İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

E.d. Başvurusu (B. No: 2015/1668)

1. Başvuru, ceza davasında savunma tanıklarının dinlenmemesi ve

Başvuru No2015/1668Tarih22 Şubat 2018Okuma23 dk · 4.689 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm E.D. Başvurusu

Karar tarihi
22 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2015/1668
R.G. Tarih ve Sayı
28/3/2018 - 30374
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.689 kelime·23 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza davasında savunma tanıklarının dinlenmemesi ve

mahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. 24/10/2006 tarihinde başvurucu ve başka iki şüpheli

tarafından bıçak ve sopa gösterilerek mağdur M.K.nın 30 TL parasının gasbedilmesi

ile ilgili şikâyet üzerine soruşturma başlatılmıştır.

7. Mağdur M.K.nın

vermiş olduğu ifadeler doğrultusunda 25/10/2006 tarihinde plakasız ve şüpheli

bir motosiklet durdurulmuş; başvurucu ve şüpheli D.O. yakalanmıştır. Yapılan

aramada başvurucunun üzerinde döner bıçağı ve çakı, şüpheli D.O.nun

üzerinde ise ağaç olan iki ucu zincirle bağlanmış bir alet ele geçirilmiştir.

Mağdur M.K. tarafından başvurucu ve diğer şüpheli D.O. teşhis edilmiştir.

8. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

23/5/2007 tarihli iddianamesiyle yağma suçundan kamu davası açılmıştır. Şüpheli

D.O. ile yakalanamayan üçüncü şüphelinin dosyası tefrik edilmiştir.

9. Mağdur M.K. yargılama sırasında verdiği beyanında, sanıklar

tarafından alındığını zannettiği parasının pantolonun yıkanması sırasında

cebinden çıktığını belirtmiştir.

10. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2009 tarihli

kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir.

11. Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde; başvurucu, yaşının

büyüklüğü nedeniyle dosyası tefrik edilen sanık D.O. ve firari diğer sanığın üzerilerinde bulunan kesici ve yaralayıcı aletleri mağdura

göstererek cebinden 30 TL parasını aldıkları, bu eylemden kurtulmak isteyen

mağduru yaraladıkları, yapılan şikâyet ve soruşturma sonunda 25/10/2006

tarihinde yakalanan başvurucunun mağdur tarafından teşhis edildiği ifade

edilmiştir. Kararın gerekçesinde ayrıca

aşağıdaki açıklamalara da yer verilmiştir:

“Her ne kadarsanık müsbet suçu kabul etmemiş ise de; sanığın savunmalarında

anlattıklarının içeriği; yakalama ve teşhis tutanakları; mağdurun toplanan

delillere ve olayın akışına ve mantık kurallarına uygunve

samimi görülen anlatımları ile yargılama boyunca mahkememizde oluşan kanaate

göre; sanığın inkara yönelik beyanlarına itibar edilmediği için; sabit görülen

geceleyin bıçakla yağmalama eylemi nedeniyle, aşağıdahüküm

kısmında belirtilen 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-c-h,

31/3, ve 62/1. Maddeleri uyarınca ceazalandırılmasına

karar verilmesi gerektiği konusunda mahkememizde kanaat oluştuğu;

Soruşturma ve kovuşturma sırasında, sanığın,

mağdurun zararını tazmin etmediği anlaşıldığından dolayı, TCK’nın 168. Maddenin

şartları oluşmadığı içinsanığın cezasında indirim

yapılmadığı;

İddia, mağdur ve sanık beyanları, tutulan

ilgili tutanaklar, teşhis tutanağı, nüfus ve adli sicil kaydı, hayatın olağan

akışı ve mantık kuralları, doktor raporu, C.savcısının

esas hakkındaki mütaalası, sosyal inceleme raporu,

olayın oluş sebep ve biçimi, yargılama edinilen tam bir vicdani kanaat ile tüm

dosya kapsamından anlaşılmıştır.”

