tüpü gibi bir şeyle gaz

sıkıldığını, gardiyanların yukarıya çıktıklarını kendilerinin bir odaya

girdiklerini, ve burada dayak yediklerini, ellerinin kelepçelendiğini, süngerli

odada altı saat dövüldüklerini, oradan hastaneye götürülürken arama odasında

dövüldüklerini, hastaneye gittiklerini dönünce müşahede odasında kendisini

yeniden dövdüklerini, sabaha kadar yerde ıslak mermerin üzerine yattığını,

yatak olmadığını, yatak istediklerini, elbiselerinin ıslak olduğunu, odada

kaloriferin yandığını ancak odanın soğuk olduğunu,

...

Aramayı

çıplak yapmak istediklerini, buna zorladıklarını ancak kendilerinin kabul

etmediğini,

...

ifade etmiştir."

32. Başvurucunun mağdur sıfatıyla İstanbul Anadolu

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyan şöyledir:

"Ankara

Çocuk ve Gençlik kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunduğum

sırada diğer tutuklu ve hükümlü arkadaşlarımızla birlikte cezaevi idaresinden

bazı taleplerimiz oldu. İdare bu taleplerimizi kabul etmedi. Bunun üzerine

arkadaşlarımızdan O. ve B. ve H.E. açlık grevine girdiler. Açlık grevi devam

ederken Cezaevi Savcısı bizimle görüştü. Taleplerimizi kabul etti. Bu

taleplerimiz arasında sayımı oturtarak verme hususuda vardı. Ancak Savcının

talimatına rağmen cezaevi müdürü sayımı ayakta alacağını söyledi. Olay günü

Cezaevi Müdürü, infaz koruma başmemurları ve infaz koruma memurları koğuşa

girerek sıraya girmemizi istediler. Savcıyla görüştüğümüzü talebimizin kabul

edildiğini bu nedenle ayakta sayım vermeyeceğimizi söyledik. Görevliler zor

kullandılar. Bu arada hasta olan ve yatakta yatan arkadaşımız H.E. zorla

yataktan kaldırılmak istendi. Biz bu duruma engel olmak istedik. Cezaevi

müdürü,infaz koruma başmemurları ve infaz koruma memurları bana ve

arkadaşlarıma ana avrat küfür ettiler. "sizi süründüreceğiz, işkence

yapacağız, süngerli odaya götürüp döveceğiz" dediler. Ayrıca beni ve

arkadaşlarımı darp ettiler. Beni tehdit eden hakarette bulunan ve darp eden

görevlilerden şikayetçiyim cezalandırılmalarını istiyorum. Uzlaşmakta

istemiyorum dedi."

6. Başvurucu M.K.nın Beyanları

33. Başvurucu M.K. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüştür. Görüşme tutanağında başvurucu; ellerinde

hareket kısıtlılığı olduğunu, karnının ağrıdığını ve müşahede odasında soğukta

yerde yattığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca olaylar esnasında soğuk,

tazyikli su ve biber gazı ile müdahale edildiğini, dövülerek müşahede odasına

atıldığını ileri sürmüş; yumuşak oda olarak tanımlanan müşahede odasında eli ve

ayağı kelepçeli iken dövüldüğünü iddia etmiştir.

34.Başvurucunun TİHK raporunda belirtilen beyanı şöyledir:

"C12

koğuşunda kalan M.K., arkadaşlarından duyduğu kadarıyla, bir arkadaşının hasta

olduğunu, bu arkadaşının ne tür bir hastalığı olduğunu bilmediğini, sayım

sırasında aşağıya inememiş olduğunu, görevlilerin küfür ettiklerini, B.D.

isimli arkadaşının gardiyana kafa attığını duyduğunu ifade etmiştir. Daha sonra

C12 koğuşunda kalmakta iken C10’daki sesleri duyduklarını ve protesto

ettiklerini, koğuşun üst katına çıktıklarını, üzerlerine tazyikli su ve gaz

sıkıldığını, kendilerinde çakmak vs. olmadığından ateş yakma imkânlarının

olmadığını, bir arkadaşının kafasının duvara vurulduğunu, dolapları

devirdiklerini, arkadaşlarının yüzleri eğilerek müşahede odasına götürdüklerini,

orada iken üzerinin ıslak olduğunu ve üşüdüğünü, bazı arkadaşlarının kaldığı

odaların camlarının kırık olduğunu, kendisinin kaldığı odanın camının kırık

olmadığını, olayda parmağının yaralandığını, olay sırasında niteliğini

bilemediği bir gaz sıkıldığını, bundan etkilenerek kusmaya başladığını, 7-8

kişinin eli kelepçeli olarak 10 saat yumuşak oda adı verilen müşahede odasında

kaldığını, hepsinin kelepçeli ve üzerleri ıslak olduğunu, gece hastaneye

gönderildiklerini, hastanede gardiyan ve jandarmaların bulunduğunu ve doktorla

hiç baş başa kalamadıklarını, hastaneden dönüşte 10-20 gardiyanın üzerlerine

saldırdığını, elbiseleri çıkartılarak arama yapıldığını ve arama odasında

dövüldüklerini, bu olaydan önce müdürün kendilerini “sizi yumuşak odalara

atacağım, aklınız başınıza gelecek” diye tehdit ettiğini, telefonda görüşmek

için önceden kayıt yaptırdıklarını, görüşmelerinde bir sorun yaşamadıklarını,

... ifade etmiştir."

35. Başvurucu 13/3/2014 tarihinde İzmir Çocuk ve Gençlik

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildikten sonra kendisine

ulaşılamadığından Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınamamıştır. Öte yandan başvurucu vekili 28/4/2016 tarihli ek

dilekçesinde başvurucunun vefat ettiğini belirtmiştir.

7. Başvurucu B.K.nın Beyanları

36. Başvurucu B.K. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüştür. Başvurucu görüşme tutanağında; C-12

koğuşunda kaldığını, olay günü C-10 koğuşunda olanları protesto ettiklerini,

bunun üzerine yetmişe yakın infaz koruma memurunun koğuşlarına girerek önce su,

daha sonra biber gazı sıktığını belirtmiştir. Başvurucu, gazın etkisi geçtikten

sonra infaz koruma memurlarının kendilerini koğuştan çıkarıp döverek ve elleri

ters kelepçeli olarak müşahede odasına götürdüklerini, beş altı saat orada

tutulduktan sonra hastaneye sevk edildiklerini beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca

hastaneye götürülürken infaz koruma memurlarının çıplak arama yapmaya

çalıştıklarını ve kendisini tekrar darbettiklerini ileri sürmüştür. Başvurucu

müşahede odasında da dört infaz koruma memuru ellerini tutarken iki infaz

koruma memurunun tekme ve tokatla kendisini dövdüğünü iddia etmiş ve müşahede

odasında kendisine battaniye verilmediğini belirtmiştir.

37. Başvurucunun tahliye edilmesi nedeniyle görüşme

yapılamadığından TİHK raporunda beyanı bulunmamaktadır.

38. Başvurucu 30/1/2014 tarihinde Maltepe Çocuk ve Gençlik

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildikten sonra kendisine

ulaşılamadığından Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınamamıştır.

8. Başvurucu F.T.nin Beyanları

39.Başvurucu F.T.nin TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"Olay

esnasında C12 koğuşunda kalmakta olan F.T., C10'da kalan H.E.’nin olay günü

hasta olduğunu, gardiyanların aşağıya inmesi hususunda ısrar ve küfür

ettiklerini, bunun üzerine kargaşanın çıktığını duyduklarını, kendilerinin de

C12 koğuşundan olayları gördüklerini, bunun üzerine kendilerinin de koğuş

kapısına vurduklarını, daha sonra gardiyanların kendilerini almaya

geldiklerini, içeriye su ve biber gazı sıktıklarını, demir sopalarla ve

karavana ile kendilerine vurduklarını, ıslandıklarını ve sürüklenerek

götürüldüklerini, olaylar sırasında gardiyanlara saldıran bir arkadaşlarının

olmadığını ve koğuşta 50-60 gardiyanın olduğunu, üst kattaki kamerayı

kapattıklarını, bilgisayarı kırdıklarını, kendilerini savunmak için eşyaları

yığdıklarını, masaları, dolapları engel olsun diye çıkışa koyduklarını, koğuşun

rengini anlayamadığın bir gazla kaplandığını, hastaneden getirildikten sonra

müşahede odasında ve küçük arama yerinde dövüldüklerini, elleri kelepçeli ve üzerleri

ıslak hâlde beton zeminde kaldıklarını,

Arama

yerinde kendilerine soyunun denildiğini, zorla kaba elbiselerini soyduklarını,

hastaneden dönünce dövüldüklerini, montunun ve elbiselerinin kanlı vaziyette

olduğunu, kendisinin süngerli odada kalmadığını, müşahede odasına konulduğunu,

odada yatak olmadığını, elbiselerinin ıslak ve eli kelepçeli olarak betonda

yerde kaldığını, camı kırık olduğundan odanın soğuk olduğunu, Ankara’dan,

İzmir’e nakil sırasında araçta dört kişi birlikte geldiklerini, yolda kendilerine

bir defa yemek verildiğini, yolculuk süresince mola verilmediğini, Sincan

cezaevinden ayrıldıktan sonra emanette bulunan parasını tam olarak aldığını,

ancak bir kısım elbiseleri ile kitaplarının eksik olduğunu,

...ifade

etmiştir."

40. Başvurucunun mağdur sıfatıyla Aliağa Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği beyanı şöyledir:

"...olay

günü akşam 16:00 -17;00desayım verdikbu esnadabizdecamdandışarıdiğer koğuşa

bakıyorduk. Daha sonra bir grup infaz koruma memurudiğerodada

bulunanarkadaşlarımıza saldırmaya başladılar. Bizde koğuştan neler oluyor diye

bağırmaya başladıkve onlarda bunun üzerine bizim koğuşun kapıları kapattılar

onları hücreye aldıktan sonra bizim koğuşunkapısının önünde toplandılar ve

konuşmaya başladılar bizim anladığmıız kadarıylahazırlık yapıyorlardı . Kapıda

bir grupgardiyanı görünce korktuk veyukarı çıkarak bize saldıracaklarını

sanarak masalarıaldık vekorktuğumuz için saklandıkve içeribir grupinfaz koruma

memuru girdi ve odanın içerisine sarı renkligaz bombası şeklinde bir madde attılar

bu esnada biz yukarıdabulunuyorduk daha sonra kendileriyukarı çıkarak yangın

hortumuylabizi ıslattılar biz kendimizi korumak için

odayagirdikancakonlardabizimarkamızdangelerek ellerinde karavana ve sopalarla

bize saldırdılarbizi darp ettiler bu esnadafırlattıkları karavanalardan bir

tanesiduvaraçarparak geriinfaz koruma memuru çarptıayrıca gardiyanlardan bir

tanesi sopayısallarken diğer infaz koruma memurunaçarptı. Biz sadece

masalarıkendimizi korumak için merdivenin önünekoydukancak onlara yukarı çıkmak

için masaları zarar verdiler. Biz hiç bir şekilde masaları veya diğer eşyalara

zarar vermedik. Bizi odadan çıkardıktan sonra ikincikatını merdivenindenaşağıya

doğrufırlattılar. Bizi sürükleyerek koridora çıkardılar koridorda 30-40tane

infaz koruma memuru vardı. Yanlarından hergeçtiğimizde bize hepsivurdudarp etti

bizlerimüşahedeninönünde yere dizdiler ellerimizi arkadanayaklarımızaplastik

kelepçe taktılar. Bizi bu halde hücreye attılar sonra hücre kapısının önünde

kameralı ortamdabize vurdular. Bizi ıslak halimizlebetonaattılar

veoradabattaniyesizyataksız orada yatırdılar. Hücrede olduğumu esnada bizi

hastaneye götürdüler neden hastaneye götürdüklerini bilmiyorum. Hastaneden

rapor aldılar hastane dönüşünde debizi dövmeye başladılar ve bu esnadabenim

burnumunüst kemiği kırıldığı haldehiç bir şekilde bu raporda geçilmedi. Daha

sonra beni hücreye geri aldılargecesürekli olarakpsikolojik baskı yaptılar

uyamamızıengelledilerküfürettilerdaha sonra 03/01/2014 günü bizi alarak

zorlaring aracına bindirdiler. Bu olaylar olmadanönce 28/12/2013 günümüdür bizi

çağırdıbize ayağınızı denk alın sizi sürüm sürüm süründürceğimsizeişkence

yapacağım sizi hücrelerde çürüteceğimadınızı unutturacağım" şeklinde

sözler söyleyerektehditettibu olaylar için önceden hazırlık yapmışlardırBizigardiyanlardöverkenbize

hitaben" 1,5 için yılın intikamını da alacağız "şeklinde sözler sarf

ediyorlardı. Bizi sürekli olarak tahrik ediyorlardı. Biz birkaç defa uzlaşmak

istesektekabul etmediler sözlü ve fizikitacizlerine devam ediyorlardı. Beni

darp eden bana hakaret eden küfür eden fiziki ve psikilojik işkence uygulayan

olay tarihinde görevli infaz koruma memurlarından olay tarihindenönce bizi

odasına çağırarakbiz tehdit eden 1 müdürdenşikayetçiyimve davacıyım dedi."

