İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burcu Özşahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3497)

30843

Başvuru No2015/3497Tarih4 Temmuz 2019Okuma48 dk · 9.616 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Burcu Özşahin Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/3497
R.G. Tarih ve Sayı
26/7/2019 -
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.616 kelime·48 dk okuma·20 bölüm

30843

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda kamu makamlarınca gerekli

önlemlerin alınmamasından dolayı mahkûmlar arasında çıkan çatışmada

başvurucuların yakınının öldürülmesi, tam yargı davasının reddedilmesi ve

olayla ilgili ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedenleriyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ve ayrıca Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan

ceza soruşturması dosyaları, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri

Genel Müdürlüğünden (Genel Müdürlük) temin edilen disiplin soruşturması

dosyaları, ayrıca İstanbul 2. İdare Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) temin

edilen yargılama dosyasındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. Başvurucuların yakını olan 1976 doğumlu E.Y.Ö. 20/9/1999

tarihinde Bayrampaşa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü ve

tutuklular arasında meydana gelen olaylar sırasında yaşamını kaybetmiştir.

10. E.Y.Ö. cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, ruhsatsız

silah taşıma, silahla yaralama, sahte kimlik belgesi düzenleme, teşekküle üye

olma ve yardım etme, patlayıcı madde atma, yağma, suç üstlenme ve adam

öldürmeye teşebbüs suçlarından İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince

tutuklanması nedeniyle olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktadır.

11. Başvurucular tarafından başvuru dosyasına sunulan ve

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İstanbul Özel Tip Cezaevi Müdürlüğü ile

İstanbul Kapalı Cezaevi Müdürlüğüne hitaben gönderdiği anlaşılan 10/2/1998,

21/4/1998, 29/6/1998, 24/8/1998, 12/1/1999, 29/1/1999, 30/4/1999, 6/5/1999

tarihli müzekkerelerden; cezaevinde yapılan denetimde koğuş kapılarının açık

tutulduğunun, tutukluların koridorlarda dolaştıklarının, topluluklar hâlinde

sohbet ettiklerinin, koridorların sokak hâline geldiğinin, Ceza İnfaz Kurumunun

pis ve disiplinden uzak olduğunun, denetim günü görevli olanlar hakkında

disiplin işlemi başlatılacağının, bundan sonra da görevini yapmayan tüm

görevliler hakkında disiplin işlemleri yapılacağı yönünde uyarıda

bulunulduğunun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bilgisi dışında ziyaretler

yaptırıldığının görüldüğünün, bu tip ziyaretlere derhâl son verilmesi

gerektiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.

12. Yine bu müzekkerelerde hükümlü ve tutukluların idareden izin

alarak veya almayarak başka koğuşları ziyaret ettiği, koğuşu terk ettiklerinde

üstlerinin aranmadığı, koğuştan ayrılırken bir deftere kaydedilmedikleri, bu

kontrolsüzlük nedeniyle Ceza İnfaz Kurumunda öldürülmeye varan olayların

meydana geldiği, bütün uyarılara rağmen koğuş kapılarının kapatılmadığının

tespit edildiği bildirilerek bu yönde uygulamalara derhâl son verilip gerekli

işlemlerin yapılması, koğuş kapılarının açık olması nedeniyle nöbetçi infaz

koruma memurları ve başmemurları ile ikinci müdür

hakkında disiplin soruşturması yapılması talimatı verildiği görülmüştür.

13. 6/5/1999 tarihli müzekkerede, Ceza İnfaz Kurumundaki bazı

hükümlü ve tutuklulara müdür odalarında açık görüş yaptırıldığının, hukuka

aykırı olduğu gibi hükümlü ve tutuklular arasında büyük huzursuzluk doğuran ve

Ceza İnfaz Kurumu yönetimine karşı yakışıksız dedikodulara sebebiyet veren bu

durumun tespit edilmesi üzerine yapılan uyarılara rağmen Cezaevi Koruma Tabur

Komutanlığından iletilen listelerdeki özellikle nüfuzlu ve zengin birçok

hükümlü ile tutukluya açık görüş yaptırılmaya devam edildiğinin görüldüğü

belirtilerek bu uygulamaya derhâl son verilmesi yönündeki emre uymayanlar

hakkında adli ve idari soruşturma başlatılacağı yönünde Ceza İnfaz Kurumu

idaresine uyarıda bulunulduğu anlaşılmıştır.

14. Bakanlık görüşünde bildirildiği üzere Ceza İnfaz Kurumunda

olay tarihinden önce 2/8/1999, 16/8/1999, 27/2/1999, 2/7/1999 ve 10/5/1999

tarihlerinde yapılan aramalarda kesici/delici aletler, uyuşturucu maddeler, cep

telefonları ele geçirilmiş ve bu yasaklı maddelerin ne şekilde Ceza İnfaz

Kurumuna sokulduğu tespit edilemediğinden Ceza İnfaz Kurumu görevlileri

hakkında herhangi bir adli ya da idari işlem yapılamamıştır.

15. Bu arada İstanbul 2 No.lu DGM Başkanlığının 9/9/1999 tarihli

kararı uyarınca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ve Silah

Kaçakçılığı Şube Müdürlüğü tarafından bazı kişilerle ilgili teknik takip

yapılmıştır. Bu takip sırasında Ceza İnfaz Kurumunda bulunan H.Ç. isimli

kişinin Ceza İnfaz Kurumu içinde öldürtülmek istendiği yönünde ulaşılan istihbari bilgiler 20/9/1999 tarihli yazı ile İstanbul

Cumhuriyet Başsavcısına bildirilmiştir.

16. Teknik takip sonucu aynı yerde tutuklu olarak bulunan ve

kamuoyunda "Ü. Baba"

şeklinde tanınan A.Ç.nin yakını olan K.A.G.nin yaptığı telefon görüşmeleri de kaydedilmiş; bu

görüşmelerin çözümleri de 21/9/1999 tarihinde, gizlilik kaydıyla İstanbul

Cumhuriyet Başsavcısına aktarılmıştır. Söz konusu belgeler Cumhuriyet

Başsavcılığınca 22/9/1999 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) iletilmiştir.

17. Başvurucular tarafından başvuru dosyasına sunulan söz konusu

görüşmelerin çözümlerinin incelenmesi neticesinde K.A.G. isimli hükümlünün bir

başkasıyla suç örgütünün faaliyetleri kapsamında konuşmaları olduğu, ayrıca

Ceza İnfaz Kurumu müdürü olduğu anlaşılan M. isimli şahısla da konuşmaları

bulunduğu, H.Ç.ye hakaret ettiği ve H.Ç.nin

birilerince öldürülmek istenmesiyle ilgili bilgiler verdiği, K.A.G.nin "Yol

veririz başka yerde kopartsınlar anlıyor musun? Hapishaneyi idare eden biziz."

gibi sözleri olduğu görülmüştür.

18. Başvuru dosyasına sunulan belgelerden K.A.G.nin

H.Ç.den hoşlanmaması, ayrıca H.Ç.nin

birileri tarafından öldürüleceğini duyması ve bu olayın Ceza İnfaz Kurumunun

kendisinin bulunduğu bölümünde gerçekleşmesini istememesi gibi nedenlerle H.Ç.nin koğuşunun değiştirilmesini Ceza İnfaz Kurumu

idaresinden talep ettiği anlaşılmıştır. Bu hususlar iddianameye şu şekilde

yansımıştır:

"...arayan kişilerin [H.Ç.nin] başının

kopartılmasını istedikleri, maktül [K.A.G.nin] buna izin

vermeyeceğini ve kendisinin bulunduğu bölümde de infazına müsade

etmeyeceğini belirttikten sonra dışarı çıkartılması istendiği, maktülün [H.Ç.ye] hasımlarının kendisini başını istediğini başka bir cezaevine naklini

istemesini söylediği, sanığın kabul ettiği, [H.Ç.nin]

[K.A.G.nin]

bulunduğu koğuşa ilk gelişinde [K.A.G.nin] rıza göstermediği buna rağmen [M.Y.] tarafından D bölümüne getirtildiği, [K.A.G.nin] kendi kurduğu

sistemin dışına çıkmaması talimatına karşı çıkmasını bahane ederek olaydan önce

[H.Ç.nin] can

güvenliği gerekçesi ile idare tarafından C.19 denen koğuşa iki adamı ile

birlikte gönderildiği, maktül [K.A.G.nin] kendisinde

bulunan cep telefonu ile cezaevi müdürlerinden [R.Ş.] kanalıyla 2.Müdür [M.T.ye] ulaştığı, [H.Ç.nin] C.19 koğuşuna değil hücreye verilmesini istediği ve

hasımlarının [H.nin] başını koparacaklarını söylediği, 2. Müdür [M.nin] C.19'a [H.] giderken silah ve cep telefonunda verilmesinden

dolayı [M.ye] sayısız

hakaretlerde bulunduğu buna rağmen [M.T.nin] itham ve hakaretlere karşı çıkmadığı..."

