İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Şenol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16947)

1. Başvuru, hükümlünün ceza infaz kurumu görevlilerince

Başvuru No2014/16947Tarih22 Şubat 2018Okuma64 dk · 12.824 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Şenol Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
22 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/16947
R.G. Tarih ve Sayı
21/3/2018-30367
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

12.824 kelime·64 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükümlünün ceza infaz kurumu görevlilerince

darbedilmesi, ellerine ve ayaklarına ters kelepçe takılı vaziyette bir odada

tutulması ve bu olaylarla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi

nedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağının; yaşamı korumak için gerekli

tedbirlerin alınmaması sonucunda hükümlünün çoklu ilaç zehirlenmesi ve

gelişen yeni sorunlar sebebiyle ölmesi ve bu ölümle ilgili

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Emine Şenol'un oğlu, diğer başvurucuların

kardeşi U.Ş., olay tarihinde çeşitli suçlardan aldığı kesinleşmiş mahkûmiyetler

nedeniyle bir ayı aşkın süredir İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak tutulmaktadır.

10. Ceza İnfaz Kurumuna gelmeden önce koğuştaki yatakları

yaktığı, kolunu jilet parçasıyla kesip diğer tutuklu ve hükümlüler için kötü

örnek olduğu, infaz koruma memurlarına hakaret ve tehditte bulunduğu, infaz

koruma memurlarına, hükümlülere ve tutuklulara karşı edep ve nezakete aykırı

konuştuğu veya davranışlarda bulunduğu, Kurumda korku, kaygı veya panik

yaratabilecek biçimde söz söylediği veya davranışta bulunduğu gerekçeleriyle

U.Ş. hakkında Samsun E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Bafra T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunca pek çok kez disiplin soruşturması yürütülmüş ve U.Ş.ye

farklı tarihlerde kınama, bazı etkinliklerden alıkoyma, ziyaretçi kabulünden

men ve hücreye koyma cezaları verilmiştir.

11. Ceza İnfaz Kurumu revirinde 11/7/2012, 18/7/2012 ve

9/8/2012 tarihlerinde muayene edilen U.Ş.ye ilk muayenede inkontinans (gaz

çıkarma veya dışkılamayı kontrol yetisinin bozulması) ve alerjik rinit (burun

mukozasında alerjen teması ile meydana gelen semptomatik bir hastalık), bir

sonraki muayenede depresyon, miyalji (kaslarda oluşan ağrı) ile idrar yolu

enfeksiyonu ve son muayenede üriner enfeksiyon teşhisi konmuştur. Yapılan

muayenelerden sonra U.Ş.ye reçete edilen ilaçlardan biri, oksibutinin

hidroklorür etken maddesi içeren bir ilaç olup U.Ş. bu ilaç ile yangı önleyici

ve bu etkiye bağlı olarak ağrı kesici özelliğe sahip bir başka ilacı kaldığı

koğuşta bulundurmuştur.

12. U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerin

11/8/2012 tarihinde saat 02.10 sıralarında butona basıp yardım istemesi üzerine

koğuşa giden infaz koruma memurları K.K., N.Ç., R.Ç. ve E.Ö. koğuşta tartışma

yaşandığını görmüş; çabalasalar da koğuşta bulunan U.Ş.yi sakinleştirememiş ve

bu nedenle U.Ş.yi koğuştan çıkarıp Başmemurluğa götürmüşlerdir. Tutuklu ve

hükümlüler infaz koruma memurlarına U.Ş.nin fazla miktarda ilaç aldığını

söylemişlerdir.

13. Başmemurlukta da saldırgan tavırlar sergilemesi

üzerine U.Ş.nin ellerine tersten plastik kelepçe takılmış ve U.Ş. saat 03.04'te

"süngerli oda" diye adlandırılan müşahede odasına yerleştirilmiştir.

Burada U.Ş.nin ayaklarına da plastik kelepçe takılmıştır.

14. Ceza İnfaz Kurumunun Nöbetçi 2. Müdürü A.Ü.A, İnfaz

Koruma Başmemuru H.D. ile infaz koruma memurları İ.B., E.K., H.Ö., M.G., M.T.,

E.T. ve İ.K. tarafından düzenlenen 11/8/2012 tarihli tutanağa göre sabah

vardiyasında görevli infaz koruma memurları ile birlikte Ceza İnfaz Kurumunu

kontrol eden 2. Müdür A.Ü.A., U.Ş.nin ellerinden ve ayaklarından plastik

kelepçe ile bağlı vaziyette müşahede odasında tutulduğunu görmüştür. U.Ş.nin

kelepçeleri çıkarılmış, U.Ş. sedye ile revire götürülmüş ve 112 Acil Servis

saat 09.13, 09.26 ve 09.41'te aranmıştır. Tutanakta U.Ş.nin sedye ile revire

götürülme sebebi belirtilmemiştir. Acil Servis ekibi09.49'da Ceza İnfaz

Kurumuna gelmiştir. Yine tutanağa göre U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve

hükümlüler, oksibutinin hidroklorür etken maddesi içeren ilaç ile yangı

önleyici ve bu etkiye bağlı olarak ağrı kesici özelliğe sahip bir başka

ilaçtanfazlaca miktarda içip koğuştakilere rahatsızlık veren U.Ş.nin infaz

koruma memurlarınca koğuştan götürüldüğünü ifade etmişlerdir. U.Ş.ye refakat

eden infaz koruma memuru telefonla aranarak doktora bu konuda bilgi vermesi

amacıyla infaz koruma memuruna tutuklu ve hükümlülerin söyledikleri de

aktarılmıştır.

15. U.Ş., Ceza İnfaz Kurumu hekimince 11/8/2012 günü saat

09.55'te Aliağa Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Aliağa Devlet Hastanesi de

yoğun bakım imkânı sağlanamayacağı gerekçesiyle saat 10.40'ta U.Ş.yi İzmir

Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane)

sevk etmiştir.

16. Hastanece 11/8/2012 günü saat 13.10'da düzenlenen

Adli Olgu Bildirim Formu'na; hastanın bilincinin kapalı olduğu, gözlerde ışık

refleksinin olmadığı, her iki el bileğinde kesi, her iki ayak bileğinde

abrazyon (sıyrık), ellerde ödem, sol göz altında ekimoz (morartı, göğerti)

olduğu yazılmıştır.

17. Hastanece 11/8/2012 günü saat 16.30 sıralarında

düzenlenen konsültasyon istemine ilişkin belgede, saldırgan davranışları

nedeniyle yalıtılmış ortama alınan mahkûmun o sabah bilinci kapalı hâlde

bulunduğu belirtilmiştir.

18. Hastane tarafından düzenlenen epikriz (dosya özeti)

raporunda, tedavisi devam eden U.Ş.de 23.20'de kardiyak arrest (kalp durması)

durumunun gerçekleştiği, kırk beş dakika süren CPR (kardiyopulmoner

resüsitasyon=diriltme, canlandırma) sonrasında nabız alınamadığı hususlarına

yer verilmiştir. Epikriz raporuna göre U.Ş. 12/8/2012 günü saat 00.05'te

yaşamını yitirmiştir. Epikriz raporuna, ayrıca Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin

önceki gece saat 02.00 sıralarında U.Ş.nin kırk tablet kadar oksibutinin

hidroklorür etken maddesi içeren ilaç ile yangı önleyici ve bu etkiye bağlı

olarak ağrı kesici özelliklere sahip bir başka ilacı aldığını belirttikleri

yazılmıştır.

A. Ceza Soruşturması Süreci

19. Ölüm olayının bildirilmesi üzerine aynı gün İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılmış ve nöbetçi Cumhuriyet

savcısı tarafından bir adli tıp uzmanının da hazır bulunduğu ölü muayene işlemi

gerçekleştirilmiştir. Bu ölü muayene işleminde sol göz altında, sol burun

kenarında ve sol yanakla burun arasında 2x1 cm boyutunda ekimozlar, her iki el

bileğinde ve ayak bileğinde muhtemelen kelepçeye uyumlu laserasyon (yırtık),

her iki kolda, her iki dizde, sağ göğüs üst kısımda muhtelif cildi ilgilendiren

laserasyonlar ile her iki kolda ve göğüste çok sayıda eski kesi yaraları tespit

edilmiştir.

20. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

gerçekleştirilen ölü muayenesi sonrasında ceset, kesin ölüm sebebinin

belirlenebilmesi için sistematik otopsi işlemi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu

İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı)gönderilmiştir.

21. Grup Başkanlığınca tanzim edilen histopatolojik

(hastalıklı doku bilimiyle ilgili) incelemeye ilişkin 24/9/2012 tarihli raporda

şu hususlara yer verilmiştir:

"Beyin,

Beyincik, Beyin sapı: T : Konjesyon. Kalp: T : Subepikardiyal ve komşu

myokardiyal lifler arasında kanama alanları ile koroner arter çevresinde subepikardiyal

yağ dokuda fokal kanama odağı mevcuttur. Koroner arterde kayda değer

histopatolojik bulguya rastlanmamıstır. Akciğerler: T : Fokal pnömonik

infiltrasyon odağı, intraalveolar kanama alanları, hemosiderin yüklü

makrofajlar ve minimal ödem, antrakozis, akut alveolar şişme, bir alanda

interlobular septadaki lenfatiklerde dilatasyon, konjesyon. Karaciğer: T :

Kayda değer histopatolojik bulguya rastlanmadı. Böbrekler: T : Pelviste fokal

kanama odakları, konjesyon. Deri: T : Cilde ait doku örneklerinde epidermis ve

dermisi tam kata kadar tutan koagülasyon nekrozu alanı görülmektedir. Nekroze

epidermisin bazı alanlarda subepidermal ayrışma gösterdiği dikkati çekmektedir.

Nekroze epidermal hücreler ile dermisteki bazı deri eklerine ait hücrelerin sitoplazmalarında

homojenizasyon, nüvelerinde uzama ve incelme dikkati çekmektedir. Üst ve derin

dermiste kollojen dokuda homojenizasyon mevcuttur. Subkutan yağ dokuda kayda

değer histopatolojik bulguya rastlanmamıştır. "

22. Başvurucu Emine Şenol 28/11/2012 tarihinde

Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvurarak oğlunun ölümünün şüpheli

olduğunu ve oğlunun öldürüldüğünü düşündüğünü bildirmiş, olayın yetkili

makamlarca soruşturulmadığını iddia ederek gerekli incelemenin yapılmasını

talep etmiştir.

23. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu Emine

Şenol'a 21/12/2012 tarihli yazıyla soruşturma hakkında bilgi vermiştir.

24. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 21/12/2012 tarihinde

yetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Aliağa Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) göndermiştir.

25. Grup Başkanlığının 12/3/2013 tarihinde düzenlediği

otopsi raporunun ilgili bölümü şöyledir:

"...

