İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay Başvurusu (B. No: 2013/7996)

1. Başvuru; haksız olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve

Başvuru No2013/7996Tarih17 Şubat 2016Okuma40 dk · 7.948 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yahya Murat Demirel Ve Hüsnü Barbaros Olcay Başvurusu

Karar tarihi
17 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/7996
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.948 kelime·40 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; haksız olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması ve yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2013/7996 numaralı başvuru 7/11/2013 tarihinde, 2013/8100 ve

2014/8053 numaralı başvurular 8/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

4. 2013/8100 ve 2013/8052 numaralı başvurular, aralarında hukuki

irtibat bulunması nedeniyle 2013/7996 numaralı başvuru ile birleştirilmiştir.

5. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından 29/12/2014tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/1/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

8. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

2/2/2015-5/2/2013 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 25/6/2001 tarihli

iddianamesiyle başvurucu ile birlikte sekiz kişinin zimmet suçundan cezalandırılması

istemiyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

11. İddianameye konu olayların geçtiği tarihte başvurucu Yahya

Murat Demirel ... Uluslararası Dış Ticaret A.Ş. ile ... Entegre Orman Ürünleri

Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin ortağı ve yetkilisi,

başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay daTürkiye Halk

Bankasının ticari kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısı ve yönetim kurulu

üyesidir.

12. Başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay 8/8/2001-11/9/2001 tarihleri

arasında, diğer başvurucu Yahya Murat Demirel ise 17/8/2001-11/9/2001 tarihleri

arasındatutuklu kalmıştır.

13. Yapılan yargılama sonucunda İstanbul 4. Ağır Ceza

Mahkemesince 28/11/2001 tarihinde sanıklar (başvurucular) hakkında verilen

beraat kararı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16/4/2002 tarihli ilamı ve "Demirel Şirketler gurubuna dahil ... A.Ş, D....

Entegre Orman Ürünleri San. Tic. A.Ş., ... Finansal Kiralama A.Ş., ... Yatırım

A.Ş.'nin Halk Bankası Levent Şubesinden tamamı ticari

nitelikte proje kredileri, ithalat kredileri veya mevcut tesislerin

genişletilmesi için gayri nakti kredi kullanma

taleplerinin, kredinin tür ve miktarına göre Genel Müdürlük yetkisinde olup

sıralı birim görüşü ile Yönetim Kurulu kararıyla onaylanan. Ticari Krediler

Müdürünün depesmana yer vermeyecek şekilde

kullandırılması görüşü ile şubeye yollanan, kullanıma açılması sağlanan kredi

olayında; müdahilin temyiz dilekçesinde belirttiği Cumhurbaşkanlığı Devlet

Denetleme Kurulunun 17.9.2001 gün ve 2001/4 sayılı raporu, Başbakanlık Yüksek

Denetleme Kurulu ve dosyada mevcut 16.4.1998 tarihli banka yeminli murakıbı E. S.nin raporudışında rapor varsa

bu da temin olunup Başbakanlık Teftiş Kurulunun 6.6.2001/1198 gün ve sayılı ve

Hazine Başkontrolörlerince [hazırlanmış] sayılı ön

inceleme raporu da celp olunduktan sonra banka ve ticari krediler alanında ve

konusunda uzman 3 kişilik bir bilirkişi kurulu marifetiyle, Ticari Krediler

Genel Esasları Yönetmeliği, Teminat Mektuplarında Uygulama Talimatı, Dahili

Emir ve Banka İç Mevzuatı kuralları dikkate alınarak, davaya konu firmalara kullandırılan

kredilerin verilme ve uygulamasında mevzuata aykırı yetki aşımını içeren

davranış bulunup bulunmadığı, kredi dönüşümünün hangi şekilde ve ne suretle

yapılabileceği, genel esaslara uyulup uyulmadığı, aykırı hallerin tespitinde depasman açığı veya başka nedenden bankanın zararı olup

olmadığı saptanmadan, paravan oldukları belirtilen ... Financial S.A., ...

International Ltd.'nin bu

nitelikte bulunup bulunmadığı netleştirilip, banka elemanı sanıkların bu hali

bilip bilmedikleri de belirlenerek, 28.6.2001 tarihli Devlet Bakanı oluru ile

soruşturma izni verilen Banka Eski Genel Müdürü Y. A. ve arkadaşları ile ilgili

soruşturma akıbeti de araştırıldıktan ve Ankara 2.Asliye Ceza Mahkemesinin

21.2.2001 gün 1999/8-200 esas karar sayılı dosyası da getirtilip sonucuna göre

delillerin bir bütün halinde takdiri gerekirken yerinde ve yeterli olmayan

gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verildiği" gerekçesiyle

bozulmuştur.

14. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yeniden

yapılan yargılama sonunda 16/12/2003 tarihli karar ile sanıkların

(başvurucuların) beraatlarine karar verilmiştir.

Anılan kararın katılan vekili ile yerel Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz

edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi 21/6/2004 tarihli

ilamıyla hükmün başvurucular ve üç sanık yönünden bozulmasına, diğer sanıklar

yönünden onanmasına karar vermiştir.

15. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 7/7/2004 tarihli ve 29544

sayılı yazı ile "(...) somut olayda

Türkiye Halk Bankası yönetici ve çalışanları için TCK'nın 202/son maddesindeki

kamu bankalarıyla ve aynı kanunun 219/1 maddesindeki emir ve idare yetkisine

sahip olanlarla ilgili ağırlaştırıcı nedenlerin uygulanma olanakları ortadan kaltığından, sanıklar hakkında lehe düzenlemeler içeren

4389 sayılı Bankalar Kanunundaki ceza hükümleri uygulanmalıdır." görüşüne

yer vererek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin kararına itiraz etmiş, dosya Yargıtay

Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.

16. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 31/5/2005 tarihli ilamıyla

sanıkların eylemlerinin bankacılık zimmetini oluşturduğu gerekçesiyle İlk

Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermiştir.Anılan ilamın ilgili kısmı şöyledir:

"Bu değerlendirme ve saptamaların sonucu olarak:

Yargıtay C.Başsavcılığının suç vasfına

ilişkin itirazı isabetli olup, ... A.Ş., ... A.Ş., ... Yatırım A.Ş. ve

...Leasing A.Ş.'ne verilen ve işbu davanın konusunu

teşkil eden usulsüz kısmen karşılıksız ve bu itibarla geri dönüşü olmayıp bankaya

zarar veren kredilerde banka genel müdürlüğü yetkilileri ile yönetim kurulunun

bilinçli tavır ve davranışlarının etkili oluşu sonucu kredilerin firmalar

yararına şekillendiği, banka üst yetkili ve sorumlularının kamu taciri

durumundaki bankanın hükmü şahsiyetini temsilde ve mal varlığını korumada

bilinçli ve eylemli şekilde kusurlu bulundukları, bu nedenle kredilendirme

olaylarında banka yöneticilerinin hile ve desiselerle kandırılmalarından sözedilemeyeceği için suçlara "nitelikli

dolandırıcılık" vasfı verilmesinde isabet bulunmadığı, varlığı halinde

suçun banka zimmeti oluşturacağı, suç tarihinde 765 sayılı TCY.nın

202. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken bu fiillerin suç tarihinden

sonra yürürlüğe giren ve lehte hükümler içermesi nedeniyle TCY.nın

2/2. maddesi uyarınca tatbik ve infazı gereken 4389 sayılı Bankalar Yasasının

22. maddesi kapsamında tahlil ve değerlendirilmesi gerektiği, her bir sanığın

sorumluluğunun kendi imzası tahtında şekillenen kredilerle sınırlı olacağı

aldatıcılık olgusu taşıyan kredi işlemlerindeki sorumluluğun 4389 sayılı

Bankalar Yasasının 22/3. madde fıkrasının 2. cümlesi kapsamında

değerlendirilmesi icap edeceği sonucuna varılmalıdır."

17. Bozma kararı üzerine dosyayı yeniden ele alan İstanbul 4.

Ağır Ceza Mahkemesi 31/5/2006 tarihinde dosyaya konu suç hakkında yargılama

görevinin İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesi ile

görevsizlik kararı vermiştir.

18. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi 31/7/2006 tarihinde, karşı

görevsizlik kararı vermiş ve dosya görev uyuşmazlığının giderilmesi için

Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 30/11/2006

tarihli ilamı ile İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin görevli olduğuna karar

vermiştir.

19. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi 9/6/2008 tarihli kararı ile

başvurucuların müteselsilen zimmet suçundan 12 yıl 6

ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargıtay 11. Ceza

Dairesi 8/4/2009 tarihli ilamı ile başvurucular ve bazı sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmünü eksik inceleme sebebiyle bozmuştur.

20. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, son olarak 30/5/2012

tarihli kararı ile başvurucuların zimmet suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısımları

şöyledir:

"Dosyadaki inceleme raporları, bilirkişi

raporları ve belgelere göre;

...

... Şirketler Grubu içerisinde yer alan D...

A.Ş., D... A.Ş., ... YATIRIM A.Ş. ve ... LEASING A.Ş.nin

dövize natık teminat kredilerinin, Banka Genel

Müdürlüğünün bilgi ve kabulü sonrasında yönetim kurulunca onaylandığı, olumsuz

istihbarat raporlarının bankanın üst yönetimlerince önemsenmediği, her bir

kredi için ayrı istihbarat raporu düzenlenmesi banka iç mevzuatı uyarınca

zorunlu iken, buna uyulmayarak önceki istihbarat raporlarıyla yetinildiği,

kredilerin teminat olarak alınan ipoteklerin güncel değerlerinin gözetilmediği,

ipotek konulan taşınmazların güncel değerlerinin gerçek değerlerinin çok çok

altında belirlendiği, banka uzmanlarınca önceden saptanan düşük bedelli

değerleri içeren raporlar görmezden gelinerek sonradan düzenlenen yüksek

değerler ihtiva eden banka raporlarına itibar edildiği, aynı taşınmazlar

üzerine başka kurum ve kuruluşlarca ipotek konmuş olmasına rağmen önceden ve

değişik derecelerde konulan bu ipoteklerin varlığının bir sonraki krediyi

teminatsız bırakacağının önemsenmediği, ithalat ve ihracat kredilerinin gerçek

niteliğini uygun kullanılıp kullanılmadığının araştırılmadığı, bu kredi

dilimlerinin kullanılmasında adı geçen .... ve ... adlı firmaların gerçek olup

olmadığının ve bunlar tarafından ithalat için düzenlenen faturaların doğru olup

olmadığının kontrol edilmemesi sebebiyle bankanın zararına yol açıldığı,

yapılan incelemelerden de bu firmaların kağıt üzerinde kalan firmalar olduğu,

kredilerin vadeleri gözönüne alındığında son

aşamalarda önceden kullandırılan kredilerin ödenmeme ihtimali oluşmasına rağmen

kredilendirme talimatlarının da aşılarak yeni kredilerin bu firmalara tesis

edildiği ve bu şekildeki depasmanlı işlemlerle

bankanın zararının arttırıldığı, her ne kadar işlemler banka şubesi tarafından

yapılmış ise de, tüm dosya kapsamından davaya konu olan bankacılık işlemlerinin

Bankanın Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulunun bilgisi ve onayıyla yapılmış

olduğu kanaatine varılmıştır.

Her ne kadar Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2009/1472 esas-2009/4012

sayılı bozma ilamında sanıkların her bir kredilendirmedeki sorumlulukları,

olaydaki konum ve yetkileri dikkate alınmak suretiyle somutlaştırılmasının

istenmesi doğrultusunda alınan bilirkişi heyeti raporunda sanıklardan banka çalışanı

olan tek sanık Hüsnü Barbaros Olcay'a ilişkin olarak; D... A.Ş. ve D... A.Ş.,

firmalarına tahsis edilen toplam 4.500.000 TL'lik gümrüğe hitaben KDV

ertelemesinde kullanılmak üzere yönetim kurulu tarafından onaylanan kredilerin

27/06/1997 tarihinde Levent Şube Müdürlüğü'nün teklifi üzerine, gayri nakdi

kredi türü olan kredideki gümrüklere hitaben verilme şartının kaldırılması

talebini o tarihte bankanın Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi olan

sanık Hüsnü Barbaros Olcay tarafından verilen onayla kaldırıldığı ve böylece

dövize natık teminat mektubu kredisine dönüştüğü,

14/07/1997 tarihli telefon görüşmesine istinaden firmalara dövize natık teminat mektubu metni ile işlem yapılması onayının

sanık Hüsnü Barbaros Olcay tarafından verildiği, bankacılıkta münakale denilen

uygulamanın krediyi tesis eden makam tarafından yerine getirilmesi gerekirken

sanığın yetkisiz şekilde onay alarak işlem yaptığı belirtilerek, bu kredilerin

daha sonra ödenerek tahsil edildiği, bu nedenle bankanın bu işlemler sonucunda

zararının olmaması sebebiyle bu sanık yönünden zimmet suçunun oluşmayacağı

dolayısıyla banka görevlisi olmayan diğer sanıkların zimmet suçuna

iştiraklerinin de söz konusu olamayacağı belirtilmiş ise de; yukarıda

açıklandığı üzere davanın konusu olan kredilere ilişkin usulsüzlüklerin ve

hileli hareketlerin yönetim kurulunun bilgisi ve onayı ile yapıldığının kabul

edildiği, sanık Hüsnü Barbaros Olcay'ın yukarıda belirtilen ve numaralandırılan

1, 3, 4, 5, 10, 12 ve 13 numaralı kredi tahsis işlemlerinde imza sahibi olarak

sorumluluk üstlendiği, ayrıca sanığın belirtilen ve saptanan iki kredideaktif rol alarak ve insiyatif