9. Başvurucu E.T.nin Beyanları

41.Başvurucu E.T.nin TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"E.T.

ifadesinde; kendisinin C12 koğuşunda kaldığını, Mersin’den Sincan Cezaevine

naklen geldiğini belirterek olay günü arkadaşlarının dövülmesini duyunca olayı

protesto etmek amacıyla C12 koğuşunun kapılarına vurduklarını, üzerlerine

hortumla su sıkıldığını, daha sonra sarı renkte gaz sıkıldığını, karavana

kapağı ile kafasına vurulduğunu, bilahare kendilerinin yumuşak odaya

götürüldüklerini, bu odada ellerinin plastik kelepçeyle kelepçelendiğini, 3-5

saat bu vaziyette bekletildiklerini, daha sonra kampüsteki hastaneye buradan da

Sincan Devlet Hastanesine götürüldüklerini, kendisinin doktorlarla görüşmesinde

bir sıkıntı yaşamadığını, son olaya kadar da Cezaevinde sosyal aktivitelere

katılma konusunda ve diğer etkinliklerde sıkıntı yaşamadıklarını, ilk gün

kendisinin kalmış olduğu müşahede odasının kaloriferinin bozuk olduğunu ve

üzerinin ıslak olması nedeniyle üşüdüğünü, ancak sabah kaloriferin tamir

edildiğini, kendilerinin çıplak aramaya maruz kalmadığını ifade etmiştir."

42. Başvurucunun suça sürüklenen çocuk sıfatıyla Ankara

Batı (Sincan) Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyanı şöyledir:

"Olay

günü H.E. isimli arkadaşımız hasta olduğundan dolayı aşağı sayıma inemediğinden

İnfaz Koruma Memurları arkadaşımız H.E.yi dövmüş bizde sinirlendik camlara

vurduk, ancak hiç bir şeyi kırmadık, suçlamayı kabul etmiyorum, memur kabininin

kapısını da kırmaya çalışmadık, H.E.yi hangi İnfaz Koruma Memurları dövdü

bilmiyorum, H.E. dayak yediğinde ben C12 koğuşunun penceresinden H.nin

bulunduğu C10 numaralı koğuşun penceresine bakıyordum H.E.nin dayak yediğini

gördüm ama kimin vurduğunu seçemedim. Dayak yediğini görünce biz de tepki

gösterdik ancak slogan atmadık, memurları dövmedik, camlara vurduk bütün tepkimiz

buydu bunun dışındaki hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Şunu da eklemek

istiyorum memurların girişini engellemek için yataklarla barikatkurduk, elbise

dolaplarını sökerekbarikatı destekledik bu bölüm doğrudur. Biz hiç kimseye

kendimizi yakarız diye tehditte bulunmadık çocuk koğuşunda zaten çakmak yok

nasıl yakacağız, İnfaz Koruma Memurlarının nasıl yaralandığını da bilmiyorum

ben hiç kimseye birşey atmadım atanı veya darp edeni de bilmiyorum görmedim.

Bize biber gazı attılar biz zaten odada nefessiz kaldık. Olay beyanımda

belirttiğim şekilde cereyan etmiştir bunun dışında hiçbir suçlamayı kabul

etmiyorum ayırca İnfaz Koruma Memurlarından şu anda hatırlamadığım ismini

bilmediğim kişiler beni dövmüştür teşhis te yapamam çünkü gözüm o anda şişti

bende İnfaz Koruma Memurlarından şikayetçiyim dedi."

10.Başvurucu M.H.A.nın Beyanları

43. Başvurucu M.H.A. olaydan bir gün sonra 2/1/2014

tarihinde avukatlarla görüşmüştür. Görüşme tutanağında başvurucu; C-12

koğuşunda kaldığını, C-10 koğuşunda kalan arkadaşlarının darbedildiğini

gördüklerini, bunun üzerine kapılarının kapatıldığını ve C-12 koğuşunda kalan

arkadaşları ile slogan attıklarını beyan etmiştir. Daha sonra C-10

koğuşundakilerin müşahede odasına götürüldüğünü görmeleri üzerine infaz koruma

memurlarının kendilerine de saldıracaklarını düşünerek üst kata çıktıklarını ve

saldırıyı engellemek için masaları merdivene koyduklarını belirtmiştir.

Başvurucu; infaz koruma memurlarının tazyikli su sıkarak müdahaleye

başladığını, arkadaşlarını görme talebinin müdür tarafından reddedilmesi

üzerine aşağıya inmediklerini ileri sürmüştür. Daha sonra gaz ile müdahale

yapıldığını iddia eden başvurucu; infaz koruma memurlarının kendilerini

dövdüğünü, müşahede odasına götürülürken de dövüldüğünü, müşahede odasında

elleri (tersten) ve ayakları kelepçeli olarak bırakıldığını, odada yatak

olmadığını ve sadece bir battaniye olduğunu belirtmiştir. Başvurucu; doktor

muayenesi esnasında yanında askerler olduğundan rahat konuşamadığını, hastane

dönüşü kamerasız bir odada dövüldüğünü, çıplak arama yapıldığını, müşahedeye

alınmadan yine dövüldüğünü ve arkadaşlarının sesini duyduğunu ifade etmiştir.

44. Başvurucunun TİHK raporunda belirtilen beyanı

şöyledir:

"

Olay esnasında C12 koğuşunda kalmakta olan M.H.A., C10’da hasta bir arkadaşının

olduğunu, bu kişinin sayım sırasında aşağıya inemediğini, gardiyanın O’nu

gördüğü halde aşağıya gelmesi için ısrar ettiğini, başgardiyanın bacak bacak

üstüne attığını, küfür ettiğini, arbede sırasında önce gardiyanın saldırdığını

duyduğunu, 40-50 gardiyanın geldiğini, sayımda sürekli sorun çıkardıklarını,

oturarak sayım verdiklerini, sayım sırasında ayağa kalkarak sıraya girmelerinin

istendiğini, tek koğuşta dokuz kişi kaldıklarını, bazı sorunlar yaşandığını,

daha sonra sayı azalınca ayrı ayrı koğuşlara ayrıldıklarını,

Olay

öncesinde kapının gece kapalı kalmamasını istediklerini, bundan dolayı sorun

çıktığını, sayım meselesi yüzünden cezaevi müdürünün kendilerini disiplin

cezası vermekle tehdit ettiğini ve nihai olarak olayın asıl sebebinin gece ve

gündüz kaldıkları odaların kapılarını açık bırakmak istemeleri olduğunu,

C10

koğuşunda olanları duyduğunda kendilerine de aynısı yapılacak diye önlem almak

için üst kata çıktıklarını, masa, sandalye ve dolap gibi eşyaları görevlilerin

yukarıya çıkmalarını önlemek için merdiven başına koyduklarını, arkadaşlarının

sağ ve salim olduklarını görmek istediklerini, sağlam olduğunu görünce

kendilerinin ineceklerini söylediklerini, üst katın kamerasını kendilerinin

kırdıklarını, birkaç görevlinin üniteye gelerek kendileriyle temasa geçip

müdahale etmeye başladıkları sırada çakmak aradıklarını ancak bulamadıklarını,

bunu bir gardiyanın duyduğunu ve görevlilerin yatakları ve diğer eşyaların

yakılacağını düşündüklerini, bu sırada bir anda 'pıss' diye bir ses

duyduklarını, üzerlerine su ve gaz sıkıldığını, bulundukları koridorun gazla

dolduğunu, gazın renginin beyaz mı, sarı mı olduğunu anlayamadıklarını,

Müşahede

odasına götürülürken gardiyanların kendilerini dövdüklerini, kendisinin yumuşak

odaya götürülmediğini, elleri ve ayaklarından kelepçelediklerini, hücreye atıp

orada dövdüklerini, müşahede odasında üç saat kaldığını, daha sonra kelepçenin

çıkarılarak hastaneye götürüldüğünü, hastaneden geri gelirken yine kendisini

dövdüklerini, üst araması yaptıklarını, kamerasız odaya aldıklarını, üstsüz

arama yapmak istediklerini, “soyunun” dediklerini, ancak soyunmadıklarını bunun

üzerine gardiyanların kendilerini dövdüklerini, tekmelerden dolayı darp

raporunun olduğunu, beyin tomografisi için Sincan Devlet Hastanesine götürüldüğünü,

Müşahede

odasında yatak bulunmadığını, camın kırık olduğunu, İnsan Hakları Derneğinden

ziyaretçiler gelince yatak verdiklerini, ayın üçüne kadar müşahede odasında

kaldıklarını, nakledilirken kendilerine yemek verildiğini,

...

Olay

olana kadar Sincan Cezaevinde yedi aydır kaldığını, bu süre içerisinde bir

sorun olmadığını, ilk defa sayım ve kapıların kapatılıp kapatılmaması sorunu

yüzünden gerginlik çıktığını, sayımı ayakta değil de oturarak vermek

istediklerini, sayıma iki üç görevlinin geldiğini,

Ankara’daki

olayın gerçek sebebinin, kendi koğuşlarında kalmak isteyen diğer siyasi

suçlulara izin verilmemesi olduğunu, kendi koğuşlarında tüzük oluşturduklarını,

bu tüzüğe uymayan arkadaşların ayrıldıklarını, ayakta sayıma razı olmalarının

teslim olmak gibi bir anlama geleceğini düşündüklerini, diğer koğuşlarda kalan

ve 'bağımsızlar' olarak adlandırdıkları arkadaşlarına da kötü davranıldığını,

...ifade

etmiştir."

45. Başvurucu 13/2/2014 tarihinde İzmir Çocuk ve Gençlik

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildikten sonra kendisine

ulaşılamadığından Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınamamıştır.

11.Başvurucu H.B.nin Beyanları

46. Başvurucu H.B.nin tahliye edilmesi nedeniyle

kendisiyle görüşme yapılamadığından TİHK raporunda beyanı bulunmamaktadır.

47. Başvurucunun suça sürüklenen çocuk sıfatıyla 9/1/2014

tarihinde Sincan Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyanı şöyledir:

"Ben

C12 koğuşunda bulunuyordum, C10 da bulunan H.E.yi pencereden baktığımızda H'ye

30-50 civarında İnfaz koruma Memurunun vurduğunu gördük, H.yi sürükleyerek

yumuşak odaya attılar. Ben fotoğraflarını görsem döven infaz koruma memurlarını

tespit edebilirim ancak fotoğraflarını görmem lazım şu anda isimlerini

bilmiyorum. H. hiç kimseye kafa vurmadı. Tutanakta ismi bulunmayan A.D. isimli

kişi baş memur olan infaz koruma memuruna kafa attı. Bunun dışında da ben ve

arkadaşlarım vurmadık. Memur kapısının kilitli kapısının kilidini biz kırmadık,

ancak C12 ünitesinde bulunan bizler masa tenisi masasını, ayakkabılıkları,

elbise dolaplarını ve yatakları yığmak suretiyle barikat oluşturduk fakat

koridor kamerasını kırmadık. İnfaz Koruma memurlarından bana da vuranlar oldu

isimlerini bilmiyorum. Fakat dediğim gibi fotoğraf gösterilirse teşhis

yapabilirim. Ben infaz koruma memurlarından şikayetçi değilim ama adaletin

yerini bulmasını istiyorum. İnfaz Koruma memurları o gün 'o..çocukları' diyerek

bize hakarette bulundular niye direniyorsunuz diyerek direnmediğimiz halde bizi

dövdüler biz henüz barikat kurmadan neden arkadaşlarımızı dövüyorsunuz deyince

bizi dövdüler, sonra barikatı kurduk. Zaten sıra size de gelecek dediler. Daha

sonra da bizi dövdüler. Benim diyeceğim bundan ibarettir. Sunu da eklemek

istiyorum olayları yatıştırdıktan sonra bizi yumuşak odaya attılar, raporlarımızı

aldılar daha sonra bizi demir yatakta yatırdılar. bunları da belirtmek

istiyorum.dedi."