Her

iki kol ve ön kolda, her iki omuz önde ve göğüs ön yüzde çok sayıda, birbirine

paralel eski kesi skarları gözlendi. Sol alt göz kapağında 1x3 cm ebadında mor

renkli ekimoz, alt dudak sol kısımda mukozada 1 cm çaplı ekimozlu laserasyon,

üst dudak orta kısımda 2 adet 0,5'er cm'lik, aralarında 0,5 cm bulunan sıyrık,

alt dudak orta kısımda lx2 cm ebadında mor renkli ekimoz tespit edildi. Sol üst

göz kapağında 0,2x2 cm ebadında mavimtırak renk değişimine uğramış ekimoz, sol

gözün hemen medialinde, burun sol üst kısımda 0,5xl cm'lik mor renkli ekimoz,

sol bunın kanadının 1 cm alt-lateralinde 1 cm çaplı, dairesel mor renkli ekimoz

gözlendi. Boyun sol yanda ve subklavikular bölgede muhtemelen katater

uygulanmasına bağlı ekimozlu pikür izleri, sternum üzerinde ve sol hemitoraks

yan duvarda dikdörtgen şekilli defibrilator izleri görüldü. Sol kol alt

lateralde "L" şeklinde, her bir kolu 2 cm uzunluğunda sıyrık ve bu

sıyrığın 2 cm üzerinde 0,3x3 cm ebadında bir diğer sıyrık saptandı. Sağ dirsek

iç büklümde, sağ ön kol üst ön yüzde 0,5-1 cm arasında değişen ebatta multipl

ekimozlar tespit edildi. Sağ el bileği dorsalde lx10 cm ebadında hat şeklinde

ekimozlu sıyrık, sol el bileği ön yüzde hat şeklinde ekimozlu sıyrık görüldü.

Sağ skapulanın 15 cm altında lx3 cm'lik sıyrık, sol ayak bileğinde lx14 cm

ebadında, ayak bileğini medial kısım haricinde çepeçevre dolanan, üzerinde enlemesine

küçük paralel çizgiler şeklinde patern gözlenen sıyrık, sağ ayakbileğinde aynı

nitelikte lx12 cm ebadında sıyrık saptandı. Sol diz kapağı üstte 1 cm çaplı,

sağ diz medialinde aynı ebatta sıyrıklar, sol inguinal bölgede ekimozlu iğne

izi tespit edildi. Boyun sağ yanda, göğüs ön yüzde, her iki kol, ön kol, el

bileği ve el sırtında, sırtta skapular ve interskapular bölgelerde değişik

şekiller ve yazılar şeklinde yesil-kırmızı renkli tatuajlar görüldü. Sağ ayak

bileği iç malleolde 0,5 cm'lik, ayak sırtına doğru olan bölgede aynı ebatta

sıyrıklar saptandı.

...

SONUÇ

...

1-

Kimya İhtisas Dairesinin raporuna göre; iç organlarda, midede ve mide

içeriğinde yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda, aranan toksik

maddelerden hiçbirinin bulunmadığı, kanda ve safrada aranan maddelerden kanda;

benzydamine, lidocaine ve naproxen ve safrada; benzydamine ve lidocaine ilaç

etken maddelerinin bulunduğu, kanda alkol (Etil-Metil) bulunmadığı,

2-Kişinin

ölüm nedeni hakkında, tüm adli tahkikat dosyası ve hastane evrak ve

grafilerinin gönderilerek, (İstanbul) Adli Tıp Kurumu ilgili Ihtisas

Dairesi'nden görüş alınmasının uygun olduğu kanaatini bildirir rapordur."

26. Başvurucu Emine Şenol 12/4/2013 tarihli dilekçe ile

Cumhuriyet Başsavcılığından otopsi raporunun bir örneğini talep etmiştir.

Otopsi raporunun bir örneği 28/5/2013 tarihli yazı ekinde başvurucu Emine

Şenol'a gönderilmiştir.

27. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca (1. İhtisas

Kurulu) düzenlenen 17/4/2013 tarihli raporda, U.Ş.nin ölümünün çoklu ilaç

intoksikasyonu (zehirlenme) ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği

belirtilmiştir. Raporun ilgili bölümü şöyledir:

"...

1-Otopsisinde

dış muayenede ... tespit edildiği, tespit edilen lezyonların lokalizasyonları,

özelikleri ve ağırlıkları ile iç muayenede kafatası kırıkları, kafa içi kanama,

beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, büyük damar ve iç organ yaralanması

tariflenmediği dikkate alındığında kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün

tıbbi delillerinin bulunmadığı,

2-

...[O]topsisinde iç organlarda tespit edilen makroskobik bulgular ile

mikroskobisinde tespit edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde kişinin

ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana

gelmiş olduğunun kabulü gerektiği oybirliğiyle mütalaa olunur."

28. Ceza İnfaz Kurumunda çalışan K.K., N.Ç., O.A., R.Ç.,

E.Ö., M.H., S.H., M.B., E.K., İ.B. ve H.D. şüpheli sıfatıyla; M.T.Z. ise tanık

sıfatıyla 12/7/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısına ifade vermişlerdir. Olay

tarihinde infaz koruma vardiya sorumlusu olarak görev yapan K.K.nın verdiği

ifade şöyledir:

"Olay günü C2 koğuşunu nöbetçisi başmemurluğa gelerek C2

koğuşunda sorun olduğunu bildirdi. Bunun üzerine görevli personel ile birlikte

koğuşa gittik. Koğuş kapısını açıp içeriye girdiğimizde koğuşta bulunanların

feryat figan hali vardı. Utku Şenol'un ilaç içip kendilerine saldırdığını

söylediler. Mahkumlar sakinleştirilip sorunun kimden kaynaklandığı sorulduğunda

Utku Şenol isimli hükümlüden kaynaklandığını belirttiler. Utku Şenol'a neden bu

şekilde davrandığını sorduğumuzda benim onlarla bir sorunum yok dedi. Fakat

yüzünde, gözünde görülen izlerden dolayı kendisine kavga edip etmediğini

sorduk. Bunun üzerine Utku Şenol bize sinirlendi. Küfür ve hakaretler ederek ve

bize tekme, yumruk atarak saldırmaya başladı. Bunun üzerine Utku Şenol

hükümlülere zarar vermesinde diye önlem amaçlı koğuştan çıkarttık. Sonra onu

başmemurluk odasına götürdük. Burada kendisine su içirdik, telkinler vererek

sakinleşmesini sağladık. Tekrardan yüzündeki, gözündeki izleri kimin yaptığını

sorduk. Kendisi bize kimseden şikayetçi olmadığını, kimsenin yapmadığını,

koğuştaki kimse ile muhatap olmadığını söyledi. Bunun üzerine bizde koğuş

kapısında bulunan koğuştaki mahkumların fotoğraflarını getirdik ve kendisine

gösterdik. Yine bize hiç birinin kendisine zarar vermediğini, kimseden

şikayetçi olmadığını söyledi. Sonra biz kendisine bizim kontrolümüzde

verdiğimiz ilaçların dışında başak bir ilaç alıp almadığını sorduk. Almadığını

beyan etti. Herhangi biri rahatsızlığının olup olmadığını, doktora gitmek

isteyip istemediğini sorduk. O da istemediğini beyan etti. O başmemurluk

odasındayken ben tekrar C2 koğuşuna gittim. Koğuştaki mahkumlara Utku Şenol ile

kavga eden olup olmadığını sordum. Onlar da Utku'nun dolabı, duvarları,

kapıları tekmelediğini yumrukladığını, kendilerine bağırıp çağırarak

saldırdığını, olayın daha fazla büyümemesi için de bizi bu durumdan haberdar

ettiklerini söylediler. Odadan çıkıp tekrar Utku Şenol'un bulunduğu başmemurluk

odasına geldim. Ben odada yokken ilaç dağıtımından sorumlu Ö.F.A. isimli infaz

koruma memuru arkadaşımız kendisinin vermiş olduğu ilaçlardan başka ilaç alıp

almadığını sormuş, Utku Şenol almadığını söylemiş. Arkadaşımızın sorularına

sinirlenen Utku Şenol memur arkadaşımıza saldırmış. Görevli memurlar da Utku

Şenol 'u etkisiz hale getirip yere yatırmışlar. Yerde debelenirken kafasını

yere çarpmaması için kafasının altına kitap koymuşlar. Bunun üzerine ben de

cezaevi 1. Müdürü arayarak durumu izah ettim ve verilen talimat üzerine Utku

Şenol'u müşahade odasına aldım. Sabaha kadar da Utku Şenol'un hem merkez

kontrol odasında kamera ile hem de tüm memurlarca ve bizzat kendim kapısına

giderek sürekli durumunu kontrol ettik. Sabah 8 sıralarında vardiya nöbetimizi

gelen vardiyaya teslim ettik. Gelen vardiya başmemurlarına , müşahade odasında

bulunan Utku Şenol'un durumunun kontrol edilmesini ve müdürleri uygun gördüğü

takdirde müşahade odasından çıkarılmasını söyledim. Biz teslim edene kadar

herhangi bir sağlık şikayeti yada bizden herhangi bir talebi olmamıştır. Ben

Utku Şenol'a ne kadar doz ilaç verildiğini, hangi ilaçların verildiğini, yada

ilaçların isimlerini hiç bir şekilde bilmiyorum. Zaten ben ilaçla ilgili de

görevli birimde değilim. Ayrıca Utku Şenol'un cezaevinde daha önceden de birçok

olayları ile ilgili saldırganlık yaptığına dair belgeler mevcuttur. Bunları da

ekte Sayın Savcılığınıza sunuyorum. Ayrıca yine gitmiş olduğu doktorlara

yazdırmış olduğu ilaçları bizim insiyatifimiz dışında aldığına dair belgeler de

mevcuttur. Bunları da ekte sunuyorum. Kurumumuzda mahkumlara kas gevşetici,

uyku ilaçları, psikolojik tedavilerde kullanılan ilaçlar vb. şeklindeki

ilaçları bizim gözetimimizde verilir. Ancak ekte belirtilen böbrek ilacı vb.

ilaçlar kendilerinde kalır. Bu ilaçların da 1 kutusunda 100 adet bulunmaktadır.

Olayla ilgili hiç bir ilgim yoktur. Ben üzerime suçlamaların hiç birini bu

nedenlerden dolayı kesinlikle kabul etmiyorum."

İnfaz koruma memurları N.Ç., O.A., R.Ç. ve E.Ö.; K.K. ile

aynı yönde beyanda bulunmuştur.

Ö.F.A.nın verdiği ifadenin ilgili bölümü şöyledir:

"Olay

gününde mahkumlara akşam hatırladığım kadarıyla 9:00-9:30 sıralarında 1 adet

Gamaflex isimli ilacı memur gözetiminde ve denetimimiz altında kendisine

içirdik ve takip ettik. Ben ilaç dağıtımından sonra görev yerim olan mahkum

kabul birimime döndüm. Mahkum kabul de iş yoğunluğu olmadığı için akşam

saatlerinde arkadaşlarıma yardım etmeye gidiyorum. Sağ koridorda duyduğum

sesler üzerine sağ kısım tarafına yöneldim. Daha sonra başmemurluk denilen

yerde hükümlü Utku Şenol'u ayakta gördüm. Kendisinin saldırgan tavırlar

içerisinde olduğunu gördüğüm için kendisine ilaç içip içmediğini sordum. Bunun

üzerine bana sinirlenerek benim üzerime yürüdü. Bana vurmaya çalıştı. Arkadaşlarım

müdahale etti. Bunun üzerine ben odadan çıktım. Ben Utku Şenol'a sadece benim

görevim olan 1 adet Gamaflex isimli ilacı verdim. Onun haricinde kendisine

kesinlikle bir ilaç vermedim. Vermem söz konusu değildir. Ben Utku Şenol'a ne

kadar doz ilaç verildiğini, hangi ilaçların verildiğini, yada ilaçların

isimlerini hiç bir şekilde bilmiyorum. Zaten ben ilaçla ilgili de görevli

birimde değilim. Bununla ilgili birim revirdir. Ayrıca kurumumuzda mahkumlara

kas gevşetici, uyku ilaçları, psikolojik tedavilerde kullanılan ilaçlar vb.