19. Tüm bu gelişmelerin devamında soruşturma belgelerine

yansıdığı şekliyle, olay günü K.A.G. idare ile görüşmek üzere koğuşundan

ayrılıp Ceza İnfaz Kurumu müdürü ile birinci müdür odasında görüşmekteyken bir

diğer suç örgütünün lideri olduğu anlaşılan H.Ç. de idare ile görüşmek üzere

aynı yere gelmiştir. H.Ç. üzerinde taşıdığı silahıyla K.A.G.yi

müdürün odasında vurarak öldürmüştür. K.A.G.nin

vurulduğunu duyan yandaşları koğuşların kapılarının açık olması nedeniyle

dışarı çıkmış ve bazı koğuş kapılarını kırıp silahlarıyla etrafa ateş

etmişlerdir. K.A.G.nin adamlarıyla H.Ç.nin adamları arasında çatışma çıkmış ve bu sırada K.A.G.nin grubuna dâhil olduğu belirtilen F.H., H.T., B.Ç.,

H.Ç. ve başvurucuların yakını E.Y.Ö. otopsi raporuna göre başlarına yakın

mesafeden ateş edilerek öldürülmüştür.

A. Çatışma ve Öldürme Olayının Failleri

Hakkında Yürütülen Adli ve İdari Soruşturma Süreçleri

1- Ceza Soruşturması Süreci

20. Olayın bildirildiği Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı gün

başlatılan soruşturmada olaya karışan tutuklu ve mahkûmların bizzat Cumhuriyet

savcısı tarafından ifadeleri alınmıştır.

21. H.Ç.nin Cumhuriyet

Başsavcılığındaki 20/9/1999 tarihli ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Ben daha önce D.2 koğuşunda kalıyordum.

Buradan [K.A.G.] ile

anlaşmazlığa düştük, hasımlarım olan [S. ları] D.1 e bunlar getirdi. ... Bugün koğuşta bulunduğum

sırada cep telefonumdan aradılar. Karadayı diye bilinen [Z.İ.] telefonla idarede olduklarını, 'doktora çık buraya

gel' diye söylediler. Ben de doktora yazıldım daha sonra müdürün odasına

geldiğimde Karadayı ve [K.A.G.]

oturuyordu. ... Bana 'bu cezaevinden gideceksin başka anlamı yok. Müdürü de

benim amiri de benim' şeklinde söyledi. [Z.] ise dinliyordu. Bu sırada ben [K.A.ye] 'sen ne yapmak istiyorsun' şeklinde söylediğimde

belindeki silahı gösterir gibi [yaptı] ben de silaha doğru atladım bu arada aramızda boğuşma çıktı bu sırada

silah ateş aldı ve [K.A.G.]

vuruldu. ... kaza ile vuruldu zira bana silahı gösterdiğinde 'buranın müdürü de

benim hakimi de benim' şeklinde söyledi.

Ben isteseydim D.2 de bu kavgayı yapardım

hatta bugün içinde başka bir adamımı gönderecek güçte idim gönderirdim ...

Cezaevinde [A.Ç.nin] adamı olan [K.A.G.] ve [Z.İ.] denen adam bu cezaevinin eroin ve silah işini yöneten kişidir.

Kendilerinde el bombasından silaha kadar her türlü silah bulunur. Ben bu

kişilerin istekleri doğrultusunda hareket etmediğim kendilerine karşı koyduğum

için ben istemedim. Zaman zaman da [Z.İ.] de baba dostum olur benimle uğraşma dememe rağmen [K.] bunu yapıyor bu demekle ortamı gerginleştirmiştir.

...

Ben bugün gardiyan tarafından sözde hastaneye

gidiyormuş gibi çıkartıldım fakat hastaneye gitmedim idarenin gardiyanlardan

birisi beni üst kata çıkartıp [Y.]

beyin odasında bekliyorlar dediler ben 3. odaya gittiğimde müdür yoktu yalnız

müdürün odasında koltuğunda [K.A.]

karşısında ise [Z.] oturuyordu.

...Daha önce 1. Müdür koğuştan geçişten dahi

bizlerin aranacağını söylemişti fakat herhangi bir şekilde aranmadım..."

22. Cumhuriyet Başsavcılığı 1/11/1999 tarihli iddianamesiyle,

olaya karışan otuz hükümlü/tutuklu ile S.C. isimli infaz koruma memuru ve M.T.

ile R.Ş. isimli Ceza İnfaz Kurumu ikinci müdürleri hakkında adam öldürme, Ceza

İnfaz Kurumuna karşı silahlı isyan, hürriyeti tahdit, ölümle biten kavgaya

karışma, nas-ı ızrar, yağma ve yapanı belli olmayacak şekilde birden fazla adam

öldürme, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer

Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından kamu davası açmıştır.

23. İddianameye göre olaylar şöyledir:

" ...mağdur -sanıklar, maktüller ve sanıkların İstanbul Kapalı cezaevi Adli Bölüm

koğuşunda D.1,D.2,D.4 ve D.10 koğuşlarında kaldıkları, maktüllerden

[K.A.G.nin] D Bölümünün genel temsilcisi olduğu ve gerek cezaevinde gerekse kamuyonuda [Ü.]

Baba diye bilinen [F.da] tutuklu [A.Ç.nin] sağ kolu olduğu, ... yine maktüllerden

[E.Y.Ö.] [başvurucuların yakını], [B.Ç.] ve [H.Ç.nin de] mağdur sanık [A.Z.] ile birlikte bu kişinin adamı olarak bilindiği,

bunun dışında maktüllerden [H.T.] ve [M.Ö.nün] ise [H.Ç.ye] ait gruba dahil olduğu, dosya arasında bulunan telefon dinleme

tutanaklarında ve çözümünde dışardan arayan kişilerin [H.Ç.nin] başının

kopartılmasını istedikleri, maktül [K.A.G.nin] buna izin

vermeyeceğini ve kendisinin bulunduğu bölümde de infazına müsade

etmeyeceğini belirttikten sonra dışarı çıkartılması istendiği, maktülün [H.Ç.ye] hasımlarının kendisini başını istediğini başka bir cezaevine naklini

istemesini söylediği, sanığın kabul ettiği, [H.Ç.nin]

[K.A.G.nin]

bulunduğu koğuşa ilk gelişinde [K.A.G.nin] rıza göstermediği buna rağmen [M.Y.] tarafından D bölümüne getirtildiği, [K.A.G.nin] kendi kurduğu

sistemin dışına çıkmaması talimatına karşı çıkmasını bahane ederek olaydan önce

[H.Ç.nin] can

güvenliği gerekçesi ile idare tarafından C.19 denen koğuşa iki adamı ile

birlikte gönderildiği, maktül [K.A.G.nin] kendisinde

bulunan cep telefonu ile cezaevi müdürlerinden [R.Ş.] kanalıyla 2.Müdür [M.T.ye] ulaştığı, [H.Ç.nin] C.19 koğuşuna değil hücreye verilmesini istediği ve

hasımlarının [H.nin] başını koparacaklarını söylediği, 2. Müdür [M.nin] C.19'a [H.] giderken silah ve cep telefonunda verilmesinden

dolayı [M.ye] sayısız

hakaretlerde bulunduğu buna rağmen [M.T.nin] itham ve hakaretlere karşı çıkmadığı, ... olay

günü20.06.1999 günü [K.A.G.nin] cezaevinde özel ayrıcalığından dolayı idare ile

görüşmek için koğuşun dan aşağı indiği, [K.A.G.nin] 1. Müdürün odasında bulunduğu sıra da korumalığını

yapan kelleci diye tabir edilen[B.Ç., H.T.ve F.H.nin

de] şebeke kapısına kadar gelerek [K.A.G.yi] bekledikleri, [K.A.G.] idareye indiği sırada [H.Ç.nin] adamı olan [E.A.

ve A.K.nin] de

yine [H.nin] can güvenliğini sağlamak amacıyla C.19 koğuşuna gönderildiği, eşyaları

ile birlikte gönderilen bu kişilerin sanığın suçta kullandığı silahı birlikte

götürdükleri bu kişilerin eşya indirirken gerginlik ve panik yaratarak[S.C.]

kanalıyla [H.nin] idare tarafından herhangi bir sevki olmadığı halde

refakate alarak önce doktora götürdüğü, [S.C.nin] koğuşun anahtarlarını almak için diğer gardiyan [Ö.T.yi] şartelleri açması için koğuş kapısından uzaklaştırdığı,

sanık [H.Ç.nin] revirden sonra koğuşuna gitmeyerek direk korumasız bölümden idarenin

bulunduğu kısma indiği idareile görüştükten sonra

koğuşuna çıkmayan maktül [K.A.G.nin] [Z.İ.yle] birlikte 2.

