İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cengiz Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/3181)

1. Başvuru; çocuk ile başvurucu baba arasında kişisel ilişki

Başvuru No2013/3181Tarih3 Şubat 2016Okuma60 dk · 11.981 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cengiz Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
3 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/3181
R.G. Tarih ve Sayı
16/3/2016-29655
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.981 kelime·60 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; çocuk ile başvurucu baba arasında kişisel ilişki

kurulması yönünde verilmiş mahkeme kararlarına rağmen kişisel ilişki tesis

edilememesi, buna neden olan şahısların cezalandırılmaması ve konu ile ilgili

olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından 6/12/2011 tarihinde

verilen ihlal kararı gereklerinin iç hukukta yerine getirilmemesi nedenleriyle

aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2013 tarihinde Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Yapılan inceleme neticesinde konu bakımından aynı nitelikte

olmaları nedeniyle 2015/12127 numaralı başvurunun 2013/3181 numaralı başvuruyla

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/6/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

16/6/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 23/6/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

1. AİHM Kararı Öncesi Süreç

9. Başvurucu baba tarafından 1996 tarihinde evlendiği eşi ve

aynı zamanda evlilik birliği içinde doğan müşterek çocuk 18/5/2001 doğumlu E.C.K.nın annesi olan S.K.ya karşıilk olarak 23/11/2001

tarihinde Bakırköy 2. Aile Mahkemesinde boşanma davası açılmış ve çocuğun

velayetinin kendisine verilmesi talep edilmiştir. Dava sürecinde eşler ortak

bir yaşam sürmediklerinden müşterek çocuk davalı anne yanında ikamet etmeye

devam etmiş, başvurucu baba ile çocuk arasındaki ilişkinin devamının sağlanması

amacıyla başvurucuya belli zamanlarda ziyaret hakkı tanınmıştır. Davalı anne,

başvurucunun kendisine şiddet uyguladığını ancak boşanmak istemediğinden

davanın reddedilmesini; başvurucu ise çocuğu ile kişisel ilişki kurma

girişimlerine davalı tarafından engel olunduğunu ileri sürmüş, yapılan

yargılama neticesinde Bakırköy 2. Aile Mahkemesinin 13/12/2005 tarihli ve

E.2003/415, K.2005/1034 sayılı kararı ile başvurucunun aile içi şiddet

eyleminde bulunması sebebiyle aldığı mahkûmiyet hükmü gerekçe gösterilerek

boşanma davası reddedilmiştir. Karar temyiz edilmediğinden kesinleşmiştir.

10. Başvurucu baba, davalı anne ile evlilik birliğinin uzun

süredir fiilen bitmiş olduğu ve ortak yaşamın devamında fayda bulunmadığı

gerekçesiyle 15/6/2006 tarihli dava dilekçesi ile yeniden boşanma davası açmış;

çocuğu ile arasında öncelikle kişisel ilişki kurulmasını, dava sonunda

velayetinin kendisine verilmesini ve lehine tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir. Davalı anne tarafından ise nafaka talebiyle karşı dava açılmıştır.

Belirtilen davaların birleştirildiği Şişli 2. Aile Mahkemesine anne tarafından

sunulan cevap dilekçesinde, başvurucunun boşanma isteğine karşı çıkılmış;

velayet hakkının anneye tanınması ile kendisi ve müşterek çocuk için tedbir,

iştirak ve yoksulluk nafakasına hükmedilmesi talep edilmiştir. Bu süreçte çocuk

annesi ile birlikte ikamet etmektedir.

11. Mahkeme 21/9/2006 tarihli ara kararı ile, annenin tedbir

nafakası talebini kabul etmiş ve çocukla başvurucu arasında Mahkemece

belirlenmiş zamanlarda kişisel ilişki kurulmasına, kişisel ilişkinin bitiş

saatinde çocuğun anneye teslim edilmesine karar vermiştir. Kişisel ilişki

kararının icrası için başvurucu baba tarafından İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün

E.2007/14669 numaralı dosyasında takip başlatılmıştır.

12. Başvurucu 1/3/2007 tarihli dilekçesi ile kişisel ilişki

kurulması yönünde verilmiş Mahkeme kararı olmasına rağmen çocuğu ile görüşme ve

ziyaret hakkının davalı anne tarafından engellendiğini, bu nedenle çocuk ile

kişisel ilişki kuramadığını, engellemelerin kaldırılmasını ve kişisel ilişki

kapsamının genişletilmesini talep etmiştir. Başvurucu, süreç içinde farklı

zamanlarda sunduğu benzer içerikli dilekçeler ile oğlunun annesinin tesiri

altında kaldığından onun istekleri doğrultusunda kendisine karşı saldırgan bir

tutum sergilediğini, annenin uzlaşmaz tavırları nedeniyle oğlu ile arasındaki

bağların kopma noktasına geldiğini, ayrıca bu durumun sorumlusu olarak

gösterdiği annenin psikolojik rahatsızlıklarının bulunduğunu, kişisel ilişkinin

gerçekleşmesi için tüm önlemlerin alınması gerektiğini belirterek şikâyetlerini

yinelemiştir. Bu talepler karşısında Mahkeme, çocuk ile başvurucu arasında

kişisel ilişki kurulması yönündeki hükmünü tekrarlayarak kişisel ilişkinin

kapsamına ve şekline yönelik farklı zamanlarda birden fazla karar vermiştir.

13. 27/6/2008 tarihinde başvurucu baba, kişisel ilişki kurulması

hakkı kapsamında kendisine tanınan ziyaret hakkını bir polis memuru, bir

psikolog ve bir icra memuru eşliğinde kullandığında çocuğu ile yarım saat kadar

görüşebilmiş ancak çocuk kendisi ile gelmek istememiştir. Tavsiyeler

neticesinde ertesi gün çocuk ile görüşebilmek için tekrar davalı annenin evine

gittiğini belirten başvurucu, davalı eşinin ailesi tarafından darbedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 30/6/2008

tarihinde kişisel ilişkinin kurulması talebiyle tedbir alınması için yeniden

talepte bulunmuştur. Davalı anne ise başvurucunun oğluna şiddet uyguladığını ve

onu kaçırmak istediğini ileri sürerek babaya tanınan kişisel ilişki imkânının

kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme, velayet hakkının hangi tarafa

verileceğini belirlemek üzere atanacak uzmanların ebeveyn ve çocuk ile görüşüp

haklarında rapor hazırlamaları yönünde ara kararı vermiş ve bu doğrultuda

hazırlanan iki farklı bilirkişi raporu Mahkemeye sunulmuştur.

14. Tarafların tümü ile gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde

Mahkemece atanan psikolog tarafından hazırlanan 17/12/2008 tarihli raporda,

tarafların ayrılık sürecinden sonra birbirlerine karşı devam ettirdikleri uzun

süren çeşitli davaların, zaman zaman şiddete varan tartışmaların ve tarafların

birbirlerine gösterdiği olumsuz tutumların çocuğu duygusal yönde olumsuz

şekilde etkilediği, tarafların arasında devam eden uzun süreli çatışma hâlinin

tarafların birbirlerine olan güvenlerinin sarsılmasına neden olduğu, bu durumun

da çocuğun ebeveyn algısının olumsuz yönde etkilenmesine, birlikte yaşadığı

ebeveyne daha çok yakınlaşmasına, diğer ebeveynden ise uzaklaşmasına neden

olduğu; çocuğun, birlikte yaşadığı annesinden ve çevresinden etkilenmesi

nedeniyle anneye karşı bağlılık geliştirdiği, uzun süredir görüşmediği babaya

karşı ise aşırı reddedici tutum gösterdiği, bu durumun çocuğun babadan duygusal

olarak uzaklaşmasına neden olacağı, dolayısıyla çocuğun ruhsal gelişimini

olumsuz yönde etkileyeceği, bu olumsuz durum ile taraflar arasındaki

gerginliğin çocuğa aktarılmaması için çocuk ve ebeveynin uzman yardımı almaları

gerektiği, mevcut durumda uzun süredir annesi ile birlikte yaşayan çocuğun

alışmış olduğu yaşam şartlarının, ev ve okul düzeninin şu an değiştirilmesinin

doğru olmayacağı, bu nedenle çocuğun velayet hakkının annede kalmasının ve

farklı şehirde yaşayan baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasının

uygun olacağı yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Yine tarafların tümü

ile gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde Mahkemece atanan pedagog tarafından

hazırlanan 17/12/2008 tarihli raporda, çocuğun doğduğundan itibaren annesi ile

yaşamış olması nedeniyle alışmış olduğu düzenin değiştirilmesinin onu olumsuz

etkileyeceği düşünüldüğünden velayet hakkının anneye tanınmasının uygun olacağı

ancak anne tarafından çocuğun babası ile iletişim kurmasının dolaylı olarak

engellenmesi amacıyla çocuğun yanında baba ile ilgili eleştiriler ve düşmanca

düşünceler dile getirildiği, çocuğun annenin bu yaklaşım ve yönlendirmesinden

etkilendiği, babanın çocuk ile görüşmesine yönelik annenin engelleyici davranışlarının

devam etmesi durumunda velayet hakkının kötüye kullanımı söz konusu olacağından

anneye tanınan bu hakkın kendisinden alınması hususunun yeniden

değerlendirilmesinin gerekeceği, mevcut durumda çocuk ile babanın kişisel

ilişkilerinin düzenli olarak devam ettirilmesinin uygun olacağı yönünde kanaat

bildirilmiştir.

15. Şişli 2. Aile Mahkemesinin 19/3/2009 tarihli ve E.2007/596,

K.2009/191 sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun

velayetinin davalı anneye verilmesine, başvurucuyla çocuk arasında, aynı

şehirde yaşamaları hâlinde her ayın birinci ve üçüncü cuma akşamı saat

18.00'den pazar akşamı saat 18.00'e kadar, dinî bayramların ikinci günü saat

10.00'dan üçüncü günü saat 18.00'e kadar, Millî Eğitim Bakanlığınca

belirlenecek yarı yıl tatillerinde tatilin ilk hafta başı olan pazartesi günü

saat 10.00'dan ikinci hafta başı olan pazartesi günü saat 10.00'a kadar, ayrıca

her yıl yaz tatillerinde 1 temmuz saat 10.00'dan 31 temmuz saat 18.00'e kadar,

ayrı şehirlerde yaşamaları hâlinde her ayın son cuma akşamı saat 18.00'den

pazar akşamı saat 18.00'e kadar, dinî bayramların birinci günü saat 18.00'den

üçüncü günü saat 18.00'e kadar, Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenecek yarı yıl

tatillerinde tatilin ilk hafta başı pazartesi günü saat 10.00'dan ikinci hafta

başı pazartesi saat 10.00'a kadar, ayrıca her yıl yaz tatillerinde 1 temmuz

saat 10.00'dan 31 Temmuz saat 18.00'e kadar kişisel ilişki tesisine karar

verilmiştir. Ayrıca başvurucunun davalı anne ve müşterek çocuk için yoksulluk

ve iştirak nafakası ödemesine hükmedilmiştir. Mahkeme, velayet hakkının anneye

tanınmasının gerekçesini ise küçüğün yaşına ve uzman raporlarına

dayandırmıştır.

16. İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin

7/6/2010 tarihli ve E.2009/9989, K.2010/11204 sayılı ilamı ile boşanma, velayet

hakkının tayini, kişisel ilişki tesisi ve nafakanın belirlenmesi yönünden

onanmış; aynı Dairenin 2/11/2010 tarihli ve E.2010/16541, K.2010/18182 sayılı

ilamıyla karar düzeltme isteminin reddedilmesi neticesinde kesinleşmiştir.