şeklindeki ilaçları bizlerin gözetiminde yani revir bölümündeki arkadaşlarımız

tarafından verilir. Ancakböbrek ilacı vb. ilaçlar kendilerinde kalır... "

M.H.; butona basılarak U.Ş.nin kaldığı koğuşta sorun

olduğunun bildirilmesi üzerine söz konusu koğuşa gittiklerini, U.Ş.nin

Başmemurluk odasına getirildiğini, elleri ve yüzünün yıkandığını, U.Ş.nin

kimsenin kendisine zarar vermediğini söylediğini, Ö.F.A.nın ilaç içip

içmediğini sorması üzerine U.Ş.nin ona saldırdığını, durumun 1. müdüre

bildirildiğini ve İnfaz Koruma Memuru K.K.nın talimatı üzerine U.Ş.nin müşahede

odasına alındığını ifade etmiştir. Aynı tarihte dinlenen İnfaz Koruma Memuru

S.H. de aynı yönde beyanda bulunmuştur.

İnfaz Koruma Memuru M.B. verdiği ifadede; U.Ş.nin

Başmemurlukta görevli personele saldırmasından sonra K.K.nın durumu 1. müdüre

bildirdiğini, sakinleşmemesi ve agresif tavırlarını sürdürmesi üzerine K.K.nın

ve müdürün bilgileri dâhilinde kelepçe takılan U.Ş.nin süngerli odaya

alındığını, vardiya bitimine kadar U.Ş.yi sık sık kontrol ettiğini, kapıya

vurup U.Ş.nin tepkilerini ölçtüğünü beyan etmiştir.

11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli infaz koruma

memurları olan E.K. ve İ.B. ifadelerinde; müşahede odasında bir mahkûm

bulunduğunun bildirilmesi üzerine müşahede odasını M.G. ile kontrol

ettiklerini, U.Ş.nin nefes alıp verdiğini gördüklerini, daha sonra başmemur ile

birlikte U.Ş.nin yanına gidip onu kontrol ettiklerini, müdür geldikten sonra

U.Ş.yi müşahede odasından çıkardıklarını, durumunun iyi olmadığını fark edip

112 Acil Servisi aradıklarını, Acil Servis ekibinin U.Ş.yi Aliağa Devlet

Hastanesine götürdüğünü söylemişlerdir.

11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli İnfaz Koruma

Başmemuru H.D. ise devraldığı vardiyanın sorumlusu olan K.K.nın U.Ş.nin kendilerine

saldırdığını, biraz da hap içtiğini, U.Ş.yi tedbiren müşahede odasına

koyduklarını söylediğini, U.Ş.yi kontrol ettirdiğini, Ceza İnfaz Kurumunun

nöbetçi 2. müdürü gelince gece yaşanan olayı ona bildirdiğini, birlikte

müşahede odasına gittiklerini, U.Ş.nin durumunun pek iyi olmadığını, hâlsiz

olduğunu ve çok kısık bir sesle konuştuğunu, hemen 112 Acil Servis'i çağırarak

U.Ş.nin Aliağa Devlet Hastanesine sevk edilmesini sağladıklarını beyan

etmiştir.

İzmir 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görev

yapan Hekim M.T.Z. ise tanık sıfatıyla verdiği ifadede; görevli doktorun izinli

olması nedeniyle olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda görevli olduğunu, U.Ş.nin

ölümünden iki üç gün önce idrarını yaparken ağrısı olduğu şikâyetiyle

geldiğini, şikâyetin giderilmesi için ilaçlar yazdığını ifade etmiştir.

29. Cumhuriyet savcısı24/4/2014 ve 25/2/2014

tarihlerinde, olay tarihinde U.Ş. ile aynı koğuşta kalan T.S., N.Ö. ve M.T.nin

tanık sıfatıyla ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Başsavcılığının Ceza İnfaz Kurumuna

yazdığı 20/2/2014 tarihli yazıdan U.Ş. ile aynı koğuşta kalan ve ifadeleri

alınmayan başka tutuklu ve hükümlülerin de olduğu anlaşılmıştır.

T.S.; kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçların U.Ş.ye görevli

memurlar gözetiminde verildiğini, U.Ş.nin dolabında kendisine ait başka ilaçlar

da olduğunu, U.Ş.nin ilaç içmek amacıyla sürekli revire gittiğini, onun

ilaçları biriktirme alışkanlığı olmadığını, 10/8/2012 tarihinde U.Ş.ye

görevlilerce verilen ilaç kutusunun içinde yüz adet ilaç bulunduğunu, U.Ş.nin

11/8/2012 günü saat 03.00 sıralarında ilaçların etkisinde kalarak dolaplara

vurduğunu ve bağırıp çağırdığını, uyuyamadıkları için butona bastıklarını,

görevlilerin U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarını, bu sırada U.Ş.nin zorluk

çıkardığını ve bir görevlinin ayağına vurduğunu söylemiştir.

N.Ö.; U.Ş.ye ölmeden bir iki gün önce ilaç verildiğini,

ilaçların idare gözetiminde saatli olarak verildiğini, U.Ş.nin ilaçları

karıştırarak içtiğini ifade etmiş ve T.S. ile aynı yönde beyanda bulunmuştur.

M.T., ilaçların görevlilerce U.Ş.ye verildiğini, U.Ş.nin

verilen ilaçları iki saat içinde içip huzursuzluk çıkardığını, durumu

görevlilere haber verdiklerini, görevliler U.Ş.yi koğuştan çıkarırken onun

zorluk çıkarıp bir görevliye tekme attığını ifade etmiştir.

30. Cumhuriyet savcısı, U.Ş.nin ölümü hakkında yürütülen

soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. 27/2/2014

tarihli bu kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Her

ne kadar ölen Utku Şenol'un 06.07.2012 tarihinde Bafra T Tipi Kapalı Ceza infaz

kurumundan jiletle tehdit, memura fiili mukavemet, koğuş yakma gibi

eylemlerinden dolayı hakkında verilen disiplin cezaları nedeniyle İzmir 3 nolu

T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiği, ölen Utku Şenol'un sağlık

sorunları nedeniyle kendisine verilen ilaçların etkisinde kalarak 11.08.2012

tarihinde kalmış olduğu C-2 koğuşunda sorun çıkarması üzerine görevli İnfaz

Koruma Memurlarının müdahale ederek Utku Şenol'u A-9 numaralı tekli odaya

aldıkları, daha sonrasında Utku Şenol'un rahatsızlanması üzerine hastaneye sevk

edildiği, kaldırılmış olduğu İzmir Katip Çelebi Atatürk Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde vefat ettiği olayla ilgili olarak soruşturma başlatılmış ise de ;

Söz

konusu ölen Utku Şenol hakkında düzenlenmiş olan Adli Tıp Kurumu raporları doğrultusunda

ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana

geldiği, Utku Şenol'a verilen ilaçlarla ilgili İzmir 3 Nolu T T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumuna yazılan müzekkere cevabında; ölen Utku Şenol 'un sergual,

tantun tablet, uropan tablet, otrivine (sprey ) ve Gamaflex ismindeki ilaçları

kullandığı, bu ilaçların ölen U.Ş.ye Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün

12.02.2009 tarih ve B-03.0.CTE.0.00.27.00/217/15035 sayılı yazısına istinaden

oda ve koğuşlara verilmekte, oda koğuşlara verilmesi uygun olmayan ilaçların

ise memur eşliğinde içirilmek suretiyle tek olarak verildiği, dolayısıyla İzmir

3 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundaki görevlilerin Utku Şenol'un ölümüne

neden olduğu konusunda somut ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı tüm dosya

kapsamından anlaşılmakla,

Şüphelilerin

atılı suçu işledikleri hususunda yeterli şüphe oluşturacak bir delil elde

edilemediğinden , kamu adına kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına... karar

verildi."

31. Başvurucular; tıbbi belge ve raporlara göre U.Ş.nin

ölmeden önce ağır şekilde darbedildiğini, ters kelepçe ve ayağa kelepçe

uygulanarak işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını, U.Ş.nin görevlilere

saldırdığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığını, U.Ş.nin gece 02.00

sıralarında kırk kadar ilaç içtiği bilindiği hâlde hareketsiz kalındığını,

U.Ş.nin mide içeriğinde ilaç etken maddesi çıkmadığına göre ilacın enjeksiyonla

verildiğini, bu yönden bir araştırma yapılmadığını, infaz koruma memurları ve

U.Ş. ile aynı koğuşta kalanların ifadelerinde U.Ş.nin yüzü ve gözündeki

kızarıklıklardan söz edildiğini, bu durumda harici muayenede tespit edilen

bulguların başmemurluklarda meydana geldiğini, kırk tane ilaç aldığı

bilinmesine rağmen doktora haber verilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi

hususlarında herhangi bir inceleme yapılmadığını, U.Ş.nin müşahede odasında

kontrol edilmediğini iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

itiraz etmişlerdir.

32. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda usul ve

yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi

14/7/2014 tarihinde itirazı reddetmiştir.

33. Nihai karar, başvurucular tarafından 19/9/2014

tarihinde öğrenilmiş olup yasal süresi içinde -20/10/2014 tarihinde- bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

B. Disiplin Soruşturması Süreci

34. U.Ş.nin ölümü üzerine Ceza İnfaz Kurumunca bir

disiplin soruşturması başlatılmış ve infaz koruma memurları K.K., R.Ç., M.B.,

E.Ö., N.Ç., E.K., M.G., İ.B., O.A., U.E., S.H., M.H., M.S., Ö.F.A., H.B., K.M.,

C.G. ve C.S.nin, İnfaz Koruma Başmemuru H.D.nin, Aile Hekimi M.T.Z.nin, tutuklu

ve hükümlüler H.S., N.Ö., T.S.,İ.T., M.A., H.K., M.T., T.B.K.nın ifadelerine

başvurulmuştur.

İnfaz Koruma Başmemuru ve Memurlarının İfadeleri

H.D., ceza soruşturmasında verdiği ifadeyle benzer yönde

ifade vermiştir.

Ceza soruşturma kapsamında verdiği ifadeyle benzer yönde

ifade veren K.K. ilaveten U.Ş. ile aynı koğuşta kalanların sürekli ilaç

kullanıp kendini kaybettiğinden bahisle U.Ş.nin koğuştan alınmasını talep

ettiklerini, U.Ş.nin fazladan ilaç içmediğini ve hastaneye gitmek istemediğini

beyan ettiğini, kendisine ve başkasına zarar vermemesi için U.Ş.nin ellerine ve

ayaklarına plastik kelepçe bağladığını, vardiya değişimi sırasında rahatlasın

diye U.Ş.nin ayaklarındaki kelepçenin çıkarılmasını istediğini ifade etmiştir.

