İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adnan Alver Başvurusu (B. No: 2014/5800)

1. Başvuru, özel tavan uygulaması dolayısıyla kıdem tazminatının

Başvuru No2014/5800Tarih9 Kasım 2017Okuma29 dk · 5.738 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Adnan Alver Başvurusu

Karar tarihi
9 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/5800
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.738 kelime·29 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, özel tavan uygulaması dolayısıyla kıdem tazminatının

eksik ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 22/8/1978 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Ziraat

Bankası A.Ş.'de (Banka) memur olarak çalışmaya başlamış, 2/4/1987 tarihinde ise

sözleşmeli personel statüsüne geçmiştir. Başvurucunun çalıştığı Banka

15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye

Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında

Kanun kapsamında yeniden yapılandırılmıştır. Bu Kanun'un 2. maddesinin (4)

numaralı fıkrasıyla, uygun görülen personelin istekleri hâlinde emeklilik

statüsü devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilmesi

öngörülmüştür. Anılan Kanun'un 30/1/2002 tarihli ve 4743 sayılı Kanun'un 6.

maddesi ile değişik geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre ise

bankalarda 31/12/2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tabi olmayan

personel çalıştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Başvurucu da1/12/2001

tarihinden itibaren aynı Bankada hizmet akdine bağlı olarak işçi statüsünde

çalışmaya devam etmiştir. Başvurucu ile Banka arasında imzalanan sözleşmenin 5.

maddesinde Bankanın, kıdem tazminatını diğer kamu kurum ve kuruluşları ile

Bankada geçmiş hizmetlerin toplamı üzerinden ödemeyi taahhüt ettiği

belirtilmiştir.

10. Başvurucuya 5/10/2014 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis

edilmiştir. Başvurucuyamemur ve sözleşmeli personel olarak çalıştığı dönemler

için emeklilik ikramiyesi esasları dâhilinde 21.412,24 TL ödeme yapılmıştır.

Başvurucuya işçi olarak çalıştığı dönem için ise yine emekli ikramiyesi

esaslarına göre 2.184,92 TL ödenmiş; Banka aynı dönem için 3.195,08 TL

tutarında kıdem tazminatı da ödemiştir. Böylece başvurucuya emekli oluşundan

dolayı toplam 26.792,23 TL tutarında ödeme yapılmıştır.

A. Başvurucunun Açtığı

Kıdem Tazminatı Alacağı Davası

11. Başvurucu ise Bankanın 3.175,91 TL kıdem tazminatı ödediğini

ancak 26 yıl 1 ay 13 gün hizmetine karşılık 41.074 TL kıdem tazminatı ödenmesi

gerektiğini belirterek şimdilik 4.000 TL tutarındaki kıdem tazminatı farkının

yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle Ziraat Bankası aleyhine 21/8/2009

tarihinde Samsun 1. İş Mahkemesinde alacak davası açmıştır.

12. Mahkeme, işçi alacakları konusunda uzman bir bilirkişiden

raporlar almış ve bu raporları hükme esas alarak 11/3/2013 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ihtilafın başvurucunun memur ve

sözleşmeli personel statüsünde çalıştığı süreler için kıdem tazminatı alıp

alamayacağı noktasında toplandığı belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucuya iş

sözleşmesi imzalatıldıktan sonraki dönem için genel tavan esasına göre

hesaplanan kıdem tazminatının davalı Banka tarafından ödendiğini vurgulamıştır.

Mahkeme ayrıca Emekli Sandığına tabi dönem için ise 25/8/1971 tarihli ve 1475

sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinin altıncı fıkrasındaki özel tavana uygun

ödeme yapıldığını kabul etmiştir. Mahkemeye göre bu sebeplerle başvurucunun

bakiye kıdem tazminatı alacağı bulunmamaktadır.

13. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay 7. Hukuk

Dairesinin 17/1/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

14. Nihai karar, başvurucu vekiline 15/3/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 8/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Emsal Olarak

Gösterilen Dava

16. Başvurucu ile aynı konumda olduğu belirtilen M.R.T.

tarafından yine kıdem tazminatı alacağının eksik ödendiği iddiasıyla Kartal 3.