12. Başvurucunun temyizi üzerine anılan hüküm, Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin 20/11/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

13. Nihai karar başvurucu tarafından 16/1/2015 tarihinde

öğrenilmiş, 26/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

14. Bu arada dosyası tefrik edilen şüpheli D.O. hakkında da

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 7/12/2006 tarihli iddianamesiyle Bakırköy

Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır. Mağdur M.K. yargılama

sırasında verdiği beyanında, cebinden 30 TL parasının alındığını sandığını

ancak daha sonra parasının hastanede cebinden çıktığını, sanık D.O.nun olay yerinde olmadığını belirtmiştir.

15. Anılan yargılama sonunda sanığın yağmaya teşebbüs suçundan

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Anılan karar Yargıtay denetiminden geçerek

kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi”

kenar başlıklı 177. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini

veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu

olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az

beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.

(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine

derhâl bildirilir.”

17. 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılması reddedilen tanığın ve

uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi” kenar başlıklı 178. Maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın

gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi

reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler

duruşmada dinlenir. …”

18. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler”

kenar başlıklı 210. Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından

ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme

sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme

yerine geçemez.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. TanıkDinletme

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu, isimlerini bildirdikleri savunma tanıklarının ilk

derece mahkemesince dinlenmediğini belirterek tanık dinletme hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

21. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin “adil

yargılanma” hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak tanık dinletme hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biri olan tanık dinletme hakkı esasen Anayasa’nın 36. Maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da zımni bir unsurudur (Ali Fırtına, B. No: 2014/14575, 6/7/2017,

§ 24).

22. Diğer yandan Anayasa’nın 36. Maddesine “adil yargılanma”

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 6. Maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde; bir suç ile

itham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkı düzenlenmiştir (Ali Fırtına, § 25).

23. Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “tanık dinletme hakkı”yla

ilgili ilkeleri belirlemiştir.

24. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynı koşullar

altında” davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı,

silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere

çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak derece

mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan

bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas

amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletme talebinde

bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları

dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların

dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için

neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi

gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı,

B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet Zeki

Üçok, B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70).

25. Somut olayda başvurucu, savunma tanıklarının

dinlenmemesinden şikâyet etmektedir. Ancak anılan tanıkların dinlenmesinin

hangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli

olduğu başvurucu tarafından açıklanmamıştır. Kaldı ki başvurucu, hangi tarihli

celsede ya da hangi tarihli dilekçeyle tanık dinletme talebinde bulunduğuna ve

anılan talep ile ilgili ilk derece mahkemesinin ne şekilde karar verdiğine

ilişkin bir delil de sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun tanık dinletme hakkına

yönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak bir temellendirme yapmadığı sonucuna

varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz

AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

27. Başvurucu; ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğunu,

iddia ve savunmaların özetinin hükümde bulunmadığını, toplanan delillere de

gerekçede yer verilmediğini, bu sebeplerle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

28. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın 36. Maddesine “adil

yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının

madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. Maddesinin

(1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına

gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. Maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de

kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah

Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

29. Anayasa’nın 141. Maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” Denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

30. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul

edildiğinde davanın sonucuna etkili olması hâlinde mahkeme bu hususa belirli ve

açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Yasemin

Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

31. Somut olayda, yapılan yargılama sonunda tarafların davanın

sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı dikkate

alınarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu (bkz.

§ 11) görüldüğünden gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık

olduğu anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz

AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

C. Diğer İhlal İddiaları

33. Başvurucu; mağdurun yargılama sırasında beyanını

değiştirmesine rağmen bu beyanlar esas alınarak hakkında teşebbüs hükümlerinin

uygulanmadığını, aynı olay nedeniyle başka mahkemede yargılanan diğer sanık

hakkında mağdurun sonraki beyanlarının dikkate alındığını ve delillerin

takdirinde yanılgıya düşülmesi suretiyle haksız olarak mahkûm edildiğini

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa’nın 148. Maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi

kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.