Müdür [R.nin] odasında olduğu bilen sanığın hiçbir yere uğramadan ve bakmadan

belindeki emanete alınan silahla [K.A.ya] ateş ederek yaraladığı maktülün

yaralanmasına mütakip ameliyata alındığı bilahare

öldüğü, silah sesleri üzerine [K.A.yı] bekleyen adamları[K.A.yı]

görmek istedikleri, [K.A.nın] vurulduğu

anlayan kişiler bu durumun yukarıya bildirilmesi üzerine D.1,D.4,D.10

koğuşlarının ve [Met.] ve [Mes.in] teşvikiylede D.2 koğuşunun

açık olan cezaevi kapılarından Malta tabir edilen yere indikleri D.2 koğuşunda bulunan

[M.Y., M.Ç., E.A., O.T., E.T.nin] ise [S.P.] grubuna dahil olduğu, maktülün ölümünden

dolayı hep birlikte harekete geçerek D Bloğa ait koğuş ve şebeke kapılarını kırdıkları,olayda elde edilen silahlar ile balistik

muayenede tespit edilipelde edilemeyen silahlarla

camlara, duvarlara , kapılara duyarlı geçiş kapılarına rast gele ateş edip

kırdıkları ve kullanılamaz hale getirdikleri, kırdıkları koğuş kapısı ile

dışarıya çıkmak için ara bölmeleri ve masaları kırdıkları, B ve D Bloklardaki kantinde

bulunan gıda ve sigara kartonlarını yağmalayarak bir kısmınıda

çiğneyerek 4 milyar lira civarında zarara neden oldukları, sanıklardan [F.B.] ve diğer sanıkların mağdur infaz koruma memurlarını başmemurlara ait bir odaya hapsedip üzerlirini

kilitleyerek rehin alıp hürriyetlerini tahdit ettikleri, bu şekilde eyleme

geçen gruplardan [S.P.] grubuna

dahil olan sanıkların [K.A.nın] ölümünden dolayı sağa sola ateş ederek intikam almak

isteyen maktüller [F.H., H.T., E.Y.Ö.

[başvurucuların yakını], B.Ç. ve H.ÇA.nin] kerarlı bir şekilde ve

yakın mesafeden otopsi raporlarında açıklandığı gibi başa ateş ederek

öldürdükleri, ... olayın gelişimi ve dosya içeriğine göre maktül

[K.A.G.] ve suç ortaklarının

cezaevindeki rant ve hakimiyetini kırmak amacıyla bu şekilde bir tertipe getirilerek öldürüldüğü, bu tertipte infaz koruma

memuru [S.C.] ile cezaevi 2.

Müdürleri [M.T. ve R.Ş.nin] iseyardım edip silah cep

telefonu temin ettikleri, sanık [H.Ç.ye] silahın eline geçmesi ve maktülün bulunduğu

yerde haber vererek yardım ve yataklık yaptıkları ..."

24. Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E. 1999/1386 sayılı

dosyasındaki dava, daha sonra adliye değişikliği nedeniyle Bakırköy 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) E. 2007/20 sayılı dosyasında

görülmüştür.

25. Başvuruculardan Yonca Atmaca dışındakiler söz konusu

yargılamada katılan sıfatını taşımaktadır.

26. Ağır Ceza Mahkemesi 20/4/2011 tarihli kararıyla;

i. K.A.G.ye karşı işlediği kasten adam öldürme suçundan H.Ç.nin neticeten 15 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına, maktüller F.H., H.T., H.Ç., B.Ç.,

M.Ö., H.T. ve başvurucuların yakını E.Y.Ö.ye karşı öldürme suçunu işlediği

sabit olmadığından yüklenen suçtan beraatine,

ii. Sanık S.P.nin maktüller

F.H., H.T., H.Ç., B.Ç., M.Ö., H.T. ve başvurucuların yakını E.Y.Ö.ye karşı

öldürme suçunu işlediği sabit olmadığından yüklenen suçtan beraatine,

iii. Sanık M.O.nun maktüller

F.H., H.T., H.Ç., B.Ç., M.Ö., H.T. ve başvurucuların yakını E.Y.Ö.ye karşı

öldürme suçunu işlediği sabit olmadığından yüklenen suçtan beraatine,

iv. Sanıklar M.Ç., E. T., M.Y., F.B., E.A., A.Z.nin

başvurucuların yakını E.Y.Ö. ile birlikte maktüller

F.H., H.T., H.Ç., M.Ö. ve H.T.ye karşı işledikleri adam öldürme suçundan

neticeten 8 yıl 4 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, A.Z.nin mükerrir olması sebebiyle

neticeten 9 yıl 6 ay hapis, M.Ç.nin mükerrir olması sebebiyle neticeten 8 yıl 4 ay 1 gün hapis,

F.B.nin mükerrir olması

sebebiyle neticeten 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,

v. Birçok sanık hakkındaki nas-ı ızrar, 6136 sayılı Kanun'a

muhalefet, hürriyeti tahdit, Ceza İnfaz Kurumu idaresine karşı ayaklanma

suçlarından açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına,

yağma suçundan ise beraatine

karar verilmiştir.

27. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...Maktuller, mağdur-sanık ve sanıkların

olay tarihinde İstanbul kapalı ceza evi adli bölümünde D-1, D-2, D-4 ve D-10

koğuşlarında bir kısmının hükümlü, bir kısmının ise tutuklu olarak

bulundukları,

Maktullerden [K.A.G.nin] D bölümünün

genel temsilcisi olduğu, maktullerden [H.T.,F.H., E.Y.Ö.]

[başvurucuların yakını], [B.C. ve H.Ç.] ile

mağdur sanık [A.Z.nin] [K.A.G.nin] grubuna dahil

oldukları, maktullerden [H.T.ve M.Ö.nün] ise sanık [H.Ç.] grubuna dahil oldukları,

Sanık [H.Ç.nin] cezaevi idaresi

tarafından maktul [K.A.G.nin] bulunduğu koğuşa verildiği, [H.Ç.nin] koğuşa gelince

maktul [K.A.G.nin] koğuşta kendi sistemini kurduğunu, bu sisteme

uymasını ya da başka bir koğuşa gitmesini, ayrıca bazılarının [H.Ç.nin] kafasını istediğini

söylediği, daha sonra da 'sen halen gitmedin mi' şeklinde sözler sarf ederek [H.Ç.yi] tokatladığı,

Cezaevi idaresinin sanık [H.Ç.yi] maktul [K.A.G.nin] bulunduğu

koğuştan alarak C-19 koğuşuna yerleştirdikleri, ayrıca [H.Ç.nin] grubunda

bulunan iki kişiyide aynı şekilde bu koğuşa

yerleştirdikleri,

20/09/1999 günü maktul [H.Ç.nin] cezaevi

idarecileri ile görüşmek üzere idarenin bulunduğu bölüme gittiği, gider iken

yine aynı gruba dahil maktuller [B.C., H.T. ve F.H.nin] de ona eşlik ettikleri, ve şebeke kapısına kadar

gelerek burada bekledikleri, maktul [K.A.G.nin] ikinci müdürün odasına girdiği,

Aynı gün sanık [H.Ç.nin] rahatsız

olduğunu söyleyerek revire gittiği, revirden koğuşuna döner iken idarenin

bulunduğu bölüme geçtiği, ikinci müdürün odasına girdiği, maktul [K.A.G.yi] burada görünce

üzerinde bulunan tabancasını çıkartarak [K.A.G.ye] ateş ettiği, bu nedenle yaralanan [K.A.G.nin] 04/11/1999

tarihli otopsi raporunda belirtildiği gibi ateşli silah mermi çekirdeği

yaralanmasına bağlı kot kırığıyla müterafık iç organ

delinmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğü,

Silah seslerinin duyulması üzerine maktul [K.A.G.yi] bekleyen

adamları [K.A.G.nin] vurulduğunu anlayınca durumu koğuşlara bildirdikleri,

D-1, D-2 , D-4, D-10 koğuşlarında bulunan hükümlü ve tutukluların malta tabir

edilen yere indikleri, birlikte hareket ederek D bloğa ait koğuş ve şebeke

kapılarını kırdıkları, camlara, duvarlara, kapılara rast gele ateş açtıkları, B

ve D bloklarında bulunan kantindeki eşyaları dağıttıkları, bir kısmını

çiğneyerek 4 milyar lira civarında zarar verdikleri, mağdur infaz koruma

memurlarını bir odaya hapsedip üzerlerini kilitleyip rehin aldıkları, [K.A.G.nin] ölümünden

dolayı maktuller [F.H.,

H.T., H.Ç., E.Y.Ö.[başvurucuların yakını], B.C., M.Ö., H.T. ] ile sanıklar [A.Z.ve M.Ç., E.T., M.Y.,

F.B., E.A.nın]

silahla ateş etmeye başladıkları, ateş etme eyleminin bir süre devam ettiği,

daha sonra güvenlik kuvvetlerinin olaya müdahale ettiği..."

28. UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde başvuruculardan

Mustafa, Fethiye ve Burcu Özşahin'in vekili tarafından sunulan 21/11/2011

havale tarihli temyiz dilekçesinin Ağır Ceza Mahkemesince 19/12/2011 tarihli

kararla süre yönünden reddine karar verildiği tespit edilmiştir.

29. Sanıkların temyiz talebi dolayısıyla temyizen

incelenen söz konusu karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin (1. Ceza Dairesi)

17/9/2014 tarihli kararıyla başvurucuların yakını E.Y.Ö. ile birlikte maktüller F.H., H.T., H.Ç.ye karşı işlenen öldürme suçun

yönünden -sanıklar M.Ç.,E.T.,M.Y., F.B. tarafından öldürülen maktul sayısı

dikkate alınarak- alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiği ve

bazı sanıkları için tekerrür hükümlerinin gözetilmediği gerekçesiyle kısmen

bozulmuştur.