İş Mahkemesinde açılan dava 28/4/2008 tarihinde kabul edilmiş ve bu hüküm

Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 26/12/2008 tarihinde onanmıştır. Ancak aynı

Dairenin 6/10/2009 tarihli ilamıyla maddi hata gerekçesiyle onama ilamının

kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlamda, sözleşmeli

personel olarak çalışıldığı süre için sözleşmede öngörülmüş olmasına rağmen işçi

statüsünde çalışılmaya devam edildiği için iş sonu tazminatının ödenmediğine

dikkat çekilerek son olarak emekli olunan tarih itibarıyla Emekli Sandığına

tabi emsal bir çalışanın alabileceği emekli ikramiyesi tutarına göre işverence

hesaplamaya gidilmesinin yerinde bir uygulama olduğu belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

17. 1475 sayılı Kanun’un

"Kıdem tazminatı" kenar başlıklı 14. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“...

T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal

Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece

aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi

suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da

toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet

sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı

ödenir.

Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında

işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek

şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının

hesabında dikkate alınmaz.

Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına

tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya

malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun

yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan

fazla olamaz.

Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi,

genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde

sayılan kurumları kapsar.

Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem

tazminatı veya ikramiye ödenmez.

…”

18. 4603 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (4) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği

tarihte mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi

oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan uygun görülenler

istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine

göre çalıştırılabilir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu

ile ilgileri devam eden personelin özel hukuk hükümlerine göre çalışacakları

süreler kazanılmış hak aylıklarında değerlendirilir ve emeklilik işlemlerinde

söz konusu Kanunun ek 48 inci maddesinin (b) fıkrası ile ek 68 inci maddesi hükümleri

uygulanır. Bu kadro ve pozisyonlar emeklilik, istifa, ölüm ve sair nedenlerle

boşaldıkları takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(Değişik beşinci cümle: 18/4/2007-5626/1 md.) Özel hukuk hükümlerine göre

çalıştırılacak personelin sayısı, unvanı, ücret ve sair mali hakları bankaların

genel kurullarınca tespit olunur. (Değişik altıncı cümle: 18/4/2007-5626/1 md.)

Genel kurullar, bu yetkilerini yönetim kurullarına devredebilir. (Ek yedinci

cümle: 18/4/2007-5626/1 md.) Personel istihdamına ilişkin diğer hususlarda

yönetim kurulları yetkilidir."

19. 4603 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (3) numaralı

fıkrası şöyledir:

"(Değişik : 30/1/2002 - 4743/6 md.)

Bankalarda 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tâbi olmayan personel

çalıştırılamaz. Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca

gerek özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme teklif

edilen ancak özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı kabul etmeyen gerekse özel

hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanmayan

personel, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığına

bildirilir."

20. 4603 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

"25.11.2000 tarihinde bu bankalarda çalışan

personelden özel hukuk hükümlerine geçirilenlerin hizmet sözleşmelerinin

31.12.2003 tarihine kadar, bankaların disiplin yönetmelikleri hükümleri saklı

kalmak kaydıyla 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesi dışında kalan

sebeplerle bankalar tarafından feshedilmesi halinde söz konusu personel

hakkında bu Kanunun geçici 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

işlem tesis edilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu kapsamda

olan personele sözleşmenin feshi nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatı ödenmez.

Bankaların kurduğu, kuracağı ve iştirak ettiği veya edeceği bilgi sistemleri

ve/veya alternatif dağıtım kanalları amaçlı şirketlere bu bankalardan geçen ve

T. C. Emekli Sandığı ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi

uyarınca kurulan Türkiye Emlâk Bankası Anonim Şirketi Emekli ve Yardım Sandığı

Vakfı ile irtibatları devam eden personelden isteyenlerin anılan sosyal

güvenlik kurumları ile irtibatları devam eder. Bu fıkra hükümleri bu personel

hakkında da uygulanır."

2. Yargıtay İçtihadı

21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/1/2017 tarihli ve

E.2014/9-2515, K.2017/156 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut olayda taraflar arasındaki temel

uyuşmazlık, sözleşmeli personel olarakçalışılan süre için 1475 sayılı yasanın

14. maddesinde öngörülen özel ve genel tavandan hangisinin uygulanacağı

noktasındadır. Davacı işçi ayrıca01.02.2002 tarihinde taraflar arasında

imzalanan iş sözleşmesinin 5. maddesi hükmüne dayanmışolup, anılan maddedekıdem

tazminatı hesabında diğer tüm kamu kurum ve kuruluşlarla bankada geçmiş

hizmetlerin birlikte değerlendirileceği kuralı öngörülmüştür.