48. Başvurucunun mağdur/şikayetçi sıfatıyla Silopi İlçe

Emniyet Müdürlüğüne verdiği beyan şöyledir:

"...

01/01/2014 tarihinde benim de bulunmuş olduğum cezaevinde kavga çıktı. Bir anda

cezaevi içinde kargaşa olmaya başladı. Benim bulunduğum koğuşun karşısında

bulunan koğuşta bulunan çocuklar arasında kavga çıkmıştı. Bu kargaşa sırasında

olayı bastırmaya gelen gardiyanlar karşı koğuşta bulunan H.E.yi dövdüklerini

gördüm. H.yi döven gardiyanların yüzlerini göremedim. Kim olduklarını

hatırlamıyorum. Gardiyanlar içeriye girdikten sonra bizim koğuşa da gelerek

beni ve arkadaşlarımı darp etmeye başladılar. Benim kafama ve koluma vurdular.

Beni darp eden gardiyanlar kalabalıktı yaklaşık 30-40 kişi vardı. Beni darp

eden gardiyanları tanımıyorum. İsimlerini bilmiyorum. Teşhis için bana

gösterilen resimlerden şahısları tanıyamadım. Bu olayla iligli davacı ve

şikâyetçi değilim."

B. Sağlık Raporları

1. Başvuruculara İlişkin Sağlık Raporları

49. Başvurucular olay günü önce Kampüs Hastanesine,

ardından da 22.00'den sonra Sincan Devlet Hastanesine sevk edilmişlerdir. Her

iki Hastane tarafından pek çoğunda tarih ve saat belirtilmeksizin genel adli

muayene yapılarak Genel Adli Muayene Formu düzenlenmiş ve teşhis Müdüriyetçe

sevk için hazırlanan resmî yazının altına derkenar olarak yazılmıştır.

50. Anılan raporlar kapsamında Adli Tıp Kurumunun

hazırladığı 9/1/2014 ve 14/1/2014 tarihli raporlarda başvurucuların

yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit bir

tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olduğu

belirtilmiştir. Bununla birlikte Adli Tıp Kurumu o tarihte Ceza İnfaz Kurumunda

tutulan H.B., F.E. ve E.T.nin muayenesini yapıp rapor hazırlarken diğer

başvurucular için Kampüs ve Sincan Devlet Hastanesinde hazırlanan raporlar

üzerinden sonuca ulaşmıştır. Bu bağlamda raporda belirtilen başvurucuların

vücudunda tespit edilen bulgular şu şekildedir:

"1-)

B.K.; haricen lezyon olmadığı her iki elin ödemli olduğu çekilen grafisinin

normal olarak değerlendirilmiştir.

2-)

B.D.; sağ elde ödem, sağ frontalde 1 cm.lik ödem ve ekimoz, occipitial bölgede

1 cm.lik ödem ve hiperemi, sağ kol lateralde 10x5 cm.lik ekimo, sol kol

medialde 5x5 cm.lik ekimoz bulunduğu nörolojik defisit olmadığı, çekilen

grafisinin normal olduğudeğerlendirilmiştir.

3-)

A.D.; sol kulak arkasında 2x3 cm.lik ödem ekimoz, sol temporalde 3 cm ebadında

ödem, sağ elbileği dorsalinde hassasiyet 1.parmak distal falanks üzerinde

hassasiyet bulunduğu nörolojik defisit çekilen grafisinin normal olduğu

değerlendirilmiştir.

4-)

H.E.; Kampüs hekimince düzenlenen raporunda sol maksilla üzerinde 3x3 cm

ebadında ekimoz, sağ tibia üzerinde 1x1 cm ebadında sıyrık, sol göz kapağı üzerinde

0,5 cm.lik sıyrık bulunduğu çekilen direk kafa grafisinde occipital kemikte

fraktür olduğu ileri tetkik ve tedavi için bir üst merkeze sevki uygun

görülmüştür.

Sincan

Devlet Hastanesi Acil Tıp uzmanınca düzenlenen raporda darp sonucu getirildiği fizik

muayenesinde sol kaş üzeri ve sol zigomatik bölgede hiperemi ve hassasiyet

bulunduğu, sol paryeto occipitalde minimal hassasiyet bulunduğu belirtilmiştir.

5-)

K.Ş.; sağ acromionda 3x1 cm.lik ekimoz, sol scapula medialinde 2 adet 1x0,5

cm.lik ekimoz olduğu belirtilmiştir.

6-)

F.T.; İlk muayenesinde baş dönmesi iki kez bayılma öyküsü olduğu, sağ bacakta

ağrı yakınması bulunduğu fizik muayenede sağ tibia proksimalinde ödem, sol ve

sağ elbileklerinde ekimoz, sağ zigomatik kemik üzerinde hassasiyet bulunduğu,

kafa grafisinde herhangi bir patalojik bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir.

7-)

M.K.; alın orta saçlı deri bitiminde çizgi şeklinde ekimoz, sağ el tenar

bölgede 1 cm.lik ekimoz bulunduğu değerlendirilmiştir.

8-)

M.H.A.; ilk muayene raporunda çenede 1 cm.lik kesi, burunda şişlik ekimoz

bulunduğu değerlendirilmiştir.

9-) H.B.; sol omuz başında 0,5 cm.lik birbiri ile

irtibatlı yüzeysel sıyrık, boyun sağ alt kısmında 2 cm.lik sıyrık, sağ el

bileğinde dorso medialden başlayıp palmar yüzü geçip dorso lateralde sonlanan

8-10 cm uzunluğunda çift sıralı kenar kısımlarında sıyrık bulunan kelepçe izi

olduğu belirtilmiştir."

10-)

F.E.; sol ayak parmağında hafif ödem hassasiyet, sağ kasıkta morluk ve 1x1 cm

ebadında ekimoz olduğu tespit edilmiştir.

11-)

E.T.; sol gözde subkonjoktival kanama, sol periorbital ekimotik alan, sol

occipitalde 3x3 cm.lik ödem, sağ ve sol el bileklerinde yüzeysel sıyrık olduğu

belirtilmiştir."

51. Anılan raporda tespit edilen bulgular ile Avukat Görüşme

Tutanağında belirtilen bulguların benzer nitelikte olduğu görülmüştür.

2. İnfaz Koruma Memurlarına ilişkin Sağlık

Raporları

52. İnfaz ve koruma memurları olayın ardından önce Kampüs

Hastanesinde, daha sonra da saat 17.30 sıralarında Sincan Devlet Hastanesinde

muayene edilerek haklarında rapor verilmiştir. Her iki Hastane tarafından genel

adli muayene tutanağa bağlanmış, infaz ve koruma memurlarından bazılarında

çeşitli darp ve cebir izleri tespit edilmiştir.

53. Anılan raporlar kapsamında Adli Tıp Kurumunun

hazırladığı 9/1/2014 ve 14/1/2014 tarihli raporlarda yirmi infaz koruma

memurunun yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı,

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olduğu

belirtilmiştir. Bunun dışında infaz koruma memurlarının vücudunda değişik

boyutlarda ödem ve ekimozlar tespit edilmiştir.

C. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonu Raporu

54. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonunun (Komisyon) 29/1/2014 tarihli toplantısında kabul edilen

Ankara Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun inceleme raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

"...

Ankara

Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu, Komisyonumuzun 19.04.2013 tarihli raporunda

belirttiği üzere, bir ceza infaz kurumundan çok eğitim birimini andırmaktadır.

Çocuklara sunulan fiziki şartlar ve psiko-sosyal servis hizmetlerinin

faaliyetleri oldukça üstün standartlardadır. Böyle bir Kurumda en hafif kötü

muamele uygulaması dahi ıslah çalışmalarını tehlikeye atabileceğinden, en üst

seviyeden kabul edilemez bir husus olacaktır.

Komisyonumuz

suça süreklenen çocukların ve genel olarak çocuk haklarına gösterdiği

hassasiyetin bir gereği olarak, fiziki şiddet uygulandığına ilişkin haberlerin

bazı medya kuruluşlarında yer alması üzerine, yerinde inceleme yapmak amacıyla

ivedilikle harekete geçmiştir. Böylece muhtemel insan hakkı ihlallerinin

cezasız kalmamasını takip etmeyi ve olaya ilişkin hızlı bir inceleme

gerçekleştirerek, konu hakkında kamuoyunun etraflıca bilgilendirilmesini

hedeflemiştir.

Sonuç

olarak,

1.

Olay öncesinde, Kurum görevlilerinin sayım amaçlı ünitede bulunduğu ve hasta

olduğu iddia edilen H.E. adlı çocuğun üst kattan inmesini beklediği

anlaşılmaktadır.

2.

Çocukların infaz koruma memurları tarafından önceden hazırlanan bir

program/plan çerçevesinde dövüldüğü ve eziyete maruz bırakıldığı yönündeki

iddialar tamamen gerçeklere aykırıdır. Zira rutin bir sayımda görülebileceği

üzere, üniteye toplamda 4 görevlinin girdiği ve olayların başlamasını

tetikleyen hadisenin bir çocuğun infaz koruma görevlisine kafa atması olduğu,

görüntülerden net olarak izlenebilmektedir.

3.

Kurumda dinlenen çocukların ifadelerindeki tutarsızlıklar dikkat çekici

bulunmuştur. Olay günü C-12 ünitesinde bulunan bir çocuk, C-10 ünitesindeki

olayların başlangıcını görmüş gibi beyanda bulunmuştur. Ayrıca hem hastaneye

götürülmeden önce dayak yediğini, hem de hastanede izler görünmesin diye

hastane muayenesi sonrası dövüldüklerini söylemiştir.

4.

Sayıları 20 ila 50 arasında değişen infaz koruma memurlarının çocuklara

müdahale ettiği iddiasının asılsız olduğu kanaatine varılmıştır. Görüntülerde

olaylara aktif müdahale eden personel sayısının 15’i aşmayacağı görülmektedir.

Olay günü resmi tatil olması sebebiyle Kurumda 26 adet infaz koruma memurunun

görevde bulunduğu, bu nedenle lojmanlarda kalan personele haber verildiği

öğrenilmiştir.

5.

Çocuklara biber gazı sıkıldığı, işkence amaçlı ıslatıldıkları iddialarının

gerçeği yansıtmadığı değerlendirilmektedir. Zira Kurumun çocukları barındırması

nedeniyle Kurumda biber gazı bulunmamaktadır. Suyun ise, C-12 ünitesinde

barikat kuran çocukların “burayı yakacağız” demesi üzerine müessif bir olaya

sebep vermemek için kullanıldığı öğrenilmiştir. Yine aynı amaçla yangın

söndürme tüplerinin hazır bulundurulduğu, 112 acil servisine ve itfaiyeye haber

verildiği öğrenilmiştir.

6.

Çocukların olayı önceden tasarlamış oldukları yönünde bir kanaat oluşmuştur.

Zira C-10 ünitesinde olay başlamadan önce, bir çocuğun C-12 ünitesiyle

işaretleştiği kamera görüntülerinden izlenmektedir. Çocukların bu kararı kendi

başlarına mı aldıkları, yoksa dışarıdan bir yönlendirmenin mi bulunduğu tespit

edilememiştir.

7.

Çocukların doktorlar tarafında muayene edilmediği yönündeki iddiaları

doğrulamak mümkün değildir. Zira Komisyonumuza sunulan adli muayene

raporlarında çocukların tıbbi muayenelerinin ayrıntılı bir şekilde yapıldığı

görülmektedir. Ayrıca çocukların vücutlarının çeşitli yerlerinde ödem, çizgi

halinde ekimoz ve lezyon türü unsurların bulunduğunun not edildiği

görülmektedir.

