İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Erbek Başvurusu (B. No: 2013/3197)

1. Başvuru 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve

Başvuru No2013/3197Tarih17 Şubat 2016Okuma22 dk · 4.377 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Erbek Başvurusu

Karar tarihi
17 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/3197
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.377 kelime·22 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve

Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen geçici 32.

maddede düzenlenen haklardan yararlanmak için açılan davada gizli bilgi ve

belgeler tebliğ edilmeyerek gizli bilgi ve belgelerin hükme esas alınmasının ve

beraat edilen ceza yargılamasının da aleyhe kullanılmasının adil yargılanma

hakkını ve masumiyet karinesini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/5/2013 tarihinde doğrudan Anayasa Mahkemesine

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 3/7/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınakarar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

24/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 7/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu astsubay statüsünde görev yapmakta iken 26/5/1997

tarihli Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla

başvurucunun Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiği kesilmiştir.

9. 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici 32. maddeyle 12/3/1971

tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ

kararlarıyla TSK’dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması

amacıyla Millî Savunma Bakanlığına başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

10. Başvurucu, geçici 32. madde düzenlemesinden

yararlandırılması istemiyle Millî Savunma Bakanlığına başvurmuş, başvurusu

reddedilmiştir.

11. Başvurucu, ret işleminin iptali talebiyle Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

12. AYİM Birinci Dairesi 12/4/2012 tarihli ara kararıyla davalı

idare savunmasında ayırma işlemine dayanak fiillerin neler olduğunun

belirtilmediğini ve dosyaya eklenen “ÖZEL” gizlilik dereceli zarf içindeki

evrakın ekinde belirtilen belgelerin bulunmadığını tespit ederek dava konusu

işleme esas alınan fiillerin/olguların neler olduğunun bildirilmesini ve evrak

ekinde belirtilen belgelerin otuz günlük kesin süre içinde gönderilmesini

davalı Millî Savunma Bakanlığından istemiştir. Bu ara kararı başvurucuya da

tebliğ edilmiştir.

13. AYİM Birinci Dairesi 4/12/2012 tarihinde başvurucu ve

vekilinin de katılımıyla duruşma yaparak E.2012/381, K.2013/130 sayılı

kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Davacının, TSK’dan

çıkarılmasına neden olan disiplin durumu incelendiğinde; hakkında tespit edilen

istihbari bilgi ve belgelerde; PKK terör örgütü

sempatizanı olduğu ve sakıncalı/bölücü personel kategorisine alındığı ve örgüte

lojistik destek sağladığı, 1993 yılı Mart ve Nisan aylarında kod adı Ayşe olan

S.S. isimli örgüt mensubunu evinde misafir ettiği ve bu kişinin örgüte

kazandırdığı kişileri PKK terör örgütünün kırsal faaliyetine göndermek üzere

başka bir terör örgütü mensubu olan C.K.’ya emanet

ettiğinden bahisle PKK terör örgütüne yarım ve yataklık suçundan 1 No.lu

DGM’nde yargılandığı, ancak 20.06.1996 tarihinde delil yetersizliğinden beraat

ettiği, iki kardeşinin PKK terör örgütü mensubu olduğu, bir kardeşinin 12

Aralık 1994 günü Iğdır ili Aralık ilçesi Gödekli

köyünde yapılan operasyonda yakalandığı ve Ahmet ERBEK’in

halen TSK’nde Tnk. Astsb.

olarak görev yaptığını beyan ettiği, davacının birlik içerisinde aşırı derecede

askeri yayınları takip ettiği, tatbikat bölgelerinde gidiş-gelişlerde görev

verilmemesine rağmen gittikleri yeri tespit etmek amacıyla krokisini çizdiği ve

bu kroki üzerinde belirgin noktaları tespt ettiği;

ayrıca izin tecavüzü suçundan 09.01.1992 tarihinde 10 gün oda hapsi ile nöbet

talimatına aykırı hareket etmek suçundan 01.03.1993 tarihinde 6 gün göz hapsi

cezasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının, bu durumu ile 926 sayılı TSK

