İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Akgün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16235)

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık

Başvuru No2015/16235Tarih4 Temmuz 2019Okuma38 dk · 7.695 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Akgün Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/16235
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.695 kelime·38 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık

personeli ve ceza infaz kurumu görevlilerinin ihmalleri nedeniyle ölmesi, bu

olaya ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2015/16235 numaralı başvuru başvurucu Şirin Çelik tarafından

2/10/2015 tarihinde, 2015/18545 numaralı başvuru ise diğer başvurucular

tarafından 27/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. 2015/18545 numaralı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte

olması nedeniyle 2015/16235 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin

bu dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü iken

22/3/2015 tarihinde yaşamını yitiren 1983 doğumlu A.A.nın

kardeşleridir.

.

10. Başvuru ve soruşturma dosyasındaki belgelere göre A.A.,

Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Antalya Ceza İnfaz Kurumu) iken

sağlık sorunları nedeniyle cezasının kaldırılması yönünde talepte bulunmuştur.

Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26/11/2014 tarihli yazısından

anlaşıldığı üzere A.A.nın talebi uyarınca hakkında

özel af uygulanabilirliğinin tespiti amacıyla yürütülmekte olan işlemler

bulunmaktadır.

11. A.A. bu sırada Antalya Ceza İnfaz Kurumundan Manisa T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, oradan da Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza

İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet

Başsavcılığı) 3/12/2014 tarihli özel af işlemlerinin sonucu hakkında bilgi

verilmesine yönelik yazısına istinaden A.A.nın Ceza

İnfaz Kurumunda beyanı alınmıştır.

12. A.A. 5/12/2014 tarihli beyanında özetle 2014 yılı içinde

Antalya Ceza İnfaz Kurumundayken menenjit rahatsızlığı ve sağ ayağındaki

sakatlık nedeniyle Bakanlık ve Başbakanlığa af talebini ilettiğini

bildirmiştir.

13. A.A., Cumhuriyet Başsavcılığının 3/12/2014 tarihli yazısına

istinaden Manisa Devlet Hastanesine (Hastane) sevkedilmiştir.

Hastanenin 17/2/2015 tarihli raporuna göre A.A. sürekli hastalık hâline rağmen

infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebilecek durumdadır.

14. Ceza İnfaz Kurumunun 23/3/2015 tarihli yazısına göre A.A.

hakkındaki sağlık raporu ve ilgili belgeler görüş alınması amacıyla Adli Tıp

Kurumuna (Kurum) gönderilmiş ve Kurum tarafından 9/3/2015 tarihli yazıyla A.A.nın muayenesi için sevki istenmiş, 25/3/2015 tarihinde

Kuruma sevk edilmesi planlanan şahıs 22/3/2015 tarihinde vefat etmiştir.

15. Ceza İnfaz Kurumu personelince olay günü tutulan tutanaktan

19.00-08.00 arası gece nöbetinde olan infaz koruma memurlarının İ.B., R.D.,

E.A., S.K. ve E.K. olduğu anlaşılmaktadır.

16. Saat 08.15 sıralarında olayın bildirilmesi üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl ve resen soruşturma başlatılmıştır. Ceza

İnfaz Kurumuna giden Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen 22/3/2015 tarihli

Olay Yeri İnceleme Tutanağına göre A.A. olay günü dokuz hükümlüyle aynı koğuşta

kalmaktadır. A.A.nın infaz dosyası incelenmiş ve

kişisel sağlık fişinde 12/3/2015 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu hekimi tarafından

muayene edilerek reçete yazılmış olduğu görülmüştür. Raporda; Cumhuriyet

savcısı tarafından Ceza İnfaz Kurumu idaresince düzenlenen tutanağın

incelenmesi neticesinde ise A.A.nın saat

belirtilmeyen defter kaydına göre doktor D.R. tarafından kontrol edilerek üst

solunum yolları enfeksiyonu tanısı ile kendisine ilaç verilmiş olduğu, bu

amaçla 112 Acil Servisin çağırıldığı ve saat 07.55'te Doktor M.A.E. tarafından

yapılan kontrolde şahsın ölü olduğunun tespit edildiğinin görüldüğü yazılıdır.

17. Cumhuriyet savcısı aynı gün saat 10.25 sıralarında ölü

muayenesi işlemi yapmış, otopsi yapılmasını gerekli görmüş, müteveffa ile aynı

koğuşta kalmakta olan diğer hükümlülerin tanık sıfatıyla dinlenilmesi ve

hükümlünün sağlık işlemleri ile ilgili tüm evrakın birer örneğinin Cumhuriyet

Başsavcılığına iletilmesi talimatını vererek Ceza İnfaz Kurumundan ayrılmıştır.

18. Müteveffanın cesedi 22/3/2015 tarihinde otopsi işlemi için

Adli Tıp Kurumu İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı)

gönderilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 22/4/2015 tarihli yazısıyla otopsi

raporunun akıbetini sormuştur. Grup Başkanlığının 27/4/2015 tarihli otopsi

raporunda özetle A.A.nın kanında ve göz içi sıvısında

yapılan incelemede ilaç etken maddelerine rastlandığı ve kesin ölüm nedeninin

şiddetli akut pürülan

(irinli) menenjit olduğu

tespitlerine yer verilmiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta

kalan M.A.nın 22/3/2015 tarihinde tanık olarak beyanı

alınmıştır. M.A. beyanında özetle A.A.nın öğlen

rahatsızlığı nedeniyle koğuşa geçip yattığını, saat 17.15'te ambulans

geldiğini, A.A.nın ambulansa götürüldüğünü, 15 dakika

kadar sonra A.A.nın yukarıya geldiğini, ona iğne

yapıldığının söylendiğini, baygın gibi durduğunu, bir süre sonra infaz koruma

memurlarından birinin gelerek A.A.nın ateşi olduğunu,

bir süre üzerini fazla örtmemeleri gerektiğini söylediğini bildirmiştir. Anılan

tanık ayrıca akşam sayımına doğru saat 19.00 sıralarında A.A.nın

titremeye başladığını, görevli memura haber verdiklerini, diğer bir hükümlünün A.A.nın ağzının kapanmaması için dişlerinin arasına mendil

koyduğunu, bir süre sonra titremesinin geçtiğini, görevli memurların üzerine

çarşaf örttükten sonra odadan çıktıklarını, saat 21.00'e kadar A.A.nın yanında beklediklerini, bu saate kadar başka bir

rahatsızlığı olmaması üzerine yemeğe indiklerini, yanında İ.nin

kaldığını, saat 22.30 sıralarında odaya döndüklerinde A.A.nın

sağa sola dönerek uyuduğunu gördüğünü, sabah 07.00'de uyanınca A.A.yı kontrol eden M.nin şahsın

öldüğünü söylemesi üzerine görevli memurlara haber verdiklerini ve ambulansın

geldiğini söylemiştir.