No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

35. Somut olayda sanık savunmaları, mağdurun soruşturma

evresinde alınan beyanları, teşhis tutanağı, adli raporlar, sosyal inceleme

raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle bir karar

verildiği ve mağdurun kovuşturma evresindeki beyanlarına itibar edilmediği

anlaşılmıştır. Başvurucunun diğer sanıklarla birlikte mağdurun parasını döner

bıçağı ve sopa göstererek aldığı, bu şekilde eylemin tamamlandığı ilk derece

mahkemesince kabul edilmiştir. Diğer taraftan mağdurun beyanlarının sübut

üzerinde nasıl bir etkisinin bulunduğunun takdirinin derece mahkemesine ait

olduğu, derece mahkemesinin somut olayda mağdurun önceki beyanlarına itibar

etmesinin keyfî ve temelsiz olmadığı görülmektedir.

36. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

37. Diğer taraftan derece mahkemelerinin uyuşmazlıklara ilişkin

yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak

nitelendirilemez.

38. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının

yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz

AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tanık dinletme hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz

PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Diğer ihlal

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz

PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

Olay ve Olguların Özeti:

1. Başvurucu, bir yağma olayı ile ilgili olarak yargılandığı

davada tanık dinletme hakkının, gerekçeli karar hakkının ve delillerin

takdirinde hata yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

2. Olay tarihinde çocuk olan Başvurucu E.D, M.K. adlı mağdura

karşı yağma suçundan Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesinde yargılanmış ve suçu

sabit görülmüş; ancak bu suçu birlikte işlediği kabul edilen arkadaşı D.O. nun aynı gün yarım saat ara ile gerçekleştiği iddia olunan

iki yağma olayında hem mağdur M.K.’yı, hem de benzer

şekilde mağdur K.K.’yı yağmalama suçuna teşebbüs

ettiği yolunda yetişkin olarak yargılandığı Bakırköy 8. Ağır Ceza mahkemesince

aynı eylemin “yağmaya teşebbüs” olduğu kabul edilmiştir.

3. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesince verilen karara göre

mağdur M.K. ya karşı ika edilen aynı yağma suçu, başvurucu yönünden tamamlanmış

bir yağma eylemi, Bakırköy 8. Ağır CezaMahkemesinde

yargılanan sanık D.O. yönünden ise aynı eylem, teşebbüs aşamasında kalmış bir

yağma eylemidir.

4. Bu durum, ceza yargılamasının temel amacı olan “maddi

gerçeğin ortaya çıkarılması” ile bağdaşmadığı gibi, Çocuk Ağır Ceza

Mahkemesince dava dosyasına getirtilen ve incelenen Bakırköy 8. Ağır Ceza

mahkemesinin aynı olaya ve aynı delillere göre ulaştığı kabul ve sübut,

başvurucunun tamamlanmış yağma suçundan mahkumiyetine ilişkin gerekçeli kararda

hiçbir şekilde tartışılmamış ve savunma iddiaları karşılanmamıştır.

5. Başvurucunun tek sanık, M.K.’nın da

tek mağdur olduğu başvuru konusu Çocuk Ağır Ceza mahkemesindeki yargılamada

iddianame ile “… mağdurun teşhis ettiği

şüpheli E.D. (başvurucu) ile yaşı 18’den büyük olan D.O. ve firari arkadaşları

ile birlikte mağduru “sen bizim kız arkadaşımıza laf atıyormuşsun, gel seni

yüzleştireceğiz, gelmezsen seni vururuz” diye tehdit ederek … Tepe Parkına

götürdükleri, sanık E.nin önce telefonu istedikleri,

mağdurun telefonu olmadığını söylemesi üzerine sanıkların ellerinde döner

bıçağı, iki ucu tahta ortası zincir olan bir adet bıçak ve sopa göstererek D.O.nun mağdurun pantalonunun sağ

cebinden 30 TL para aldığı, mağdurun kurtulmaya çalıştığı sırada sanık E.D. ve

arkadaşları tarafından darp edildiği …” belirtilerek kamu davası

açılmıştır.

