İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ü.b.k. Başvurusu (B. No: 2015/2536)

30842

Başvuru No2015/2536Tarih4 Temmuz 2019Okuma30 dk · 6.050 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ü.B.K. Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/2536
R.G. Tarih ve Sayı
25/7/2019 -
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.050 kelime·30 dk okuma·22 bölüm

30842

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu organ kaybına uğranması nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; ameliyatı yapan doktorun

davranışlarından dolayı şeref ve itibarın korunması bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu rahim sarkması şikâyetiyle Hacettepe Üniversitesi

Tıp Fakültesi Hastanesinde (Hastane) 23/3/2004 tarihinde Doktor A.A. tarafından

ameliyat edilmiştir.

8. Başvurucu aynı şikâyetin devam etmesi nedeniyle 9/5/2005

tarihinde Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

yeniden ameliyat edilmiştir.

9. Başvurucunun çeşitli özel sağlık kuruluşlarında tedavi

görmesine rağmen hastalığının iyileşmemesi üzerine en son olarak Ankara

Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2/8/2010 tarihinde yapılan ameliyatlarahmi

alınmıştır.

A. Ön İnceleme Süreci

10. Başvurucu 5/8/2004 tarihinde ameliyatı yapan Doktor A.A. ve

K.B. hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Başvurucu şikâyet dilekçesinde; ameliyatında tıbbi hatalar yapıldığını,

ameliyattan sonra iç kanama geçirmesine rağmen Doktor A.A.nın

bunu anlayamadığını, dolayısıyla teşhis ve tedavide gecikme olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca ameliyat sonrasında ağrıları olduğunu ilettiği

Doktor A.A.nın "Böyle

taşikardilileri ameliyata almayacaksın. Sen de iki

gündür tutturmuşsun sağ tarafım, sağ tarafım diye. Şunu götürün ultrasona da

derdi neymiş anlayalım." diyerek elinde tuttuğu çarşafı üzerine

fırlattığını belirtmiş, şüphelilerin görevi ihmal suçunu işlediklerini ileri

sürmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/9/2004 tarihinde, soruşturma yetkisinin

Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) ait olduğunu belirterek görevsizlik kararı

vermiştir.

11. Bundan sonra konu hakkında ön soruşturma yürütülmüş ve

22/11/2004 tarihli ön soruşturma raporunda, suçlanan doktorlar tarafından

başvurucunun hastalığının tanısı ve tedavisi ile komplikasyon olarak gelişen

kanamanın tedavisinde gerektiği şekilde ve zamanında müdahale edildiği, tıbbi

hata yapılmadığı belirtilmiştir. Ön soruşturma sonucunda YÖK tarafından ilgili

doktorlar hakkında soruşturma izni verilip verilmediği konusunda bireysel

başvuru dosyasında bilgi bulunmamaktadır. Başvurucunun ön soruşturma sonucunda

alınan karara karşı yargısal yollara müracaat edip etmediği hususunda da

bireysel başvuru dosyasında bilgi bulunmamaktadır. Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi'nde (UYAP) yapılan araştırmada da konuya ilişkin bilgi tespit

edilmemiştir. Başvurucu Anayasa Mahkemesine gönderdiği 17/6/2019 tarihli

beyanında, ön soruşturma sonucunda ilgili doktorlar hakkında soruşturma izni

verilmediğini, soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı iptal davası

açmadığını, ancak ceza yolundan sonuç alamayacağını anladığı için bireysel

başvuruya konu edilen tazminat davası yoluna başvurduğunu bildirmiştir.

12. Başvurucu ayrıca konu ile ilgili olarak 3/5/2004 tarihinde

Cumhurbaşkanlığına, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne, 14/5/2004 tarihinde

Ankara Tabipler Odası Başkanlığına şikayet dilekçeleri vermiştir.

B. Adli Yargıda Açılan Tazminat Davasına

İlişkin Süreç

13. Başvurucu 9/2/2005 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesi ile ameliyatı gerçekleştiren Doktor A.A. aleyhine Ankara 7.

Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargı yolu

bakımından itiraz edilmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesinin 26/12/2005 tarihli

kararıyla idari yargının görevli olduğuna hükmedilmiştir.

14. Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesince 30/3/2006 tarihinde

davalı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yönünden idari yargıda

dava açılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Davalı doktor

yönünden ise idare aleyhine açılacak tam yargı davasının sonuçlanmasından sonra

idarenin rücuen dava açabileceği, bu aşamada inceleme

yapılamayacağı belirtilerek pasif husumet nedeniyle davanın reddine

hükmedilmiştir. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

C. İdari Yargıda Açılan Tazminat Davasına

İlişkin Süreç

15. Başvurucu adli yargıda verilen görevsizlik kararı üzerine

7/6/2006 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi aleyhine

Ankara 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat davası

açmıştır.

16. Başvurucu dava dilekçesinde; doktor hatası sonucu ameliyatta

rahim ağzının tamamen kesildiğini ve rahim ağzı koruma sisteminin tümüyle yok

edildiğini, bu suretle uzuv ve iş gücü kaybı oluştuğunu, söz konusu ameliyattan

önce aydınlatılmadığını, riskler hakkında bilgi verilmediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca hastanede kaldığı süre boyunca oda ve yatak yokluğu

gerekçesiyle kemoterapi odasında yatırıldığını, üçüncü gün iki kişilik odaya

alındığını, özel oda verilmesi talebinin reddedildiğini, kendisine refakat eden

eşinin sandalye üzerinde gün ve gecelerini geçirdiğini, ağrıları olduğunu

söylediğinde hemşireler ve ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını,

Doktor A.A.nın üzerine çarşaf fırlattığını

belirtmiştir. Bu nedenlerle kendisine ve eşine insan onuruna yakışmayacak

şekilde davranıldığını iddia etmiştir.

17. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi

raporu almıştır. ATK'nın 17/3/2010 tarihli raporunda;

rahim ağzının vajene sarkması ve idrar kaçırma

şikâyeti olan kişinin yaş faktörü nedeni ile manchester ameliyatının (rahim

ağzının kısmen amputasyonu) endikasyonunun

doğru olduğu, ameliyat sonrası gelişen hematomun bir

komplikasyon olarak ortaya çıkabileceği, kişide saptanan hematomun

ameliyat veya medikal ve takip yolu ile tedavi edilebileceği, davalı idarece

tedavi olarak medikal ve takip yolu tercih edildiğinden idarenin eyleminin tıp

kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir.

18. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan

operasyon sonucunda başvurucunun rahminin alınması nedeniyle Mahkemenin

15/10/2010 tarihli kararı ile ek bilirkişi raporu istenmesi üzerine ATK

tarafından düzenlenen 25/2/2011 tarihli bilirkişi raporunda da manchester ameliyatında kişinin bahsettiği rahim ağzı iç

dokusunun dışa dönmesinin (ektropion)

komplikasyon olarak görülebileceği, bu olguda ektropionun hekimin ameliyatta

rahim ağzını az veya fazla çıkarması ile ilişkisinin bulunmadığı, idarenin

eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu görüşü bildirilmiştir.

19. Mahkeme 7/9/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

Karar gerekçesinde ATK'dan alınan bilirkişi

raporlarıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki cerrahi

müdahale ve tedavinin tıp kurallarına uygun olarak yapıldığının tespit edilmiş

olduğu, bu durumda idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği ve tazminat

ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir.

20. Söz konusu karar Danıştay 15. Dairesinin 16/10/2014 tarihli

kararıyla onanmıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 15/1/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 11/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı

İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tabipler,

diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta

küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei

cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi

olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye

muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere

ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.”

23. 1/2/1999 tarihli Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın

26. maddesi şöyledir:

“Hekim

hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin

türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı

riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen

tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi

seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın

kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır.

Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın

dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her

türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan

onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa

geçersizdir.

Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya

bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal

temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete

dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli

mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim

başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya

yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin

takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını

tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa

da gerekli tedavi yapılır.

Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı

dilediği zaman geri alabilir.”

24. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 15. maddesinin, 8/5/2014

tarihli değişiklikten önceki hâli şöyledir:

“Hasta;

sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbî işlemleri, bunların faydaları ve

muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbî müdahale usûlleri,

tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlan ve

hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek

hakkına sahiptir.

Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi,

bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması

halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgi

almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin

belgelendirilmesi istenilebilir.”

25. Yönetmelik’in “Rızanın

Kapsamı” başlıklı 31. maddesinin, 8/5/2014 tarihli değişiklikten

önceki hâli şöyledir:

“Rıza

alınırken hastanın veya kanunî temsilcisinin tıbbî müdahalenin konusu ve

sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın,

uygulanacak tıbbî müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair

tıbbî işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbî işlemlerin uygulanmasında, bu

Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlâl edilmemesi için

azamî ihtimam gösterilir.”

26. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye

(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).

29. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

30. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması

planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara

önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli, düzenleyici tedbirleri almak

zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz

konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,

ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir

(Şerif Gecekuşu/Türkiye

(k.k.),

B. No: 28870/05, 25/5/2010).

31. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tıbbi İhmal Nedeniyle Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; ameliyattan önce operasyonun riskleri hakkında

bilgilendirilmediğini, hasta yatırma kâğıdında imzasının bulunmadığını,

ameliyattan sonra altı buçuk yıl boyunca sürekli kanamalarının olduğunu, birçok

tıbbi işleme rağmen düzelmediğini, nihayetinde genç yaşta rahminin alınması

sonucuyla karşılaştığını belirtmiştir. Başvurucu rahminin alınması nedeniyle

bir daha çocuk sahibi olamayacağından büyük acı ve ızdırap

duyduğunu, ayrıca sağlık sorunlarının devam etmesinden dolayı gerek özel gerekse

çalışma hayatında büyük sıkıntılar yaşadığını ifade etmiştir. Başvurucu açtığı

tazminat davasının sadece ATK raporları aynen benimsenmek suretiyle ve gerekçe

gösterilmeksizin reddedildiğini, idarenin sorumluluğu bakımından iddialarının

kararda dikkate alınmadığını beyan etmiştir. Başvurucu bu nedenlerle yaşam,

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve gerekçeli karar haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

34. Anayasa’nın iddianın

değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

35. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

37. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

38. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

39. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun

tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin ve yargısal sürece ilişkin usule dair

iddialarının ilgili maddi hakkın esasına dair inceleme kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğinden Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

41. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

42. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,

§ 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif

yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:

2013/1943, 9/9/2015, § 44).

43. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

44. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

45. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarak

yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede

derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde

yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet,

yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak

ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57;Tevfik Gayretli, B.

No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

46. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirilmesi gereken usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44).

47. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

48. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde

bilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi

müdahale, ancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonra

yapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak

için, uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında

kendilerine bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile

tıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak

kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamıyla sınırlı olarak incelenmiştir.

50. Başvurucu ilk olarak tazminat davasının sadece ATK raporları

aynen benimsenmek suretiyle ve gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini,

idarenin sorumluluğu bakımından iddialarının kararda dikkate alınmadığını ileri

sürmüştür. Başvurucu; yargılama sürecinde ilk yapılan ameliyatta rahim ağzının

tamamen kesildiğini ve rahim ağzı koruma sisteminin tümüyle yok edildiğini, son

ameliyatta ise rahminin alındığını, bu ameliyatlar arasındaki illiyet bağının

dikkate alınmadığını iddia etmiştir. Bununla birlikte başvurucunun rahminin

alınması hakkında derece mahkemesi tarafından ek bilirkişi raporu alındığı,

dolayısıyla her iki ameliyat yönünden illiyet bağının ve idarenin kusurunun

araştırıldığı görülmektedir.

51. Derece mahkemesi, olayda idarenin kusurunun bulunmadığı

yönünde görüş bildiren ATK raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir.