20. M.A. beyanında, kendisinin de rahatsızlıkları olduğunu ve

acil servisle hastaneye gittiğini, dönüşte ceza infaz kurumunun evrak getiren

aracı ile geldiğini, kimsenin kendisinden para istemediğini ancak geceleyin

acil servis ile hastaneye giden hükümlülerin işleri bittiğinde kuruma

dönecekleri zaman toplu taşıma aracı olmadığından taksi tutarak dönmeleri

mümkün olduğu için görevli memurların mağdur olmamaları amacıyla hükümlülerin

yanlarına para alması konusunda onları uyardığını duyduğunu, üç aydır kaldığı

bu kurumunda rahatsızlığı ile ilgili yapılması gereken bütün işlemlerin

yapıldığını, kurumdaki görevlilerin hükümlülerin rahatsızlanması hâlinde

ambulans çağırmak veya kurum doktoruna muayeneye çıkarmak konusunda herhangi

bir ihmallerine rastlamadığını ifade etmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta

kalan E.S.nin de 22/3/2015 tarihinde tanık olarak

beyanı alınmıştır. E.S. beyanında özetle A.A.nın

rahatsızlanması üzerine ambulans çağırıldığını, kendisinin akşam sayımdan sonra

odaya çıktığını, yaklaşık bir saat sonra A.A.nın el

ve ayaklarının titremeye başladığını, koğuştakilerin şahsa masaj yaptıklarını,

görevlilere de haber verdiklerini, bir süre sonra A.A.nın

kendine geldiğini, görevli memurların ateşi olması nedeniyle üzerini fazla

örtmemelerini söylediğini, yatmak için odaya döndüğünde A.A.nın

normal bir şekilde yattığını gördüğünü, sabah sayıma kalktıklarında A.A.nın hareketsiz olduğunu fark etmeleri üzerine

görevlilere haber verdiklerini, ambulansın geldiğini ve kontrol eden doktorun

şahsın öldüğünü söylediğini, A.A.nın titreme

nöbetinden sonra herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermediğini, hatta saat

00.00 sıralarında koğuşa gelen görevli memurun da A.A.nın

durumuna bakıp normal olduğunu gördüğünü, A.A.nın

acil yardıma ihtiyacı olduğunu fark etmeleri durumunda bunu görevlilere

bildireceklerini ifade etmiştir.

22. E.S. beyanında, doktora gitmek isteyen ya da acil müdahale

gerektiren hükümlüler için görevlilerin ihmalî bir

davranışına tanık olmadığını, acil servisle gidenlere parası olup olmadığının

sorulmasının nedeninin ise geceleyin ambulans ile hastaneye giden hükümlülerin

infaz kurumuna o saatlerde gelen toplu taşıma aracı olmaması ve taksi tutarak

gelmelerinin gerekmesi olduğunu ifade etmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta

kalan G.T., İ.D., D.K. ile İ.Ö.nün 22/3/2015 tarihli

tanık beyanları da benzer hususları içermektedir.

24. A.A. ile aynı koğuşta kalan İ.D.nin

Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 22/3/2015 tarihli tanık beyanının ilgili

kısımları şöyledir:

"...dün saat 17:00 sayımdan sonra

eşofmanı giymek üzere koğuşa çıktım, [A.nın] rahatsız olduğu

ve ambulans çağrıldığı söylendi, ambulans gelince [Mu.] ile birlikte [A.nın] koluna girerek ambulansa götürdük, doktor ambulansın

içerisinde [A.yı] muayene etti, ateş ölçen cihazın bozuk olduğu

söylendi, bu nedenle [A.nın] ateşini ölçemediler, bu sırada [A.yı] daha önce kapalı

cezaevinde birlikte kaldığı için tanıyan [Me.] isimli hükümlü arkadaşımız doktora [A.nın] Menenjit geçirmiş

olduğunu bu nedenle iğne vurulursa iyi gelmeyeceğini söyledi, bizlerde [A.nın] hastanede tedavi

edilmesinin daha iyi olacağını söyledik, ancak doktor bizi dikkate almadı ve

orada görevli hemşireye iğne vurmasını söyledi ve hemşire de [A.nın] iğne vurdu yukarıya

çıkarmamızı söylediler, [G.] ile

birlikte [A.yı] yukarıya çıkardık, yukarıya çıkardığımız sırada [A.] lavobaya götürmemizi

söyledi ve burada lavobaya kustu, yüzünü

temizledikten sonra yatağına götürdük, [A.] 'kafam kafam' diyordu, onu

yatırmamızdan yarım saat ya da bir saat kadar sonra [A.nın] titreyerek nöbet

geçirdiğini gördük, ben ve koğuşta olan diğer arkadaşlarım [A.nın] koluna ve

bacağına masaj yaparak kendine gelmesini sağlamaya çalıştık, bu sırada yukarıda

da adını verdiğim [Me.] isimli

arkadaş yanımıza gelerek 'dişlerinin arasına birşey

koyun ağzı kapanmasın' dedi, bunun üzerine nefes alabilmesi için dişinin

arasına peçete koyduk ve görevli memurlara haber verdik, memurlar geldiğinde [A.] normale dönmüştü, konuşamıyordu ancak normal

yatıyordu, nasıl olduğunu sorduğumuzda, iniltiyle cevap veriyordu, ben sayım

sonrasında 19:30'da aşağıya indim ve 21:00 sıralarında odaya geri döndüm, odaya

döndüğüm [A.] normal bir şekilde

nefes alıp veriyordu, sonrada ben saat 22:00 sıralarında uyudum, sabah 06:00

uyandım ve görevli olduğum yemekhaneye geçtim, [A.yı] kontrol etmediğim için ben inerken yaşayıp

yaşamadığını bilemiyorum, yemekhanede bulunduğum sırada aynı koğuştaki

arkadaşlarımdan biri gelerek [A.nın] ölmüş olduğunu söyledi dedi.

Ben iki aydır açık ceza infaz kurumundayım,

idarecilerin ve görevli memurların kimseye kötü davrandığına tanık olmadım,

hasta olupta doktora gidemeyen ya da hastaneye

götürülmeyen bir hükümlü olduğunu da şimdiye kadar duymadım..."

25. Tanık M.A.nın Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği22/3/2015 tarihli beyanının ilgili kısmı şöyledir:

" ...dün [A.nın] rahatsız olduğunu

farkedince görevlilere haber vermiştik, saat 17:30

sıralarında ambulans gelince [İ.]

isimli arkadaşım ile [A.nın] koluna girerek ambulansa götürdük, [A.] ambulansa geçtiğinde ben biraz geride merdivenlerde

bekliyordum, doktor [A.nın] kolunun altına ateşini ölçmek için cihaz koydu,

ancak yanındaki bayanlarla cihaz çalışmıyor diye konuştuklarını duydum, bu

sırada yanımızda görevli memurlarda vardı, doktor [A.nın] ateşinin olduğunu

ancak çok yüksek olmadığı için iğne vurulmasını gerektiğini söyledi ve

ambulansın kapısı yarım açıkken iğne vurmak amacıyla kapıyı kapattılar, doktor

iğne vurduktan sonra yanımıza gelen [Me.] isimli bir hükümlü arkadaşımız [A.ya] iğnenin iyi gelmeyeceğini söyledi, ancak bunu

gördüğüm kadarıyla bunu doktorlara söylemedi, zaten burada memurlar bulunmakta

iken bizlerin doktorlar ile muhatap olunmasına imkan yoktur, doktor iğneyi

vurdurduktan sonra koğuşa götürebileceğimi söyleyince [Mu.] ve [İ.] [A.nın] koluna girdi, bende onlarla birlikte koğuşa çıktım,

ben [A.nın] rahatsızlığı nedeniyle yanında kaldım, yaklaşık 1 saat kadar sonra[A.] titremeye başladı, ben ve diğer arkadaşlarım elini

ve ayaklarını ovduk, dili boğazına kaçmasın diye yüzünü yan çevirdik, bir süre

sonra [A.] kendine geldi, benim

gördüğüm kadarıyla ambulanstaki doktor [A.nın]

[P.] ilacı kullanması gerektiğini söyledi ve

bir günde 4 tane atabileceğini ekledi, daha sonra sağlık işlerinde görevli

memura yardımcı olan hükümlü arkadaşımıza bir hap verildi ancak bunu sağlık

memurumu, doktor mu verdi bilemiyorum, ayrıca bu ilacı [A.nın] alıp almadığını

da bilemiyorum, dedi.

