İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Baytaş Başvurusu (B. No: 2016/1314)

1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan köşe yazısında üst

Başvuru No2016/1314Tarih4 Temmuz 2019Okuma26 dk · 5.179 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kemal Baytaş Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/1314
R.G. Tarih ve Sayı
26/7/2019 - 30843
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.179 kelime·26 dk okuma·29 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan köşe yazısında üst

düzey bir kamu görevlisi hakkındaki iddiaları ve kullandığı ifadeler nedeniyle

başvurucunun cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. 1927 doğumlu olan başvurucu kendisini gazeteci, yazar, sivil

toplum gönüllüsü ve emekli Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı olarak

tanıtmaktadır. Başvurucu, olayların geçtiği tarihte çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı

yapmakta ve ulusal ölçekte yayın yapan Sözcü gazetesinde de siyasi konularda

gündeme ilişkin makaleler yazmaktadır.

10. Başvurucu 15/3/2015 tarihinde gazetede "Yolsuzluklarda Jet Fadıl'ı Yalancılıkta Goebbels'i Solluyor" başlıklı bir yazı

kaleme almıştır. Yazıda 4/8/2011-18/8/2015 tarihleri arasında Türkiye

Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan N.Ö.nün (müşteki) görevine ilişkin konulardaki bazı

tasarrufları eleştirilmiştir.

A. Başvuruya Konu Makalenin Yazıldığı Döneme

İlişkin Arka Plan Bilgisi

11. Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan B.A.ya karşı suikast planlandığına ilişkin bir ihbar

üzerine 2009 yılının Aralık ayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

adli soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında Türk Silahlı

Kuvvetlerine (TSK) ait gizli bilgi ve dokümanların yer aldığı kozmik oda olarak bilinen, Genelkurmay

Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulunda bulunan arşiv odasında 27/12/2009-20/1/2010

tarihleri arasında arama yapılmıştır. Arama sonucunda kozmik odada bulunan

bilgisayar kayıtlarının iki nüsha hâlinde imajının çıkartılmasına ve sabit

diske kaydedilmesine karar verilmiş, bu karar kapsamında işlem

gerçekleştirilmiştir. Çok kısıtlı sayıda kişinin girişine izin verilen bu odada

yapılan arama sonucunda elde edilen dokümanlar

"devlet sırrı" niteliğini haiz olabileceğinden kaydın

gerçekleştirildiği sabit diskler ve belgeler Cumhuriyet Savcılığına teslim

edilmemiştir. Sabit disklerden biri Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında

mühürlü bir şekilde muhafaza edilirken diğeri Genelkurmay Destek Kıtaları Grup

Komutanlığında yine mühürlü şekilde saklanmıştır.

12. 25/2/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, muhafaza

edilmekte olan sabit diskin çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesi için

12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle

görevli Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden el koyma talebinde bulunmuştur. Sabit

disk, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin elkoyma kararı

doğrultusunda Genelkurmay Başkanlığında görevli hâkimler tarafından 16/3/2013

tarihinde soruşturma makamına teslim edilmiştir.

13. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından bir

kopyası çıkarılan sabit disk incelenmek üzere Türkiye Bilimsel ve Teknolojik

Araştırma Kurumunda (TÜBİTAK) görevli bilirkişilere teslim edilmiştir. Savcılık

tarafından incelemesi tamamlanan sabit diskin Genelkurmay Başkanlığına iadesine

karar verilmiştir. İade yazısında, üzerinde inceleme yapılan sabit diskin bilirkişi

incelemesi sırasında mevzuata aykırı şekilde ve yetkisiz kişilerce yeniden

kopyalandığı belirtilmiştir.

14. Bunun üzerine 13/3/2015 tarihinde basın açıklaması yapan

Genelkurmay Başkanlığı aramanın ardından -üç yıllık süre zarfında- Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sabit diskin teslimine ilişkin herhangi bir

talepte bulunulmadığını belirtmiştir. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı

açıklamada, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan aramanın ardından

ilk kez 25/2/2013 tarihinde el koyma talebinde bulunulduğunu ve oluşturulan

sabit diskin mahkeme kararları gereği soruşturma makamına teslim edildiğini

belirtmiştir. Mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin yasal zorunluluk

olduğuna da dikkat çeken Genelkurmay Başkanlığı, belgelerin teslimi ile TSK'yı

ve personelini zan altında bırakan soruşturmanın daha fazla sürüncemede

bırakılmamasının ve maddi gerçeğin bir an evvel ortaya çıkarılmasının

amaçlandığını açıklamıştır. Genelkurmay Başkanlığı TSK'ya ait bilgi ve

belgelerin mevzuata aykırı şekilde yetkisiz kişilerin eline geçmesine sebebiyet

verenler hakkında da adli yollara başvurulacağını bildirmiştir.