kullanarak diğer sanıkların hissedarı veya yöneticisi olduğu şirketler lehine

işlem yaptırdığı göz önüne alındığında,sonuçolarak

Türkiye Halk Bankası A.Ş.'nin suç tarihinde Genel

Müdür Yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olan sanık Hüsnü Barbaros Olcay ile

sanıklar Yahya Murat Demirel ve G. B.nin

oluşturdukları organizasyon çerçevesinde, sanık Yahya Murat Demirel'in sahibi

olduğu firmalara usulsuz kredi tahsisi amacıyla,

lehlerine kredi verilen şirket yetkilileri sanıklar Ş. A. T. ve E. M. C.'nin iştiraki ile ve tüm sanıkların fikir ve eylem birliği

içinde hareketle,yabancı paravan şirketler ile hayalı

ihracat işlemlerine dayanılarak bu paravan firmaların düzenledikleri faturalara

istinaden bankadan kredi alınması için düzenlenen bono ve poliçelere bankaca

aval veya garanti verip, banka garantisinin alınması suretiyle kullanıldığı,

bilahare yabancı bankalarda iskonto ettirilen bu

kıymetlerin bedellerinin sanıkG. B. tarafından tahsil

edildiği, yine D... A.Ş. ve D... A.Ş.'ne tahsis

edilen iki adet Türk parası teminat mektubu kredilerinin, dönemin Genel Müdür

Yardımcısı iken sonradan istifa edip Yahya Murat Demirelin

şirketlerinde yöneticilik yapan sanık H.Barbaros

Olcay'ın talimatıyla, tahsis koşullarına aykırı olarak dövize natık teminat mektubu kredisine dönüştürülüp, muhatabının

da yönetim kurulu kararına aykırı şekilde T.C. Gümrükleri yerine, ... İnternational LDT. ünvanlı şirket

olarak değiştirilip verilen paranın anılan firmalarca aynı şirketin emrine

düzenlenen bonoların banka tarafından garanti edilmesi yoluyla kullandırıldığı,

bu iki kredi dışında ki diğer banka zararı doğuran kredilerde bankadaki Genel

Müdür Yardımcılığı ve yönetim kurulu üyeliği görevlerini kullanarak yukarıda

belirtilen 1, 3, 4, 5, 10, 12 ve 13 numara ile belirtilen kredi işlemlerinde

hileli hareketlerle bankacılık zimmeti suçunu işlediğikabul

edilmiştir.

...

Belirtildiği gibi davaya konu kredilere ilişkin bankacılık işlemlerinin

sanık Hüsnü Barbaros Olcay'ın da yer aldığı banka üst yönetiminin bilgisi ve

onayı kapsamında gerçekleştirmesi sonucu, banka hükmü şahsiyetinin aldatıldığı

ve bankaya ait paranın üçüncü şahıslar tarafından zimmetlenmesine sebebiyet

verildiği açıkça ortadadır. Aşağıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere ortaya

çıkan sonucun kredileri kullanan ve zimmetine geçiren dava konusu şirket

hissedar ve yöneticisi olan diğer sanıkların bilgisi dahilinde gerçekleştiği,

bu şekilde diğer sanıklarında banka yöneticisi olan sanık Hüsnü Barbaros

Olcay'ın suçuna iştirak ettiği kabul edilmiştir.

Sanıklardan Yahya Murat Demirel'in dava konusu olan tüm kredilerde

şahsi kefaletinin bulunduğu ve kredileri kullanan D... A.Ş, D... A.Ş, ...

LEASING A.Ş ve ... YATIRIM AŞ şirketlerinin hissedarı, yetkilisi olduğu,

kredilerin kullandırılmasındaki belgelerde imzası bulunmamakla birlikte,

16/2/1996 tarihinde ... İslamic Invesment

Banka hitaben 28/02/2001 vadeli 3.000.000 USD'lik

dövizi natık teminat mektubu düzenleyip D... A.Ş.ye

verildiği, mektup bedelinin 29/02/1996 tarihinde bankaya transfer edilerek

firma hesabına alındığı, daha sonra firma hesabına alınan 3.000.000 USD

tutarındaki kredi bedelinin 1.000.000 USDkarşılığı

Yahya Murat Demirel'in Levent şubesi nezdindeki hesabına, bir kısmının ...

FİNANS AŞ, bir kısmınında D... Ş hesabına EFT veya

virman yapıldığı, yine ... AVAL GMBH'ye hitaben

toplam 5.000.000 USD tutarındaki iki adet DNTM düzenlendiği, bono bedellerinin

31/03/1996 tarihinde 4.825.000 USD olarak bankaya transfer edildiği ve firmanın

mevduat hesabına alındığı, daha sonra bu hesaptan bir kısım paraların sanık

Yahya Murat Demirel'in mevduat hesabına ve D... A.Ş.nin

mevduat hesabına aktarıldığının saptanması, böylece D... AŞ adına bankaca

tahsis edilen gayri nakdi kredilerin kullanılması suretiyle alınan nakıd kredilerin, grubun diğer firmalarının hesabına ve

ayrıca firmaların yöneticisi konumunda bulunan kişinin hesaplarına

aktarılmasının firmaların kredi temininde araç olarak kullanıldığını ve banka

kaynaklarının asıl olarak kişilere tahsis edildiğinin kabulüne göre ayrıca D...

A.Ş.ye tahsis edilen 26/09/1996 tarihli (4 nolu

kredi) ithalat kabul kredisinin işleyişi sırasında 21/10/1996 tanzim tarihli

20/05/1997 vadeli E... şirketi emrine düzenlenmiş 10

adet (toplam 10.905.000 USD'lik) gerçeğe aykırı

bonoları tanzim ettiği ve böylece sanık Yahya Murat Demirel'in yukarıda

belirtilen tüm kredilere ilişkin olarak gerçekleşen banka zararından sorumlu

olduğu ve sanık Hüsnü Barbaros Olcay'ın yukarıda belirtilen eylemlerine iştirak

ettiği kabul edilmiştir.

...