17. Boşanma davasının kesinleşme sürecinde başvurucu baba ile

davalı anne, birbirleri hakkında farklı zamanlarda karşılıklı suç duyurularında

bulunmuşlardır. 17/3/2003 tarihinde Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesince başvurucu

aleyhine aile içi şiddet uyguladığı gerekçesiyle yaralama suçundan mahkûmiyet

hükmü kurulmuş, temyiz incelemesi neticesinde kararın bozulmasına karar

verilmesi nedeniyle dosyayı yeniden inceleyen İlk Derece Mahkemesince

zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verilmiştir. Bu defa

başvurucu tarafından davalı anne ve yakınları aleyhine çocuğun hayatının

tehlikeye düşürüldüğü, Mahkeme kararına rağmen çocuğun gösterilmediği gibi

hakaret edilip kendisinin darbedildiği, çocuğun

teslimi emrine muhalefet edildiği, yalan yere tanıklık yapıldığı gerekçeleriyle

8/8/2005, 2/6/2006, 28/7/2007, 25/8/5007, 3/10/2007, 3/4/2008 tarihlerinde suç

duyurularında bulunulmuştur.

18. Davalı anne 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas

Kanunu’nun “Çocuk teslimi emrine muhalefetin

cezası” başlıklı 341. maddesinde düzenlenen ve çocuk teslimi

hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine

getirilmesini engelleyen kişi hakkında tazyik hapsi cezası verilmesine hükmeden

düzenleme gereğince başvurucunun şikâyeti üzerine Şişli İcra Ceza Mahkemesinde

yargılanmış ise de Mahkeme 13/3/2008 tarihli kararıyla çocuğun babasını görmeyi

reddetmiş olmasını gerekçe göstererek anne hakkında beraat kararı vermiştir. Bu

karara karşı yapılan itiraz reddedildiğinden hüküm kesinleşmiştir.

19. Çocuk teslimi emrine muhalefette bulunduğu gerekçesiyle

davalı anne aleyhine farklı zamanlarda başvurucu tarafından birçok defa

şikâyette bulunulmuş, bu şikâyetlerin bir kısmı davalı annenin başvurucunun

ziyaret hakkını engelleyici bir davranış sergilemediği gerekçesiyle

reddedilmiştir. Yine benzer bir şikâyette, 1/7/2009 tarihinde başvurucu

babanın, ziyaret hakkı kapsamında psikolog ve icra memuru eşliğinde davalı anne

ile müşterek çocuğun birlikte yaşadıkları eve gittiği ancak çocuğun baba ile görüşmek

istemediği, tutulan tutanakta çocuğun annesi tarafından etki altına alınması

neticesinde bu tepkiyi verdiği, çocuğun babası ile kişisel ilişkinin

gerçekleşmesi için davalı anne tarafından bir hazırlık yapılmadığının

gözlemlendiği tespitine yer verilmesi nedeniyle davalı anne hakkında 2004

sayılı Kanun’un 341. maddesinde yer alan düzenleme gereği annenin

cezalandırılması talep edilmiştir. Sanık anne hakkında yapılan yargılamada,

Şişli 4. İcra Ceza Mahkemesinin 15/4/2011 tarihli ve E.2009/518, K.2011/432

sayılı kararı ile çocuğu teslimden kaçınması suretiyle kişisel ilişki

kurulmasına engel olduğu, tebliğe rağmen belirtilen gün ve saatte çocuğu teslim

etmediği gerekçesiyle annenin altı ay süreli tazyik hapsi ile

cezalandırılmasına hükmedilmiş ise de itiraz üzerine inceleme yapan Şişli 1.

İcra Ceza Mahkemesi 31/5/2011 tarihli ve 2011/260 Değişik iş sayılı ilamı ile

bu hükmü kaldırmış; annenin beraatinekarar vermiştir.

2. AİHM Süreci (Cengiz Kılıç/Türkiye, B. No:

16192/06, 6/12/2011)

20. Başvurucu; çocuğu ile kişisel ilişki kurması yönünde

kesinleşmiş Mahkeme kararları olmasına rağmen davalı annenin engellemeleri, bu

engellemelerin şahsi girişimlerine rağmen kaldırılmaması, sorumluların

cezalandırılmaması ve çocuğu ile kişisel ilişki kararlarının icrasını

sağlayacak imkânların sunulmaması ya da etkin tedbirlerin alınmaması

nedenleriyle çocuğuyla olan aile bağlarının kopmak üzere olduğunu, aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek 3/4/2006 tarihinde AİHM'e başvuruda bulunmuştur.

21. 6/12/2011 tarihinde aldığı karar ile AİHM; her iki boşanma

davası sürecinde başvuranın oğlu ile kişisel ilişkilerinin devamının sağlanması

içinen az on kez talepte ya da kendisine tanınan

ziyaret hakkının çocuğun annesi tarafından engellendiği yönünde şikâyetlerde

bulunduğunu, baba ile çocuğun çok sınırlı bir temas kurduğunu ya da hiç

kuramadığını, ebeveynin ve çocuğun psikolojik muayenelerinin ilk olarak çiftin

fiilî olarak ayrı yaşamaya başlamalarının üzerinden yaklaşık yedi yıl geçtikten

sonra gerçekleştirildiğini; uzman psikolog raporlarına göre çocuğun babasına

karşı olan isteksiz tavrının önemli bir nedeninin başvurucu baba ile oğlu

arasında uygun bir kişisel ilişki kurulamadan geçen süre olduğunun

anlaşıldığını; velayet, ziyaret ve misafir etme haklarında karşılaşılan

direnmelerin mahkemeler kanalıyla çözülmesinin zor olduğunun kabulüyle birlikte

Aile Mahkemesinin tarafları uzlaştırma ve bu uzlaşma neticesinde Mahkeme

kararlarının tarafların kendi istekleriyle icra edilmesini sağlama yönünde

tedbirler aldığını gösteren unsurların bulunmadığını, kendisine kişisel ilişki

kurma hakkı tanınan başvurucu baba ile oğlunun aile bağlarının yeniden tesisini

sağlayacak tedbirler alınmasının hassas bir alan oluşturduğunu, çocuklara karşı

zorlayıcı tedbirler uygulanmasının istenen bir durum olmadığını ancak

gerektiğinde çocuğun birlikte yaşadığı ebeveynin açıkça kanun dışı

davranışlarının cezalandırılmasından kaçınılmaması gerektiğini hatırlatarak

çocuğun annesinin davranışlarının cezalandırılması konusunda ulusal

mahkemelerin tedbir almakta çekingen davrandığını, ulusal makamlarca dava

koşullarına uygun olarak kendisinden beklenen makul tüm tedbirlerin

alınmadığını belirtmiş ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 8.

maddesinde yer alan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir

(Cengiz Kılıç/Türkiye, B. No:

16192/06, 6/12/2011). Diğer yandan AİHM, ebeveyn ile çocuğun bir araya

getirilmesi konusunda devletin üzerine düşen pozitif tedbir alma yükümlülüğünün

mutlak olmadığını hatırlatmış; tüm tarafların anlayış ve iş birliği içinde

olmalarının yanı sıra barışcıl, uygun ve çocuğun

psikolojik durumunu dikkate alan bir çözüm yöntemi belirlenmesinin önemli

olduğunu ve aile içi sorunların çözümünde rol alacak ara buluculuk yöntemlerinin

ulusal makamlarca değerlendirilmesi gerektiğine atıfta bulunmuştur.

22. AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinin yanı sıra 6. maddesinin ve

6. madde ile bağlantılı olarak 13. maddesinin de ihlal edildiğini tespit ederek

başvurucuya 17.000 euro manevi tazminat ödenmesine

hükmetmiştir.

3. AİHM Kararı Sonrası Süreç

a. Velayet Hakkına ve Kişisel İlişkinin

İcrasına Yönelik Yargısal Kararlar

23. Başvurucu baba tarafından, müşterek çocuğun annesi aleyhine

13/12/2010 tarihinde nafakanın kaldırılması talebiyle İstanbul 7. Aile

Mahkemesinde ve 21/12/2010 tarihinde velayetin değiştirilmesi talebiyle

İstanbul 5. Aile Mahkemesinde açılan davalar bağlantılı görüldüğünden İstanbul

7. Aile Mahkemesinde birleştirilmiş ve Mahkemenin 22/1/2013 tarihli ve

E.2010/1038, K.2013/32 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Velayetin

değiştirilmesi talebinin reddi gerekçesinde Mahkeme, değişiklik için velayet

hakkına sahip olan tarafın ya da velayet hakkına konu çocuğun durumunda

boşanmadan sonra önemli, sürekli ve esaslı değişikliklerin olması gerekliliğini

esas almış ve dava konusu olayda davacı tanıklarının görgüye dayalı bir beyanda

bulunmadıklarını, Mahkemece atanmış uzmanlarca hazırlanan raporlarda davalı

annenin velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğine ilişkin bir olgudan bahsedilmediğini,

davalı annenin davacı baba ve çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engellediğine

dair iddia olunan olayların ise velayet hakkının düzenlenmesine ilişkin hükmün

kesinleşmesinden önceki döneme ait olduğunu, ayrıca bu yönde yapılan

suçlamaların tamamından davalının beraat ettiğini, beraat kararlarının da

usulünce kesinleştiğini, sonuç olarak boşanma kararı ile birlikte tayin edilen

velayet hakkı sahibinin değiştirilmesini gerektirecek yeni bir durumun

oluştuğunun kanıtlanamadığı gibi küçüğün menfaatinin de böyle bir değişikliği

gerektirdiğine ilişkin bir sebebin de ortaya konulamadığından velayet

değişikliğine ilişkin davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

24. İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin

24/12/2013 tarihli ve E.2013/10321, K.2013/30601 sayılı ilamıyla onanmış;

karar, düzeltme isteminin aynı Dairenin 20/3/2014 tarihli ve E.2014/3803,

K.2014/6299 sayılı ilamıyla reddedilmesi neticesinde kesinleşmiştir.

25. Müşterek çocuk, bu davanın kesinleşmesi sürecinde 2011

yılının Temmuz ayında kişisel ilişki kapsamında

uzmanlar eşliğinde anneden teslim alınmış ve başvurucunun evinde bir ay süreyle

misafir edilmiştir.

26. Müşterek çocuğun annesi tarafından 26/2/2013 tarihli dilekçe

ile çocuk ve baba arasında kurulan kişisel ilişkinin kaldırılması ve nafakanın

artırılması talebiyle İstanbul 4. Aile Mahkemesinde dava açılmıştır. Dava devam

ederken bu defa başvurucu tarafından velayetin değiştirilmesi ve nafakanın

kaldırılması talebiyle İstanbul 5. Aile Mahkemesinde başka bir dava açılmıştır.

Bağlantılı olan davalar, İstanbul 4. Aile Mahkemesinde devam eden E.2013/141

sayılı dava dosyasında birleştirilmiştir.

27. Başvurucu baba tarafından sunulan cevap dilekçesinde,

çocuğuyla kişisel ilişki kuramamasının çocuk ile annesi arasındaki ilişkilerden

kaynaklandığı ve çocuğun sağlığının annesi tarafından bozulduğundan kişisel

ilişki kurabilmesi için bu konuda Mahkemece etkin önlemlerin alınması talep

edilmiştir. Uzman raporlarına başvuran Mahkeme, talebi değerlendirmiş ve

12/7/2013 tarihli ara kararı ile çocuk ile görüşme neticesinde hazırlanan uzman

raporunda çocuğun babasıyla görüşmek istemediğinin ve bu konuda çocukta aşırı

olumsuz yaklaşım belirlendiğinin tespit edilmesi üzerine 8/3/2012 tarihli ve

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair

Kanun’un 5. maddesinin 3. fıkrası ile 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk

Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrası gereğince anne ve çocuk hakkında

danışmanlık ve sağlık tedbiri uygulanmasına, tedbir kararının gereğinin yerine

getirilmesi için alınan ara kararı örneğinin İstanbul Valiliği Aile ve Sosyal

Politikalar İl Müdürlüğüne (İl Müdürlüğü) gönderilmesine hükmetmiştir.