B. Başvuruya Konu Makale

15. Türkiye siyasetinin son on yılına ilişkin subjektif değerlendirmelerin yer verildiği makale üç

kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım, başlığın hemen altında yer almakta olup bu

kısımda başvurucu; Hükûmetin takip ettiğini ileri sürdüğü politikalar ile bu

politikalara karşı toplumun vermiş olduğu reaksiyonları konu alan, iktidar ve

toplum eleştirisi içeren öznel değerlendirmeler yapmaktadır.

16. Makalenin ikinci kısmı ise "Vatan

Satmada 'Damat Ferit'e' Rahmet Okutuluyor" alt başlığının

devamında yer almakta olup bu kısımda Hükûmet yetkilileri tarafından Gezi Parkı

olayları (detaylı bilgi için bkz. Yonca Verdioğlu Şık, B. No: 2014/17177, 19/4/2018, §

8) olarak bilinen eylemlere ilişkin yapılan değerlendirmeler, İmralı süreci olarak adlandırılan

gelişmeler ve 17-25 Aralık soruşturmalarının (anılan soruşturmalara ilişkin

bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) konusunu teşkil eden kayıtlardan hareket

edilerek Hükûmetin yolsuzlukla mücadele politikası eleştirilmektedir.

17. Şikâyete konu ifadelerin yer aldığı "Devlet Sırlarını Satmada Sülün Osman'a Parmak

Isırtıyor" alt başlığını taşıyan kısım makalenin son bölümünde

yer almakta olup müştekiye ilişkin ifadelere de bu kısımda iki ayrı konu

hâlinde yer verilmiştir. İlk olarak başvurucu, makalenin yayımlandığı tarihte

Genelkurmay Başkanı olan müştekinin o tarihte Jandarma Genel Komutanlığının

emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden İçişleri

Bakanlığına bağlanması konusunda yapılan çalışmalara herhangi bir reaksiyon

göstermemesini eleştirmektedir. Başvurucu ikinci olarak ise Başbakan Yardımcısına

suikast soruşturması kapsamında kozmik odanın (bkz. §11)

aranmasını ve elde edilen dokümanların müştekinin talimatı ile yargılama

mercilerine teslim edildikten sonra yetkisiz kişilerin eline geçmesini

eleştirmektedir.

18. Başvurucu bu olayların TSK'nın terör örgütleri ile

mücadelesine engel olmak amacıyla dış güçler tarafından organize edildiğini

iddia etmektedir. Bu bağlamda sabit diskin Savcılığa müştekiden önceki

Genelkurmay Başkanı olan İ.B. döneminde değil de müştekinin döneminde teslim

edilmiş olması sebebi ile Türk ordusunun yıpratılmasından sorumlu olduğunu

belirten başvurucu, değerlendirmesini şu sözlerle ifade etmiştir:

"[T.E.]nin, [B.]ye, 'sen onun tırnağı olamazsın' dediği,

[N.Ö.] AKP iktidarının Türk Ordusu'nu kuşa çevirme planına sürekli katkıda

bulunan, son olarak jandarma generallerini 'vatandaşa gavat

diyen' valilerin emrine verilmesini topuk selamı ile onaylayan komutandır.

B. Paşa'nın sakıncalı diye vermediği hard

diski 2013'te kendi emriyle savcılığa teslim ettiriyor. Şimdi de sıkışıp,

paniğe kapılınca, diski çaldıran savcıları mahkemeye vermekle sorumluluktan

kurtulacağını sanıyor. Artık milli bir güvenlikten söz edilebilir, böyle bir

kişiye Türk ordusu ve vatan emanet edilebilir mi?"

