İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6209)

1. Başvuru, tutuklu ve hükümlülerin kendi aralarında sohbet

Başvuru No2013/6209Tarih29 Haziran 2016Okuma35 dk · 7.091 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Temiz Başvurusu

Karar tarihi
29 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2013/6209
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.091 kelime·35 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklu ve hükümlülerin kendi aralarında sohbet

ettikleri, ziyaretçi kabul ettikleri ve aileleriyle açık görüş yaptıkları

mekâna ceza infaz kurumu idaresi tarafından dinleme cihazı yerleştirilmesi ve

bu suretle konuşmaların kayıt altına alınması nedeniyle özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/8/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/11/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/11/2015tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm tarafından 29/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 29/2/2016

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

4/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

8/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 17/5/2016 tarihinde ibraz etmiştir

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. (Kapatılan) Diyarbakır 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin

15/12/1995 tarihli ve E.1995/46, K.1995/738 sayılı kararı ile “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediği

kanaati ile başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu, Ankara Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

11. Mahkûmlar tarafından 15/3/2013 tarihinde, Ceza İnfaz

Kurumunun B1 Blok açıkgörüş salonunda masaların

altına yerleştirilmiş vaziyette ortam dinleme cihazları bulunmuş vecihazlar yetkililere teslim edilmiştir.

12. Mahkûmlar ve Ceza İnfaz Kurumu nöbetçi 2. müdürü tarafından

imzalı 15/3/2013 tarihli tutanakta anılan tarihte, saat 10:30'da B1 Blok açıkgörüş salonunda toplam dört adet ortam dinleme cihazı

bulunduğu, kurum fotoğrafçısı tarafından cihazların fotoğrafının çekildiğibelirtilmiştir.

13. Başvurucu ve birçok mahkûm görüş salonunaCeza

İnfaz Kurumu idaresi tarafından dinleme cihazı yerleştirildiği, bu suretle

konuşmalarının kayıt altına alındığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur.

14. Başvurucu 20/3/2013 tarihli suç duyurusu dilekçesinde, görüş

salonunda tutuklu ve mahkûmların hem kendi aralarında sohbet edebildikleri hem

de aileleriyle açık görüş yaptıkları ve diğer ziyaretçilerini kabul

ettiklerini, bu konuşmalarının dinlenmiş olması nedeniyle özel hayatın

gizliliği ilkesine aykırı davranıldığını, söz konusu mekânda bulunan kamera

kayıtlarının incelenerek dinleme cihazlarının kim tarafından yerleştirildiğinin

bulunmasını ve ilgililerin cezalandırılmasını talep etmiştir.

15. Aralarında başvurucunun bulunmadığı bir grup mahkûmun

dilekçesi Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının (önceki ismiyle Sincan

Cumhuriyet Başsavcılığı)2013/8990 sayılı soruşturma dosyasında işleme konmuş ve

soruşturma açılmıştır.

16. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/8990 sayılı

dosyasında yer alan6/5/2013 tarihli "Dosya

İnceleme Tutanağı"nda

şu tespitlere yer verilmiştir:

"Ankara 2 No.lu F Tipi ...Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü/tutuklu olarak bulunan ...nın

kurumda dinleme cihazı bulunması ile ilgili şikayetleri üzerine yürütülen

soruşturmada C.Başsavcılığımız tarafından kurum

müdürlüğüne, kurum bünyesinde dinleme yapılması ile ilgili mahkeme kararı

bulunup bulunmadığının, varsa ... kararın gönderilmesi talebi ile yazı

yazıldığı, kurum müdürlüğü tarafından gönderilen kararın incelenmesinden Ankara (TMK 10. Maddesi ile görevli) 1 No.lu

Hakimliğinin 11/3/2013 tarihli kararı ile kararda ismi yazılı

bulunan hükümlü/tutuklular yönünden kararda belirtilen yerlerdeki

faaliyetlerinin teknik araçlar ile izlenmesine, ses veya görüntü kaydı

alınmasına dair karar verildiği görülmekle mahkeme kararının dosya içine alınmamasına,

dosya inceleme tutanağının imza altına alınmasına karar verildi."

17. Aynı dosyada bulunan ve Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere

Bürosuna gönderilen 13/5/2013 tarihli yazıda, yapılan aramalar sonunda Ceza

İnfaz Kurumu B1 Blok açık görüş salonunda toplam dört adet dinleme cihazı

bulunduğu, avukat görüşme odasında dinleme cihazı bulunmadığı bildirilmiştir.

18. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca aralarında

başvurucunun bulunmadığı bir grup mahkûmun şikâyetiyle ilgili olarak yürütülen

soruşturma sonucunda 6/5/2013 tarihli ve Soruşturma No: 2013/8990, K.2013/4407

sayılı kararla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"C. Başsavcılığımız tarafından kurum

müdürlüğüne yazılan 30/4/2013 tarihli yazı ile tespit edilen dinleme cihazının

yerleştirilmesi ile ilgili yetkili mahkeme kararı bulunup bulunmadığının

sorulduğu, kurum müdürlüğü tarafından gönderilen Ankara (TMK 10. maddesiyle

görevli) 1. No.lu Hakimliğinin kararının incelenmesinde konuyla ilgili

olduğunun görüldüğü, dolayısıyla iddia edilen dinlemenin mahkeme kararına

dayandığı, kurum görevlilerinin suç işleme durumlarının bulunmadığı anlaşıldığından,

şüpheli kurum görevlileri hakkında üzerlerine atılı suçtan dolayı kamu adınakovuşturma yapılmasına yer olmadığına...karar

verildi."

19. Anılan karara ilgililer tarafından yapılan itiraz Ankara 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli ve2013/537Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

20. Başvurucunun 20/3/2013 tarihli suç duyurusu dilekçesinin de

aralarında bulunduğu diğer bir grup mahkûmun dilekçesi ise Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/13320 sayılı soruşturma dosyasında işleme

alınmış; Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/5/2013 tarihli ve2013/13320, K.2013/5500

Soruşturma sayılı kararla "Bahse konu

iddialarla ilgili Başsavcılığımızın 2013/8990 sayılı dosyasında soruşturma

yapılarak soruşturma sonucunda dinleme aletinin yerleştirilmesinin yetkili ve

görevli mahkeme kararına dayandığı gerekçesiyle 6/5/2013 tarihli ve K.2013/4407

sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin tespit edildiği,

aynı suçtan aynı şüpheliler hakkında yeni delil bulunmaması sebebiyle ...kamu davası

açılamayacağı anlaşıldığı..." gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

21. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Karar Masası tarafından

Anayasa Mahkemesine gönderilen 8/2/2016 tarihli yazı ve eklerinde, başvurucunun

anılan karara 10/6/2013 tarihli itirazınınAnkara 6.

Ağır Ceza Mahkemesinin 1/7/2013 tarihli ve 2013/605 Değişik İş sayılı kararı

ile reddedildiği bildirilmiştir.

22. Ancak Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/7/2013 tarihli ve

2013/605 Değişik İş sayılı kararının, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının

2013/13320, K.2013/5500Soruşturma sayılı kararı hakkında olmadığı, (3/5/2013

tarihli ve 2012/3183 soruşturma sayılı ek takipsizlik kararına ilişkin olduğu),

itiraz edenler arasında başvurucu Ahmet Temiz'in isminin de bulunmadığı, buna

karşılık anılan kararın 29/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği tespit

edilmiştir. Başvurucu 5/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Başvurucunun itirazı üzerine verilen kararın gönderilmesine

dair Anayasa Mahkemesinin yazısına Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Karar Masası

tarafından verilen 12/4/2016 tarihli cevapta, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

8/4/2016 tarihli ve 2013/605 Değişik İş sayılı kararıyla anılan Mahkemenin

1/7/2013 tarihli ve 2013/605 Değişik İş sayılı kararının 31/5/2013 tarihli ve

2013/13320, K.2013/5500 Soruşturma sayılı karara ilişkin olduğu, karardaki

olaya uymayan ibarelerin sehven yazılmış olduğunun anlaşıldığı bildirilmiştir.

24. Anayasa Mahkemesinin 21/3/2016 tarihli yazısıyla Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz

Kurumu Müdürlüğünden ortam dinlemesi yapılmasına dair(TMK

10. madde ile görevli) Ankara 1 No.lu Hâkimliğinin 11/3/2013 tarihli kararının

gönderilmesi istenilmiştir.

25. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Karar Masasının 5/4/2016

tarihinde kayda giren 31/3/2016 tarihli yazısı ekinde "Gizli" ibareli olarak anılan

karar gönderilmiştir.