Görüldüğü gibi davaya konu olan zararın

ödenmediği, buna göre indirim

yapılamayacağı ayrıca yukarıdaki her üç kanunda da hapis cezasının yanında

oluşan zarara endeksli yüksek miktardaki adli para cezasınında

bulunduğu, ayrıca bu üç kanunda mahkemece ayrıca zararın ödettirilmesine karar

verileceği hükmüde bulunmakta olup, 5237 sayılı TCK'nun 62. Maddesi ile 59. Maddesindeki indirim oranınında aynı olduğu göz önüne alındığında suçtan sonra

yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 247. maddesinin

1. ve 2. fıkralarının sanıkların lehine olduğu açık olduğundan aşağıdaki

şekilde hüküm kurulmuştur."

21. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 9/10/2013 tarihli ilamı ile İlk

Derece Mahkemesinin kararınıonamıştır.

22. Başvurucular7/11/2013-8/11/2013tarihlerinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

23. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

202. maddesi şöyledir:

"Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan

veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine

geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı

yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen

zararın bir misli kadar ağır para cezası verilir.

Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini

aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette

bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan

aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır

para cezası verilir.

Zararın, kovuşturma yapılmadan önce tamamiyle ödenmiş olması halinde yukarıdaki fıkralarda

yazılı cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte biri

indirilir.

Meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece ödettirilmesine re'sen hükmolunur.

Bu fiiller kamu bankaları aleyhine işlenmiş

ise faile verilecek ceza üçte bir oranında artırılır."

24. 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu'nun

22. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile

diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya

muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya

sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan on iki yıla kadar ağır

hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı

aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette

bulunmak suretiyle işlenmişse faile on iki yıldan aşağı olmamak üzere ağır

hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca

meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen

ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla

ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş

ise üçte bir oranında indirilir.”

25. 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160.

maddesi şöyledir:

"Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine

devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para

yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da

başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer

mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları

gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.

Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya

yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde faile on iki yıldan az olmamak

üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası

verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç

katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi hâlinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur.

Faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen

bir bankanın; hukuken veya fiilen yönetim ve denetimini elinde bulundurmuş olan

gerçek kişi ortaklarının, kredi kuruluşunun kaynaklarını, kredi kuruluşunun

emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde doğrudan veya dolaylı

olarak kendilerinin veya başkalarının menfaatlerine kullandırmak suretiyle,

kredi kuruluşunu her ne suretle olursa olsun zarara uğratmaları zimmet olarak

kabul edilir. Bu fiilleri işleyenler hakkında on yıldan yirmi yıla kadar hapis

ve yirmibin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur;

ancak, adlî para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az

olamaz. Ayrıca, meydana gelen zararın müteselsilen

ödettirilmesine karar verilir.

Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen

para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen

iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek

cezanın üçte ikisi indirilir.

Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak,

zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer

malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi

hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Bu durumun hükümden önce

gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.

Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya

para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı

nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

26. 26/9/2004 tarihli ve 52371 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Görevi nedeniyle zilyedliği

kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı

kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını

sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı

oranında artırılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

28. Başvurucular;

i. Mahkûmiyet

kararına konu edilen yedi kredi hakkında dava açılmadığı hâlde "davasız

yargılama olmaz ilkesi"ne aykırı olarak

cezalandırıldıklarını,

ii. İşlendiği iddia olunan eylemin "hizmet sebebiyle güveni

kötüye kullanma suçu" kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini çünkü

zimmet suçunun özgü suç niteliğinde olduğunu, bu suçların özelliğinin failinin

memur olması gerektiğini, Halk Bankasının ise 2000 yılında itibaren özel hukuk

hükümlerine göre faaliyet gösteren anonim şirket statüsüne geçtiğini, bu

sebeple banka yöneticisi olan kişilerin memur gibi cezalandırılamayacaklarını,

eylem belirtilen şekilde vasıflandırıldığında 765 sayılı Kanun'un 102.

maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, düşme kararı

yerine haksız olarak mahkûmiyet kararı verildiğini, davaya konu yedi krediye

ait ana paranın kısmi faiziyle birlikte soruşturma başlamadan önce ödendiğini

ancak bu hususun hiçbir şekilde değerlendirilmediğini,

iii. Teminat olarak gösterilen söz konusu gayrimenkullerin kredi

tahsis tarihlerindeki gerçek değerleriyle ilgili raporu düzenleyen

bilirkişilerden M.K.nın yemin ettirildiği 1/12/2010

tarihi itibarıyla gayrimenkul değerleme uzmanı sertifikası almaya hak

kazanmadığını, kıymet takdir raporunda teminat teşkil edecek 109 parselin

hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, mütalaaları yazılı olarak sunulan

uzmanlardan Prof. Dr. O.A.nın duruşmada hazır

edilmesine rağmen dinlenilmediğini, bilirkişilerin tarafsızlıkları ve

yetersizlikleriyle ilgili ileri sürülen itirazların ve uzman mütalaalarında

belirtilen hususların dikkate alınmadığını, yeniden bilirkişi raporu

alınmadığını, suçun vasfına yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını,

iv. Davanın Yargıtay incelemesinin Yargıtay 5. Ceza Dairesinde

görülmesi gerektiğini ancak anılan Dairenin görevsizlik kararı vererek dosyayı

Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderdiğini, bu durumun ise "kanuni hâkim güvencesine"

aykırı olduğunu,

v. Kullanılan kredilerin kısmen ödenmemesi neticesinde grup

şirketlerine TMSF tarafından el konulması ve 1999 yılında yaşanan depremin

taşınmaz fiyatlarında değişiklikoluşturması

hususlarının dikkate alınmadığını, şahsi teminat olarak gösterilen kişilerin

mali durumlarının araştırılmadığını, Halk Bankasındaki birtakım usulsüzlüklerin

bankanın iç işleyişiyle ilgili olduğunu, zimmet suçunda ana paranın dikkate

alınması gerektiğini, faizin ödenmemesinin suçun oluşumuna etkisinin

olmadığını, Halk Bankasından alınan kredilerin herhangi bir icra takibine veya

cezai takibata girişilmeksizin ödendiğini, bunun ise zimmet kastıyla hareket

edilmediğinin göstergesi olduğunu,

vi. Mahkûmiyet hükmünde bazı idari kurumlarca hazırlanan raporlaradayanıldığını, aynı tahsis kararlarına imza atan

diğer Banka yöneticileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesine karşın kendilerinin haksız olarak mahkûm edildiklerini, bunun