C. Başvuruya Konu Dava Süreci

19. Genelkurmay Başkanlığı tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilen dilekçe ile başvurucunun Genelkurmay Başkanı N.Ö. hakkında makalede

kullandığı ifadelerin müştekinin

onur, şeref ve saygınlığına saldırı niteliğini taşıdığı belirtilerek suç

duyurusunda bulunulmuştur.

20. Yazmış olduğu makalede müştekiye yönelik olarak kullandığı

ifadelerden dolayı başvurucu hakkında kamu görevlisine görevi nedeni ile alenen

hakaret suçundan ceza davası açılmıştır.

21. Başvurucu yargılama sırasında yaptığı savunmada; yazmış

olduğu makalede kullandığı alt başlık olan "Devlet

Sırlarını Satmada Sülün Osman'a Parmak Isırtıyor" ibaresinin

iktidar eleştirisi niteliğinde olduğunu, müştekiyi görevi ile ilgili yapmış

olduğu birtakım işlem ve eylemler sebebi ile eleştirdiğini, yazının hakaret

unsuru barındırmadığını ileri sürmüştür.

22. Kararın gerekçesinde;

i. Müşteki

hakkında kullanılan ifadelerin bağlamı belirlenirken, müşteki hakkında şikâyete

konu ifadelerin yer aldığı kısmın başlığının "Devlet

Sırlarını Satmada Sülün Osman'a Parmak Isırtıyor" şeklindeki

başlığının dikkate alınacağı belirtilmiştir.

ii. Makalede müştekinin devlet sırlarını içeren belgeleri siyasi

iktidarın yönlendirmesi ile kötü niyetli ve kasıtlı olarak soruşturma makamına

teslim ettiğinin ileri sürüldüğü, bu değerlendirme makalede kullanılan "...jandarma generallerini 'vatandaşa gavat diyen' valilerin emrine verilmesini topuk selamı ile

onaylayan komutandır" ifadesi ile birlikte yorumlandığında

müştekinin bu ifadelerle onur, şeref ve haysiyetinin rencide edildiği

açıklanmıştır.

iii. Makalede kullanılan ifadelerle kişinin görevi gereği yapmış

olduğu iş ve eylemlerin eleştirilmesinden öteye geçildiği ve hakkında makaleye

konu edilen eylemler nedeniyle iddianame dahi tanzim edilmemiş müştekiyle

ilgili olarak görevi kötüye kullandığı algısının yaratılmasının masumiyet

karinesini ihlal ettiği belirtilmiştir.

iv. Söz konusu ifadelerin ispattan yoksun suçlamalar niteliğinde

olduğu, gerçeklik unsuru taşımayan bu ifadelerin yazıda kullanılmasının zorunlu

olmadığı ve bu ifadelerin basın özgürlüğü kapsamında sayılamayacağı kabul

edilmiştir.

v. Sonuç olarak anılan suçu işlediği sabit kabul edilen

başvurucunun kamu görevlisine görevi nedeni ile basın yoluyla hakaret suçundan

mahkûmiyetine, 7.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir.

23. Başvurucunun bu karara itirazı Bakırköy 13. Ağır Ceza

Mahkemesince 30/12/2015 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 30/12/2015

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu 25/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur,

şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu

isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına

saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile

cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin

en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2)

Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3)

Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

..."

B. Uluslararası Hukuk

26.İlgili uluslararası hukuk için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875,

7/6/2018, §§ 18-24.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu, makalede müştekiye karşı kullanmış olduğu

ifadelerin iki ayrı bağlamının bulunduğunu belirtmiştir.

i. Bunlardan ilki, müştekinin Genelkurmay başkanlığı döneminde

selefi olan emekli Genelkurmay Başkanı İ.B.ye kıyasla Ergenekon ve Balyoz isimleri ile bilinen davalarda yargılanan asker

kişilere yeterince kurumsal destek sağlamadığına ilişkin değerlendirmedir.

ii. İkincisi ise yasal düzenleme sonucunda Jandarma

Komutanlığının denetim yetkisinin Genelkurmay Başkanlığından alınarak

valiliklere bırakılmasına ilişkin düzenleme konusunda askerî hiyerarşiyi en üst

düzeyde temsil eden müştekinin hiçbir itirazda bulunmamasına ilişkin

değerlendirmedir.

