İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sinan Çınkır Başvurusu (B. No: 2013/9751)

1. Başvuru, uzman jandarma çavuşlukta geçirilen sürenin astsubay

Başvuru No2013/9751Tarih18 Şubat 2016Okuma17 dk · 3.437 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sinan Çınkır Başvurusu

Karar tarihi
18 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/9751
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.437 kelime·17 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uzman jandarma çavuşlukta geçirilen sürenin astsubay

rütbe bekleme süresinden sayılması için yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine

bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)

tarafından süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını

ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 20/10/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneğinin bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/12/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

16/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 23/12/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 30/8/1998 tarihinde uzman jandarma çavuş olarak nasbedilmiş, daha sonra astsubaylığa geçiş sınavında

başarılı olmuş ve eğitimini tamamlamasının ardından 30/8/2008 tarihinde

astsubay çavuşluğa atanmıştır.

9. Başvurucu 25/3/2013 tarihinde idareye başvurarak uzman

çavuşlukta geçirdiği sürelerin astsubay rütbe bekleme süresinden sayılmasını

talep etmiş ancak başvurusu 29/3/2013 tarihinde reddedilmiştir.

10. Başvurucunun ret işleminin iptali istemiyle açtığı dava AYİM

Birinci Dairesinin 11/6/2013 tarihli ve E.2013/669, K.2013/695 sayılı kararıyla

süre aşımından reddedilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"Gerek Danıştay gerekse

Askeri Yüksel İdare Mahkemesi yerleşik içtihatlarında yazılı bildirim

belgesinin bulunmadığı ancak ilgilinin işlemi öğrendiğinin kesin olarak kabul

edildiği hallerde, öğrenme tarihi (ıttıla tarihi) yazılı bildirim tarihi olarak

kabul edilmektedir.

Belirtilen mevzuat [4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 35. ve 40.

maddeleri] ve açıklamalar ışığında dava

konusu işlem değerlendirildiğinde: Dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere

davacı vekili uzman jandarma çavuş iken astsubaylığa geçiş sınavını kazanıp

temel kursu tamamladıktan sonra astsubay çavuş naspedilen davacının uzman

jandarma çavuşlukta geçirdiği sürenin astsubay rütbe bekleme süresinden

düşülmesi gerektiğini, diğer bir ifadeyle davacının astsubay çavuş rütbesinde

eksik bekletilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. 30.08.2008 tarihinde astsubay

çavuşluğa nasbına ilişkin kararnamede davacının nasbının düzeltilmediği, diğer

ifadeyle davacının uzman jandarma çavuşlukta geçirdiği sürenin nasbına

eklenmediği açıktır. Bir an için davacıya nasıb

kararnamesinin tebliğ edilmediği düşünülse dahi davacının halen bulunduğu rütbe

olan astsubay kıdemli çavuşluğa erken terfi ettirilmemekle diğer bir ifade ile

astsubay çavuş rütbesinde eksik bekletilmemekle uzman jandarma çavuşlukta

geçirdiği sürenin astsubay rütbe bekleme süresinde düşülmediğini yani idarenin

menfi işlemine sonuçlarını bizzat yaşayarak muttali olduğu kuşkusuzdur. Bu

itibarla, idarenin menfi işlemine yıllar önce muttali olan davacı yönünden dava

ve buna bağlı olarak idari müracaat süresinin bu tarihten itibaren (ya da en

lehe yorumla astsubay kıdemli çavuşluğa terfi ettiği tarihten) başlayacağı,

buna göre de davacının menfi işleme muttali olduğu tarihten itibaren 1602

sayılı AYİM Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde belirtilen 60 günlük dava açma süresi

içinde işlemin iptali için doğrudan dava açması ya da yine bu süre içerisinde

aynı Kanun’un 35. maddesi uyarınca ihtiyari başvuruda bulunarak sonuçlarına

göre hareket etmesi gerektiği, sonuç olarak davacının dava açma süresini

geçirdikten sonra 25.03.2013 tarihinde yaptığı idari müracaatın reddi üzerine

açtığı davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır."

11. Başvurucunun bu karara karşı karar düzeltme istemi de aynı

Dairenin 19/11/2013 tarihli ve E.2013/1114, K.2013/1099 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Ret kararında ayrıca 218 TL para cezasının başvurucudan alınmasına karar

verilmiştir.