sonucu olarak da cezaların şahsiliği ilkesi ile suç ve cezaların kanuniliği

ilkesinin ihlal edildiğini, bir sorumluluk varsa bu sorumluluğun ekspertiz

raporu düzenleyen Banka elemanlarına ait olduğunu, kaldı ki başvuruculardan

Hüsnü Barbaros Olcay'ın 23/9/1997 tarihinde Halk Bankasından ayrıldığını,

davaya konu birtakım poliçe ve bonoların Halk Bankası Levent Şubesindeki

yetkililerince imzalandığını, kredi tahsis edilen şirketlerin paravan şirket

olmadığını, bunun müffetiş raporuyla doğrulandığını,

vii. Haksız olarak tutuklandıklarını, tutuklama sebepleri

bulunmadığı hâlde özgürlüklerinden mahrum edildiklerini,

viii. Yargılamanın

yaklaşık on iki yılda tamamlanabildiğini belirterek Anayasa'nın 19., 36., 37.,

ve 38. maddelerininihlal edildiğini ileri sürmüşler;

yargılanmanın yenilenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucuların tutuklama

konusundaki şikâyetlerininkişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, diğer iddialarının Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucular, haksız olarak tutuklandıklarını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre başvurunun

kabul edilebilir bulunabilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai

işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olması

gerekmektedir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru

incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür. Bu ilkeler temelinde

yapılan değerlendirmede başvurucuların tutukluluk hâli, tahliye kararının

verildiği 11/9/2001 tarihinde sona ermiş olduğundan başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir(Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29).

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

32. Başvurucular cezaların şahsiliği ilkesi ile suç ve cezaların

kanuniliği ilkesinin ihlal edilerek haksız yere mahkûm edildiklerini, atılı

eylemin zamanaşımına uğradığını kaldı ki zimmet suçunda ana paranın dikkate

alınması gerektiğini, faizin ödenmemesinin suçun oluşumuna etkisinin

olmadığını, zimmet kastıyla hareket etmediklerini, kredi tahsis edilen

şirketlerin paravan şirket olmadığını, bunun müffetiş

raporuyla doğrulandığını, özel şirket yöneticisi konumunda olan banka

yöneticilerinin memur gibi cezalandırılamayacağını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

33. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

35. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

36. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).

37. Başvurucular, delillerin eksik ve hatalı şekilde

değerlendirilerek mahkûmiyetlerine karar verilmek suretiyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurucuların

iddialarının özü, Derece Mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada

isabet edemediğine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.

Mahkeme; sanık savunmalarına, inceleme ve bilirkişi raporlarına, telefon teyit

tutanaklarına, banka cevaplarına ve diğer delillere dayanarak söz konusu kararı

vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları

deliller değerlendirilerek ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir

sonuca ulaşılmıştır (gerekçeli karar,

s. 8-43).

38. Başvurucular; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadıklarına ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin

kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

39. Başvurucular ayrıca kendilerine yüklenen suçun gerektirdiği

cezanın türü ve üst sınırı itibarıyla tabi olduğu, suç tarihi itibarıyla

yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Kanun’un 102. maddesinin üçüncü

fıkrasında öngörülen dava zamanaşımı gerçekleştiğinden, haklarındaki kamu

davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerekirken onanmasına karar

verilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

40. Dava zamanaşımı, belli koşulların gerçekleşmesi hâlinde

devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesidir. 5237 sayılı Kanun’un 72.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre dava zamanaşımı resen uygulanır ve

bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemez. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında

Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca da lehe olan hüküm, önceki

ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan

sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. Şüphesiz

Kanun'un zamanaşımı hükümleri de lehe/aleyhe değerlendirmede dikkate

alınacaktır.

41. 765 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun’un zamanaşımına ilişkin hükümleri kapsamında değerlendirilip

değerlendirilmeyeceği hususu ile lehe kanunun hangisi olduğunun belirlenmesi

noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ve uygulanması noktasındaki takdir,

esasen derece mahkemelerine aittir. Söz konusu yargılamada lehe/aleyhe kanun

hükümlerinin yorumu, maddi vakıaların belirlenen ölçütler çerçevesinde

değerlendirilmesi ve başvurucuların eylemine temas eden suçun dava

zamanaşımının dolup dolmadığının tespitinde takdir, esasen derece Mahkemelerine

ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası veya

açık keyfîlik içermesi durumunda Anayasal bir temel

hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir.

42. Bu çerçevede İlk Derece Mahkemesi, başvuruculara isnat

olunan eylemin sonradan yürürlüğe giren ve daha lehe olan5237 sayılı Kanun'un

247. maddesinin (1) numaralı fıkrasına uygun suçu oluşturduğunu belirtmiştir.

Mahkemeye göre eylem, 765 sayılı Kanun 202. maddesine de temas etmektedir ancak

5237 sayılı Kanun daha lehedir. 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (6)

numaralı fıkrası uyarınca zamanaşımı, zincirleme suçlarda son suçun işlendiği

günden itibaren işlemeye başlar. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli

kararının incelenmesinde başvurucunun mahkûm olduğu zincirleme suçlarının

işlendiği tarihlerin 1996-1998 yılları içinde olduğu belirtilmiş fakat somut

bir tarih belirlenememiş ise de zamanaşımını kesen sebepler dikkate alındığında

derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiğine ilişkin bir bulguya rastlanmamıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Bilirkişi İncelemesi

Yaptırılması Taleplerinin Gerekçesiz Reddedildiğine, Duruşmada Hazır Edilen

Uzman Kişinin Dinlenmediğine, Bilirkişilerin Tarafsız Olmadıklarına ve Mesleki

Bakımdan Yetersiz Olduklarına İlişkin İddialar

44. Başvurucular, teminat olarak gösterilen söz konusu

gayrimenkullerin kredi tahsis tarihlerindeki gerçek değerleriyle ilgili raporu

düzenleyen bilirkişilerden M.K.nın yeminin

yaptırıldığı 1/12/2010 tarihi itibarıyla gayrimenkul değerleme uzmanı

sertifikası almaya hak kazanmadığını, mütalaaları yazılı olarak sunulan uzmanlardan

Prof. Dr. O.A.nın duruşmada hazır edilmesine rağmen

dinlenilmediğini, bilirkişilerin tarafsızlıkları ve yetersizlikleriyle ilgili

ileri sürülen itirazların dikkate alınmadığını, yeniden bilirkişi raporu

alınmadığını, uzman mütalaalarında belirtilen hususların dikkate alınmadığını,

suçun vasfına yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını belirterek adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 38). Somut başvurunun dayanağını oluşturan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhildir.

46. Sözleşme'nin “Adil

yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …

görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya

çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında

davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

47. Sözleşme’de bilirkişilerin mahkeme

önünde dinlenmesi ile ilgili özel bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak AİHM, ulusal

hukuktaki nitelemeye bakmaksızın “tanık” kavramını Sözleşme kapsamında özerk

bir şekilde yorumlamakta ve bilirkişilik kurumunu, Sözleşme’nin 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan tanık dinletme hakkından yola

çıkarak “silahların eşitliği ilkesi” ile bağlantı kurarak değerlendirmektedir (Bönisch/Avusturya, B. No: 8658/79, 6/5/1985, §

32; Brandstetter/Avusturya, B. No: 11170/84, ... , 28/8/1991, § 42).