R.Ç., butona basılarak yardım istenmesi üzerine

gittikleri C/2 koğuşundakilerin U.Ş.nin fazla ilaç içtiğini söylediklerini,

U.Ş.nin dolabında boş ilaç şişesi bulduklarını, plastik kelepçe bulunmaması ve

süngerli odada başkasının bulunması nedeniyle U.Ş.nin bir süre Başmemurlukta

bekletildiğini, daha sonra plastik kelepçeyle kelepçelenerek süngerli odaya

konulduğunu söylemiştir.

M.B., U.Ş.nin aldığı ilaçlardan ve boş ilaç şişesinden

söz etmemiş; bunun dışında R.Ç. ile benzer yönde ifadede bulunmuştur.

E.Ö., O.A. ve N.Ç, K.K. ile benzer yönde ifade vermiş;

süngerli odada kendini sağa sola vurması nedeniyle K.K.nın U.Ş.nin ayaklarına

plastik kelepçe taktığını beyan etmişlerdir.

E.K.; 11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli olduğunu,

sabah sayımında süngerli odayı M.G. ve İ.B. ile birlikte kontrol ettiklerini,

U.Ş.nin uyuduğunu ve nefes alıp verdiğini gördüklerini, daha sonra nöbetçi

müdürle birlikte süngerli odaya gidip kelepçeleri kestiklerini ve 112 Acil

Servisi aradıklarını söylemiştir.

M.G. ve İ.B.; sabah vardiyasında U.Ş.yi E.K. ve İ.B. ile

birlikte kontrol ettiklerini, U.Ş.nin uyuduğunu ve nefes alıp verdiğini beyan

etmişledir.

U.E.; olay günü kameralarla olay anını izlediğini,

süngerli odada U.Ş.nin kelepçeleri açmaya çalışıp sonra uyuduğunu, herhangi bir

olumsuz durum olmadığı için kimseye haber vermediğini beyan etmiştir.

C.S. ifadesinde; butona basılması üzerine gittikleri C/2

koğuşundaki tutuklu ve hükümlülerin U.Ş.nin fazla miktarda ilaç içtiğini ve bu

nedenle saldırdığını söylediklerini, U.Ş.nin ise bir tane ilaç içtiğini beyan

ettiğini söylemiştir.

K.M.; C.S. ile aynı yönde beyanda bulunmuş; ilave olarak

kendisine ve başkasına zarar vermesini engellemek amacıyla U.Ş.nin ellerine ve

ayaklarına plastik kelepçe takıp onu süngerli odaya bıraktıklarını ve sık sık

kontrol ettiklerini ifade etmiştir.

S.H.; sabah 06.30-07.00 sıralarında vardiya sorumlusu ile

birlikte süngerli odaya gittiklerini, U.Ş.nin iyi olduğunu söylediğini beyan

etmiştir. M.H. de saat 06.30-07.00 sıralarında U.Ş.ye K.K.nın "Nasılsın,

iyi misin?" gibi sorular sorduğunu gördüğünü beyan etmiştir.

Ö.F.A.; U.Ş.nin kendisine tekme savurduğunu ve eliyle

vurmaya çalıştığını, U.Ş.yi elleri arkadan bağlı hâlde süngerli odaya

götürülürken gördüğünü söylemiştir.

H.B.; C/2 koğuşunda U.Ş.nin K.K.ya tekme atığını, agresif

tavırlar sergilediğini ifade etmiştir.

C.G.nin ifadelerinden, U.Ş.nin C/2 koğuşundan alınmasına,

U.Ş.nin ellerine ve ayaklarına kelepçe takılmasına ve U.Ş.nin süngerli odaya

alınmasına dair bilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.

M.S.; olaya şahit olmadığını ifade etmiştir.

Kurum Hekiminin İfadesi

M.T.Z., hastalığına istinaden U.Ş.ye ilaç reçete ettiğini

söylemiştir.

Tutuklu ve Hükümlülerin İfadeleri

H.S.; olay günü saat 01.30 sıralarında U.Ş.nin ilaçların

etkisiyle kendi kendine konuştuğunu, küfrettiğini, dolap kapağını çarpıp

ranzaya elini vurduğunu, bu sebeple T.S. ve U.Ş.nin tartıştığını, araya diğer

tutuklu ve hükümlülerin girdiğini, sakinleştirmek amacıyla U.Ş.nin kafasının

soğuk suyla yıkandığını, U.Ş.nin T.S.den koğuştan gitmesini istediğini, bunun

üzerine butona basıp görevlilerden yardım istediklerini beyan etmiştir. Ayrıca

H.S.; U.Ş.nin görevlileri dinlemediğini ve bir görevliye tekme attığını,

görevlilerin fiziki müdahalede bulunmadan U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarını

söylemiştir. H.S. son olarak U.Ş.nin reçete edilen ilaçları parça parça alarak

aynı gün içinde bitirdiğini, U.Ş.nin yüzünde iki tane kızarıklık bulunduğunu,

göz altındaki kızarıklığın T.S. ile U.Ş. arasındaki tartışmayı önlemek için

araya girildiği sırada meydana gelmiş olabileceğini, diğer kızarıklığın ise

sivilceden kaynaklanabileceğini ifade etmiştir.

N.Ö.; T.S ve U.Ş.nin tartışmaları üzerine araya

girdiklerini, tartışmadan sonra U.Ş.nin gözünün altında ve yüzünde hafif

çizikler olduğunu ancak T.S. ile U.Ş.nin birbirlerine vurduğunu görmediğini,

U.Ş.nin söylediklerinin anlaşılmadığını, vücudunun ateş gibi yanması nedeniyle

U.Ş.nin kafasını soğuk suyla yıkadıklarını, dolabındaki hapları da içmesin diye

çöpe attıklarını, U.Ş.nin küfürlü konuşması nedeniyle butona basıp yardım

istediklerini beyan etmiştir. N.Ö.; M.A.nın infaz koruma memurlarından koğuştan

U.Ş.nin alınmasını istediğini, U.Ş.nin koğuştan çıkmak istemediğini ve bir

personele tekme attığını, koğuştan çıkarılırken U.Ş.ye fiziki müdahalede

bulunulmadığını söylemiştir.

T.S.; olay günü saat 01.00-02.00 sıralarında kendi

kendine konuşup küfretmesi nedeniyle U.Ş.yi uyardıklarını, U.Ş.nin dolabından

on beş dakikada bir avcuna koyduğu ilaçları içtiğini, uyarılardan anlamaması

üzerine butona basarak görevlileri çağırdıklarını, U.Ş.nin görevlilere

küfrettiğini ve bir görevliye tekme attığını, U.Ş.nin koğuştaki kimseyle kavga

etmediğini, görevlilerin kollarından tutarak U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarını,

U.Ş.nin gözünün altında sürekli iki kızarıklık olduğunu ifade etmiştir.

H.S., N.Ö. ve T.S. ile benzer yönde beyanda bulunan İ.T.

ilave olarak U.Ş.nin ilaçları karıştırarak aralıklarla üçer beşer yuttuğunu,

00.30-01.00 sıralarında içmesin diye U.Ş.ye ait on on beş ilacı çöpe attığını,

butona basılması üzerine gelen görevlilere U.Ş.nin akşamdan beriilaç aldığını

ve ilaçlar nedeniyle o hâlde olduğunu söylediğini ifade etmiştir.

M.A. ifadesinde, U.Ş.nin olay günü saat 00.30-01.00 sıralarında

avcuna aldığı bir miktar hapı içtiğini beyan etmiştir.

H.K. de U.Ş.nin kendisine verilen ilaçların bir miktarını

avcuna alıp içtiğini, daha sonra sinirli hareketler yapmaya başladığını

söylemiştir.

M.T.; Ceza İnfaz Kurumuna ilk geldiğinde U.Ş.nin gözünün

altında hafif bir morarmanın mevcut olduğunu, U.Ş.nin hap bağımlısı olduğunu,

bir keresinde otuza yakın hapı tek seferde içtiğini beyan etmiştir.

T.B.K., H.S. ile benzer yönde ifade vermiş ancak U.Ş.nin

yüzündeki kızarıklıklardan bahsetmemiştir.

35. Yürütülen soruşturma 5/3/2013 tarihinde

sonuçlandırılmış; saat 03.09'da müşahede odasına girilerek 03.20, 03.31, 04.03

ve 04.32'de camdan bakılarak, 05.06 ve 05.34'te mazgaldan U.Ş. ile konuşularak,

05.58'de camdan bakılarak, 06.12'de mazgal açılarak, 07.15, 07.17, 07.37 ve

08.23'te camdan bakılarak U.Ş.nin bilinci infaz koruma memurlarınca kontrol

edildiği belirtilerek "E.Ö.nün herhangi bir kusurunun bulunmadığı ve

görevlerini yerine getirdiği, K.K. ve N.Ç.nin disiplin suçu işlemediği ve M.B.

ile R.Ç.nin herhangi bir ihmalinin olmadığı" gerekçeleriyle disiplin

cezası ile cezalandırılmalarına yer olmadığına karar verilmiştir.

C. Tam Yargı

Davası İle İlgili Süreç

36. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yaptıkları itirazda dile getirdikleri hususları (bkz. § 31) öne sürerek hizmet

kusuru bulunduğu iddiasıyla Bakanlık aleyhine İzmir 3. İdare Mahkemesi (İdare

Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açmışlardır.

37. İdare Mahkemesi, hizmet kusuru bulunup bulunmadığı

konusunda 1. İhtisas Kurulundan rapor almıştır. 11/3/2015 tarihli raporun

ilgili bölümü şöyledir:

"...[K]işinin ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen

komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği,

4-Adli

dosyada kayıtlı bilgilerde kişinin İzmir 3 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olduğu, 11/08/2012 günü saat 02:00 sıralarında koğuş butonuna

basılması üzerine C2 koğuşuna gidildiği, koğuşta kalanların kişinin aldığı

ilaçlardan kendini sağa sola vurduğunu sürekli küfür ettiğini söyledikleri,

koğuştan alınmasını istedikleri, görevli memurların içeri girerek kişinin

dolabını aradıkları, dolabında buldukları ilaçları çöpe attıkları, sonra kişiyi

vardiya baş memurluğuna götürdükleri, orada da sakinleşmemesi üzerine kendisine

ve çevresine zarar vermemesi için ellerine ve ayaklarına kelepçe takarak saat

03:04’de yumuşak odaya görevli personeller ile birlikte konulduğu, 03:09’da

içeri girilerek, 03:20’de blok sorumlusu N.Ç. tarafından camdan bakılmak

suretiyle, 03:3l’de Blok nöbetçisi O.A. tarafından camdan bakılmak suretiyle,

04:03’de O.A. camdan bakılmak suretiyle, 04:32’de koğuş nöbetçisi M.B.