Kıdem

tazminatını düzenleyen 1475 sayılı yasanın 14. maddesine göre kıdem

tazminatının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek devlet

memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet

yılı için ödenecek emeklilik ikramiyesini geçemez. Bu üst sınır, öğretide

“genel tavan” olarak adlandırılmaktadır...

Özel

tavan ise, 1475 sayılı Kanunun 14/6. fıkrasında öngörülmüştür. Buna göre,

işçinin iş sözleşmesinin yaşlılık veya malullük aylığına hak kazanması ve T.C.

Emekli Sandığına tabi olarak hizmetlerinin bulunması durumunda son kamu kurumu

işverenince Emekli Sandığına tabi hizmetleri için ödenmesi gereken kıdem tazminatı

tutarı, anılan kanun hükümlerine göre ödenmesi gereken emeklilik ikramiyesi

için öngörülen miktarı geçemez. Bir başka anlatımla işçiye ödenmesi gereken

kıdem tazminatı tutarı o işçinin Emekli Sandığına tabi hizmetleri karşılığında

kendisine ödenmesi gereken emeklilik ikramiyesini aşamaz. Bu özel tavan,

işçinin yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihi esas alınarak

belirlenir.

Kıdem

tazminatı tavanını öngörenkurallar kamu düzeniyle ilgili olup, aksinesözleşme

hükümleri geçersizdir. Dairemiz kararlarında, Emekli Sandığı hükümlerine tabi

olarak memur sıfatıyla çalışılan dönem için, 1475 sayılı Kanunun 14/6.

maddesindeki özel tavanın uygulanması gerektiği kabul edilmiş, başka yasalarda

aksini öngören düzenlemelerin özel tavan sınırlamasını bertaraf etmeyeceği

vurgulanmıştır (Yargıtay 9.HD. 27.3.2006 gün 2005/ 29328 E, 2006/ 7379 K.;

Yargıtay 9.H.D., 8.4.2003 gün 2002/21830 E, 2003/5911 K.).

4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlülüğü

öncesinde1475 sayılı yasanın 98/D maddesine kıdem tazminatının yasaya

aykırıolarak ödenmesi cezai yaptırıma bağlanmıştı. Sözü edilen hüküm 4857

sayılıİş Kanunu döneminde yürürlükten kaldırılmışolsa da, her iki tavanıöngören

14. madde halen yürürlüktedir. Öğretide kıdem tazminatı tavanını bertaraf eden

sözleşme hükmününbatılolduğu görüşüileri sürülmüştür...

Öte

yandan, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası

Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun

3.7.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4684 sayılı Yasayla eklenen geçici 2.

maddesinde, '...Sandığa tabi olarak çalıştıkları ve 'emekli ikramiyesi' veya

'kıdem tazminatı' veya 'iş sonu tazminatı' alamadıkları yıllar için, Bankadaki

emsali T. C. Emekli Sandığına tabi personele her bir hizmet yılı için ödenmesi

gereken 'emekli ikramiyesi' tutarı kadar kıdem tazminatı ..... ödenir' şeklinde

kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre sözleşmeli personel olarak 399.

sayılı KHK kapsamında çalışılan süre içinemsaliT.C. Emekli Sandığı

iştirakçisinin emekli ikramiyesi tutarı dikkate alınmalıdır. 4603 sayılı

Yasanın sözü edilen hükmü de 1475 sayılı Yasanın 14. maddesinin 6. fıkrasındaki

düzenlemelerle uyumludur.

Somut

olaydadavacıişçiye,iş sözleşmesi imzaladıktan sonraki dönem içingenel tavan

esasına görehesaplanan kıdem tazminatıdavalıişverencetamolarak ödenmiş, 5434

sayılı yasaya tabi dönem için de Emekli SandığıKanunuhükümlerine göre 1475

sayılıyasanın 14/6. maddesindeki özeltavana uygunolarak ödeme yapılmıştır.

Davalı

işverence son olarak emekli olduğu 03.05.2005 tarihi itibarıyla Emekli

Sandığına tabi emsal bir çalışanın alabileceği emekli ikramiyesi tutarına göre

hesaplamaya gidilmesi yerinde bir uygulamadır. Bu nedenle davaya konu fark

kıdem tazminatı isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece, kıdem

tazminatı farkı isteğinin kabulühatalı olup,bozmayı gerektirmiştir....)

gerekçesi ilebozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama

sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

...