30. Ağır Ceza Mahkemesi 21/12/2016 tarihli kararıyla,

başvurucuların yakınının da aralarında olduğu kişilerin öldürülmesi suçundan

sanık M.Ç. yakalanamadığından ifadesinin alınamaması nedeniyle ayrı bir esasa

tefrik edilerek yargılanmasına, diğer sanıklar E.T.,M.Y., F.B.nin

neticeten ayrı ayrı 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, F.B.nin mükerrir olması nedeniyle

neticeten 11 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

31. 21/12/2016 tarihli karara karşı başvurucular tarafından

istinaf yoluna başvurulmuş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi

1/11/2017 tarihli kararıyla kararın temyize tabi olduğu gerekçesiyle 1. Ceza

Dairesine iletilmesi gerektiğine karar vermiştir.

32. Bireysel başvuru tarihi itibarıyla derdest olan temyiz

incelemesi, başvurunun incelendiği tarih öncesinde, 14/11/2018 tarihinde

sonuçlanmıştır. Yani 21/12/2016 tarihli karar, 1. Ceza Dairesi tarafından

14/11/2018 tarihinde onanmıştır.

33.M.Ç. isimli sanığın tefrik edilen yargılamasına ilişkin olarak

UYAP üzerinden ya da bireysel başvuru dosyasındaki belgelerden herhangi bir

bilgiye ulaşılamamıştır.

2. İdari Soruşturma

Süreci

34. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 26/11/1999 tarihli kararıyla

olaya karışan tutuklu ve hükümlülerin her biri hakkında 15 gün hücre cezası

uygulanmasına karar verilmiştir.

35. Dosyanın incelenmesi neticesinde söz konusu disiplin cezası

kararının mahkemece 27/3/2000 tarihinde onandığı anlaşılmıştır.

B. Ceza İnfaz Kurumu Görevlileri Hakkında

Yürütülen Adli ve İdari Soruşturma Süreçleri

2- Ceza Soruşturması Süreci

36. Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında da kamu davası

açılmış (bkz. § 22), yargılama sonucunda İnfaz Koruma Görevlisi S.C. ile İkinci

Müdür M.T. ve R.Ş. hakkında adam öldürme suçundan beraat kararı verilmiştir.

Yukarıda değinildiği üzere başvurucuların bu karar karşı yaptıkları temyiz

talebi süre yönünden reddedilmiştir (bkz. § 28).

37. Karar, 1. Ceza Dairesinin 17/9/2014 tarihli kararıyla bu

sanıklar yönünden onanmıştır.

38. Olayla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığının 5/11/1999

tarihli iddianamesi ve 9/3/2000 tarihli ek iddianamesiyle Ceza İnfaz Kurumu

Müdürü M.S., Müdür Yardımcısı İ.K. ve on yedi infaz koruma memuru hakkında

görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmıştır.

39. Eyüp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin (Asliye Ceza Mahkemesi)

5/12/2001 tarihli kararıyla Ceza İnfaz Kurumu birinci ve ikinci müdürleri ile

altı infaz koruma memuru hakkında neticeten 420 TL adli para ve 6 ay

memuriyetten men cezası, on bir infaz koruma memuru hakkında ise neticeten 240

TL adli para cezası ile cezaların ertelenmesine karar verilmiştir.

40. Karar, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin (4. Ceza Dairesi)

13/9/2005 tarihli kararıyla iki sanık yönünden kısmen bozulmuştur.

41. Asliye Ceza Mahkemesi 31/7/2006 tarihli kararıyla İ.K.nın beraatine, M.S.nin ise neticeten 420 TL adli para cezasıyla

cezalandırılmasına ve memuriyetten üç ay süreyle yoksun bırakılmasına, sabıkası

bulunmaması nedeniyle cezasının ertelenmesine karar vermiştir.

42. Kararın temyizi üzerine 4. Ceza Dairesi 24/7/2007 tarihli

kararıyla düşme kararı vermiştir.

2. İdari Soruşturma Süreçleri

43. Bakanlık görüşünde belirtildiğine ve Genel Müdürlükten temin

edilen belgelerden tespit edilebildiğine göre 20/9/1999 tarihinde gerçekleşen

başvuruya konu olaylar nedeniyle yapılan idari soruşturmalar sonucunda;

i. İnfaz Koruma Memuru Ö.T. ve Başmemur

D.Ö.nün söz konusu olayda koğuş ve şebeke kapılarını

açık tutarak H.D., A.S.Ö., M.T., N.G., C.A, S.T., M.Ö., S.T., O.D., A.S., A.Y.,

Y.K., Y.Ö.nün serbestçe hareket etmelerine ve olay

yerine geçmelerine neden olup verilen emir ve görevlerin zamanında yapılmasında

kusurlu davranmaları nedeniyle 11/10/1999 tarihinde kınama cezasıyla

cezalandırılmalarına,

ii. İkinci Müdür A.B.nin birinci

müdürün makam odasında K.A.G. isimli hükümlüyle uzun uzun sohbet edip yemek

yemesi nedeniyle 20/3/2000 tarihinde kınama cezasıyla cezalandırılmasına,

iii. Eski Ceza İnfaz Kurumu Müdürü N.G.nin

suç örgütü mensubu tutuklu/hükümlüleri nüfuzlu kişilerle müdür odalarında

görüştürmesi, tutuklu/hükümlülerin fazla para taşımalarına göz yumması

nedeniyle kınama cezasıyla cezalandırılmasına,

iv. Eski Ceza İnfaz Kurumu Müdürü M.S.nin

odasında K.A.G. isimli tutukluyla uzun uzun sohbet edip yemek yemesi ve suç

örgütü mensubu tutuklu/hükümlüleri nüfuzlu kişilerle müdür odalarında

görüştürmesi, tutuklu/hükümlülerin fazla para taşımalarına göz yumması

nedeniyle 1/11/1999 tarihinde üç yıl süreli kademe ilerlemesinin durdurulması

ve kınama cezasıyla cezalandırılmasına,

v. Eski Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Y.G. ile İ.K.nın

verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında kayıtsız ve düzensiz

davranmaları nedeniyle 1/11/1999 tarihinde uyarma cezasıyla cezalandırılmasına,

vi. Maaş Mutemedi S.T.nin görevini

yerine getirmede daha dikkatli olması gerektiğinden uyarma cezasıyla

cezalandırılmasına,

vii. İnfaz Koruma Memuru S.C.nin

görevini fahiş bir şekilde kötüye kullanması ve görevini ihmal etmesi nedeniyle

görevden uzaklaştırılmasına ve bu tedbirin iki ay uzatılmasına, sonrasında

5/10/2011 tarihinde devlet memurluğu görevinden çıkarılmasına,

viii. Eski Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü M.Ö. ve Ceza İnfaz

Kurumunun eski ikinci müdürleri olan M.T. ve R.Ş.nin

görevlerini kötüye kullandıklarına dair delil bulunması ve soruşturmanın

selameti nedeniyle görevlerinden uzaklaştırılmalarına, 5/10/1999 tarihinde R.Ş.nin uyarma cezasıyla, M.T.nin

ise kınama cezasıyla cezalandırılmasına,

ix. Eski Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü M.Ö.nün

K.A.G. isimli tutukluyla yakınlık kurduğu, bu kişiyle 18/9/1999 tarihinde

yaptığı telefon görüşmesinde sıfatına ve konumuna uygun düşmeyecek şekilde

sözler söylediği anlaşıldığından kınama cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

C. Tam Yargı Davası Süreci

44. Başvurucular olayda hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla idare

mahkemesinde 200.000 TL manevi, 200.000 TL maddi tazminat talebiyle tam yargı

davası açmışlardır.

45. İdare Mahkemesi 30/10/2002 tarihli kararıyla taleplerin

kısmen kabulüne karar vererek başvurucular lehine 20.787 TL maddi, 70.000 TL

manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...cezaevinde tutuklu bulunan şahsın

idarenin koruma ve gözetimi altında bulunduğu, her türlü tehdit ve tehlikeden

emin olunması gerekirken, idarenin, mevcut hale göre gerekli olan kontrol ve

denetimlerini ehliyetle yapmamak suretiyle kendisine canını emanet etmiş

bulunan ilgilinin bu en tabi hakkına sonu ölümle biten tecavüzü önleyemediğinin

bu bakımdan gözetim ve denetim hizmetini kötü suretle ifa ederek yerine

getirmesinin anlaşılması itibariyle kendi kusurlu eyleminden kaynaklanan zararı

ödemekle yükümlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır..."

46. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 25/2/2004 tarihli

kararıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi yönünden onanmış, manevi zararın

faizinin başvuru tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğinden yasal faiz

uygulanmasının reddi yönünden bozulmuştur.

47. Karar düzeltme talebi üzerine Dairenin 30/6/2006 tarihli

kararıyla, şahsın Ceza İnfaz Kurumundaki suçluların oluşturdukları çete

gruplarından birinin yandaşı olduğu ve gruplar arasında çıkan çatışmaya katılma

sonucunda öldürüldüğü, dolayısıyla katıldığı eylem nedeniyle olayla zarar

arasındaki illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle karar düzeltme isteminin

kabulü ile manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmın bozulmasına, maddi

ve manevi tazminat isteminin kalan kısmı yönünden davanın reddine karar verilen

kısmın onanmasına karar verilmiştir.

48. İdare Mahkemesi 13/2/2007 tarihli kararıyla direnmiş ve

dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (Kurul) iletilmiştir.