28. Sağlık tedbiri kararı gereğince çocuk hakkında hazırlanan

raporlar, İstanbul Valiliği Halk Sağlığı Müdürlüğü Şişli Toplum Sağlığı

Merkezinin 26/3/2014 tarihli ve 2170 sayılı yazısı ve Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi

Polikliniğinin 25/3/2014 tarihli ve 1394 sayılı yazısı ile Mahkemeye sunulmuş,

yine danışmanlık tedbiri kararı gereğince İl Müdürlüğünce talimatlandırılan

Beyoğlu Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünün 8/7/2014 tarihli ve 494 numaralı

raporu İl Müdürlüğünce Mahkemeye ulaştırılmıştır.

29. Yine Mahkemece taraflar ve müşterek çocuk hakkında İstanbul

Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim

Dalı Başkanlığına müzekkere yazılarak çocuk ile babası arasındaki kişisel

ilişkinin durumu hakkında tıbbi değerlendirme yapılması ve rapor düzenlenmesi

istenmiştir. Anılan Başkanlık tarafından hazırlanan 24/10/2013 tarihli raporda,

çocuk hakkında klinik ortamında psikiyatrik değerlendirme ve muayenenin

yapıldığı, babası ile 2011 yılında görüştüğünde kendisine şiddet uyguladığını

ifade ettiği, annesi ile mutlu olduğunu ve babasıyla kesinlikle görüşmek

istemediğini söylediği, psikiyatrik muayene ve değerlendirmede çocuğun

görünümünün yaşına uygun olduğu, görüşmeye kısmen istekli olduğu, tutumunun iş

birliğine kısmen açık olduğu; bilincinin açık, kişi, yer ve zaman yöneliminin

yaşı ile uyumlu olduğu, çocukta algısal bir patoloji saptanmadığı,

duygulanımının zaman zaman kaygılı olduğu, çocuğun babası tarafından fiziksel

istismara maruz kaldığını dile getirmesi ve sonrasında bazı anksiyete

bozukluğu belirtilerinin gelişmiş olması nedeniyle babayla görüşmekten

kaçındığının tespit edildiği, bu durumda baba ile görüşme şekil ve sıklığının

minimum tutularak küçüğün isteğine bırakılmasının uygun olduğu

değerlendirilmiştir.

30. Bu rapora karşı başvurucu baba tarafından yapılan itiraz

üzerine bu defa İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı

Başkanlığınca bir rapor hazırlanmıştır. Taraflar ve müşterek çocuk hakkındaki

tıbbi değerlendirmeler, ayrıntılı ruhsal durum muayenelerinden elde edilen

bulgular, velayet durumu hakkında dava dosyasında yer alan raporlar ve çocuk

hakkında düzenlenmiş tıbbi belgelerden elde edilen bilgi ve bulgular birlikte

değerlendirildiğinde çocuğun annesiyle yaşamak ve zamanının büyük bölümünü

annesiyle paylaşmak istediği, annesinin yanında kendisini daha mutlu ve huzurlu

hissettiğini açık olarak ifade ettiğinin belirlendiği, Türkiye açısından

14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme

gereği algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği yetişmiş çocukların

kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınmasının ve bu görüşe önem

verilmesinin gerektiğinin bildirildiği, velayet hakkı ile ilgili düzenlemede

asıl olanın çocukların üstün yararı olduğu, bunlar dikkate alındığında on dört

yaşında ve ergen olan çocuğun bedensel, zihinsel ve cinsel gelişimi ile

anlatımlarının değerlendirilmesi sonucunda velayetinin annesinde kalmasının ve

babası ile kurulacak kişisel ilişkide her ay on beş günde bir yatılı olmaksızın

sadece gündüz saatlerinde görüştürülmesinin ve bunun beş ila yedi saat ile

sınırlı bırakılmasının uygun olduğu bildirilmiştir.

31. 28/1/2014 tarihli duruşmada müşterek çocuk Mahkeme huzurunda

psikolog eşliğinde dinlenmiş ve “Ben Cengiz

Kılıç'ta kalmak istemediğimi söylemek için geldim. İstemiyorum. Cengiz Kılıç

benim babam olur ama babalığını yapmıyor. Benimle ilgilenmiyor. Bana kötü

davranıyor. Ben babamla kalmak istemiyorum. Onunla yaşamak istemiyorum. Babamla

en son 2011 yılının Temmuz ayında görüşmüştük. Ben

istemiyordum ama pedagoglar geldi. Beni korkutup götürdüler. Pedagoglar bana

annemin 6 ay hapis yatacağını söylediler. Ben de annemin hapis yatmasını

istemediğim için istemeyerek gittim.” şeklindeki ifadeleri duruşma

tutanağına aktarılmıştır.

32. Neticede İstanbul 4. Aile Mahkemesi 10/2/2015 tarihli ve

E.2013/141, K.2015/70 sayılı kararı ile Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 12.

maddesine göre görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip her çocuğa kendisini

ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkı tanınmasının

-çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak- taraf devletlerin özen

yükümlülüğü altında olduğu, müşterek çocuğun 18/5/2001 doğumlu olduğu ve

28/1/2014 tarihli oturumda Mahkemece dinlendiği sırada kendini ifade edebilecek

durumda olduğunun anlaşıldığı, düzenlenen uzman raporlarında da çocuğun

annesinin yanında kendisini daha mutlu ve huzurlu hissettiğini açıkça ifade

ettiğinin belirlendiği gerekçelerine dayanılarak çocuğun velayeti konusunda

isteği dikkate alınmış ve velayetin değiştirilmesi talebinin reddine

hükmedilmiştir. Baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki kurulması kararının

kaldırılması talebi ise kişisel ilişkinin devamlılığının baba ile çocuk

arasındaki ilişkinin kopmaması için gerekli olduğu, mevcut zayıf ilişkinin daha

da zarar görmemesi için kişisel ilişkinin devam etmesi gerektiği yönünde

Mahkemede oluşan kanaat gereğince reddedilmiştir.

33. Son olarak İl Müdürlüğünce İstanbul 4. Aile Mahkemesine

sunulan 29/6/2015 havale tarihli yazı ile 12/7/2013 tarihinde çocuk hakkında

verilen danışmanlık tedbiri kararının yapılan sosyal incelemeler ve periyodik

takipler sonucu elde edilen sonuçlara göre sonlandırılmasının uygun olacağı

kanaatine ulaşıldığından tedbir kararının kaldırılması talep edilmiştir. Talep

yazısının ekinde yer alan 8/7/2014 tarihli ve 494 numaralı raporda çocuğun

annesi ile birlikte yaşamaktan mutlu olduğu, annenin çocuğun bakım ve

sorumluluğu ile ilgilenebilecek entelektüel kapasiteye sahip bir yetişkin

olduğu, çocuğun iletişime açık olduğu, konuşurken göz kontağı kurulabildiği,

fiziksel ve zihinsel yaşının takvim yaşı ile orantılı görüldüğü, kendini ifade

edebildiği, öz bakımının iyi olduğunun gözlemlendiği, öte yandan çocuğun babası

ile görüşmek istemediği, baba-çocuk ilişkisi açısından kaliteli bir ilişki

biçiminin bulunmadığı, çocuğun babası ile birlikte geçirdiği zamanlarda

babasından şiddet gördüğünü dile getirdiği, babası ile ilgili konuşurken anksiyete seviyesinin arttığı, bu durumun çocuğu

endişelendirdiğinin gözlemlendiği; çocuğun yüksek yararı gözetilerek babası ile

görüşme sıklığının en düşük düzeye indirilmesi, görüşme yapıldığı takdirde

bunun yetişkin bir birey veya uzman eşliğinde gerçekleşmesi, baba ile görüşme

durumunun çocuğun kanaatine bırakılmasının uygun olduğu, çocuğun fizyolojik ve

psikolojik ihtiyaçlarının annesi tarafından bire bir ilgilenilerek karşılandığı

ve takibinin sağlandığı, çocuğun örgün eğitime devam etmesi ve yoğun bir

akademik temposu olması sebebi ile çocuğun eğitim yaşamının sekteye uğramaması

için danışmanlık tedbiri kararının sonlandırılmasının uygun olacağının

anlaşıldığı, yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda çocuğun yaşamını aile

ortamında sürdürmeye devam etmesi nedeniyle çocuk hakkında bir tedbir

alınmasına gerek olmadığı yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

34. 1/7/2015 tarihli ara kararı ile Mahkeme, danışmanlık tedbiri

uygulanmasına rağmen çocuğun babası ile arasında düzenli kişisel ilişki tesis

edilmediğinin anlaşılması nedeniyle tedbirin amacının gerçekleşmediğini

belirterek bu talebi reddetmiştir. Danışmanlık tedbiri uygulaması devam

etmektedir.

b. Ceza Yargılamaları

35. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2010/130155 sayılı

evrakı üzerinde hazırlanan 3/10/2011 tarihli ve K.2011/47933 sayılı

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda Mahkeme kararına rağmen annenin

müşterek çocuğu ile babası arasında kişisel ilişki kurulmasına kasten engel

olduğu, bu sebeple çocuk teslimi emrine muhalefet suçunu işlediği başvurucu

baba tarafından her ne kadar ileri sürülmüş ise de toplanan delil, bilgi ve

belgelerden soyut iddia dışında şüpheli anneye yüklenen suçun işlendiğini

gösteren dava açmaya yeterli herhangi bir kanıt ve emarenin bulunmadığı

belirtilmiştir.

36. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz

üzerine Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2012 tarihli ve 2012/1225

Değişik İş sayılı kararı ile iddianın niteliğine ve ileri sürülüş şekline,

dosyada mevcut kanıt durumuna göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle şikâyetçi başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir. Söz

konusu karar 5/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

37. Yine başvurucu tarafından, farklı tarihlerde Mahkeme emrine

rağmen çocuğunun teslim edilmediği ve kişisel ilişki tesisini sağlayacak

tedbirlerin alınmadığı şikâyetiyle anne hakkında icra ceza mahkemesine

başvuruda bulunulmuştur. Çocuk teslimi ile ilgili olarak icra takibinin derdest

olduğu İstanbul 29. İcra Dairesinin E.2007/14669 sayılı dosya üzerinden

gerçekleştirilen girişimlere engel olunduğu, bu durumun en son 2/7/2012

tarihinde yaşandığı gerekçesiyle 29/11/2012 tarihinde başvurucu tarafından

verilen şikâyet dilekçesi ile annenin cezalandırılması ve kişisel ilişkinin

sağlanmasına yönelik tedbirler alınması talep edilmiştir.

38. Şikâyeti inceleyen İstanbul 3. İcra Ceza Mahkemesinde sanık

sıfatıyla savunma yapan anne, müşteki baba ile boşanmalarına karar verildiğini

ve bu kararın kesinleştiğini, boşanma kararı ile birlikte müşterek çocuğun

velayetinin kendisine verildiğini, ayrıca müşterek çocuk ile müşteki babanın

kişisel ilişkilerinin ne şekilde sürdürüleceğini düzenleyen Mahkeme kararı

bulunduğunu, bu karara aykırı davranmasının söz konusu olmadığını, müştekinin

icra marifeti ile gelip çocuğunu görebileceğini ancak pedagog yardımıyla

yapılan görüşme sırasında müşterek çocuğun babası ile görüşmek istemediğini,

kendisinin şahsi olarak bu konuda herhangi bir eyleminin bulunmadığını ileri

sürmüştür.

39. 2/12/2014 tarihli ve E.2012/368, K.2014/946 sayılı kararı

ile Mahkeme, ilama dayalı olarak müşteki babanın müşterek çocukla kişisel

ilişkisinin temini için icra takibi yapıldığı, en son 2/7/2012 tarihinde

gerçekleşen infaz işleminde tutulan tutanak içeriğine göre ise çocuğun davranışları

nedeniyle baba ile çocuk arasında kişisel ilişki tesisinin sağlanamadığı, bunda

sanığa atfedilecek bir kusurun olmadığı, bu nedenle somut olayda sanığa isnat

edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir.