iii. Müştekinin Genelkurmay Başkanı olduğuna dikkat çeken başvurucu,

kamu görevlilerinin basın mensupları tarafından yapılan eleştirilere karşı daha

esnek ve hoşgörülü olması gerektiğini, kullandığı ifadelerin hakaret unsuru

içermediğini ve basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiğini

belirtmiştir. Yazdığı köşe yazıları sebebiyle hakkında açılmış üç kamu davası

ve bir soruşturma bulunduğunu belirten başvurucu, hakkında tesis edilen

mahkûmiyet kararı nedeniyle gazetecilik ve yazarlık faaliyetlerinde yeniden

yargılanma ve ceza alma endişesi ile oto sansür baskısı hissettiğini

belirtmiştir.

iv. Başvurucu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında

müşteki hakkında bir ceza yargılamasının dahi bulunmadığı yönündeki

değerlendirmesiyle özgür ve demokratik bir toplumda ifade ve eleştiri hakkının

kullanımına yönelik dar ve sınırlayıcı yorum yaptığını ifade etmiştir.

Başvurucu adil yargılanma hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlal

edildiğinin tespitini ve 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep

etmiştir.

29. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu yazıda yer alan

ibarelerin eleştiri sınırlarını aşan bir nitelikte olduğu, müştekiyi kamuoyu

nezdinde küçük düşürmeyi amaçladığı ve makalenin konusunun kamu yararını

ilgilendirmediği belirtilmiş; ayrıca takdir olunan adli para cezasının ve söz

konusu ceza bakımından uygulanan HAGB kararının orantılı olduğu ifade

edilmiştir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ifade

özgürlüğü ile bireyin şeref ve itibar hakkının dengelendiği bir dizi kararın zikredildiği

görüşte, başvurucunun ifade (basın) özgürlüğünün ihlal edilmediği

değerlendirilmiştir.

30. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını yinelemiştir. Makalenin konusunun müştekinin görevi ile

bağlantılı olduğunu ve doğrudan kamu yararını ilgilendirdiğini belirten

başvurucu, makaleyi basın özgürlüğü çerçevesinde kaleme aldığını ifade

etmiştir. Makaleye konu edilen olguların gerçekliğinin ispatlandığını belirten

ve dilekçesinin ekine kozmik oda aramasına katılan Cumhuriyet Savcısı M.B.nin Fetullahçı Terör Örgütü/

Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan 12 yıl 1 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına ilişkin başka bir gazeteci tarafından yapılan

haberi ekleyen başvurucu; güncel ve siyasi bir olayı kendi üslubu ile

eleştirdiğini, kimseyi hedef almadığını belirtmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak

ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

32. İddianın değerlendirilmesinde Anayasa'nın ifade ve basın

özgürlüklerinin korunduğu26. ve 28. maddeleri dayanak alınacaktır. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların

müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de

kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

33. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın

hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri

hükümleri uygulanır…”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

35. Ulusal bir gazetede yayımlanan makalede kullanılan ifadeler

nedeniyle başvurucu hakkında HAGB kararı verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı

ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahalede

bulunulduğu belirlenmiştir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik

toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

38. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

39. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin

başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası

olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Demokratik

Toplum Düzeninin Gerekleri Kavramı

40. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında "demokratik toplum düzeninin gerekleri"

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.

İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu

çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın

[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

41. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun,

§§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81,

18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması,

başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini

göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51). Orantılılık ise

bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının

haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir

dengenin kurulmasına işaret etmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).

(b) İfade

ve Basın Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi

42. Anayasa Mahkemesi; Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik

bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin

gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok

kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın,

§ 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36).

Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara

ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır

(İlhan Cihaner

(2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014,

§ 63).

(c) Başkalarının

Şöhret veya Haklarının Korunması

43. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü

kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel

kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), §

44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü

kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün

Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 44).

(d) Basının

Ödev ve Sorumlulukları

44. Demokratik bir toplumda basına, siyasetçileri ve kamu

görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla

birlikte Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen sınırsız bir ifade

özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine

ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder"

biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri

kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin

ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev

ve sorumluluklar getirmektedir (basının görev ve sorumluluklarına

ilişkin bir karar için bkz. Orhan Pala,

B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 46; Erdem Gül

ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015,

§ 35; Fatih Taş [GK], B. No:

2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı,

§ 43).