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına,

dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektiricinedenlere

göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak

gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”

esas alınmaktadır (Depalle/Fransa

[BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch

Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD],

B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).

23. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1)

No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına

almadığını kabul etmektedir (Van der

Mussele/Belçika [GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),

B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum

Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52). AİHM,

Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin kural olarak mülkiyeti

edinme hakkını içermediğini kabul etmektedir (Stec

ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01-65900/01,

12/4/2006, § 53).

24. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı

kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda ileri

sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut

mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en

azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir

(Kopecký/Slovakya [BD], B.

No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83;

meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B.

No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik

Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika,

B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).

25. AİHM, Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesi

kapsamındaki davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan

maddenin mülk edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin, sosyal güvenlik

ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM

bu hükmün, Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını

uygulayıp uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür

menfaatlerin sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının

belirlenmesi hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır.

Ancak AİHM'e göre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerin katkı yapma

şartına bağlı olsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören

yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin (1) No.lu

Protokol'ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu kabul

edilmelidir (Moskal/Polonya, B.

No: 10373/05, 15/9/2009, § 38). AİHM, modern demokratik devletlerde birçok

bireyin yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde

sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir.

AİHM, birçok hukuk sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve

güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar

sağladığını ve bu çerçevede -öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi

şartıyla- bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer

verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım

alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler (1) No.lu Protokol'ün

1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya,

§ 39).

26. AİHM, sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesi ve bu kapsamda

hangi yardımların veya ödemelerin yapılacağı ya da ne kadar yapılacağı

hususunda devletlerin geniş bir takdir yetkileri olduğunu kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 53).

AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle birlikte bunun kural olarak kamu

makamlarının -kendi ihmallerinden kaynaklansa bile- hatalı işlemlerini geri

almasına engel teşkil etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara

varılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum aynı

zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı

ödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan

diğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının

kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur(Moskal/Polonya, § 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 9/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu, memur ve sözleşmeli personel statüsünde uzun bir

süre çalıştığı Bankanın yeniden yapılandırılması kapsamında özel hukuk

hükümlerine tabi işçi olarak çalışmaktayken emekliye ayrıldığını ifade etmekte

ancak Bankanın tek taraflı olarak hazırlayıp imzalattığı tip sözleşmeye aykırı

olarak kıdem tazminatını eksik ödediğinden yakınmaktadır. Başvurucu kıdem

tazminatı fark alacağının ödenmesi için açtığı davanın ise kamu düzeni

gerekçesiyle taraflar arasındaki sözleşme göz ardı edilerek Mahkemece

reddedildiğini belirtmektedir. Başvurucuayrıca kendisiyle aynı konumda olan bir

işçinin açtığı emsal niteliğindeki davanın kabul edilerek Yargıtayca onandığını

ancak iş mahkemesi kararları yönünden karar düzeltme yolu kapalı olduğu hâlde

Yargıtayın maddi hata bulunduğu gerekçesiyle hükmü bozduğunu ifade etmektedir.

Başvurucuya göre emsal davadaki bu usulsüzlük, kendi açtığı dava bakımından da

yargılamanın hakkaniyete uygun bir şekilde sonuçlanmamasına yol açmıştır.

Başvurucu bu gerekçelerle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

29. Bakanlığın görüş yazısında, başvurucunun öncelikle mülk

sahibi olup olmadığının ve bu bağlamda Anayasa'nın 35. maddesinin korumasından

yararlanıp yararlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

Bakanlık ayrıca başvurucunun emsal olarak açtığı davanın, Yargıtayın maddi hata

nedeniyle hükmü bozması sonrası reddedildiğine dikkat çekilmiştir.

30. Başvurucu cevap dilekçesinde, Banka ile düzenlenen

sözleşmenin 5. maddesine göre memur ve sözleşmeli personel statüsünde çalıştığı

dönem için de kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuya

göre kıdem tazminatı alacağı yönünden mülkiyet hakkının mevcut olduğu

tartışmasız olup derece mahkemelerince bu alacağın eksik ödenmesi üzerine

açtığı davanın reddedilmesi mülkiyet hakkının ihlaline neden olmuştur.

