İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gülşah Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3936)

1. Başvuru, kürtaj ile ilgili yapılması düşünülen düzenlemeleri

Başvuru No2013/3936Tarih17 Şubat 2016Okuma31 dk · 6.234 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Gülşah Öztürk Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/3936
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.234 kelime·31 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kürtaj ile ilgili yapılması düşünülen düzenlemeleri

protesto edenlere karşı polisin aşırı güç kullanarak gözaltına alma işlemini

gerçekleştirmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/6/2013 tarihinde Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/9/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 7/4/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

14/4/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 2/5/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular 1/6/2012 tarihinde saat 11.00'de

beraberlerindeki yirmi yedi kişilik bir grup ile “kürtajı” cinayet olarak

tanımlayan açıklamalarını ve “kürtaj yasağı” hakkında yapılması düşünülen yasal

düzenlemeleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ile görüşmek üzere Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanlığının ek binası önünde toplanmışlardır.

9. Başvurucuların da bulunduğu grup içerisinden E.Ü. isimli bir

kişi, gruba ve olay yerinde bulunan basın mensuplarına hitaben kürtaj ile

ilgili yapılan açıklamaya yönelik olarak görüşlerini belirtmiş ve Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanı'nın bir kadın olarak yanlarında olması gerektiğini

vurgulamıştır. Daha sonra anılan kişi, hükümetin son on yılda yaptıkları hakkında

görüşlerini ifade ederek Bakan ile görüşmeye geldiklerini beyan etmiştir.

Bakanın grubun yanına gelmek zorunda olduğu, aksi takdirde gelene kadar

bekleneceği de ifade edilmiştir.

10. Daha sonra grup içinde bulunan başka bir kişi gruba ve basın

mensuplarına hitaben “Bize bugün burada [Aile

ve Sosyal Politikalar Bakanı] Fatma Şahin['in] olmadığı söyleniyor. Fakat biz buna inanmıyoruz,

Fatma Şahin gelip bizle burada görüşene kadar burada bekleyişimiz devam edecek.”

şeklinde kısa bir açıklama yaptıktan sonra katılımcılar, Bakanlık önündeki

kaldırıma oturarak ellerindeki dövizleri açmışlardır. Oturma eylemi sırasında

grup içindeki bazı katılımcılar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'nın nerede

olduğunu sorarak Bakan'ın görevini yapmasını, aksi takdirde grubun Bakanlık

binasına çıkarak gerekeni yapacağını belirtmişlerdir.

11. Başvurucu Gülşah Öztürk, saat 11.20’de “Muhatap alınmıyorsak biz muhatap alınmayı biliriz.”

dedikten sonra grup, ondan geriye doğru saymaya başlamış ve geri sayımdan sonra

Bakanlık binasına girmeye çalışmıştır. Bu sırada Bakanlık binası önünde

güvenlik önlemleri çerçevesinde barikat kuran polis, grubun binaya girmesini

engellemiş ve kalkanlar ile grubu iterek grubu tekrar kaldırım üzerine

almıştır.

12. 1/6/2012 tarihli, polis tarafından tutulan olay tutanağına

göre olay esnasındagruba hitaben “Bakanlıktan yetkili biri ile görüşeceklerini ve

Bakanlık önünden kenara çekilerek sakin bir şekilde beklemeleri gerektiği,

görüşecekleri kişinin şu anda toplantıda olduğu, yaptıkları eylemin kanuna

aykırı olduğu, eylemlerine son verip dağılmaları gerektiği yönünde”ikazlarda

bulunulmuştur.

13. Saat 11:35’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşar

Yardımcısı, grupla görüşmek üzere Bakanlık binası önüne gelmiştir. Grup içinden

E.Ü. “Eğer bir kadın muhatap gelip bizimle

muhatap olmuyorsa, kameraların önünde kadınlardan özür dilemiyorsa, biz

gireceğiz içeri ve görevimizi yerine getireceğiz” şeklinde açıklama

yaptıktan sonra Müsteşar Yardımcısı ile görüşmeyi reddetmişlerdir. Bu

açıklamadan sonra grup tekrar Bakanlık binasına girmek için tekme ve yumruk

atmak suretiyle polis barikatını aşmaya çalışmıştır. Polis, kalkanlar ile

iterek grubu tekrar kaldırım üzerine almıştır.

14. Saat 11.50’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Eğitim ve

Yayınlar Daire Başkanı grubun yanına gelerek konu ile ilgili görüşebileceğini

ve grubun mesajlarını Bakan'a iletebileceğini ifade etmiştir. Bunun üzerine

grup içinden bir kişi “Başbakanın açıklaması

ile ilgili olarak Daire Başkanının özür dilemesi, Başbakandan özür istenmesi,

kürtaj ile ilgili yasaya karşı mücadele etmek için söz verilmesi”

taleplerini Daire Başkanı'na iletmişlerdir.

15. Daire Başkanı “Arkadaşlar

biz size değer veriyoruz. Bunların hepsini Sayın Bakanımıza ileteceğim. Siz mesajınızı

ilettiniz.” şeklinde cevap vermiştir. Grup içinden bir kişinin “Siz özür dilemiyor musunuz? Söz vermiyor musunuz?”

şeklinde soru sorması üzerine Daire Başkanı “Arkadaşlar

sizin isteğiniz üzere buraya geldim. Birkaç temsilciyi davet ettik buyurun konuşalım

diye. Başka bir mesajınız yoksa. Bu mesajı ileteceğim.” şeklinde

beyanda bulunmuştur.