12. Karar düzeltme isteminin reddine dair karar, başvurucuya

12/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 30/12/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 1602 sayılı Kanun’un “İhtiyari

müracaat ve idari makamların sükûtu” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

"a) İhtiyari müracaat:

Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis

edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni

bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava

açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış

olan dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek

reddedilmiş sayılır.

İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar

ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.

b) İdari makamların sükûtu:

İlgililer, haklarında idari davaya konu

olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara

başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap

verirler.

Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek

reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma

süresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan

haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle

dilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse,

bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.

Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösterir

imzalı ve mühürlü pulsuz bir alındı kâğıdı verilir."

14. 1602 sayılı Kanun’un "Dava

açma süresi" başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden

itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri

belli olmayanlara özel kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim

yapılan hallerde, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan

tarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar."

15. AYİM’in 5/12/1983 tarihli ve

E.1983/1, K.1983/17 sayılı içtihadı birleştirme kararında aşağıdaki ilkeler

benimsenerek kararda şu ifadelere yer verilmiştir:

"-İdarece tebliği

zorunlu ve tebliğ edilmeden uygulama imkânı bulunmayan işlemlerde, tebliğ

suretiyle yazılı bildirimin yapılması şartı aranmalıdır.

-İdarenin teb1iğle kendi kendini sınırlayarak

bağladığı ve fakat tebliğ edilmeden uygulama imkânı bulunmayan işlemlerde, gene

tebliğ suretiyle yazılı bildirimin yapılması şartı aranmalıdır.

-İhtiyari başvuru yoluna gidilmesi, yazılı

bildirimin yapıldığının bir karinesidir. Uyuşmaz1ık konusu idari işlem tarihi

belirtilerek imza karşılığı tebliğ edilmemiş yahut Tebligat Kanunu’na göre

geçerli bir tebligat yapı1mamışsa, bu takdirde ihtiyari başvuru tarihi yazılı

bildirim tarihi olarak kabul edilmelidir.

Sayılan hallerin dışındaki işlemlerde ise

işlemin uygulanması, bu uygulama i1e kişinin statüsünde bir değişiklik olması

ve bu değişikliğin kişi tarafından bilinmesi halinde, uygulama tarihi yazılı

bildirim tarihi olarak kabul edilmelidir.

Yukarıda sıralanan esaslara göre öğrenme

(muttali olma) hususunun yazılı bildirim olarak kabulü, ancak istisnai hallere

inhisar etmekte ve istisnalar dışındaki hallerde yazılı bildirimin tebliğ

suretiyle yerine getirilmesi zorunlu olmaktadır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 18/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu;

i. Gerek Uzman Jandarma Okuluna girerken gerekse mezun

olduğu tarihteki (30/8/1999) yasal kurallara göre uzman jandarmalıktan

astsubaylığa geçenlerin uzman jandarma çavuşlukta geçirdikleri sürenin astsubay

rütbe bekleme süresinden sayıldığını, 2003 yılında yapılan yasal değişiklikle

buna son verildiğini, oysa okula girerken ve okuldan mezun olduğu tarihteki

kurallara göre kazanılmış hakkının bulunduğunu, dolayısıyla 2008 yılında

astsubaylığa geçmiş olsa dahi kazanılmış hakkı bulunduğundan uzman jandarma

çavuşlukta geçirdiği sürenin astsubay rütbe bekleme süresinden sayılması

gerektiğini,

ii. Davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin adil

yargılanma hakkını ihlal etiğini zira 1602 sayılı Kanun’un 40. maddesine göre

her çeşit işlemde dava açma süresinin yazılı bildirim tarihinden başlayacağını,

olayda süregelen bir hak ihlali olduğundan hak düşürücü sürelerin

işlemeyeceğini, ayrıca kararda kıdemli çavuşluğa terfi tarihi itibariyle dava

açılabileceği belirtildiği hâlde bir başka dosyada üç ay sonra verilen

K.2013/921 sayılı kararda bunun mümkün olmadığının söylendiğini, ayrıca bu

durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu,

iii. AYİM’de hâkim sınıfından olmayan subay

üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma

şartının gerçekleşmediğini, tek dereceli yargılama yapılması ve karar düzeltme

talebinin aynı Dairece incelenmesi nedeniyle etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını,

karar düzeltme yoluna başvurduğu için para cezası uygulandığınıbelirterek

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve 2.

maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş; 20.000 TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ile yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, uzman jandarma çavuşlukta

geçirdiği hizmet süresinin astsubay rütbe bekleme süresinden sayılması için

2013 yılında idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı dava, AYİM

tarafından davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin

reddedilmiş olup başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkına ilişkin

olduğundan inceleme adil yargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar

altında yapılmıştır.

1. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Davanın Süre Aşımı Gerekçesiyle

Reddedildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu, 1602 sayılı Kanun’un 40. maddesine göre her çeşit

işlemlerde dava açma süresinin yazılı bildirim tarihinden başlayacağını, olayda

süregelen bir hak ihlali olduğundan hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini

belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

20. Bakanlık görüşünde başvurucunun şikâyetlerinin mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilerek Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) adil yargılanma hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş; buna göre dava açma sürelerinin, hukuksal güvenlik ilkesi ve

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli

ve meşru amaçlara hizmet etmekte olduğu, bu sürelerin adaletin sağlanmasını ve

özellikle hukuki güvenliğe saygının temin edilmesini amaçladığı ifade

edilmiştir. Ayrıca AYİM'in yorumunun başvurucu

açısından öngörülebilir olması gerektiği, olayda da AYİM'in

1983 tarihli içtihadı birleştirme kararından bu yana istikrarlı bir şekilde,

herhangi bir tebligatın olmadığı durumlarda dava açma süresinin başlangıç

tarihini öğrenme tarihi olarak kabul ettiğinin görüldüğü belirtilmiştir.

21. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı verdiği cevapta söz konusu

içtihadı birleştirme kararının farklı bir hususa ilişkin olduğunu, içtihada

göre işlemin uygulanması, bu uygulama ile statü değişikliği olması ve bu

değişikliğin ilgili tarafından öğrenilmiş olması hâlinde uygulama tarihinin

bildirim tarihi olarak kabul edildiğini, AYİM kararının ise öngörülebilir

olmadığını ve olayda yazılı tebliğin esas alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

24. Mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel

unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da

imkânsız hâle getiren uygulamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu

süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik

ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var

ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması

ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya da kanun yollarına

başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul

etmek gerekir (Remzi Durmaz, B.

No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).

25. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi

altında kalmasını engellemek ve kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılması kanunlarla belli

sürelere bağlanmıştır.

26. Bir kanuni düzenlemenin, bireylerin davranışını ona göre

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi ve kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir

bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.

Oysa hukukun, ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok

kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı

olan yoruma açık formüller içermektedir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, §

83).

27. Başvurucu, süregelen hak ihlali bulunduğu iddiasından

hareketle idareye yaptığı başvuru üzerine dava açabileceğini ileri sürmüş; AYİM’in dava açma süresine ilişkin kanun hükümlerini

yorumlayış şeklinden şikâyetçi olmuştur. Dava konusu olayda başvurucu, 30/8/1998

tarihinde uzman jandarma çavuş olarak nasbedilmiş,

daha sonra girdiği astsubaylığa geçiş sınavında başarılı olarak eğitimini

tamamlamasının ardından 30/8/2008 tarihinde astsubay çavuş olmuştur. Başvurucu

25/3/2013 tarihinde idareye başvurarak uzman çavuşlukta geçirdiği sürelerin

astsubay rütbe bekleme süresinden sayılmasını talep etmiş ancak başvurusu

29/3/2013 tarihli işlemle reddedilmiş ve ret işleminin iptali istemiyle

17/4/2013 tarihinde dava açmıştır. AYİM ise davacının 30/8/2008 tarihinde astsubay

