İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Salih Demir Başvurusu (B. No: 2013/3165)

1. Başvuru, haksız tutulma sebebiyle Hazine aleyhine açılan

Başvuru No2013/3165Tarih4 Şubat 2016Okuma17 dk · 3.423 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Salih Demir Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/3165
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.423 kelime·17 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haksız tutulma sebebiyle Hazine aleyhine açılan

tazminat davasının, mevzuatın hatalı yorumlanması sonucu süre aşımı

gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/5/2013 tarihinde Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.1995/91

sayılı dosyası kapsamında “yasa dışı örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla 19/4/1995

tarihinde gözaltına alınıp 26/4/1995 tarihinde tutuklanmış ve 8/6/1995

tarihinde tahliye edilmiştir.

6. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin 5/3/1996 tarihli ve

E.1995/91, K.1996/53 sayılı kararı ile başvurucunun beraatına karar

verilmiştir. Söz konusu karar 13/3/1996 tarihinde kesinleşmiştir.

7. Başvurucu, beraat kararını 11/4/2011 tarihinde haricen

öğrendiğini beyan etmiştir.

8. Başvurucu, haksız olarak tutuklu kaldığı sürede uğradığı

maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle Adana 5. Ağır Ceza

Mahkemesinde 15/4/2011 tarihinde tazminat davası açmıştır.

9. Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi 17/2/2012 tarihli ve E.2011/205,

K.2012/80 sayılı kararı ilesüresinden sonra açıldığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“ ... sanık hakkında, Yasa Dışı PKK Örgütüne Yardım ve Yataklık Yapmak

Suçunu işlediğinden bahisle TCK.nun 169., 40., 31.,

33. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebi ile Konya Devlet Güvenlik

Mahkemesinde kamu davasının açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 05/03/1996

tarih ve 1996/53 Karar sayılı karar ile; davacı-sanığın beraatine

karar verildiği, suçun yaptırımının TCK.nın 169

maddesinde 3-5 yıl arası olarak belirlendiği, bu dava için 765 sayılı TCK.nın 102/3 ve 104/2 maddeleri gereğince öngörülen uzamış

zamanaşımı süresinin 7 yıl 6 ayolduğu, suç tarihi

1995 ve öncesi olduğuna göre, en lehe yorumla 06/06/2003 tarihi itibarıyla, bu

davanın tamamen zamanaşımına uğradığı, davacı-sanık hakkındaki bu kamu davası

halen derdest ise 06/06/2003 tarihi itibarıyla, zamanaşımı nedeni ile tamamen

ortadan kaldırılması gerektiği, davacı-sanık ve vekili tarafından, bu davanın

halen derdest imiş gibi kendilerine beraate ilişkin

kararın tebliğ edilmediği ve işbu tazminat davasının süresinde açıldığı ileri

sürülmüş ise de, tazminat davasının 15/04/2011 tarihinde açıldığı, söz konusu

ceza davası derdest olsa dahi ortadan kaldırılması gereken süreden 8 yıl sonra

bu tazminat davasının açıldığının tespit olunduğu, beraat kararının verildiği

tarihin üzerinden 15 yıl gibi çok uzun bir sürenin geçtiği, yaşamın olağan

akışı ve zamanaşımı hükümleri ile 765 sayılı TCK.nın

44 ile 5237 sayılı TCK.nın 4/1.maddelerindeki “Ceza

kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” temel düzenlemesi de dikkate

alındığında, davacı-sanık ve vekili tarafından ileri sürülen hususların geçerli

bir mazeret olarak kabul göremeyeceği, dolayısı ile işbu tazminat davasının

süresinden sonra açıldığı anlaşılmakla, süresinden sonra açılan davanın reddine

karar [verilmiştir].”

10. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 23/1/2013 tarihli ve E.2012/28802, K.2013/2026 sayılı ilamı ile

onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2009/256 Esas ve 2010/57

sayılı kararında 466 sayılı Kanunun 2. maddesindeki üç aylık sürenin başlangıcı

için 21/04/1975 tarih ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıf

yapılarak kesinleşen beraat kararından davacının haberdar olmasının aranması

gerektiği şeklindedir. Ancak adı geçen kararda tazminat davasının ne zamana

kadar açılması gerektiğine dair bir açıklama yoktur. Borçlar

Kanununun 60. maddesinde tazminat davasının, zarar verici fiil veya

olayın vukuundan itibaren her halde 10 yıl sonra zamanaşımına uğrayacağı kabul

edilmiştir. Kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimseler bakımından, devletin

yaptığı yakalama veya tutuklama haksız fiili ceza davasının kesinleşmesi ile

netleştiğinden bu tarih olayın vuku tarihi olup, ceza verilmesine yer

olmadığına kararının kesinleşme tarihinin 13.03.1996 olup, bu tarihten itibaren

10 yıl dolduktan sonra, 15.04.2011 tarihinde dava açıldığının anlaşılmış olması

karşısında,davanın reddine karar verilmesindekanuna

aykırı yön bulunmadığından tebliğnamedeki bozma

isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere,

mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine,

incelenen dosya kapsamına göre, davanın hak düşürücü sürenin dolmasından sonra açılmasınedeniyle reddine ilişkin hükme yönelik davacı

vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırıolarak ONANMASINA ... karar verildi.”