16. Daire Başkanı'nın açıklamasından sonra grup içinden bir

kişi, kimseyi dikkate almadıklarını ve Bakanlığa gireceklerini beyan ederek

tekrar tekme ve yumruklarla polis barikatını aşmaya çalışmışlardır. Polis grubu

kalkanlarla itekleyerek tekrar kaldırıma almıştır.

17. Saat 12.25’e kadar oturma eylemine devam eden grup, polis

tutanağı ve Mahkememizce izlenen kamera kayıtları kapsamında birden kalkarak

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) istikametine doğru koşmaya başlamış, bunun

üzerine grubun önü polis tarafından kesilerek grup çember içine alınmıştır. Bu

esnada başvurucu Gülşah Öztürk ile iki eylemci Atatürk Bulvarı üzerine çıkarak

oturmak suretiyle yolu trafiğe kapatmaya çalışmıştır. Ancak polis bu kişilere

müdahale ederek diğer grubun yanına almıştır.

18. Polis, grubun ikazlara rağmen dağılmayarak slogan atıp

saldırgan tavırlarla polise tekme ve yumruklarla saldırması ve Atatürk

Bulvarı'na çıkarak araç trafiğini ve kendilerini tehlikeye sokacak nitelikte

eylemlerine devam etmesi gerekçesiyle saat 12.30’da eylemcileri gözaltına

almıştır. Grupta bulunanlar birbirlerine kenetlenerek gözaltına alınmamak için

direnç gösterdiklerinden polis zor kullanarak "teker teker sökerek"

taşıma teknikleri ile kişileri polis aracına almıştır.

19. Gözaltına alınan başvurucuların aynı gün 15.00

- 15.30 sıralarında alınan genel adli muayene raporları şöyledir:

i. Başvurucu Eda Ceylan için boyun sağ tarafında 10x10 yüzeysel

doku kaybı, sağ diz üzerinde 3x3 ekimoz,

ii. Başvurucu Gülşah Öztürk için her iki bacak femur seviyesinde 5x5 ekimoz, sol

kol medialde, ön kolda 2 adet 2x2 ekimoz,

sağda hafif ödem,

iii. Başvurucu Tuğba Çiftçi için her iki kolda yaygın ekimotik lezyonlar mevcut,

iv. Başvurucu Özge Gizem Kartalkaya

her iki ön kolda yüzeysel sıyrıklar ve sol bilekte hassasiyet, göğüs orta hatta

7 cm hiperemi mevcut.

20. Başvurucuların şüpheli olarak beyanları alındıktan sonra

aynı gün başvurucular Gülşah Öztürk ve Özge Gizem Kartalkaya

saat 18.55’te, başvurucular Eda Ceylan ve Tuğba Çiftçi saat 19.50’de serbest

bırakılmışlardır.

21. Başvurucular; gözaltına alınırken yaralandıklarını, cinsel

tacize uğradıklarını, hakaret ve tehdide maruz kaldıklarını iddia ederek olaya

karışan polisler hakkında 5/6/2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

şikâyette bulunmuşlardır.

22. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün 2012/72160

soruşturma numaralı dosya kapsamında adli soruşturmaya başlamış ve

başvurucuları adli tıpa sevk etmiştir. Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü 5/6/2012

tarihli ve 2012/13710-13713 sayılı raporunda başvurucuların vücutlarının

özellikle kol ve bacak bölgelerinde çok sayıda ekimoz

ve yüzeysel sıyrıklar tespit edildiğini belirtmiştir. Başvurucuların

yaralanmasının yaşamlarını tehlikeye sokan bir durum olmadığı ve basit tıbbi

müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu da ifade edilmiştir.

Başvurucuların hiçbirisinin baş bölgesinde herhangi bir ekimoz

veya sıyrık tespit edilmemiştir. Sadece başvurucu Eda Ceylan’ın yapılan muayenesinde

boyun sağ yan tarafta 3 cm'lik yüzeyi kabuklanmış

sıyrık tespit edilmiştir.

23. Öte yandan olay esnasında yaralandıklarını beyan eden yedi

polis memuru Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaralanmalarına sebep olan

kişilerden şikâyetçi olmuşlardır. Polis memurlarının Ankara Adli Tıp Şube

Müdürlüğünde yapılan muayenesi sonucunda hazırlanan 4/6/2012 tarihli ve

2012/13489-13495-96 sayılı raporda polis memurlarının el ve kollarında ekimoz ve sıyrıklar tespit edilmiştir.

24. Olayın görüntülerine ilişkin olarak Ankara İl Emniyet

Müdürlüğünün 5/6/2012 tarihli DVD İzleme ve Tespit-Teşhis Tutanağı'nda

değişik zamanlarda grup içinde bulunan kişilerin polis barikatını

tekmeledikleri ve görevli polislere vurmaya çalıştıkları belirtilmiştir. Bu

kapsamda başvurucuların polis barikatına yüklendikleri ve polislere vurmaya

çalıştıkları fotoğraflarla tespit edilmiştir. Ayrıca grubun aniden kalkarak

TBMM istikametine koşmaya başladıkları da bir fotoğrafta gösterilmiştir.

25. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin tutulmuş olan

kamera kayıtlarının incelemesi için bilirkişi atamıştır. Bilirkişinin

hazırladığı 28/11/2012 tarihli raporda olaya ilişkin olarak meydana gelen

arbedeye yönelik tespitler yapılmamıştır. Bilirkişi, olay esnasında

başvuruculardan bazıları ve diğer bazı katılımcıların eylem esnasında söylediği

sözleri raporda belirtmiştir.

26. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yukarıda belirtilenler

dışında soruşturma kapsamında başka bir araştırma yapmamıştır. Şüphelilerin

kimlikleri tespit edilmeye çalışılmamış ve tanık beyanına da başvurulmamıştır.

Başsavcılık 3/12/2012 tarihli ve K.2012/69746 sayılı kararı ile başvurucuların

şikâyeti ile ilgili olarak görevi kötüye kullanma, hakaret ve tehdit

suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

"… müştekilerin ellerinde bulunan ve Aile

ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önünde toplanmaları üzerine Çevik Kuvvet

polislerinin gerekli önlemi aldıkları, müştekilerin de aralarında bulunduğu

grubun ilk olarak polis barikatını aşmak ve Bakanlık binasına girmek için polis

memurlarına saldırdıkları, binaya giremeyince bina önünde beklemeye devam

ettikleri, Bakanlık yetkililerinin taleplerini karşılamadıklarından bahisle

TBMM binasına yürümek istedikleri esnada kolluk görevlileri tarafından yasal

bir şekilde gözaltına aldıkları, ancak incelenen görüntülerde Emniyet

ekiplerinin herhangi bir orantısız güç, tehdit veya hakaret suçunu işlediğinin

tespit edilmediği, polisin yasal müdahale hakkını kullandığı anlaşıldığından müsned suçla ilgili olarak şüpheliler hakkında kamu adına

Kovuşturmaya yer olmadığına (karar verilmiştir.)"

27. Başvurucular anılan karara karşı Sincan 2. Ağır Ceza

Mahkemesine itirazda bulunmuşlardır. Mahkeme 26/2/2013 tarihli ve 2013/438

Değişik İş sayılı kararı ile Başsavcılığın kararının usul ve yasaya uygun

olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.

28. Karar başvurucular vekiline 7/5/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş ve başvurucular 6/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

29. Başvurucuların, Bakanlık görüşüne karşı verdikleri beyana ek

olarak gönderdikleri belgede Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 21/6/2012

tarihli iddianame ile başvurucular hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan Ankara 26. Asliye

Ceza Mahkemesinde kamu davası açtığı anlaşılmıştır.

30. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 1/4/2014 tarihli ve

E.2012/932, K.2014/249 sayılı kararıyla başvurucuların çevreyi rahatsız edici

ve trafik akışını engelleyici davranışlarda bulunmadıkları, güvenlik

kuvvetlerinin görevini engelleyecek şekilde hareket etmedikleri gerekçesiyle beraatlerine karar vermiştir. Karar temyiz edilmeden

kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

31. 2911 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun

hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli

amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

32. Aynı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

“Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu

hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük

Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve

şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.”

33. Aynı Kanun’un 32. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine

katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı

aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve

gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre

verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü

yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere

verilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir.”

34. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması

halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya

yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucular 1/6/2012 tarihinde beraberlerindeki yirmi yedi

kişilik bir grup ile Başbakan’ın “kürtaj” ile ilgili açıklamalarını ve “kürtaj

yasağı” hakkında yapılması düşünülen yasal düzenlemeleri Aile ve Sosyal

Politikalar Bakanı ile görüşmek üzere gittikleri Bakanlık binası önünde

beklerken söz konusu görüşmenin sağlanamaması nedeniyle taleplerini iletmek ve

yetkililer ile görüşmek amacıyla TBMM binasına doğru hareket ettikleri sırada,

kolluk görevlileri tarafından engellendiklerini “orantısız güç kullanılarak”

gözaltına alındıklarını, gözaltına alınırken ve gözaltında bulundukları sırada

işkence, cinsel saldırı, tehdit ve sinkaflı sözlerle

hakarete maruz kaldıklarını, bu durumun adli tıp raporu ve ibraz ettikleri

cinsel saldırıya yönelik fotoğraf ile sabit olduğunu, görevli polisler hakkında

suç duyurusunda bulunmalarına ve şüphelileri teşhis edebileceklerini

belirtmelerine rağmen teşhis işleminin sağlanmayarak şüphelilerin ifadelerinin

alınmadığını, soruşturma aşamasında Savcılık tarafından delil olarak

değerlendirilen kamera kayıtlarının şüpheliler tarafından incelenerek

hazırlandığını, ayrıca kolluk kuvvetlerince sunulan kamera kayıtlarının sadece

Bakanlık önündeki protesto eylemlerini kapsadığını, gözaltı işlemleri sırasında

kamera kaydı yapılmadığını, diğer kayıtlar üzerinde ise şüpheliler tarafından

görüntü ayıklama işlemi yapıldığını, söz konusu hususların Savcılık tarafından

dikkate alınmayarak delil olarak kabul edildiğini ve böylece etkili soruşturma

yapılmayarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu karara

itiraz etmelerine rağmen sonuç alamadıklarını, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin 3., 6., 10., 11. ve 13. maddeleri ile bağlantılı olarak anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; soruşturmanın yeniden yapılması ve

toplam 30.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

37. Başvurucular, kürtajın yasaklanmasına yönelik Başbakan'ın

yaptığı açıklamayı protesto etmek ve konu ile ilgili Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanı ile görüşmek talebiyle anılan Bakanlığın önünde toplanmışlar ve daha

sonra taleplerini etkili bir şekilde iletemediklerinden TBMM’ye doğru koşmaya

başlamışlardır. Bunun üzerine polisin başvurucular ve katılımcılara yaptığı

müdahalenin ve müdahale esnasında söylenen sözlerin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu kapsamda başvurucuların şikâyeti

Anayasa’nın 17. ve 34. maddelerinde tanımlanan kötü muamele yasağı ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların şikâyeti ile

ilgili olarak görevi kötüye kullanma, hakaret ve tehdit suçlarından

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir (bkz. § 26). Karara yapılan itiraz,

Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/4/2013 tarihinde reddedilmiştir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü esnasında meydana gelen müdahalelere ve sonucunda

ortaya çıkan yaralanmalara ilişkin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetler,

bir bütün hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına

ilişkin bir başvuru olarak kabul edilmiş; başvuru yollarının Cumhuriyet

Başsavcılığının anılan kararı ile tüketildiği değerlendirilmiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, § 62). Bu kapsamda somut olayda başvuru, başvuru yolları

tüketildikten sonra süresinde yapılmıştır.

39. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

tanımlanan insan haysiyetiyle bağdamayan muamele yasağının ve Anayasa’nın 34.

maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin başvurularının, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

a. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular, kürtajın yasaklanmasına yönelik Başbakan'ın

yaptığı açıklamayı protesto ettikleri esnada polisin yaptığı müdahalenin ve

müdahale esnasında söylenen sözlerininsan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

41. Bakanlık görüşünde, başvurucuların yaralanmasına ilişkin

olarak esas ve usul yönünden olmak üzere iki ayrı değerlendirme yapılmıştır.

Esas yönünden yapılan değerlendirmede olaya ilişkin görüntüler ve bilirkişi

raporu incelendiğinde eyleme katılan kişilerin Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığına girmeye çalıştıkları ve bu arada güvenlik önlemleri alan polis ile

arbede yaşandığı, bu arbedede polislerin de yaralandığı belirtilmiştir. Öte

yandan başvurucuların, alınan sağlık raporlarına itiraz etmedikleri ve bu

bağlamda kelepçelerin sıkıldığına yönelik iddialarının somut bulgularla desteklenemediği

hatırlatılmıştır. Ayrıca başvurucu Özge Gizem Kartalkaya’nın

cinsel taciz edildiğine dair iddiaları açısından soruşturma dosyasında herhangi

bir adli işlem tesis edilmediği ifade edilmiştir.

42. Bakanlığın etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiaları

yönünden yaptığı değerlendirmede, başvurucuların beyanlarının alındığı ve olay

görüntülerinin bilirkişi marifetiyle incelendiğini belirtilmiştir. Öte yandan

Bakanlık, şüphelilerin beyanlarının alınmadığını ve başvurucular tarafından

talep edilen teşhis işleminin de yapılmadığını tespit etmiştir.

43. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı verdikleri 29/4/2014

havale tarihli beyanlarında, yaralanmaların Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığına girmeye çalışırken olmadığını, bahse konu yaralanmaların eylemcilerin

TBMM’ye gitmek istemeleri üzerine gözaltına alındıkları esnada olduğunu

belirtmişlerdir. Kelepçelerin sıkılması konusuna yönelik olarak da başvurucular

raporlarda bu hususların mevcut olduğunu ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan

başvurucular, 2911 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan haklarında açılan kamu

davasında da beraat ettiklerini hatırlatmışlardır. Ayrıca, soruşturmayı yürüten

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, şüphelileri teşhis ettirmeden, ifadelerini

almadan ve hakaret, tehdit ve cinsel taciz iddialarını yok sayacak şekilde

hiçbir araştırma yapmadan karar verdiği ifade edilmiştir. Başvurucular, polis

müdahalesinin kadınlara yönelik ayrımcılık temelindedeğerlendirilmesi

gerektiğini belirtmişlerdir.

44. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin

şikâyetlerin incelenmesinin, devletin negatif ve pozitif sorumluluğuna bağlı

olarak maddi ve usule ilişkin boyutlar bakımından ayrı ayrı ele alınması

gerekir. Bu nedenle başvurucuların somut olaydaki şikâyetleri, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında devletin maddi ve usule ilişkin

yükümlülükleri açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

45. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

46. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “İşkence Yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

47. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

48. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü; öncelikle kamu otoritelerinin,

bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında

belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden

olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı

gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

49. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda, bir

muamele “işkence”, “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile

tanımlanabilmektedir (Bu kavramların kapsamlarının belirlenmesi için bkz. Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

22-24; Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 76-80; Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 84-91).

50. Kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle

desteklenmelidir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993, § 30). İddia edilen

olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul şüpheden uzak

kanıtların varlığı gerekir (Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). Bu nitelikteki bir kanıt; yeterince ciddi,

açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden

de oluşabilir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71,

18/1/1978, § 161; Labita/İtalya, B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

121).

51. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki

saik de eklenebilir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93,

18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü

muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs,

§ 53; Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, §

104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir.

52. Anayasa'nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 3. maddesi bir

yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür

bir güç sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir (Ivan Vasilev/Bulgaristan,

B. No: 48130/99, 12/4/2007, § 63). Ayrıca, kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu

neviden fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı

ihlal edecektir. Bu bağlamda AİHM, suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez

zorlukların, bireylerin vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya

sınırlar koymasını haklı kılamayacağını belirtmektedir (Ribitsch/Avıısturya, B. No: 18896/91,

4/12/1995, § 38). Buna göre yakalama sırasında kötü muamele yapıldığı iddiaları

değerlendirilirken güç kullanmayı gerektiren bir durumun olup olmadığı ve

kullanılan gücün orantılı olup olmadığı gözetilmelidir.

53. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir.