48. Diğer yandan AİHM, bilirkişi raporlarının kapsamını oldukça

geniş bir şekilde yorumlamaktadır. Bilirkişi raporlarının yazılı ya da sözlü

olabileceği gibi inceleme konuları açısından da bilimsel, teknik ya da olay

analizleri şeklinde olabileceğini kabul etmektedir (Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, ... , 25/7/2013, § 717).

49. AİHM’e göre savunma makamının

tanık dinletme taleplerinin gerekliliği ya da bilirkişi raporu benzeri

delilerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları ulusal

mahkemelerin yetkisi dâhilindedir (S.N./İsveç,

B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Ulusal mahkemeler, Sözleşme’yle

uyumlu olmak koşuluyla somut davadaki maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı

olmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesi talebini

reddedebilir (Huseyn ve diğerleri/Azerbaycan, B. No: 35485/05,

45553/05, 35680/05 ve 36085/05, 26/7/2011, § 196).

50. AİHM’e göre savunma makamının

katılımı olmaksızın bilirkişi raporu alınması, savunma makamının daha sonra

davaya bakan mahkeme önünde bu raporu inceleme ve itiraz etme imkânına sahip

olması koşuluyla Sözleşme kapsamında herhangi bir sorun teşkil etmeyebilir (Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 704).

51. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda delillere

ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının yargılamanın bütünü ışığında

değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

52. Ceza muhakemesinde bilirkişi atanması konusu 5271 sayılı

Kanun’un 63. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metninde çözümü; uzmanlığı, özel

veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına

resen Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcinin istemi üzerine karar

verilebileceği ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile

çözülmesi olanaklı konularda bilirkişinin dinlenemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında da bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek

sayısının birden çok olarak saptanması konusunda yetkinin hâkim veya mahkemeye

ait olduğu belirtilmiştir.

53. 5271 sayılı Kanun’un 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

incelemenin tamamlanmasını müteakip bilirkişinin yaptığı işlemleri ve vardığı

sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını

ayrıca belirterek imzalayıp ilgili mercie vereceği veya göndereceği, (3)

numaralı fıkrasında bilirkişi raporunda hâkim tarafından yapılması gereken

hukuki değerlendirmelerde bulunulamayacağı ifade edilmiştir.

54. Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada bilirkişi

raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir.

Savunma makamının tanık dinletme taleplerinin gerekliliği ya da bilirkişi

raporu benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları

derece mahkemelerinin yetkisi dâhilindedir (Sencer

Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68).

Mahkemenin görevi delillerin sunulması da dâhil olmak üzere başvuru konusu

yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Diğer

yandan bilirkişilerin duruşma sırasında dinlenmesine karar verme yetkisi de

derece mahkemelerine aittir. Kural olarak hâkim ya da mahkeme, Kanun’da sayılan

durumlar haricinde bilirkişi incelemesi yaptırmak zorunda olmadığı gibi hâkim

ya da mahkeme bilirkişilerce hazırlanan raporlarla da bağlı değildir.Derece

Mahkemesi, bir davadaki maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmayacağını

değerlendirdiği uzman bilirkişilerin duruşmada dinlenmesi taleplerini,

gerekçelerini ortaya koymak koşuluyla usul ekonomisi ilkesi de dikkate

alındığında reddedebilir; bilirkişi mütalaasına uymayan bir karar verebilir.

55. Yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen

iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın

sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili

olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir

tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus

hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini

gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak

ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat

ve diğerleri, § 39).

56. Somut olay açısından başvurucuların; bilirkişi incelemesin

yaptırılması taleplerin reddedildiğine, duruşmada hazır edilen uzman kişinin

dinlenilmediğine, bilirkişilerin tarafsız olmadığına ve mesleki yeterliğe sahip

olmadıklarına ilişkin iddialarının yargılamanın bir bütün olarak adil olup

olmadığı bakımından gözönünde bulundurulması ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri ile "gerekçeli karar hakkının" ihlal edilip

edilmediğinin tespit edilmesi gerekir.

57. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, soruşturma aşamasında

düzenlenen bilirkişi raporlarının bir kısmını değerlendirmeye esas almış, bir

kısmını ise delil değerlendirmesinin doğrudan Mahkemeye ait olması gerekçesiyle

hükme esas almamıştır. İlk Derece Mahkemesi ayrıca bazı raporları niçin hükme

esas almadığının gerekçelerini de ayrıntılı olarak açıklamıştır.

58. İncelenen dosya kapsamından savunma makamının dosyada yer

alan bilirkişi raporlarını inceleme, reddetme, bu raporlara itiraz etme ve

Derece Mahkemesinden yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etme

imkânı bulamadığına dair bir bulguya rastlanamamıştır. Kaldı ki başvurucular bu

durumla ilgili itirazları dile getirmişler ve farklı uzman görüşlerini

Mahkemeye sunmuşlardır. Yapılan değerlendirme sonucunda ulaşılan sonucun farklı

olması, resen alınan bilirkişi raporlarına etkili olarak itiraz edilemediği

anlamına gelmez. Ayrıca hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile

çözülmesi olanaklı konulardan olan "suç vasfına yönelik olarak"

bilirkişi incelemesi yaptırılmamasında da bariz bir takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmamaktadır.

59. Somut olayda sanık vekilleri tarafından daha önce hazır

edilen Prof. Dr. B.Ö. ve uzman G.G.nin mütalaaları

alınmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca mütalaasını sunanlardan

Prof. Dr. O.A. ise 4/4/2012 tarihli oturumda hazır edilmesine rağmen "uzmanların görüşlerini yazılı olarak

bildirdikleri de göz önüne alınarak dosyaya bir yenilik getirmeyeceği"

gerekçesiyle dinlenilmemiştir. Yargıtay anılan uzmanın dinlenmemesini zimmet

suçunun sabit görülmesi nedeniyle sonuca etkili görmemiştir.Kaldı ki başvurucuların anılan uzmanın

dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için niçin

gerekli olduğunu açıklamak suretiyle dinletme talebinde bulunmadıkları

anlaşılmaktadır.