tarafından, 05:06’da S.D. tarafından 05:34’de mazgaldan Utku Şenol ile

konuşularak bilincinin açık olup olmadığı kontrol edilmiş, 05:58’de yine camdan

bakılarak, 06:12’de mazgal açılarak bilicinin kontrol edildiği,

07:15-07:17-07:37-08:23’de camdan bakılarak kontrol edildiği, 09:06’da nöbetçi

müdür tarafından kontrol edildiği 09:13’de yumuşak odadan çıkarıldığı, 09:18’de

sevk edilmek üzere mahkum kabule getirildiği, 09:47’de 112 Acil Servisin

geldiği, 09:59’da Acil Servis görevlilerine teslim edildiği, hastanede yapılan

müdahalelere rağmen 12.08.2012 günü saat 00:05 te öldüğü, İzmir 3 Nolu T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü nün24.6.2013 tarihli yazısında; Kapalı ceza

infaz kurumunda ilaç dağıtımının Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğünün 12/02/2009 tarih ve B.03.0.CTE.0.00.27.00 /217/15035 sayılı

yazısına istinaden oda ve koğuşlara verilmekte; oda ve koğuşlara verilmesi

uygun olmayan (yeşil reçete, anti depresanlar vb.) ilaçların ise memur

eşliğinde içilmek sureti ile hükümlü/tutukluya verilmekte olduğu ve Uropan

tablet (oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın “oda ve koğuşuna verilmekte

olduğu”nun kayıtlı olduğu, bununla birlikte Adalet Bakanlığı Ceza ve

Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 12/02/2009 tarih ve B.03.0.CTE.0.00.27.00

/217/15035 sayılı yazısı içeriğinde; ”Aşağıda belirtilen ilaçlar hiçbir şekilde

koğuşlarda bulundurulmayacaktır: …………f)Santral miyorolaksan

içerikli ilaçlar, (Phenprobamat etken madde içerikli ilaçlar vs) ve

antikolinerjik ilaçlar,(Oksibutinin Hidroklorür etken madde içerikli ilaçlar

vs) (sürekli veya süreli ilaç kullanım kartı verilmez, yalnız kronik hastalar,

raporlu hastalar, kullanması hayati önem arz eden hastalığı olanlarda hafta içi

2 günlük doz ve hafta sonu için 3 günlük doz ilacını yanında bulundurabilir)”

kayıtlı olduğu cihetle Oksibutinin Hidroklorür etken maddesini içeren

“Uropan tablet” in “oda ve koğuşuna verilmesinin” uygun olmadığı, bununla

birlikte kişinin Uropan tablet isimli ilacı almış olduğunun kabulü halinde

dahi kişinin ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar

sonucu meydana gelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölüm

üzerinde ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, kişinin

rahatsızlanmasından itibaren yapılan diğer tıbbi uygulamaların tıp kurallarına

uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. "

38. İdare Mahkemesi 30/11/2015 tarihinde, maddi tazminat

taleplerinin reddine; manevi tazminat taleplerinin ise hizmet kusuru bulunduğu

gerekçesiyle kısmen kabulüne karar vermiştir. Söz konusu kararın ilgili bölümü

şöyledir:

"...Dosyada

bulunan soruşturma raporu, ceza soruşturması sonucu verilen karar, bilirkişi

raporu ile diğer tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi ve değerlendirilmesinden;

uyuşmazlık konusu ölüm olayının çoklu ilaç intoksikasyonu (zehirlenme) ve

gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, yukarıda belirtilen

bilirkişi raporunda, oda ve koğuşuna verilmesi uygun olmayan ancak bu kurala rağmen

davacıya cezaevi idaresi tarafından verilen Uropan tablet (oksibutinin etken

maddesi) isimli ilacın davacıya verildiği, bu ilacı almış olduğunun kabulü

halinde dahi ölümün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu

meydana gelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölüm üzerinde

ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtildiği, bunun haricinde

ölüm olayı ile nedensellik bağı kurulabilecek davalı idareye atfedilebilecek

başka bir durumun saptanamadığı anlaşıldığından, maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Manevi

tazminat talebi bakımından yapılan incelemede:

Yukarıda

belirtilen bilirkişi raporunda, oda ve koğuşuna verilmesi uygun olmayan ancak

bu kurala rağmen davacıya cezaevi idaresi tarafından verilen Uropan tablet

(oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın davacıya verildiğinin saptandığı,

olay nedeniyle cezaevi nöbetçi müdürü ve görevli infaz koruma memurları

tarafından tutulan 11/8/2012 tarihli tutanakta, yer alan "...olayla ilgili

olarak odada bulunan diğer hükümlü / tutuklular dinlendi. Hükümlü Utku Şenol'un

idarenin kendisine verdiği ilaçlardan (Üropan - Tantum) fazlaca miktarda

içtiğini koğuşta bulunanlara rahatsızlık verdiğini ve kendilerinin de butona

basarak görevli memurlara haber verdiklerini söylediler..." ibareleri

dikkate alındığında, koğuşa müdahale sırasında Utku Şenol'un idarenin kendisine

verdiği ilaçlardan (Üropan - Tantum) fazlaca miktarda içtiğininin öğrenildiği

ancak buna rağmen bu durum ile ilgili olarak değerlendirme yapılmadığı ve

kişinin durumunun kötüleşmesi sonucu sabah 09:00 sıralarında hastaneye sevkine

kadar tıbbi müdahalede bulunulmadığı, bu durum ile ilgili olarak olay sırasında

değerlendirme yapılmamasının ve tıbbi müdahalede bulunulmamasının Utku Şenol'un

beyanları ve fiziki durumunun iyi olduğu değerlendirmesine dayandığının

ifadelerde belirtildiği anlaşılmaktadır. Olayda, oda ve koğuşa verilmesi

uygun olmayan ancak bu kurala rağmen Utku Şenol'a cezaevi idaresi tarafından

verilen Uropan tablet (oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın kişiye

verilmesi ve olay sırasında söz konusu ilacı kişinin fazlaca miktarda içtiğinin

cezaevi yetkililerine bildirilmesine rağmen bu konuda müdahalede bulunulmaması

nedeniyle hizmetin kusurlu işlediği sonucuna varılmıştır. Yukarıda

belirtilen bilirkişi raporunda, kişinin ilacı almış olduğunun kabulü halinde

dahi ölümün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana

gelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölüm üzerinde ne

düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtilmesi nedeniyle söz konusu

kusurlu durumlar ile ölüm olayı arasında nedensellik bağının saptanamadığı

ancak, bu kusurlu durumun tek başına davacıların elem ve üzüntüsüne neden

olacağı sonucuna varıldığından, söz konusu tespit edilen hizmet kusuru

nedeniyle davacılara manevi tazminat ödenmesi gerekmektedir.

...

Davanın,

manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kısmen kabulüne ve kısmen reddine,

müteveffa Utku Şenol'un annesi davacı Emine Şenol için 10.000,00-TL, kardeşi

davacı Ahmet Şenol için 5.000,00 TL, kardeşi davacı Ayhan Şenol için 5.000,00

TL, kardeşi davacı Yasemin Canikli için 5.000,00 TL, kardeşi davacı Kenan Şenol

için 5.000,00 TL, kardeşi davacı İbrahim Şenol için 5.000,00 TL manevi tazminatın,

tazminat talebi ile ilgili olarak idareye yapılan başvuru tarihi olan

07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı

idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat

taleplerinin reddine... oybirliğiyle karar verildi."

39. İdare Mahkemesince verilen karar, hem başvurucularca

hem de Bakanlıkça temyiz edilmiş; Danıştay tarafından temyiz talepleri hakkında

henüz karar verilmemiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

40. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"(1)

Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin

bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2)

(Ek fıkra: 31/03/2005 - 5328 S.K./4.mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli

para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

...

d)

Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi

hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

41. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme" kenar

başlıklı 85. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Taksirle

bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır."

42. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"Zor

kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere

karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

43. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye

kullanma" kenar başlıklı 257. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

"(1)

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine

aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına

neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini

yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun

zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1)

Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini

veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar

vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."

45. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Yönetim tarafından alınabilecek

tedbirler" kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Kurumun

düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması

hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer

tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine

engel olmaz."

46. 5275 sayılı Kanun'un "Zorlayıcı araçların

kullanılması" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Hiçbir

hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel

hareketleri kısıtlayıcı araçlar;

a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde

çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,

b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak

üzere tıbbî nedenlerle,

c)Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği

hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı

tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,

kullanılabilir."

47. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve tedavi

istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

"Hükümlü, beden ve ruh sağlığının

korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî

araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum

revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm

koğuşlarında tedavi ettirilir."

48. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve

tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kurumun sağlık koşullarının

düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi

tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi

sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."

49. 5275 sayılı Kanun’un “Sağlık denetimi” kenar

başlıklı 79. maddesi şöyledir:

"Kurum hekimi, kurumu ayda en az

bir kez denetleyerek genel ve özel önlem alınması gereken hastalıklar ile

kurumda sağlık koşulları yönünden alınması gereken önerileri içeren bir rapor

düzenler ve kurum yönetimine verir."

50. 5275 sayılı Kanun’un “Hastaneye sevk” kenar

başlıklı 80. maddesi şöyledir:

"Hükümlünün sağlık nedeniyle

hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir

raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir."

51. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) 22. maddesinin

(8) numaralı fıkrası şöyledir:

"(8)

İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan

firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı

bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı

Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında

kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin

ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu

derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvet

kullanamaz."

52. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğünün Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği "hükümlü-tutuklu

hastaların ilaçları hakkında" konulu 12/2/2009 tarihli ve

B.03.0.CTE.0.00.27.00/217/15035 sayılı yazının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Aşağıda

belirtilen ilaçlar hiçbir şekilde koğuşlarda bulundurulmayacaktır:

...

f)

Santral miyorolaksan içerikli ilaçlar, (Phenprobamat etken madde içerikli

ilaçlar vs) ve antikolinerjik ilaçlar, (Oksibutinin Hidroklorür etken madde

içerikli ilaçlar vs) (sürekli veya süreli ilaç kullanım kartı verilmez, yalnız

kronik hastalar, raporlu hastalar, kullanması hayati önem arz eden hastalığı

olanlarda hafta içi 2 günlük doz ve hafta sonu için 3 günlük doz ilacını yanında

bulundurabilir)..."

B. Uluslararası Hukuk

53. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

54. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

Sözleşme'nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, devletin, kasıtlı olarak ve

kanuna aykırı şekilde kişinin yaşamına son verilmesinden kaçınılması gereğinin

yanı sıra yargı yetkisi dâhilindeki kişilerin hayatlarını güvence altına almak

amacıyla uygun adımlar atmasını öngörmektedir (L.C.B/Birleşik Krallık,

B. No: 14/1997/798/1001, 9/6/1998, § 36).

55. AİHM; 2. maddeye ilişkin pozitif yükümlülük kuralının

yaşam hakkının tehlikede bulunduğu, kamusal olan veya olmayan herhangi bir

eylemin gerçekleşmesi durumunda uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Ancak

özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar dikkate

alınarak yapılması zorunlu kabul edilen işlevsel tercihler gözönüne alınarak

pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak sekilde

yorumlanmamalıdır. Bu doğrultuda hayati tehlikenin var olduğu her durumda kamu

makamları bu tehlikenin gerçekleşmesini engellemek amacıyla Sözleşme

çerçevesinde işlevsel önlemler almakla yükümlü değildir. Pozitif yükümlülüğün

ortaya çıkması için yetkililerce belirli bir kişinin hayatının gerçek ve yakın

tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı

kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve

kamu makamlarının sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem almakta başarısız oldukları tespit

edilmelidir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B. No:

19986/06, 10/4/2012, § 36).

56. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiyle

birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili

soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161).

57. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği

kararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerini

belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001).

"Jordan Prensipleri" olarak anılan bu ilkeler, AİHM'in tamamen yeni

belirlediği ilkeler değildir. Yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/

Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakım

ilkelerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

etkili soruşturmaya ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:

- Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili

konulardan haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve

cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı

aydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik

Krallık, § 107)

- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine

açık olması, her olayda ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının

sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)

58. Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi

tutulamaz."

59. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili

içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri

olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor

şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarak

işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir.

Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını

tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediği

içtihatlarda hatırlatılmıştır (Birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa,

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

60. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni aşması

beklenir (Birçok karar arasından bkz. Raninen/Finlandiya, B. No:

20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§

88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, §

30).

61. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların

korunmasız ve zayıf durumda olduklarını ve en zor şartlarda dahi yetkililerin

bu kişilerin fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir

(Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95,§ 91; Tarariyeva/Rusya,

B. No: 4353/03, 14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No:

41461/02, 24/7/2008, § 57). Bununla birlikte AİHM, ceza infaz kurumlarında bir

şiddet potansiyeli bulunduğunu ve tutulan kişilerin direnişinin çok çabuk

ayaklanmaya dönüşebileceğini kabul etmektedir (Satık ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 58; Dedovsky ve diğerleri/Rusya, B. No:

7178/03, 15/5/2008, § 81). Bu bağlamda Sözleşme'nin 3. maddesinin güvenliği

sağlamak için güç kullanılmasını yasakladığı söylenemez ancak bu güç zorunlu

hâllerde kullanılmalı ve aşırı olmamalıdır (Ivan Vasilev/Bulgaristan, B.

No: 48130/99, 12/4/2017,§ 63).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

62. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İşkence ve

Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucular; U.Ş.nin ölmeden önce darbedildiğini,

ellerine ters kelepçe takıldığını, ayaklarının da kelepçelendiğini, kanda üç,

safrada ise iki ilaç etken maddesine rastlandığını, mide içeriğinde ilaç etken

maddesi olmadığına göre ilacın ağızdan başka bir yolla vücuda girdiğini,

tutuklu ve hükümlüler ile infaz koruma memurlarının koğuştan çıkarılırken

U.Ş.nin yüzündeki kızarıklıklardan bahsettiğini oysa adli muayene tutanağında

ve otopsi raporunda U.Ş.nin vücudundaki başka izlerden de söz edildiğini, ceza

soruşturmasında bu konunun üzerinde durulmadığını ve etkili bir soruşturma

yapılmadığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık görüşünde; başvurucuların ceza

soruşturmasında işkence ve kötü muameleye ilişkin herhangi bir iddiada

bulunmadıkları, bu nedenle başvuru yollarını tüketmedikleriö ne sürülmüştür.

65. Bakanlık görüşünde ayrıca, bir muamelenin Anayasa'nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşması ve bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının her somut olayda

değerlendirilmesi gerektiği, Sözleşme'nin 3. maddesinin ceza infaz

kurumlarındaki güvenliği sağlamak, düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemek

için güç kullanılmasını yasaklamadığı, hukuka uygun olarak ve sadece kaçınılmaz

ve aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce

başvurulmasının kötü muamele olmadığı, somut olayda infaz koruma memurlarına

karşı agresif tavırlar sergilemesi nedeniyle U.Ş.nin ellerine plastik kelepçe

takıldığı, süngerli odada kendisine zarar vermesini önlemek amacıyla ve

kendisini sağa sola vurması üzerine U.Ş.nin ayaklarına plastik kelepçe

takıldığı, Ceza İnfaz Kurumunda U.Ş.nin vücudunda ekimozlu iğne izi oluşmasına

sebep verebilecek herhangi bir müdahalede bulunulmadığı, adli muayene

tutanağındaki izlerin canlandırma işlemi sırasında meydana gelmiş olabileceği,

U.Ş.nin mide içeriğinde bulunmayan ancak kanda ve safrada bulunan maddelerin

hastanede müdahale sırasında enjeksiyon yoluyla yapılan, ağrı kesici ve

anestezi özelliği bulunan ilaçların etken maddesi olmasının muhtemel olduğu

iddia edilmiş ve iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülmüştür.

2. Değerlendirme

66. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar

başlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes,

… maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

67. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

68. Anayasa Mahkemesi; İrfan Durmuş ve diğerleri (B. No:

2014/4153, 11/5/2017) başvurusunda, yakınları yaşamını yitiren başvurucuların

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını

incelemiş ve başvurucuların kendileri açısından doğrudan mağduriyetlerini ileri

sürmeyip ölen yakınlarına yönelik eylemleri şikâyet konusu yaptıkları

gerekçesiyle başvuruda mağdur statüsü bakımından bir sorun bulunmadığı sonucuna

ulaşmıştır.

69. Mevcut başvuruda da başvurucuların yakınının -olayda

yaşamını yitirdiğinden-bizzat başvuru yapma imkânı doğal olarak

bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların ölen yakınlarına yönelik eylemleri

şikâyet konusu yaptığı başvuruda mağdur statüsü yönünden herhangi bir sorun

bulunmamaktadır.

70. Bakanlık görüşünde, işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin soruşturma aşamasında dile getirilmemesi

nedeniyle başvuru yollarının tüketilmediği ileri sürülmüş ise de kovuşturmaya

yer olmadığına dair karara yapılan itirazda işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların dile getirilmesi nedeniyle başvurucuların

tüketmesi gereken başvuru yollarını tükettikleri kanaatine varılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

72. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü

fıkrasında; kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye” tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir.

Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması amaçlanmıştır (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

73. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında; öngörülen işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir

cezaya veya muameleye tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu

kapsamda öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden

ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemelerini gerektirir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

74. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete,

söz konusu kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan

bir ceza veya muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa

bile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir.

Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muamelenin

gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletin

sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

75. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da

insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama

sorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür

muameleye maruz kalmasını engelleyecek etkili önleyici mekanizmaların kurulması

yönünde pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

76. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu

yasağın ihlal edildiğine yönelik “tartışılabilir” ve “makul şüphe uyandıran”

iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir

soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

77. Somut olayda başvurucuların iddiaları; yakınlarının

darbedilmesi, ağızdan başka bir yolla vücuduna ilaç verilmesi ve yakınlarının

infaz koruma memurlarınca süngerli odada elleri ve ayakları kelepçeli olarak

tutulmasıdır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin elinde U.Ş.nin mide

içeriğinde rastlanmayıp kanda ve safrada rastlanan ilaç etken maddelerinin

tıbbi müdahaleler sırasında verilen ilaçlara ait olup olmadığı veya söz konusu

ilaç etken maddelerinin U.Ş.nin aldığı ilaçlara ait olup olmadığı konusunda ve

adli muayene tutanağı ile otopsi raporunda yazılı bulguların nasıl meydana

geldiği hususunda değerlendirme yapabilmeye imkân veren bulgular

bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların şikâyetleri -maddi boyut

açısından-zor kullanma yetkisinin aşılması ile süngerli odaya alınma ve tutulma

koşulları yönünden ayrı ayrı incelenmiştir. İşkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine dair şikâyetlerin etkili soruşturulmadığı iddiaları ise usul

boyutu kapsamında incelenmiştir.

i. İşkence ve

Kötü Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

78. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası,

mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muamele

yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin önemi ne kadar yüksek

olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrası

gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu

yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın

mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve

suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre

veya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 104).

79. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenmez.

Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

80. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

81. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen bu

kavramlar arasında nitelik değil yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir

muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele” kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak

gerekmektedir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan

kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,

“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

82. Buna göre anayasal düzenleme kapsamında kişinin maddi

ve manevi varlığına en fazla zarar veren muamele “işkence”dir. Muamelenin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde

“işkence”nin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da

ayrımcı bir nedenle yapıldığı belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

83. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi

ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler “eziyet” olarak tanımlanabilir. Bu

hâllerde duyulan acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırap

vermenin belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz (Cezmi Demir ve

diğerleri,§ 88).

84. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi

iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler

ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza” olarak tanımlanabilir.

“Eziyet”ten farklı olarak, uygulanan bu muamele kişide bedensel ya da ruhsal

bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki yaratmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 89).

85. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini

oluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

86. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla

yasaklanmış bir eylem tehdidinde bulunmak da yeterince yakın ve gerçek olması

koşuluyla bu maddenin ihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıyla

bir kimseyi işkence ile tehdit etmek, en azından “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele” oluşturabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 91).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

(a) Zor

Kullanma Yetkisinin Aşıldığı İddiası Yönünden

87. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki kural,

hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 5275

sayılı Kanun'un “İnfazda temel ilke” kenar başlıklı 2. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane,

insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.”

şeklinde düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir.

88. Bununla birlikte özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiye

yönelik olarak -kendi eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını

gerektirmedikçe- zora başvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi

sonucunu doğurabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 92). Buna karşın

Anayasa'nın 17. maddesinin bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını

yasakladığı söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi, yakalama sırasında kötü

muamele yapıldığı iddialarını değerlendirdiği bir kararında güç kullanmayı

gerektiren bir durumun olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı olup

olmadığını gözeterek sonuca ulaşmıştır (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B.

No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

89. 5275 sayılı Kanun'un “Zorlayıcı araçların

kullanılması” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

diğer kontrol usullerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya

başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için

-kurumun en üst amirinin emriyle- bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların ve

kelepçenin kullanılabileceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte İnfaz

Tüzüğü'nün 22. maddesinin (8) numaralı fıkrası kapsamında infaz koruma

memurlarının kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma,

saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif

fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanun'un 25. maddesindeki meşru

savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında zor kullanma yetkisinin bulunduğu

hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda infaz koruma memurlarının zor kullanma

yetkilerinin hukuki dayanağının bulunduğu açıktır.

90. Öte yandan ceza infaz kurumunda saldırganlık gösterme

riski yüksek olan tutuklu ve hükümlülere yönelik olarak ceza infaz kurumu

personelinin kendilerini korumak, ceza infaz kurumunda güvenliği ve disiplini

sağlamak için daha geniş takdir yetkilerinin olduğu kabul edilmelidir. Ancak bu

takdir yetkisinin iyi niyetli olarak temel hak ve özgürlüklere saygı

çerçevesinde kullanılması gerekmektedir (Cihan Koçak, B. No: 2014/12302,

21/9/2017, § 61).

91. Somut olayda U.Ş.; Ceza İnfaz Kurumuna gelmeden önce

koğuştaki yatakları yaktığı, kolunu jilet parçasıyla kesip diğer tutuklu ve

hükümlüler için kötü örnek olduğu, infaz koruma memurlarına hakaret ve tehditte

bulunduğu, infaz koruma memurlarına, hükümlülere ve tutuklulara karşı edep ve

nezakete aykırı konuştuğu veya davranışlarda bulunduğu, Ceza İnfaz Kurumunda

korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylediği veya davranışta

bulunduğu gerekçeleriyle birçok disiplin cezası almış bir hükümlüdür (bkz. §

10). Dolayısıyla U.Ş.nin saldırgan bir tutum içine girmesi nedeniyle Ceza İnfaz

Kurumunun risk algısının yüksek olması anlaşılabilir bir durumdur.