54. Somut olayda, başvurucuların insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele iddialarına konu yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz iddialarının

polisin gözaltına alma işlemi esnasında meydana gelen olaylarla ilgili olduğu

hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucular,

yaralanmalarına ilişkin olarak gözaltına alınırken hazırlanan rapora (bkz. §

19) ve Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün hazırladığı rapora (bkz. § 22) itiraz

etmemişlerdir. Başvurucuların kendilerine yönelik polisin hakaret, tehdit

içeren sözler söylemediğine ve cinsel tacizde bulunduğuna ilişkin olarak

iddialarını incelemeye değer kılacak herhangi bir delil ortaya koymamışlardır.

Dolayısıyla başvurucuların iddiaları, kötü muamele iddilarının

polisin başvurucuları gözaltına alması sırasında gerçekleştiğinin kabulü ve

maddi sonuçları açısından herhangi bir ihtilaf tespit edilemeyen olaylar

çerçevesinde incelenmiştir.

55. Başvurucuların içinde bulunduğu yirmi yedi kadın,

Başbakan’ın yaptığı açıklamaları protesto etmek için Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığı önünde toplanmışlardır. Grup öncelikle Bakan ile görüşme talebinde

bulunmuştur. Bu talepleri karşılanmayınca Bakanlığa girmeye çalışan grup, polis

tarafından taşıdıkları kalkanlarla engellenmiştir. Bu esnada katılımcılar,

polise tekme ve tokatlarla vurmak suretiyle güvenlik önlemini aşmaya

çalışmışlardır. Mahkememizce izlenen kamera kayıtlarında, grubun birkaç kez

barikatı aşmaya çalıştığı ve bu esnada polise karşı şiddet uyguladığı tespit

edilmiştir. En son olarak grup Bakanlık binasının önündeki yola ve kaldırıma

oturmak suretiyle eylemine devam etmiştir.

56. Oturma eyleminde bulanan grup daha sonra aniden TBMM’ye

doğru koşmaya başlamıştır. Bunun üzerine polis gruba müdahale ederek yoğun

trafik akışının olduğu Atatürk Bulvarı önünde grubu çembere almıştır. Bu arada

başvurucu Gülşah Öztürk ile iki eylemci, Atatürk Bulvarı'nı trafiğe kapatmaya

çalışmaları üzerine polisler tarafından yoldan uzaklaştırılarak çember içine

alınan gruptaki diğer kişilerin yanına alınmışlardır. İzlenen kamera

kayıtlarında grubun TBMM’ye gitmekte ısrar etmeleri üzerine grupta bulunan

eylemciler teker teker bayan polis memurları tarafından gözaltına alınmaya

başlanmıştır. Polislerin gözaltına almaya başlamaları üzerine gruptaki kadınlar

birbirlerine kenetlenerek gözaltına alınmaya pasif olarak direnmeye

başlamıştır. Direnen eylemciler bayan polisler tarafından el ve ayaklarından

çekilerek veya taşınarak polis aracına alınmışlardır. Başvurucular, gözaltına

alınma esnasında uygulanan güç dışında bazı polislerin hakaret, tehdit ve

cinsel tacizde bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak buna ilişkin olarak kamera

kayıtlarında herhangi bir hususa rastlanmamıştır. Başvurucuların birbirini

doğrulayan beyanları dışında herhangi bir delil ortaya konulamamıştır.

57. Başvuru konusu olayda polisin zor kullanma yetkisini, başka

bir ifade ile güç kullanmasını gerektiren bir durum olup olmadığı değerlendirilirken

öncelikle başvurucuların olay esnasındaki tutumu esas alınmalıdır. Bu

değerlendirmede başvurucuların gözaltına alınmasının gerekip gerekmediği kötü

muamele yasağının incelemesi açısından önemli değildir. Nitekim tek başına

gözaltına alma kötü muamele yasağının ihlali olarak değerlendirilemez. Ancak

olayın şartları çerçevesinde gözaltına alınma kişinin konumu, gözaltına

alındığı yer ve zaman açısından bir kötü muamele oluşturabilir.

58. Başvurucuların TBMM’ye koşmaya başlamaları ve bu sırada bir

başvurucunun da içinde bulunduğu üç eylemcinin yoğun trafik akışı olan bir

bulvarı trafiğe kapatmaya çalışması, polisin kamu düzenini sağlamak için

eylemci grubu durdurması için gerekçe oluşturmuştur. Nitekim polis, grubu

çember içine alarak yolun trafiğe kapanmasını ve eylemcilerin kamu düzenini

bozucu hareketlerini engellemiştir. Daha sonra eylemcilerin TBMM’ye gitme

ısrarı ve önceki saldırgan davranışları gözaltına alınmalarına yol açmıştır.

Gözaltına alınırken eylemciler kenetlenerek gözaltına direnmek için pasif

direniş göstermişlerdir. Bu durumda polis, gözaltına alınmaya kenetlenerek

direnen kadınların direncini kırmak için güç kullanmak zorunda kalmıştır.

59. Öte yandan eylemcilerin kadın olduğu gözetilerek kadın

polisler tarafından eylemcilere güç kullanılmıştır. Kullanılan güç genel

itibariyle kenetlenmiş eylemcileri birbirinden ayırmak için el ve kollardan

tutarak çekme veya taşıma şeklinde gerçekleşmiştir. Başvurucuların alınan

doktor raporlarında birçok ekimoz ve sıyrıktan

bahsedilmiş ise de söz konusu yaraların el, kol ve diz bölgesinde olduğu

açıktır. Dolayısıyla adli tıp raporunda belirtilen yaraların, polisin

eylemcileri birbirinden ayırmak için güç kullanması sonucu ortaya çıkması

muhtemel yaralar ile uyumlu olduğu söylenebilir. Her ne kadar başvurucular,

kelepçelerin gereğinden fazla sıkılmak suretiyle polisin kötü muamelesinden

bahsetseler de soruşturma aşamasında hiçbir itiraza konu olmayan adli

raporlarda el bileklerine yönelik herhangi bir yaralamadan bahsedilmemiştir.