(e) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

45. Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve

bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına

alınan ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini

değerlendirmektedir (Nilgün Halloran, §§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 49; İlhan Cihaner (2),

§ 49; Kemal Kılıçdaroğlu,

B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 56-58). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.

46. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

i. Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, yayının genel yarara

ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

ii. Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

iii. Haber veya makalenin yayımlanma şartları

iv. Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin

türü, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları

v. Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği

vi. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili

kişinin önceki davranışları

vii. Basın özgürlüğünün korumasından faydalanan kişilerin meslek

ahlakına saygı gösterip göstermedikleri

viii. Doğru, güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli

olarak hareket edip etmedikleri

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. İncelenen başvurunun çözümlenmesinde gözönünde

tutulması gereken ilk husus Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan müştekinin

Türkiye kamuoyunda neredeyse herkes tarafından tanınan yüksek bir kamu

görevlisi olduğudur. Genelkurmay Başkanlığı TSK'nın sevk ve idaresinden sorumlu

en üst düzey askerî birimdir.

48. Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan

kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle

daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik

eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır

(siyasetçilerle ilgili bir karar için bkz. Ergün

Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili bir

karar için bkz. Nilgün Halloran,

§ 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili bir karar için bkz. İlhan Cihaner (2), §

82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili bir karar için

bkz. Önder Balıkçı, § 42).

49. Dolayısıyla müştekinin Genelkurmay Başkanı olarak çok geniş

kamusal yetkileri haiz olduğu dikkate alındığında görevi gereği kendisine

yönelen eleştirilere kamuoyunca tanınmayan kişilere göre daha fazla katlanması

gerektiği açıktır.

50. Başvuruya konu makale gibi düşünce açıklamaları hakkında

yapılacak değerlendirmenin yazının yayımlandığı bağlamından kopartılmaksızın ve

olayın bütünselliği içinde yapılması gerekir (Nilgün

Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).Makale, kamuoyunda Jandarma Genel

Komutanlığının emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası

yönünden İçişleri Bakanlığına bağlanması ve kozmik oda araması sonucu

oluşturulan sabit diskin savcılık incelemesi sırasında yetkisiz şekilde

kopyalanması(bkz. § 13) hususunda yoğun tartışmaların yapıldığı bir dönemde

kaleme alınmıştır. Bu nedenle yazının bu konuya dikkat çekme ve kamusal faydası

olan bir tartışmaya katkı sunma amacıyla kaleme alındığı anlaşılmaktadır.

51. İlk derece mahkemesi başvuru konusu ifadelerin soyut suçlama

niteliğinde olduğunu, başvurucu tarafından haberin gerçekliği konusunda delil

getirilmediğini, kullanılan ifadelerin müştekinin masumiyetine zarar verdiğini,

onun şeref ve itibarını ihlal ettiğini değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi pek

çok kararında dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer

yargısı olarak nitelendirilmesinin önemli olduğunun altını çizmiştir. Bu

noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma

gidilmelidir (Meral Özata, B. No:

2015/2326, 26/12/2018, § 46). Maddi olgular ispatlanabilse de değer

yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner

(2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64). Bununla birlikte bir

açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin

orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip

desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861,

16/4/2015, § 48).

52. "Devlet Sırlarını

Satmada Sülün Osman'a Parmak Isırtıyor" başlığı lafzi yorumla

suç isnadı olarak değerlendirilse dahi başlığın yazının bütünlüğü içinde

değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaşadığı dönemde ve hâlen bir efsane hâline

gelen Sülün Osman, Türk toplumu için akıl almayacak dolandırıcılık veya

hırsızlık hikâyelerini anlatmak için kullanılan bir deyim hâline gelmiştir.

Makale başlığı yazının bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde başvurucu; kozmik

oda araması (bkz. § 11) sonucu elde edilen sabit diskin planlı ve organize bir

yöntemle soruşturmayı yürüten savcılık makamına teslim edildiğini, sabit diskin

yetkisiz kişilerce kopyalanmasının akıl almaz olduğunu ileri sürmektedir.