92. İnfaz koruma memurlarının takdir yetkisini

kullanırken iyi niyetli olup olmadığı ve olayın kendine özgü koşulları

çerçevesinde zor kullanma yetkisini kullanmayı gerektiren bir durum olup

olmadığı kötü muamele yasağında asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının

belirlenmesinde en önemli unsurdur.

93. U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerin

butona basıp infaz koruma memurlarından yardım istemeleri, bu tutuklu ve

hükümlülerin beyanlarına göre U.Ş.nin agresif tavırlar sergileyip bir infaz

koruma memuruna tekme atması ve bu bağlamda U.Ş.nin saldırganlık açısından

taşıdığı riskin düzeyi gözetildiğinde bulunduğu koğuştan kollarından tutularak

çıkarılması ve ellerine kelepçe takılması suretiyleU.Ş.ye yönelik zor

kullanmanın gereksiz ve orantısız olduğu söylenemez.

94. Açıklanan gerekçelerle U.Ş.nin bulunduğu koğuştan

çıkarılıp ellerine kelepçe takılarak yapılan müdahale ile Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna

varılmıştır.

(b) Müşahede

Odasına Alınma ve Tutma Koşullarına Yönelik İddialar Yönünden

95. Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan

bir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır

bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz

sürecindeki davranışların mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu

olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde

mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence

altına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan

onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, B.

No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).

96. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası çerçevesinde ceza infaz kurumunda tutulma koşullarını değerlendirirken

başvurucular tarafından yapılan somut olaylara ilişkin iddialarla birlikte

koşulların bir bütün olarak gözetilmesi ve bu kapsamda önlemlerin şiddeti,

amacı ve bireyler için sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini

kabul etmiştir (Turan Günana, § 38).

97. Somut olayda saldırgan hareketlerde bulunduğundan

bahisle infaz koruma memurlarına ve kendisine zarar vermesini engellemek

amacıyla U.Ş. kontrol altına alınmış ve ellerine kelepçe takılıp müşahede

odasına götürülmüş, burada ise kendisine zarar vermesini önlemek için U.Ş.nin

ayaklarına kelepçe takılmıştır. Ceza soruşturması ile disiplin soruşturmasında

dinlenen infaz koruma memurlarının ifadelerinin de bu iddiaları doğruladığı

tespit edilmiştir. Agresif tavırlarına son vermesi, sakinleşmesi, kendisine ve

başkalarına zarar vermesinin önlenmesi amacıyla U.Ş.nin müşahede odasına

konulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla burada geçici bir tedbir olarak müşahede

odasına konulma söz konusudur. Nitekim idarenin bu uygulaması İnfaz Tüzüğü'nün

49. maddesi kapsamında “kurum düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddi

tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için

Kanun'da açıkça belirtilmeyen diğer tedbirleri” alma yetkisine dayanmaktadır.

Sonuç olarak U.Ş.nin müşahede odasına konulması Ceza İnfaz Kurumunda düzenin

sağlanması için tek başına kötü muamale olarak kabul edilemez (Benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Cihan Koçak, § 69). Başvurucuların U.Ş.nin

müşahede odasında uzun tutulduğu yönünde iddiaları da bulunmamaktadır.

98. Öte yandan ceza infaz kurumlarında kötü muamele

olarak kabul edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Somut olay

açısından değerlendirilmesi gereken husus, U.Ş.nin altı saati aşkın bir süreyle

elleri ve ayakları kelepçeli olarak müşahede odasında tutulmasıdır.

99. Süngerli oda, niteliği itibarıyla tutuklu ve

hükümlülerin kendilerine ve başkalarına zarar vermesini engellemek amacıyla tek

başlarına geçici olarak tutuldukları bir odadır. Bu odanın özelliği, tutuklu ve

hükümlülerin kendilerine zarar vermesini önlemek amacıyla tamamen süngerle

kaplı olmasıdır. Somut olayda kendisine ve başkalarına zarar vermesinin

engellenmesi amacıyla U.Ş. bu odaya konulmuştur. Bu tedbirin tek başına

herhangi bir kötü muamele olarak nitelendirilmesi mümkün değil ise de U.Ş.nin

bu odada yaklaşık altı saat ayakları ve elleri arkadan kelepçeli bir şekilde

tutulmasının makul bir gerekçesinin ve bunu kesinlikle zorunlu kılan bir

nedenin olması gerekir. Kendisine ve başkasına zarar verme olasılığı olmayan

süngerli odada kelepçeli bir şekilde tutulmak U.Ş.nin bir nevi bedensel cezaya

maruz bırakıldığı algısı yaratmaktadır. U.Ş.nin saldırganlığa devam ettiğine

dair Ceza İnfaz Kurumunca yapılmış herhangi bir tespit de bulunmamaktadır.

100. U.Ş.nin süngerli odada altı saati aşkın bir süre

ayaklarından ve elleri arkasından kelepçeli olarak tutulması ve otopsi

raporunda tespit edilen yaralanmalar dikkate alındığında müdahalenin yoğun

maddi ve manevi ızdırap doğurabileceğinden “eziyet” kapsamında nitelendirilmesi

mümkün görülmüş ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında negatif yükümlülüğe

aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

101. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İşkence ve

Kötü Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

102. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin

ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana

gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 110).

103. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu,

olanaklı olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle

gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

104. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin

maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir ceza

kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

105. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikâyet

olmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtiler

olduğunda soruşturma açmalıdır(Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

106. Öte yandan insan hakları ihlalleri ile ilgili

iddialarda soruşturma yükümlülüğü mutlaka iddiayı kabul etme anlamına

gelmemekte olup iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir

usulle soruşturma yapılması gerekli ve yeterlidir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

107. Başvuru konusu olayda U.Ş., süngerli odadan

çıkarıldıktan on üç saat sonra vefat etmiştir. Yapılan adli muayeneye ait

tutanak ile otopsi raporunda, her iki el bileğinde ve ayak bileğinde kelepçe

izleriyle uyumlu laserasyonlar ile vücudun başka bölgelerindeki ekimoz ve

laserasyonlardan söz edilmesine rağmen ceza soruşturmasında bunların nasıl

oluştuğunun üzerinde durulmamıştır. Bu konuda olay tarihinde U.Ş. ile aynı koğuşta

bulunan tutuklu ve hükümlüler dinlenebilecekken söz konusu kişilerin üçünün

dinlenilmesiyle yetinilmiştir (bkz. § 29). Mide içeriğinde rastlanmayıp kanda

safrada tespit edilen ilaç etken maddelerinin hangi ilaçlara ait olduğu, bu

ilaçların canlandırma ve tedavi sırasında U.Ş.ye verilen ilaçlar olup olmadığı

araştırılmamıştır. Ceza soruşturması dosyasında disiplin soruşturmasına ilişkin

bilgi ve belgeler bulunmasına ve disiplin soruşturmasında ifadelerine

başvurulan bazı infaz koruma memurlarının “U.Ş.nin elleri ve ayakları kelepçe

vaziyette süngerli odada altı saati aşkın bir süre tutulduğuna” dair

beyanlarına rağmen bu konuda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.

Bunun yanında soruşturmada başvurucunun altı saati aşkın süre ayakları ve elleri

arkadan kelepçeli olarak süngerli odada tutulması şeklindeki uygulamanın

başvurucuyu cezalandırmak amacıyla yapılıp yapılmadığı da

değerlendirilmemiştir. Başvurucuların işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine dair itirazları da dikkate alınmamıştır.

108. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

109. Başvurucular; U.Ş.nin ölmeden önce kırk kadar ilaç

içtiği bilinmesine rağmen infaz koruma memurlarının doktor çağırmadığını ve

U.Ş.nin hastaneye sevkini sağlamadığını, ceza soruşturmasında ölümün

gerçekleşme koşullarının aydınlatılmadığını, sadece ilaç zehirlenmesi üzerinde

durulduğunu belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

110. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirlik yönünden,

ölümün kasten meydana gelmesi durumunda hukuki veya idari bir prosedür

aracılığıyla sorumluların belirlenmesi ve tazminat ödenmesinin yeterli

olabileceği, başvurucuların İzmir 3. İdare Mahkemesi nezdinde açtıkları davanın

temyiz aşamasında olduğu, bu nedenle başvuru yollarının tüketilmediği iddia

edilmiştir.

111. Esasa ilişkin Bakanlık görüşünde ise U.Ş.nin sağlık

konusunda herhangi bir şikâyet ve talebinin bulunmadığı, U.Ş.nin sergilediği

agresif tavırlar nedeniyle kendisine ve başkasına zarar vermesinin önlenmesi

için yirmi dört saat kamera ile izlenen süngerli odaya alınıp sık sık kontrol

edildiği, tıbbi ihtiyacın ortaya çıktığı gün hafta sonuna denk geldiği, bu

nedenle Ceza İnfaz Kurumunda hekim bulunmadığından U.Ş.ye herhangi bir

müdahalede bulunulmadan 112 Acil Servisin çağrıldığı, tutuklu ve hükümlülerin

hangi uzmanlık alanında tetkik ve tedavi göreceğine muayene eden kurum

doktorunun, kurum doktoru yoksa sağlık ocağında veya hastanede görevli doktorun

karar vereceği, bu konuda Ceza İnfaz Kurumunun yetkisinin bulunmadığı öne

sürülmüştür. Bakanlık görüşünde ayrıca, ölüm olayıyla ilgili resen soruşturma

başlatıldığı, ölenle aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlüler ile doktorun

tanık olarak, olayla ilgisi olabileceği düşünülen infaz koruma memurlarının ise

şüpheli olarak ayrıntılı ifadelerinin alındığı, konuyla ilgili disiplin

soruşturması yapıldığı, başvurucuların açtığı tam yargı davasında manevi

tazminat isteminin kabul edildiği, bu nedenle etkili bir soruşturma yürütüldüğü

iddia edilmiştir.