6. Mağdur M.K. duruşmada “… 3

kişi benim yanıma geldiler … bir tanesi bana bıçakla vurdu … benim üstümü aradı

… ben 30 TL paramın alındığını biliyordum Ancak daha

sonra annem pantolonumu yıkarken benim 30 TL pantolonun cebinden çıktı. Bıçak vuranın E. (başvurucu) olup olmadığını tam

bilemiyorum. … belirttiğim şekilde 30 TL param zorla alınmamıştı. Bu nedenle

bana olaydan sonra ve halen kimse iade ve tazmin yapmadı. Benim zararım yoktur.

Sanıktan şikayetçi değilim” şeklinde ifade vermiş;başvurucunun sanık olmadığı ve 18 yaşından

büyük diğer sanık D.O. nun yargılandığı Bakırköy 8.

Ağır Ceza mahkemesinde ise “E’nin

(başvurucu) döner bıçağı ile kafasına vurduğunu, E’nin elini cebine sokmaya

çalıştığını, cebinden 30TL parasını aldıklarını sandığını, kaçıp hastaneye

sığındığını, daha sonra parasının hastanede cebinden çıktığını, sanıktan (D.O.)

şikayetçi olmadığını, bir şeyinin

alınmadığını” söylemiştir. Mağdur M.K. nın babası H.K. da, oğlu M.’nin evde ceplerini kontrol ettiklerinde üzerinde parasının

çıktığını doğrulamıştır.

7. Başvurucu E.D. Bakırköy 8. Ağır Ceza mahkemesindeki

yargılamada tanık olarak dinlenmiştir. Başvurucu buradaki ifadelerinde de

mağdur M.K.’yı dövdüklerini, ancak parasını

yağmalamadıklarını belirterek, sanık olarak yargılandığı davadaki ifadeleri

paralelinde beyanda bulunmuştur.

8. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Bakırköy 8. Ağır Ceza

mahkemesinin dava dosyasını getirterek 5.11.2008 günlü duruşmada incelemiş vegetirtilen dosyadaki sanık D.O’nun mağdur M.K. ya yönelik yağma suçundan dolayı

teşebbüs hükümleri uygulanarak mahkumiyet kararı verildiğini görmüştür. Ayrıca “… M.K.nın

olayı anlattığı, 30 TL paramı aldıklarını

zannettim ben ellerinden kaçtım, hastaneye sığındım, daha sonra param cebimden

çıktı şeklinde beyanda bulunmuş olduğu görüldü”

şeklindeki tespiti zapta geçirmiştir.

9. Ancak Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesi, 16.07.2009 günü

verdiği gerekçeli kararla, şu şekilde hüküm tesis etmiştir:

“Her ne kadar sanık müsnet

suçu kabul etmemiş ise de; sanığın savunmalarında

anlattıklarının içeriği, yakalama ve teşhis tutanakları, mağdurun toplanan delillere ve olayın akışına uygun ve

samimi görülen anlatımları ile yargılama boyunca mahkememizde oluşan

kanaate göre; sanığın inkara yönelik beyanlarına itibar edilmediği için; sabit

görülen geceleyin bıçakla yağmalama eylemi

nedeniyle … cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği konusunda

mahkememizde kanaat oluştuğu;

Soruşturma ve kovuşturma sırasında, sanığın, mağdurun zararını tazmin etmediği anlaşıldığından

dolayı, TCK’nın 168. maddesinin şartları oluşmadığı için sanığın cezasında

indirim yapılmadığı;

İddia, mağdur ve sanık beyanları, tutulan

ilgili tutanaklar, teşhis tutanağı, nüfus ve adli sicil kaydı, hayatın olağan

akışı ve mantık kuralları, doktor raporu, C. savcısının esas hakkındaki

mütalaası, sosyal inceleme raporu, olayın oluş sebep ve biçimi, yargılamada

edinilen tam bir vicdani kanaat ile tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır”.