40. Başvurucu tarafından yapılan itiraz, İstanbul 4. İcra Ceza

Mahkemesinin 19/6/2015 tarihli ve 2015/48 Değişik İş sayılı ilamıyla yerinde

görülmeyerek reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

41. Çocuk teslimi emrine muhalefet suçunun dışında başvurucu

baba ile anne, birbirleri aleyhine farklı suç tiplerine ilişkin farklı

zamanlarda suç duyurularında bulunmuşlardır. Anne S.K. yaralama, tehdit, resmi belgeyi bozma suçlarından yargılanmış; yaralama

suçundan kısa süreli hapis cezasına mahkûm olmuş ve hakkındaki hapis cezası

ertelenmiş, başvurucu baba yaralama suçundan yargılanmış ancak yargılandığı

davada düşme kararı verilmiş, ayrıca nafaka borcunu ödemediği gerekçesiyle

hakkında yapılan şikâyetler neticesinde ise birden fazla kez tazyik hapsi ile

cezalandırılmıştır.

B. İlgili Hukuk

42. 22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Hâkimin takdir yetkisi" kenar

başlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar

verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında

ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın

haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velâyetin

kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin

düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları

esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak

zorundadır."

43. 4721 sayılı Kanun’un “Koruma

önlemleri” kenar başlıklı 346. maddesi şöyledir:

“Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba

duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için

uygun önlemleri alır.”

44. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkim

tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı 5.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli

ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici

tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve

kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.”

45. 5395 sayılı Kanun’un “Amaç”

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen

çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına

ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.”

46. 5395 sayılı Kanun’un “Temel

ilkeler” başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;

a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence

altına alınması,

b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,

c) Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,

d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine

katılımlarının sağlanması,

e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum

kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,

g) Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel

ihtimam gösterilmesi,

h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve

gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu

geliştirmesinin desteklenmesi,

i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına

en son çare olarak başvurulması,

j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare

olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal

sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,

k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı

kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,

l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların

yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik

önlemler alınması,

İlkeleri gözetilir.”

47. 5395 sayılı Kanun’un “Koruyucu

ve destekleyici tedbirler” başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile

ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve

barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;

a) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk

yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili

sorunlarının çözümünde yol göstermeye,

b) Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı

olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme

kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel

sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine,

c) Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir

nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım

yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara

yerleştirilmesine,

d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve

tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna,

bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,

e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı

tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,

Yönelik tedbirdir.

(2) Hakkında, birinci fıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiri

uygulanan kimselerin, talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.

(3) Tehlike altında bulunmadığının tespiti ya da tehlike altında

bulunmakla birlikte veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu

kimsenin desteklenmesi suretiyle tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması

hâlinde; çocuk, bu kişilere teslim edilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocuk

hakkında birinci fıkrada belirtilen tedbirlerden birisine de karar

verilebilir.”

48. 24/12/2006 tarihli ve 26386 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu’na Göre Verilen Koruyucu ve

Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmelik’in

(Yönetmelik) “Danışmanlık Tedbiri” başlıklı

12. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“(1) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere

çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili

sorunlarının çözümünde yol göstermeye yönelik rehberlik tedbirleridir.

(2) Danışmanlık tedbirleri, çocuğun ailesi yanında korunmasını sağlamak

veya çocuk hakkında verilen tedbir kararlarının uygulanması sırasında onu

desteklemek ya da uygulanması muhtemel tedbirler hakkında bilgilendirmek

amacıyla uygulanır.

(3) Özel veya kamu sosyal hizmet kurum veya kuruluşlarında ya da ailesi

yanında kalmakta olan ve hakkında danışmanlık tedbirine karar verilen

çocukların bedensel, zihinsel, psiko-sosyal, duygusal

gelişimini desteklemek, okul, aile ve sosyal çevresi ile uyumunu güçlendirmek

ve yeteneklerine uygun bir meslek sahibi olarak hayata hazırlanmalarını

sağlamak amacıyla okul başarısını arttırma, madde kullanımı, davranış

bozukluğu, ergenlik sorunları, aile içi iletişim gibi çocuğun, ailesinin ve

çocuğun bakımını üstlenen kişilerin ihtiyaçlarına uygun konularda uzmanlaşmış

bir veya birden fazla kişi danışman olarak görevlendirilebilir.

(4) Çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere; anne baba eğitimi, aile

danışmanlığı, aile tedavisi gibi konularda danışmanlık hizmetleri sunulur.

Ayrıca, davranış değişikliği için bu anne ve babalar aile eğitimi programlarına

yönlendirilebilir.”

49. Yönetmelik’in “Tedbir

kararlarının uygulanması, takibi ve denetimi” başlıklı 18.

maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“(1) Tedbir kararlarını yerine getirmekle görevli kişi, kurum veya

kuruluşlarca, bu tedbir kararlarının nasıl yerine getirileceği konusunda bir

plân hazırlanarak uygulamaya konulur. Bu plân çocuğun teslim edildiği ya da

teslim alındığı tarihten itibaren en geç on gün içerisinde mahkeme veya çocuk

hâkiminin onayına sunulur. Mahkeme veya çocuk hâkimi, gerektiğinde uygulama

plânının değiştirilmesini isteyebilir.

(2) Uygulama plânı hazırlanırken çocuk hakkında düzenlenmiş sosyal

inceleme raporundan da yararlanılabilir.

(3) Uygulama plânında, kararın uygulanmasından sorumlu kişi, tedbirin

türü ve süresi, tedbirin uygulanmasında hangi kurumlarla işbirliği

yapılacağı ve hangi hizmetlerin sağlanacağı, nelerin amaçlandığı ve ilerlemenin

nasıl ölçüleceğine ilişkin bilgilere yer verilir.

(4) Tedbir kararını veren mahkeme veya çocuk hâkimi, tedbir

kararlarının uygulanmasını, tedbirden beklenen gayenin gerçekleşip

gerçekleşmediğini, uygulanan tedbirin çocuğun gelişimini hangi yönde

etkilediğini en geç üçer aylık sürelerle incelettirir.”

50. 25/10/2008 tarihli ve 27035 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Danışmanlık Tedbiri Kararlarının Uygulama Usul ve

Esasları Hakkında Tebliğ’in “Danışmanlık

tedbiri süreci” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“(1) Danışmanlık tedbiri süreci aşağıdaki hususları içerecek biçimde

yapılır:

a) Çocuk, aile, bakmakla yükümlü kişi veya kişiler ile ilgili bilgiler ve

dosya bilgileri toplanarak incelenir.

b) Çocuk, aile, bakmakla yükümlü kişi veya kişiler ile tanışılır.

c) Danışman, görev ve sorumlulukları hakkında çocuğu, aileyi, bakmakla

yükümlü kişi veya kişileri bilgilendirir.

ç)

Sorunun tarafları olabilecek aile, öğretmen, idareci ve bunun gibi kimselerle

görüşülerek problemin sınırları belirlenir.

d) Çocuğa ve aileye mahkeme kararı ve yükümlülüklerinin tanıtımı, uymama

halinde ve devamının kesilmesinde sonuçları ile aileye çocuğuyla ilgili

sorumlulukları anlatılır.

e) Danışmanlık hizmeti ile ilgili bir uygulama planı hazırlanır.

Çocuğun ailesinin yanında yaşadığı durumlarda çocuk ve aile sürece birlikte

dahil edilir, ilgili kişilerle de görüşme sağlanır. Çocuğun ailesinin yanında

yaşamadığı ve ailesinden uzak olduğu durumlarda ailenin sürecin gelişiminden ve

üstüne düşen görevlerden haberdar edilmesi için gerekli önlemler alınarak

danışmanlık hizmeti başlatılır. En az, çocukla haftada bir kez, aileyle iki

haftada bir kez gerçekleştirilecek görüşmeler planlanır ve bu plan

doğrultusunda takip edilir. Ayrıca duruma göre öğretmen ya da ilgili kişilerle

de görüşme sağlanır.

f) Danışmanlık tedbirinin uygulama sürecinin değerlendirilmesinde

kullanılacak izleme kriterleri, bu hizmeti sunacak danışman tarafından

belirlenerek uygulama planında gösterilir.

g) Uygulama planı doğrultusunda üçer aylık periyotlarla sürecin

değerlendirmesine ve varsa tedbirin değiştirilmesine ilişkin öneriyi de içeren

rapor; Yönetmeliğin 18 inci maddesinde belirtilen usule göre mahkeme veya çocuk

hâkimi tarafından, incelettirilmek üzere mahkemeye ulaştırılır.

h) Danışmanlık hizmeti, danışmanın, bu tedbirde istenen amaca

ulaşıldığına dair raporu üzerine mahkeme veya çocuk hâkiminin vereceği kararla

sona erer.

(2) Danışmanlık tedbirlerini uygulayan görevlilerin; mahkeme veya çocuk

hâkimine sunulan uygulama planı doğrultusunda yaptıkları işlem ya da görevlerin

izlenmesi, tedbirle ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirecek etkinlik ve

verimlik için gerekli desteğin sağlanması bu tedbiri yerine getirmekle yükümlü

kurumların sorumluluğundadır.”

51. 2004 sayılı Kanun’un “Çocuk

teslimi” başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Çocuk teslimine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği

suretiyle borçluya yedi gün içinde çocuğun teslimini emreder. Borçlu bu emri

tutmazsa çocuk nerede bulunursa bulunsun ilam hükmü zorla icra olunur.

Çocuk teslim edildikten sonra diğer taraf haklı bir sebep olmaksızın

çocuğu tekrar alırsa ayrıca hükme hacet kalmadan zorla elinden alınıp öbür

tarafa teslim olunur.”

52. 2004 sayılı Kanun’un “Çocuk

teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrasında uzman

bulundurulması” başlıklı 25/b. maddesi şöyledir:

“Çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair

ilâmların icrası, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme

Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya

çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir

eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirilir.”

53. 2004 sayılı Kanun'un “Çocuk

teslimi emrine muhalefetin cezası” başlıklı 341. maddesi şöyledir:

“Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine

getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş

kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin

tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine

getirilirse, kişi tahliye edilir.”

54. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi şöyledir:

“(1) Kamusal ya da özel sosyal yardım

kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından

yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel

düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da

kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı

sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

(3) Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu

kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı

ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

55. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 9. maddesinin ilgili

fıkraları şöyledir:

“(1) Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz

yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar

vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında

ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü

muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanın

birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla

karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

(2) Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili

bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3) Taraf Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına

karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, anababanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki

kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.”

56. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“(1) Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun

kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu

görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen

gösterilmek suretiyle tanırlar.

(2) Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari

kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir

makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına

uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.”

57. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir:

“(1) Taraf Devletler, çocuğun

yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk

taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun

yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da durum

gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler herşeyden

önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak

hareket ederler.

(2) Bu Sözleşme’de belirtilen hakların

güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun

yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana–baba ve yasal

vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli

kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.