60. Yargıtay ilamında bilirkişilerin tarafsız olmadıklarına,

yetersiz olduklarına ve yeniden bilirkişi raporu alınması taleplerinin

reddedilmesine ilişkin başvurucular tarafından ileri sürülen iddialara yönelik

aşağıdaki değerlendirmeler yer almaktadır:

"... Ceza Genel Kurulunun 31.05.2005 gün

ve 2004/158 Esas, 2005/58 sayılı kararı ileDairemizin

08.04.2009 gün ve 2009/1472 Esas, 2009/4017 sayılı kararlarında sanıklara

yüklenen nitelikli zimmet suçunun sübuta erdiğinin kabul edildiği de

gözetilerek; bu kararlarda bahsedilen kredilere karşılık üzerlerinde ipotek

tesis edilen taşınmazların, “kredi tahsis tarihlerindeki gerçek satış

değerlerinin” bu konuda ehil gayrimenkul uzmanları vasıtasıyla

değerlendirilmesi amacıyla gayrimenkul ekspertiz uzmanlarından oluşturulan

bilirkişi kurulunca düzenlenen ve hükme esas alındığı anlaşılan 21.01.2011

tarihli heyet raporundaki değerlendirmenin, kredilerin tahsisine yönelik olarak

ipotek konulan gayrimenkullerin imar durumları, yollara, orman ve çalılıklara

olan uzaklıkları gibi somut tespitler yapıldıktan sonra gayrimenkullerin

bulundukları belediyelerce ilan edilen emlak değerleri ile çevre emlakçılardan

edinilen bilgi ve belgelere dayalı olarak yapıldığının anlaşılması ve söz

konusu gayrimenkullerin kredi tahsis tarihlerindeki gerçek değerlerinin

kredilere karşılık verilen ipotek değerlerinin yaklaşık 1/10'u oranınında olduğunun dosya içerisindeki bilgi ve

belgelerden de tespit edilebilmesi karşısında; anılan raporu düzenleyen

bilirkişilerden M. K. nın yeminin yaptırıldığı

01.12.2010 tarihi itibariyle gayrimenkul değerleme uzmanı sertifikası almaya

hak kazanmaması ve (...) zimmet suçunun sabit görülmesi nedeniyle sonuca etkili

görülmemiş, bahsedilen Genel Kurul kararında açıklandığı üzere; suçun

azmettireni Y. M. D. Nin en yakın yardımcısı ve ...

A.Ş., ...A.Ş., ... A.Ş. de yönetici ve ortak durumunda olup, aynı zamanda bir

kısım ithalat kredisinde paravan olarak kuruldukları sabit olan ve dış firma

olarak anılan TFP'nin genel direktörü olup,

kredilerin konusu paraları tahsil eden durumunda bulunan sanık G. B.'nin kimi kredilerin alınmasında etkin rol oynadığının

belirlenmesi karşısında; bazı belgelerde adına atılan imzaların kendisine ait

olmadığı yönündeki savunmanın suçun oluşumuna etkisi bulunmayacağından bu konudagrafoloji uzmanı olmayan bilirkişiden rapor alınmış

olması esasa etkili görülmeyerek, aksi yöndeki savunmalara itibar

edilememiştir. "

61. Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında, on

üç farklı raporun irdelendiği, onuncu rapor olarak başvurucu ve diğer sanık

vekilleri tarafından daha önce hazır edilen Prof. Dr. B.Ö., Prof. Dr. O.A. ve

uzman G.G.nin beyanları olduğu (gerekçeli karar, s. 26) görülmektedir.

Somut olayda başvurucuların bilirkişi raporlarına itiraz etme konusunda farklı

bir muameleye tabi tutulduklarına dair somut bir olgu bulunmamakta olup

mahkûmiyet hükmü duruşmada başvurucular ve vekilleri huzurunda tartışılmış

delillere dayandırılmıştır. Diğer taraftan başvuru dosyası incelendiğinde

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı olarak

başvuruculara delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun

olanakların sağlanmadığına ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Derece

mahkemelerince yeniden bilirkişi raporu alınması taleplerin ve bilirkişilerin

tarafsızlıkları ve ehliyetlerine yönelik itirazların makul gerekçelerle

değerlendirildiği görülmüştür.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. İddianamede Belirtilmeyen

Eylemlerden Dolayı Mahkûm Edildiklerine İlişkin İddia

63. Başvurucular, mahkûmiyet kararına konu edilen krediler

hakkında dava açılmadığı hâlde "davasız

yargılama olmaz ilkesi"ne

aykırı olarak cezalandırıldıklarını, bu sebeplerle adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

64. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme'nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmelidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 38).

65. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkralarının ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Herkes davasının, … cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık

olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.

....

(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa

sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip

olmak;

…”

66. AİHM “hakkaniyete

uygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini

saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça

ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza

yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun

temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre

hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın

yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin savunma hakkının yeterince ve tam

olarak kullanılması ile uyumlu olması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49, 50) ve bu

hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde (Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33)

yorumlanması gerekmektedir.

67. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve

sebebinden … ayrıntılı olarak haberdar edilmek” hakkı, kişinin

savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir. 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında güvence altına alınmış olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında (3) numaralı fıkranın (a) bendi, cezai konularda hakkaniyete

uygun bir yargılama yapılmasının temel ön koşulu olarak şüpheli veya sanığa

detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir (Erol

Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, §35).

68. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir yükümlülük içermemekle

birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki “suçlamayı bildirme”

konusunda özel bir çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu

nedenle (a) bendi uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin hangi fiil

nedeniyle suçlandığını ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu içermeli

ve detaylı olmalıdır. Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan iddianamenin

tebliğ edilmesiyle sanığın, yazılı bir biçimde suçlamaların maddi ve hukuki

temelinden resmî olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan

yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde de sanığa

yöneltilen suçlamanın değişen hukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirim

yapılması gerekmektedir (Erol Aydeğer, § 36).

69. Ayrıca AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (a) bendi ile

hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Savunmasını

hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak” hakkına

yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu, suçlamanın nedeni

ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın

savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir

(Pélissier ve Sassi/Fransa

[BD], B. No: 25444/94, 25/3/1999, § 54).

70. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir yükümlülük içermemekle

birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki "suçlamayı

bildirme" konusunda özel bir çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret

etmektedir. Bu nedenle (a) bendi uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin

hangi fiil nedeniyle suçlandığını ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu

içermeli ve detaylı olmalıdır (Gea Catalan/İspanya, B. No: 19160/91, 10/2/1995, §

26).

71. 5271 sayılı Kanun'un 225. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ile bu fiilin isnat

edildiği fail hakkında verilir. Buna göre bir fiil nedeniyle dava açıldığının

kabul edilebilmesi için o fiilin iddianamede açıkça gösterilmesi gerekir.

İddianamede anlatılan ve çerçevesi çizilen fiilin dışına çıkılarak dava konusu

yapılmayan bir fiil nedeniyle yargılama yapılması ve davasız fiilden dolayı hüküm

kurulması savunma hakkının ihlali niteliğindedir. Bu bakımdan sanık, savunma

yapmadan önceüzerine atılı suçun ne olduğunu ve hangi

kanun maddelerinin uygulanacağını anlamalı; buna göre savunmasını yapabilmeli

ve kendisine delillerini sunma imkânı sağlanarak savunma hakkı

kısıtlanmamalıdır.