Aynı zamanda başvurucuların hiçbirisinde güç kullanma yöntemine aykırı olacak

şekilde kafa bölgesinde yaralanmaya rastlanmamıştır.Dolayısıyla

başvurucuların yaralanması ile ilgili olarak polisin kullandığı gücün

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline neden olacak şekilde

gereksiz ve ölçüsüz olduğu söylenemez.

60. Açıklanan nedenlerle başvuruculara yapılan müdahale ile

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının esas yönünden ihlal edilmediği sonucuna

varılmıştır.

61. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkin savunulabilir şikâyetlerin bulunmadığı yönünde varılan

tespitler göz önünde bulundurulduğunda (§§ 53-58), anılan maddenin usul

boyutuna ilişkin şikâyetler incelenebilecek nitelikte değildir (Benzer AİHM

kararları için bkz. Vefa Serdar/Türkiye,

B. No: 7309/04, 21/1/2015,§ 132; Stefan Povestca/Moldova

Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 54791/10,

18/3/2014, §§ 39, 40; Dilan Azgın/Türkiye (k.k.), B.

No: 33062/03, 17/5/2011, § 60). Dolayısıyla başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin usulü boyutunun ihlaline ilişkin iddiaları ayrıca

değerlendirilmemiştir.

b. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

62. Bakanlık görüşünde AİHM’in,

Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki içtihatlarına atıfta bulunulmuş ve

başvurucuların barışçıl nitelikteki taleplerini dile getirmek için bir

gösteriye katıldıklarını ancak zaman içinde zor kullanarak Aile ve Sosyal

politikalar Bakanlığına girmeye çalıştıklarını belirtmiştir.

63. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı haklarında 2911 sayılı

Kanun’a muhalefet suçundan açılan kamu davasında beraat ettiklerini, polisin

yapılan eylemi engellemesinin hiçbir haklı ve yasal gerekçesi olmadığını, Aile

ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na girmekteki ısrarlarının değil, polisin

başvurucuları engellemesinin hak ihlali oluşturduğunu ifade etmişlerdir.

64. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve

saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

65. Sözleşme’nin 11. maddesi şöyledir:

“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek

kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla

birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

66. Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir. Toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin

ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu

kapsamda, kendine özgü özerk işlevine ve uygulama alanına rağmen toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, ifade özgürlüğü kapsamında

değerlendirilmelidir. Dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını

ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda olduğunun

düşünülmesi ve bu niteliğin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

uygulamasında da gözetilmesi gerekir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

67. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve

bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da

eylemlerin yasadışı olduğu durumlarda dahi, demokrasiye zarar vermektedir.

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden

ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin,

toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı

sunulmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 117).

68. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti

dışlayan yöntemlerle düşünceleri açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma

niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl

toplanma kavramı dışındadır. Bu kapsamda toplanma hakkının amacı şiddete

karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Bunun dışında toplantının veya gösteri yürüyüşünün hangi

amaçla yapıldığının bir önemi yoktur (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 118).

69. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bir toplantı ve gösteri

yürüyüşünün yasadışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek

başına toplantı veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın

akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol

açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini

haklı gösteremez (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 119).

70. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, bazı durumlarda

toplanma hakkının sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Aynı şekilde

Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında da sınırlama nedenleri

öngörülmüştür. Bu kapsamda toplantı hakkına getirilecek her türlü sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ön şarttır. Kanunun

öngördüğü durumlarda dahi bu hakka müdahalenin meşru amaçlar çerçevesinde

olması gerekmektedir. Meşru amaçlar, 34. maddede “milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın

ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması”

olarak belirtilmiştir. Sözleşme’de de benzer bir

şekilde düzenleme yapılmıştır. Meşru amaçlar çerçevesinde kanun ile yapılacak

sınırlamalar dahi Anayasa’nın 13. maddesi gereğince “Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine” aykırı olamaz.

Dolayısıyla toplantı hakkına müdahale demokratik toplum için gereklilik arz

etmelidir. En son olarak da müdahale meşru amaçları gerçekleştirmek için ölçülü

olmak zorundadır.

i. Müdahalenin Varlığı

71. Başvurucuların, katıldıkları protesto gösteri sonrası

TBMM'ye yürümek istemeleri üzerine gözaltına alınmalarının ve bu şekilde

polisin müdahalesi ile protesto eylemine son verilmesinin toplantı hakkına

yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

72. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa'nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, kanunlar tarafından öngörülme,Anayasa'nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet'in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

73. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 2559

sayılı Kanun’un 16. maddesi ve 2911 sayılı Kanun’un 22. maddeleridir. 2559

sayılı Kanun’un 16. maddesinde polisin hangi durumlarda zor ve silah

kullanabileceği ve bunun hangi ölçüde olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak

amacıyla ve ölçülü olarak zor kullanmaya yetkilidir. Bu yetki sadece polisin

direnen kişilere karşı bedenî kuvvet kullanmasını değil, maddi güç kapsamında

kelepçe gibi bazı araçların da kullanılmasını içerir. Dolayısıyla Anayasa’nın

34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında toplanma hakkının sınırlandırılmasında

ve müdahale usulünde izlenecek hususlarda gerekli yasal düzenlemeler

yapılmıştır. Bu sebepletoplanma hakkına müdahalenin “kanunilik” unsuru mevcuttur.