Hükme esas alınan ATK raporunda, tarafların iddialarına ve kişi hakkında

düzenlenen tıbbi belgelerdeki bulgulara yer verilmiş ve sonuç olarak

ameliyattan sonra karşılaşılan durumun komplikasyon olduğu ve idarenin

eyleminin tıp kurallarına uygun bulunduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Ayrıca

ATK tarafından düzenlenen bilirkişi raporlarında; ektropionun hekimin ameliyatta rahim ağzını az veya

fazla çıkarması ile ilişkisinin bulunmadığı, idarenin eyleminin tıp kurallarına

uygun olduğu görüşünün bildirilmiş olduğu, bu suretle de başvurucunun iddialarına

yanıt verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

52. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi

ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan

uzman bilirkişi raporunda yeterli, somut bulgu ve tespitlere yer verilerek

başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı

görülmektedir.

53. Diğer taraftan başvurucunun söz konusu tıbbi müdahaleden

önce kendisinin yeterince aydınlatılmadığı ve gerektiği şekilde rızasının

alınmadığı, bu konuda hasta yatırma kâğıdında imzasının bulunmadığı yönünde bir

şikâyeti de bulunmaktadır.

54. Hukukumuzda hasta hakları, tıbbi işlemlerden önce kişilerin

bu işlemler ve sonuçları hakkında aydınlatılması yükümlülüğü ve Sağlık Bakanlığının

tıbbi hizmetler sunan kurumlar üzerindeki denetim görevi konusunda oldukça

ayrıntılı ve yeterli düzenlemelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§

22-25; Ahmet Acartürk, § 66).

Ancak bu düzenlemelerin teorik olarak mevcut olması yeterli olmayıp Anayasa'nın

17. maddesindeki güvencelerin sağlanabilmesi için pratikte de etkin bir şekilde

uygulanması gerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu,

§ 49).

55. Somut olayda başvurucu, kendisine ameliyat öncesinde

öngörülebilen riskler ve komplikasyonlar konusunda bilgi verilmediğini ve bu

sebeple rızasının usulüne uygun olarak alınmadığını belirtmiştir. Ayrıca

başvurucunun bireysel başvuru dosyasındaki 23/3/2004 tarihli Hacettepe

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin hasta yatırma kâğıdının imzasız olduğu

görülmektedir. Başvurucunun söz konusu iddialarını idare mahkemesine verdiği

dava dilekçesinde ve yargılama sürecinde verdiği dilekçelerinde ileri sürmüş olduğu,

ancak idare mahkemesinin kararında bu konuyla ilgili hiçbir gerekçeye yer

verilmediği anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda ameliyat sonucu oluşabilecek komplikasyon riski

yönünden başvurucunun ameliyat öncesinde bilgilendirilmesinin gerekip

gerekmediği hususu yargılama sürecinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Diğer bir

deyişle derece mahkemelerinin kararlarında, başvurucunun -dava dilekçesinde

açıkça belirtmesine karşın- ameliyat öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatılıp

aydınlatılmadığı ve yöntemince rızasının alınıp alınmadığı hususları

tartışılmamıştır.

57. Sonuç olarak başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi

müdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir nitelikte komplikasyon ve

riskler hakkında yeterli bir biçimde aydınlatılmadığı iddiası yönünden derece

mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığı

anlaşılmaktadır. Üstelik başvurucunun belirtilen iddia ve şikâyetleri,

yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecek mahiyettedir. Dolayısıyla

yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddi

ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından kamu

makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine

varılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Şeref ve İtibara

Yönelik Eylemler Nedeniyle Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; ameliyat edildiği Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesinde kaldığı ilk iki gün oda ve yatak yokluğu gerekçesiyle kemoterapi

odasında yatırıldığını, üçüncü gün iki kişilik odaya alındığını, özel oda

verilmesi talebinin reddedildiğini, ağrıları olduğunu söylediğinde hemşireler

ve ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, Doktor A.A.nın

üzerine çarşaf fırlattığını belirtmiştir. Başvurucu bu nedenlerle kötü muamele

yasağının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

60. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

62. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kimseye işkence, eziyet

yapılamayacağı ve kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı

güvence altına alınmıştır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında

bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin işkence, bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya

da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık

dışı muamelelerin eziyet, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir

Canan, § 22).