(3) Taraf Devletler, çalışan ana–babanın, çocuk bakım hizmet ve

tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını

sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

58. Mahkemenin 3/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; kendisine Mahkeme kararları ile tanınan çocuğu

ile kişisel ilişki kurma hakkının, çocuğun kendisiyle görüştürülmemesi ve

kendisine yabancılaştırılması suretiyle velayet hakkı sahibi eski eşi

tarafından engellendiğini, başta müşterek çocuğunun annesi olmak üzere Mahkeme

kararlarının icrasını engelleyen sorumluların etkin şekilde cezalandırılmadığını,

AİHM tarafından 6/12/2011 tarihinde verilen ve çocuğu ile kişisel ilişki kurma

hakkının icra edilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine hükmedilen kararın gereklerinin kamusal makamlarca yerine

getirilmediğini, çocuğu ile kişisel ilişki hakkının icrası için başvurduğu

yargısal süreçlerde Mahkemelerce verilen kararların gerekçelerinin yetersiz

olduğunu ve ileri sürdüğü uyuşmazlık konusunun etkili şekilde çözümünü

sağlayacak itiraz imkânının bulunmadığını, taraflara eşit muamelede bulunma

ilkesinin göz ardı edildiğini, uzun süredir görüştürülmediği çocuğu ile aile

bağlarının kopmak üzere olduğunu belirterek Anayasa'nın 10., 20., 36., 41. ve

141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun

Anayasa’nın 10., 20., 36., 41. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiği iddiasının ihlal iddialarının mahiyeti gereği Anayasa’nın 20. ve 41.

maddeleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

61. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

62. Başvurucu baba; çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkı

bulunmasına rağmen çocuğunun kendisi ile görüştürülmemesi, hakkın yerine

getirilmesini engelleyen kişilerin kamu makamlarınca cezalandırılmaması ve

çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkı tanıyan mahkeme kararının icra edilememesi

nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

63. Bakanlık görüş yazısında benzer başvurularda AİHM tarafından

Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında değerlendirme yapıldığı, bu kapsamda görüş hazırlandığı

ifade edilmiş; Sözleşme’nin 8. maddesinin devlete negatif yükümlülüklerin yanı

sıra her zaman mutlak olmayan pozitif yükümlülükler de yüklediği, çocuklar

hakkında alınan tedbirler ve koruma kararlarıyla ilgili davalarda müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekliliği denetlenirken gösterilen gerekçelerin

ilgili ve yeterli oluşu ile karar verme sürecinin adil olup olmadığının ve bu

süreçte başvurucunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarına saygı

gösterilip gösterilmediğinin denetlendiği, anne ve babanın ayrılması sonrasında

da anne, baba ve çocuk arasında uygun ilişkiler kurulması gerektiği

belirtilmiş; başvurucu hakkında verilen 6/12/2011 tarihli AİHM kararının

başvurucu ile eski eşinin boşanması sürecindeki yargılamaya ilişkin olduğuna,

bu başvurunun konusunun ise velayete ve çocukla kişisel ilişki tesisine ilişkin

artık kesinleşen Mahkeme kararı olduğuna değinilmiş ve AİHM önüne benzer ihlal

iddialarıyla gelen dava ve karar örneklerine yer verilmiştir.

64. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru dilekçesindeki

görüş ve taleplerini tekrar etmiştir.

65. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın, Anayasa’da güvence

altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

66. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme

hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık

ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim

kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin

üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

67. Anayasa’nın “Ailenin

korunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların

korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için

gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça

aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme

hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu

tedbirleri alır.”

68. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı

gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

69. Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasa’daki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği

açıktır (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny,

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

70. Aile yaşamındaki temel ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn

ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmi evlilik birliklerinin aile hayatı

kapsamında korunduğu kuşkusuz olup evlilik içinde doğan çocuklar da

kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası sayılır.Bu çerçevede çocuğun doğumundan itibaren

çocuk ve ebeveyn arasında aile yaşamı anlamına gelen bir bağ kurulduğunun

kabulü gerekir (Murat Atılgan, §

23; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011,

§§54, 60). Başvuru konusu olayda, başvurucunun çocuğu evlilik içinde dünyaya

gelmiş olup hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır. Bu bağlamda başvurucu

ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki, aile yaşamının kurulması için yeterlidir.

71. Aile yaşamının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal bir

şekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır.

Bu hakkın kapsamının ise aile yaşamına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesi

mümkün değildir (Murat Atılgan, §

24; Marcus Frank Cerny, §

38).

72. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile

yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup anne ve baba arasında ortak yaşamın

kurulamaması veya hukuken ya da fiilen sona ermiş olması aile yaşamını ortadan

kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının, anne ve babanın birlikte

yaşamamaları veya ortak yaşama son vermelerinin ardından da devam edeceği açık

olup anne, baba ve çocuğun aile yaşamlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda

ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz

konusu yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına

alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil; ebeveyn veya diğer aile

bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar

açısından da geçerlidir (Murat Atılgan,

§ 25; Marcus Frank Cerny, §

39; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, §

21; Gluhakovic/Hırvatistan, §§56-57).

73. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu

olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla

sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına

etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de

içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler

alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını

zorunlu kılar (Murat Atılgan, §

26; Marcus Frank Cerny, §

40; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X

ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Hokkanen/Finlandiya, § 55).

74. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda

Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin -mevcut olayda babanın- çocuğuyla

kişisel ilişki kurmasının sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme

hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü

içermektedir. 41. maddede, her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve

babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve ilişkiyi sürdürme hakkına sahip

olduğu açıkça belirtilmektedir. Söz konusu yükümlülüğün uluslararası

sözleşmelerde de yer bulduğu görülmektedir (bkz. § 55). Ancak bu yükümlülük

mutlak olmayıp her olayın özel koşullarına bağlı olarak alınacak tedbirlerin

nitelik ve kapsamı farklılaşabilmektedir (Marcus Frank Cerny, § 41; M.M.E. ve T.E., B. No: 2013/2910,

5/11/2015, § 121; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 58; Ignaccolo-Zenide/Romanya, B. No: 31679/96, 25/1/2000, §

94; İlker Ensar Uyanık/Türkiye,

B. No: 60328/09, 3/5/2012, § 49).

75. AİHM de önüne gelen birçok davada aile yaşamına saygının

kamu makamlarına, ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif

bir görev yüklediğini ve bu durumun, ayrılığa devletin değil ebeveynin yol

açtığı durumlarda dahi geçerli olduğunu; bu alandaki pozitif yükümlülüğün,

bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence

altına almak için tasarlanmış, hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici

yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun

tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,

§ 52).

76. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerin hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı

gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki

ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de -özellikle pozitif

yükümlülükler söz konusu olduğunda- saygı kavramının çok kesin bir tanımının

bulunmadığını ve taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen

uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin

olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (Marcus Frank Cerny, § 43; M.M.E. ve T.E., §123; Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80,

28/5/1985, § 67).

77. Anne, baba ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile

hayatının esaslı bir unsuru olup anne ve baba tarafından diğer eşe tanınan

velayet ve kişisel ilişki haklarının hukuka aykırı şekilde engellenmesi

durumunda da devletin bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve

oluşturulmasını ve fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını

sağlama yükümlülüğü, aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki pozitif

yükümlülüklerinin bir görünümünü oluşturmaktadır. Bu bağlamda velayet ve

kişisel ilişki tesisine dair kararların icrasına ilişkin problemler, aile

hayatına saygı hakkı bağlamında değerlendirme yapılmasını gerektiren önemli bir

dava grubudur (Marcus Frank Cerny, §

44; M.M.E. ve T.E., §124).

78. Söz konusu dava grubu açısından kamusal makamlarca alınan

tedbirin yeterliliği, ilgili tedbirin uygulanma hızı ile doğru orantılıdır.

Velayet ve kişisel ilişkiye ilişkin ebeveyn sorumluluklarının tespiti ve elde

edilen nihai kararın uygulanması, kaybedilen zamanın çocuk ve onunla birlikte

yaşamayan ebeveyn arasındaki ilişkiler üzerinde geri dönülmez sonuçlar ortaya

koyabileceği gözetilerek ivedi olarak harekete geçmeyi gerektirmektedir (Maire/Portekiz, B. No: 48206/99, 26/9/2003, §

74). Bu nedenle velayete ve kişisel ilişkiye ilişkin hükümlerin infazı

sürecinde alınan bir tedbirin yeterli olup olmadığı, tedbirin hızla

uygulanmasıyla birlikte değerlendirilmelidir. Söz konusu kararların usulüne

uygun şekilde ve ivedi olarak yerine getirilmesinin hem çocuklar hem de ebeveyn

üzerinde çeşitli etkileri bulunmakla birlikte söz konusu eksiklik ve

gecikmeler, özellikle karar gereklerinin yerine getirilmediği her an ebeveyn

ile ilişkileri daha da sınırlanan veya kopan çocuk açısından telafisi imkânsız

zararların doğmasına neden olabilmekte ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında

ciddi sorunları gündeme getirmektedir (M.M.E.

ve T.E., § 125; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Santos Nunes/Portekiz, B.

No: 61173/08, 22/5/2012, §§ 56,57).

79. AİHM de birçok kararında; Sözleşme’nin 6. maddesi ve

ağırlıklı olarak makul sürede yargılanma hakkı kapsamında velayet ve kişisel

ilişki tesisine dair yargılama ve icra prosedürlerini değerlendirmekte; yapılan

inceleme sırasında makul süre koşulu değerlendirilirken kullanılan davanın

karmaşıklığı, tarafların tutumu, yetkili makamların tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriterlerinden

özellikle son ölçüte vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. AİHM’e

göre belirtilen dava grubu ve bu kapsamda elde edilen yargı kararlarının

icrası, işte tam da bu nedenle süratle neticelendirilmesi gereken

prosedürlerdir (Hokkanen/Finlandiya, § 72; Maire/Portekiz, § 74; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, B. No:

41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).

80. Karar gereklerinin ivedi olarak yerine getirilmesi

zorunluluğunun nedeni, çocuğun birlikte olduğu ebeveynin yaşam şartlarına

alışmasının, bu suretle çocuk için mahkeme kararlarına aykırı şekilde yeni bir

yaşam alanı oluşmasının, velayet veya kişisel ilişki hakkı hukuka aykırı olarak

fiilen elinden alınan anne ve baba ile çocuk arasında sürdürülmesi gereken

ilişkilerin zarar görmesinin engellenmesi ile hukuka aykırı şekilde çocuğu

uhdesinde bulunduran ebeveynin durumuna yasal olarak tanıma şeklinde bir himaye

sağlanmamasıdır (M.M.E. ve T.E.,

§ 127).

81. AİHM de ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam

etmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesinin birinci paragrafı kapsamında aile

hayatının temel bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8.

maddesi, ebeveynin çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin

alınmasını talep hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma

yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici nokta, ulusal

makamların, uygulamadaki mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan

velayet, ziyaret ya da birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırma

noktasında kendilerinden beklenilen bütün makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya, § 55; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, § 132).

82. Söz konusu pozitif yükümlülükler bağlamında kamusal

makamlar, velayet ve kişisel ilişki tesisine dair kararların icrasını sağlamak

üzere uygun bütün önlemleri almakla ve bu amaçla en süratli usullere

başvurmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, ilgili vakalarda aile hayatına saygı

hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça

önemlidir (M.M.E. ve T.E., §

129).

83. Özellikle çocukların zorunlu olarak kamu korumasına alındığı

ve çocuklara koruma tedbirlerinin uygulandığı durumlarda AİHM; ebeveynin,

çocuğu ile yeniden bütünleşmesini sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını

talep hakkına sahip olduğunu, devletin ise aynı doğrultuda tedbirler alma

yükümlülüğü altında olduğunu sıklıkla ifade etmektedir (M.M.E. ve T.E., § 130; Hokkanen/Finlandiya, § 55).

84. Davanın özel koşulları içinde kamu makamlarının ailenin

yeniden bütünleşmesini kolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen tüm

makul tedbirleri alması gerekir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp özellikle

belirli bir süre başka şahıslarla yaşayan, bir kurumda barındırılan, anne veya

babadan biri ile yaşamış olan çocuğun ebeveynin diğeri ile bütünleşmesinin söz

konusu olduğu durumlarda bu ilişki derhal tesis edilemeyebilir ve bu durum

birtakım hazırlayıcı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir. Bu önlemlerin

nitelik ve kapsamı davanın koşullarına bağlı olmakla birlikte olayın tüm

taraflarının anlayış ve iş birliği içinde olması önemlidir. Ancak velayet veya

kişisel ilişkiye ilişkin karar aleyhine olduğu hâlde çocuğu hukuka aykırı

olarak uhdesinde bulunduran ebeveynin tutumu, kamusal makamların kararın icrası

için tüm uygun önlemleri almamasının mazereti olamaz (M.M.E. ve T.E., § 131; Maire/Portekiz, § 76).