53. Bu itibarla söz konusu yazıda başvurucunun müştekiyi bir

genelkurmay başkanı olarak gündeme ilişkin her iki vakıa karşısında da

kendisinden beklenilen tepki ve tutumu göstermemekle itham ederek gelişen

olaylardan sorumlu tuttuğu anlaşılmaktadır. Eleştirilerin kaynağını teşkil eden

vakıalar dikkate alındığında müştekiye yönelik ifadelerin olgusal temelinin

bulunduğu görülmektedir.

54. Gazetecilerin kamuoyunun ilgisini çeken ve görevleri

nedeniyle tanınmış kamu görevlilerinin sözlerini ve davranışlarını takip

etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye ve hatta

yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır ( Mehmet Doğan,

§ 50). Rahatsız edici de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere

ilişkin olarak yapılan bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve

kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma

korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79). Bu nedenle somut

olayda başvurucu tarafından köşe yazısında ağır eleştirilere yer verildiği

görülmekle birlikte değerlendirmelerin kabul edilebilir eleştiri sınırını

aştığından bahsedilemez.

55. İlave olarak ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde;

yazının genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı, haberin

yapıldığı şartlar, müştekinin yürütmekte olduğu kamu görevinin niteliği de gözönünde bulundurulmamıştır. Dolayısıyla mahkemenin

başvurucu tarafından kaleme alınan yazının tamamını, yazıldığı bağlamdan

koparmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirdiği de söylenemez. Bu

açıklamalar ışığında ilk derece mahkemesinin karar gerekçesi başvurucunun ifade

ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli sayılamaz. Bu

nedenle başvurucunun basın özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile

davacının şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulduğu ve söz konusu

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde

güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ ve Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına ilişkin

kabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan,

§§ 54-60.

59. Başvurucu, ihlal tespiti ile yeniden yargılama ve 50.000 TL

manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

60. Anayasa Mahkemesi başvurucunun yazmış olduğu ve ulusal yayın

yapan bir gazetede yayımlanan makalede kullanmış olduğu ifadeler sebebi ile

hakkında HAGB kararı verilmesinin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

düşmediğini belirterek başvurucunun ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği

sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

61. Bu durumda ifade ve basın özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken

iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet

ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Küçükçekmece 2. Asliye Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

62. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan

başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde

ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade özgürlüğünün

ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 9.150 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında güvence

altına alınan basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ ve Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyları ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2015/196, K.2015/548)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 9.150 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOYGEREKÇESİ

Başvurucunun, bir gazetede yayımlanan köşe yazısında kullandığı

ifadeler nedeniyle cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal

ettiğine karar verilmiştir.

Çoğunluğun kararında, müştekinin görevi sebebiyle eleştirilere

kamuoyunca tanınmayan kişilere göre daha fazla katlanması gerektiği, başvuruya

konu makale hakkında yapılacak değerlendirmenin yazının bağlamından

koparılmadan ve olayın bütünü içinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu

belirtilmiştir (§§ 47-50).

Bu tespitlere, kararda yer verilen ve Mahkememizin daha önceki

kararlarıyla aynı yönde olan esasa ilişkin değerlendirmelere (§§ 35-39) ve

“Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk” başlığı altında sayılan

genel ilkelere (§§ 40-46) katılmakla birlikte, “İlkelerin Olaya Uygulanması”

başlığı altında somut başvuru ile ilgili olarak yapılan diğer tespitlere ve

özellikle başvurucunun eleştirilerinin kaynağını teşkil eden vakıalar dikkate

alındığında müştekiye yönelik ifadelerin olgusal temelinin bulunduğu, makalede

yer verilen ağır ifadelerin kabul edilebilir eleştiri sınırını aşmadığı, ilk

derece mahkemesinin yazının tamamını bağlamından koparmaksızın olayın

bütünselliği içinde değerlendirmediği ve karar gerekçesinin anılan özgürlüklere

yapılan müdahale için ilgili ve yeterli sayılamayacağı, bu nedenle başvurucunun

ifade ve basın özgürlükleri ile davacının şeref ve itibar hakkı arasında adil

bir denge kurulmadığı ve söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun olmadığı yönündeki tespitlere (§§ 53-55) katılmıyorum.