8.

Çocukların doktor raporlarında gözlenen ödem, ekimoz ve lezyon türü sorunlar,

ceza infaz kurumu görevlileri ile çocuklar arasında cereyan eden arbede

esnasında oluşması mümkün boyutlardadır.

9.

Arbedenin gerçekleştiği yerlerden biri olduğu düşünülen C-12 ünitesinin üst

katındaki kameranın çocuklar tarafından kırılmış olması, bazı konuların

aydınlığa kavuşturulmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca kamera kırmanın büyük bir

art niyet olduğu eklenmelidir.

10.

Çocukların saldırısına maruz kalan ve barikat kuran çocuklara müdahalede eden

infaz koruma memurlarından zarar gören 12’sinin, 1 ila 7 gün arasında değişen

istirahat raporu almak zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca bir infaz

koruma memuruna “parmak diğer kırığı” tanısının konulduğu görülmektedir.

11.

Kamuoyunu yanıltmak ve çocuklara ilişkin kamuoyundaki hassasiyeti suiistimal

etmek amaçlı haberlerin yayılması en çok çocukları hak kaybına uğratacak bir

husustur. Bu konuda bazı sivil toplum kuruluşlarının duyarlı olması gerektiği

değerlendirilmektedir."

D. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Raporu

55. TİHK, Ankara (Sincan) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda meydana gelen olaylara ilişkin olarak 10/7/2014 tarihli bir

rapor yayımlamıştır. Raporda, olaya karışan tutuklu çocukların büyük bir

kısmının beyanları ve olaya ait kamera görüntüleri rapora yansıtılmıştır

(kamera kayıtlarına ilişkin tespitler için bkz. TİHK Raporu, s. 32-53). Öte

yandan olaylara ilişkin değerlendirme altı başlıkta yapılmıştır. Bu başlıklar

şöyledir:

"1.

Krize Müdahale ve Zor Kullanma Yetkisi Bakımından

2.

Müşahedede Tutma (Odaya Kapatma) Olayı Bakımından

3.

İşkence ve Kötü Muamele Yasağı Bakımından

4.

Şikâyet Hakkı ve Etkili Soruşturma Bakımından

5.

İspat Külfeti Bakımından

6.

İnfaz Kurumlarının İdaresi Bakımından"

56. TİHK, yukarıda belirtilen başlıklar altında yaptığı

değerlendirmede infaz koruma memurlarının krize müdahale ve zor kullanma

yetkisini kullanmaları açısından tutuklu çocuklara kötü muamele olarak kabul

edilecek şekilde davrandıklarını, müşahede odasında tutulmanın kanuni

dayanağının ortaya konulması gerektiğini, çocukların çıplak arandığına,

doktorun adli raporu düzenlerken jandarma ve polisin orada olduğuna dair

iddiaların etkili bir şekilde soruşturulması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca

İnfaz Kurumunun idaresine yönelik sayım, tekmil, nakil, çocuklara görev

verilmesi ve mesai saati dışında uzman bulunmaması hususları

değerlendirilmiştir. Rapor, tavsiyeler ile sonlandırılmıştır.

E. Başvurucuların İddiaları Hakkında Yürütülen Adli

İşlemler

57. Olayların ertesi günü 2/1/2014 tarihinde Ceza İnfaz

Kurumu Müdürlüğü tutuklu çocuklar hakkında Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuş, olaya

karışan tutuklu ve hükümlülerin doktor raporları ile Kurum görevlilerinin

doktor raporları ve olaya ait kamera görüntülerini içeren CD'ler Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

58. Cumhuriyet Başsavcılığı 8/1/2014 tarihinde müşteki

memurların ifadelerinin alınması için Savcılıkta hazır bulundurulmasını

istemiştir. Öte yandan başvurucular ile 2/1/2014 tarihinde görüşen avukatlar,

tutuklu çocuklar ile yaptıkları görüşme tutanaklarını ekleyerek infaz koruma

memurlarının kötü muamelede bulundukları iddiası ile 10/1/2014 tarihinde suç

duyurusunda bulunmuşlardır.

59. Aynı şekilde nakledilen bazı başvurucuların şikâyet

dilekçeleri yetkisizlik kararı ile Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. Ceza infaz kurumlarında tutulan bazı hükümlüler

de olaylara ilişkin olarak basından duydukları haberler üzerine suç duyurusunda

bulunmuşlardır.

60. Cumhuriyet Başsavcılığı, ifadesi alınamayan ve diğer

ceza infaz kurumlarına sevk edilen çocukların beyanlarının alınması için ilgili

Cumhuriyet başsavcılıklarına talimatlar yazmıştır. Ayrıca 9/1/2014 tarihinde,

olaylara ilişkin olarak hazırlanan adli raporların değerlendirilmesi için

Sincan Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünden tekrar rapor istenmiştir. Bunun

dışında tutuklu çocukların olay gecesi alınan raporları dışında tekrar

hastaneye sevk edildiklerine dair bir evraka rastlanmamıştır.

61. 10/1/2014 tarihinde tutuklu çocukların infaz koruma

memurlarına yönelik şikâyeti ile tutuklu çocuklar hakkında yürütülen soruşturma

tefrik edilmiştir.

62. Diğer taraftan olaya ilişkin kamera kayıtlarının

incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiştir. Bilirkişi iki ayrı rapor

hazırlamış, 6/3/2014 ve 6/6/2014 tarihinde bu raporları sunmuştur.

63. Cumhuriyet Başsavcılığı bazı çocukların tahliye

edilmeleri nedeniyle beyanlarını alamamıştır. H.B. dışındaki çocukların

beyanları Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat alınmıştır.

64. Cumhuriyet Başsavcılığı infaz koruma memurları

hakkında basit yaralama, hakaret, tehdit, zor kullanma yetkisine ilişkin

sınırın aşılması suçlarından başlattığı soruşturmada 9/6/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde Komisyon

raporuna atıfta bulunularak infaz koruma memurlarının orantılı güç kullanarak

isyanı engellediği; hakaret ve tehdit iddialarına ilişkin olarak ise soyut

iddia dışında somut herhangi bir bulgu olmadığı belirtilmiştir. Kararda

başvurucuların müşahede odasında darbedilme, ters kelepçe takılma, çıplak

aranma iddiaları değerlendirilmemiştir.

65. Başvurucular tarafından bu karara karşı yapılan

itiraz, Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/8/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Karar 28/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

66. Başvurucular 23/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV.İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

67. 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma

Kanunu’nun 4. ve 18. maddeleri şöyledir:

"Madde

4- (1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;

a)

Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,

b)

Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,

c)

Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,

d)

Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının

sağlanması,

e)

Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum

kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

f)

İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmesi,

g)

Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam

gösterilmesi,

h)

Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun

eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin

desteklenmesi,

i)

Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son

çare olarak başvurulması,

j)

Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak

görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun

paylaşılmasının sağlanması,

k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı

kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,

l)

Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine

getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik

önlemler alınması, ilkeleri gözetilir."

"Madde

18- (1) Çocuklara zincir, kelepçe ve benzeri aletler takılamaz. Ancak; zorunlu

hâllerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya başkalarının hayat veya beden

bütünlükleri bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından

gerekli önlem alınabilir."

68. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2., 11., 45., 49. ve 50. maddeleri

şöyledir:

"İnfazda

temel ilke

Madde

2- (1) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin

ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî

veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik

güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir

kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.

(2)

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı

ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.

Çocuk

kapalı ceza infaz kurumları

Madde

11- (1) Çocuk tutukluların ya da çocuk eğitimevlerinden disiplin veya diğer

nedenlerle kapalı ceza infaz kurumlarına nakillerine karar verilen çocukların

barındırıldıkları ve firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik görevlileri

bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır.

(2)

Oniki-onsekiz yaş grubu çocuklar, cinsiyetleri ve fizikî gelişim durumları göz

önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılırlar.

(3) Bu

hükümlüler, kendilerine özgü kurumun bulunmadığı hâllerde kapalı ceza infaz

kurumlarının çocuklara ayrılan bölümlerine yerleştirilirler. Kurumlarda ayrı

bölümlerin bulunmaması hâlinde, kız çocukları kadın kapalı ceza infaz

kurumlarının bir bölümünde veya diğer kapalı ceza infaz kurumlarının

kendilerine ayrılan bölümlerinde barındırılırlar.

(4) Bu

kurumlarda çocuklara eğitim ve öğretim verilmesi ilkesine tam olarak uyulur.

Çocuk

hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin tedbirleri

Madde

45- (1) Çocuk hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin tedbirleri, çocuğun

disiplin cezası gerektiren eyleminin gerçekleşme riskinin bulunması hâlinde bu

riski ortadan kaldırmak veya soruşturma sürerken giderilmesi güç ve imkânsız

zararların doğmasını önlemek amacıyla uygulanan ve ceza niteliği taşımayan

koruma ve önleme amaçlı tedbirlerdir.

(2)

Çocuklar hakkında uygulanabilecek disiplin tedbirleri şunlardır:

a)

Teşvik esaslı ayrıcalıkları ertelemek.

b)

Kaldığı odayı ve yatakhaneyi değiştirmek.

c)

Bulunduğu kurumun başka bir kısmına nakletmek.

d)

Meslek eğitiminin bütünlüğünü ve sürekliliğini bozmayacak şekilde çalıştığı

işyerini veya atölyeyi değiştirmek.

e)

Belli yerlere girmesini yasaklamak.

f)

Bazı eşyaları bulundurmasını veya kullanmasını yasaklamak.

Yönetim

tarafından alınabilecek tedbirler

Madde

49- (1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve

çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir

veya diğer hükümlülerden ayırabilir.

(2)

Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya

kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen

diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının

verilmesine engel olmaz.

Zorlayıcı

araçların kullanılması

Madde

50- (1) Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe

ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;

a) Yetkili

makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında

kaçmayı önlemek için,

b)

Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,

c)

Diğer kontrol usullerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya

başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum

en üst amirinin emriyle kullanılabilir.

(2)

Çocuk hükümlüler için birinci fıkranın (a) bendi hükmü uygulanmaz."

69. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) 22. maddesinin (8) numaralı fıkrası ile

46. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(8)

“İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini

bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere

dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237

sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya

çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde

tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor

kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel

gerekenden fazla kuvvet kullanamaz.”

"Madde

46- (1) Kurumlarda, oda ve eklentilerinde, hükümlünün üst ve eşyasında habersiz

olarak her zaman arama yapılabilir. Kurumun tamamında her ay bir kez mutlaka

arama yapılır. Oda ve eklentilerinde yapılacak aramalarda bir hükümlü hazır

bulundurulur.

(2)

Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya

bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurum en üst amirinin

gerekli görmesi hâlinde, çıplak olarak veya beden çukurlarında aşağıda

belirtilen usullere göre arama yapılabilir.

a)

Çıplak arama, hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde ve kimsenin

görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir,

b)

Arama sırasında önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır, bedenin alt

kısmındaki giysiler üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Bu

giysiler de mutlaka aranır,

c)

Çıplak arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir.

Aranan kişinin beden çukurlarında bir şeyin bulunduğuna dair makul ve ciddi

emarelerin bulunması hâlinde öncelikle, hükümlüden madde veya eşyanın kendisi

tarafından çıkartılması istenir, aksi hâlde bunun zor kullanılarak

gerçekleştirileceği bildirilir. Beden çukurlarındaki arama, cezaevi tabibi

tarafından yerine getirilir,

d)

Çıplak olarak arama, mümkün olan en kısa süre içinde bitirilir.

...

(9)

Arama ve sayımlar sırasında insan onuruna saygı esastır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Birleşmiş Milletler Belgeleri

70. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak onaylanması uygun bulunan 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler

(BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya

da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası

olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

71. 27/1/1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına İlişkin BM Sözleşmesi'nin 37. ve

39. maddeleri şöyledir:

"Madde

37- Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:

Hiçbir

çocuk, işkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve

cezaya tabi tutulmayacaktır. Onsekiz yaşından küçük olanlara, işledikleri

suçlar nedeniyle idam cezası verilemeyeceği gibi salıverilme koşulu bulunmayan

ömür boyu hapis cezası da verilmeyecektir.