Personel Kanunu’nun geçici 32’nci madde hükümlerinden yararlandırılmasının

hukuken mümkün olmadığı değerlendirilerek, dava konusu işlemde hukuka aykırı

bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

14. Başvurucu; bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuş

ve dilekçesinde diğer iddialarının yanı sıra 12/4/2012 tarihli ara kararı

cevabının davalı idare tarafından süresinde yerine getirilmediğini, söz konusu

belgelerin 4/12/2012 tarihinde duruşma sırasında dosyaya sunulduğunu ancak

gerek kendisinin gerekse Başsavcılığın bu belgeleri inceleyemediğini,

savunmasını hazırlayamadığını ileri sürmüş, ayrıca lehine olan Başsavcılık

görüşünde kendisiyle ilgili olmayan ve başka bir dosyadan alıntı yapıldığı

anlaşılan ifadelerin bulunduğunu belirterek bu yanlışlığın da düzeltilmesini

istemiştir.

15. AYİM Birinci Dairesi 2/4/2013 tarihli ve E.2013/415,

K.2013/365 sayılı kararıyla dilekçede ileri sürülen sebeplerin yerinde

görülmediği, düzeltilmesi istenen kararın kanuna ve usule uygun bulunduğu

gerekçesiyle istemi reddetmiştir.

16. Anılan karar 17/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

ve başvurucu 9/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinin birinci, ikinci ve

dördüncü fıkraları şöyledir:

“12 Mart 1971

tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari

işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden

yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma

Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya

reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık

amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere

gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile

kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı

Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca

en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına

gönderilir.

…

Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine

karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava

açabilirler.”

18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun“Dosya dışında inceleme” başlıklı 52. maddesi şöyledir:

“Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta

oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri

gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve

her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden

isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine

getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya

mahsus olmak üzere uzatılabilir.

Taraflardan biri ara kararının icaplarını

yerine getirmediği takdirde bunun verilecek karar üzerindeki etkisi, görevli

daire veya kurulca önceden takdir edilir, ara kararında bu husus ayrıca

belirtilir.

Ancak, istenen bilgi ve belgeler Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine

veya Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği ve yüksek menfaatleri ile birlikte

yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya ilgili

Bakan gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri

vermeyebilir.

(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve

vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece

gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel

bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin

soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine

incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava

konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki

bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan

diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine

incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak

ayrıca gönderilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyen

bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile

mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerek

haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce

karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesine

sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer bir

maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanun

hükümleri saklıdır.”

19. 1602 sayılıKanun’un “Sonradan ibraz olunan evrak ve belgeler”başlıklı

53. maddesi şöyledir:

“Dilekçeler ve

savunmalarla birlikte verilmeyen müspet evrak ve belgeler, bunların vaktinde

ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına Daire veya

Daireler Kurulunca kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir. Bu

evrak ve belgeler duruşmada ibraz edilir ve diğer taraf, cevabını hemen

verebileceğini beyan eder veya cevap vermeye lüzum görmezse, ayrıca tebliğ

yapılmaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu;