Yukarıda anlattığım titreme krizi sonrasında [A.] kendine geldi ve yatağında uyumaya devam etti, akşam

19:00 sayımından sonra televizyon izlemeye aşağıya indim, 24:00 sıralarında

odaya döndüm, [A.ya] 'iyimisin?' diye sordum,

cevap vermedi ancak nefes alıyordu, ben de fazla rahatsız etmeden ranzama gidip

uyudum, saat 01:30 lavobaya gidip döndüğümde [A.nın] battaniyesinin

yere düştüğünü gördüm, kaldırıp yarısı üzerine örtecek şekilde battaniyeyi

üzerine bıraktım, saat 07:30 sıralarında [Met.] isimli arkadaşım beni uyandırdı ve '[A.] sanki ölü gibi duruyor' dedi, bende ranzadan inip

baktığımda, [A.nın] nabzının atmadığını ve vücudunun soğuk olup

katılaştığını ve yüz üstü yattığın gördüm, gidip durumu görevli memur

arkadaşlara haber verdim, memur arkadaşlar ile tekrar [A.nın] yüzüne bakmak

amacıyla hafif yan çevirdik, yüzünün morarmış olduğunu gördük, daha sonra

ambulans ile gelen doktor bize [A.nın] öldüğünü söyledi.

Ben 105 gündür bu kurumdayım, ne benim nede

başka bir arkadaşımın sağlık sorunları ile ilgili görevlilerin herhangi bir

ihmaline rastlamadım, bende hastaneye gitmiştim, [Met.] isimli arkadaşımız da ambulans ile hastaneye

gitmişti, her ikimizi de cezaevinin evrak getiren aracı ile kuruma geri

getirdiler, kimse benden para veya başka birşey

istemedi, hükümlü arkadaşlarımızın da bu konuda bir problemi olduğunu sanmıyorum..."

26. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015

tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru İ.B.nin

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza

İnfaz Kurumunda vardiya amiri olarak görev yapıyordum, vardiya amirliği

nöbetini devraldığım 19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin

hasta olduğunu söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini

yaptığını da beyan etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye

götürmeye gerek duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu

hükümlü hasta olduğu için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri

kontrolünü yaptı.

Saat 22:30 sıralarında İKM [R.D.] ile [E.A.] benim talimatlarım doğrultusunda bütün koğuşları tek tek dolaştılar,

bu sırada hasta hükümlünün durumunu da kontrol etmişler, bana olumsuz herhangi

bir durum bildirmediler.

24:00 da yapılan gece sayımında görevli

memurlar hükümlüyü yine kontrol etmişler, bu sayımda da bana olumsuz bir durum

bildirilmedi.

Gece nöbetlerinde genelde iki ya da üç saatte

bir koğuş kısmına görevliler tarafından çıkılıp hükümlüler kontrol

edilmektedir. Olay tarihinde de çok net olarak saatlerini hatırlamıyor olmakla

birlikte bu rutin uygulama doğrultusunda hareket etmiştik. Sabah saatlerine

kadar herhangi bir hükümlü tarafından bana ya da görevli arkadaşlarıma olumsuz

bir durum bildirilmedi.

Saat 07:30 sıralarında [E.A.], [E.

K.] ile birlikte bir hükümlünün hasta olan

arkadaşlarının yatakta hareketsiz yattığını söylemesi nedeni ile koğuşa

gitmişler, hemen arkasından bana bilgi verdiler ve ben koğuşa çıktım, ... o

sırada ölü olduğunu anladım, ancak yinede kesin

olarak anlaşılması için 112 Acil Servise haber verdirdim, daha sonra olay

mahalline gelen doktor hükümlünün ölmüş olduğunu tespit etti.

Ben yasal görevim kapsamında nöbetim boyunca

yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim, hükümlünün hasta

olduğunu biliyordum, ancak ambulansla doktorun gelerek hastaneye götürmeye

gerek duymayıp ilaç verdikten sonra koğuşuna geri gönderdiğini bildiğim için bu

saatten sonra yeniden rahatsızlandığı yolunda herhangi bir şikayette

gelmediğinden yapacak bir işlemde yoktu. Eğer hükümlü ya da arkadaşları hükümlünün

sağlık durumunun kötüye gittiğini söylemiş olsalardı müdahale edilmesi için 112

Acil Servise haber verirdim, zaten ben nöbete başladığım sırada hükümlünün

rahatsız olduğunu öğrendiğim için arkadaşlarına özellikle hükümlünün durumunu

takip etmelerini, olumsuz bir durum olursa gecikmeden haber vermelerini

söylemiştim, bu nedenle hükümlünün ölümü olayında benim ya da diğer görevli

arkadaşlarımın herhangi bir kusuru bulunmamaktadır..."

27. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015

tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru E.A.nın

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza

İnfaz Kurumunda kurum ana giriş nöbetçisiydim,

nöbeti devraldığım 19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin

hasta olduğunu söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini

yaptığını da beyan etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye

götürmeye gerek duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu

hükümlü hasta olduğu için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri

kontrolünü yaptı.

Saat 22:30 sıralarında İKM [R.D.] ile birlikte bütün koğuşları tek tek dolaştık, bu

sırada hasta hükümlünün durumunu da kontrol ettik, aynı koğuşta kalan

hükümlünün arkadaşları uyuduğunu söylediler.

24:00 da yapılan gece sayımında görevli diğer

memur arkadaşım hükümlüyü kontrol ettiğini söyledi,nöbetim

sırasında ne hükümlüden ne de aynı koğuşta kalan arkadaşlarından hükümlünün

sağlık problemi olduğunu söylemediler.

Saat 01:00 sıralarına kadar diğer görevli

arkadaşlarım ile birlikte koğuşlar bölgesinde dolaştık, bu esnada herhangi bir

olumsuz bir şey görmedik, bu saatten sonra binanın girişinde mahkum kabul

bölümüne geçip nöbetimizi tutmaya devam ettik.

Saat 07:30 sıralarında ismini hatırlamadığım bir

hükümlü hasta olan arkadaşlarının yatakta hareketsiz yattığını söyledi, bunun

üzerine İKM [E.K.]

ile birlikte hasta hükümlünün kaldığı koğuşa çıktık, hareketsiz yattığını

gördük, ... ben vardiya amirine haber verdim, vardiya amiri yukarı çıkınca

kurum nöbetçi müdürüne haber verdim ve 112 Acil Servisi aradım, daha sonra

hükümlünün ölmüş olduğunu öğrendik, ben yasal görevim kapsamında nöbetim

boyunca yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim,

hükümlünün hasta olduğunu biliyordum, ancak ambulansla doktorun gelerek

hastaneye götürmeye gerek duymayıp ilaç verdikten sonra koğuşuna geri

gönderdiğini bildiğim için bu saatten sonra yeniden rahatsızlandığı yolunda

herhangi bir şikayette gelmediğinden yapacak bir işlemde yoktu. Eğer hükümlü ya

da arkadaşları hükümlünün sağlık durumunun kötüye gittiğini söylemiş olsalardı

müdahale edilmesi için 112 Acil Servise haber verirdim, bu nedenle hükümlünün

ölümü olayında benim ya da diğer görevli arkadaşlarımın herhangi bir kusuru

bulunmamaktadır..."

28. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015

tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru R.D.nin

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza

İnfaz Kurumunda mutfak nöbetçisi olarak görev yapıyordum, nöbeti devraldığım

19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin hasta olduğunu

söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini yaptığını da beyan

etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye götürmeye gerek

duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu hükümlü hasta olduğu

için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri kontrolünü yaptı.

Saat 22:30 ve 24:00 de yapılan gece sayımında

arkadaşlarımla birlikte koğuşları dolaştık, sayım aldık, bu sırada ne hasta

hükümlü ne de hastahükümlünün arkadaşları olumsuz bir

durum bildirmediler.

Sabah 07:30'a kadar herhangi bir olumsuzluk

olmadı, ancak bu saatte hasta olan hükümlünün öldüğünü duydum, bunun üzerine

ben de yukarı çıktım, diğer görevli arkadaşlarım da koğuştaydı, bir süre sonra

112 Acil Servis kuruma geldi ve kontrol eden doktor hükümlünün ölmüş olduğunu

söyledi.

Ben yasal görevim kapsamında nöbetim boyunca

yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim, hükümlünün ölümü

olayında benim ya da diğer görevli arkadaşlarımın herhangi bir kusuru

bulunmamaktadır..."

29. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/3/2015 tarihinde İnfaz

Koruma Memuru S.K.nın tanık olarak beyanı alınmıştır.

S.K. daha sonra 4/8/2015 tarihinde şüpheli olarak verdiği ifadesinde de olayda

kusurunun olmadığını, nöbeti boyunca kendisine A.A.nın

sağlık durumunun bozulduğuna dair bir bilgi verilmediğini bildirmiştir. Anılan

tanığın beyanının ilgili kısmı ise şöyledir:

"Ben İnfaz Koruma memuru olarak görev

yapmaktayım, 21/03/2015-22/03/2015 tarihleri arasında 19:00-08:00 saatleri

arasına gece vardiyasında nöbetçi idim, saat 21:30'da koğuşları dolaşırken ölen

[A.nın] da bulunduğu A-6 nolu koğuşa gittiğimde

koğuşta [A.] ve bir başka

hükümlünün yatmakta olduklarını gördüm, bu kişilerin durumu kontrol edip, nefes

alıp verdiklerini görünce rahatsız etmeden koğuştan ayrıldım, benden sonra gece

vardiyasında nöbetçi arkadaşlarımda aynı şekilde koğuşları kontrol etmişler,

gece yarısına doğru yine koğuşları kontrol ederken ölenin yattığı ranzanın üst

katındaki ranzada yatmakta olan [Mu.] isminde hükümlü bana şuan hatırlamadığım birşey

sormuştu, bu sırada koğuşun içinde olduğum için [A.nın] yüzünü duvar tarafına doğru döndüğünü ve bu amaçla

hareket ettiğini gördüm, daha sonra sabah saatlerine kadar herhangi bir olumsuz

durum bildirilmedi..."

30. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 5/8/2015

tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru H.K.nın

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

" Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza

İnfaz Kurumunda vardiya amiri olarak görev yapıyordum, saat 17:00 sıralarında

sayım için hükümlüler dışarıya çıktı, [A.A.] isimli hükümlü rahatsız olduğunu beyan etti,

midesinin bulandığını, istifra edeceğini söyledi, bunun üzerine ben

arkadaşlarına hükümlüyü koğuşuna çıkarmalarını söyledim, sonra sayımı aldım,

yaklaşık 10-15 dakika kadar geçmişti, yukarıya çıkarak koğuşta bulunan

hükümlüyü kontrol ettim, hükümlünün rahatsız olduğunu ve doktor kontrolüne

ihtiyacı olduğunu görünce kurumumuzda doktor bulunmaması nedeni ile 112 Acil

Servise haber verdim.

Acil servisi arayıp ambulans geldiğinde bende

kurumdaydım, hasta hükümlüyü aşağıya indirdikten sonra ambulansın içine

aldılar, ambulansta doktor bulunmaktaydı, ben ambulansın içinde ne gibi işlem

yaptıklarını bilemiyorum, ancak ambulansla gelen doktor benimle birlikte

kurumun revir kısmına geçti, hükümlünün soğuk almış olduğunu söyleyerek burada

bulunan ilaçlardan uygun olan ilacı secip bu haptan 3

taneyi aldı ve bize vererek olayın cumartesi günü meydana gelmiş olması nedeni

ile cumartesi akşam ve pazar günü sabah ve akşam kullanmasını, daha sonra

doktor kontrolüne götürmemizi söyledi, hükümlüyü bu muayeneden sonra odasına

çıkardık, doktorun verdiği haptan bir tane içti, ben daha sonra 19:00 da

başlayacak nöbetçi arkadaşlara vardiyayı devrettim ve hasta hükümlünün durumunu

da anlattım, ertesi gün bu hükümlünün olmuş olduğunu duydum.

Benim vardiya amiri olarak görevim bu şekilde

hasta olan hükümlünün durumunu sağlık kuruluşuna bildirmekten ibarettir, gelen

sağlık ekibinin talimatları doğrultusunda işlem yaptım, hasta hükümlüyü

doktorun talimatına karşı çıkarak hastaneye göndermek gibi bir görevim yoktur,

kaldı ki hükümlünün durumunun hastaneye yatacak kadar ağır olup olmadığını bilecek

durumda da değilim, bu nedenle görevimi yasal mevzuatın gerektirdiği şekilde

yaptığımı düşünüyorum ..."

31. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/3/2015 tarihli müzekkereyle Ceza

İnfaz Kurumundan A.A.nın dosyasında bulunan tüm tıbbi

evrakın bir örneğinin iletilmesini istemiştir.

32. Ceza İnfaz Kurumu talep edilen evrakı aynı gün iletmiştir.

İletilen sağlık dosyasında A.A.nın hastalıklarına ve

buna bağlı olarak yürütülen özel af talebi sürecine dair evrakın (bkz. §§

10-14) bulunduğu görülmüştür.

33. Başvurucuların vekili 14/4/2015 havale tarihli dilekçeyle

Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturma dosyasının bir örneğini talep etmiştir.

34. Cumhuriyet Başsavcılığı 30/4/2015 tarihinde Şehzadeler

Kaymakamlığından (Kaymakamlık) A.A.nın ölümü ile

ilgili olarak, olaya müdahale eden doktor ve sağlık ekibinin ihmali

bulunabileceği değerlendirildiğinden söz konusu kamu görevlileri hakkında

2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi talebinde

bulunmuştur.

35. Kaymakamlık tarafından 12/5/2015 tarihinde bu konuda Manisa

Valiliğinin (Valilik) yetkili olduğu bildirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı

14/5/2015 tarihinde söz konusu soruşturma izni talebini Valiliğe iletmiştir.

36. Valilik tarafından yapılan ön incelemede A.A.ya

müdahaleyi yapan Doktor D.R.nin 9/6/2015 tarihinde

ifadesi alınmıştır. İfadenin ilgili kısmı şöyledir:

"...Hasta genel durumu iyi bilinci açık, koopere bir hastaydı. Şikayetlerini sorduğumda 'üşümem,

titremem var, her yerim dökülüyor, eklemlerim ağrıyor, boğazım acıyor ve

halsizim' dedi. Bunun üzerine yaptığım fizik muayene sonucunda boğazda hafif

bir hiperemi vardı. Solunum sistemi muayenesi doğaldı

her iki hemitoraks solunuma eşit katılıyordu ... kalp

ritmik normaldı. ... Nörolojik muayenesi doğaldı.