85. Kamu makamlarının zorlayıcı tedbirler alma yükümlülüğü,

hukukun ve mahkeme kararlarının göz ardı edilerek çocuğun fiilen tutulduğu

durumlarda elbette daha ağırlıklı olarak üzerinde durulması gereken bir

husustur. Özellikle ilgili tedbirlerin alınması noktasındaki gecikme, söz

konusu durumun meşru bir hâl almasına zemin hazırlayabilecektir (M.M.E. ve T.E., § 132).

86. Çocuğa karşı zorlayıcı tedbirler alınması bu hassas alan açısından

kabul edilebilir olmamakla birlikte çocuğu açıkça hukuka aykırı şekilde

uhdesinde bulunduran ebeveyne karşı müeyyideler uygulanması yükümlülüğü gözden

uzak tutulmamalıdır (M.M.E. ve T.E., §

127; Maire/Portekiz, § 76). Kamusal makamlar, söz

konusu aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği ve olayın tarafları arasında iş

birliğinin tesisi noktasında kendilerinden beklenen en üstün gayreti göstermek

zorunda olmakla birlikte bu alanda zorlayıcı tedbirlere başvurma yükümlülüğü;

tüm tarafların menfaati, özellikle de çocuğun üstün yararı karşısında sınırlı

olmalıdır. Anne veya baba ile iletişimin bu menfaatleri tehlikeye soktuğunun

tespiti hâlinde de kamusal makamların söz konusu menfaatler arasında adil bir

denge tesis etme yükümlülükleri bulunmaktadır (M.M.E.

ve T.E., § 127; Hokkanen/Finlandiya, § 58; Maire/Portekiz, § 71).

87. Çocuğun, söylemlerinin dikkate alınabileceği belirli bir

olgunluk düzeyine erişmiş olması durumunda ve üstün menfaatine aykırı olmamak

koşulu ile kişisel ilişki sürecinde çocuğun istek ve söylemlerinin de dikkate

alınması zaruridir (M.M.E. ve T.E., §

134; Hokkanen/Finlandiya, § 61). Bu husus uluslararası

sözleşme metinlerinde de açıkça ifade edilmektedir (bkz. § 56).

88. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, öncelikle

derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Çocuğun üstün yararı söz

konusu dava grubu açısından en önemli unsur olup olayın tüm tarafları ile

doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarını

değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da tartışmasızdır.

Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup

olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu

nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulü

denetleme ve özellikle mahkemelerin kişisel ilişki kurulmasına ve velayete

ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41.

maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirlemektir. Bu kapsamda

Anayasa Mahkemesinin görevi, kişisel ilişki kurulması kararlarının

uygulanmasını sağlamak hususunda derece mahkemelerinin yerini almak olmayıp

kamusal makamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararların aile hayatına

saygı hakkı bağlamında söz konusu olan güvenceler açısından değerlendirmektir (M.M.E. ve T.E., § 135; Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/6/1998, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).

89. Bu bağlamda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenen

usulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıp

uygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki

güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu

vurgulamakta; yaptığı denetime temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik

ilkesi gereği, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin

takdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta ancak ulusal mahkemeler tarafından

ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun bir

denge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle aile hayatının

korunması hakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (M.M.E. ve T.E., § 136).

90. Velayet ve kişisel ilişkiye ilişkin hükümlerin icrası

problemi adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına sıklıkla konu olmakla

birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili

prosedürün icrasına ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı

bağlamında meydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddiaların

aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Marcus Frank Cerny, §

82; M.M.E. ve T.E., § 137; Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Maire/Portekiz,

§ 62; Santos Nunes/Portekiz,

§§ 56, 57).

91. Velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar

açısından verilen kararların kesin hüküm etkisi olmakla birlikte özellikle

çocuğun üstün menfaati dikkate alınarak velayet ve kişisel ilişki konusunun

ilerleyen süreçte yeniden ele alınması ve farklı şekilde tanzimin mümkün olduğu

da unutulmamalıdır. (M.M.E. ve T.E.,

§ 138).

92. Yukarıda da ifade edildiği üzere aile yaşamına saygı hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin sınırı ve hangi koşullarda olumlu edimde

bulunmayı gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak

kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle

pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir

tanımının bulunmadığını, taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen

uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin

olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (Murat Atılgan, § 28; Marcus Frank Cerny, § 43;Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik

Krallık, § 67).

93. Başvuru konusu olayda da başvurucunun çocuğu ile kişisel

ilişki tesisinde kamusal makamların pozitif yükümlülüklerini ne derecede yerine

getirdiği değerlendirilirken bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal

bir çerçeve oluşturulup oluşturulmadığı, ebeveyn ile çocuğun yeniden bir araya

gelebilmesi amacıyla olaya özgü etkin tedbirlerin makul şekilde alınıp

alınmadığı ve bu tedbirlerin hızla uygulanıp uygulanmadığı irdelenmelidir.

94. Başvurucu baba tarafından, çocuğu ile kişisel ilişki kurma

hakkının müşterek çocuğun annesince engellendiği, bu engellemelerin kamusal

makamlarca cezalandırılmaması ve aile bağlarının yeniden tesisini sağlayacak

uygun tedbirlerin alınmaması nedeniyle hakkın icrasının gerçekleştirilmediği

iddia edilmektedir. Bu iddia karşısında söz konusu icra sürecindeki takip

işlemleri, ilgili icra ve kolluk görevlilerinin tutumu, velayet ve kişisel

ilişki kurma haklarına yönelik hak sahibinin değiştirilmesi talebiyle

karşılıklı açılan davalar, bu davalarda verilen koruyucu ve destekleyici tedbir

kararlarının içeriği, tedbir kararlarının uygulanması ve takibi, çocuğun

psikolojik ve pedagojik durumunun uzmanlarca gözlemlenmesi neticesinde

hazırlanan raporlar, anne hakkında çocuk teslimi emrine muhalefette bulunduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçleri gibi bir dizi kamusal

işlem ve eylemlerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerekir. Bu şekilde

yapılacak değerlendirme, kişisel ilişki tesisinde kamusal makamlarca

üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini

sağlıklı biçimde ortaya koyabilir.

95. Başvuru konusu yargısal süreçler bir bütün olarak

değerlendirildiğinde boşanma davası neticesinde müşterek çocuğun velayetinin

davalı anneye verildiği, başvurucuyla çocuk arasında ise kişisel ilişki

tesisine karar verildiği, bu kararın temyiz ve karar düzeltme aşamalarından

geçerek kesinleştiği (bkz. §§15, 16), boşanma davası sürecinde kişisel ilişki

tesisi için gerçekleştirilen icra takip işlemlerinde başvurucunun çocuğu ile

görüşemediği, bu nedenle Mahkemeden çocuğuyla görüşebilmesini sağlayacak

tedbirlerin alınmasını talep ettiği, ayrıca görüşmelere engel olan kişilerin

cezalandırılması istemiyle şikâyetlerde bulunduğu; yine bu süreçte alınan uzman

raporunda taraflar arasındaki gerginliğin çocuğa aktarılmaması için çocuk ve

ebeveynin uzman yardımı alması gerektiği şeklinde değerlendirmelerde bulunulmasına

rağmen Mahkemece herhangi bir tedbire başvurulmadığı görülmüştür (bkz. § 14).

96. Boşanma davası sürecinde başvurucu baba ile davalı anne,

birbirleri aleyhine farklı zamanlarda karşılıklı suç duyurularında bulunmuşlar

ve bu kapsamda hem başvurucu hem de anne S.K. hakkında birbirinden farklı

soruşturma ve kovuşturma süreçleri yürütülmüştür (bkz. §§ 17-19). Ayrıca

başvurucu, çocuğu ile kişisel ilişki kurabilmesini sağlayacak imkânların

kendisine tanınmadığı gerekçesiyle AİHM'e başvurmuş

ve yukarıda anılan nedenlerle AİHM tarafından başvurucunun aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir (bkz. § 21).

97. AİHM kararından sonraki süreçte başvurucu baba tarafından

velayetin değiştirilmesi, anne tarafından ise kişisel ilişkinin kaldırılması

talepli davalar açılmıştır. Başvurucu babanın, çocuğu ile kişisel ilişki kurma

hakkının engellendiği yönündeki şikâyetleri bu süreçte de devam etmiştir.

98. Somut olayda, özel hayata saygı hakkının pozitif gereklerine

ilişkin AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı olmasına rağmen Anayasa

Mahkemesinin aynı konuda yeni bir inceleme yapabilmesi için başvurucunun

mağduriyetinin AİHM kararıyla giderilmemiş olması veya ihlale neden durumun

düzeltilmemiş olması ya da değişen koşullardan dolayı farklı nedenlerle devam

eden ihlalin giderilmesine dönük adımların atılmamış olması gerekir. Anılan

başvuruda, AİHM önünde dile getirilen şikâyetlerin sürdüğü ve kişisel ilişki

kurulması amacıyla yürütülen yargısal sürecin devam ettiği görülmektedir. Bu

durumda Anayasa Mahkemesi, ihlale neden olan koşulların zaman içinde

değişebileceğini de dikkate alarak AİHM kararından sonraki süreçte kamusal

makamlarca pozitif yükümlülüklerin gereğinin yerine getirilip getirilmediğini

inceleme imkânı bulacaktır.

99. Başvurucunun devam eden şikâyetleri kapsamında İstanbul 4.

Aile Mahkemesi tarafından şikâyetlerin muhatabı olan annenin bu anlamda üzerine

düşen özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin tespiti ile çocuğun ve

annenin mevcut durumu hakkında uzman raporlarına başvurulmuştur. Çocuğun

babasıyla görüşmek istemediğinin ve bu konuda çocukta aşırı olumsuz yaklaşım

belirlendiğinin tespit edilmesi üzerine Mahkemenin 12/7/2013 tarihli ara kararı

ile 6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 3. fıkrası ve 5395 sayılı Kanun’un 5. maddesinin

1. fıkrası gereğince anne ve çocuk hakkında danışmanlık ve sağlık tedbiri

uygulanmasına, tedbir kararının gereğinin yerine getirilmesi için alınan ara

kararı örneğinin İl Müdürlüğüne gönderilmesine hükmedilmiştir.

100. Sağlık tedbiri kararı gereğince hazırlanan İstanbul

Valiliği Halk Sağlığı Müdürlüğü Şişli Toplum Sağlığı Merkezinin 26/3/2014

tarihli ve Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma

Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Polikliniğinin 25/3/2014 tarihli raporlarında ve

danışmanlık tedbiri kararı gereğince hazırlanan İstanbul Valiliği Beyoğlu

Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünün 8/7/2014 tarihli değerlendirme raporunda;

çocuğun babasına karşı tepkili olduğu, annesi ile mutlu olduğunu ve babasıyla

görüşmek istemediğini söylediği ifade edilmiştir. Ayrıca İstanbul Üniversitesi

Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

Başkanlığının 24/10/2013 tarihlitıbbi değerlendirme

içerikli raporu ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı

Başkanlığınca hazırlanan raporundaki psikiyatrik muayene ve değerlendirmede

çocuğun görünümünün yaşına uygun olduğu, görüşmeye kısmen istekli olduğu,

tutumunun iş birliğine kısmen açık olduğu; bilincinin açık, kişi, yer ve zaman

yöneliminin yaşı ile uyumlu olduğu, çocukta algısal bir patoloji saptanmadığı,

duygulanımının zaman zaman kaygılı olduğu; çocuğun, babası tarafından fiziksel

istismara maruz kaldığını dile getirmesi ve sonrasında bazı anksiyete

bozukluğu belirtilerinin gelişmiş olması nedeniyle babayla görüşmekten kaçındığının

tespit edildiği, bu durumda baba ile görüşme şekil ve sıklığının minimum

tutularak küçüğün isteğine bırakılmasının uygun olduğu, çocuğun annesiyle

yaşamak ve zamanının büyük bölümünü annesiyle geçirmek istediğini, annesinin

yanında kendisini daha mutlu ve huzurlu hissettiğini açık olarak ifade

ettiğinin belirlendiği, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereğince algılama ve

davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmiş çocukların kendilerini

ilgilendiren konularda görüşünün alınmasının ve bu görüşe önem verilmesinin

gerektiğinin bildirildiği, velayet hakkı ile ilgili düzenlemede asıl olanın

çocukların üstün yararı olduğu, bunlar dikkate alındığında on dört yaşında ve

ergen olan çocuğun bedensel, zihinsel ve cinsel gelişimi ile anlatımlarının

değerlendirilmesi sonucunda velayetinin annesinde kalmasının uygun olduğu

sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir. Neticede İstanbul 4. Aile Mahkemesinin

10/2/2015 tarihli kararında, baba ile çocuk arasında kişisel ilişkinin devamı

yönünde hüküm kurulmuştur.