10. Bu hükümle, başvurucunun adil yargılanma hakkı aşağıda

açıklanacağı üzere çeşitli yönlerden ihlal edilmiştir

Başvuru Konusu Yargılamanın Adil Yargılanma

Hakkını İhlal Etmesinin Nedenleri:

Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden:

11. Adil yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı,

Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması

gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkin

koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

12. AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının,

anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların

temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin

6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§

84-85).

13. Mahkemeler, “kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”

yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını

kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (Aynı yöndeki AİHM kararı

için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin

sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat

ve diğerleri, § 34).

14. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

15. İnsan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve teorik olarak

değil, uygulamada ve etkili bir şekilde sağlanmalıdır. Buna göre mahkemelerin,

ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp

iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve

tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen

gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36).

16. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Gerekçelendirme, davanın

sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte

bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine

üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen

delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve

diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi

sağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, § 37). Zira bir davada

tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini

anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya

da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek

açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması

"gerekçeli karar hakkı"

yönünden zorunludur (Sencer Başat ve

diğerleri, § 38).

Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve

yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul

veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 39).

17. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Aynı yöndeki

AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen

ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvuruları ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine

yönelik somut şikâyetlerinin, temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Faik

Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

18. Başvuru konusu olayda mahkumiyet

gerekçesinde kullanılan ve her hangi bir mahkumiyet veya beraat kararında da

aynen sayılabilecek olması nedeniyle gerçek anlamda gerekçe niteliğinde olmayan

klişe ifadeler ile dosya evrakı bir yana bırakılacak olursa; yağma suçundan

mahkumiyete esas alınan mağdur beyanlarının “samimi görüldüğü” anlaşılmaktadır.

Mağdur her iki mahkemede istikrarlı biçimde parasının alınmadığını, ilk önce alındığını

zannettiğini, sonradan parayı bulması nedeniyle bir zararı olmadığını ısrarla belirtmiş olmasına ve beyanları “samimi” olduğu kabul edildiğine göre nasıl

olup da aynı kişiden 30 TL yağmalandığının sabit görüldüğü, tevil götürmeyecek

bir çelişkidir. Aynı şekilde mağdurun zararı olmadığına dair istikrarlı

beyanlarına rağmen suç konusu iddia edilen 30 TL’nin mağdura ödenmediği

gerekçesiyle ceza indirimi yapılmaması da açık bir çelişkidir.

Ya mağdurun beyanları samimidir ve parası

yağmalanmamıştır, ya da mağdur beyanlarında samimi değildir ve sanığı cezadan

kurtarmak için parasının alınmadığını söylemektedir. Bu çelişki giderilmeden

mantık kurallarına aykırı biçimde açık çelişki içeren gerekçenin, yukarıda

açıklanan AİHM ve AYM kararlarında nitelikleri belirtilen gerekçeli karar

hakkına uygun olduğu söylenemez.

Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki, şayet mahkemenin kabulü,

mağdurun saldırıya uğradığı ve yaralandığı şeklindeki ifadelerinin samimi

olduğu, ancak parasının alınmadığına dair ifadelerinin samimi olmadığı; yani mağdur ifadelerinin kısmen samimi kesmen de gayrı

samimi olduğu şeklinde ise, buna ilişkin gerekçelerin yani mağdurun

ifadelerinin, “parasının yağmalanmadığı” şeklindeki kısmına neden itibar

edilmediğinin, açık ve anlaşılabilir şekilde kararda belirtilmesi

zorunludur. Aksi halde adil yargılanma hakkı kapsamında “yeterli gerekçe” nin varlığından söz edilemez.

İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay’ca da beş yıl

bekletildikten sonra tek cümlelik bir klişe ile onanmıştır.

Sonuç olarak, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı ve

temyiz merciinin onama kararı, AİHM ve AYM tarafından belirlenmiş standartları

karşılamaktan uzaktır. Bu nedenle başvurucunun, öncelikle, gerekçeli karar

hakkı İHLAL edilmiştir.

