İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nefise Erdoğan ve Abdurrahman Erdoğan Başvurusu (B. No: 2014/4616)

1. Başvuru, cinsel istismar eyleminin önlenmemesi ve eylem

Başvuru No2014/4616Tarih7 Şubat 2018Okuma23 dk · 4.694 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nefise Erdoğan Ve Abdurrahman Erdoğan Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/4616
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.694 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, cinsel istismar eyleminin önlenmemesi ve eylem

hakkında tayin edilen cezanın azlığı nedeniyle işkence ve kötü muamele

yasağının; toplumsal olarak cinsiyet kökenli ayrımcılık yapılması, mevcut

yasaların uygulanmasında cinsiyete dayalı ayrım yapılması, kadınların taraf

olduğu ve özelikle cinsel şiddet konusunda yapılan yakınmalarda adli ve idari

makamların isteksiz davranması ve cinsel şiddeti önlemeye yönelik kanunların

yetersiz olması nedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağıyla bağlantılı eşitlik

ilkesinin; ölüm olayı hakkında etkili ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle

de yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların 15 yaşındaki kızı H.E. 29/4/2009 tarihinde

evlerinin ahırında asılı vaziyette bulunmuştur.

9. Yakınlarınca götürüldüğü Kocaköy Sağlık Ocağında H.E.nin ölü

olduğu tespit edilmiş ve olayla ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) derhâl soruşturma başlatılmıştır.

10. Cumhuriyet Savcısının talimatı uyarınca olay yeri 29/4/2009

tarihinde 20.15-22.00 saatleri arasında kollukgörevlilerince incelenmiştir.

Ardından olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiş ve olay yerinin krokisi

çizilmiştir.

Tespit tutanağında,

olayın meydana geldiği ahırın evin batı duvarına bitişik olduğu, ahırın

birbirine bağlantılı üç bölümden oluştuğu, üçüncü bölümde girişin sol tarafında

köşeye bitişik olarak 55 cm yüksekliğinde hatıl (hayvan yemliği) bulunduğu,

ahırın yerden yüksekliğinin 2,5 metre olduğu, üçüncü bölümün genişliğinin 5,2

metre olduğu, olay yerinin üçüncü bölümün kapısının hemen arkası olduğu, odanın

tavanında kuzey-güney yönünde uzanan ahşap tavan kirişlerinin bulunduğu, hatıla

yakın olan kirişe eski bez parçalarından yapılmış olan ve hayvan bağlamak

amacıyla kullanılan, urgan olarak tabir edilen ipin bağlı olduğu, halka

üzerinde kan ve doku gibi iz ve emarenin olmadığı, ipin yerden yüksekliğinin

165 cm olduğu, hatıl ve hatılın bitişiğindeki duvarda ayak izine benzer izlerin

bulunduğu ancak izlerin tam olarak ayırt edilemediği, öleni olay yerinde ilk

görenin H.E.nin ablası M.E. olduğunun öğrenildiği ve olay yerinde başka iz ve

emare bulunmadığı belirtilmiştir.

11. H.E.nin cesedi üzerindeki ölü muayene ve otopsi işlemi

30/4/2009 tarihindesaat 11.10-11.30 arasında yapılmıştır.

İşlemler sırasında

Cumhuriyet savcısınca dinlenen başvurucu Abdurrahman Erdoğan, H.E.yi asıdan

diğer kızı M.E.nin indirdiğini, H.E.nin intihar etmesi için neden

bulunmadığını, olayın ne şekilde meydana geldiğini bilmediğini, olayda şüpheli

bir durumun gözükmediğini beyan etmiştir.

Ölü muayene ve otopsi

işlemi sırasında hazır bulunan Adli Tıp Uzmanı E.B., vücutta darp ve cebir izi

bulunmadığını, kızlık zarının kısa bir zaman önce (1-5 gün) yırtıldığını,

boyunda yükselen ve yüzeyselleşen vasıfta telem izi saptanması nedeniyle ası

fiilinin gerçekleştiğini, hiyoit kemik etrafında yumuşak dokularda kanama

tespit edilmesi nedeniyle ası fiilinin H.E. canlı iken gerçekleştiğini ve

ölümün asıya bağlı mekanik asfiksi etkisiyle meydana geldiğini ifade etmiştir.

Ölü muayene ve otopsi

işlemleri sırasında H.E.den kan örneği, tırnak örneği ve vajinal sürüntü örneği

alınmıştır.

12. Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin (Daire)

25/8/2009 tarihli raporunda, sürüntü örneğinde sperm hücresi görülmediği,

tırnak örneklerinde H.E.ye ait otozomal STR DNA profili ve H.E. dışında başka

şahıslara ait olabilecek otozomal ve Y STR DNA profili tespit edildiği, sürüntü

örneğinin DNA inceleme çalışmalarına cevap vermediği belirtilmiştir.