i. Dört yıllık askerî okul dâhil meslek hayatı boyunca gerek

disiplin durumunun gerekse eğitim, atış, spor vb. alanlardaki başarı durumunun

mükemmel seviyede olduğunu, nitekim ilişiğinin kesilmesinden bir gün önce bölük

komutanı ve tabur komutanı tarafından verilen belgede şahsi dosyasında

disiplinsizliğinin olmadığının ve Temmuz 1995-Nisan 1997 tarihleri arasında

disiplinsizliğinin bulunmadığının belirtildiğini, kendisine iftira atıldığını,

askerî yayınları takip etmesinin asker bir şahsın aleyhine kullanılmasını

anlayamadığını, kardeşinin ifadelerinin makaslanarak alındığını kaldı ki

kardeşinin durumundan sorumlu tutulamayacağını, Başsavcılık görüşünde olmayan

ifadelerin kararda Başsavcılık görüşüyle ilgili kısmaaktarıldığını,

ii. AYİM'in 12/4/2012 tarihli ara

kararıyla istediği dava konusu işlemin dayanağı belgelerin davalı idare

tarafından otuz günlük kesin süre içinde dosyaya sunulmadığını, söz konusu

belgelerin duruşma günü Mahkemeye ibraz edildiğini, dolayısıyla bu belgelerdeki

hususlarla ilgili savunmasını yapamadığını,

iii. PKK terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan beraat

ettiği hâlde bu durumun aleyhine kullanılmasının masumiyet karinesini ihlal

ettiğini ileri sürmüş; AYİM kararının kaldırılmasını, TSK’dan çıkarma işleminin

iptalini, mahrum kaldığı maaş ve özlük haklarının ödenmesini ve 100.000 TL

manevi tazminata karar verilmesini istemiştir. Başvurucu ayrıca Bakanlık

görüşüne verdiği cevapta başvuru formundaki iddialara ilave olarak irtica

suçlamasıyla ilişiği kesilenlerin geçici 32. madde hükmünden yararlandırıldığı

hâlde kendisinin yararlandırılmamasının eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta başvuru

formundaki iddialara ilave olarak irtica suçlamasıyla ilişiği kesilenlerin

geçici 32. madde hükmünden yararlandırıldığı hâlde kendisinin

yararlandırılmamasının eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

24. Bireysel başvurunun ön şartlarından birisi de başvuru

süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul

hükmüdür.

25. Başvuru konusu olayda AYİM Birinci Dairesinin karar düzeltme

isteminin reddine dair kararı 17/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu 9/5/2013 tarihinde ve süresi içinde bireysel başvuru yapmıştır. Ancak

başvurucu, başvuru formunda dile getirmediği “eşitlik ilkesinin ihlal edildiği”

yönündeki iddiasını 7/9/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne verdiği cevap

dilekçesinde ileri sürmüştür. Başvurucu tarafından bu konuda bir mazeret de

beyan edilmemiştir.

26. Süresinde yapılan bireysel başvuruda ileri sürülen temel

ihlal iddialarının belli yönlerini oluşturan ancak otuz günlük süreden sonra

dile getirilen şikâyetlerin incelenmesine engel bir durum yoktur. Ancak anılan

Kanun hükmü uyarınca bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiği gibi başvuruya konu her bir

ayrı hak ihlali iddiasının da aynı otuz günlük süre içinde ileri sürülmesi

gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun başvuru dilekçesinde ve otuz günlük

sürede ileri sürmediği ancak 7/9/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne verdiği cevap

dilekçesinde ileri sürdüğü eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının süre aşımı

nedeniyle incelenemeyeceği sonucuna varılmıştır .

27. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Masumiyet Karinesininİhlal

Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, PKK terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan

beraat ettiği hâlde bu durumun aleyhine kullanılmasının masumiyet karinesini

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde masumiyet karinesi ile ilgili Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verilerek

masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken özellikle

hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde durulması gereken önemli

hususlardan birinin yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip

etmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığı hususu olduğu, kişinin

suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargının bulunmaması gerektiği belirtilmiş;

somut başvuruya konu AYİM kararında, başvurucunun 926 sayılı Kanun’un geçici

32. maddesinden yararlandırılmaması işleminin hukuki denetimi yapılırken sicil

belgeleriyle disiplin durumu bir arada değerlendirilerek hüküm kurulduğunun

görüldüğü, buna göre başvuruya konu davada disiplin soruşturması neticesinde

ulaşılan sonuçtanve dava dosyasında bulunan

belgelerden hareketle davanın sonuçlandırıldığı, ceza yargılamasına göre daha

düşük ispat standardı gerektiren disiplin hukuku ilkeleri çerçevesinde karara

varıldığının anlaşıldığı belirtilmiştir.

30. Başvurucu cevap dilekçesinde, başvuru formunda yer alan

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarını tekrar etmiştir.

31. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır.”

33. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat

külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti

yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama

makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu

muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

34. Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir

suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir

ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise

artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet

karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası

sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu

işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında

beraat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam

ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin

suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz (Uğur Ayyıldız, B. No: 2012/574, 6/2/2014,

§ 76).

35. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul

güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve etkili

şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza

yargılaması devam etmeyen kişilerin kamu görevlileri veya otoritelerince suçlu

muamelesi görmelerini önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden “ceza

yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” damasumiyet

karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında

mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin

suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet

karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin

kullandıkları dil” kritik önem taşır (Mustafa

Akın, B. No: 2013/2696, 9/9/2015, § 38).

36. Ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler

nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı

verilmiş olmasına rağmen bu karara esas teşkil eden yargılama sürecine

dayanılması ve bu şekilde beraat kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile

çelişir. Buna karşılık idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi

bakımından kişi beraat etmiş olsa dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna

ilişkin karardan söz edilmesi; kişinin suçlu muamelesi gördüğünden, dolayısıyla

masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli

değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve

nihai kararın, münhasıran kişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği

fiilleri işlediği kabulüne dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Kürşat Eyol,§ 29).

37. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği

değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde

durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili

kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır.

38. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 926 sayılı Kanun'un geçici

32. maddesinden yararlandırılmamaya ilgili önceki kararlarında (Yümrü Dilek, B. No: 2013/4189, 21/5/2015, Ö.Ö., B. No: 2013/3157, 10/6/2015, N.G., B. No: 2013/4011, 10/6/2015,Ramazan İlhan,B. No: 2013/1200,

24/6/2015) belirtildiği üzere AYİM önünde görülen davanın konusu, başvurucunun

TSK’dan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem olmayıp yalnızca 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebinin reddine ilişkin

işlemdir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, 926 sayılı Kanun'un geçici 32. maddesi

hükmünden yararlandırılmamaya ilişkin başvurularda TSK'dan ilişik kesmeye

ilişkin olay ve olgular hakkından yeniden değerlendirme yapmamakta; başvuruyu

AYİM kararına yönelik iddialar yönünden incelemektedir.

39. Somut başvuruda da masumiyet karinesine ilişkin

değerlendirme yalnızcageçici 32. madde hükmünden

yararlandırılmama yönündeki AYİM kararı çerçevesinde yapılmıştır. Bireysel

başvuruya konu olan AYİM kararında (bkz. § 13) başvurucunun TSK’dan

çıkarılmasına neden olan disiplin durumunun incelendiği, başvurucunun PKK terör

örgütüne yardım ve yataklık suçundan Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM)

yargılanıp delil yetersizliğinden beraat ettiğinin belirtildiği, ayrıca iki

kardeşinin PKK terör örgütü mensubu olduğu, bir kardeşinin operasyonda

yakalandığı, başvurucunun izin tecavüzü suçundan on gün oda hapsi ile nöbet

talimatına aykırı hareket etmek suçundan altı gün göz hapsi cezasının bulunduğu

hususlarına yer verildikten sonra başvurucunun bu durumu ile 926 sayılı

Kanunu’nun geçici 32. maddesinden yararlandırılmasının hukuken mümkün olmadığı

değerlendirilerek dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı

gerekçesine yer verildiği anlaşılmaktadır.

40. Görüldüğü üzere kararda, başvurucunun DGM'de yargılandığı

fiillere dayanılmamış; başvurucunun yargılandığına değinilmekle birlikte bir

bütün olarak dosyadaki diğer bilgi ve belgeler esas alınarak 926 sayılı Kanun’nun geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına ilişkin

işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmış ve kararda başvurucunun

masumiyetine aykırı düşecek herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir.

41. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde AYİM kararında,

başvurucunun masumiyet karinesine yönelik açık ve görünür bir ihlal

saptanamadığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu, ara kararıyla istenen dava konusu işlemin

dayanağı belgelerin davalı idare tarafından duruşma günü AYİM'e

ibraz edildiğini ve bunların hükme esas alındığını ancak bu belgelerde yer alan

hususlarla ilgili savunma yapma imkânının kendisine tanınmadığını ileri sürmüştür.

Başvurucunun bu iddiası, adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği şikâyetine ilişkindir.

43. Başvurucunun iddiası açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

görülmediğinden bu şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

44. Başvurucu, mahkeme kararına esas alınan gizli belgelerin

davalı idare tarafından duruşma sırasında Mahkemeye sunulduğunu ve aynı gün

karar verildiğinidolayısıyla bu belgelerde yer alan

hususlarla ilgili savunma yapma imkânı bulamadığını, bu suretle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Bakanlık bu iddiaya karşı görüş bildirmemiştir.

46. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

48. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma

hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

49. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı

tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan

olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan,

diğerine tanınmayan avantajın fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil

bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir(Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Zagorodnikov/Rusya,

B. No: 66941/01, 7/6/2007, § 30).

50. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi

hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle

tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu

anlamda mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete

aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (Ruiz-Mateos/İspanya, B. No.12952/87, 23/06/1993, §

63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği ilkesi ile yakından

ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli

yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, davasını savunabilmesi açısından

taraflar arasındaki denge bozulacaktır (Tahir

Gökaltay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014,§ 25).

51. AİHM, hükme esas olan ve gizli olduğu belirtilen belgelere

tarafların erişiminin kısıtlanmasını ihlal sebebi saydığı kararlarından biri

olan Miran/Türkiye (B. No:

43980/04, 21/4/2009) kararında, AYİM’de görülen

davada “gizli” ibareli belgelere

başvuranın erişiminin imkânsız olmasına ilişkin şikâyet yönünden Sözleşme’nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM,

benzer bir kararında da “gizli” ibareli belgelere erişimin sağlanmamasının

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine

hükmetmiştir (Güner Çorum/Türkiye,

B. No: 59739/00, 31/10/2006, §§ 21-30).

52. Başvuru konusu olayda, başvurucunun 926 sayılı Kanun’un

geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle yaptığı başvurunun

reddedilmesi üzerine açılan davada, davalı idarenin savunma dilekçesinde

işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülmüş ancak savunma dilekçesi ekinde “ÖZEL”

gizlilik dereceli zarf içinde belge sunulduğu belirtilmesine rağmen zarf içinde

belge bulunmadığının anlaşılması üzerine AYİM Birinci Dairesi 12/4/2012 tarihli

ara kararıyla davalı idareden işleme esas alınan fiil ve olguların neler

olduğunun bildirilmesini ve belirtilen “ÖZEL” gizlilik dereceli zarf içindeki

evrakın gönderilmesini istemiştir. Bu ara kararı başvurucuya da tebliğ edilmiş

fakat ara kararına davalı idarece verilen cevap veya sunulan gizlilik dereceli

belgeler başvurucuya tebliğ edilmemiş ve başvurucu bu belgelerden haberdar

edilmemiştir. AYİM Birinci Dairesi gizlilik dereceli olarak sunulan belgeleri

esas almak suretiyle davanın reddine karar vermiş; başvurucu, karar düzeltme

dilekçesinde ilgili belgelerden haberdar edilmediği için savunma yapma imkânı

bulamadığını belirtmesine karşın bu hususta bir açıklamaya yer verilmeksizin

istemi reddedilerek uyuşmazlık sonuçlandırılmıştır.

53. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında

silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama hakkının güvence altına

alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir

gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya katılımının

sağlanması, gösterilen kanıtlardan ve sunulan görüşlerden bilgi sahibi olması

ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının verilmesi olup kamu

güvenliği, misilleme riski altında olan şahitlerin korunması, soruşturma

usullerinin gizli tutulması gibi bazı istisnaların yargılama usulünde yer

alması mümkündür. Bu durumda dahi verilmeyen veya karartılan bilgi ve belgelere

karşı ilgiliye mahkemeye itirazda bulunabilme imkânı getirilmesi adil

yargılanmanın garanti altına alınması için bir gerekliliktir. Bu hususlar 1602 sayılı

Kanun’un 52. maddesinde değişiklik yapan 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı

Kanun’un genel gerekçesi ile madde gerekçesinde de ifade edilmiş olup

değişikliğin sebebi olarak da AİHM’in 31/10/2006

tarihinde verdiği Aksoy (Eroğlu)/Türkiye

kararı gösterilmiştir (Bülent Karataş,

B. No: 2013/6428, 26/6/2014, § 74).

54. 6000 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 52.

maddesinin dördüncü fıkrası değiştirilmiş, maddeye beş ve altıncı fıkralar

eklenmiştir. Yapılan bu yeni düzenlemede dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin

taraf ve vekillerine açık olduğu ancak mahkeme tarafından getirtilen veya

idarece gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan başka şahıs ve makamların özel

bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma

metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine

incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava

konusu haricindekilerin taraf ve vekillerine incelettirilemeyeceği; taraf ve

vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki bilgi ve belgeler, bulundukları

yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan diğer evraktan ayrılamaz

nitelikte ise incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından

karartılarak ayrıca gönderileceği; davacı taraf veya vekilinin karartılan veya

verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu

iddiası ile mahkemeye itiraz edebileceği, bu itirazın mahkeme tarafından

incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha

önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin karşı tarafa

incelettirilebileceği kural altına alınmıştır.