Tanık Dinletme Hakkı Yönünden:

19. Başvuru formunda, savunma tanıklarının dinlenmediği öne

sürülmüş ve biri kız olmak üzere dört tanığın adı bildirilmiştir. Mahkemece bu

tanıkların dinlenmesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiği iddia edilmiş

olmakla, bireysel başvurunun tanık dinletme hakkı yönünden de incelenmesi

gerekir.

20. AİHM ve AYM içtihatlarında, iddia ve savunmaya ilişkin

hususların doğrulanması için hükmün esasına etkisi olabilecek tanık

beyanlarının alınmaması sanığa ve tanıkların sorgulanması imkanının verilmemesi

adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.

21. Başvuru konusu yargılamada başvurucu, mağdurun kendisini

teşhis etmesinin nedeninin, kız arkadaşlarına laf atma yüzünden çıkan bir kavga

olayı olduğu, yağma yapmadığı gibi mağduru yaralamasının yağma amacıyla

olmadığını ısrarlı ve istikrarlı biçimde savunmuş ve muhtemelen olayın bu

yönünün aydınlatılması amacıyla tanık göstermiştir.

Bu tanıkların dinlenmesi ve başvurucu sanığın ifadelerini teyit

etmesi, başvurucu sanığın ifadelerinin, yani mağdurun yanına yağma amacıyla

gitmediğinin kanıtını oluşturabilecektir. Ancak mahkemece, başvurucu sanığın

rastgele gözlerine kestirdikleri mağduru yağmalamak amacıyla hareket

ettiklerini kabul etmiş görünmektedir. Bu konuda gerekçeli kararda yeterli

açıklama bulunmamakla beraber, verilen cezada “suç

kastının yoğunluğu” ve “suçun

işleniş şekli” gibi nedenlerle temel cezadan uzaklaşılmış

olmasından, mahkemece, başvurucunun olayın bir kavga sırasında meydana geldiği,

mağdurun kendisini oradan hatırladığı ve teşhis ettiği, yağma eylemi

bulunmadığı şeklindeki, olayın aydınlatılması bakımından önem taşıyabilecek ve

savunmalarına haklılık kazandırabilecek, dolayısıyla netice cezayı

etkileyebilecek tanık anlatımlarına gerekçesiz olarak fırsat verilmediği

anlaşılmaktadır.

Bu nedenle olayın

aydınlatılmasına katkısı tartışılmaksızın, tanık dinletme istemlerinin

gerekçesiz olarak reddedilmesi sonucunda başvurucunun adil

yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme hakkının da İHLAL EDİLDİĞİNE karar

verilmesi gerekir.

Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı Yönünden:

22. Başvurucu, çocuk ağır ceza mahkemesinde yargılanmış ancak,

aynı eylemden dolayı yetişkin sıfatıyla aynı yer ağır ceza mahkemesinde

yargılanan diğer sanıktan çok daha ağır bir cezaya çarptırılmıştır. (Başvurucu,

çocuk mahkemesince sabit görülen gece vakti yağmadan neticeten 6 yıl 8 ay; diğer mahkemede yargılanan

arkadaşı teşebbüs halinde kalan aynı mağdura karşı yağmadan neticeten 2 yıl 6 ay).

23. Çocuk Mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemelerinin kuruluş

amaçları, çocukların yetişkinlerden daha farklı yargılanarak, topluma

kazandırılmasıdır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun gerekçesinde kanununamacı “… toplumun

adalet ve güvenlik ihtiyacını karşılayan çocuk adalet sisteminin esas ve

usullerini belirlemek” olduğu ifade edilmiş; kanunda “… çocuğun

yararına öncelik vermek ilkesinin benimsendiği ...” belirtilmiş ve “… çocuk

hakkında karar veren mahkemenin, “çocuk

hakkında verilen kararları izleme ve gerektiğinde değiştirme veya sonlandırma

yetkisine sahip olması gerekir” denilmiştir.

Başvurucu hakkında verilen 6 yıl 8 aylık hapis cezası,

çocukların yargılanmasına ilişkin genel ilkelere de uymamaktadır.