26. (TMK 10. madde ile görevli) Ankara 1 No.lu Hâkimliğince

verilen 11/3/2013 tarihli ve K.2013/172 sayılı kararda (TMK 10. madde ile

görevli) AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca isimleri

belirtilen şahıslar hakkında soruşturma yürütülmekte olduğu, bu kapsamda teknik

araçlarla izleme kararı talep edildiği, soruşturma dosyası kapsamına göre talep

edilen tedbirin soruşturmayı açıklığa kavuşturacak nitelikte olduğu, teknik

araçlarla izleme sayesinde örgütlü suçlarla mücadelede elde edilen kazanımlar

dikkate alınarak ve başka suretle delil elde etme olanağı bulunmadığı

anlaşıldığından kararda isimleri yazılı bulunan hükümlü/tutuklular yönünden

kararda belirtilen yerlerdeki faaliyetlerin teknik araçlar ile izlenmesine, ses

veya görüntü kaydı alınmasına karar verilmiştir. Anılan kararda söz konusu

tedbirin Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunun açık görüş

alanında 15/3/2013 tarihinden geçerli olmak üzere bir hafta süreyle

uygulanacağı belirtilmiştir. Kararda, ilgili mahkûmlar yönündenteknik

araçlarla izleme tedbirinin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 140. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca uzatıldığı ifade

edilmiştir. Bununla birlikte ilk defa hangi tarihte söz konusu tedbirin

uygulanmaya başlandığı belirtilmemiştir.

27. (TMK 10. madde ile görevli) Ankara 1 No.lu Hâkimliğince

verilen 11/3/2013 tarihli teknik araçlarla izlemeye ilişkin kararda

başvurucunun ismi bulunmamaktadır.

28. Aynı konuda Ankara Valiliği İl İnsan Hakları Danışma ve

Başvuru Masası tarafındanCeza İnfaz Kurumunda

inceleme yapılmış, aralarında başvurucunun da bulunduğu mahkûmlarla görüşmeler

gerçekleştirilmiştir. Bu inceleme sonucunda hazırlanan ve Ankara Valiliğinin

17/7/2013 tarihli ve 17751 sayılı yazısıyla Ankara Batı Cumhuriyet

Başsavcılığına da gönderilen 28/5/2013 tarihli raporda, başvurucunun, dinleme

cihazlarının bulunmasına bizzat şahit olmadığı ancak cihazların açık görüşe

çıkılan sohbet alanında bulunmuş olması nedeniyle tedirginlik duyduğunu ifade

ettiği bildirilmiştir.

B. İlgili Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel hayatın gizliliğini ihlal"

kenar başlıklı 134. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

" Kişilerin özel hayatının gizliliğini

ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi

halinde, verilecek ceza bir kat artırılır."

30. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Hükümlüyü

ziyaret" kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:

" (1) Hükümlü,

belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları

ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma

kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve

adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir

saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir. (Ek

cümle: 24/1/2013-6411/9 md.) Çocuk hükümlüler için

ziyaret süresi bir saatten az, üç saatten fazla olmamak üzere belirlenir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenler dışındaki

kimselerin ziyaretine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı olarak izin

verilebilir.

(3) Görüşler, koşul ve süreleri Adalet

Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle kapalı ve açık olmak üzere iki biçimde

yaptırılır."

31. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in "Kapalı görüş" kenar başlıklı 7.

maddesi şöyledir:

“Kapalı görüş, hükümlü ve tutuklular ile

ziyaretçilerinin her türlü maddi temasının önlendiği, konuşulanların hazır bulunan

görevli tarafından işitilebilecek şekilde izlenebildiği ve ceza infaz kurumu

idaresinin bu iş için tahsis ettiği özel bölümde yapılan görüşmelerdir.”

32. Anılan Yönetmelik'in "Açık

görüş"kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Açık görüş, hükümlü ve tutuklular ile ziyaretçilerinin maddi temasına imkan verecek şekilde, konuşulanların hazır bulunan görevli

tarafından işitilebildiği ve izlenebildiği, ceza infaz kurumunun bu iş için

tahsis edilmiş özel bölümünde yapılan ziyaret ve görüşmelerdir.”

33. Anılan Yönetmelik'in "Açık

görüş yapılacak yer"kenar

başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“Açık görüşler, ceza infaz kurumunun oda ve

eklentileri dışında, bu iş için ayrılmış özel bölümünde, bulunmadığı takdirde,

ceza infaz kurumu müdürünün uygun göreceği yerde yaptırılır."

34. Anılan Yönetmelik'in "Görüş

süresi ve saatleri" kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Açık ziyaretler, bir saatten fazla olmamak

kaydıyla 09.00 - 17.00 saatleri arasında yaptırılır.

Ziyaret süresi, görüşmenin fiilen başladığı andan itibaren işler.”