49. Kurul sekiz karşıoyla verdiği

27/10/2011 tarihli kararla İdare Mahkemesinin 13/2/2007 tarihli kararının

bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...cezaevinde asayiş ve disiplinin

sağlanması amacıyla zorunlu hale gelen müdahaleyi idarenin hizmetin işleyişinde

kusurlu davrandığının göstergesi olarak kabul etmeye olanak bulunmamaktadır.

Bu bağlamda, davacılar murisinin ölümüne neden

olan, cezaevinde çıkan olaylarda davacılar murisinin de etkin bir şeklide rol

aldığı, diğer bir mahkum tarafından kullanıldığı anlaşılan silahla davacılar

murisinin öldüğü dosyada bulunan tüm bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, zararın kişinin kusurunun yanı

sıra üçüncü kişinin eyleminden doğmuş olması karşısında, olayda idarenin eylemi

ile zarar arasındaki nedensellik bağının varlığından söz edilemeyeceğinden,

zararın idarece hizmet kusuru esaslarına göre tazmini yolunda verilen İdare

Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Öte yandan, olayda kusursuz sorumluluk

ilkesine göre, tazmini gereken bir zararın bulunmadığı da

tartışmasızdır..."

50. Kurul kararına karşı yapılan karar düzeltme talebi, yine

Kurulun 23/6/2014 tarihli kararıyla yedi karşıoyla

reddedilmiştir. Karşıoyların bir kısmının

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Davacılar yakınının, çeşitli örgütlü

suçlar nedeniyle cezaevinde tutuklu bulunduğu, aynı örgüte mensup olduğu

kişilerle beraber bir koğuşta kaldığı, farklı suç örgütlerine mensup kişiler

arasında husumet bulunduğu, bu gruplar arasında silahlı çatışma yaşandığı ve

davacılar yakınının bu çatışma sırasında ateşli silahla vurularak öldüğü

tartışmasızıdır.

Diğer yandan, dosyadaki belgelere göre,

cezaevine çok sayıda silah sokulduğu, bunların çatışmada kullanıldığı,

koğuşların kapılarının açık tutulduğu, mahkumların koğuşlar arasında kolaylıkla

geçiş yapabildikleri, mahkumlardan birinin diğer mahkumlar üzerinde otorite

kurmaya çalıştığı, bu kişinin cezaevi idarecileriyle sık sık görüştüğü,

otoritesine karşı çıkan mahkumların diğer cezaevlerine naklini talep ettiği, bu

duruma karşı çıkan mahkumların olduğu, bunlar arasında gerginlik bulunduğu

anlaşılmaktadır.

Ayrıca, yine dosyadaki belgelere göre,

Cezaevinde yaşanan olaylar ve idarenin bunlara göz yuman tutumunun, Cumhuriyet

Başsavcılığınca yapılan denetimlerde gözlemlendiği ve bu konuda çeşitli yazılar

yazıldığı, dolayısıyla bu durumdan idarenin haberdar olduğu görülmektedir.

Buraya kadar aktarılan bilgiler, idarenin,

mahkumların yaşamına karşıgerçek ve yakın bir

tehlikenin mevcudiyetini bildiğini ve bu riski bertaraf edebilecek, yetkileri

kapsamındaki tedbirleri almadıklarını göstermekte olup, bu durumun hizmet

kusuru oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Ölüm olayının, idare tarafından bilinen bir

riskin bertaraf edilmemesi sonucunda gerçekleştiği dikkate alındığında, ölenin

ya da üçüncü kişinin kusurunun idarenin kusuru ile zarar arasındaki illiyet

bağını kestiğini kabul etmeye hukuken olanak bulunmamaktadır..."

51. Diğer karşıoy gerekçelerinin

ilgili kısmı ise şöyledir:

"Diğer yandan, cezaevi idarecilerinin ve

çalışanlarının, görevi suistimal isnadıyla

yargılandıkları ceza davası kapsamında alınan tanık ifadelerinde ve dava

sonunda verilen Eyüp. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/12/2001 günlü,

E:1999/1386, K:2001/2770 sayılı kararında , davacılar murisinin cezaevinde

çıkan olaylara aktif bir şekilde katıldığı yolunda bir bilgiye

rastlanılmamıştır.

Ancak, adam öldürme ve yaralama isnadıyla

olaylara karışan mahkumların yargılandığı ceza davasına ilişkin bir bilgi ve

belge dosyada yer almamaktadır. Oysa ki, davacılar yakınının olaylara aktif

olarak katılıp katılmadığının ortaya çıkacağı yargılama bu davada

yapılmaktadır.

Bu durumda, adam öldürme ve yaralama isnadıyla

olaylara karışan mahkumların yargılandığı ceza davasına ilişkin dosya

incelenerek, davacılar murisinin olaylara aktif olarak katılıp katılmadığı

araştırıldıktan sonra, illiyet bağının kesilip kesilmediği hakkında yeniden bir

karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenle, kararın düzeltilmesi istemi

kabul edilerek, ısrar kararının belirtilen şekilde bir araştırma yapıldıktan

sonra yeniden bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği..."

52. Bozma üzerine İdare Mahkemesi 25/11/2014 tarihinde Kurulun

27/10/2011 tarihli kararının gerekçesini (bkz. § 49)aynen benimseyerek tazminat

talebinin reddine karar vermiş ve karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

53. Nihai karar başvuruculara 30/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

ve 25/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

54. Başvurucular 21/4/2015 havale tarihli dilekçeyle, İdare

Mahkemesince verilen direnme kararının Kurul tarafından da incelenerek

bozulmasına karar verilmesi üzerine İdare Mahkemesince bu karara uyulmak

suretiyle tazminat talebinin reddine karar verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular

ret kararının tekrar temyiz edilmesini etkili bir hukuki yol olarak

göremediklerinden söz konusu kararı temyiz etmeden bireysel başvuruda

bulunduklarını ifade etmişlerdir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

55. 13/12/2004 ve tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi şöyledir:

“Ceza

infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini

korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur."

56. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalı

ceza infaz kurumları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış

güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya

fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak

mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış

çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve

hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak

iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."

57. 5275 sayılı Kanun’un “Kurumların

iç güvenliği” kenar başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Kurumların iç güvenliği, Adalet

Bakanlığına bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik

görevlileri, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar."

58. 5275 sayılı Kanun’un “Kapıların

açılmaması ve temasın önlenmesi” kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumlarında oda ve

koridor kapıları kapalı tutulur. Kapılar aşağıdaki hâllerde açılır:

a) Kurum hekimine, revir, hamam ve berbere

gitme, başka odaya nakil

b) Hastane ve duruşmaya gönderme ve başka

kuruma nakil

c) Tahliye, ziyaret, arama, sayım, denetim,

eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları, kurumda çalıştırma

d) Kurullara çağrılma

e) Ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstü

hâller

f) Cezaevi idaresince gerekli görülen hâller

(2)

Hükümlüler, yukarıda sayılan hâller dışında, diğer odalardaki hükümlüler ve

kurum görevlileri ile temasta bulunamazlar."

59. 5275 sayılı Kanun’un “Oda

ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşyalar” kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"(1) Kapalı ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya

bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbî malzeme ve diğer ihtiyaç

maddeleri yönetmelikle düzenlenir."

60. 5275 sayılı Kanun’un “Arama”

kenar başlıklı 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde,

hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir. Her

ay bir kez mutlaka arama yapılır.

61. 5275 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının niteliği ve uygulama koşulları” kenar başlıklı 37.

maddesi şöyledir:

" (1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli

bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,

… yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış

ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık

derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.

(2) Suç

oluşturan eylemlerden dolayı açılan kamu davası, disiplin soruşturması

yapılmasını ve cezanın uygulanmasını engellemez."

62. 5275 sayılı Kanun'un "Yönetim

tarafından alınabilecek tedbirler" kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Kurumun düzeninin ve kişilerin

güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve

düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır.

Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz."

63. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlüyü

ziyaret” kenar başlıklı 37. maddesi şöyledir:

" (1) Hükümlü,

belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları

ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma

kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve

adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir

saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir. (Ek

cümle: 24/1/2013-6411/9 md.) Çocuk hükümlüler için

ziyaret süresi bir saatten az, üç saatten fazla olmamak üzere belirlenir.

(2)

Birinci fıkrada belirtilenler dışındaki kimselerin ziyaretine Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yazılı olarak izin verilebilir.

(3)

Görüşler, koşul ve süreleri Adalet Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle kapalı

ve açık olmak üzere iki biçimde yaptırılır."

64. 5275 sayılı Kanun’un “Ziyaret

ve görüşlerde uyulacak esaslar” kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili

fıkraları şöyledir:

" (1) Kapalı ve açık ceza infaz

kurumlarına ziyaret veya görüşe gelen resmî heyet ve özel kişiler, kurum

güvenliğini tehlikeye sokacak davranışlarda bulunamaz, kurum güvenliği için

alınan ve uygulanan yasal ve idarî tedbirlerin değiştirilmesini isteyemezler.

(2)

Kurumun düzen ve güvenliğini, hükümlülerin sağlığını bozabilecek nitelikteki

eşya ve maddeler ile her türlü iletişim araçları ve taşıma izin belgesi olsa da

silâhlar kuruma sokulamaz. Ziyaret ve görüşlerde hükümlülere para, kıymetli

evrak ve eşya verilemez.