13. H.E.nin kardeşi M.E. olaydan yaklaşık altı ay sonra

19/10/2009 tarihinde, İlçe Jandarma Komutanlığına müracaat ederek ek ifade

vermiştir. Başvurucunun verdiği ifade şu şekildedir:

"Bence kardeşim kendisini asmadı önce öldürüldü sonra ipe asıldı

çünkü kardeşim kendini asacak tipte bir insan değildi. Olayın olduğu gün

neşeliydi. Ben olaydan bir hafta önce [H.E.nin] durgun olduğunu gördüm. [H.ye] neyin var diye sorduğumda kendisi bana dağda hayvan

otlatırken amcamın oğulları olan [H.E.] ile [V.E.nin] yanına

gelerek kendisine zorla tecavüz ettiklerini annem ve babama söylememesi için ölümle

tehdit ettiğini söyledi. Hatta [H.]

bu olayları annem ve babama anlatmamam için bana yalvardı. Ben de korkumdan bu

olayı kimseye anlatmadım. Bu tecavüz olayı olaydan 1,5-2 ay önce olduğunu

düşünüyorum. Hatta olaydan 1 hafta önce de [amcamın oğlu] [H.yi] tek başına bizim ahırda gördüm. Ne yapıyorsun diye

sorduğumda kendisi bana beni bırak bir daha buraya gelmiyecem diye yalvardı ve

çekti gitti. Daha sonra kardeşi [M.E.] yanıma gelerek [amcamın oğlu] [H.nin] niyetinin kötü olduğunu söyledi. Ben de korkumdan bu

olayları hiç kimseye anlatamadım. Kardeşim öldükten bir kaç gün sonra amcamın

kızı [Z.] gelip bana [amcamın

oğlu] [H.nin] dayısı olan [A.] isimli şahıs tecavüz olaylarını duyduğu için

akrabalarını arayıp [kardeşim] [H.yi] öldürmelerini söylemiş. Hatta olayın olduğu gün annem [H.] ve [Ö.]

oğlu [M.yi] bizim evde görmüş.

Annem kuzuları dışarıya salmak için dışarıya çıkmış. Geri geldiğinde evde

kimseyi görmemiş. Bu arada bu olayda iki [M.] ismi geçtiği için bir karışıklık olmaması için [Ö.] oğlu [M.]

ile [H.E.nin] kardeşi [M.nin] olduğunu da belirteyim. Ben olayın olduğu gün ahıra

girdiğimde [kardeşim] [H.] asılı

halde idi fakat boynundaki ip genişti, boğazını sıkmamıştı. Boynundaki ipin

genişliği vücudunun tümü geçecek şekilde genişti ve ayakları da yere basılı

şekildeydi ve şüphelendim, bu olayın intihar olabileceğini düşünmüyorum. Bunu

yapan kişilerin yukarıda anlattığım sebeblerden dolayı [H.E.], [V.E.],

[Ö.] oğlu [M.E.] ile [A.E.] isimli şahıslarolduğunu düşünüyorum ve bu şahıslardan

şikâyetçiyim"

M.E.nin 5/5/2009 tarihli

kolluk ifadesinde; yukarıda bahsi geçen hususlarla ilgili herhangi bir beyanda

bulunmayıp kardeşinin neden öyle bir eylemde bulunduğunuanlamadığından,

herhangi bir intihar notu bulmadıklarından ve kardeşinin bir başkasıyla

evlendirilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığından bahsettiği görülmüştür.

14. Başvurucu Nefise Erdoğan 19/10/2009 tarihinde İlçe Jandarma

Komutanlığına müracaat ederek ifade vermiştir. Başvurucunun verdiği ifade şu

şekildedir:

"Bence kızım asılmadan önce öldürüldü sonra ipe asıldı diye

düşünüyorum, çünkü kızım kendini asacak tipte bir insan değildi olayın olduğu

gün neşeliydi. Olaydan önce kızım [M.E.]

bana [H.yi] tek başına bizim

ahırda gördüğünü söyledi ben ve eşime ilk etapta hırsızlık için gelmiş olabileceğini

düşündük. Daha sonra kızım eşim ve benden korktuğu için [H.nin] niyetinin kötü olduğunu bize söyleyemediği için

olaydan sonra söyledi, niyetinin kötü olduğunu da [H.nin] kardeşi [M.nin] söylediğini söyledi. Ayrıca olayın olduğu gün ben kuzuları dışarı

çıkartırken [H.] ile [Ö.] oğlu [M.yi] bizim evde gördüm. Ben kuzuları tarlaya bırakıp geldikten sonra

ikisinin evde olamdığını gördüm. Kızım öldüğü gün de [H.nin] dayısı olan [A.] isimli şahıs tecavüz olaylarını duyduğu için

akrabalarını arayıp [kızım] [H.nin]

öldürülmesi gerektiğini söylemiş. Bu olayların intihar olabileceğini

düşünmüyorum. Bunu yapan kişilerin yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı [H.E.], [V.E.],

[Ö.] oğlu [M.E.] ile [A.E.] isimli şahıslar olduğunu düşünüyorum ve bu şahıslardan

şikâyetçiyim."