63. Ancak bir eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık eşiğine ulaşmış olması

gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın

özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda

muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve

sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki veriler ışığında,

belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise diğer

haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

64. Bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere doğası gereği

cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin

kişinin fiziksel ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve

sair menfi tezahürlere yol açması, bu etkileri açısından özellikle küçük

düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkündür. Bununla birlikte bu

eylemlerin Anayasa’nın 17. maddesi anlamında işkence, eziyet veya haysiyetle

bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için mağdurun subjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış

şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler

açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).

65. Belirtilen tespitler ışığında somut olay incelendiğinde

iddia edilen eylemlerin başvurucu üzerinde fiziksel ve ruhsal etkilerinin

olması mümkün olmakla birlikte başvurucunun ileri sürdüğü özel oda verilmemesi

ve hakarete uğraması şeklindeki muamelenin meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal

etkiler açısından -başvurunun yaşı, avukat olması ve meslekteki tecrübesi de

dikkate alındığında- muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

Bu nedenle başvurucunun kişilik haklarının zedelendiği şeklinde özetlenebilecek

şikâyetlerinin şeref ve itibarın korunması hakkı bağlamında, Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

67. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır. Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî

olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür

(Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41;

Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; D.Ö., B. No: 2014/1291,

13/10/2016,§ 48).

68. Kişinin maddi ve manevi varlığının koruması hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusu

pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen

haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40).

69. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalar

kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal

prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare

ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini

temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Semra

Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36).

70. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yönelik

müdahaleler bakımından etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü öncelikle

müdahale teşkil eden eylem ve olayın gerçekleşme koşullarının tüm yönleriyle

açıklığa kavuşturulmasını kapsamaktadır. Ayrıca, olayın koşulları açıklığa

kavuşturulduktan sonra kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında şeref ve itibarına yönelik fiillerle ilgili olarak sorumluluğu

tespit edilen kişilere yönelik olarak caydırıcılığı sağlayacak uygun yargısal

tepki verilmelidir.

71. Devletin pozitif yükümlülüğünün bir parçası olarak usul

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların

çözümüne ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine

getirmelidir. Söz konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile

etkisi, ağırlığı ve sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın

kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli

kılar. Ancak bu yükümlülük, her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılması

zorunluluğu içermez. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü, -olayın

koşullarına göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla

da yerine getirilebilir. Bu bağlamda bazı durumlarda disiplin soruşturması ile

dahi devletin aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi mümkün olabilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, §

34).

72. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip

getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal

kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri

çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda

müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup

olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan,

§ 44).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

73. Somut olayda başvurucu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesinde ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, üzerine çarşaf

fırlatılarak terslendiğini, bu suretle hakarete uğradığını iddia etmiş ve bu

iddialarla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Başvurucunun gerçekleştiğini öne sürdüğü fillerin kişinin şeref ve itibarını

zedeleyebilecek nitelikte olduğu açıktır. Dolayısıyla olayda devletin etkili

yargısal sistem kurma, bu yolla caydırıcılığı sağlayacak ve başvurucunun manevi

zararlarını giderecek şekilde uygun yargısal tepki verme yükümlülüğünün

doğduğundan söz edilebilir.

74. Bu bağlamda öncelikle olayın gerçekleşme koşullarının tüm

yönleriyle açıklığa kavuşturulması yönündeki yükümlülüğün kamu makamlarınca ifa

edilip edilmediği incelenmelidir. Anayasa Mahkemesi bu yükümlülüğün yerine

getirilip getirilmediğini değerlendirirken kamu makamlarınca gerçekleştirilen

işlemleri bir bütün olarak ele almakta, bu çerçevede sadece başvuruya konu tam

yargı davasında yapılan işlemler değil yürütülmüşse ceza ve disiplin

soruşturmaları sonucunda elde edilen veriler de gözetilmektedir.