72. Somut olayda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 25/6/2001

tarihli2001/20603 soruşturma sayılı iddianamesi ile çeşitli miktarlardaki

kredilerin Halk Bankası A.Ş. tarafından belirtilen şirketlere tahsis edildiği, tahsis

edilen kredilerin bir bölümünün yurt dışında yerleşik görülen şirketler üzerine

düzenlenen poliçe ve bonoların yurt dışındaki bankalara veya forfaiting

şirketlerine iskonto ettirilmesi yolu ile

kullanıldığı, bu kredilerin büyük bir kısmının geri ödenmediği, kredilerin

usulsüz olarak Şube tarafından belirlenen miktardan fazla olarak verildiği

belirtilerek sanıkların birlikte Halk Bankası A.Ş.yi

dolandırdıklarından bahisle cezalandırılmaları talep edilmiştir. İddianamede

kredilerin miktar ve tarihleri ile hangi şirkete tahsis edildikleri olay

örgüsünde belirtilmiştir.

73. Anılan iddianamede başvuruculara ve diğer şüphelilere

yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğu

açıklanmıştır. İddianamede bu kredilerin hangileri olduğu ayrıntılı olarak

belirtilmiştir. Yargılama sürecinde bahse konu kredilerle ilgili bilgilerin

daha da somutlaştırıldığı, bunlara yönelik olarak savunma hakkının "fiilen

ve etkili" olarak kullanılmasının sağlandığı, duruşmaların büyük

çoğunluğunda aleyhteki iddia ve görüşlere karşı beyanda bulunulduğu

görülmüştür.

74. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

75. Başvurucular, davanın Yargıtay incelemesinin Yargıtay 5.

Ceza Dairesinde görülmesi gerektiğini ancak anılan Dairenin görevsizlik kararı

vererek dosyayı Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderdiğini, bu durumun ise "kanuni hâkim güvencesine"

aykırı olduğunu, bu sebeplerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

76. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurularda“kanuni hâkim güvencesi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler

temelinde yapılan değerlendirmede kanuni hâkim güvencesi yargılama makamlarının

suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya

yargıcın atanmasına, başka bir ifadeyle sanığa veya davanın taraflarına göre

hâkim atanmasına engel oluşturur. Yargı organları arasındaki yetki ve göreve

ilişkin yeni iş bölümünün doğal sonucu olarak dosyaların ilgili Yargıtay

Dairesine gönderilmesi kanuni hâkim güvencesine aykırı değildir (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §§ 75-81; Deniz

Seki, B. No: 2014/5170, 25/6/2015, §§ 47-57).

77. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

78. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

79. Başvurucular yargılamanın yaklaşık on iki yılda

tamamlanabildiğini, bu nedenle makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir

80. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

81. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra

cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul sürede karara bağlanmasını talep

hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirilmesi olup kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın

suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde iddia olunan suçun pozitif

düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek niteliğinin, suç için öngörülen

cezanın niteliği ile ağırlığının değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan

fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza

hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi

yapılmaksızın adil yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B.

E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

82. Başvuru konusu olayda başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay

8/8/2001-11/9/2001 tarihleri arasında, diğer başvurucu Yahya Murat Demirel ise

17/8/2001-11/9/2001 tarihleri arasındatutuklu kalmıştır.

Haklarında zimmet suçundan adli soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular

hakkında isnat olunan bu suçlar 5237 sayılı Kanun’da ve 765 sayılı Kanun’da

hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucular

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın, Anayasa’nın 36. maddesinin

sağladığı güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).

83. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili

uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural

olarak kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi

tedbirlerin uygulandığı an olup somut başvuru açısından bu tarih,

başvurucuların bahse konu suçlar kapsamında gözaltına alındıkları ve böylece

isnattan haberdar oldukları anlaşılan 8/8/2001 ve 17/8/2001'dir. Sürenin bitiş

tarihi ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. Ancak devam

eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da

yapılabilmesi olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş

anı, bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; B.E., § 34). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından

sürenin bitiş tarihi, Yargıtay 11. Ceza Dairesince hükmün onandığı

9/10/2013'tür.

84. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

başvurucuların gözaltına alındığı 8/8/2001 ve 17/8/2001 tarihleri ile İstanbul

4. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/5/2012 tarihli kararı arasında 10 yıl 9 ay 22

günlük bir sürenin geçtiği görülmektedir. Davanın kanun yolu (temyiz) aşaması

ise 1 yıl 4 ay 9 gün sürmüş, yargılama bir bütün olarak on iki yılı aşan bir

sürede tamamlanabilmiştir.

85. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemelerdeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B.E., §§ 23-44).

86. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken

usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya

koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve on iki yılı

aşan bir sürede tamamlanan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

87. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

88. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

89. Başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay 250.000 TL maddi, 250.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Diğer başvurucu tazminat talebinde

bulunmamıştır.

90. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

91. Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin olarak

yaklaşık on iki yılda tamamlanan yargılama süresi dikkate alındığında yargılama

faaliyetinin uzunluğu nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay'a net 15.900 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

92. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay'ın bu konuda

herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ayrı

ayrı ödenmesinekarar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Bilirkişi incelemesi yaptırılması taleplerinin gerekçesiz

reddedildiğine, duruşmada hazır edilen uzman kişinin dinlenilmediğine,

bilirkişilerin tarafsız olmadığı ve mesleki bakımdan yetersiz olduklarına

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. İddianamede belirtilmeyen eylemlerden dolayı mahkûm

edildiklerine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Hüsnü Barbaros Olcay'a net 15.900 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35

TL yargılama giderlerinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : 1.Yahya Murat DEMİREL Vekilleri : Av. Köksal BAYRAKTAR, Av. Haluk PEKŞEN, Av. Feride Dilek HELVACI, Başvurucu : 2. Hüsnü Barbaros OLCAY Vekilleri : Av. Mehmet ÖZŞAHİN, Av. Esin ÖZŞAHİN, Av. Ersan ÖZŞAHİN, Av. Ümit EĞİNLİOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7996, 17 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  12. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §§ 75-81; Deniz
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7996
Tarih
17 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2013/7496)
  • Murat Dağ Başvurusu (B. No: 2014/125)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/7902)
  • Vural Nasuhbeyoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6146)
  • Faruk Aksekili Başvurusu (B. No: 2013/1261)
  • Fazlı Karadavut Başvurusu (B. No: 2013/7346)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.