Sonuç olarak, Başvurucu, sırf çocuk mahkemesinde yargılandığı

için, yetişkin sıfatıyla aynı yer ağır ceza mahkemesinde yargılansaydı alacağı

cezanın iki katından fazla ceza almıştır. Bu cezanın, çocuğun uzun süre

özgürlüğünden mahrum bırakılarak tam anlamıyla ıslah olmasını sağlamak, kısa

sürede serbest kalması halinde yeniden suça sürüklenmesini önlemek gibi birdüşünceden kaynaklanmış olabileceği iyimser bir yorumla

bir an için farz edilse dahi, böyle bir uygulama ceza yargılamasının temel

ilkeleri gözardı edilerek yapılamayacağı gibi,

yeterli deliller bulunması halinde de ancak sosyal uzman raporuna dayanılarak,

yeterli diğer tedbirler alınarak ve gerekçeleri açıkça belirtilerek

yapılabilir. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi kararında bu yönde her

hangi bir düşünce, değerlendirme hatta ima bulunmadığına göre

Mahkemenin, çocuğun yararlarını gözeterek

karar verdiğini kabule imkan bulunmamaktadır.

24. Başvurucunun yağma olayı konusunda farklı mahkemelerce

farklı sonuçlara varılması halinde maddi gerçeğe ilişkin kesinlik bulunmadığı,

ortada bir şüphe halinin varlığı açıktır.

Ceza hukukun evrensel ilkelerinden ve yüzyıllara dayalı

deneyimlerin sonucu olan “şüphe sanık lehine

yorumlanır” kuralına, mahkumiyetin ancak şüpheden uzak, kesin ve

inandırıcı delilleredayanması ilkesine ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kabul edilen ve edilmeyen delillerin gerekçeli

kararda tartışılarak belirtilmesi hakkındaki amir hükümlerine aykırı karar

verilmesi nedeniyle de başvurucunun temel haklarının ihlal edildiği sonucuna

varılmaktadır.

25. Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma

hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar

verilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının, Derece

Mahkemelerinin Takdirine Müdahale Teşkil Edip Etmeyeceği Konusunun

Tartışılması:

26. Anayasa mahkemesinin bireysel başvuru yetkisinin

tanınmasından önce başlayan ve beş buçuk yıla yaklaşan uygulamalara rağmen henüz

kamuoyunda tartışılması bitmeyen “süper

temyiz mahkemesi” eleştirilerine bu vesileyle değinmekte yarar

görülmüştür.

27. Aslında bu konudaki ilkeler açık ve nettir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve

Anayasa Mahkemesinin (AYM) yerleşik içtihatlarıuyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, § 26,

12/2/2013).

Yine AYM kararlarında genel ilkenin istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden

incelenemez (Onur Gür, B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

28. Kamuoyunda ve hatta bazı hukuk çevrelerinde yanlış olarak

bilinenin aksine, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de

yapıldığı gibi, bireysel başvurularda dosyanın içeriğini incelemektedir. Yani,

KABUL EDİLEMEZLİK veya bir hakkın İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verilen dosyalarda

esasa bakılmaksızın, “kanun yolu şikayeti” niteliğinde olduğu için ret kararı verilmemekte;

aksine, dosya içeriğine bakılmakta fakat yargılamada bariz bir takdir hatası

veya keyfilik yoksa bu tartışmaya hiç girilmeyerek, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmektedir. Nitekim temel hak ihlali olup olmadığını tespit etmenin, dosya

içeriğine bakmak dışında başka bir yolu bulunmamaktadır.

29. Anayasa Mahkemesi, bir yargılamada derece mahkemelerinin

kararları hakkında İHLAL kararı verilerek yeniden yargılama yoluna gidilmesini

gerektirecek ölçüde adil yargılanma hakkına aykırılık bulunduğunu takdir

yönünden tam yetkili olup, bu takdirini genellikle, derece mahkemelerine

müdahale etmemek yönünde kullanmıştır. Başvuru konusu olayda da bölüm

çoğunluğunca tespit edildiğine emin olduğumuz yukarıda açıklanan adil yargılamaya

aykırı noktalar, İHLAL kararı verilerek yeniden yargılama yolunu açacak

ağırlıkta değerlendirilmemiştir. Tarafımızdan ise aksi yönde vicdani kanaate

ulaşılmıştır.