15. Tanık Z.E. 20/10/2009

tarihinde kendiliğinden İlçe Jandarma Komutanlığına giderek bilgi sahibi

sıfatıyla ifade vermiştir. Z.E.nin ifadesi şu şekildedir:

"Ben [H.E.nin] amcasının kızı olurum. Ben Hani ilçesi Sergen köyünde ikamet ederim.

Amcam Abdurrrahman Erdoğan ise Kocaköy Ambar köyü Kandisik mezrasında oturur.

Bu nedenle pek bir araya gelip görüşemeyiz. [H.E.nin] intiharı ile ilgili gönüllü olarak gelip şimdi

anlatacağım ifademi vereceğim. Bu hususta bildiklerim şunlardır. 29/4/2009

tarihinde avlumuzu süpürüyordum. Yani Sergen köyünde. Saat 12:00-13:00 sıraları

idi. Çünkü öğle yemeğini yemiştim. Bizim evin duvar komşusu olan babamın

amcasının oğlu olan [A.E.]

oturmaktadır. Baba ismi ise biz [H.]

deriz, anne ismi ise [F.dir].Bu

şahıs öğle saatlerinde evinin penceresi açık olduğundan duyabiliyordum. Yüksek

sesle birisi ile telefon görüşmesi yapmaktaydı. İstemeden kulak misafiri oldum.

[A.] telefonda konuştuğu kişiye

“Sen konuşamıyorsun. Ben sana iki gün evvel ne dedim? Sana dedim kandırın

kendisi intihar etsin. İntihar etmiyorsa sen intihar ettir. İntihar etmese bu

b.k açığa çıkar. Hepimiz rezil oluruz.” diye konuşuyordu. Daha sonra pencereden

beni fark etti. Hemen pencereyi kapattı. Bu konuşmayı anneme anlattım. Akşamına

da [H.E.nin] intihar ettiğini

duyduk ve hemen aklıma bu konuşma geldi. [A.nın] bu kızın intiharında parmağı olabileceğini düşündüm.

Daha sonra yaklaşık bir hafta sonra idi. [A.nın] eşi [B.]

geldi. Bana “Beni [A.] gönderdi.

Telefon konuşması duyduğunu ve heryerde bunu anlattığını, bu telefon

konuşmasını yapmadığını, sağda solda bu şekilde konuşmasın dedi” diyerek bana

uyarıda bulundu. Daha sonra [H.nin]

babası bu konuştuğumuzu duydu, bize geldi. Ben de aynen duyduğumu anlattım. Bu

konuşmadan sonra [A.] bize geldi.

Bana “Benim için telefonda intihar ettirin konuşması yaptırın diye konuştuğumu

duymuşsun. Doğrudur ancak bu konuşma [H.] için değildi. Onun bu işle alakası yoktur.” dedi. Ben de “Madem öyle

akrabalarımızdan intihar eden bir tek [H.dir]. Başka kimse niye intihar etmedi?” dedim. Bana yine

bu konuşmayı kabul ettiğini ancak [H.yi] kast etmediğini söyledi ve çekip gitti. Bu konuşmayı annem ve babam da

duydular. [A.] bu konuşmasını

bana göre amca çocuklarım [H.], [V.] veya [M.E.] ile olabileceğidir. Çünkü [A.] bu kişilerin dayısıdır. Buna danıştılar ve çıkış yolu aramış

olabilirler. Bu isimler [H.nin]

ölümünden sonra bu işten sorumlu kişiler oldukları, akrabalar arasında isimleri

geçen kişiler olduklarından bu düşünceye kapıldım."

16. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Diyarbakır 1. Sulh

Ceza Mahkemesi 30/10/2009 tarihinde A.E., M.E., Ö. oğlu M.E., H.E. ve V.E.den

kan örnekleri alınmasına ve alınan kan örneklerinden elde edilecek DNA

profilleri ile ölen H.E.nin tırnak aralarında bulunan biyolojik örnekten elde

edilen DNA profilinin karşılaştırılmasına ve bu amaçla Adli Tıp Kurumunca

moleküler genetik inceleme yapılmasına karar vermiştir.