75. Suç duyurusunda bulunulması üzerine idare tarafından yapılan

ön soruşturmada başvurucunun doktor tarafından azarlandığı, üzerine çarşaf

fırlatılarak terslendiği, bu suretle hakarete uğradığı iddialarıyla ilişkin

olarak herhangi bir araştırma yapılmadığı, ön soruşturma sonucunda hazırlanan

22/11/2004 tarihli raporda bu hususta hiçbir açıklamaya yer verilmediği

görülmektedir. Dolayısıyla ceza soruşturmasının bir parçası olan ön

soruşturmanın olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılmasını sağlayacak

nitelikte gerçekleştirildiğinden söz edilemeyecektir.

76. Diğer taraftan başvurucunun bu iddialarıyla ilgili olarak

herhangi bir disiplin soruşturmasının da açılmadığı gözlemlenmektedir. Her ne

kadar disiplin soruşturması açılması idarenin takdirinde olsa da kamu

görevlilerinin şeref ve itibarı zedeleyici fiil işlediklerinin iddia olunduğu

ve özellikle ceza soruşturmasının gerekmediği vakıalarda disiplin soruşturması

yapılması, idari yargıda açılacak tam yargı davasının sonuçsuz kalmaması bakımdan

önem taşımaktadır. Şeref ve itibara yönelik müdahalenin kamu görevlilerinin söz

ve eylemlerinden kaynaklandığı ve olayın aydınlatılmasının ancak tanık

dinlenmesi ile mümkün olabildiği hallerde -idari yargıda tanık deliline

başvurulup başvurulamayacağı yolundaki tartışmaların varlığı gözetildiğinde-

tanık dinlemeyi de içerecek şekilde yürütülen bir disiplin soruşturması

devletin olayın maddi koşullarını aydınlatma

yükümlülüğünün ifası bakımından zorunlu bir hâl alabilir.

77. Somut olayda iddia olunan fiillerin açıklığa

kavuşturulmasının tanık dinlenmesini mecburi kıldığı açıktır. Bu fiillerin ceza

soruşturmasını gerekli kılmadığı gözetildiğinde olayla ilgili olarak en azından

disiplin soruşturması açılmasının zaruri hale geldiğinden söz edilebilir.

Başvurucu söz konusu şikayetlerini Cumhurbaşkanlığına, Hacettepe Üniversitesi

Rektörlüğüne, Ankara Tabip Odasına verdiği dilekçelerinde iletmiş olduğundan

kamu makamlarının söz konusu hakaret iddialarından haberdar olduğu konusunda

şüphe bulunmamaktadır. Buna karşılık kamu makamlarının, başvurucunun ameliyatı

yapan doktor tarafından azarlandığı ve üzerine çarşaf fırlatılarak terslendiği

şeklindeki şikayeti yönünden olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği

konusunda araştırmayı gerekli kılan bir durum olmasına rağmen disiplin

soruşturması dahi açmayarak hareketsiz kaldıkları ve söz konusu iddianın

araştırılmasına yönelik hiçbir işlem yapmadıkları anlaşılmıştır.

78. Aynı şekilde başvurucunun idare mahkemesinde açtığı tazminat

davası sürecinde de, ilk ameliyatını olduğu Hacettepe Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesinde kaldığı ilk iki gün oda ve yatak yokluğu gerekçesiyle

kemoterapi odasında yatırıldığını, ağrıları olduğunu söylediğinde hemşireler ve

ameliyatı yapan doktor tarafından azarlandığını, üzerine çarşaf fırlatılarak

terslendiğini ve bu suretle hakarete uğradığını ileri sürmesine karşın derece

mahkemesi tarafından söz konusu iddianın araştırılmasına yönelik adımların

atılmadığı ve kararda söz konusu iddialara yönelik hiçbir gerekçeye yer

verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda yargısal makamlarca bu

değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından pozitif yükümlülüklerin ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

81. 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20.

maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine

Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a

geçici madde eklenmiştir.

82. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

83. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel,

§ 26).

84. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

85. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar

başlıklı 50. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir.

...”

88. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

89. Mehmet Doğan

kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

90. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

91. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince yapılan

veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan,

mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

92. Başvurucu, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasını

ve 200.000 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

1. Tıbbi İhmal Nedeniyle

Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali Yönünden

93. Başvuruda, başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi

müdahale öncesinde rızasının alınmadığı ve riskler konusunda aydınlatılmadığı

iddiası yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe

ortaya konulmadığından maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

94. Bu durumda maddi ve manevi varlığın korunması hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme

kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

2. Şeref ve İtibar Hakkı

Bakımından Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali Yönünden

95. Başvuruda, başvurucunun ameliyatta görevli olan doktor

tarafından kendisine hakaret edildiği iddiası bakımından kamu makamlarınca söz

konusu iddianın araştırılmasına yönelik hiç bir işlem yapılmaması nedeniyle

şeref ve itibarın korunması hakkını güvenceye alan Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

usul yönünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun şeref ve itibar

hakkına yönelik ihlal, kamu makamlarınca olayın gerçekleşme koşullarının

açıklığa kavuşturulmamasından kaynaklanmaktadır. Yukarıda ifade edildiği üzere

somut başvuru yönünden olayın maddi koşullarının açıklığa kavuşturulması

bakımından en etkili yol disiplin soruşturmasıdır. Dolayısıyla ihlalin asıl

kaynağının disiplin soruşturması yürütmekle görevli kamu otoritelerinin

hareketsiz kalması olduğu anlaşılmaktadır.

96. Bununla birlikte olayın 2004 yılında gerçekleştiği ve

disiplin soruşturması açılmasının belli zamanaşımı sürelerine tabi olduğu

gözetildiğinde disiplin soruşturması yapılmak üzere kararın bir örneğinin

ilgili kamu idaresine gönderilmesi yolunda bir giderime hükmedilmesinin doğru

olmayacağı değerlendirilmiştir.

97. Öte yandan başvurucu tarafından açılan tam yargı davasında

şeref ve itibarın korunması hakkına yönelik müdahale iddialarıyla ilgili

herhangi bir araştırma yapılmaması sebebiyle ihlalin bir ölçüde idare mahkemesi

kararından da kaynaklandığı söylenebilir ise de idari yargıda tanık

dinlenmesinin mümkün olup olmadığı yolundaki tartışmaların varlığı da

gözetildiğinde idare mahkemesinin maddi olayın gerçekleşme koşullarının ortaya

konulması bakımından disiplin soruşturmasının verilerine ihtiyaç duyduğu

ortadadır. Somut olayda disiplin soruşturması yapılmadığı dikkate alındığında

yeniden yargılamaya hükmedilmesinin pratikte bir faydasının olmayabileceği

değerlendirilmiştir. Bu nedenle yeniden yargılamaya hükmedilmesi gerekli

görülmemiştir.

98. Somut olayda şeref ve itibarın korunması hakkına yönelik

ihlalin giderimi bakımından yeniden yargılama yapılmasında fayda bulunmamakla

birlikte bu ihlal sebebiyle başvurucunun uğradığı manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan ibaret

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin tıbbi ihmal nedeniyle kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine

(E.2006/1464, K.2012/1154) GÖNDERİLMESİNE,

E. Şeref ve itibar hakkı bakımından kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya net 5.500 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 226,90 TL harçtan ibaret yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Şermin BİRTANE Başvurucu : Ü.B.K.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2536, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Ön İnceleme Süreci
  9. B. Adli Yargıda Açılan Tazminat Davasına
  10. C. İdari Yargıda Açılan Tazminat Davasına
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Tıbbi İhmal Nedeniyle Kişinin Maddi ve
  16. B. Şeref ve İtibara
  17. C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  18. D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  19. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  20. C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  21. F. 226,90 TL harçtan ibaret yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  22. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2536
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Burcu Özşahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3497)
  • Kemal Baytaş Başvurusu (B. No: 2016/1314)
  • Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17635)
  • Anwar Mohammed Tareef Zaıd Başvurusu (B. No: 2016/78974)
  • Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/6935)
  • Hüseyin Ekinci Başvurusu (B. No: 2016/38867)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.