35. Anılan Yönetmelik'in "Açık

görüşe ilişkin diğer konular" kenar başlıklı 18. maddesi

şöyledir:

“Hükümlü ve tutuklu sayısının, verilen açık

görüş günü sayısına bölünmesi suretiyle, görüş gününe kadar gruplar

oluşturulur, her grubun görüş günü ve saatleri, ailelerine bildirilmek üzere,

hükümlü ve tutuklulara tebliğ edilir ve hazırlanan program ayrıca koğuşlara ve

ziyaretçilerin görebileceği uygun yerlere asılır.

Belirtilen gün ve saatler dışında görüş

yaptırılmaz, bir defa görüş yapan hükümlü ve tutuklular ile ziyaretçilere aynı

görüşle ilgili olarak ikinci defa izin verilmez.

Her grubun açık görüşü bittikten sonra, görüş

yerinde bulunan hükümlü ve tutuklular, görevliler nezaretinde dikkatli bir

şekilde arandıktan sonra koğuş veya odalarına götürülerek burada sayılır.

Kimlikleri, fotoğraflı belgelerle kontrol edilir, grup mevcudunun tam olduğunun

anlaşılması üzerine, ziyaretçilerin kurum dışına çıkmasına izin verilir.

Açık görüşlerde, görüş mahallinde yeteri kadar

dış güvenlik görevlisi gözlemci olarak bulundurulur.

Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde kalan hükümlüler görüşlerini her zaman açık

görüş şeklinde yapar.”

36. Bakanlığın 22/1/2007 tarihli ve 45/1 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler Hakkında Genelge'sinin "Ortak

Etkinlikler" başlıklı üçüncü bölümünde aşağıdaki hususlar

düzenlenmiştir:

“(1) Hükümlü ve tutuklular işledikleri

suçlara, kurumdaki davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre gruplandırılarak,

güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, kendileri için hazırlanmış

iyileştirme programları çerçevesinde eğitim, spor, meslek kazandırma ve çalışma

ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılırlar. Bu faaliyetler yüksek

güvenlikli kurumlar ile diğer kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde on

kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde yürütülür. Programların süresi ve katılacak

hükümlü tutuklu sayısı her programın özelliği, güvenlik koşulları ve kurumun

olanakları dikkate alınarak idare ve gözlem kurulunca belirlenir. İyileştirme programlarının

amaca aykırı sonuçlar verdiği tespit edilen hükümlü ve tutuklular yönünden bu

uygulamaya son verilebilir veya gerekli değişiklikler yapılabilir.

...

(13) Güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı

ölçüde, idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen istekli hükümlü ve

tutuklular, 10 kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde ve idarenin gözetiminde, açık

görüş alanlarında veya diğer ortak yerlerdeki sosyal faaliyetler çerçevesinde

haftada toplam 10 saati aşmamak üzere sohbet amacıyla bir araya getirilebilir.

Bu faaliyet hafta içerisinde açık görüş, avukat ve ziyaretçi görüşlerini

aksatmayacak şekilde yaptırılır.”

37. 5271 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan "Teknik araçlarla izleme" kenar

başlıklı 140. maddesi şöyledir:

“(1) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri

bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın

kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses

veya görüntü kaydı alınabilir:

a) Türk Ceza Kanununda

yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde

79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve

ticareti (madde 188),

4. Parada sahtecilik (madde 197),

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi

ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

6. (Ek: 25/5/2005 – 5353/19 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3)

7. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),

8. Rüşvet (madde 252),

9. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini

aklama (madde 282),

10. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu

örgütlere silah sağlama (madde 315),

11. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk

(madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),

Suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer

Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan

ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan

suçlar.

(2) Teknik araçlarla izlemeye hâkim, gecikmesinde

sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir.

Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmidört

saat içinde hâkim onayına sunulur.

(3) Teknik araçlarla izleme kararı en çok dört

haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya mahsus olmak

üzere uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/19 md.)

Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli

görülmesi halinde, hâkim bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit

defalar uzatılmasına karar verebilir.

(4) Elde edilen deliller, yukarıda sayılan

suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma dışında kullanılamaz; ceza

kovuşturması bakımından gerekli olmadığı taktirde Cumhuriyet savcısının

gözetiminde derhâl yok edilir.

(5) Bu madde hükümleri, kişinin konutunda

uygulanamaz.”

38. 14/2/2007 tarihli ve 26434 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla

Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme

Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in “Teknik araçlarla izleme talebi ve kararı" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

" (1) Bu Yönetmeliğin 18 inci maddesinde

belirtilen suçlardan biri dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suçun

işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle

delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki

faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı

alınabilir.