2. Değerlendirme

31. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yargılamanın sonucunun adil

olmadığına ilişkin şikâyeti, esas itibarıyla kendi kıdem tazminatı alacağının

eksik ödenmesiyle ilgili olup bu talebin karşılanmaması ve yargısal sürecin de

sonuçsuz kalması nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti kavramının

tartışılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkı dışındaki bütün şikâyetleri mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir.

33. Başvurucu öncelikle emsal olarak belirttiği davadaki usule

aykırılıkların kendi açtığı dava yönünden de olumsuz sonuçlara yol açtığı yönünde

bir şikâyette bulunmaktadır. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun 1. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hâkim karar verirken bilimsel

görüşlerden ve yargı kararlarından da yararlanır. Buna göre Türk hukuk

sisteminde - Anayasa Mahkemesi kararları ile temyiz mercilerinin içtihatları

birleştirme kararları dışında- kural olarak yargı kararlarının diğer davalar

yönünden herhangi bir bağlayıcılığı söz konusu değildir. Öte yandan Anayasa

Mahkemesi daha önce, bireysel başvuruda bulunulması için başvuruya konu edilen

ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamusal eylem veya işlemden başvurucunun

"kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması" gerektiğini

açıklamıştır (Onur Doğanay, B.

No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 42-45).Dolayısıyla başka bir kişinin temel hak ve

hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddia ve şikâyetlerin bireysel başvuruya

konu edilebilmesi mümkün bulunmadığından başvurucunun emsal olarak ileri

sürdüğü davaya ilişkin iddia ve şikâyetlerin incelenmesine gerek görülmemiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

35. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B.

No:2013/1178, 5/11/2015, § 54).

36. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı

sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir

(Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

37. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36). Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik

ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte yürürlükteki mevzuatta önceden prim

ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme

yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı

şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin

doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi

Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015,

§ 36).

38. Başvuru konusu olayda başvurucu önce Emekli Sandığına tabi

memur ve sözleşmeli personel olarak, sonra da çalıştığı Bankanın yeniden

yapılandırılması üzerine özel hukuk hükümlerine göre işçi olarak çalışmıştır.

Öngörülen prim ve gün sayısını tamamlamakla kendisine yaşlılık aylığı tahsis

edilen başvurucunun kıdem tazminatına hak kazandığı hususunda bir tartışma

bulunmamaktadır. Somut olay bakımından ihtilaf, kıdem tazminatının özel tavan

uygulaması gözetilerek ödenmesine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun kıdem

tazminatı alacağının varlığı konusunda bir uyuşmazlık mevcut olmayıp bu tazminat

alacağının miktarına yönelik bir şikâyet söz konusudur. Başvurucuya hak

kazandığı kıdem tazminatı alacağı özel tavan gözetilerek ödenmiş olup başvurucu

ise özel tavan uygulanmadan kıdem tazminatının ödenmesini talep etmektedir. Bu

şikâyetin ise kıdem tazminatının mevcut olup olmadığıyla ilgili değil özel

tavan uygulanarak ödenmesi şeklindeki müdahalenin sonuçlarına ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. Buna göre başvurucunun yaşlılık aylığı tahsis edilmekle hak

kazandığı "kıdem tazminatı alacağı"nın ekonomik bir değer ifade

ettiği, güncel ve icra edilebilir nitelikte olduğu, bu sebeple başvurucunun

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkının mevcut olduğu kuşkusuzdur.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

39. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yer

verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin

çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet

hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının genel çerçevesi de

çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum

yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin

kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın

diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân

tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten

yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel

biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

40. Başvurucu, çalıştığı Banka ile aralarında düzenlenen

sözleşmeye göre bu tavan uygulanmadan çalıştığı dönem için kıdem tazminatının

tamamının ödenmesini talep etmektedir. Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere

1475 sayılı Kanun'da kıdem tazminatına ilişkin genel ve özel tavan

öngörülmüştür. Buna göre en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek

emeklilik ikramiyesi "genel tavan", kıdem tazminatının Emekli

Sandığına tabi hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken emeklilik ikramiyesini

aşamaması ise "özel tavan" olarak nitelendirilmiştir. Başvurucunun

temel şikâyeti ise ödediği primlere rağmen belirtilen söz konusu özel tavanın

uygulanarak kıdem tazminatının eksik ödendiğine ilişkindir. Başvurucunun

çalıştığı Banka, özel hukuk hükümlerine tabi olsa da "kamu bankası"

statüsü taşımaktadır. Başvurucunun kıdem tazminatının özel tavan uygulaması

dolayısıyla eksik ödenmesinin ve buna ilişkin davanın reddedilmesinin mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

türü belirlenirken sonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate

alınması gerekmektedir. Müdahaleyle, başvurucunun kıdem tazminatının bütünüyle

ortadan kaldırılmadığı ve emeklilik statüsünün zarar görmediği anlaşılmaktadır.