Anayasanın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve “Genel İlkeler”

başlığı altında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğünü kullananların uyması

gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret ve haklarının

korunmasıdır (§ 43).

Yine kararda da belirtildiği gibi, demokratik bir toplumda

basının, siyasetçileri ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum

yapma hakkının bulunduğu tartışmasız olmakla beraber Anayasanın 26. ve 28.

maddelerinin sınırsız bir ifade özgürlüğü öngörmediği ve Anayasanın 12.

maddesinin ikinci fıkrasına göre temel hak ve hürriyetler kullanılırken ödev ve

sorumlulukların da gözönünde bulundurulması gerektiği

bilinmektedir (§ 44).

Bu sebeple benzer başvurularda Mahkememiz Anayasanın 17.

maddesinin birinci fıkrasında öngörülen kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile Anayasanın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve

bununla bağlantılı olarak 26. maddesindeki ifade özgürlüğü arasında adil bir

dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmekte (§ 45) ve çatışan haklar

arasında dengeleme yapılabilmesi için somut olaya bazı kriterler uygulamaktadır

(§ 46).

İncelenen başvuruya konu köşe yazısında başvurucunun kullandığı

yazı başlığı ile alt başlıklar dışındaki ifadelerin (§ 18), söz konusu kriterlerin

(yayında kamu yararı bulunması ve genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı

sağlaması, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olması, hedef alınan

kişinin kamuoyunda hemen herkes tarafından tanınan ve önemli kamusal yetkileri

bulunan yüksek bir kamu görevlisi olması gibi) önemli bir kısmını karşılamakla

birlikte, “Yolsuzluklarda Jet Fadıl’ı Yalancılıkta Goebbels’i

solluyor” şeklindeki ana başlık ile “Vatan Satmada ‘Damat Ferit’e Rahmet

Okutuluyor” ve “Devlet Sırlarını Satmada Sülün Osman’a Parmak Isırtıyor”

şeklindeki alt başlıklarla birlikte değerlendirildiğinde “kullanılan ifadelerin

türü”, “basın özgürlüğünün korumasından yararlanan kişilerin meslek ahlâkına

saygı gösterip göstermedikleri” ve “iyi niyetli olarak hareket edip

etmedikleri” şeklindeki kriterlere (§ 46; iv, vii, viii) uygun olmadığı görülen

yazıda başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerini kullanırken diğer kişilere

karşı ödev ve sorumluluklarını yerine getirmediği, yani yazıda hedef alınan

kişinin “kişisel itibarının korunmasını isteme hakkını” dikkate almadığı

anlaşılmaktadır.

Başka bir anlatımla, yazının tamamı başlıklarıyla birlikte değerlendirildiğindekaba, incitici ve şoke edici bir dile

başvurmanın ötesinde, yazının esasını oluşturan mesajla ilgisi olmayan

aşağılayıcı ifadelere yer verildiği görülmektedir.

Bu tür başvurularda basının yerine geçerek nasıl haber

yapılacağını veya kamuoyunu ilgilendiren bir tartışmada köşe yazılarının nasıl

kaleme alınacağını ya da yazıda hangi başlıkların kullanılacağını belirlemenin

yargı mercilerinin görevi olmadığı gözönünde

bulundurulmalıdır. Ancak -yukarıda da belirtildiği üzere- Anayasa Mahkemesi ile

AİHM’in birçok kararında, basının özgür olması kadar

sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de zorunlu olduğu, basın özgürlüğünde

belli ölçüde abartıya ve kışkırtmaya başvurmak mümkün olsa da bu özgürlüğün

aynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererek ve iyi niyetli olarak

hareket etmelerini de zorunlu kıldığı kabul edilmektedir (örn.

bkz. Zafer Bozbey, B. No: 2014/6423, 21/9/2016, §§ 42-43 ve bu kararda atıf

yapılan AİHM kararları).

Yazının; yayımlandığı tarihte kamu görevlisi olan ilgili

hakkında (üstelik -hukuka saygının gereği olarak- yasama organının kabul ettiği

bir kanuna karşı tavır almadığı ve mahkeme kararına uyduğu için) “yolsuzluk”,

“vatan satma” ve “devlet sırlarını satma” ithamını içeren ve onu “Damat Ferit”

ve “Goebbels” gibi tarihî olarak iyi şöhretleri

olmayan ve kararda da belirtildiği gibi adı “dolandırıcılık veya hırsızlık

hikâyelerini anlatmak için kullanılan” (§ 52) kişilere benzeten söz konusu

başlıklarla bütünsel olarak değerlendirildiğinde ve çatışan değerler arasında

dengeleme yapıldığında kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığı açıktır.