101. İl Müdürlüğünün 29/6/2015 havale tarihli dilekçesi ile İl

Müdürlüğüne bağlı Beyoğlu Ek Hizmet Birimince yapılan sosyal incelemeler ve

periyodik takipler sonucunda başlatılan danışmanlık tedbirinin sonlandırılması

talep edilmiştir. Söz konusu talep, dilekçe ekinde yer alan İstanbul Valiliği

Beyoğlu Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünün 8/7/2014 tarihli ve 494 numaralı

raporun içeriğine dayandırılmıştır. İki psikoloğun, anne ve çocuğun ikamet

adreslerine giderek onlarla yüz yüze görüşme neticesinde hazırladığı söz konusu

raporda annenin ve çocuğun ekonomik durumu, öğrenim durumu, sağlık durumu, aile

ve sosyal yaşantısı ve yaşadıkları konutun durumu hakkındaki gözlemlerine yer

verilmiş, değerlendirme ve sonuç kısmında ise çocuğun annesi ile birlikte

yaşamaktan mutlu olduğu, annenin çocuğun bakım ve sorumluluğu ile

ilgilenebilecek entelektüel kapasiteye sahip bir yetişkin olduğu, çocuğun

iletişime açık olduğu, konuşurken göz kontağı kurulabildiği, fiziksel ve

zihinsel yaşının takvim yaşı ile orantılı görüldüğü, kendini ifade edebildiği,

öz bakımının iyi olduğunun gözlemlendiği, öte yandan çocuğun babası ile

görüşmek istemediği, baba çocuk ilişkisi açısından kaliteli bir ilişki

biçiminin bulunmadığı, çocuğun babası ile birlikte geçirdiği zamanlarda

babasından şiddet gördüğünü dile getirdiği, babası ile ilgili konuşurken anksiyete seviyesinin arttığı, bu durumun çocuğu

endişelendirdiğinin gözlemlendiği, çocuğun yüksek yararı gözetilerek babası ile

görüşme sıklığının en düşük düzeye indirilmesi, görüşme yapıldığı takdirde

bunun yetişkin bir birey veya uzman eşliğinde gerçekleşmesi, baba ile görüşme

durumunun çocuğun kanaatine bırakılmasının uygun olduğu, çocuğun fizyolojik ve

psikolojik ihtiyaçlarının annesi tarafından bire bir ilgilenilerek karşılandığı

ve takibinin sağlandığı, çocuğun örgün eğitime devam etmesi ve yoğun bir

akademik temposu olması sebebi ile çocuğun eğitim yaşamının sekteye uğramaması

için danışmanlık tedbiri kararının sonlandırılmasının uygun olacağının

anlaşıldığı, yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda çocuğun yaşamını aile

ortamında sürdürmeye devam etmesi nedeniyle çocuk hakkında bir tedbir

alınmasına gerek olmadığı yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

102. 1/7/2015 tarihli ara kararı ile Mahkeme 8/7/2014 tarihli

rapora dayanarak danışmanlık tedbiri uygulanmasına rağmen çocuğun babası ile

arasında düzenli kişisel ilişki tesis edilmediğini, bu nedenle tedbirin

amacının gerçekleşmediğini belirterek bu talebi reddetmiştir. Danışmanlık

tedbiri uygulaması devam etmektedir.

103. Tüm bu süreçte, başvurucuya tanınan kişisel ilişki kurma

hakkının kaldırılması yönünde Mahkemelerce bir kanaate varılmamıştır. Aksine

anneye karşı bağlılık geliştiren çocuğun uzun süredir görüşmediği başvurucudan

duygusal olarak uzaklaşmasının çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz yönde

etkileyeceği, kişisel ilişkinin devamlılığının baba ile çocuk arasındaki

ilişkinin kopmaması için gerekli olduğu, mevcut zayıf ilişkinin daha da zarar

görmemesi için kişisel ilişkinin devam etmesi gerektiği şeklinde görüşler

içeren raporlar doğrultusunda kişisel ilişkinin devamına karar verilmiştir.

Denizli 3. Aile Mahkemesinin T.2013/38 numaralı dosyasına sunulan ve başvurucu

ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda hazırlanan 16/5/2013 tarihli

uzman raporunda da müşterek çocukta var olan sevilmediği algısının

kırılabilmesi için başvurucu ile ilişkisinin sürdürülmesi gerektiği

belirtilmiştir. Gerek çocuk gerekse başvurucu hakkında düzenlenen uzman

raporlarının içeriği, yasal yöntemlerin kişisel ilişkinin tesisi amacıyla

usulünce kullanılması ve başvurucunun şiddet uyguladığına dair aleyhine

verilmiş herhangi bir hükmün olmayışı gibi faktörler dikkate alındığında çocuk

ile başvurucu arasında kişisel ilişki kurulmasının çocuk için zararlı etkiler

doğuracağı şeklindeki iddianın dayanaksız kaldığı ve kararın icra edilmemesini

haklı gösterecek bir durumun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

başvurucu ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına yönelik olarak çocuğun

üstün yararı da gözetilerek kamusal makamlarca tedbir alınmasına engel bir

durum bulunmamaktadır.

104. İstanbul 4. Aile Mahkemesi 12/7/2013 tarihli ara kararı ile

danışmanlık ve sağlık tedbirinin uygulanmasına hükmederken çocuğun başvurucuyla

görüşmek istememesinin çocukta başvurucuya karşı var olan aşırı olumsuz

yaklaşımdan kaynaklandığını, bu olumsuz yaklaşımın giderilmesi amacıyla anne ve

çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici mahiyette danışmanlık ve sağlık

tedbirinin uygulanmasına ihtiyaç bulunduğu gerekçesiyle hareket etmiş; tedbir

kararının gereğinin yerine getirilmesi için İl Müdürlüğüne yetki vermiştir.

105. Koruyucu ve destekleyici tedbirler; çocuğun öncelikle kendi

aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik olup danışmanlık, eğitim, bakım,

sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirleri içerir. 5395 sayılı Kanun’un

5. maddesinde danışmanlık tedbirinin amacı; çocuğun bakımından sorumlu olan

kişilere çocuk yetiştirmede, çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili

sorunlarının çözümünde yol gösterilmesi olarak açıklanmıştır. Sağlık tedbirinin

amacı ise çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için

gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyon sağlamaktır.

Doğduğundan itibaren yalnızca annesiyle yaşayan çocuğun başvurucu ile ortak

yaşanmışlıklarının olmaması ve başvurucuya karşı çocukta var olan ve anneden

kaynaklandığı uzman raporlarında tespit edilen aşırı olumsuz tepki nedeniyle

kişisel ilişkinin kurulmasına yönelik girişimlerin neredeyse tümünde çocuk,

başvurucuyla görüşmeyi reddetmiştir. Bu kapsamda çocuk ile anne hakkında verilen

ve zorlayıcı nitelikte olmayan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile anne ve

çocuğa uzmanlarca danışmanlık ve takip hizmeti verilmesi, çocuğun tutumunun

başvurucu ile kişisel ilişki kurulmasına imkân sağlayabilecek seviyeye gelmesi,

bunun için gerektiğinde başvurucu ve çocuğun uzmanlar eşliğinde görüştürülmesi

de dâhil olmak üzere uygun tüm adımların atılması ve böylece kopmak üzere olan

aile bağlarının yeniden tesis edilmesi amaçlanmıştır.

106. Çocukta var olan aşırı olumsuz tepki giderilmeden kişisel

ilişkinin gerçekleşmeyeceğinin açık olduğu, bu engelin aşılması için öncelikle

olayın tarafları arasında iş birliğinin tesisi noktasında kendilerinden

beklenen en üstün gayreti göstermelerinin ve kamusal makamlarca bu yönde

hazırlayıcı tedbirlerin süratle hayata geçirilmesinin gerekli olduğu

anlaşılmaktadır.

107. AİHM kararından sonraki süreçte de kişisel ilişkinin

kurulması amacıyla başvurucunun girişimleri devam etmiş, bu girişimlerin

başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olan engellerin kaldırılmaması yönündeki

şikâyetleri İstanbul 7. Aile Mahkemesinde ve İstanbul 4. Aile Mahkemesinde

devam eden yargılamalarda dile getirilmiş ve başvucu,

kişisel ilişki tesisi için uygun önlemlerin alınması talebinde bulunmuştur.

Başvurucunun bu yönde gayret içinde olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu ile

müşterek çocuk arasındaki ilişkinin mevcut durumu ortaya konmasına rağmen

ilişkinin tesisine yönelik hazırlayıcı tedbirler alınmasına ilk kez İstanbul 4.

Aile Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli ara kararı ile hükmedilmiştir. Çocuk ve

anne hakkında uygulanmasına karar verilen koruyucu ve destekleyici nitelikteki

danışmanlık ve sağlık tedbirlerinin somut olayın içeriğine uygun hazırlayıcı

bir tedbir olduğu konusunda şüphe yoktur. Özellikle danışmanlık tedbiri ile

aile içi iletişim problemleri; ailede parçalanma, ailede çocuğun değeri

konusunda yeterli duyarlılığın olmaması gibi konularda korunma ihtiyacı olan

çocuk ile aile ve çocuğun bakımından ve eğitiminden sorumlu kişiler bir arada

sistematik bir şekilde ele alınmakta; mağduriyetin tekrarlanmasını engellemek

üzere riskleri ve koruyucu önlemleri değerlendiren ve normal gelişimi

destekleyen, müdahale eden psiko-sosyal ve eğitsel

destek hizmetleri sunulmakta; böylece aile bireylerinin sorunlarına çözüm

önerileri getirilerek aile bağlarının güçlenmesine katkıda bulunulması

hedeflenmektedir.