11. Yargıtay ilamı 9/4/2013 tarihinde Derece Mahkemesine

gönderilmiş; başvurucu, onama ilamından anılan tarihte haberdar olduğunu beyan

etmiştir.

12. Başvurucu 7/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 7/5/1964 tarihli ve 466 sayılı mülga Kanun Dışı Yakalanan

veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’un 1. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut

beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına

karar verilen;

...

kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde

Devletçe ödenir.”

14. 466 sayılı mülga Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“1 inci maddede yazılı sebeplerle zarara,

uğrayanlar, kendilerine zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar

sebebiyle haklarında açılan davalar sonunda verilen kararların kesinleştiği

veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay

içinde, ikametgahlarının bulunduğu mahal ağır ceza mahkemesine bir dilekçeyle

başvurarak uğradıkları her türlü zararın tazminini isteyebilirler.”

15. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 6. maddesi şöyledir:

“(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden

itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

(2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise,

7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere

Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.”

16. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 60.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava,

mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı

tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan

itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.”

17. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 6/5/2014 tarihli ve

E.2014/12-141, K.2014/229 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan

ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 466 sayılı

Kanun hükümlerine göre açılan tazminat davaları için 2. maddede belirtilen üç

aylık sürenin dışında esas alınacak azami bir sürenin olup olmadığı, azami bir

sürenin var olduğunun kabul edilmesi halinde ne zaman başlayacağı ve bunlara

bağlı olarak davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

...

Gerçekten 466 sayılı Kanun hükümlerine göre

tazminat davalarının süresinde açılıp açılmadığına ilişkin uyuşmazlıklar Ceza

Genel Kurulunun gündemine defalarca gelmiş ve istikrarlı bir şekilde, kanunun

2. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen üç aylık dava açma süresinin, 21.04.1975

gün ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, davacı

hakkında açılan ve beraatle sonuçlanan ceza davasının

kesinleştiğinin tebliği veya bu kesinleşmenin öğrenilmesinden itibaren

başladığı kabul edilmiştir. Fakat sözü edilen dosyalarda 466 sayılı Kanun

hükümlerine göre açılacak tazminat davaları için 2. maddede belirtilen üç aylık

sürenin dışında esas alınacak azami bir sürenin olup olmadığı tartışılmamıştır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271

sayılı CMK’nun “Tazminat İsteminin Koşulları”

başlıklı 142. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir” şeklindeki düzenlemeyle tebliğden itibaren üç

ay ve her halde kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde tazminat

talebinde bulunulabileceği hüküm altına alınmıştır.

818 sayılı Borçlar Kanununun “Müruru zaman”

başlıklı 60. maddesinde; zarar gören tarafın zararı ve failini öğrenme

tarihinden itibaren bir yıl ve her halde fiilin vukuundan itibaren on yıl, 01.07.2012

tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Zamanaşımı”

başlıklı 72. maddesinde de,zarar görenin zararı ve

tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin

işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle tazminat isteminin

zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun

13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari

dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri gerektiği düzenlenmiştir.

Görüldüğü

gibi, söz konusu kanunlar uyarınca açılacak davalarda tebliğ ya da öğrenmeden

başlayan asıl sürenin yanında eylem ya da işlem tarihinden itibaren azami dava

açma süreleri öngörülmüş, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 39. maddesinde ise,

ilama dayanan takibin, son muamele üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına

uğrayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu

değerlendirildiğinde;

466 sayılı Kanun hükümlerine göre açılacak

tazminat davaları için de, 2. maddede belirtilen ve

beraat hükmünün kesinleşmesinin tebliğinden veya öğrenilmesinden itibaren

işleyen üç aylık sürenin dışında esas alınacak makul azami bir süre kabul

edilmelidir. Özellikle 1982 Anayasasının “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile

ilgili olup tutuklama şartları ve haksız tutuklama işlemlerinden de bahsedilen

19. maddesinde yapılan; “bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin

uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe

ödenir” şeklindeki değişiklikten sonra, tazminat hukukunun genel prensiplerine

göre 10 yıllık azami bir sürenin kabul edilmesi, hak arayışlarının kötüye

kullanılacak biçimde süresiz kılınmasını önleyebileceği gibi adalet ve nasafet kurallarına da uygun ve isabetli olacaktır.