Diğer taraftan, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararıyla başvurucu üzerinde caydırıcı bir etki oluştuğu kabul

edilebilirse de -bu kurumun nitelikleri dikkate alındığında- hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının, etkileri itibariyle infazı mümkün

hapis ve para cezalarına kıyasla daha hafif olduğu ve cezanın orantılı olduğu

belirtilmelidir.

Bu itibarla, ilk derece mahkemesinin kararında, başvurucu

tarafından kaleme alınan yazının tamamının, yazıldığı bağlamdan koparılmaksızın

olayın bütünselliği içinde değerlendirildiği, ilgili ve yeterli bir gerekçeyle

(başvurucuya verilen ve ölçüsüz sayılmayacak adlî para cezası bakımından hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına da karar verildiği dikkate alındığında)

başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri ile davacının şeref ve itibar hakkı arasında

adil bir denge kurulduğu ve söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun olduğu düşüncesiyle çoğunluğun ihlal kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Fatma Gülbin

ÖZCÜRE

Başvurucu

:

Kemal BAYTAŞ

Vekilleri

:

Av. Özlem

GÜNEL TEKŞEN

Av. Mustafa

Gökhan TEKŞEN

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu, kozmik oda araması sonucu elde edilen sabit diskin

soruşturmayı yürüten savcılık makamına teslim etmesini eleştirmiş ve bu

bağlamda “Devlet Sırlarını Satmada Sülün Osman’a Parmak Isırtıyor” başlığını

kullanmıştır. Bilindiği üzere yaşadığı dönemde ve halen bir efsane haline gelen

Sülün Osman, Türk toplumu için akıl almaz dolandırıcılık veya hırsızlık

hikayelerini anlatmak için kullanılan bir deyim haline gelmiştir. Yazıda

bahsedilen kişi TSK’nın sevk ve idaresinden sorumlu en üst düzey askeri olan

Genel Kurmay Başkanıdır.

Anayasa’nın 17. maddesi ile koruma altına alınan “kişisel

itibarın korunmasını isteme hakkı” ile şikayet konusu

haberi yapan kişilerin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan “basın

özgürlüğü” ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde

güvence altına alınan “ifade özgürlüğü” arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğine bakmak gerekmektedir.

Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için belirlenen

kriterlerden özellikle; Basın özgürlüğünün korunmasından faydalanmak isteyen

başvurucunun meslek ahlakına saygı göstermediği ve doğru, güvenilir bilgi

verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hakaret etmediği anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak Mahkeme/Savcılık kararlarına uymaktan ibaret

davranışların karşısında başvurucunun kullandığı ifadeleri; ifade ve basın

özgürlüğü kapsamında değerlendirerek ihlal kararına varan çoğunluğun görüşüne

katılmıyorum.

Üye

M. Emin KUZ

Üye Yıldız SEFERİNOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1314, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuruya Konu Makalenin Yazıldığı Döneme
  7. B. Başvuruya Konu Makale
  8. B. Paşa'nın sakıncalı diye vermediği hard
  9. C. Başvuruya Konu Dava Süreci
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  15. B. Değerlendirme
  16. B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 46; Erdem Gül
  17. A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  19. C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Karşıoygerekçesi
  23. Yıldırım
  24. Kömürcü
  25. Topal
  26. M. Emin KUZ
  27. Seferinoğlu
  28. Özcüre
  29. Günel Tekşen
  30. Karşıoy Gerekçesi
  31. M. Emin KUZ
  32. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1314
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17635)
  • Anwar Mohammed Tareef Zaıd Başvurusu (B. No: 2016/78974)
  • Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/6935)
  • Hüseyin Ekinci Başvurusu (B. No: 2016/38867)
  • Güven Boğa Başvurusu (B. No: 2014/17222)
  • Hasan Caner Başvurusu (B. No: 2016/1773)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.