(3)

Kurum görevlileri ve dış güvenlik görevlileri dahil olmak üzere, sıfat ve

görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumlarına girenler duyarlı kapıdan geçmek

zorundadır...

...

(5) Konusu

suç teşkil etmemekle birlikte ceza infaz kurumlarına sokulması yasak olan her

türlü eşya, çıkışta sahibine verilmek üzere idare tarafından muhafaza altına

alınır.

(6)

Hükümlüler, odalarından çıkış ve dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı

memurlarca üst ve eşya aramasına tâbi tutulurlar.

...

(8)

Ziyaret ve görüşlerde kurallara uymayan heyet ve kişilerin ziyaret ve

görüşmeleri sürdürmelerine derhâl son verilir. Suç oluşturan davranışlar,

ilgili idarî ve adlî makamlara bildirilir. Görüşme hakkına sahip özel kişilerin

kurum güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranışları ve

istekleri nedeniyle görüşme hakları, kurumun en üst amirince bir aydan bir yıla

kadar kısıtlanabilir. Mevzuatın avukatlar bakımından getirdiği hükümler saklıdır."

65. 5275 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararının yerine getirildiği kurumlar” kenar başlıklı 111.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tutuklular, iç ve dış güvenlik görevlisi

bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engelleri olan,

34 üncü maddede sayılan hâller dışında oda ve koridor kapıları sürekli olarak

kapalı tutulan ve yasal zorunluluklar ayrık, dışarıyla irtibat ve haberleşme

olanağı bulunmayan normal güvenlik esasına dayalı tutukevlerinde veya maddî

olanak bulunmadığı hâllerde diğer kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca

ayrılmış bölümlerinde tutulurlar."

66. 5275 sayılı Kanun’un “Tutukluların

barındırılması” kenar başlıklı 113. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Tutuklular, maddî olanaklar elverdiğince

suç türlerine ve taşıdıkları güvenlik riskine göre ayrı odalarda

barındırılırlar. Aralarında husumet bulunanlar ile iştirak hâlinde suç işlemiş

olanlar aynı odalarda barındırılmazlar ve birbirleri ile temas etmelerini

engelleyecek tedbirler alınır."

67. 5275 sayılı Kanun’un “Kısıtlayıcı

önlemler” kenar başlıklı 115. maddesi şöyledir:

"(1) Tehlikeli hâlde bulunan, delil

karartma tehlikesi olan, soruşturmanın amacını veya tutukevinin güvenliğini

tehlikeye düşüren veya suçun tekrarına olanak verecek davranışlarda bulunan

tutuklulara soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hâkim

veya mahkemesince aşağıdaki tedbirler uygulanabilir:

a) Tutuklunun tek başına, sıkı bir rejim

altında muhafaza edilmesi ve kaldığı odanın kamera ile izlenmesi.

b) Belirli süre ile dışarıyla ilişkisinin,

ziyaretçi kabulünün ve telefon görüşmelerinin kısıtlanması.

c) Gerekiyorsa kendisine veya başkalarına

zarar vermesini önleyici biçimde hazırlanmış özel bir odada barındırılması ve

kaldığı odanın kamera ile izlenmesi.

d) Saldırganlık göstermesi hâlinde belirli

süreyle kelepçelenmesi veya hareketlerinin engellenmesi.

e) Yüksek güvenlikli bir kuruma nakledilmesi.

68. 5275 sayılı Kanun’un “Tutukluların

yükümlülükleri” kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanunun; yüksek güvenlikli kapalı

ceza infaz kurumları, hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile

ertelenmesi, kuruma alınma ve kayıt işlemleri, hükümlüler ile yakınları ve

ilgililerin bilgilendirilmesi, cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına

ve sağlığın korunması kurallarına uyma, bina ve eşyaların korunması, kapıların

açılmaması ve temasın önlenmesi, oda ve eklentilerinde bulundurulabilecek

kişisel eşyalar, arama, disiplin cezalarının niteliği ve uygulanma koşulları,

kınama, bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma, ücret karşılığı çalışılan işten

yoksun bırakma, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama,

ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma, hücreye koyma, çocuk hükümlüler hakkında

uygulanabilecek disiplin tedbirleri ve cezaları, disiplin soruşturması,

disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve

kaldırılması, yönetim tarafından alınabilecek tedbirler, zorlayıcı araçların

kullanılması, ödüllendirme, şikâyet ve itiraz, nakiller, disiplin nedeniyle

nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak

tedbirler, avukat ve noterle görüşme hakkı, kültür ve sanat etkinliklerine

katılma, ifade özgürlüğü, kütüphaneden yararlanma, süreli veya süresiz

yayınlardan yararlanma hakkı, telefonla haberleşme hakkı, radyo, televizyon

yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı, mektup, faks ve telgrafları

alma ve gönderme hakkı, bu Kanunda sayılan günlerde dışarıdan gönderilen

hediyeyi kabul etme hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, muayene ve tedavi

istekleri, hükümlülerin beslenmesi, iyileştirme programlarının belirlenmesi,

hükümlülerin sayısı ve uygulanacak güvenlik tedbirleri, eğitim programları,

öğretimden yararlanma, muayene ve tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk,

infazı engelleyecek hastalık hâli, kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri

reddetmeleri, ziyaret, yabancı hükümlüleri ziyaret, ziyaret ve görüşlerde

uygulanacak esaslar, beden eğitimi, kütüphane ve kurslardan yararlanma

konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila

88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır

nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir."

B. Uluslararası Hukuk

3- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

69. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...

"

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

70. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik

yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri

almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere, B. No: 23413/94,

9/6/1998, § 36).

71. AİHM’e göre Sözleşme’nin

2.maddesi,devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının

bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak, yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No: 23452/94,

28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 31/11/2004, § 71).

72. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin 2. maddesi

kapsamında yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak değildir. Yaşama yönelik

varsayılan her tehdit yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya

zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama

yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri

gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin

bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve

diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/2011, § 209).

73. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde

yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri, § 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99,

20/12/2004, § 69).

74. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların

korunmasız ve zayıf durumda olduklarını ve en zor şartlarda dahi yetkililerin

bu kişilerin fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir

(Keenan/Birleşik Krallık, B. No:

27229/95, 3/4/2001, § 91; Tarariyeva/Rusya, B. No: 4353/03, 14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §

57). Bununla birlikte AİHM, ceza infaz kurumlarında bir şiddet potansiyeli

bulunduğunu ve tutulan kişilerin direnişinin çok çabuk ayaklanmaya

dönüşebileceğini kabul etmektedir (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 58; Dedovskiy ve diğerleri/Rusya, B. No: 7178/03,

15/5/2008, § 81).

75. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiyle birlikte

yorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma

yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18984/91,

27/9/1995, § 161).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

76. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Mustafa

Özşahin Yönünden

77. Başvurunun incelenmesi sırasında UYAP aracılığıyla erişilen

nüfus kaydından başvurucu Mustafa Özşahin'in 9/3/2018 tarihinde öldüğü tespit

edilmiştir.

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve

şartları" kenar başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Kabul

edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer

hususlar İçtüzükle düzenlenir."

79. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 80.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bölümler ya da Komisyonlarca

yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

...

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan

herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini

haklı kılan bir neden görülmemesi.

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada

belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması

veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan

haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir."

80. Başvurucunun ölümünden sonra başvuruya mirasçı olarak devam

edilmek istendiğine dair bir talepte bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan

başvurucunun eşi Fethiye Özşahin ile kızı Yonca Atmaca başvuruda başvurucu

sıfatıyla zaten yer almaktadır. Bu nedenle başvurucu Mustafa Özşahin yönünden

başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmamaktadır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvuru yapılmasından sonra vefat

eden başvurucu Mustafa Özşahin yönünden düşme kararı verilmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmıştır.

B. Diğer Başvurucular

Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

82. Başvurucular;

i. Ceza İnfaz Kurumu idaresinin mahkûmların yaşamına karşı

gerçek ve yakın tehlikenin varlığını, mahkûmlar arasındaki huzursuzluğu bildiği

hâlde gerekli önlemleri almaması sebebiyle Ceza İnfaz Kurumundaki iki grup

arasında çatışma çıkmasına ve neticede yakınlarının öldürülmesine neden

olduğunu belirterek yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini,

ii. Açtıkları tam yargı davasının, yakınlarının çatışan

gruplardan birinin üyesi olduğu kabulüyle haksız olarak reddedilmesi nedeniyle

mağduriyetlerinin giderilmediğini ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini,

iii. Ağır Ceza Mahkemesinde süren yargılamada hiçbir sanığın

ceza almadığını belirterek söz konusu yargılamanın makul sürede tamamlanmaması

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

83. Bakanlık görüşünde, öncelikle kabul edilebilirlik yönünden

ölüm ve çatışmaya dair yürütülen yargılamanın başvuru tarihi itibarıyla derdest

olduğuna dikkat çekilmiştir. Pozitif yükümlülüğün esasına dair yapılan

değerlendirmede ise kusurun Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine atfedilip

edilmeyeceği noktasında Ceza İnfaz Kurumundaki aramalarda kesici, delici

aletlerle uyuşturucu maddeler ve cep telefonlarının ele geçirildiğine,

Cumhuriyet Başsavcılığınca Ceza İnfaz Kurumu idaresine birçok kere uyarı

yazılarının yazıldığına ve Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine verilen disiplin

cezalarına değinilerek bu hususların gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Etkili soruşturma yükümlülüğü açısından ise bunun bir sonuç değil vasıta

yükümlülüğü olduğuna değinilmiştir.

84. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında genel

itibarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamışlardır.

2. Değerlendirme

85. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî

ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

86. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

a. Şikâyetlerin Nitelendirilmesi ve İncelemenin

Kapsamı Yönünden

87. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü yakınlarının

yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması ve açtıkları tam yargı

davasının da haksız olarak reddedilmesi nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğünün

ihlal edildiğine, ayrıca yakınlarının ölümüyle ilgili etkili bir ceza

soruşturması yürütülmediğine ilişkindir. Bu itibarla başvurucuların diğer

haklarla bağlantı kurduğu iddialarının da yaşam hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

88. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir

başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda müteveffa; başvuruculardan

Burcu Özşahin'in eşi, Fethiye Özşahin ve Mustafa Özşahin'in oğulları, Yonca

Atmaca'nın ise kardeşidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir

eksiklik bulunmamaktadır.

89. Öte yandan başvurucuların üçüncü kişilerin kasıtlı eylemleri

sonucunda meydana gelen ölüm olayında etkili ceza soruşturması yürütülmediği

iddiaları bakımından yaşam hakkının usul boyutundan, yaşamı koruma

yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları bakımından da yaşam hakkının maddi

boyutundan inceleme yapılarak yargılama süreçleri değerlendirilecektir.

b. Üçüncü Kişilerin

Kasıtlı Eylemleri Sonucunda Meydana Gelen Ölüm Olayında Etkili Ceza

Soruşturması Yürütme Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Sanıkların

Cezalandırılmadığına İlişkin İddia Yönünden

90. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"...Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

91. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

92. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin

gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu

kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

93. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının

öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme

kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin

bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir.

Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun ihlal iddialarını

öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında sunması, dava ve başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekmektedir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17; Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 45; Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§§ 18, 19).

94. Başvurucuların Ağır Ceza Mahkemesinin 20/4/2011 sayılı

kararına karşı temyiz talebinin süre yönünden reddedildiği (bkz. § 28)

anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların kanunda öngörülen

yargısal yolları tüketmeksizin olay hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği iddiasıyla doğrudan bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna

varılmıştır.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

(2) Soruşturmanın

Uzun Sürdüğüne İlişkin İddia Yönünden

96. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşama

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

97. Devlet yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne

ilişkin usul boyutu kapsamında, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

98. Bu soruşturma makul bir özen ve süratle yürütülmelidir (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 30). Bu husus, hukuk devletine bağlılığın sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere

hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi yönünden bir

gerekliliktir.

99. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına,

soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın

karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 91).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

100. Başvuruya konu olay 20/9/1999 tarihinde meyana gelmiş olup

olay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı gün resen başlatılan soruşturmada

1/11/1999 tarihli iddianameyle yani iki aydan daha kısa bir sürede kamu davası

açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi otuz altı sanıklı yargılamadaki ilk kararını

20/4/2011 tarihinde vermiş ve kararın ilk temyiz aşaması 17/9/2014 tarihinde

tamamlanmıştır. Sonrasında verilen ikinci kararın temyiz incelemesi de

14/11/2018 tarihinde sonuçlanmış olup yargılama, hakkında yakalama kararı infaz

edilemeyen bir sanık açısından ayrı bir esasa kaydedilmiştir. Bu yargılama

bireysel başvuru tarihi itibarıyla derdesttir (bkz. §§ 29-33).

101. Meydana gelen olaydaki eylemlerin, sanıkların ve ölenlerin

fazlalığı, olayın karmaşıklığı nedeniyle yargılamanın uzun zaman alması

anlaşılabilir bir durum olmakla birlikte soruşturmadaki hiçbir unsur

yargılamanın bu denli uzamasını ve henüz sonuçlandırılamamasını haklı

kılmamaktadır. Bu sebeple başvurucuların yakınlarının ölümüyle ilgili

soruşturmanın -yirmi yılı aşkın süredir devam ettiği gözetildiğinde- makul

süratle yürütülmediği kanaatine varılmıştır.

102. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

c. Kamu Görevlilerinin

Yaşamı Korucu Tedbirleri Almamaları Nedeniyle Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

103. Mevcut başvuruda, İdare Mahkemesinin direnme kararının

Kurul tarafından bozulması üzerine İdare Mahkemesi tazminat talebinin reddine

karar vermiş; başvurucular ise söz konusu ret kararına karşı temyiz yoluna

başvurmadan bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Bu açıdan başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin kabul edilebilirlik kriterleri

yönünden de incelenmesi gerekir.

104. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesinin

zorunluluğuna, başvurucuların bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekliliğine yukarıda değinilmiştir (bkz. §§

92, 93).

105. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yollarının

başvurucuların şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir

çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili olarak anlaşılması

gerekir (Taner Kurban, B. No:

2013/1582, 7/11/2013, § 20). Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin

ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun

denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu

anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil

aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının

gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

106. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresinin

katı bir şekilde yorumlanması, bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan

neticelere yol açabilecektir. Bu nedenle her olayın özel şartları içinde

etkisiz ve yetersiz olan bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın her

bir başvuru yolunun somut başvurular açısından etkili olup olmadığının

münferiden denetlenmesi gerekmektedir (Taner

Kurban, § 20; Hasip Kaplan, B. No: 2013/4681, 30/6/2014, §

23).

107. Ancak başvuru yollarının tüketilmesi koşuluna yönelik

istisnaların her başvurunun somut özellikleri dikkate alınarak

değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural,

B. No: 2014/5559, 25/4/2014, § 22; ayrıca bkz. Şahin

Tosun, B. No: 2014/10857, 11/1/2017, §§ 34-36, Emine Vural, B. No: 2015/4499, 21/2/2018,

§§16-19).

108. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumunda

söz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarını

karşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Bugüne kadar

Anayasa Mahkemesinin birçok kararında başvuru yollarının tüketilmesi kuralına

istisna teşkil eden hususlar belirtilmiştir. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi,

Yargıtay Hukuk veya Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı ısrar yetkisi

bulunmayan yargı mercilerinin bozmaya uyma kararlarına karşı başvurucuların

tekrar temyiz yoluna başvurması yükümlülüğü olmadığına karar vermiştir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7523,

4/12/2013).

109. Somut başvuruda İdare Mahkemesinin direnme kararının

bozulmasına dair 27/10/2011 Kurul kararının bağlayıcı olduğu ve Kurul kararına

karşı yapılan karar düzeltme talebinin reddedildiği gözetildiğinde

başvurucuların başvuru yollarının tüketilmesi hususunda üzerlerine düşen özen

yükümlülüğünü yerine getirdikleri değerlendirilmiştir.

110. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

111. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

112. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

113. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

114. Ceza infaz kurumlarında ve devletin kontrolü altında

bulunan diğer alanlarda gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu

yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerin kendi kontrolleri altındaki bir

kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip

bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir

durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde

ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp

yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 72).

115. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve

sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi

tedavilerine özen gösterilmesinin yanında yaşamı üzerinde oluşabilecek olası

tehditleri engellemeyi de içerir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43).

116. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gereken durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

117. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

118. Başvurucular, yaşam hakkının kamu görevlilerince kasten

ihlal edildiğini ileri sürmemiş ve somut olayda başvurucuların yakınlarının

ölümüne kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinmelerini gerektirecek bir unsur

da saptanmamıştır. Ölenin Ceza İnfaz Kurumunda çıkan çatışmada diğer mahkûmlar

tarafından vurularak öldürüldüğü sabittir.

119. Bu durumda mevcut başvuruda yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin Kurumda çatışma

çıkacağı ve mahkûmların hayatlarının tehlikeye gireceği riskini bilip

bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konulması,

yetkililerin riski bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varılması

hâlinde ise müteveffanın yaşam hakkının korunması açısından yetkililer tarafından

gerekli, makul ve önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığının tespiti

gerekmektedir.

120. E.Y.Ö. öldürüldüğü tarihte Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu

olarak bulunmaktadır; yani devletin kontrolü altındayken öldürülmüştür. Kamu

makamlarının ceza infaz kurumundaki kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınması hususunda daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

vardır.

121. Ceza İnfaz Kurumunda çıkan çatışma ile neticesindeki ölüm

olayı öncesindeki sürecin ve Ceza İnfaz Kurumunun işleyişinin incelenmesinin

ölüm olayının gerçekleşmesine zemin hazırlayan sebeplerin ortaya konulması

açısından önemli olduğu değerlendirilmiştir.