Hiçbir

çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir

çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en

son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile

sınırlı tutulacaktır.

Özgürlüğünden

yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde

bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri gözönünde

tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek

yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve

olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma

hakkına sahip olacaktır.

Özgürlüğünden

yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan

yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının

yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam

önünde iddia etme ve böylesi bir işlemle ilgili olarak ivedi karar verilmesi

isteme hakkına da sahip olacaktır.

Madde

39- Taraf Devletler, her türlü ihmal, sömürü ya da suistimal, işkence ya da her

türlü zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulaması ya

da silahlı çatışma mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan

sağlığına yeniden kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için

uygun olan tüm önlemleri alırlar. Bu tür sağlığa kavuşturma ve toplumla

bütünleştirme, çocuğun sağlığını, özgüvenini ve saygınlığını geliştirici bir

ortamda gerçekleştirilir."

72. 10/8/1988 tarihli ve 19895 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 10/12/1984 tarihli BM İşkenceye ve Diğer Zalimane Gayriinsani

veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 1. maddenin (1) numaralı

fıkrası ile 2. ve 4. maddeleri şöyledir:

"Madde 1 -

Bu Sözleşme bakımından ‘işkence’, bir kimseye, kendisinden bir ikrar veya

üçüncü kişiyle ilgili bilgi elde etmek, kendisinin veya üçüncü kişinin işlediği

veya işlediğinden şüphelenilen bir fiil nedeniyle cezalandırmak, kendisine veya

üçüncü kişiye gözdağı vermek veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan

her hangi bir gerekçeyle, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden

bir kişi tarafından veya bu kişilerin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle

üçüncü kişi tarafından, kasten işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya

ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren her hangi bir fiildir. Kanuni

yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasında bulunan veya bu

yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz.

Madde 2 -

İşkenceyi önleme yükümlülüğü ve işkenceyi haklı gösterme yasağı

1. Her bir Taraf

Devlet kendi egemenliği altındaki ülkelerde işkence fiillerinin işlenmesini

önlemek için etkili yasal, idari, yargısal veya diğer tedbirleri alır.

2. Her ne olursa

olsun, savaş durumu, savaş tehdidi, iç siyasal huzursuzluk veya diğer

olağanüstü hal gibi herhangi bir istisnai durum, işkenceyi haklı göstermek için

ileri sürülemez.

3. Bir amirin

veya bir kamu makamının verdiği bir emir, işkenceyi haklı göstermek için ileri

sürülemez.

Madde 4 -

İşkenceyi cezalandırma yükümlülüğü

1. Her bir Taraf

Devlet bütün işkence fiillerini kendi ceza kanunda suç olarak düzenler. Işkence

fiilini işlemeye teşebbüs ile her hangi bir kimsenin işkenceye iştirak etme

veya katılma oluşturan fiilleri de aynı şekilde suç olarak düzenlenir.

2. Her bir Taraf

Devlet bu fiillerin aşırlıklarını göz önünde tutarak uygun cezalar ile

cezalandırır."

73. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği İşkence ve Diğer

Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde

Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nun (İstanbul Protokolü)

birinci ekinin 2. ve 6. maddeleri şöyledir:

"2.

Devletler, işkence ve kötü muamele şikayetleri ve bildirimlerinin, anında ve

etkili bir biçimde soruşturulmasını sağlamakla yükümlüdürler. Açık bir

şikayetin olmadığı durumlarda bile işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin

belirtiler varsa, soruşturma yapılmalıdır. Soruşturmayı yürütenler, bu tür

olayların faili olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum

ve kuruluşlardan bağımsız, soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler

olmalıdır. Bu kişilerin tarafsız tıp uzmanlarına veya konuyla ilgili diğer

uzmanlara erişim veya bu tür uzmanları çağırma yetkileri olmalıdır.

Soruşturmalar yürütülürken, en yüksek profesyonel standartlara uygun yöntemler

kullanılmalı ve soruşturma sonuçları kamuya açıklanmalıdır.

...

6a)

İşkence ve kötü muamele soruşturmalarında çalışan tıp uzmanları her zaman en

yüksek etik standartlara uygun biçimde davranmalı ve tıbbi araştırma ve

muayeneden önce kişinin bilgilendirilmiş onamını almalıdır. Muayene, tıp

biliminin kabul edilmiş standartlarına uygun biçimde yürütülmelidir.Muayene,

tıp uzmanın denetimi altında, devlet görevlileri ve güvenlik güçleri

mensuplarının mevcut olmadığı bir ortamda, kişinin mahremiyetine saygı

göstererek yapılmalıdır.

6b)

Tıp uzmanı muayenenin hemen sonrasında doğru bir yazılı rapor hazırlamalıdır.

Bu raporda en azından aşağıdaki bilgiler yer almalıdır:

(i)

Görüşme Koşulları: Görüşme yapılan kişinin adı, muayene sırasıda mevcut

olanların adları, bu kişilerin muayene yapılan kişiyle olan ilişkileri,

görüşmenin kesin tarihi, saati, görüşme yapılan yerin adresi (uygun olduğu

durumlarda görüşme yapılan odanın yeri), görüşme yapılan yerin tanımı

(örneğinklinik, cezaevi, ev vb.); görüşme yapıldığı sıradaki koşullar (muayene

için geldiğinde veya muayene sırasında kişinin tabii olduğu kısıtlamalar,

görüşme sırasında odada güvenlik güçlerinin mevcut olup olmadığı, tutukluya

eşlik edenlerin hal ve tavrı, muayeneyi yapan kişiye yönelik tehditkar ifadeler

vs.) ve diğer geçerli unsurlar;

(ii)

Öykü: Gerçekleştiği iddia edilen işkence ve kötü muamele yöntemleri, işkence ve

kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiği, bütün fiziksel ve psikolojik semptomlar

ve şikayetler de dahil olmak üzere kişinin görüşme sırasında anlattığı öykünün

detaylı bir raporu;

(iii)

Fiziksel ve Psikolojik Muayene: Uygun tanı koyucu testler ve mümkün olduğu

durumlarda bütün yaralanmaların renkli fotoğrafları da dahil olmak üzere klinik

muayene sonucunda elde edilen bütün fiziksel ve psikolojik bulguların kaydı.

(iv)

Değerlendirme: Fiziksel ve psikolojik bulgular ile işkence ve kötü muamele

arasındaki muhtemel ilişkinin değerlendirilmesi. Gerekli tıbbi ve psikolojik

tedavi ve/veya yapılması gereken başka tıbbi testler ve muayeneler için görüş

ve tavsiyeler;

(v)

Yazar: Raporda muayeneyi yapan kişilerin adları açıkça belirtilmeli ve rapor

hazırlayanlar tarafından imzalanmalı;

6c)

Hazırlanan rapor gizli tutulmalı ve rapor muayene edilen kişiye veya kişinin

yasal temsilcisi olarak atadığı kimseye teslim edilmelidir. Muayene edilen kişi

veya temsilcisinin muayene süreci hakkındaki görüşleri de sorulmalı ve raporda

bu kişilerin görüşlerine de yer verilmelidir. Uygun olduğu durumlarda, işkence

veya kötü muamele iddialarını soruşturmakla yetkili olanlara da yazılı rapor

verilmelidir. Bu raporun yetkili kişilere güvenli bir biçimde ulaştırılmasını

güvenceye almak, Devlet'in sorumluluğudur. Muayene edilen kişinin rızası veya

bu tür bir talepte bulunma yetkisi bulunan mahkemenin yetki vermesi istisna

olmak üzere, rapor başka kimseye verilmemelidir."

2. Avrupa Konseyi Belgeleri

74. 1/2/2001 tarihli ve 24305 sayılı Resmî

Gazete’de yayımlanan 25/1/1996 tarihli Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin

Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesi şöyledir:

“Bir çocuğu

ilgilendiren davalarda, çocuğun esenliğinin ağır bir tehlike altında olduğunun

iç hukuk tarafından belirlendiği durumlarda, adli merciin resen harekete geçme

yetkisi vardır.”

75. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi

tutulamaz.”

76. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin -mağdurların davranışlarından

bağımsız olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden

men ettiği ve kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen

toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer

vermediği belirtilmiştir (bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No:

25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119; Bouyid/Belçika [BD], B. No: 23380/09,28/9/2015, § 81; Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55).

77. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (bkz. Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gäfgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

78. AİHM, tutuklu ve hükümlülerin korunmasız ve zayıf

durumda olduklarını ve en zor şartlarda dahiyetkililerin bu kişilerin fiziksel

esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir (Keenan/Birleşik

Krallık, B. No: 27229/95, 3/4/2001, § 91; Tarariyeva/Rusya, B. No:

4353/03, 14/12/2006, § 73; Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02,

24/7/2008, § 57).

79. Bununla birlikte AİHM, ceza infaz kurumlarında bir

şiddet potansiyeli bulunduğunun ve tutulan kişilerin direnişinin çok çabuk

ayaklanmaya dönüşebileceğini kabul etmektedir (Satık ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 58; Dedovsky ve diğerleri/Rusya, B. No:

7178/03, 15/5/2008, § 81). Bu bağlamda Sözleşme'nin 3. maddesinin güvenliği

sağlamak için güç kullanılmasını yasakladığı söylenemez, ancak bu güç zorunlu

hâllerde kullanılmalı ve aşırı olmamalıdır (Ivan Vasilev/Bulgaristan, B.

No: 48130/99, 12/4/2017, § 63).

80. AİHM, tamamen duyusal yalıtma ile birlikte bütünüyle

sosyal yalıtmanın kişiliği tahrip edeceğini ve güvenlik veya başka gerekçelerle

haklı gösterilmeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturacağını

belirtmiştir. Diğer taraftan mahkûmların diğer mahkûmlarla görüşmesinin

yasaklanmasının güvenlik, disiplin veya önleyici tedbirlerin gerektirdiği

koşullarda Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini

belirtmiştir (Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005, § 191).

AİHM ayrıca sıkı güvenlik rejimine ilişkin bir tedbir olan tek başına tutmanın,

kendiliğinden Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir müdahale sayılmayacağını

ifade etmiştir (Van der Ven/Hollanda, B. No: 50901/99, 4/2/2003, § 50).

Uzun süre başkalarından ayrı tutmanın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir

ihlal oluşturup oluşturmayacağı değerlendirirken olayın içinde bulunduğu özel

koşullara, tedbirin zorunluluğuna, süresine, izlenen amaca ve ilgili kişi

üzerindeki etkilerine bakılması gerekir (Rohde/Danimarka, B. No:

69332/01, 21/7/2005, § 93).

81. AİHM, içtihatlarında çıplak arama konusunu da ele

almaktadır. AİHM, ceza infaz kurumu güvenliğini sağlamak, suç işlenmesini ya da

düzenin bozulmasını engellemek amacıyla çıplak arama yapılmasının gerekli

olabileceğini kabul etmektedir (Van Der Ven/Hollanda, § 60). Ancak somut

olayın şartları açısından bu uygulamanın üzüntü ve aşağılama duygusunu

artırabileceği, bu yönüyle kamu otoritelerinin hükümlü/tutukluların onurunu zedelemeyecek

şekilde uygun davranmaları gerektiği değerlendirilmektedir (Van Der

Ven/Hollanda, §§ 61, 62; Valašinas/Litvanya, B. No: 44558/98,

24/7/2001, § 117; Iwańczuk/Polonya, B. No: 25196/94, 15/11/2001, §

59; Frerot/Fransa, B. No: 70204/01, 12/6/2007, §§ 38-47; Pawel

Pawlak/Polonya, B. No: 13421/03, 30/10/2012, § 141).

82. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir

ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde

soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (bkz. Labita/İtalya,

§ 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar

soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili

makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (bkz. Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No:

44093/98, 26/10/2004, § 55).

83. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini,

ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

84. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı

Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) 27/11/2013 tarihinde Ankara

(Sincan) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gerçekleştirdiği ziyaret

sonrası hazırladığı Rapor 15/1/2015 tarihinde yayımlanmıştır (CPT/Iİnf (2015),

§ 6). Anılan Raporda, ziyarette bulunan delegasyonun -2012 yılında yapılan

ziyaretteki ölçekte olmamakla birlikte- Ceza İnfaz Kurumu görevlileri

tarafından çocuklara fiziksel kötü muamelede bulunulduğu iddiaları ile

karşılaştığı belirtilmiştir. Bu iddiaların çoğu tokat, yumruk, tekme ya da plastik

sopa ile ele ve/veya ayak tabanına vurma şeklindeki cismani cezalardır (Raporun

49. paragrafı).