Meşru Amaç

74. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için o müdahalenin Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen “milli güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak

ve özgürlüklerinin korunması” amaçlarına yönelik olması gerekir.

75. Kamera kayıtları ve polis tarafından tutulan tutanaklar

incelendiğinde eyleme yönelik müdahalenin amacının kamu düzeninin bozulmasını

engellemeye yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle polisin yaptığı başvurucuların

gözaltına alınması şeklinde gerçekleşen müdahalenin, Anayasa’nın 34. maddesi

gereğince meşru bir amaç taşıdığı kabul edilmelidir.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

76. Başvurucuların toplanma hakkını kullanmasına müdahale

edilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli”

olup olmadığı hususunda öncelikle belirtilmesi gereken siyasilerin, hükümetin

genel politikaları ile ilgili yaptıkları açıklamalarda bireyleri doğrudan

ilgilendiren görüşlere karşı tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları

çoğulcu demokrasilerin karakteristik özelliğidir (bkz. § 70). Bu kapsamda

siyasi konulardaki fikir ayrılıklarında azınlık veya muhalif düşüncelerin

kendini ifade edebilmesine imkân tanınması devletlerin pozitif yükümlülüğüdür

(bkz. § 71). Devletin, barışçıl amaçlarla yapılan toplantı düzenleme ve

toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla kalmaması, ayrıca bu hakkın

kullanımını engelleyen makul olmayan dolaylı sınırlamalar koymaması da

gerekmektedir.

77. Başvurucuların içinde bulunduğu grup, Başbakan'ın olay

tarihindeki "kürtaj" ile ilgili açıklamalarını protesto etmek için

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın ek binası önünde bir araya

gelmişlerdir. Bu bağlamda başvurucu kadınların "kürtaj" ile ilgili

olarak Başbakan'ın açıklamalarına yönelik olarak endişelerini veya muhalif

fikirlerini toplu olarak ifade etme çabası demokratik bir toplumda saygı ile

karşılanmalıdır. Dolayısıyla bu gibi durumlarda devletin daha sabırlı ve

hoşgörülü bir tutum takınması beklenmelidir.

78. Eylemciler, endişelerini ve itirazlarını dile getirmek üzere

öncelikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ile görüşmek istemişlerdir. Anılan

talep Bakan'ın yurtdışında olması nedeniyle kabul görmemiştir. Bunun üzerine

eylemciler Bakanlığa girmek istemişler ancak güvenlik önlemleri alan polis

tarafından eylemciler engellenmiştir. Polis, eylemcilerin Bakanlık binasına

girmesini engellemeyi ellerindeki kalkanlarla oluşturdukları barikat ile

sağlamıştır. Eylemciler, polise ve ellerindeki kalkanlara yönelik tekme ve

yumruklarla vurarak barikatı aşmaya çalışmışlardır. Eylemcilerin saldırgan

hareketlerine rağmen polis, herhangi bir müdahalede bulunmamış sadece

kalkanlarla eylemcileri iterek binaya girmelerine izin vermemiştir. Daha sonra

eylemciler yanlarında getirdikleri dövizleri açmışlar ve slogan atarak

protestolarına devam etmişlerdir. Bu esnada eylemciler Bakanlık binasının

önündeki yolu da trafiğe kapatarak oturma eylemi yapmışlardır.

79. Protestonun devam etmesi üzerine Bakanlık Müsteşar

Yardımcısı eylemcilerin taleplerini dinlemek istemiş ancak eylemciler Müsteşar

Yardımcısı'nın erkek olması nedeniyle görüşmek istememişlerdir. Bu sırada

eylemciler yine binaya girmeye çalışmışlar ve polis tarafından

engellenmişlerdir. Bakanlıkta görevli Eğitim ve Yayınlar Daire Başkanı

eylemcilerin yanına gelerek konu ile ilgili görüşebileceğini ve mesajlarını

Bakan'a iletebileceğini ifade etmiştir. Yapılan görüşmede, izlenen kamera

kayıtlarına göre Daire Başkanı, eylemcilerin iletmek istediği mesajı anladığını

ve bunu Bakan'a ileteceğini belirtmiştir. Buna rağmen eylemciler, Başbakan'ın

açıklamaları ile ilgili olarak Daire Başkanı'ndan özür dilemesini ısrarla talep

etmişlerdir. Özür dilememesi hâlinde kendi görevlerini yapacaklarını

belirtmişlerdir. Daire Başkanı'nın özür dileyemeyeceğini beyan etmesi üzerine

eylemciler tekrar Bakanlık binasına girmeye çalışmışlar ve polis tarafından

engellenmişlerdir.

80. Eylemcilerin barikatı aşıp binaya girmeye çalışmaları

esnasında polis eylemcilerin binaya girmesini kalkanlarla engelleme dışında bir

müdahalede bulunmamıştır. Aksine eylemciler saldırgan tavırlarla polislere

tekme ve yumruk vurarak güvenlik önlemini aşıp binaya girmeye çalışmışlardır.

En son engellemeden sonra eylemciler oturma eylemine başlamışlardır. Yukarıda

anlatılan olaylar yaklaşık bir buçuk saat sürmüştür.