122. Bu bağlamda olayın gerçekleştiği Ceza İnfaz Kurumunda iki

farklı suç örgütünün üyeleri olduğu iddia edilen tutuklu ve mahkûmlar

bulunmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ceza İnfaz Kurumunda yapılan

denetimlerde görülen aksaklıklar nedeniyle Ceza İnfaz Kurumuna birçok defa ikaz

mahiyetinde müzekkereler yazılmıştır. Bu müzekkerelerde Ceza İnfaz Kurumunda

koğuş kapılarının usulsüz olarak açık tutulduğunun, tutukluların koridorlarda

dolaştıklarının, topluluklar hâlinde sohbet ettiklerinin, hükümlü ve

tutukluların idareden izin alarak veya almayarak başka koğuşları ziyaret

ettiklerinin, koğuşu terk ettiklerinde üstlerinin aranmadığının, bu

kontrolsüzlük nedeniyle Ceza İnfaz Kurumunda öldürülmeye varan olayların

meydana geldiğinin, Ceza İnfaz Kurumundaki bazı hükümlü ve tutuklulara müdür

odalarında açık görüş yaptırıldığının, hükümlü ve tutuklular arasında büyük

huzursuzluk doğuran bu davranışların hukuka aykırı olması yanında Ceza İnfaz

Kurumu yönetimine karşı yakışıksız dedikodulara sebep olduğunun, özellikle

nüfuzlu ve zengin birçok hükümlü ile tutukluya açık görüş yaptırılmaya devam

edildiğinin tespit edildiği ve bu yönde yapılan uyarıların dinlenmediği ifade

edilerek sorumlular hakkında adli ve idari soruşturmalar açılacağı uyarısında

bulunulduğu görülmüştür (bkz. §§ 11-13).

123. Diğer yandan koğuşlarda yapılan aramalarda birçok

kesici/delici alet, uyuşturucu madde ve cep telefonları ele geçirilmiştir (bkz.

§ 14). Tüm bu hususlardan Ceza İnfaz Kurumu idaresinin yönetim ve denetimde

üzerine düşen görevi yerine getirmediği, Ceza İnfaz Kurumundaki bu

kontrolsüzlüğe Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı ikazlara rağmen önlem

almadığı açıkça anlaşılmaktadır.

124. Diğer yandan çatışma çıkmasının nedeni olan suç örgütü

üyesi H.Ç.nin diğer bir suç örgütü üyesi K.A.G.yi Ceza İnfaz Kurumu müdürünün odasında öldürmesi

olayında, K.A.G. ile H.Ç. arasında önceden beri bir anlaşmazlık bulunduğu ve bu

nedenle H.Ç.nin K.A.G.nin

kaldığı bloğa geçirilmesine K.A.G. tarafından sürekli olarak itiraz edildiği,

koğuşunun değiştirilmesinin sıkıntı olabileceği yönünde H.Ç.nin

de Ceza İnfaz Kurumu idaresine bilgi verdiği görülmüştür (bkz. §§ 17, 18).

125. Dolayısıyla Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin hem Kurumdaki

kontrolsüz ve kayırmacı sayılabilecek davranışlardan dolayı mahkûmların

huzursuz olduğunu hem de her iki suç örgütü arasındaki gerginlikten haberdar

olduğunu söylemek gerekir.

126. Bu durumda mahkûmların yaşamlarına yönelik gerçek bir

riskin varlığını öngörebilecek durumda olan Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin

müteveffanın yaşam hakkının korunması açısından gerekli, makul ve önleyici tedbirleri

alıp almadığının tespiti gerekmektedir.

127. Bu çerçevede yukarıda bahsedilen yasak ve usulsüz

uygulamalara (bkz. § 122) Cumhuriyet Başsavcılığının tüm uyarılarına rağmen son

verilmediği, suç örgütü üyelerinin Ceza İnfaz Kurumu içine ateşli silah,

kesici/delici alet, cep telefonu ve uyuşturucu madde sokabildiği, Ceza İnfaz

Kurumu idaresi ile suç örgütlerinin Ceza İnfaz Kurumundaki liderleri diye

değerlendirilebilecek şahıslar arasında uygunsuz, hakaret içerikli konuşmalar

yapabildiği, K.A.G. isimli şahsın Ceza İnfaz Kurumu idaresinde tek söz sahibi

olduğu (bkz. §§ 17, 18), Ceza İnfaz Kurumunu kendisinin yönettiği şeklinde

sözlerinin olduğu, çatışma öncesinde usulsüz biçimde Ceza İnfaz Kurumu

müdürünün odasında yemek yediği, kapıda "adamları"

tabir edilen diğer mahkûmların K.A.G.yi beklediği gözönüne alındığında Ceza İnfaz Kurumu idaresince yaşam

hakkını korumaya yönelik gerekli, makul ve önleyici tedbirlerin alındığını

söylemek mümkün değildir. Nitekim Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada

Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin görevlerini kötüye kullandığı tespit edilerek

mahkûmiyetlerine karar verilmiş, diğer yandan Ceza İnfaz Kurumu görevlileri

hakkında birtakım disiplin cezaları uygulanmıştır.

128. Tüm bu değerlendirmelerden sonra İdare Mahkemesince

başvurucuların tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde ise İdare

Mahkemesinin ret gerekçesinin başvurucuların yakınının da Ceza İnfaz

Kurumundaki çatışmada aktif rol alması nedeniyle olayda idarenin eylemi ile

zarar arasındaki nedensellik bağının bulunmadığına dayanıldığı görülmektedir.

129. Ancak İdare Mahkemesince benimsendiği üzere başvurucuların

yakınının çıkan çatışmada aktif olarak yer aldığı, çatışmanın taraflarından

biri olduğu kabul edilse bile söz konusu çatışmanın Ceza İnfaz Kurumu

idaresinin kontrolsüzlüğü ve keyfî yönetiminden ve mahkûmların silah

taşımalarına izin verilmesinden kaynaklandığı, olayın müteveffanın devletin

kontrolü altında olduğu Ceza İnfaz Kurumundayken meydana geldiği, bu derecede

bir kontrolsüzlüğün çatışma çıkması ve mahkûmların hayatının tehlikeye girmesi

sonucu doğuracağının muhakkaka yakın bir ihtimal arz ettiği gözetilmelidir.

Ayrıca kamu makamlarının üzerlerine düşen tedbirleri almadıkları durumda

müteveffanın olayda kişisel kusurunun bulunmasının kamu makamlarının

sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıracağı söylenemez. Değinilen hususlar

gözetilmeden tazminat talebinin reddine karar verilmesinin yaşam hakkının

korunmasına ilişkin ilkelerle bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.

130. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

d. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

131. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

132. Başvurucular, yasal faiziyle birlikte yaşam hakkının ihlali

nedeniyle toplam 200.000 TL manevi, toplam 200.000 TL maddi tazminat ödenmesi

talebinde bulunmuşlardır.

133. Başvuruda, kamu görevlilerinin yaşamı korucu tedbirleri

almamaları nedeniyle yaşam hakkının

maddi boyutunun ve üçüncü kişilerin kasıtlı eylemleri sonucunda meydana gelen

ölüm olayında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle usul boyutunun ayrı ayrı ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

134. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

135. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun tespit

edilebilmesi için öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

136. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususlarında derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

137. Mevcut başvuruda kamu görevlilerinin yaşamı korucu tedbirleri

almamaları ve bu hususun İdare Mahkemesi tarafından gözetilmeden yaşamı koruma

yükümlülüğü ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde tazminat talebinin reddine karar

verilmesi (bkz. § 129) nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu durumda ihlalin

asıl kaynağının idarenin eylemi olduğu söylenebilir. Bununla birlikte idarenin

bu eyleminden kaynaklanan ihlalin tespiti ve tazminat ödenmek suretiyle

giderilmesi amacıyla oluşturulmuş bir mekanizma olan tam yargı davasında

devletin pozitif yükümlülüklerine uygun nitelikte bir inceleme yapılmaması

sebebiyle ihlalin aynı zamanda mahkeme kararından da kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

138. Bu bakımdan kamu görevlilerinin yaşamı korucu tedbirleri

almamaları nedeniyle yaşam hakkının maddi boyutunun ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin İstanbul 2. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

139. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlalinin bütün sonuçlarıyla

ortadan kaldırılabilmesi için yeniden yargılamaya karar verildiğinden tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

140. Üçüncü kişilerin kasıtlı eylemleri sonucunda meydana gelen

ölüm olayında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının

usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 36.600 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

141. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Mustafa Özşahin tarafından yapılan başvurunun

DÜŞMESİNE,

B. Diğer başvurucular yönünden

1. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

D. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin

İstanbul 2. İdare Mahkemesine (E.2014/2316) GÖNDERİLMESİNE,

E. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmesi nedeniyle net

36.600 TL manevi tazminatın başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Burcu ÖZŞAHİN : 2. Fethiye ÖZŞAHİN : 3. Mustafa ÖZŞAHİN : 4. Yonca ATMACA Vekili : Av. Müjde OKUDAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3497, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Çatışma ve Öldürme Olayının Failleri
  9. B. Ceza İnfaz Kurumu Görevlileri Hakkında
  10. C. Tam Yargı Davası Süreci
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucu Mustafa
  16. B. Diğer Başvurucular
  17. VI. Hüküm
  18. A. Başvurucu Mustafa Özşahin tarafından yapılan başvurunun
  19. B. Diğer başvurucular yönünden
  20. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  21. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3497
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Kemal Baytaş Başvurusu (B. No: 2016/1314)
  • Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17635)
  • Anwar Mohammed Tareef Zaıd Başvurusu (B. No: 2016/78974)
  • Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/6935)
  • Hüseyin Ekinci Başvurusu (B. No: 2016/38867)
  • Güven Boğa Başvurusu (B. No: 2014/17222)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.