çavuşluğa naspedildiği sırada uzman jandarma çavuşlukta geçirdiği sürelerin

nasbına eklenmediğini bildiği, nasıp kararnamesinin tebliğ edilmediği düşünülse

dahi başvurucunun hâlen bulunduğu rütbe olan astsubay kıdemli çavuşluğa erken

terfi ettirilmemekle uzman jandarma çavuşlukta geçirdiği sürenin astsubay rütbe

bekleme süresinden düşürülmediği, idarenin menfi işleminin sonuçlarını bizzat

yaşayarak kesin olarak muttali olduğunda kuşku bulunmadığı, bu durumda idarenin

menfi işlemine yıllar önce muttali olan başvurucu yönünden dava ve buna bağlı

olarak idari müracaat süresinin 30/8/2008 tarihinden itibaren ya da lehe

yorumla astsubay kıdemli çavuşluğa terfi ettiği tarihten başlayacağı, bu

durumda davacının menfi işleme muttali olduğu tarihten itibaren dava açması

gerekirken süresi geçirildikten sonra 25/3/2013 tarihinde yapılan idari

başvurunun reddi üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

28. AYİM, yazılı tebligatın bulunmadığı durumda dava açma

süresinin işleme muttali olunan tarihten başlayacağı yönündeki yerleşik

içtihada (bkz. § 15) uygun şekilde başvurucunun erken terfi ettirilmemekle

uzman jandarma çavuşlukta geçirdiği sürenin astsubay rütbe bekleme süresinden

sayılmadığını, yani idarenin olumsuz işleminin sonuçlarına, bizzat yaşayarak

kesin şekilde muttali olduğunu kabul ederek dava açma süresinin aşıldığı

sonucuna varmıştır.

29. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin

kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir hatası

içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No.

2012/1027, 12/2/2013, §§ 25, 26).

30. Nitekim AİHM de Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve

yükümlülüklere halel getirmedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından yapıldığı

iddia edilen olay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını,

kararlarında bir yerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olan

unsurlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını, zira bunun

kendisini üçüncü ya da dördüncü derece yargı organı olarak görmesi anlamına

geleceğini ifade etmiş (Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993),

kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin Sözleşme’ye

uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu belirtmiştir (Murat Çevik, B. No: 2013/3245, 11/12/2014,

§§ 41, 46).

31. Anayasa Mahkemesi, Kamil Koç (B. No: 2012/660, 7/11/2013) kararında, tebliğ

edilmedikçe başvurucu açısından yerine getirme yükümlülüğü doğurmayan atama

işlemine yönelik dava açma süresinin, yazılı tebliğ yerine ıttıla tarihinden

başlatılarak davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar

verilmesinin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar

vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararında, başvurucunun hukukunu doğrudan

etkileyen ve tebliğ edilmeden hukuki sonuç doğurmayan idari işleme karşı dava

açma süresinin 1602 sayılı Kanun’da öngörülen yazılı tebliğe ilişkin kuralın

aksi yönünde yorumlanmasının öngörülebilir olmadığına dikkat çekilmiştir.

32. Somut olayda ise başvurucunun AYİM’deki

davasına esas şikâyeti, uzman jandarma çavuşlukta geçirdiği sürenin astsubay

rütbe bekleme süresinden sayılmamasıdır. Söz konusu şikâyete esas yasal

değişikliğin, başvurucunun uzman jandarma olarak görev yaptığı 2003 yılında gerçekleştiği,

başvurucunun 2008 yılında astsubaylığa atandığı, gerekli intibaklarının yasal

değişikliğe göre anılan süreler değerlendirilmeyerek yapıldığı ve astsubaylığa

atandıktan yaklaşık beş yıl sonra 25/3/2013 tarihinde idareye belirtilen

başvuruyu yaptığı, AYİM’in yerleşik içtihada uygun

şekilde uygulanması ve dolayısıyla başvurucu hakkında hukuki sonuç doğurması

yazılı tebliğe bağlı olmayan, anılan sürelerin sayılmaması yönündeki olumsuz

idari işleme karşı ıttıla tarihinden itibaren dava açılması gerektiği yönündeki

kararının başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı söylenemeyeceği gibi

kararda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunduğunun da söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.