2. Değerlendirme

112. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahiptir.”

a. Kabul

edilebilirlik Yönünden

113. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında; ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel

başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal

niteliği gereği yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru,

ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 41). Somut

olayda başvurucu Emine Şenol U.Ş.nin annesi, diğer başvurucular ise U.Ş.nin

kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

114. Bakanlık görüşünde başvuru yollarının tüketilmediği

ileri sürülmüşse de U.Ş.nin ölümünün devletin gözetimi ve kontrolü altındaki

bir ceza infaz kurumunda gerçekleştiğini, ölüm olayının sebep ve koşulları ile

varsa sorumluların tespitine imkân verecek nitelikte olması gereken bir ceza

soruşturmasında verilen karar üzerine bireysel başvuru yapıldığını dikkate alan

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların tüketmeleri gereken başvuru yollarını

tükettiği kanaatine varmıştır. Ayrıca ifade etmek gerekir ki başvuru açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı gibi başvuruda herhangi bir kabul edilemezlik nedeni

de bulunmamaktadır.

b. Esas

Yönünden

115. Başvurucuların ölmeden önce U.Ş.nin kırk kadar ilaç

içtiği bilinmesine rağmen infaz koruma memurlarının doktor çağırmadıkları ve

U.Ş.nin hastaneye sevkini sağlamadıkları yönündeki iddiaları yaşam hakkının

maddi boyutu kapsamında, ceza soruşturmasında ölümün gerçekleşme koşullarının

aydınlatılmadığı ve sadece ilaç zehirlenmesi üzerinde durulduğu yönündeki

iddiaları ise yaşam hakkının usule ilişkin boyutu kapsamında incelenmiştir.

i. Yaşam

Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel İlkeler

116. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin

sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının

tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

117. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla

gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak ve

diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Ceza infaz kurumlarında ve

devletin kontrolü altında bulunan diğer alanlarda gerçekleşen ölüm olayları

için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerin

kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir

risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit

etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden

beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancak özellikle

insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif

yükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak

incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun ceza

infaz kurumu yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulması

gerekmektedir.

118. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının

infazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten

mahrum kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim

yaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları bozulabilmekte,

dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar etme

riski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin ceza infaz

kurumu yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

yüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle

cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takip

edilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konuda

meyli olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde kalmalarının

temin edilmesi ve intihar eylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara,

kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konması şeklinde

bu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 73).

119. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama

getirmeyecek ölçüde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme

ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden

beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin

gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru

konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, § 74).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

120. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı

tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarında

bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu

kapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek kontrol ve denetim

işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilen

mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 40-52). Başvurucular

tarafından bu konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi başvuru konusu

olayda, Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken

bir husus da bulunmamaktadır.

121. Mevcut başvuruda, yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin U.Ş.nin -hangi amaçla

alırsa alsın- aldığı ilaçlar nedeniyle yaşamının tehlikeye girdiğini bilip

bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konması,

yetkilerin tehlikeyi bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varılması

hâlinde ise U.Ş.nin sağlığının korunması açısından yetkililer tarafından

gerekli önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığının tespiti gerekmektedir.

122. Somut olayda koğuşta bulundurulması yasak olmasına

rağmen (bkz. §§ 38, 52) obsibutinin hidroklorür etken maddesi içeren Üropan

isimli ilacı U.Ş. koğuşunda bulundurabilmiştir. U.Ş.nin fazlaca içtiği

ilaçların etkisiyle kendi kendine konuşması, küfürler etmesi ve koğuşta bulunan

diğer tutuklu ve hükümlülerle tartışması nedeniyle 11/8/2012 tarihinde saat

02.10 sıralarında infaz koruma memurlarından yardım istenmiş ve U.Ş.nin

akşamdan beri fazlaca ilaç alması nedeniyle o vaziyete olduğu infaz koruma

memurlarına söylenmiştir (bkz. §§ 28, 29, 34). U.Ş.nin çoklu

ilaç zehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden vefat ettiği(bkz. § 27) de

dikkate alındığında yetkililer, U.Ş.nin aldığı ilaçlar nedeniyle hayatının

tehlikeye girebileceğini bilebilecek durumdadır. Bu durumda somut olayın

koşullarında U.Ş.nin sağlığının korunması açısından yetkililer tarafından

gerekli önleyici tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

123. Yetkililer, U.Ş.nin fazlaca ilaç aldığını ve aldığı

ilaçların etkisiyle agresif tavırlar sergilediğini bilmelerine rağmen U.Ş.yi

altı saati aşkın bir süre ayakları ve elleri arkadan kelepçeli şekilde müşahede

odasında tutmuşlardır. Aldığı ilaçların etkisiyle zehirlenebileceği ve

yaşamının tehlikeye girebileceği açık olan U.Ş., hastaneye götürülmemiş ve

çoğunlukla müşahede odasının camından bakılmak suretiyle kontrol edilmiştir

(bkz. § 35). U.Ş.nin uyur vaziyette görünmesinin uyumadan başka bir sebeple de

olabileceği değerlendirilmemiştir. U.Ş. neticede çoklu ilaç

zehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden vefat etmiştir. U.Ş.yi ölüme

götüren süreçteki hata, basit bir muhakeme hatası veya ihmal olarak

nitelendirilemeyeceği gibi somut olayın koşullarında U.Ş.nin sağlığının

korunması için öncelikler ve kaynaklar ölçüsünde gerekli önleyeci tedbirlerin

alındığından da söz edilemez.

124. Açıklanan gerekçelerle U.Ş.nin yaşamının korunmaması

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam

Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

125. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir

soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını

koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap

vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

126. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama

hakkını koruyan hukuk kurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını ve

sorumluların hesap vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük, kesin

olarak bir sonuç elde etmeyi gerektirmez. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara

üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği

gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemez (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

127. Yaşama hakkına ilişkin ceza soruşturmasının etkili

olması için de şunlar gerekmektedir:

-Yetkili makamların resen ve derhâl harekete geçerek

ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek

bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

-Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve

mağdurların soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

-Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümler yönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olması (Cemil Danışman, B.No:2013/6319, 16/7/2014 § 96),

-Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi (Deniz

Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

128. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkeler

bölümünde ifade edilen soruşturmada yetkili makamların derhâl ve resen harekete

geçmesi, soruşturmanın makul bir sürede tamamlanması, başvurucunun gerektiği

ölçüde soruşturmaya katılması ve bağımsızlık ile tarafsızlığın sağlanması

konularında başvurucular tarafından herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi

bu konularda bir eksikliğin bulunmadığı da görülmektedir. Gerçekten de U.Ş.nin

ölümü üzerine resen ve derhâl soruşturma başlatılmış, soruşturma bizzat

Cumhuriyet savcısınca yürütülmüş, başvurucular soruşturmaya katılım konusunda

herhangi bir engelle karşılaşmamış ve soruşturma tamamlanmıştır.

129. Öte yandan soruşturmanın ölüm olayını

aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek etkinlikte

yürütülüp yürütülmediğinin de incelenmesi gerekir.

130. Soruşturmada U.Ş.nin kesin ölüm nedeni hakkında

alınan 1. İhtisas Kurulu raporunda, müteveffanın ölümünün çoklu

ilaç zehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden meydana geldiği

belirtilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda da bu rapora atıfta

bulunularak bir sonuca varılmıştır (bkz. §§ 27, 30).

131. Öncelikle bu noktada belirtilmelidir ki Anayasa

Mahkemesinin görevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya

uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi

raporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi

hususları soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet Gökhan

Rahtuvan, B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).

132. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut tıbbi bilgilerden

hareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçların

veya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdeleme

görevinin de bulunmadığı belirtilmelidir (Esma Çelebi, B. No:

2014/17591, 19/4/2017, § 147).

133. Gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevi olmakla birlikte Anayasa

Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rifat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782 11/3/2015,

§ 68).

134. Somut başvuruya konu soruşturmada yalnızca U.Ş.nin

koğuşta bulundurduğu ilaçları içmesi, çoklu ilaç zehirlenmesi ve

gelişen yeni sorunlar yüzünden ölmesi hususları değerlendirilmiştir. Koğuşta

bulundurulması yasak olan oksibutinin hidroklorür etken maddesi içeren ilacın

U.Ş. tarafından koğuşta bulundurabilmesi, U.Ş.nin çok sayıda ilaç aldığı U.Ş.

ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerce dile getirilmesine rağmen

U.Ş.nin sağlığının korunması için neden hareketsiz kalındığı, U.Ş.ye reçete

edilen hangi ilaçların çoklu ilaç zehirlenmesine yol açabileceği, kırk tane kadar

alındığı infaz koruma memurlarınca ifade edilen ilaçların ne kadar sürede

zehirlenmeye yol açabileceği ve U.Ş.nin müşahede odasına alınmasından altı

saati aşkın bir süre sonra hastaneye götürülmesinin ölüme etkisi konularında

herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Başvurucuların bu

hususlara ilişkin itirazları da dikkate alınmamıştır. Ayrıca U.Ş. ile aynı

koğuşta kalan bütün tutuklu ve hükümlüler dinlenmemiştir.

135. Dolayısıyla soruşturmada, olayın tüm yönlerinin

aydınlatılması ve buna göre ölümde varsa sorumlulukları bulunanların

belirlenmesi için gerekli tüm delillerin toplanmadığı sonucuna varılmıştır.

136. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

C. Adil

Yargılanma ve Etkili Başvuru Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

137. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara yapılan itirazların karşılanmadığını ve İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince

gerekçesiz karar verildiğini belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

138. Başvurucular tarafından dile getirilen şikâyetlerin

özü, işkence ve kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiğine dair

itirazların değerlendirilmediğine ilişkin olup söz konusu şikâyetler işkence ve

kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının usule ilişkin boyutları kapsamında zaten

incelenmiştir. Bu nedenle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğine yönelik ihlal iddiaların ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

139. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir …

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

140. Başvurucular, ihlallerin tespitini ve Emine Şenol

için 50.000 TL maddi, 100.000 TL manevi; diğer başvurucuların her biri için

10.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

141. Somut başvuruda, işkence ve kötü muamele yasağı ile

yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

142. İşkence ve kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma)

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin Aliağa Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

143. Yaşama hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucular

Ahmet Şenol, Ayhan Şenol, Emine Şenol, İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve Yasemin

Canikli'ye müştereken net 44.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

144. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

145. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç

ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun zor kullanma

yetkisinin aşıldığı iddiası yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun müşahede

odasına alınma ve tutma koşullarına yönelik iddialar yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL

EDİLDİĞİNE,

4. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence

altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin işkence ve kötü muamele yasağı

ile yaşam hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Ahmet Şenol, Ayhan Şenol, Emine Şenol,

İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve Yasemin Canikli'ye net 44.200 TL manevi

tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucular Ahmet Şenol, Ayhan Şenol,

Emine Şenol, İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve Yasemin Canikli'ye MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Recai AKYEL Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Ahmet ŞENOL 2. Ayhan ŞENOL 3. Emine ŞENOL 4. İbrahim ŞENOL 5. Kenan ŞENOL 6. Yasemin CANİKLİ Vekili : Av. Halit BOSTANCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/16947, 22 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza Soruşturması Süreci
  10. Sonuç
  11. B. Disiplin Soruşturması Süreci
  12. C. Tam Yargı
  13. IV. İlgili
  14. Hukuk
  15. A. Ulusal Hukuk
  16. B. Uluslararası Hukuk
  17. V. İnceleme Ve
  18. Gerekçe
  19. A. İşkence ve
  20. B. Yaşam
  21. C. Adil
  22. D. 6216 Sayılı
  23. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  24. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/16947
Tarih
22 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Y.b. Başvurusu (B. No: 2015/368)
  • Metin Çevik Başvurusu (B. No: 2014/12983)
  • Nefise Erdoğan ve Abdurrahman Erdoğan Başvurusu (B. No: 2014/4616)
  • E.d. Başvurusu (B. No: 2015/1668)
  • Hasan İşten Başvurusu (B. No: 2015/1950)
  • Vedat Ayar Başvurusu (B. No: 2014/12721)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.