85. Anılan Raporda, iddialara ilişkin olarak görevlilerin

ve idarenin hükümlü/tutuklulara yönelik kötü muamelerinin kabul edilemez olduğu

ve bundan dolayı cezalandırılabileceklerinin görevlilere ve idareye düzenli

aralıklarla, kesin bir talimat olarak iletilmesi tavsiye edilmiştir. Talimatın

bir parçası olarak da çocuklara karşı fiziksel cezalandırmanın hiçbir türünün

uygulanamayacağının hatırlatılması gerektiği belirtilmiştir (Raporun 510.

paragrafı).

86. Öte yandan Raporda 10/10/2013 tarihli Rapora atıfta

bulunularak (CPT/Inf (2013) 27, § 31)Ceza İnfaz Kurumunun maddi koşullarının

çok iyi olduğu, yaşam alanlarının geniş olduğu, Kurumda dokuz hücre olduğu,

hücrelerde yatak, masa, sandalye, raf ve dolap olduğu belirtilmiştir (Raporun

69. paragrafı).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

87. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

88. Başvurucular; Ankara (Sincan) Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz

Kurumundaki C-10 ve C-12 koğuşlarında tutuklu olarak bulundukları 1/1/2014

tarihinde C-10 koğuşunda bulunan çocukların infaz koruma memurları tarafından

ayakta sayım vermeye zorlanması sırasında, hasta olması sebebiyle tutuklu

çocuklardan birinin buna karşı çıktığını, bu nedenle infaz koruma memurları

tarafından duruma müdahale edildiğini, yapılan müdahalelerin planlı olarak C-12

koğuşunda bulunan çocuklara da uygulandığını, müdahale sırasında yapılan ve

daha öncesinde uygulanan muamelelerin insan haklarına aykırı olduğunu, bu

kapsamda ayakta sayım vermeye zorlandıklarını, onur kırıcı ve rencide edici bir

şekilde çıplak olarak arandıklarını, infaz koruma memurlarınca zor

kullanıldığını, özellikle kameranın kayıt almadığı yerlerde işkenceye maruz

bırakıldıklarını ve ilgili kamera kayıtlarının Savcılık dosyasına

sunulmadığını, ellerinin ters kelepçelendiğini ve ayaklarından kelepçelenerek

müşahede/süngerli oda adı verilen hücrede tutulduklarını, yemek gibi temel

ihtiyaçlarının karşılanmadığını, C-12 koğuşunda bulunanlara yangın söndürme

tüpleriyle gaz ve tazyikli su sıkıldığını, buna gerekçe olarak yangın

çıkaracakları iddiası ileri sürülmüş ise de ellerinde yakıcı bir aletin

olmadığının idare tarafından bilindiğini, olaylardan yaklaşık dört saat sonra

alınan sağlık raporlarından işkenceye uğradıklarının anlaşıldığını, bu

nedenlerle suç duyurusunda bulunduklarını fakatmaruz kaldıkları işkence ve kötü

muameleler hakkında etkin bir soruşturma yapılmadığını, bu durumun İstanbul

Protokolü'nün getirdiği esaslara uygun olmadığını ve ayrıca çocuk olmaları

nedeniyle gösterilmesi gereken dikkat ve özenin kendilerine gösterilmediğini

belirterek Anayasa'nın 17., 19., 38., 40. ve 41. maddelerinde düzenlenen

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden soruşturma yapılması ve

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

89. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucuların Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği şikâyetlerinin özü başvurucuların

müşahede/süngerli oda tabir edilen hücre tipi odalarda tutulmasıdır.

Başvurucuların hücre tipi olduğunu iddia ettikleri odalarda tutulmasının-

tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuların kişi özgürlüklerinin

zaten kısıtlı olduğu gözetildiğinde- Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında değil Anayasa'nın

17. maddesinin üçüncü fıkrası düzenlenen kötü muamele yasağı çerçevesinde

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Aynı şekilde başvuruların

Anayasa'nın 36., 40. ve 41. maddeleritemelinde etkin soruşturma yapılmadığına

yönelik iddialarının da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

90. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, …

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence

ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.”

91. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel

amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

92. Somut olayda on bir ayrı başvurucunun iddiaları vekilleri

vasıtasıyla bireysel başvuruya konu olmuştur. Bununla birlikte başvurucuların soruşturma

aşamasındaki beyanları kapsamında Ceza İnfaz Kurumundaki olaylara ilişkin

iddiaları farklılık içermektedir. Özellikle başvurucuların C-10 ve C-12

ünitelerinde ayrı ayrı kaldıkları gözönüne alındığında iddiaların ve eylemlerin

her bir başvurucu için kendi beyanları kapsamında ayrı incelenmesi

gerekmektedir.

93. Bu bağlamda başvurucuların avukatları ile görüşme tutanakları, TİHK

raporu, kolluk ve/veya Cumhuriyet Savcılığına verdikleri beyanlar gözetilerek

başvurucu F.E.nin çıplak arama ve kelepçe takılmasına ilişkin, başvurucu B.D.,

K.Ş., E.T.nin da çıplak aramaya ilişkin herhangi bir şikâyeti olmadığından

çıplak arama başlığı altında diğer başvurucuların iddiaları

değerlendirilmiştir. Öte yandan H.B. dışındaki diğer tüm

başvurucular müşahede odasının koşullarından (odada yatak olmaması, battaniye

verilmemesi, soğuk olması ve yemek verilmemesi gibi) şikâyetçi olmuşlardır.

Dolayısıyla müşahede odasının şartlarına yönelik iddialar başvurucu H.B.

dışındaki diğer başvurucuların iddiaları kapsamında değerlendirilmiştir.

94. Başvurucular 1/1/2014 tarihinde ve sonrasında meydana gelen

olaylardan bağımsız olarak Ceza İnfaz Kurumunun olaylardan önceki bazı

uygulamalarından da şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda başvurucular ayakta

sayım yapmaya zorlanmalarının insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele olduğunu

ileri sürmüşlerdir. Ancak olaylara sebep olan bu uygulamaya ilişkin olarak

başvurucuların olaylardan önce infaz hâkimliği nezdinde herhangi bir şikayette

bulunduklarına dair bir veri sunulmamıştır. Bu nedenle ayakta sayım almaya

zorlanma konusu münhasıran değerlendirilmemiştir. Bunun dışında Ceza İnfaz

Kurumunun yaşam standartları, idarenin genel uygulamaları, hükümlü/tutuklu

çocukların gelişim, koruma, eğitim ve katılım haklarının korunması gibi hususlar

başvurucuların buna ilişkin yetkili kamu otoriteleri nezdinde şikâyetçi

olmamaları ve CPT raporları (bkz. §§ 84-86)gözetilerek ayrıca incelenmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu M.K. Yönünden

95. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesine göre

başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı

kanaatine varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar verilebilir. Bununla

birlikte anılan maddenin (2) numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine

devam edilebilir (Bayram Şahin, B. No: 2013/463, 16/5/2013,§ 16).

96. Başvurucular vekili 28/4/2016 tarihli ek dilekçesinde, Mersin 1.

Çocuk Mahkemesinin talimat cevabından başvuruculardan M.K.nın vefat ettiğini

öğrendiklerini belirtmiştir. Başvurucu vekilinin bildirimi ve mirasçıların

başvuruya devam etme yönünde iradelerini makul bir süre içinde bildirmedikleri

gözetilerek başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden birinin de

bulunmadığı değerlendirilmiştir.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurucu M.K.nın başvurusunun düşmesine

karar verilmesi gerekir.

b. Diğer Başvurucular Yönünden

98. Başvuruculardan H.B. ve F.E. soruşturma aşamasında şikâyetçi

olmamış ise de olayların resen soruşturmayı gerektirmesi ve başvurucular

vekilinin Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına

yaptığı itirazın Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/8/2014 tarihli

kararıyla anılan başvurucuların şikâyetçi olup olmadıkları değerlendirilmeden

esastan incelenerek reddedildiği gözetilerek anılan başvurucuların

başvurularının incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

99. Bu kapsamda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

100. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü

fıkrasında kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı

düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması

amaçlanmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, §

80).

101. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen

işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye

tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu kapsamda öncelikle

kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin hiçbir şekilde kişilerin beden ve

ruh bütünlüğüne zarar vermemelerini gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

102. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesi 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde ayrıca devlete, kişilerin işkence ve eziyete ya da insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye maruz bırakılmalarını engelleyecek

tedbirler alma ödevini yükler. Bu ödev üçüncü kişiler tarafından işlenen

fiilleri de kapsamaktadır. Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi

gereken bir kötü muamelenin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin

alınmaması durumunda devletin sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 82).

103. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

-devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak- yasağın maddi ve

usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın

maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı

muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu (negatif yükümlülük)

içermemekte; ayrıca bireylerin bu tür muameleye maruz kalmasını engelleyecek

etkili önleyici mekanizmaların kurulması yönünde pozitif bir yükümlülük de

içermektedir.

104. Kötü muamele yasağının usul boyutu ise, bu yasağın ihlal

edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran

iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir

soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

105. Somut olay karmaşıklığı ve başvurucuların maruz kaldıklarını iddia

ettikleri muamelenin farklılığı gözetilerek ayrı başlıklarda incelenmiştir. Bu

bağlamda başvurucuların şikâyetleri maddi boyut açısından krize müdahale ve zor

kullanma yetkisinin kullanılması, müşahede odasına alınma, sonrasında ileri

sürülen iddialar ile çıplak arama olarak üç başlıkta incelenmiştir. Bu

hususlara ilişkin şikâyetlerin etkili soruşturulmadığı iddiaları ise "Usul

Boyutu" başlığı altında incelenmiştir.

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

106. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası mağdurların

eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muamele yasağının ihlal

edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Saikin önemi ne kadar yüksek olursa

olsun yaşam hakkı gibi en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci

fıkrası gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile

bu yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın

mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve

suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre

veya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 104).

107. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve devlete

yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu bağlamda kötü

muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen

olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde

makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık

ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden

oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki

tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

108. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

109. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen bu

kavramlar arasında nitelik değil yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir

muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma

bakmak gerekir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan

kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

110. Buna göre anayasal düzenleme kapsamında kişinin maddi

ve manevi varlığına en fazla zarar veren muamele işkencedir. Muamelenin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkencenin

özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir

nedenle yapıldığı belirtilmiştir (bkz. § 72; Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

111. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya

manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak

tanımlanabilir. Bu hâllerde duyulan acı, meşru bir muamele ya da cezada

kaçınılmaz olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap vermenin belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz (Cezmi

Demir ve diğerleri,§ 88).

112. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi

iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler

ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

tanımlanabilir. Eziyetten farklı olarak, uygulanan bu muamele kişide

bedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

113. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin

kapsamında olduğunu belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel koşulları

içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya kamuoyunun bilgi

sahibi olması muamelenin aşağılayıcı niteliğinin belirlenmesinde rol oynasa da

muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin kendini değersiz hissetmesi de bu

seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilir. Ayrıca muamelenin küçük

düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte

böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin kötü muamele olmadığı anlamına

gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

114. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar,

ayrımcı davranışlar, kamu görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz

ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, normal olmayan

bazı şeyleri yedirip içirme gibi aşağılayıcı davranışlar insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele olabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

Bununla birlikte Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanmış bir

eylem tehdidinde bulunmak da yeterince yakın ve gerçek olması koşuluyla bu

maddenin ihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıyla bir kimseyi

işkence ile tehdit etmek, en azından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele oluşturabilir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 91).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

(1) Olaya Müdahale ve Zor Kullanma Yetkisinin

Kullanılması Yönünden

115. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa’nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum

bırakılırken (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33)

genel olarak Anayasa'nın koruma alanı kapsamında bulunan diğer hak ve

özgürlüklere sahiptir. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın

kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi

güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir, makul gerekliliklerin olması

durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B. No:

2013/3550, 19/11/2014, § 35).

116. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki kural,

hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 5275

sayılı Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin

infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda

bulunulamaz" ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten

yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar

altında çektirilir" şeklindeki düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir.

Dolayısıyla tutuklamaya veya hapis cezasına mahkûmiyete ilişkin bir kararın

yerine getirilmesi için sağlanacak şartlar, insan onuruna saygıyı koruyacak

nitelikte olmalıdır (Turan Günana, § 36).

117. Bununla birlikte özgürlüğünden mahrum bırakılan bir

kişiye yönelik olarak -kendi eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını

gerektirmedikçe- zora başvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi

sonucunu doğurabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 92). Buna karşılık

Anayasa'nın 17. maddesinin bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını

yasakladığı söylenemez. Ancak bu tür bir güç sadece kaçınılmaz ve asla aşırı

olmamak kaydıyla kullanılabilmelidir. Ayrıca kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu

gibi fiiller, prensip olarak kötü muamele yasağını ihlal edecektir. Buna göre

yakalama sırasında kötü muamele yapıldığı iddiaları değerlendirilirken güç

kullanmayı gerektiren bir durumun olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı

olup olmadığı gözetilmelidir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No:

2013/3936, 17/2/2016, § 52).

118. Somut olay açısından güç kullanmanın koşulları

değerlendirirken başvurucuların 16-17 yaş grubunda çocuk olduğu da gözönünde

tutulmalıdır. Bu bağlamda otoriteyle çatışmanın ergenlik çağının olağan

davranışları olduğu, bu nedenle çocukların tutulduğu kurumların kuralları bu

dönemin özellikleri dikkate alınarak belirlenmeli; bu kurumlarda çalışanlar da

bu davranışlarla baş etme konusunda uzmanlığa dayalı becerilere sahip

kılınmalıdır.

119. Güç kullanmayı gerektiren bir durumun varlığı

değerlendirilirken öncelikle güç kullanmanın hukuka uygun olup olmadığı, sonra

ise gerekli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda C-10 ile C-12

ünitelerine yapılan müdahalenin ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.

120. İnfaz Tüzüğü'nün 22. maddesinin (8) numaralı

fıkrasında; infaz koruma memurlarının kurumun güvenliğini bozan firara

teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, kanuna veya düzenlemelere dayalı bir emre

karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanun'un 25.

maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında zor kullanma

yetkisinin bulunduğu hükmüne yer verilmiştir. Bunun dışında anılan hususlarla

karşılaşıldığında bu durumlara karşı kurum içinde kimin hangi yöntemi nasıl

kullanacağına yönelik özel bir düzenlemeye rastlanmamıştır.

121. Anılan Tüzük hükmü kapsamında infaz koruma

memurlarının C-10 ve C-12 ünitelerinde meydana gelen olaylara ilişkin olarak

zor kullanma yetkilerinin hukuki dayanağı konusunda herhangi bir sorun

görülmemiştir. Somut olaydaki saldırı, aktif direnme ve isyan eylemlerinin

failleri 16-17 yaş grubu arasındaki çocuklardır. Ulusal ve uluslararası birçok

hukuki düzenlemede çocukların korunması için gerekli her türlü önlemin alınması

gerektiği vurgulanmıştır (bkz. §§ 67-75). Bu bağlamda çocuk ve gençlik kapalı

ceza infaz kurumlarında anılan sorunlara kimin hangi yöntemle ve nasıl müdahale

etmesi gerektiği ayrıntılı olarak düzenlenmelidir. Bununla birlikte somut

olayın gelişimi açısından infaz koruma memurlarına yönelik bir düzenleme

olmaması -olayların vahameti ve sonuçları gözönüne alındığında- münhasıran kötü

muamele yasağının pozitif yükümlülüğünün ihlali olarak yorumlanamaz.

122. Somut olayda infaz koruma memurları sayım için C-10

ünitesine gelmişler ve sayım için üst katta bulunan çocuğu da aşağıya

çağırmışlardır. Sayımı geciktirmenin veya sayıma geç çıkmanın İnfaz Tüzüğü'nün

46. maddesinde uyarı cezasını gerektiren bir disiplin suçu olarak da

düzenlendiği gözetildiğinde infaz koruma memurunun sayım için ısrarlı olması

kabul edilebilir bir husustur. Nitekim sayımın tek amacı firarın engellenmesi

değil Ceza İnfaz Kurumunda düzenin ve disiplinin sağlanması, çocuklar yönünden

herhangi bir cebire maruz kalıp kalmadığının tespitidir.

123. İnfaz koruma memurunun sayım için çocuğun aşağıya

inmesi yönündeki ısrarı esnasında başvuruculardan B.D. infaz koruma memuruna

kafa atmıştır. Aynı şekilde bu sırada aşağı katta bulunan iki çocuk da diğer

infaz koruma memurlarına saldırmıştır. Sayıma inmeyen çocuk da aşağı inerek

önce sayıma çağıran infaz koruma memuruna, daha sonra diğer memurlara

saldırmıştır. İnfaz koruma memurlarının olaya ilk tepkisi kendilerini korumak

yönünde olmuştur. Kargaşayı öğrenip koğuşa gelen diğer infaz koruma memurları

ile birlikte çocuklar kontrol altına alınmaya çalışılmıştır.

124. C-10 ünitesinde çocuklar kontrol altına alınmaya

çalışılırken infaz koruma memurları cop, gaz veya herhangi bir müdahale

ekipmanı kullanmamıştır. Buna rağmen çocuklar çekpas sopasını kullanarak

görevlilere saldırmıştır. Aynı şekilde çocukların attığı sandalye çocuklara

geri atılmıştır. Ancak bu münferit tepkilerin heyecanın yükseldiği ve duygu

yoğunluğunun olduğu bir anda meydana geldiği değerlendirilmelidir.

125. Çocuklar kontrol altına alınmak içinünite dışına

çıkarılarak kelepçelenmiş ve müşahede odasına götürülmüştür. 5275 sayılı

Kanun'un 50. maddesinde, çocuklarla ilgili olarak kelepçe ve bedensel hareketi

kısıtlayıcı araçların ancak hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbi

nedenlerle ve diğer kontrol usullerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün

kendisine ya da başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel

olmak için kurumun en üst amirinin emriyle kullanılabileceği kabul edilmiştir.

Bu bağlamda olayın gelişimi ve çocukların davranışları açısından kelepçe takma

zorunluluğunun ortaya çıktığı açıktır.

126. C-12 ünitesinde tutulan çocuklar ise C-10 ünitesindeki

olayları görünce slogan atmaya başlamış ve C-10 ünitesindeki tutuklulara

katılmak istemişlerdir. Bir infaz koruma memurunun C-12 ünitesinin kapısını

sürgülemesiyle tutuklu çocuklar dışarı çıkamamış, ancak ünitenin üst katına

çıkıp merdivenlere barikat kurarak kendilerini yakma tehdidinde bulunmuşlardır.

Bunun üzerine infaz koruma memurları tazyikli su ve ellerinde yangın tüpüyle

tutuklu çocukları kontrol altına almaya çalışmışlardır. Bu esnada tutuklu

çocuklar ellerine geçen sert cisimleri infaz koruma memurlarının üzerine atmaya

başlamış, attıkları bir dolap ise yangın tüpünün patlamasına neden olmuştur. Bu

nedenle ortaya yayılan kimyasal, tutuklu çocuklardagazla müdahale edildiği

algısı uyandırmıştır. Daha sonra infaz koruma memurları tutuklu çocukları

kontrol altına alarak müşahede odasına götürmüştür. Kelepçe takılarak tutuklu

çocukların müşahede odasına götürülmesi somut olayın şartları açısından

orantısız bir müdahale olarak değerlendirilemez.

127. Öte yandan başvurucuların adli muayenesi sonucunda

tespit edilen yaraların koğuştaki müdahale esnasında mı yoksa müşahede

odasındaki -iddia ettikleri- darp olayları esnasında mı gerçekleştiği tespit

edilememiştir. Bununla birlikte kamera görüntüleri, çocukların birbirlerini

aktif olarak direnme ve saldırıya teşvik ettiklerini, bunun sonucunda

kendilerine fiziki güç uygulandığını göstermektedir. Bu bağlamda C-10 ve C-12

üniteleri içinde yapılan müdahalede zor kullanma yetkisinin sınırlarını aşacak

şekilde şiddet uygulandığı gözlemlenmemiştir. Dolayısıyla olaylara müdahalede

çocuklara uygulanan zor kullanmanın bu aşamada sırf bir misilleme veya bedensel

ceza oluşturmadığı gözetilerek gereksiz ve orantısız bir müdahale olduğu

söylenemez. Nitekim etkisiz hâle getirmek için fiziki güç kullanılmasından

sonra da çocuklara şiddet uygulandığı iddiası aşağıda ayrı bir başlık altında

değerlendirilmiştir.

128. Açıklanan gerekçelerle başvuruculara yapılan

müdahaleyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

129. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkin savunulabilir şikâyetlerin bulunmadığı yönünde varılan

tespitler gözönünde bulundurulduğunda (bkz. §§ 115-128) anılan maddenin usul

boyutuna ilişkin şikâyetler, incelenebilecek nitelikte bulunmamıştır.

Dolayısıyla olaylara müdahale ve zor kullanma yetkisinin kullanılması yönünden

başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin usul boyutunun ihlaline ilişkin

iddiaları ayrıca değerlendirilmemiştir.

(2) Müşahede Odasına Alınmaya ve Sonrasına

İlişkin İddialar Yönünden

130. Anayasa’nın 17. maddesi ceza infaz kurumunda tutulan

bir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır

bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz

sürecindeki davranışların mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu

olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri

çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir

şekilde güvence altına alınması, mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması

da insan onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana,

§ 39).

131. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

çerçevesinde ceza infaz kurumunda tutulma koşullarını değerlendirirken

başvurucuların somut olaylara ilişkin iddiaları ile birlikte koşulların bir

bütün olarak gözetilmesi ve bu kapsamda önlemlerin şiddeti, amacı ve bireyler

için sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (Turan

Günana, § 38).

132. Somut olayda başvurucular, anılan olayların ardından kontrol

altına alınmış ve kelepçeli olarak müşahede odasına götürülmüştür. Mevcut

kayıtlar başvurucuların bu yöndeki iddialarını doğrular niteliktedir. Bununla

birlikte başvurucu çocukların müşahede odasına kapatılması bir disiplin

cezasından kaynaklanmamıştır. Meydana gelen saldırı, aktif direnme ve isyan

eylemlerini sonlandırmak, ceza infaz kurumunun disiplinini ve düzenini tekrar

sağlamak amacıyla başvurucular müşahede odasına konulmuştur. Dolayısıyla burada

geçici bir tedbir olarak müşahede odasına konulma söz konusudur. Nitekim

idarenin bu uygulaması İnfaz Tüzüğü'nün 49. maddesi kapsamında “kurum

düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması

hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer

tedbirleri” alma yetkisine dayanmaktadır. Bu yetki disiplin cezası olarak

değerlendirilemez. Sonuç olarak başvurucuların müşahede odasına konulması ceza

infaz kurumunda düzenin sağlanması için tek başına kötü muamele olarak kabul

edilemez. Özellikle başvurucuların olayın ertesi günü aileleri ve avukatları

ile görüşebilmesi bu tedbirin geçici olarak alındığını açıkça ortaya

koymaktadır. Başvurucuların da müşahede odasında uzun tutuldukları yönünde

iddiaları bulunmamaktadır.

133. Öte yandan ceza infaz kurumlarında kötü muamele olarak kabul

edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunların birçoğu ceza

infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından

kaynaklanabileceği gibi idari hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de

ortaya çıkabilir. Bu bağlamda müşahede odalarında yatak bulunmaması, soğuk

olması ve yemek verilmemesi gibi iddialar kötü muamele yasağı çerçevesinde incelenmesi

gereken hususlardır. Ancak bu durumda dahi başvurucuların iddialarının

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşması gerekmektedir. CPT'nin 2012 ve 2013 yılında

gerçekleştirdiği ziyaretler sonrası hazırlanan raporlar gözetildiğinde (bkz. §§

84-86) başvurucuların bu iddialarının maddi boyut yönünden incelenmesini

sağlayacak emarelere dayanmadığı anlaşılmaktadır.