...herhangi bir döküntü yoktu. Ateş, tansiyon ve nabız bulguları normaldi.

'Hastaneye gitmek istiyor musun' diye sorduğumda 'yok' diye cevap verdi. ...1

ampul [D.] yapalım dedim.

...Ağrısı olursa kullanması için ağrı kesici/ateş düşürücü ilaç bakmak üzere

...Arkadaşımı revire gönderdim. Döndüğünde 2 kutu antibiyotik... Getirdi.

Tedaviye tek doz antibiyotiğin yeterli olmayacağını düşünerek antibiyotik

enjeksiyonunu yaptırmak istemedim. Hafta sonu olması nedeniyle şikayetleri

devam ederse acile gitmesini, Pazartesi günü ise Dahiliye doktoruna gitmesini

önerdim. ...sonra tekrar gardiyanlarla birlikte koğuşuna çıktı..."

37. Ön incelemede acil tıp teknisyenleri S.Ö.nün

8/6/2015 tarihinde, A.B.A.nın 9/6/2015 tarihinde

ifadeleri alınmıştır. S.Ö. ile A.B.A.nın ifadeleri

benzer yönde olup A.B.A.nın ifadesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...Hasta gardiyanlar refakatinde

ambulansa geldi. Doktor Hanım hastaya şikayetlerini sordu. Hasta üşümesl olduğunu ve her yerinde ağrı olduğunu söyledi. Daha

sonra fiziki muayenesini yaptı. Benden ateş ve tansiyonuna bakmamı söyledi.

Ateşi ve tansiyonu nonnal değerler arasındaydı.

Hastanın genel durumu iyiydi. Gördüğüm kadarıyla üşümesi vardı. Doktor Hanım

'hastaneye götürelim' dediğinde hasta 'yok. gitmek istemiyorum' dedi. Doktor

Hanım 'Sana iğne yapalım mı ? ' diye sorduğunda 'tamam' dedi ve sedyeye yattı.

Doktor Hanım bana 1. ampul [D.]

yapmamı söyledi. Ambulansın kapısı kapatıldı, ben bu arada ilacı hazırladım.

Hastaya 'bizim istasyonumuz hastanenin yanında istersen seni de götürebiliriz'

dedim ancak 'yok' diye cevap verdi..."

38. Ön inceleme sırasında bilirkişi olarak tayin edilen klinik

mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanının 15/6/2015 tarihli raporunun

ilgili kısmı şöyledir:

" ...menenjitin en sık bulgusu ateş; baş

ağrısıdır. Baş ağrısının sebebi kafa içerisindeki basıncın artması ve beyinde

ağrı oluşturan bölgelerdeki iltihaptır. Kafa içi basıncının artması durumunda

bulantı, kusma, bulanık görme gibi yakınmalar, ense sertliği ve diğer meninks irritasyon bulguları

ortaya çıkar. Geç dönemde bilinç durumunda değişiklik1er gibi nörolojik

kayıplar ve epileptik nöbetler görülür. Menenjitin ilk evresi birkaç gün süren

üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi belirtilerle de

başlayabilir. Devamında ise hastanın tablosu ağırlaşır. İlk dönem bulguları ile

menenjit tanısı koymak pek mümkün değildir. Hastalarda kafa içi basınçı artmasına bağIı şiddetli

baş ağrısı ve başka bir şekilde açıklanamayan bulantı, kusma gibi şikayetlerin

eklenmesi ile klinik şekillenir. Menenjit tanısının konmasında en önemli aşama

hastanın şikayetlerinin ve nörolojik bulgularının değerlendirilmesidir. Ateş ve

boğaz enfeksiyonu veya akciğer enfeksiyonunu takiben günler hatta saatler

içinde menenjit tablosu gelişebilir.

Bulguların değerlendirilmesi sonrasında beyin

görüntülemesi, tercihen ilaçlı beyin MR'ı çekilerek

kesin tanı için de beyin omurilik sıvısınm (bel suyu)

incelemesi gereklidir. ... Tedavi hem hastalığın yaken

takibi hem de kullanılan ilaçların yan etkilerinin kısa zamanda tanınması

açısından her zaman hastane ortamında yapılmalıdır. Ağızdan alınan ilaçlar ile

menenjit tedavisi yapılamaz. Özellikle Merkezi sinir sistemi (MSS) infeksiyonları acil hekimlikte çok önemli bir grubu

oluşturur. Çok hızlı tanı ve tedavi yaklaşımı gerektirir, çoğu zaman tedavi ile

tam düzelme sağlanabilirken, tedavinin gecikmesi veya tedavi edilmeme durumunda

yüksek mortalite veya kalıcı nörolojik hasar söz

konusudur.

İnceleme yapılan olguda ifadelerden; hastanın

hekim tarafından görüldüğü dönemin Menenjitin ilk evresi olan üst solunum yolu

enfeksiyonu dönemine uyan bulguların hakim olduğu anlaşılmaktadır."

39. Valilik tarafından 3/7/2015 tarihli kararla sağlık

görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

" ...Çağrı Kayıt Formları, Ambulans Vaka

Kayıt Formları ve olaya müdahale eden Şehzadeler 1 No'lu

ekibin ifadeleri bir arada değerlendirildiğinde; ekibin vakaya

yönlendirildikten sonra öngörülen sürenin altında bir sürede vakaya ulaştığı,

sonrasında yardımcı sağlık personeli çalışanlarının ekip sorumlusu olan Doktor [D.R.nin] talimatlarını

eksiksiz yerine getirdiklerinin anlaşıldığı, (Ateş, nabız, tansiyon ölçümleri

ve kas içi ilaç uygulanması gibi) ekip doktorunun yapmış olduğu sistemik

muayenede sadece boğazda hiperemi (enfeksiyona bağlı

renk değişimi) bulgularını saptaması ve başta sinir sistemi muayenesi olmak

üzere tüm sistem muayenelerini yapmış olduğu hastanın sabah enfeksiyon

hastalıklarına bağlı bir nedenden yatağında ölü bulunması üzerine Klinik

Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları konusunda Uzman bir doktorun Bilirkişi

olarak görüşünün alınmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı...

...bilirkişi raporunda ...mevcut bulgularla

hastanın hekim tarafından görüldüğü dönemin menenjitin ilk evresi olan üst

solunum yolu enfeksiyonuna uyan bulgulara hakim olduğu kanaatine varıldığı,

Hastaya müdahale eden ekip sorumlusu Doktor [D.R.nin] görevinde

herhangi bir ihmal yada kusurunun olmadığı, Sürücü ATT olarak görev yapan [S.Ö.nün] olay yerine

ulaşım esnasında ve ekip sorumlusu dektorun verdiği

görevleri yerine getirmede herhangi bir kusurunun olmadığı, ATT [A.B.A.nın] ekip

sorumlusu doktor tarafından verilen tansiyon ölçme, ateş ve nabız kontrolü

sonrasında da kas içi ilaç enjeksiyonlarını eksiksiz yaptığı ve konuyla ilgili

bir ihmali olmadığı anlaşıldığından..."

40. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/7/2015 tarihinde söz konusu karara

karşı itiraz etmiştir. İtiraz gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...İncelenen dosya kapsamında; ön

incelemeci olarak atanan görevli tarafından alınan bilirkişi raporunun

incelenmesinde; raporun görevli doktorun mevcut olayda kusuru olup olmadığına

dair herhangi bir açıklık içermediği gibi raporun üçüncü paragrafında

belirtildiği üzere bulguların değerlendirilmesi sonrasında beyin görüntüemesi için tercihen ilaçlı beyin MR çekilerek kesin

tanı için de beyin omuzilik sıvısının incelenmesinin

gerekli olduğu ve tedavi ve hastalığın yakın takibi, kullanılan ilaçların yan

etkilerinin kısa zamanda tanınması açısından tedavinin hastane ortamında

yapılması gerektiği açıklanmış kusur ile ilgili açıklık içermese de raporda değinilen

bu husus gözönüne alındığında acil serviste görev

yapmakta olan doktorun bu olasılığı gözönüne alarak

hastane ortamında takibi gereken [A.A.yı] ambulans ile hastaneye sevk etmesi gerekirken bu

şekilde davranmayıp kurumda bırakmasının ihmali bir hareket olarak

değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir.

Kaldı ki yapılacak yargılama ile etraflıca

araştırılarak aydınlatılması gereken bu hususta ön inceleme aşamasında alınan

raporun kusur ile ilgili tespit içerse dahi yeterli olmayacağı da düşünülmektedir.

Ayrıca yapılan ön inceleme de 112 Acil

Servisin bu tür durumlarda mevzuat gereğince yapması gereken işlemlerin neler

olduğu, bu işlemlerin gerektiği şekilde yapılıp yapılmadığı da

tartışılmamıştır.

Dosya kapsamına göre alınan tanık ifadeleri,

otopsi raporu ve toplanan diğer deliIIer bir bütün

halinde değerlendirildiğinde haklarında soruşturma izni verilmesi istenen

görevliler ile ilgili verilen bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğu

düşünülmektedir..."

41. Manisa Bölge İdare Mahkemesinin (Bölge İdare Mahkemesi)

14/7/2015 tarihli kararıyla, soruşturma izni verilmesi gerektiği yönündeki bir karşıoyla soruşturma izni verilmemesi yönündeki Valilik

kararı onanmıştır.

42. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/8/2015 tarihinde sağlık görevlileri

hakkında soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden işlem

yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. İnfaz koruma memurları hakkında ise

Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmakta olan M.A., D.K., İ.Ö., İ.S., İ.D.,

E.S., M.A., G.T.nin tanık sıfatı ile alınan benzer

beyanlarında kurumda görev yapan infaz koruma memurlarına kusur atfedilecek bir

husus bulunmadığı için yasal görevlerini ihmal ettikleri yolunda haklarında

kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığından kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

43. Başvurucuların vekili 14/9/2015 tarihinde anılan karara

itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde;

i. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının ölüm olayının

soruşturulması sırasında kusurunun ve sorumluluğunun tartışılabileceği olasılık

dâhilindeki yetkililerden biri olan ceza infaz kurumlarından sorumlu Cumhuriyet

savcısı olduğu,

ii. Ceza İnfaz Kurumu müdür ve müdür yardımcıları hakkında

soruşturma başlatılmadan yalnızca sağlık görevlileri ve infaz koruma memurları

hakkında soruşturma yürütülmesinin hatalı olduğu, zira tanık beyanlarında hasta

mahpusların geceleyin dönüş için taksi paralarının olmaması nedeniyle acil

durumlarda dahi hastaneye gidemediklerinin beyan edildiği, dolayısıyla söz

konusu yetkililerin bu sorunu çözmekte ihmalleri bulunduğu ve yakınlarının

ölümünde bu görevlilerin de kusurlu olduğu,

iii. Hakkında soruşturma yürütülen infaz koruma memurlarının

olay günü saat 19.00'dan sonra nöbeti devralanlar olduğu, sağlık ekiplerinin

Ceza İnfaz Kurumuna geldiği saat 17.30'da görevde olan infaz koruma memurları

hakkında soruşturma başlatılmadığı, oysa bu sırada görevde olan infaz koruma

memurlarının ölenin kişisel sağlık dosyasını ve menenjit hastası olduğu

bilgisini sağlık ekiplerine ulaştırmayarak olayda kusurları bulunduğu,

iv. Yakınlarının saat 19.30 civarında tekrar rahatsızlanmasına

ve durumun nöbetçi infaz koruma memurlarına bildirilmesine rağmen infaz koruma

memurlarınca durumun ciddiye alınmadığı ve hastaneye götürülmediği ya da ambulans

çağırılmadığı,

v. 112 Acil İl Ambulans Çağrı Kayıt Formuna göre ambulansın Ceza

İnfaz Kurumuna varış saatiyle ayrılış saati arasında on altı dakika olduğu,

koğuştan ambulansa getiriliş süresi dikkate alındığında yeterli muayene süresi

tanınmayan hastaya şikâyetlerini sağlık ekibine tam olarak anlatma imkânının

verilmediği,

vi. Yaşam hakkı devlet güvencesi altında olan mahpuslar

parasızlık nedeniyle geceleri hastaneye gidemedikleri için sağlık hizmetinden

yararlanma hakları önündeki engellerin idarece kaldırılmadığı

ileri sürülmüştür.

44. İtiraz, Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 8/10/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

45. Başvurucular, bölge idare mahkemesinin kararının kendilerine

tebliğ edilmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararının kendilerine tebliğ edildiği tarih olan 8/9/2015 tarihi

itibarıyla söz konusu karardan haberdar olduklarını bildirmiştir.

46. Hâkimliğin kararı 27/10/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

47. Başvurucular 2015/16235 numaralı dosya için 2/10/2015

tarihinde, 2015/18545 numaralı dosya için 27/11/2015 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

48. İlgili hukuk için bkz. Nejla Özer

ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016, §§ 76-80.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucular;

i. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının ölüm olayının

soruşturulması sırasında kusurunun ve sorumluluğunun tartışılabileceği olasılık

dâhilindeki yetkililerden biri olan ceza infaz kurumlarından sorumlu Cumhuriyet

savcısı olduğunu,

ii. Ceza İnfaz Kurumu müdür ve müdür yardımcıları hakkında

soruşturma başlatılmadan yalnızca sağlık görevlileri ve infaz koruma memurları

hakkında soruşturma yürütülmesinin hatalı olduğunu,

iii. Somut olayda yakınları açısından böyle bir durumun söz

konusu olduğunu ileri sürmeseler de, hasta mahpusların geceleyin dönüş için

taksi paralarının olmaması nedeniyle hastaneye gidemediklerini, bu sorunun Ceza

İnfaz Kurumu idaresince çözülmediğini,

iv. Yakınlarının kişisel sağlık dosyasını gündüz nöbetinde

görevli olan infaz koruma memurlarının sağlık ekiplerine ulaştırmadıklarını,

v. Gece nöbetinde görevli olan infaz koruma memurlarının ise

yakınlarının tekrar rahatsızlanmasını ciddiye almayarak hastaneye

götürmediklerini ya da ambulans çağırmadıklarını,

vi. Yakınlarına müdahale eden sağlık görevlilerinin Ceza İnfaz

Kurumundaki sağlık dosyasını getirtmeden, diğer mahkûmların uyarılarına rağmen

menenjit hastalığını dikkate almadan yanlış iğne yaptıklarını,

vii. Sağlık görevlilerinin hastayı hastaneye götürmediklerini,

yeterince muayene etmeden iğne yaptıklarını, bu nedenle ihmalleri olan söz

konusu görevliler hakkında soruşturma izni verilmemesinin haksız olduğunu

belirterek yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

51. Bakanlık görüşünde, öncelikle somut olayın ihmal suretiyle

meydana gelen bir ölüm olayı olması sebebiyle devletin etkili yargısal sistem

kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünün açılacak bir tazminat davası yoluyla

sağlanabileceği ifade edilmiştir. Bakanlık yaşam hakkının esası bakımından

yaptığı değerlendirmede ise Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile sağlık

görevlileri tarafından müteveffaya ivedilikle müdahale edilmiş olduğunun, yaşam

hakkının usul boyutu bakımından yaptığı değerlendirmede ise olay hakkında

soruşturma makamlarınca derhâl soruşturma açılıp ifadelerin alındığının, kamera

kaydının incelendiğinin, Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat olay yerinin

incelendiğinin, gerekli tıbbi raporların alınarak gerekli soruşturma

izinlerinin istendiğinin gözönünde bulundurulması

gerektiğini belirtmiştir.

52. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında başvuru

formunda ileri sürdükleri iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

53. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

54. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1- Şikâyetlerin Nitelendirilmesi ve İncelemenin

Kapsamı Yönünden

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

56. Başvurucuların olayda idarenin organizasyon kusuru olduğuna

dair bir iddiaları bulunmamaktadır. Başvurucular, yaşamı koruma yükümlülüğü

bağlamında ve idarenin organizasyonu kapsamında yakınlarının ceza infaz kurumu

koşullarından dolayı hastalığının arttığını, yeterli tedavi alamadığını yahut

ceza infaz kurumunun fiziki ve tıbbi imkanlarının yakınlarının sağlık durumuna

uygun olmadığını ileri sürmemiştir. Bu yöndeki iddialarla bir yargısal yola

başvurulduğu da belirlenememiştir.

57. Başvurucuların iddialarını olay gününe ve Ceza İnfaz

Kurumuna çağırılan Acil Servis görevlileriyle ceza infaz kurumu görevlilerinin

kişisel sorumluluğuna özgüledikleri anlaşılmaktadır. Başvurucuların iddiaları

yaşamın korunması için söz konusu görevliler tarafından gerekli tedbirlerin

alınmayarak yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ve ölümle ilgili

etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkindir. Bu itibarla

başvurucuların diğer haklarla bağlantılı iddialarının, ceza infaz kurumu

görevlilerinin eylemleri bakımından yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin

maddi boyutu ile olaya dair etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğüne

ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

58. Öte yandan yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda

müteveffa, başvurucuların kardeşidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

a. Sağlık Personeline İlişkin İddialar Yönünden

59. Olayda sağlık personelinin ihmali bulunduğu iddiasına

ilişkin olarak başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik kriterleri

açısından da değerlendirilmesi gerekir.

60. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,

bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

61. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse

özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının

korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde

düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

62. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı

sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve

varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

63. Yaşam hakkına ilişkin bu usul yükümlülüğü olayın niteliğine

bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve

cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlali

gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

55).

64. Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmeyen durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

65. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78; Nail Artuç,

§ 38).

66. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana

gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliği

aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir

faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar

dahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

67. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerini

hiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücut

bütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde de

geçerlidir (Kenan Sayın, B. No:

2013/5376, 14/10/2015, § 47; Nafia Sevin

Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 68).

68. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu

etkili yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük, olayın niteliğine bağlı olarak farklı nitelikteki hukuki

yolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumda

başvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir.

69. Başvuru formu ve eklerinde olayın kasti bir tutumdan

kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Olayın

meydana geldiği koşullar da bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır.

Nitekim başvurucular da söz konusu olayın ilgili sağlık personeli tarafından

yakınlarına zarar verme kastıyla gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri

sürmemişlerdir. Esasen somut başvurunun bu kısmı tanıda ve tedavide yapıldığı

iddia edilen bir hataya ilişkindir. Bu gibi olaylar ise Anayasa Mahkemesince

tıbbi değerlendirme hatası olarak nitelendirilmektedir.

70. Bu durumda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğü, somut olayda mağdura idari yargı mercileri önünde

açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş

sayılabilir.

71. Nitekim Anayasa Mahkemesi, hatalı tıbbi uygulamalar ve ihmal

sonucu ölümlerde, vefat eden kişilerin yakınları tarafından hem ilgili sağlık personelinin

sorumluluğunu saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla

uygun giderim sağlayabilecek tazminat yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiğini

önceki birçok kararında ifade etmiştir (Özer

Er [GK], B. No:

2014/11770, 15/3/2018, §§ 42-66; Berat Ağardan, B. No: 2014/11076, 27/10/2016, §§

18-32).

72. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölümü ile

neticelenen olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonra bireysel

başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki

yollardan olup hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği

takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu

tükettiklerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine

sunmamışlardır. Bu durumda yaşam hakkının korunamadığına ilişkin şikâyetler

yönünden kanunda öngörülen yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Ceza İnfaz Kurumu Personeline İlişkin

İddialar Yönünden

74. Başvurucuların Ceza İnfaz Kurumu personelinin ihmali

nedeniyle yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının

yaşam hakkının maddi ve usule ilişkin yönlerinden ayrı ayrı incelenmesi

gerekmektedir.

i. Yaşam Hakkının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

75. Olayda ihmali bulunduğu ileri sürülen ceza infaz kurumu

personeli hakkında etkili soruşturma yürütülmediği iddiasına ilişkin olarak

başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik kriterleri açısından

değerlendirilmesi gerekir.

76. Devlet, yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne

ilişkin usul boyutu kapsamında doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

77. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere kişilerin adalet önüne çıkarılmalarını

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü

tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği

tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

78. Ceza soruşturmasının etkililiği için soruşturma makamlarının

resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir.

Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin belirlenmesi

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılık

oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57).

79. Ayrıca soruşturmada görevli olan kişilerin olayların içinde

olan veya olması muhtemel olan kişilerden bağımsız olması gerekmektedir. Bu

durum sadece hiyerarşik ya da kurumsal bir bağlantının bulunmamasını değil aynı

zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96).

80. Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında incelenen

bağımsızlık, yasal ve kurumsal olarak yapılacak soyut bir değerlendirmeden

ziyade soruşturmanın bir bütün olarak bağımsız olup olmadığına ilişkin somut

bir değerlendirmeyi gerektirmektedir (Sinan

Işık, B. No: 2013/2482, 13/04/2016, § 72).

81. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardan

biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

82. Öte yandan bu soruşturma makul bir özen ve süratle de

yürütülmelidir (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30). Bu husus, hukuk devletine bağlılığın

sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü

verilmesinin engellenmesi yönünden bir gerekliliktir.

83. Somut başvuruda, Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl ve resen

başlatılan soruşturma bizzat Cumhuriyet savcısınca yürütülmüştür. Soruşturma

kapsamında ölü muayenesi ve otopsi işlemleri yapılmıştır. Otopsi sonucunda

kesin ölüm nedeni tespit edilmiştir. Cumhuriyet savcısı olay yerine bizzat

gitmiş, koğuştaki diğer dokuz mahkûmdan sekizinin tanık olarak beyanını ve

müteveffanın hastalanması sürecinde görevli infaz koruma memurlarının hepsinin

şüpheli olarak ifadelerini almıştır. Yine müteveffanın Ceza İnfaz Kurumundaki

sağlık dosyası ile rahatsızlığına ve gördüğü tedavilere ilişkin tüm bilgi ve

belgeler soruşturma kapsamında temin edilerek incelenmiştir. Beş aydan kısa bir

sürede tamamlanan soruşturmada infaz koruma memurlarının olayda bir kusuru

bulunmadığı kanaatiyle infaz koruma memurları hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

84. Soruşturma makamlarının olaylara ilişkin tespitleri Anayasa

Mahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte bu tespitten ayrılmayı

gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.

85. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazlarını

dile getirme fırsatı bulan ve Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan tespitler

uygun bulunduğu için Hâkimlik tarafından itirazları reddedilen başvurucuların

soruşturmaya katılım konusunda herhangi bir engelle karşılaştıklarına dair bir

iddiaları olmadığı gibi bu yönde bir veriye de rastlanmamıştır.

86. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının Ceza İnfaz Kurumunun

denetiminden de sorumlu olması tek başına bağımsız ve tarafsız soruşturma

yapılmadığı şeklinde yorumlanamaz. Cumhuriyet savcısının söz konusu iki yetkisi

arasında uygulamada hiyerarşik bir bağ bulunmadığı gibi başvuru konusu olayda

soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının soruşturmanın seyrine etki edecek ön

yargılı bir tutumunun olduğunu ortaya koyan bir bulgu da saptanmamıştır.

87. Bütün bu veriler kapsamında ve somut olay bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucuların yakınının hayatını kaybettiği olaya ilişkin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca resen ve derhâl soruşturma başlatıldığı,

olayla ilgili delillerin elde edilmesine yönelik ayrıntılı bir araştırma

yapıldığı, başvurucuların soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildikleri, dolayısıyla

somut olayın aydınlatılmasına yönelik yeterli çabanın gösterildiği ve

soruşturmanın makul bir sürede tamamlandığı anlaşılmıştır. Bu durumda yukarıda

bahsedilen yaşama hakkının usul boyutuna ilişkin ilkeler karşısında başvuru

konusu olayda soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya yönelik

işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektirecek bir durumun veya yürütülen

soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

88. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

89. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

(1)

Genel İlkeler

90. Yukarıda da belirtildiği üzere (bkz. § 60) Anayasa'nın 17.

maddesinde düzenlenen yaşama hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlülükler yanında pozitif

yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

91. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

92. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

93. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve

sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi

tedavilerine özen gösterilmesini yanında yaşamı üzerinde oluşabilecek olası

tehditleri engellemeyi de içerir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43).

94. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesinin gerektiği

durumlarda kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

95. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi insiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olurlarsa

olsunlar insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya

da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

96. Başvurucular, yakınlarının yaşam hakkının infaz koruma

memurlarınca kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiş ve somut olayda şahsın ölümüne

kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinilmesini gerektirecek bir unsur da

saptanmamıştır.

97. Başvurucuların mahkûmların parasının olmaması hâlinde

hastaneye gidemediklerine yönelik iddiaları açısından ise (bkz. § 50/iii),

Cumhuriyet Başsavcılığınca beyanı alınan diğer mahkûmlarca böyle bir olgunun

dile getirilmediği (bkz. §§ 20, 22, 24, 25), bu hususta somut bir delil

bulunmadığı, ayrıca yakınlarının parası olmadığı için acil ve temel sağlık

hizmetlerine erişemediği yönünde bir iddia ileri sürmedikleri, bu yönde de

somut olayda bir bulgu olmadığı gözetilerek bu iddia yönünden inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

98. Başvurucuların infaz koruma memurlarının kişisel sağlık

dosyasını sağlık görevlilerine ulaştırmamaları ve tekrar hastalanmasını ciddiye

almayarak ambulans çağırmamaları nedeniyle yakınlarının ölümünde kusurlarının

bulunduğuna dair iddialarının incelenmesi neticesinde ise müteveffayı önceden

tanıyan ve menenjit hastası olduğunu bilen bir mahkûmun bu durumu sağlık

görevlilerine bildirdiği yönünde bir beyanı bulunduğu anlaşılmıştır (bkz. §

24). Her durumda hastanın sağlık öyküsüne dair dosyanın -gerekli görülmesi

hâlinde- hastaya müdahale eden sağlık görevlilerince talep edilmesi gereken bir

husus olduğu değerlendirilmiştir. Somut olayda, sağlık görevlilerince dosya

incelenmek üzere istendiği hâlde dosyanın infaz koruma memurları tarafından

ulaştırılmadığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.

99. Diğer yandan başvurucuların yakını ilk kez

rahatsızlandığında durumun bildirildiği infaz koruma memurları durumu ciddiye

almış, ambulans çağırmış, müteveffa gelen sağlık görevlileri tarafından muayene

edilmiş, üst solunum yolları enfeksiyonu teşhisi konularak kendisine iğne

yapılmış ve koğuşuna gönderilmiştir.

100. Sonrasında müteveffanın yeniden rahatsızlanarak titreme

nöbetine girmesi üzerine koğuştaki diğer mahkûmlar tarafından kendisine masaj

yapılarak ve ağzı açık tutulmak suretiyle önlem alınarak müteveffaya yardım

edildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 19, 21). Bu aşamada, müteveffanın titreme

nöbetine girdiğinin, tekrar ciddi manada rahatsızlandığının infaz koruma

memurlarına haber verildiğine yönelik bir veri bulunmamaktadır (bkz. §§ 21,

24). Nitekim bir mahkûm, durumun ciddileştiğinin farkında olmaları hâlinde

infaz koruma memurlarına haber vereceklerini beyanında belirtmiştir (bkz. §

21).

101. Dosyanın incelenmesinden infaz koruma memurlarının

başvurucunun tekrar rahatsızlandığından haberdar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Fakat infaz koruma memurları koğuşları dolaştıkları sırada müteveffanın ateşli

ve uyumakta olduğunu görmüştür (bkz. §§ 24, 27). Dolayısıyla şahsın tekrar

rahatsızlanması sırasında üst solunum yolları enfeksiyonu teşhisinin ötesine

geçen bir durum geliştiğinin infaz koruma memurlarınca fark edilmesinin

kendilerinden beklenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

102. Bu itibarla müteveffanın sağlık personeli tarafından

muayene ve tedavi edildiği, sonrasında üst solunum yolları enfeksiyonu

teşhisinin ötesine geçer biçimde tekrar rahatsızlanmasından infaz koruma

memurlarının haberdar olduğuna dair bir veri bulunmadığı ve infaz koruma

memurlarının tıp eğitimi almamış kişiler olduğu bir bütün olarak

değerlendirildiğinde bu kamu görevlilerinin olayda muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmallerinin olduğunu söylemek kamu makamları üzerine

aşırı yük yükleyen bir yoruma meydan verecektir.

103. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Sağlık personeline yönelik iddialar yönünden yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ceza infaz

kurumu personeline yönelik iddialar yönünden yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Ceza infaz kurumu personeline yönelik iddialar yönünden yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Ahmet AKGÜN : 2. Ramazan AKGÜN : 3. Şirin ÇELİK : 4. Yusuf AKGÜN Vekili : Av. Muhammet Cihan HALICI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/16235, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  9. B. Değerlendirme
  10. A. 1. Sağlık personeline yönelik iddialar yönünden yaşam
  11. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/16235
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Ü.b.k. Başvurusu (B. No: 2015/2536)
  • Burcu Özşahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3497)
  • Kemal Baytaş Başvurusu (B. No: 2016/1314)
  • Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17635)
  • Anwar Mohammed Tareef Zaıd Başvurusu (B. No: 2016/78974)
  • Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/6935)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.