Böylece, haksız yakalama ve tutuklama nedeniyle tazminat davalarına da

hukukumuzdaki diğer tazminat davalarındaki gibi dava açmak için azami süre

şartı getirilecek ve beraat ile sonuçlanmış ceza dava dosyalarının

kesinleşmesinden sonra süresiz olarak 466 sayılı Kanuna göre dava açma

keyfiliğinin de önüne geçilecektir.

...

[B]u davalarda esas alınacak 10 yıllık azami

sürenin de kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerektiği kabul

edilmelidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.1995/91

sayılı dosyası kapsamında haksız yere tutuklu kaldığını, Derece Mahkemesince

yapılan yargılama sonucunda beraat etmesine rağmen kararın kendisine tebliğ

edilmediğini, beraat kararını haricen öğrendiğini, haksız olarak tutuklu

kaldığı sürede uğradığı maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle

Hazine aleyhine açtığı tazminat davasının Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesince

mevzuatın hatalı yorumlanması sonucu süre aşımı gerekçesiyle reddedildiğini,

gerek 466 sayılı Kanun’da gerekse Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu ve

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında bu tür davalar için azami dava açma

süresi öngörülmediğini belirterek Anayasa’nın 17., 19., 36. ve 40. maddelerininde düzenlenen haklarınınihlal

edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, açtığı

tazminat davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının

bir mahkeme tarafından incelenememesine ilişkin olduğu, dolayısıyla

başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer

alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

21. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

22. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun

yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

...”

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir.”

24. Anayasa’nın 36. maddesindeki “Herkes, ... yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ... hakkına sahiptir.” ifadesiyle adil yargılanma hakkının

başlangıç noktasını, bireylerin mahkemelere erişim hakkının oluşturduğu

anlaşılmaktadır (Ali Kızıl, B.

No: 2014/9295, 25/3/2015, § 35).

25. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye

etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri

olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru

konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin

mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını

gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki ya da uygulamadaki

belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu

hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

26. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların

hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık

ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin

olarak takdir yetkilerine dayanarak bazı sınırlamalar getirebilir ve bu

davalar, niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte

bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

27. Mahkemeye erişimi aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız

hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla

birlikte dava açmak ya da kanun yollarına başvurmak için belli sürelerin

öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça-

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz ancak öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış

uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun

yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§

36-40).

28. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler,

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler; mahkemelerin, zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler,

devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı

oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa’da yer alan hak arama hürriyetini

engellemiş sayılmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93,22095/93,

22/10/1996, § 51).

29. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım

şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını

uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı

şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının

ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §

29).

30. Somut başvuruda başvurucu, haksız tutuklanma nedeniyle

açılacak tazminat davaları için 466 sayılı Kanun’da ve yargı içtihatlarında

azami dava açma süresi öngörülmediği hâldemevzuatın

hatalı yorumlanması sonucu açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiğini

belirterek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. Sözleşme’nin 5. maddesi, tutuklama ve yakalamaya ilişkin

esasları belirlendikten sonra 5. fıkrasında “Bu

madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutuklama işleminin

mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.” şeklindeki düzenleme

ile Sözleşme’de belirlenen esaslara aykırı olarak

gerçekleştirilen bir yakalama veya tutuklama işleminden dolayı zarar görenlerin

tazminat talep edebileceğini hüküm altına almıştır.

33. Sözleşme’nin 5. maddesine benzer şekilde Anayasa’nın 19.

maddesinin son fıkrasında “Bu esaslar

dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun

genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklindeki düzenleme ile

hukuka aykırı şekilde yakalanan veya tutuklanan kişilerin tazminat davası

açabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

34. Hukuka aykırı şekilde yakalandığını veya tutuklandığının

iddia eden kişi, 466 sayılı mülga Kanun’un 1. ve 2. maddeleri ile 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinde belirtilen

şekilde ilgili ağır ceza mahkemesinde, haksız olarak özgürlüğünden yoksun

bırakılması nedeniyle tazminat davası açabilir. Bu davaya bakan mahkeme, 466

sayılı mülga Kanun’un 3. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 142. maddesine göre

istemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında gerekli gördüğü

her türlü araştırmayı yapabilir.

35. Başvuru konusu haksız olarak özgürlükten yoksun bırakılma

nedeniyle açılan tazminat davasında, 466 sayılı mülga Kanun ile 5271 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.

36. Başvurucu, şekilci bir yorumla Kanun’da öngörülmeyen dava

açma süresibenimsenerek süre aşımı nedeniyle açtığı

davanın reddedilmesinin hakkın özüne dokunduğundan şikâyet etmektedir.

37. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediği

temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki

olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,

yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile

kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas

yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi

tutulamaz. Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve

derece mahkemelerinin kararları açık keyfîlik

içermedikçe kararlardaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde

ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde

ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,

B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48). Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin

görevi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması konusunda derece

mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin

uygulamanın, başvurucunun mahkemeye erişim hakkını Anayasa ve Sözleşme’ye aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını

denetlemektir.

38. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir

bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.

Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok

kanun, işin doğası gereği yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı

olan yoruma açık formüller içermektedir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 71).

39. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları

birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı

kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek

şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir

uygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §

33).

40. Başvuru konusu olayda başvurucu, Konya Devlet Güvenlik

Mahkemesinin E.1995/91 sayılı dosyası kapsamında “yasa dışı örgüt üyesi olmak”

suçlamasıyla 19/4/1995 tarihinde gözaltına alınıp 26/4/1995 tarihinde

tutuklanmış ve 8/6/1995 tarihinde tahliye edilmiştir. Yapılan yargılama

sonucunda Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin 5/3/1996 tarihli kararı ile

başvurucunun beraatine karar verilmiş, bu karar

13/3/1996 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, kendisine tebligat yapılmaması

nedeniyle kararın kesinleştiğini 11/4/2011 tarihinde haricen öğrendiğini iddia

ederek haksız olarak tutuklu kaldığı sürede uğradığı maddi ve manevi

zararlarının giderilmesi istemiyle 15/4/2011 tarihinde tazminat davası

açmıştır. Söz konusu tazminat davasının başvurucu hakkında verilen beraat

kararının kesinleşmesinden on beş yıl sonra açıldığı anlaşılmaktadır.

41. Başvuruya konu davaya bakan Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi,

beraat kararının verildiği tarihten on beş yıl geçtikten sonra açılan davanın

süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir (bkz. § 9). Yargıtay 12. Ceza Dairesi

de haksız tutma nedeniyle tazminat davalarının ne zamana kadar açılması

gerektiğine dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme ve Ceza Genel Kurulu

kararlarında bir açıklama bulunmadığından hareketle kanun dışı yakalanan veya

tutuklanan kimseler bakımından devletin yaptığı yakalama veya tutuklama

işleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiile dayalı tazminat

davalarının zamanaşımına ilişkin 818 sayılı mülga Kanun’un 60. maddesinde,

tazminat davasının zarar verici fiil veya olayın vukuundan itibaren her durumda

on yıl sonra zamanaşımına uğrayacağına ilişkin hükmün kanun dışı yakalanan veya

tutuklanan kimseler tarafından açılacak tazminat davalarında da uygulanması

gerektiği kanaatine ulaşmış; başvurucu hakkındaki beraat kararının kesinleşme

tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra açılan tazminat davasında hak

düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını

onamıştır (bkz. § 10).

42. Haksız tutma nedeniyle açılan tazminat davaları için azami

dava açma süresi olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklar, Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun da önüne gelmiş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu söz konusu

uyuşmazlıklarda, başvuru konusu davada Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

geliştirdiği yoruma benzer bir yaklaşımla anılan davalarda azami bir dava açma

süresi kabul edilmesinin, hak arayışlarının kötüye kullanılacak biçimde süresiz

kılınmasını önleyebileceği gibi adalet ve nasafet

kurallarına da uygun ve isabetli olacağına kanaat getirmiş ve bu tür davaların

yapılan soruşturma ya da yargılamanın sonunda verilen kararın kesinleşmesinden

itibaren on yıl içinde açılması gerektiğine karar vermiştir (bkz. § 17).

43. Başvuru konusu olayda İlk Derece Mahkemesi ve sonuç

itibarıyla Yargıtay, mevzuat hükümlerini değerlendirmek suretiyle haksız tutma

nedeniyle açılacak tazminat davalarında haksız fiillere ilişkin zamanaşımı

hükümlerinin uygulanması gerektiği, somut olayda dava açma süresinin

geçirildiği sonucuna ulaşmıştır.

44. Derece Mahkemelerince hukuki belirlilik ve hukuk güvenliği

ilkelerine uygun olarak yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç, dava açmayı

imkânsız kılacak nitelikte aşırı şekilci bir yaklaşımdan kaynaklanmadığı gibi

belirtilen kanun hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışında

bir anlam vermek suretiyle sonuca ulaşıldığına dair bir uygulama olarak da

değerlendirilmemiştir. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek nitelikte bir sınırlama bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

4/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Kamil KAYA

Başvurucu

:

Mehmet Salih

DEMİR

Vekili

:

Av. Vedat

ÖZKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3165, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun açıkça
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
  13. Gökcan
  14. Demir
  15. Özkan
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3165
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Cahit Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/5778)
  • B.l.b. Başvurusu (B. No: 2013/4690)
  • Sinan Çınkır Başvurusu (B. No: 2013/9751)
  • Levent Çoloğlu Başvurusu (B. No: 2014/14617)
  • Gülşah Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3936)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/8364)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.