Buna göre müdahale, mülkiyeti kaybettirme amacı taşımamaktadır. Sosyal güvenlik

sisteminin korunması amacıyla yapıldığı anlaşılan müdahalenin "mülkiyetin

kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi" biçimindeki üçüncü

kural kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

(1) Kanunilik

41. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve

özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği"ni temel bir ilke olarak

benimsemiştir (Mehmet Arif Madenci,

B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 69).

42. Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet

hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olma

ölçütüdür.

43. Öte yandan kanunun varlığı kadar kanun metninin ve

uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri

kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi

de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir

(Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B.

No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

44. Başvuru konusu olayda başvurucunun kıdem tazminatı 1475

sayılı Kanun'un 14. maddesinin altıncı fıkrasındaki özel tavan uygulaması

gözetilerek ödenmiştir. Anılan maddede, işçinin yaşlılık veya malullük aylığına

hak kazanması ve Emekli Sandığına tabi olarak hizmetlerinin bulunması durumunda

Emekli Sandığına tabi hizmetler için ödenmesi gereken kıdem tazminatı tutarının

ödenmesi gereken emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktarı geçemeyeceği hükme

bağlanmıştır. Diğer bir deyişle işçiye ödenmesi gereken kıdem tazminatı

tutarının işçinin Emekli Sandığına tabi hizmetleri karşılığında kendisine

ödenmesi gereken emeklilik ikramiyesini aşamayacağı düzenlenmiştir. Bu kanun

hükmünün belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu

anlaşıldığından müdahalenin kanuni bir temelinin olduğu değerlendirilmiştir.

(2) Meşru Amaç

45. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016,

§ 53).

46. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz

yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda

olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde kararların

açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının

kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz.

Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü, bunu iddia edene

aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36).

47. Anayasa'nın 60. maddesinde "Herkes,

sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli

tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denmektedir. Buna göre

sosyal güvenlik herkes için bir haktır ve bunu gerçekleştirmek ise devlet için

bir görevdir. Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan

sosyal risklerin kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin

üzerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek,

ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu

güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları

oluşturularak kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal

risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın

2. ve 60. maddeleri uyarınca devlet tarafından sosyal güvenliğin ve sosyal

adaletin sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal

güvenlik alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde

yer alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm iştirakçilerin

"adalet ve hakkaniyet" ölçüleri içinde yararlanmalarını öngören

düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir (AYM, E.2013/111, K.2014/195,

25/12/2014).

48. Somut olayda yaşlılık aylığına hak kazanan başvurucu işçiye

Emekli Sandığına tabi hizmetleri için ödenecek kıdem tazminatı, 1475 sayılı

Kanun'un 14. maddesinin altıncı fıkrasına göre aynı döneme ait emeklilik

ikramiyesi için öngörülen miktar gözetilerekhesaplanmıştır. Bu özel tavan

uygulamasıyla, Emekli Sandığına tabi hizmetlerde görev yapan kamu personeli ile

bu hizmetlerde bulunup da özel hukuk hükümlerine tabi çalışmakta iken emekliye

ayrılan personel arasında aynı hizmet dönemi için aynı parasal tutarların

ödenmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle ödemenin mahiyeti "emekli

ikramiyesi" ve "kıdem tazminatı" olarak farklılaşsa da ödeme

miktarının aynı olmasının sağlanması ve aynı hizmet dönemi yönünden farklı

uygulamalara yol açılmaması öngörülmektedir. Ayrıca kıdem tazminatına tavan

uygulaması getirilmesi, işverenin (somut olayda Bankanın) mali yükümlülüğün

belirli bir miktar ile sınırlı tutulmasını sağlamaktadır. Bu durumda

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin -sosyal güvenlik sisteminin

devamlılığını ve sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözettiğinden-

kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiği kabul edilmelidir.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

49. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

50. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

51. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 38).

52. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, § 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa

Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, § 60).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

53. Başvuru konusu olayda başvurucuya, iş sözleşmesi

imzaladıktan sonraki dönem için genel tavan esasına göre hesaplanan kıdem

tazminatı ödenmiş; Emekli Sandığına tabi dönem için ise 1475 sayılı Kanun'un

14. maddesinin altıncı fıkrasındaki özel tavana uygun olarak ödeme yapılmıştır.

Başvurucu ise memur ve sözleşmeli personel statüsünde çalıştığı dönem için de

kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini ileri sürerek kıdem tazminatı farkının

tahsili için Banka aleyhine alacak davası açmıştır.

54. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, başvurucunun

çalıştığı 26 yıl 1 ay 13 gün hizmet için kıdem tazminatının genel tavana göre

40.880,94 TL net olduğu, özel tavan çerçevesinde emekli ikramiyesine göre ise

kıdem tazminatının 26.792,23 TL olarak hesaplandığı ve bu miktarın da Banka

tarafından başvurucuya ödendiği belirtilmiştir. Mahkeme de davalı işverence

başvurucunun son olarak emekli olduğu tarih itibarıyla Emekli Sandığına tabi

emsal bir çalışanın alabileceği emekli ikramiyesi tutarına göre yapılan

hesaplamayla ödeme yapılmasını yerinde bulmuş ve davayı reddetmiştir.

55. Öncelikle başvurucuya memur ve sözleşmeli personel

statüsünde çalıştığı dönemi de kapsar şekilde kıdem tazminatı ödemesi yapılmış

olduğunu belirtmek gerekir. Diğer bir deyişle işçi iken yaşlılık aylığı almaya

hak kazanan başvurucuya, memur ve sözleşmeli personel olarak çalıştığı dönem de

dâhil edilerek kıdem tazminatı ödenmiştir. Ancak başvurucuya, işçi olarak

çalıştığı dönem için kıdem tazminatı genel tavanına göre; memur ve sözleşmeli

personel olarak çalıştığı dönem için ise emeklik ikramiyesi hesabını esas alan

özel tavana göre ödeme yapılmıştır. Yukarıdaki bilirkişi hesabından da

anlaşılacağı üzere emekli ikramiyesini esas alan özel tavana göre hesaplanan

kıdem tazminatı tutarı, genel tavana göre hesaplanan kıdem tazminatından daha

azdır. Başvurucu da esas itibarıyla bu farkın da kendisine ödenmesi gerektiğini

ileri sürmektedir.

56. Ancak Anayasa Mahkemesinin daha önce de belirttiği gibi

devletin sosyal güvenlik alanına ilişkin takdir yetkisi geniştir (Hamza Buğdaci, B. No: 2013/1858, 3/2/2016,

§ 61). Kıdem tazminatı iş sözleşmesinin son bulması hâlinde işveren tarafından

işçiye verilen, üst sınırı kanun ile saptanmış, hizmet süresi çerçevesinde ve

ücrete göre değişen para tutarı olarak tanımlanmaktadır. Kıdem tazminatı

çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet

ilkesi gereğince öngörülen bir ödeme türü olup anayasal ilkelere aykırı olmamak

kaydıyla kıdem tazminatının miktar ve ödenme koşullarının belirlenmesi kamu

makamlarının takdirindedir. Ayrıca bireysel başvurunun ikincil doğası gereği

Anayasa Mahkemesinin,açık bir keyfîlik olmadığı veya bariz takdir hatası

içermediği sürece hukuk kurallarının yorumlanması bakımından derece

mahkemelerinin takdir yetkisine müdahalesi de söz konusu olamaz. Bu doğrultuda,

kıdem tazminatına ilişkin olguların değerlendirilerek hukuk kurallarının

yorumlanması derece mahkemelerinin görevi olup somut olay bakımından ise derece

mahkemelerinin kararlarının 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesine dayandığı anlaşılmakla

bu kararların açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası içerdiği de

söylenemez.