81. Oturma eylemine birden son veren eylemciler, TBMM'ye doğru

koşmaya başlamışlardır. Bu sırada aralarında başvurucu Gülşah Öztürk'ün de

bulunduğu üç kadın yoğun trafik akışı olan Atatürk Bulvarı'nı oturmak suretiyle

kapatmaya çalışmış ancak polisin müdahalesi ile engellenmişlerdir. Ayrıca

polis, tüm eylemcileri bir çember içine alarak TBMM'ye gitmelerini

engellemiştir. Eylemcilerin protestoya devam etmek istemeleri ve saldırgan

tutumları nedeniyle eylemciler gözaltına alınmaya başlamıştır.

82. Eylemciler, kadın polisler marifetiyle teker teker gözaltına

alınmıştır. Birbirlerine kenetlenen ve gözaltına direnen eylemcileri polis

çekme ve taşıma yoluyla kontrol altına almıştır. Başvurucularda bu esnada

oluşan yaraların da olayın şartları çerçevesinde polise karşı direnmeleri ile

ölçülü olduğu değerlendirilmiştir (bkz. § 59).

83. İzlenen kamera kayıtlarına göre eylemcilerin gözaltına

alınmasına kadar geçen süreçte, polisin sabırlı ve hoşgörülü davranmadığına

yönelik herhangi bir emareye rastlanmamıştır. Aksine eylemcilerin saldırgan

tutumuna dahi tolerans gösterilmiştir. Öte yandan eylemciler, Bakanlık binasına

girmeye çalışarak ve polis barikatını aşmak için tekme ve yumruklarla

saldırarak barışçıl amaçlı gösteri ile bağdaşmayacak davranışlar sergilemişlerdir.

Bakanlık çalışanları da eylemcilerle görüşerek protesto ile ulaşılması

hedeflenen endişelerini ve muhalif görüşleri iletme çabasına destek

olmuşlardır. Eylemcilerin, Bakanlık binası önündeki yolu kapatmaları da

herhangi bir müdahale ile karşılanmamıştır. Böylelikle başvurucular,

görüşlerini ifade etme olanağı bulmuşlardır. Taleplerini ilgililere iletmişler

ve döviz açmışlardır. Hatta belli bir süre Bakanlık önündeki caddede trafiği

kapatmalarına da müsaade edilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların, barışçıl

toplantı ve gösteri düzenleme haklarını kullanmaları için beklenmesi makul olan

sabır ve hoşgörünün gösterilmediği ve başvuruculara endişelerini ve muhalif

görüşlerini dile getirme fırsatı verilmediği, Anayasa’nın 34. maddesinde

düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanamadıkları ya

da yapılan müdahalelerle bu hakkın etkisiz olabilecek şekilde sınırlandırıldığı

söylenemez.

84. Öte yandan başvurucuların gözaltına alınması kararının,

temel olarak eylemcilerin Bakanlık binasına girmeye çalışmaları ve bu esnada

saldırıda bulunmaları şeklinde eylemin taşkınlığa dönüşmesine dair somut

işaretler ve eylemcilerin protesto gösterisini amacını aşan bir şekilde kamu

düzenini bozacak nitelikte trafik akışının yoğun olduğu Atatürk Bulvarı'nı

kapatmaya çalışmaları üzerine verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda güvenlik ve

kamu düzeninin aşırı bozulma riskinin olup olmadığını değerlendirme yetkisi

polise aittir. Nitekim polis, başvurucuların TBMM istikametine koşmaya

başlamalarına ve aralarında başvurucu Gülşah Öztürk'ün de bulunduğu üç kadının

Atatürk Bulvarı'nı kapatmaya çalışmalarına kadar eylemcilere müdahale

etmemiştir. Bu kapsamda polisin gözaltına alma kararının da somut olayda

başvurucuların barışçıl protestonun amacını aşacak şekilde sergiledikleri

davranışlardan kaynaklandığı ve böylelikle Anayasa’nın 34. maddesinde

düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmalarını

engellediği söylenemez. Bununla birlikte gözaltı süresinin yaklaşık yedi saat

sürmesi de bu değerlendirmede esas alınmıştır.

85. Başvurucular gözaltına alınırken polisin, oldukça sabırlı

bir şekilde ve eylemcileri sadece çekme ve taşıma ile gözaltına aldığı

belirlenmiştir. Bu bağlamda toplantı hakkını ihlal edecek bir muamelenin olduğu

da söylenemez. Başvuruculara karşı açılan kamu davası da beraat ile

sonuçlanmıştır. Bu bağlamda yapılan protesto eylemi nedeniyle başvuruculara

herhangi bir ceza da verilmemiştir.

86. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerin başvurucuların üzerinde BIRAKILMASINA

17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Murat ŞEN

Başvurucular

:

1. Gülşah

ÖZTÜRK

2. Eda

CEYLAN

3. Özge

Gizem KARTALKAYA

4. Tuğba

ÇİFÇİ

Vekili

:

Av. Deniz

ÖZBİLGİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3936, 17 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 7309/04, 21/1/2015,§ 132; Stefan Povestca/Moldova
  12. A. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  13. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  14. C. Yargılama giderlerin başvurucuların üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Gökcan
  16. Öztürk
  17. Ceylan
  18. Çifçi
  19. Özbilgin
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3936
Tarih
17 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/8364)
  • Özgür Adıgüzel Başvurusu (B. No: 2014/306)
  • Cengiz Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/3181)
  • Mohammed Aynosah Başvurusu (B. No: 2013/8896)
  • Güven Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/126)
  • Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay Başvurusu (B. No: 2013/7996)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.