55. Kural olarak başvurucuların derece mahkemelerindeki

davalarını takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Ancak somut

olayda başvurucunun karar düzeltme dilekçesinde ileri sürdüğü, hükme esas

alınan gizli belgelerin ara kararına rağmen dosyaya duruşma gününe kadar

sunulmadığı iddiasına karşılık AYİM tarafından söz konusu belgelerin duruşmadan

önce incelenmesini mümkün kılacak şekilde dosyaya sunulduğu, ancak başvurucunun

inceleme talebi olmadığı yönünde bir belirleme yapılmadığı gibi1602 sayılı

Kanun’un 53. maddesine (bkz. § 19 ) uygun şekilde başvurucunun duruşmada söz

konusu bilgi ve belgelere karşı cevabını hemen verip vermeyeceği hususunda da bir

tespit yapılmadığı görülmektedir. Olayda AYİM tarafından davalı idarenin

sunduğu gizlilik dereceli belgelerin başvurucuya bildirilmediği ve belgelerin

incelettirilmesi konusunda başvurucuya bir imkân tanınmadan karar düzeltme

talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.

56. Öte yandan söz konusu bilgi ve belgelerin

incelettirilmesiyle ilgili 1602 sayılı Kanun’un 53. maddesindeki (§ 18) usul

dikkate alındığında, başvurucunun anılan belgelerin incelettirilmesi talebinde

bulunması, AYİM tarafından bu talebin kabul edilmesi ve belgelerin

incelettirilmesine izin verilmesi ve ardından başvurucunun bu belgelere karşı

savunma yapması prosedürünü yerine getirmesinin on beş günlük karar düzeltme

süresi içindebaşvurucudan beklenemeyeceği açıktır (M.Ş.B., B. No: 2013/2202, 20/11/2014, §

47).

57. Sonuç olarak AYİM tarafından gizlilik dereceli belgelerin

başvurucunun incelemesine açılıp açılmayacağına ilişkin herhangi bir karar

alınmadığı ve bu belgelerden başvurucunun haberdar edilmediği görüldüğünden

olayda davalı idare tarafından sunulan ve AYİM kararında hükme esas alınan

gizlilik dereceli belgelere karşı başvurucuya savunma yapma imkânı verilmemesi

nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

58. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde başvurucunun Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

59. Başvurucu, AYİM kararının kaldırılarak TSK'dan çıkarma

işleminin iptali ve mahrum kaldığı özlük haklarıyla birlikte manevi tazminat

ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.

60. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve(2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi

yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvuruya konu yargılamada davalı idare tarafından

gönderilen belgelerin başvurucuya incelettirilmeyerek bu belgeler hakkında

görüş vermesinin engellenmesi nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği tespit edilmiş olup tespit edilen ihlal, Mahkeme kararından

kaynaklandığından ve yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

62. Başvurucu, 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Başvurunun incelenmesinde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği sonucuna

varıldığından ve tespit edilen ihlal nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına

karar verildiğinden tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL başvuru harcı

ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. Genelkurmay Başkanlığı tarafından gönderilen belgelerin

İADESİNE,

17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Ahmet ERBEK Vekili : Av. Kadir KOCALAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3197, 17 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların
  12. C. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ve çelişmeli
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. H. Genelkurmay Başkanlığı tarafından gönderilen belgelerin
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3197
Tarih
17 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Salih Demir Başvurusu (B. No: 2013/3165)
  • Cahit Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/5778)
  • B.l.b. Başvurusu (B. No: 2013/4690)
  • Sinan Çınkır Başvurusu (B. No: 2013/9751)
  • Levent Çoloğlu Başvurusu (B. No: 2014/14617)
  • Gülşah Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3936)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.