30. Ancak, İHLAL kararı verilmesi gerektiği yönündeki

kanaatimizin bir diğer –ve en az başvurucunun mağduriyetinin giderilmesi kadar

önemli- nedeni de şudur:

Bireysel başvuru kurumunun Türk hukuk sistemine

kazandırılmasının en önemli nedenlerinden biri de,

verilecek İHLAL kararları yoluyla, emsal yaratmak ve Türk yargısında uygulamada sıkça rastlanan eksiklik ve yanlışlıkları,

aynı zamanda yapısal (sistemik) sorunları hukuk aleminin ve yasa koyucunun

dikkatine getirmek, bunlara çözüm bulunmasını sağlamaktır. Anayasa

değişikliğinin gerekçesinde bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

“Türkiye’de bireysel

başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip

oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte

yandan da kamu organlarını, Anayasaya ve

kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçla

yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altına

alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve Anayasa

Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.”

31. Başvuru konusu olayda mahkemelerimizin son zamanlarda artan

iş yükü veya her ne sebeple olursa olsun, gerekçesiz veya eksik gerekçelerle

hüküm verme eğilimi içine girmelerinden kaynaklanan durumun tipik bir örneği

olması dolayısıyla da İHLAL kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Özellikle

ceza yargısında, cezanın sadece mahkeme heyetinin vicdanına, hatta kamuoyunun

bir kısmının vicdanına uyması yeterli değildir.Ceza

mahkumiyetinin, deliller açıkça tartışılarak, hangilerine itibar edilip

hangilerine itibar edilmediği gerekçeli kararda tartışılıp nedenleri

belirtilerek, dosyayı okuyan her hangi bir tarafsız kişiyi tatmin edecek

şekilde karara bağlanması zorunludur.

Ceza hukukunun yüzyıllara dayalı deneyimlerden süzülerek gelen

temel ilkelerinden saparak ve çağdaş insan hakları sisteminin, bunları

geliştirerek tesis ettiği içtihatları ve ilkeleri de göz ardı ederek, sırf

vicdani kanaatle mahkumiyet kararı verilmesi ve bu uygulamaların genellik

kazanması, belki bazı olaylarda “hak yerini buldu” gibi yorumları geçerli

kılabilecek; ancak uzun vadede mahkemelere ve kararlarına olan güveni daha da

azaltacak, cezaların ıslah edici özelliğini ortadan kaldıracak, toplumda ihkakı hak eğilimlerinin artmasına yol açabilecektir.

32. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları karara bağlarken karşılaştığı

ve düzeltilmesi gereken, uygulamaya ilişkin sorunlara da işaret etmesi görevi

icabıdır. Bu nedenle başvuru konusu dosyada başvurucunun kişisel mağduriyetine

yol açan durumun aynı zamanda ceza yargılamalarında karşılaşılan genel bir

sorun olması hasebiyle de İHLAL kararı verilmesi gerekir.

Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle, Bölüm çoğunluğuna

katılmamaktayız.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu : E.D. Vekili : Av. Murat Şeref BABA Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/1668, 22 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. TanıkDinletme
  9. B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet Zeki
  10. B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine
  11. C. Diğer İhlal İddiaları
  12. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  13. B. 1. Tanık dinletme hakkının
  14. C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  15. Karşıoy Yazısı
  16. Yıldırım
  17. Kömürcü
  18. Akıncı
  19. Yıldırım
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/1668
Tarih
22 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Hasan İşten Başvurusu (B. No: 2015/1950)
  • Vedat Ayar Başvurusu (B. No: 2014/12721)
  • Caziye İnal Başvurusu (B. No: 2014/9888)
  • Mehmet Çolakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/15355)
  • Hüseyin Şahin Başvurusu (B. No: 2014/10262)
  • Hüseyin Demir Başvurusu (B. No: 2014/5310)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.