134. Başvurucuların kontrol altına alındıktan sonra kamerasız alanlarda

darbedilmesi, elleri ve ayakları kelepçeli olarak müşahede odasında

tutulmaları, doktor raporunun gerçekleri yansıtmayacak şekilde yazılması

yolundaki iddialarının da kötü muamele yasağının maddi boyutu kapsamında

incelenebilmesi için tartışılabilir ve makul şüphe uyandırıcı olması

gerekir.

135. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her

türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen

birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu koşulların tespiti hâlinde kötü

bir muamelenin varlığından bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394,

6/3/2014, § 28).

136. Öte yandan bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup

bazı durumların ortaya koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi ve

Cumhuriyet başsavcılığı rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu hâllerde çok

dikkatli davranması gerekmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında yapılan

şikâyetlerin incelenmesinde böyle bir durumla karşılaşma riski bulunmaktadır.

Anılan maddede güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ihlali

ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman Anayasa Mahkemesi, bu konu hakkında tam

bir inceleme yapmalıdır. Ancak soruşturma ve kovuşturma aşamasında delilleri

değerlendirmek kural olarak Cumhuriyet savcıları ve derece mahkemelerinin işi

olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Bu

nedenle öncelikle yapılması gereken, bireysel başvuru dosyasındaki iddialar ile

soruşturma ve/veya kovuşturma dosyasındaki değerlendirmede ortaya konulan

delillerin kötü muamele yasağının maddi boyutu açısından yeterli olup

olmadığını değerlendirmektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk

bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi

bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerinin bulgularının Anayasa

Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bu mahkemelerin maddi

olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin

bulunması gerekir.

137. Başvurucuların müşahede odasında kendilerine yönelik olarak

yapılanlara dair iddialarının maddi boyutunun incelenmesi için soruşturma

dosyası, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu raporu (bkz. § 54) ve TİHK

raporu (bkz. §§ 55, 56) kapsamında yeterli delil olmadığı gibi başvurucuların tartışılabilir

ve makul şüphe uyandıran deliller ortaya koyabildiği de söylenemez.

Özellikle başvurucuların adli muayene sonrasında da darp olayının devam ettiği

yönündeki şikâyetleri temelinde herhangi bir maddi delil ortaya konulmamış ve

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da bu hususa ilişkin bir delil soruşturma

dosyasına yansıtılmamıştır. Bu nedenle başvurucuların anılan iddialarının kötü

muamele yasağının usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır.

138. Aynı şekilde tutuklu çocukların saldırıları ve isyan girişimleri

zor kullanma ile kontrol altına alındıktan yaklaşık dört saat sonra çocukların

hastaneye sevk edilerek sağlık muayenesinin neden geciktirildiği de dosyadan

anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte olaylar esnasında birçok infaz koruma

memurunun da yaralandığı (bkz. §§ 52, 53) gözetildiğinde gecikmenin bir

cezalandırma amacından mı yoksa sayının çokluğu nedeniyle bir imkân

yetersizliğinden mi kaynaklandığı anlaşılamamıştır. Bu nedenle bu iddiaların da

kötü muamele yasağının usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine

varılmıştır.

(3) Çıplak Arama Yönünden

139. Çıplak arama yapılması çocuklar dâhil hükümlü ve

tutuklular açısından tek başına kötü muamele yasağını ihlal eden bir durum

olarak değerlendirilemez. Nitekim bu tür bir aramayla, ceza infaz kurumlarının

güvenliğinin sağlanması, hükümlü ve tutukluların kurum içinde kendilerine,

diğer hükümlü/tutuklara ve infaz koruma memurlarına zarar verecek veya suç

oluşturacak uyuşturucu maddelerin, kesici ve delici aletlerin sokulmasının

engellenmesi amaçlanmaktadır. İnfaz Tüzüğü'nün 46. maddesi de bu hususu

düzenleyerek çıplak aramanın hukuki dayanağını ortaya koymuştur (Turan

Günana (5), B. No: 2013/5545, 15/12/2015,§§ 64, 65).

140. Öte yandan çıplak arama usulü ve sıklığı kötü muamele

yasağının ihlali sonucunu da doğurabilir. Özellikle ceza infaz kurumunda

güvenlik, düzen ve suç işlenmesinin önlenmesi amacını aşacak ve

hükümlü/tutuklular yönünden insan onurunu zedeleyecek nitelikte bir uygulamaya

dönüşmesi kötü muamele yasağı yönünden gözönünde bulundurulması gereken

hususlardır. Çocukların özgürlüklerinden mahrum edilme nedeni ne olursa olsun

yetişkinlerden daha hassas olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden çocukların

fiziksel ve ruhsal olarak korunmasını sağlamak için özellikle dikkatli olmak

gerekir. Bu bağlamda çocukların aynı cinsiyetten personel tarafından aranması,

çok sık arama yapılarak aramanın rencide etme uygulamasına dönüşmemesi,

başkalarının karşısında yapılmaması gerekmektedir.

141. Somut olayda başvurucuların şikâyeti çıplak arama

yapılmasıdır. Bununla birlikte çıplak aramanın usulü, sıklığı, uygulanması

açısından onurlarını zedeleyecek bir usulde yapılıp yapılmadığı dile

getirilmemiştir. Başvurucularının bir kısmının da soruşturma aşamasında çıplak

aramadan şikâyetçi olmadığı gözetildiğinde kötü muamele yasağının maddi

boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

142. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkin savunulabilir şikâyetlerin bulunmadığı yönünde varılan

tespitler gözönünde bulundurulduğunda (bkz. §§ 140-141) çıplak arama iddiaları

yönünden başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin usulî boyutunun ihlaline

ilişkin iddiaları ayrıca değerlendirilmemiştir.

b. Anayasa’nın 17. Maddesinin Usul Boyutunun

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

143. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak, kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı

olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

144. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın

17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, §

25).

145. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve

sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

2012/752, 17/9/2013, 56).

146. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma makamlarının

resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir.

Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikayet şikâyet

olmasa bile kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtiler olduğunda

soruşturma açmalıdır(Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

147. Başvuru konusu olayda kötü muamele yasağının usul yönü

açısından incelenmesi gereken husus başvurucuların kontrol altına alındıktan

sonra kamerasız alanlarda darbedilmesi, ellerinin ve ayaklarının kelepçeli

olarak müşahede odasında tutulmaları, doktor raporu için geç gönderilmeleri ve

raporun gerçekleri yansıtmayacak şekilde yazılmasıdır.

148. Öncelikle belirtilmesi gereken husus, insan hakları

ihlalleri ile ilgili iddialarda soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul

etme anlamına gelmediğidir. Bununla birlikte iddiaların ciddiye alınması ve

adil bir sonucu garanti eden bir usulle soruşturma yapılması kötü muamele

yasağının usul zorunluluğunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda kötü muamele

iddiasına yönelik soruşturmalarda en temel husus, mağdur beyanlarının alınması

ve doktor muayenesinin geciktirilmeden ayrıntılı olarak yapılmasıdır. Zira

doktor raporu iddia edilen muamelenin olup olmadığı, olmuşsa boyutlarının

tespiti açısından olmazsa olmaz bir delil niteliğindedir.

149. Başvuru konusu olayda başvurucular müşahede odasına

alındıktan yaklaşık dört saat kadar sonra (bkz. § 10, 49) doktor muayenesine

götürülmüştür. Yapılan soruşturmada bu gecikmenin nedenleri araştırılmadığı

gibi bu uygulamanın başvurucuları cezalandırmak amacıyla yapılıp yapılmadığı da

değerlendirilmemiştir. Bununla birlikte başvurucular beyanlarında tutarlı

olarak doktorun ayrıntılı muayene yapmadan ve yanlarında güvenlik görevlileri

varken raporu hazırladığını iddia etmişlerdir. Buna rağmen bu husus da araştırılmamış

ve tekrar rapor alma gerekliliği gözetilmemiştir. Öte yandan başvurucuların

doktor muayenesinden sonra müşahede odasında darp olaylarının devam ettiğine

yönelik ısrarlı ve tutarlı iddialarına rağmen bu hususta da ek rapor

aldırılmamıştır.

150. Devletin kontrolü altında bulunan kişilere yönelik

tıbbi muayenelerin sağlanması, kötü muameleye karşı önemli tedbirlerden birini

oluştururken bu muayenelerin usulüne uygun olarak yapılması ve raporların

usulüne uygun düzenlenerek gerekli mercilere sunulması vazgeçilmez bir öneme

sahiptir. Tıbbi muayeneler güvenilir ve gerçeğe uygun raporlarla sonuçlanmalı;

bunun için de muayeneler güvenlik görevlileri ve diğer kamu görevlilerin

bulunmadığı bir şekilde, tıp uzmanlarının kontrolünde özel olarak yapılmalıdır

(İstanbul Protokolü ek 1, madde 6).

151. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumu tarafından aldırılan sağlık

raporunun gerekli koşulları taşıyıp taşımadığının araştırılmayarak tek başına

karara esas alınmasının anılan ilkelere aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

152. Öte yandan başvurucuların etkisiz hâle getirilmelerinden sonra

darp olayına maruz kaldıklarına yönelik iddiaları da ayrıntılı olarak

incelenmemiştir. Özellikle başvurucuların kameranın bulunmadığı yerlerde ve

müşahede odasında darbedildikleri yolundaki iddiaları değerlendirilmemiştir.

Savcılık kararındaki temel değerlendirme Komisyonun incelemesi ve olaylara

müdahaledeki zor kullanma yetkisinin aşılıp aşılmadığı ile sınırlı kalmıştır.

Başvurucuların olaydan sonra yapıldığını iddia ettikleri uygulamalar ise

incelenmemiştir. Bu bağlamda olayların kontrol altına alınmasından sonrasına

ilişkin iddiaların gerçek olup olmadığı, gerçek ise güç kullanmayı gerektiren

bir durum olup olmadığı, sırf bir misilleme veya bedensel cezaya yönelik bir

uygulama olup olmadığı değerlendirilmemiştir.

153. Açıklanan gerekçelerle başvuruculardan H.B. dışındaki

başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

154. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

155. Başvurucular ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

156. Başvuruda, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

157. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Batı (Sincan)

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

158. M.K. ve H.B. dışındaki başvurucuların maddi ve manevi varlığının

korunması hakkına yönelik müdahale ile olay hakkında etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında M.K. ve H.B. dışındaki

başvuruculara ayrı ayrı net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

159. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvuruculara

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Başvurucu M.K.nın başvurusunun DÜŞMESİNE,

C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline

ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi yönden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Başvurucu H.B. yönünden

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının usul yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

3. Diğer başvurucular yönünden Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul yönünden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak

üzere Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

F. M.K. ve H.B. dışındaki

başvuruculara AYRI AYRI net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

G. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15586, 23 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci
  4. Bölüm
  5. Karar
  6. Gizlilik Talebi Kabul
  7. Yıldırım
  8. Kömürcü
  9. Topal
  10. Güleç
  11. Şen
  12. I. Başvurunun Konusu
  13. II. Başvuru Süreci
  14. III. Olay Ve Olgular
  15. A. Tutuklu Çocukların Beyanları
  16. "C10
  17. "C12
  18. C10
  19. B. Sağlık Raporları
  20. C. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme
  21. D. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Raporu
  22. E. Başvurucuların İddiaları Hakkında Yürütülen Adli
  23. Iv.ilgili Hukuk
  24. A. Ulusal Hukuk
  25. B. Uluslararası Hukuk
  26. V. İnceleme Ve Gerekçe
  27. A. Başvurucuların İddiaları
  28. B. Değerlendirme
  29. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli
  30. C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline
  31. D. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında
  32. E. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının
  33. F. M.K. ve H.B. dışındaki
  34. H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  35. I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  36. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/15586
Tarih
23 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Erkan Orakçı Başvurusu (B. No: 2015/7162)
  • Mehmet Mirza Adlığ Başvurusu (B. No: 2015/5408)
  • Naif Şaşma Başvurusu (B. No: 2015/3782)
  • Hikmet Erçin Başvurusu (B. No: 2014/2917)
  • Ömer Şanlı Başvurusu (B. No: 2015/7304)
  • Kamuran Karaca Başvurusu (B. No: 2015/8762)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.