17. Dairece yapılan moleküler genetik inceleme üzerine

düzenlenen 26/11/2009 tarihli raporda, 25/8/2009 tarihli raporda tespit

edildiği bildirilen karışık otozomal STR DNA tiplemelerinin; Ö. oğlu M.E. ve

başka şahıslara ait otozomal STR DNA profilleri içerdikleri ve bu karışık

otozomal STR DNA tiplemelerinin V.E., H.E., A.E. M.E.ye ait otozomal STR DNA

profilleriyle uyumsuz olduğu belirtilmiştir. Ayrıca raporda, sadece erkek

bireylerde bulunan, babadan oğula değişmeden katılan, aynı soyağacındaki erkek

bireylerde (baba, oğul, amca) aynı özellikleri taşıyan Y kromozomu üzerindeki

Y-STR DNA bölgelerinin aynı olduğu bilgisinden hareketle şüpheli şahısların

aynı soyağacında bulunan bireyler olmalarından dolayı, tespit edildiği

bildirilen Y-STR DNA tiplemelerinin şüpheli şahısların tümüne ait Y-STR DNA

tiplemeleri ile uyumlu olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen tırnak örneklerinden

elde edilen Y-STR DNA tiplemelerinin aidiyet yönünden mukayese edilemediği

ifade edilmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı 12/1/2010 tarihinde A.E.nin şüpheli

sıfatıyla ifadesini almıştır. Tanık Z.E.nin bilgi sahibi sıfatıyla verdiği

ifadenin kendisine okunduğu A.E.nin verdiği ifade ise şöyledir:

"Ben bu şahsın beyanını kabul etmem. Kendisiyle 3-4 yıl önce tavuk

meselesi nedeniyle bir tartışmamız olmuştu. Bu sebeble kendisiyle küstük. Bu

sebeble kendisi bu küstüğümüzden dolayı bu tip beyanlarda bulunmuştur.

Anlattığı olaylar doğru değildir. Bu konuşmaların duyulmasından sonra eşimin bu

bayanın evine gidip gitmediğini bilmiyorum. Kendim bu kızın evi ne gittim.

Kendisine sen niye bu şekilde konuşuyorsun bana iftira atıyorsun dediğimde; ben

senin telefon konuşmanı duydum ama kimle konuştuğunu bilemem. Diye cevap

verince bende evden ayrıldım. Hatta kendisine madem kimle konuştuğumu

bilmiyorsun niye bana iftira atıyorsun dedim. Ben kendisine bu konuşma [H.] ile ilgili değildir şeklinde bir beyanda da

bulunmadım. Bu konuşmayı yaparkende evlerinde babası [M.] ile annesi [H.] de vardı. Kesinlikle suçlama asılsızdır. Ben olay günü yeğenim olan [H.E.] ile [V.]

ve [M.E.yle] telefon konuşması

yapmadım. Ancak akşam saatlerinde Diyarbakır'da oturan akrabam [E.E.] bana amca kızımın öldüğünü söylemek için telefon

açmıştı. Bu telefon sonrasında da yeğenim [H.E.] beni aradı. Ve bu durumu bildirdi telefon

konuşmalarım bundan ibarettir. Bu bayan bana olan küskünlüğünden bu şekilde

aleyhime beyanlarda bulunmuştur. İsimlerini verdiğim şahısların ben

telefonlarını bilmem. Telefonları benim telefonumda da kayıtlı değildir. Benim

kimlik bilgilerimin tespiti sırasında vermiş olduğum telefon numarası benim

üzerime kayıtlı değildir. Bu telefon hattını Hani'de bir arkadaşıma aldırdım. Zannediyorum

açık hat olarak alındı. Kesinlikle suçlamaları kabul etmem. Olay günü de ben

Hani ilçesi Sergen köyündeydim."

19. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Diyarbakır 2. Sulh

Ceza Mahkemesi 14/1/2010 tarihinde şüpheliler A.E., M.E. ve H.E.ye ait mobil

telefon hatlarının 15/4/2009 ile 15/5/2009 tarihleri arasındaki iletişimlerinin

tespitine karar vermiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı 22/1/2010 tarihli iddianamesiyle,

organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve bir suçu gizlemek,

delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da

yakalanmamak amacıyla çocuğa karşı kasten öldürme suçlarını işlediği iddiasıyla

suça sürüklenen çocuk V.E. Hakkında Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi

nezdinde kamu davası açmıştır.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı 16/3/2010 tarihli iddianamesiyle,

şüpheli H.E.nin organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı

suçunu, şüpheli A.E.nin azmettirmek suretiyle bir suçu gizlemek, delillerini

ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla

çocuğa karşı kasten öldürme suçunu, şüpheli Ö. oğlu M.E.nin organ sokmak

suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve bir suçu gizlemek, delillerini

ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla

çocuğa karşı kasten öldürme suçlarını işledikleri iddiasıyla Diyarbakır 2. Ağır

Ceza Mahkemesi(Ağır Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır.

22. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 22/4/2010 tarihli

kararla davanın diğer şüpheliler hakkındaki dava ile birleştirilmesine karar

vermiş, böylece suça sürüklenen çocuk ile şüpheliler hakkındaki davaların

kovuşturması birlikte yapılmıştır.

23. Tanık Z.E. 10/5/2010 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesince

dinlenmiş ve sanık A.E. aralarında husumet bulunmadığını söylemiştir.

24. 2/7/2010 tarihli duruşmada ölen H.E.nin kardeşi olan katılan

M.E. ile tanık Z.E.nin annesi H.E. dinlenmiştir. M.E.nin ifadesi şöyledir:

"Olay günü ben ve kardeşim [H.] sabahın erken saatlerinde kalktık, ben evin dış

işlerini yapıyordum, kardeşim [H.]

ise evin iç temizliğini yapıyordu, öğle saatlerine kadar evin temizlik işleri

ile uğraştık, yemeği yedikten sonra öğleden sonra tarlaya otları biçmeye

gittim, akşam ezanına yakın eve geldim, annem bana H.nin evde olmadığını

söyledi, [H.yi] aradık ancak

bulamadık, annem ahıra girince bağırmaya başladı ve bende ahıra gittiğimde [H.nin] ipe asılmış cansız bedenini gördüm, bu olayla ilgili

olarak kardeşim [H.] kendisini

asmadı ancak öldürüldü çünkü kendisini asacak tipte insan değildi olaydan bir

hafta önce [H.nin] durgun

olduğunu görmüştüm, ben de [H.ye]

neyin var diye sorduğumda [H.]

bana “dağda hayvan otlatırken amcamın oğulları olan [H.] ve [V.E.nin] yanıma gelerek tecavüz ettiler annem ve babama söylememem için ölümle

tehdit ettiler” diye söylemişti, [H.] bunları annem ve babama anlatmamam için yalvarmıştı, ben de bu olayı

kimseye anlatamadım, bu tecavüz olayının ise kardeşim [H.ye] ölüm olayından bir buçuk ya da iki ay önce olduğunu

düşünüyorum, bu olaydan bir hafta önce [amcamın oğlu] [H.yi] tek başına bizim ahırda görmüştüm, kendisine ne

yapıyorsun diye sorduğumda [H.]

“ben hırsızlığa gelmiştim, beni bırak bir daha buraya gelmeyeceğim” diye

yalvardı ve çekip gitti sanık [M.E.]

yanıma gelerek sanık [H.nin]

niyetinin kötü olduğunu söyledi, sanık [H.] benim eve gidip söylemem durumunda beni öldürmekle

tehdit etmişti, bende bunu korkumdan dolayı bu olaylarıhiç kimseye anlatamadım,

Birkaç gün sonra amcamın kızı [Z.]

gelip bana [H.nin] dayısı olan

sanık [A.E.den] tecavüz

olaylarının duyduğu için akrabalarını arayıp [H.yi] öldürmelerini söylediğinibana anlattı, ben bu olayın

intihar olacağının düşünmüyorum."

Tanık H.E.nin ifadesi ise

şöyledir:

"Benim olaya ilişkin görgüye dayalı bir bilgim yoktur, kızım [Z.] banamaktülün öldüğü gün öğleyin sanık [A.nın] birisiyle telefondan konuştuğunu telefondaki bir

şahsa “Kendisini ikna edin intihar etsin eğer ikna edemiyorsanız siz öldürün”

şeklinde konuştuğunu söyledi, öğle civarlarında söylemişti, aynı gün ise

maktülün öldüğünü duydum."

25. Ağır Ceza Mahkemesi, H.E.nin ablası olan katılan M.E. ile

tanık Z.E.nin beyanlarını, ölü muayenesi ve otopsi tutanağını ve Dairece

düzenlenen 26/11/2009 tarihli raporu dikkate alarak 21/1/2011 tarihli kararla,

azmettirmek suretiyle bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya

işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla çocuğa karşı kasten

öldürme suçunu işlediği gerekçesiyle A.E.nin ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasıyla cezalandırılmasına; organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel

istismarı suçunu işledikleri gerekçesiyle H.E.nin 10 yıl, V.E.nin ise 8 yıl

hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Ayrıca aynı kararda, suçun

onun tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle V.E.nin bir suçu

gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da

yakalanmamak amacıyla çocuğa karşı kasten öldürme suçundan beraatine ve

31/10/2010 tarihinde ölmesi nedeniyle M.E. hakkındaki davaların düşürülmesine

hükmedilmiştir.

26. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar gerek suça sürüklenen

çocuk ve sanıklar müdafilerince gerekse başvurucu Nefise Erdoğan vekilince

temyiz edilmiştir. Başvurucu Nefise Erdoğan temyiz incelemesinin duruşmalı

yapılmasını talep etmiştir.

27. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi; duruşma

talep yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu Nefise Erdoğan'ın duruşma

talebini reddetmiş ve 12/6/2012 tarihli kararla, maktule H.E.yi öldürmeye

azmettirme suçunu işlediğine dair, olaydan yaklaşık altı ay sonra ortaya

çıkarak ilk kez beyanda bulunan ve sanık ile aralarında husumet bulunduğu

anlaşılan tanık Z.nin beyanları dışında, mahkûmiyetine yeterli kesin ve

inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle A.E. hakkında verilen mahkûmiyet

hükmünün bozulmasına, diğer hükümlerin ise onanmasına karar vermiştir.

28. H.E. 17/7/2012 tarihinde Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına bir

dilekçe yazmış ve "...Suç ortağım olan

[A.E.] ağırlaştırılmış müebbet aldı.

Dosyamız Yargıtaydayken kendisi Kırıkkale Kapalı Cezaevinden tahliye

edilmiştir. [A.E.] ile dosyamız

bir. Kendisine Yargıtaydan tahliye gitmesine rağmen bana hâlâ dosyam ile ilgili

bir haber ulaşmadı." diyerek yargılandığı dava ile ilgili bilgi

talep etmiştir. Dilekçe aynı gün H.E.nin tutulduğu Oltu E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından UYAP aracılığıyla Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmiştir.

29. Yargıtay bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sonunda Ağır

Ceza Mahkemesi 7/12/2012 tarihli kararıyla yüklenen suçun sanık tarafından

işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle A.E.nin beraatine karar vermiştir.

30. Başvurucular vekilinin talebi üzerine Yargıtay 1. Ceza

Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda karar 26/2/2014 tarihinde

onanmıştır.

31. Nihai karar, başvurucular tarafından 27/3/2014 tarihinde

öğrenilmiş olup yasal süresi içinde, 31/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;

...

b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi, ...

anlaşılır."

33. 5237 sayılı Kanun'un "Azmettirme"

kenar başlıklı 38. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile

cezalandırılır."

34. 5237 sayılı Kanun'un "Nitelikli

Hâller" kenar başlıklı 82. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kasten öldürme suçunun;

...

e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak

durumda bulunan kişiye karşı,

...

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini

kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

...

İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır."

35. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca bölge adliye

mahkemelerinin faaliyete başladığı tarihe kadar yürürlükte olan 4/4/1929

tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 318. maddesi

şöyledir:

"Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi tetkikatını

maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası

suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine müdafiine haber

verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekaletnameyi haiz bir

müdafi ile de temsil ettirebilir.

Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının ve Bu Yasakla Bağlantılı Olarak Eşitlik İlkesinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

37. Başvurucular; kızlarının ölmeden önce cinsel istismara

uğradığını, bu nedenle işkence ve insanlık dışı ve onur kırıcı muamele görmeme

ve şiddete uğramama hakkının ihlal edildiğini, şiddete karşı koruyucu ve

önleyici etkin mekanizmaların üretilmediğini, bazı sanıklar hakkında verilen

cezaların yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Öte yandan başvurucular;

kızlarının yaşadığı cinsel şiddeti ailesine ve yargı mercilerine

anlatamadığını, şiddetle tek başına baş edemediğini, toplumsal olarak cinsiyet

kökenli ayrımcılık yapıldığını, mevcut yasaların uygulanmasında cinsiyete

dayalı ayrım yapıldığını, kadınların taraf olduğu ve özellikle cinsel şiddet konusunda

yapılan yakınmalarda adli ve idari makamların isteksiz davrandığını ve cinsel

şiddeti önlemeye yönelik kanunların yetersiz olduğunu iddia etmişlerdir. Son

olarak başvurucular, sanıklar ile suça sürüklenen çocuğun tutukluluk

sürelerinden de söz ederek işkence ve kötü muamele yasağı ile bu yasakla

bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 17).

39. Somut olayda H.E., V.E. ve M.E.nin organ sokmak suretiyle

çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası

açılmış; Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda H.E. ve V.E. hakkında

verilen mahkûmiyet kararları ile M.E.nin ölmesi nedeniyle hakkında açılan

davanın düşürülmesine dair karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/6/2012 tarihli

kararıyla onanmıştır (bkz. §§ 20, 21, 24 ve 25). Bu nedenle, "organ sokmak

suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçu yönünden verilen

kararların tamamı Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

23/9/2012 tarihinden önce, 12/6/2012 tarihinde kesinleşmiştir. H.E. ve V.E.

hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının 23/9/2012 tarihinden sonra yerine

getirilmesinin kararın kesinleşmesi üzerinde herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır (Y.C.K., B. No:

2012/889, 26/3/2013, § 19).

40. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

41. Başvurucular; kızları H.E.nin cinsel istismar suçunu işleyen

kişilerce suçun açığa çıkmaması için öldürüldüğünü, H.E.nin tırnakları arasında

M.E.nin DNA'sının bulunduğunu, M.E.nin tek başına H.E.yi öldürmesinin mümkün

olmadığını, A.E.nin azmettirici olduğuna dair pek çok delil bulunmasına rağmen

sanık A.E.nin beraatine karar verildiğini, tanık Z.E. ile sanık A.E. arasında

husumet bulunmadığını, husumet iddiasının sadece A.E. tarafından dile

getirildiğini iddia etmişlerdir. Ayrıca başvurucular, olaydan altı ay kadar

sonra adli mercilere ifade verse de Z.E.nin bildiklerini aynı gün annesine

anlattığını, bu hususun Z.E.nin annesi tarafındanduruşmada doğrulandığını,

H.E.nin kardeşi katılan M.E.nin de duruşmada olaydan birkaç gün sonra Z.E.nin

A.E.nin yaptığı telefon görüşmesinden kendisine söz ettiğini beyan ettiğini öne

sürmüşlerdir. Öte yandan başvurucular, H.E.nin ceza infaz kurumunda iken

yazdığı 17/7/2012 tarihli dilekçede A.E.den "suç ortağı" olarak

bahsettiğini ve kasten öldürme suçu nedeniyle kimsenin cezalandırılmadığını

ileri sürmüş ve yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Son olarak başvurucular; cinsel istismar suçu nedeniyle

cezalandırılan H.E. ve V.E.nin kızları H.E.nin ölümü nedeniyle

cezalandırılmaması, delillerin hatalı değerlendirilmesi, etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi ve duruşmalı temyiz taleplerinin Yargıtayca reddedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

2. Değerlendirme

43. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir."

44. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve ödevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özü, kızlarınınölümüyle ilgili olarak

yürütülen soruşturmanın etkisizliğidir. Bu nedenle başvurucuların söz konusu

iddiaları da Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında incelenmiştir.

46. H.E.nin ölümüne kamu makamlarının karıştığına ya da söz

konusu ölümün makamların ihmali sonucu meydana geldiğine dair başvurucuların

bir iddialarının olmadığı ve aksi yönde karar verilmesini gerektirecek somut

bilgi veya bulgunun da bulunmadığı dikkate alınarak inceleme, yaşam hakkının

etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutuna hasredilmiştir.

47. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).Başvuru konusu olayda başvurucular ölen H.E.nin

ebeveynidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından başvuruda bir eksiklik

bulunmamaktadır.

48. Öte yandan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddianındiğer kabul edilemezlik nedenleri yönünden de incelenmesi

gerekir.

49. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Bu

yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi

gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili

bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

50. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama hakkını

koruyan hukuk kurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

hesap vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük, kesin olarak bir sonuç

elde etmeyigerektirmez. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri

bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete

tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

51. Yaşama hakkına ilişkin ceza soruşturmasının etkili

olabilmesi için öncelikle soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm

olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün

delilleri tespit etmeleri gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeni veya

sorumlu kişilerin belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili

soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

52. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardan

biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 58).

53. Bunların yanında soruşturmaların makul bir süratle

yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan

güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle

hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın

korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı

görünümü verilmemesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96).

54. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkeler bölümünde

ifade edilen soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi gerekliliği

konusunda başvurucular tarafından herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu

konularda bir eksikliğin de bulunmadığıgörülmektedir.

55. Başvurucular duruşmalı temyiz taleplerinin Yargıtayca

reddedildiğini belirterek soruşturmaya etkin biçimde katılamadıklarından yakınsalar

da Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada katılan sıfatıyla yer almışlar,

yargılamada dinlenmişler, iddia ve taleplerini sunma fırsatı yakalamışlar ve

verilen beraat kararlarını da temyiz edebilme imkânı bulmuşlardır. Ayrıca

başvurucuların, önceki aşamalarda ileri sürmedikleri iddia ve talepleri

duruşmasız yapılması nedeniyle temyiz aşamasında dile getiremediklerine ilişkin

herhangi bir iddiaları da bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların meşru

menfaatlerini korumak için yargılama sürecine gerekli olduğu ölçüde

katıldıkları sonucuna varılmıştır.

56. Öte yandan soruşturmanın ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek etkinlikte yürütülüp

yürütülmediğinin de değerlendirilmesi gerekir. Ancak değerlendirme yapılmadan

önce Anayasa Mahkemesinin doğrudan, ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının

yerine geçecek şekilde delillerin değerlendirmesini kendisinin yapmasının veya

yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesinin söz konusu

olamayacağı belirtilmelidir. Başka bir ifadeyle Anayasa Mahkemesinin görevi, bu

makamların maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi

değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır

Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185). Bu

konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar, ilk elden olayları inceleyen yetkili

adli ve idari mercilerdir. Bunun aksine bir durum, ancak olaya ilişkin kesin

ikna edici nitelikte bulguların varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 58).