33. Öte yandan başvurucu, aleyhine olan kararın AYİM tarafından bir

başka dosyada üç ay sonra verilen 2013/921 sayılı kararla çeliştiğini ileri

sürmüşse de belirtilen kararın da yine ıttıla tarihinin esas alınarak davanın

süre aşımından reddine ilişkin bir karar olduğu anlaşılmış olup sonuç olarak

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan nedenlerle AYİM tarafından davanın süre aşımından

reddedilmesinde açık ve görünür bir ihlal tespit edilemediğinden başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Karar Düzeltme Talebinin Reddedilmesi

Sonucunda Para Cezası Verilmesine İlişkin İddia

35. Başvurucu, karar düzeltme talebiyle yaptığı başvurunun

reddedilmesi üzerine ayrıca aleyhine para cezasına hükmedilmiş olmasının

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

36. Somut olayda başvurucu karar düzeltme isteminde bulunmuş,

AYİM tarafından talebi reddedilerek başvurucu aleyhine toplam 218 TL para

cezasına hükmedilmiştir.

37. 1602 sayılı Kanun'un 67. maddesinin dördüncü fıkrasında,

"Yargılamanın iadesi ve kararın

düzeltilmesi istekleri kanunda yazılı sebeplere dayanmıyor ise isteğin reddine

karar verilir ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu husustaki hükümlerine

göre para cezasına da hükmolunur." kuralına yer verilmiştir.

38. Anılan maddeyle karar düzeltme isteminin reddi hâlinde

başvurucu aleyhine para cezasına hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Bu

kural, mahkemeye erişim hakkı ile ilişkili bir düzenlemedir. Ancak mahkemeye

erişim hakkı mutlak bir hak değildir. Bazı sınırlamalara tabi tutulabilir.

Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece

mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede

bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu

yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi

içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da

aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

söylenemez (Serkan Acar, B. No:

2013/1613, 2/10/2013, §§ 38, 39). Diğer bir ifadeyle yükletilen para cezası

miktarının; bu hakkı, özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç

izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir. Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya

verilecek olan para cezası miktarı bu çerçevede değerlendirilmelidir (Mustafa Kemal Sungur, B. No: 2013/2507,

6/3/2014, § 39).

39. Buna göre adli sürecin istismarı gerekçesiyle para cezası

verilmesi, ilke olarak adil yargılanma hakkına aykırı değildir. Adaletin doğru

idaresini sağlamak ve kötü niyetli başvuruları önlemek açısından bu nitelikte

düzenlemelerin yapılması meşru ise de uygulanacak para cezası miktarı,

mahkemeye erişim için bir engel olarak kabul edilebilecek kadar yüksek

olmamalıdır (Mustafa Kemal Sungur, § 40).

40. Somut iddia bu ilkeler kapsamında incelendiğinde

başvurucunun karar düzeltme isteminin reddedilmesi sonucunda 218 TL para cezası

ödemekle yükümlü tutulmasına karar verilmiş ise de hükmolunan bu miktarın,

gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak açısından orantılı olduğu ve

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmadığı görülmüştür. Dolayısıyla söz

konusu yaptırımın mahkemeye erişim hakkına bir engel teşkil etmediği sonucuna

varılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle AYİM tarafından karar düzeltme

isteminin reddine karar verilmesi üzerine, başvurucu aleyhine para cezasına

hükmedilmesinin açık bir ihlal niteliğinde olmadığı anlaşıldığından

başvurucunun bu yöndeki iddiasının da açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu, AYİM’in bünyesindeki

sınıf subayları nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Bakanlık

görüşüne verdiği cevapta AİHM tarafından da söz konusu subay üyelerin tarafsız

ve bağımsız olmadıklarına karar verildiği belirtilmiştir.

43. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazla

dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda

bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari

veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu

subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Mustafa Yavuz ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 29870/96,

25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No: 23522/05, 20/4/2010,§ 30; Mustafa Kemal Sungur, §§ 33, 34).

44. Açıklanan nedenlerle mahkemenin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucu, AYİM daire kararlarına karşı başvurulabilecek

etkili bir kanun yolunun olmadığını belirterek adil yargılanma hakkını ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

46. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

47. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde

temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu,B.

No: 2012/1096, 20/2/2014, §§ 42-45).

48. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Sinan ÇINKIR Vekili : Av. Cihan KOÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9751, 18 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Paksüt
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9751
Tarih
18 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Levent Çoloğlu Başvurusu (B. No: 2014/14617)
  • Gülşah Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3936)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/8364)
  • Özgür Adıgüzel Başvurusu (B. No: 2014/306)
  • Cengiz Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/3181)
  • Mohammed Aynosah Başvurusu (B. No: 2013/8896)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.