57. Öte yandan başvurucu, anılan Kanun hükmü ve bu hükme dayalı

yerleşik Yargıtay içtihadına göre Emekli Sandığına tabi olarak çalıştığı

dönemler için emekli ikramiyesi esaslarına göre ödeme yapılabileceğini

öngörebilecek durumdadır. Her ne kadar başvurucu taraflar arasındaki

sözleşmenin 5. maddesine dayanmakta ise de Yargıtay içtihadında kıdem tazminatı

tavanına ilişkin kanun hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğu ve buna aykırı

sözleşme hükümlerinin uygulanmayacağı açık olarak belirtilmiştir. Bu içtihadın

da yerleşik olduğu ve başvuruya konu olay tarihi itibarıyla öngörülebilir

nitelikte olduğu görülmektedir. Başvurucu ise belirtilen kanun hükmü ve

içtihadın aksini gösteren ve iddiasını destekleyen başkaca bir kanun hükmü,

yerleşik içtihat veya idari uygulama gösterememiştir.

58. Bunun yanında özel tavan uygulamasının amacına da dikkat

çekmek gerekir. Yukarıda da değinildiği üzere özel tavan uygulamasıyla, aynı hizmet

dönemi için aynı primi ödeyen memur ve sözleşmeli personel ile bu statüden

ayrılarak işçi iken yaşlılık aylığına hak kazanan kişilere aynı miktarda ödeme

yapılması öngörülmüştür. Somut olayda da başvurucunun işçi olarak çalıştığı

dönem için değil yalnızca memur ve sözleşmeli personel olarak çalıştığı dönemle

sınırlı olarak özel tavan uygulaması yapılmıştır. Böyleliklebaşvurucu ileaynı

statüde prim ödeyip emekli olan memur ve sözleşmeli personel arasında,

çalışılan aynı dönem bakımından hukuksal anlamda eşitliğin sağlandığı

görülmektedir.

59. Başvurucu, hizmet sözleşmesini imzalamakla edindiği yeni

statünün hak ve ayrıcalıklarından yararlanmayı ve külfetlerine ise katlanmayı

tercih etmiş ancak bu yeni statünün hak ve ayrıcalıklarının geçmiş dönemdeki hizmetleri

için de uygulanmasını talep etmiştir. Hâlbuki mülkiyet hakkının korunması

bakımından önem teşkil eden husus, başvurucunun farklı bir statüde çalışmaya

başlamasından dolayı geçmiş dönemdeki hizmetleri için edindiği kıdem tazminatı

alacağına ilişkin meşru beklentisinin etkilenip etkilenmediğidir. Somut olayda

ise başvurucunun sırf farklı bir statüye geçmesi nedeniyle mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilen kıdem tazminatı alacağının azaltılması gibi bir

durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucu memur statüsünde

kalmış olsa somut olayda olduğu gibi ancak özel tavanın esas aldığı emekli

ikramiyesini alabilecektir.

60. Bu durumda hizmet sözleşmesi çerçevesinde çalışmakta iken

yaşlılık aylığı tahsis edilen başvurucuya Emekli Sandığına tabi hizmetleri için

hak kazandığı kıdem tazminatının özel tavan uygulaması çerçevesinde ödenmesinin

başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla söz konusu müdahaleyle, kamunun yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil

dengenin başvurucu aleyhine bozulmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

62. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

64. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan iş mahkemeleri

nezdinde açılan davalarda yargılama süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak davanın açıldığı tarih; sürenin

sona erdiği tarih olarak yargılamanın sona erdiği (Nesrin Kılıç, B. No:2013/772, 7/11/2013 § 69), yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Mehmet Salih Ayyıldız, B.

No: 2012/397, 17/11/2014, § 25).

65. İş mahkemeleri nezdinde görülen davalarda yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Nesrin

Kılıç, §§ 57, 58).

66. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 4 yıl 5 ay sürdüğü

anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

67. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

69. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

70. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

71. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 3.900 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

72. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar

verildiğinden buna ilişkin maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.900 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Samsun 1. İş Mahkemesine (E.2009/781,

K.2013/170) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Adnan ALVER

Vekili

:

Av. Süleyman

ETLİK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5800, 9 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun Açtığı
  7. B. Emsal Olarak
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Mülkiyet Hakkının
  14. B. Makul Sürede
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Dursun
  19. Gökcan
  20. Hakyemez
  21. Etlik
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5800
Tarih
9 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Nurten Hızal Başvurusu (B. No: 2014/12673)
  • G.g. Başvurusu (B. No: 2014/10349)
  • Deste Sur Başvurusu (B. No: 2014/2571)
  • Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/12354)
  • Murat Yildeniz Başvurusu (B. No: 2014/10342)
  • Seyfullah Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1982)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.