57. Bununla birlikte soruşturma makamlarınca olayın sebebinin

objektif analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

da gerekmektedir (Cemil Danışman,

§ 99).

58. Somut olayda başvurucuların kızı H.E.nin ölümüyle ilgili

yürütülen ceza soruşturmasında tespit edilen failler hakkında kamu davası

açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi; başvurucuların kızı H.E.nin tırnakları

arasından elde edilen otomozal STR DNA tiplemelerinin sanık M.E.ye ait otomozal

STR DNA profilini içerdiğini nazara alarak H.E.nin sanık M.E. tarafından

öldürüldüğüne kanaat getirmiş ancak M.E.nin 31/10/2010 tarihinde ölmesi

nedeniyle M.E. hakkındaki davanın düşürülmesine karar vermiştir. Ağır Ceza

Mahkemesi ayrıca, tanık Z.E.nin beyanlarını nazara alarak azmettirmek suretiyle

bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini

kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla çocuğa karşı kasten öldürme suçunu

işlediği gerekçesiyle sanık A.E.nin mahkûmiyetine hükmetmiş; suçu işlediğinin

sabit olmaması nedeniyle suça sürüklenen çocuk V.E.nin ise bir suçu gizlemek,

delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da

yakalanmamak amacıyla çocuğa karşı kasten öldürme suçundan beraatine karar

vermiştir. Beraat ve davanın düşürülmesine dair karar Yargıtay 1. Ceza

Dairesince onanmış, A.E. hakkında verilen mahkûmiyet kararı ise maktule

Havva'yı öldürmeye azmettirme suçunu işlediğine dair, olaydan yaklaşık altı ay

sonra ortaya çıkarak ilk kez beyanda bulunan ve sanık ile aralarında husumet

bulunduğu anlaşılan tanık Z.E.nin beyanı dışında, mahkûmiyetine yeterli kesin

ve inandırıcı delil bulunmadığı hâlde sanığın atılı suçtan beraati yerine

yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma

üzerine yapılan yargılama üzerine A.E. hakkında da isnat edilen suçu

işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve verilen

karar, H.E.nin suç ortağından söz ettiği 17/7/2012 tarihli dilekçenin de içinde

bulunduğu dava dosyasını inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmıştır (bkz.

§§ 8-30).

59. Başvuru bu bağlamda değerlendirildiğinde soruşturmada,

başvurucularıniddialarının aksine elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel ve

tarafsız bir analizine dayalı olarak sonuca ulaşılmadığını söyleyebilmeyi

mümkün kılan bir durum söz konusu değildir. Bu konuda başvurucuların aksi

yöndeki iddiaları doğrultusunda kesin ikna edici nitelikte birbilgi ve bulgu da

elde edilememiştir.

60. Başvuruya konu soruşturma sonucunda verilen kararlarda

olayın gerçekleşme koşullarının ve toplanan delillerin ayrıntılı bir şekilde

tartışıldığı, Yargıtay incelemesi aşamalarında da başvurucuların ileri sürdüğü

temyiz sebeplerinin değerlendirilip yerinde görülmediğinin belirtildiği, başvurucuların

sonuca etkili herhangi bir delilin toplanmadığı yönünde bir iddialarının

olmadığı gibi soruşturmanın eksikliğine neden olabilecek herhangi bir hususun

da bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeple başvurucuların kızına yönelik eylemin

cezasız kaldığına dair iddia yönünden yetkili makamlardan kaynaklanan herhangi

bir eksiklik bulunmadığı ve yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne

ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olduğu kanaatine varılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının ve bu yasakla bağlantılı

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul

boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

7/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Nefise

ERDOĞAN

2.

Abdurrahman ERDOĞAN

Vekili

:

Av. Semire

NERGİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4616, 7 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. İşkence ve Kötü
  9. B. Yaşam Hakkının İhlal
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Yıldırım
  12. Paksüt
  13. Kömürcü
  14. Akıncı
  15. Deveci
  16. Erdoğan
  17. Nergiz
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4616
Tarih
7 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • E.d. Başvurusu (B. No: 2015/1668)
  • Hasan İşten Başvurusu (B. No: 2015/1950)
  • Vedat Ayar Başvurusu (B. No: 2014/12721)
  • Caziye İnal Başvurusu (B. No: 2014/9888)
  • Mehmet Çolakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/15355)
  • Hüseyin Şahin Başvurusu (B. No: 2014/10262)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.