108. Bununla birlikte danışmanlık tedbirlerinden beklenen amacın

gerçekleşebilmesi için tedbirin etkin bir şekilde uygulanması gerekir. Bu

kapsamda kararların uygulanması, takibi ve denetimine ilişkin ölçütler

Yönetmelik’in 18. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre tedbir kararlarını

yerine getirmekle görevli kişi, kurum veya kuruluşlarca, bu tedbir kararlarının

nasıl yerine getirileceği konusunda bir plan hazırlanarak planın hayata geçirilmesi;

uygulama planında kararın uygulanmasından sorumlu kişi, tedbirin türü ve

süresi, tedbirin uygulanmasında hangi kurumlarla iş birliği yapılacağı ve hangi

hizmetlerin sağlanacağı, nelerin amaçlandığı ve ilerlemenin nasıl ölçüleceğine

ilişkin bilgilere yer verilmesi gerekir. Ayrıca ilgili mevzuat gereği çocuk ve

ailenin sürece birlikte dâhil edilmesi, duruma göre öğretmen ya da ilgili

kişilerle de görüşmelerin sağlanması için gerekli önlemler alınarak danışmanlık

hizmetinin başlatılması, çocukla haftada en az bir kez, aileyle ise iki haftada

bir kez gerçekleştirilecek görüşmeler planlanması ve bu plan doğrultusunda

durumun takip edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca tedbir kararını veren mahkemece;

tedbir kararlarının uygulanması, tedbirden beklenen gayenin gerçekleşip

gerçekleşmediği, uygulanan tedbirin çocuğun gelişimini hangi yönde etkilediği

hususları en geç üçer aylık sürelerle incelettirilmeli ve tedbirin amacı

doğrultusunda çocuğun gelişimi de dikkate alınarak koruyucu ve destekleyici

tedbirin kaldırılması ya da devamına ilişkin değerlendirmelerde bulunulmalıdır

(§ 49-50)

109. Bu yöndeki düzenlemeler, aile yaşamına etkili bir biçimde

saygının sağlanması bağlamında bireylerin haklarını koruyan düzenleyici

yargısal bir çerçeve oluşturulmasını sağlamış ise de söz konusu yükümlülüğün

gereklerinin fiilen hayata geçirilmesi için uygun tedbirlerin alınıp alınmadığı

ve bu tedbirlerin hızla uygulanıp uygulanmadığı ayrıca incelenmelidir.

110. Sağlık tedbiri kapsamında psikiyatrik muayene ve

değerlendirme sonucunda elde edilen bulguları içeren İstanbul Valiliği Halk

Sağlığı Müdürlüğü Şişli Toplum Sağlığı Merkezinin 26/3/2014 tarihli ve Şişli

Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk

Psikiyatrisi Polikliniğinin 25/3/2014 tarihli raporları hazırlanarak Mahkemeye sunulmuştur.

Kişisel ilişki sağlanması için uygun şartların oluşturulması amacıyla

hükmedilen hazırlayıcı tedbir mahiyetindeki danışmanlık tedbiri uygulaması

kapsamında ise tedbir kararının verildiği 12/7/2013 tarihinden davada altıncı

oturumun gerçekleştirildiği 12/6/2014 tarihine dek herhangi bir rapor

sunulmamıştır. Söz konusu oturumda İl Müdürlüğüne müzekkere yazılarak

danışmanlık tedbiri ile ilgili olarak yapılan işlemler konusunda bilgi

verilmesi istenmiştir. Bu kapsamda İstanbul Valiliği Beyoğlu Sosyal Hizmet

Merkezi Müdürlüğünün 8/7/2014 tarihli değerlendirme raporu düzenlenmiş ve

Mahkemeye sunulmuştur. Bu raporda da tedbirden beklenen amaç doğrultusunda

girişimlerde bulunulduğuna ilişkin herhangi bir ibare bulunmamakta, önceki

tarihlerde alınmış uzman raporlarındaki tespitlerin yinelenmesiyle

yetinilmektedir. Söz konusu rapor içeriğinde bilgi kaynağının çocuk ile yapılan

periyodik görüşmeler olduğu belirtilmişse de çocuk hakkında düzenli bir takip

yapıldığını gösteren olgular olmadığı gibi bu raporun tedbir kararının

üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra düzenlenen ilk rapor olduğu

anlaşılmış, tedbirin amacı doğrultusunda hareket edilmeden yalnızca bu tespit

raporuna dayanılarak 29/6/2015 tarihinde tedbirin kaldırılması talebinde

bulunulmuş ancak bu zaman diliminde tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine

yönelik olarak herhangi bir işlem gerçekleştirilmemiş ve tedbirin denetimine

ilişkin Mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

111. Söz konusu tedbirlerin usulüne uygun şekilde ve ivedi

olarak yerine getirilmesinin hem çocuk hem de ebeveyn üzerinde olumlu sonuçlar

ortaya koyabileceği makul bir öngörü olmakla birlikte bu öngörülen faydanın

gerçekleşebilmesi için usule ilişkin gereklerin kamusal makamlarca yerine

getirilmesi beklenir. Eksikliklerin ve gecikmelerin yaşanması, özellikle karar

gereklerinin yerine getirilmemesi durumunda her an ebeveyn ile ilişkileri daha

da sınırlanan veya kopan çocuk açısından telafisi imkânsız zararlar ortaya

çıkabilmekte ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında ciddi sorunlar

yaşanabilmektedir.

112. Bu bağlamda kamusal makamlarca tedbirin gerekleriyle ve

kişisel ilişki tesisinin sağlanması amacıyla uyumlu ve süratli adımlar

atılmamıştır. Özellikle en son 2011 yılının Temmuz ayında müşterek çocuk ile

kişisel ilişki kurmuş başvurucu ile eski eşi arasında iş birliğine olanak

verecek imkânların sağlanmadığı, ebeveyn ile olan bağların neredeyse kopma

aşamasına gelmesine ve uzun süre geçmesine rağmen makul tedbirlerin alınmadığı,

yetkili kılınan İl Müdürlüğü bünyesinde istihdam edilen sosyal hizmetler

konusunda uzman kişiler ile psikolog ve çocuk psikiyatrlarının sürece dâhil

edilmediği, tarafların aile ilişkilerinin düşük seviyede de olsa devamına dönük

tedbirin amacına uygun görüşmeler gerçekleştirilmediği ve tüm bu hususların

tedbir kararına hükmeden Mahkemece sorgulanmadığı, sürece ilişkin takibin etkin

şekilde gerçekleştirilmediği görülmektedir.

113. Ayrıca kişisel ilişkinin icra edilmeme nedeninin annenin

cezalandırılmamış olmasından kaynaklandığı ileri sürülmüş ise de beyanının

dikkate alınmasını gerektiren olgunluğa ulaştığı anlaşılan çocuğun sözlü ve

fiilî tepki ve direnişleri dikkate alınarak ve üstün yararı gözetilerek

teslimin gerçekleştirilmediği, bu durumda kusur atfedilemeyen annenin

cezalandırılmasının baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına tek

başına yetmeyeceği, zira artık yaşı itibarıyla belirli olgunlukta bulunan

çocuğun tercihlerinin ön planda tutulduğu, bu nedenle annenin

cezalandırılmadığı anlaşılmaktadır. Anne S.K. tazyik hapsi nedeniyle cezaevinde

bulunduğu dönemde de başvurucu, çocuk ile kişisel ilişki kuramamıştır. Anne

hakkında yapılan soruşturmalarda kovuşturmaya yer olmadığı, kovuşturmalarda ise

beraat kararı verilmesinde kamusal makamlarca çocuğun beyanlarına vurgu

yapıldığı, bu nedenle yeterli ve ilgili gerekçeler ortaya koyulduğu

değerlendirilmiştir. Ayrıca yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçleri

açısından şikâyetleri takiben makul sürelerde işlemlere başlanıldığı,

tarafların sürece dâhil edildiği, iddia ve savunmalarının gereği gibi

değerlendirildiği, usule ilişkin güvenceleri içeren süreç sonunda söz konusu

kararların verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda başvurucunun eski eşi

hakkında yapılan soruşturmaların etkisiz ve yetersiz olmadığı, kovuşturma

neticesinde verilen beraat kararının gerekçesinin ise ilgili ve yeterli olduğu

açıktır.

114. Mevcut başvuru açısından kamusal makamların üstlenmesi

gereken pozitif yükümlülükler, yalnızca annenin cezalandırılmasına yönelik

tedbirler alma çabası içinde olmak değildir. Zira AİHM kararından sonraki

süreçte kişisel ilişkiye engel olan faktörün, annenin davranışlarından ziyade

belirli bir yaş ve olgunluğa erişen çocuğun tutumu olduğu anlaşılmaktadır.

AİHM, çocuğun birlikte yaşadığı ebeveynin açıkça kanun dışı davranışlarının

cezalandırılmamasının ulusal makamların pozitif yükümlülüğünün ihmali anlamına

geldiği gerekçesiyle ihlal kararı vermiş olsa da mevcut başvuruda söz konusu

koşullar değişmiş ve kişisel ilişkinin kurulmasına engel olan en önemli neden,

belirli olgunluğa erişen çocuğun başvurucuya karşı olan olumsuz tutumu

olmuştur. Dolayısıyla somut başvuru açısından kamusal makamların üstlenmesi

gereken pozitif yükümlülük, öncelikle çocuk ile başvurucuyu bir araya getirmeye

yönelik hazırlayıcı birtakım tedbirler alınmasını gerekli kılmaktadır.

115. Ancak başvuruya konu olayların bütününde kişisel ilişki

tesisine yönelik tedbirlere hükmedilmesine rağmen tedbirin gereklerinin etkin

bir şekilde yerine getirilmediği, çocuğun başvurucu ile görüşmek istemediği

tespitinde bulunulmakla yetinildiği; çocuğun, üstün yararı göz ardı edilmeden

baskı hissetmeyeceği uygun bir ortamda uzman desteği alınarak başvurucu ile

görüşmesine yönelik bir girişimde dahi bulunulmadığı, bu şekilde elde edilecek

deneyime göre yeni tedbirler üzerinde bir planlama yapılmadığı, amaca uygun

denetimlerin gerçekleştirilmediği, çeşitli yollarla etkin tedbirler alarak

kişisel ilişkinin tesisini sağlayabilecek imkânları elinde bulunduran kamusal

makamlarca yeterli bir çaba gösterilmediği, Mahkemece denetlemelerin

yapılmadığı ve tüm bunların çocukla ebeveyn arasındaki ilişkide her geçen gün

daha fazla telafisi imkânsız zararlara neden olacağı gözetilmeden hareket

edildiği görülmektedir.

116. Tüm bu süreçte kamusal makamlarca gerçekleştirilen eylem ve

işlemler incelendiğinde özellikle danışmanlık tedbiri kapsamında süratle

hareket edilmediği, tedbiri uygulamakla görevli kamusal makam tarafından

Mahkemeye bir uygulama planı sunulmadığı, çocuk ve anne dışında kimsenin sürece

dâhil edilmediği, mevzuatta öngörülen sıklıkta çocuk ve ailesi ile görüşmeler

gerçekleştirilmediği, tedbirin denetimininMahkemece

yapılmadığı, çocuğun gelişiminin belirli aralıklarla da olsa tedbir kapsamında

gözlemlenmediği ve tedbirin amacının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun

değerlendirilmediği, bu suretle başvurucunun çocuğu ile kişisel ilişki

kurmasına imkân sağlayabilecek gereklerin kamusal makamlarca yerine

getirilmediğinden aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

117. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

118. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

119. Başvurucu, ihlalin tespiti ile sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına ve toplam 80.000 TL maddi ile 180.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

120. Bakanlık, ihlal tespit edilmesi ve ihlalin sonuçlarının giderimine ilişkin başka bir yöntem izlenmemesi durumunda

hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağı şeklinde

görüş bildirmiştir.

121. Mevcut başvuruda Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

122. Aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için danışmanlık tedbiri kapsamında gerekli etkin tedbirlerin

alınmasını sağlamak üzere kararın İstanbul 4. Aile Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

123. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla birlikte, danışmanlık tedbiri kapsamında gerekli etkin

tedbirlerin alınmasını sağlamak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesinin ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

124. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL ve 226,90 TL

tutarında iki ayrı harçtan oluşan toplam 425,25 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli etkin tedbirlerin alınmasını

sağlamak üzere İstanbul 4. Aile Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

E. 425,25 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

3/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Basvurucu : Cengiz KILIÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3181, 3 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun
  12. A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
  14. E. 425,25 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Paksüt
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3181
Tarih
3 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Mohammed Aynosah Başvurusu (B. No: 2013/8896)
  • Güven Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/126)
  • Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay Başvurusu (B. No: 2013/7996)
  • Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2013/7496)
  • Murat Dağ Başvurusu (B. No: 2014/125)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/7902)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.