(2) Cumhuriyet savcısı, birinci fıkradaki

koşulların varlığı halinde, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk

görevlileri tarafından kendisine bildirilen teknik araçlarla izlemeye ilişkin

bilgi ve belgeleri de ekleyerek karar vermesi için hâkimden talepte bulunur.

(3) Cumhuriyet savcısı gerekli koşulların

varlığını saptadığında, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde teknik araçlarla

izlemeye karar verebilir ve kararını 24 saat içinde hâkimin onayına sunar. Bu

talebi sırasındakararını verdiği saat ile hâkimden

talepte bulunduğu saati belirtir. Talebi alan hâkim nöbeti bitse de evrakı

sonuçlandırmakla yükümlüdür. Hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde

tedbir kararı Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(4) Bu işlerde görevlendirilecek katipler ağır

ceza merkezlerinde komisyon tarafından, diğer yerlerde ceza hâkimleri ile

Cumhuriyet Başsavcısı veya kıdemli Cumhuriyet savcısı tarafından birlikte

belirlenir. Cumhuriyet başsavcılığınca gönderilen talebin üzerine hâkim

tarafından havale yapılır. Talep, mahkemenin değişik iş defterine içeriği

gösterilmeksizin bu iş için görevlendirilen ilgili zabıt katibi

tarafından kaydedilir. Hangi mahkemenin değişik iş defterine kaydedilmişse iş o

mahkemenin hâkimi tarafından sonuçlandırılır. Verilen kararlar tutanakla

Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir ve mahkeme kaleminde kalan suretinin

gizli tutulması için ilgili hâkim tarafından gerekli tedbir alınır. Söz konusu

kararlar tedbir süresince değişik iş kartonuna takılmaz. Tedbirin sona erdiği

öğrenildiğinde ilgili kartonuna ilave edilir.

(5) Bütün bu işlemler sırasında gizliliğe

uyulur.

(6) Teknik araçlarla izlemeye ilişkin kararlar

kolluğa yazılı olarak bildirilir.”

39. Anılan Yönetmelik'in "Teknik

araçlarla izlemeye ilişkin talep ve kararların içeriği" kenar

başlıklı 16. maddesi şöyledir:

" (1) Teknik araçlarla izlemeye ilişkin

talep ve kararlarda aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

a) Soruşturma numarası,

b) İzlenecek şüpheli veya sanığın kimliği,

c) Kararın hangi suçun soruşturulması için

istendiği, bu suça ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin neler olduğu,

ç) İzleme süresi,

d) Başka suretle delil elde edilmesi imkânının

bulunmadığı hakkındaki açıklama, bilgi veya belgeler. "

40. Anılan Yönetmelik'in "Tedbirin

kapsamı" kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

" (1) Teknik araçlarla izlemeye ait talep

ve kararlar aynı soruşturmayla ilgili olmak üzere birden fazla kişiyi

kapsayabilir.

(2) Karar süresince, izlenecek kişilerin

işyeri veya kamuya açık yerlerdeki tüm faaliyetleri izlenebilir, görüntülenebilir

ve kayda alınabilir. Kişilerin konut olarak kullandığı yerlerde teknik

araçlarla izleme yapılamaz.

(3) İzlemeden maksat, belirli bir süre devam

eden ve kişilerin hareket veya ilişkilerinin görüntülenmesi ya da yaptıkları

konuşmalarının tespiti amacını güden işlemlerdir.

(4) Kişilerin işledikleri suçların delil, iz,

emare ve eserlerinin tespiti maksadıyla yapılmış bireysel saptamalar izleme

sayılmaz."

41. Anılan Yönetmelik'in "Tedbirinuygulanabileceği suçlar" kenar

başlıklı 18. maddesi şöyledir:

"Teknik araçlarla

izleme tedbiri ancak Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı

maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin iki, yedi ve sekizinci fıkralarında yer alan

suçların bir terör örgütünün faaliyeti kapsamında işlenmesi hâlinde bu suçlar

için de teknik araçlarla izleme tedbirine başvurulabilir."

42. Anılan Yönetmelik'in "Teknik

araçlarla izleme işlemi" kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:

" (1) İzlenen kişinin iş yeri ve kamuya

açık yerlerdeki her türlü faaliyeti teknik araçlarla gizli olarak

gözetlenebilir, izlenebilir, ses ve görüntü kaydı alınabilir.

(2) Ses kayıtları bu Yönetmeliğin ekinde yer

alan EK-3 sayılı Teknik Araçlarla İzleme Sonucu Elde Edilen Konuşmaların

Çözümüne İlişkin Tutanak ile yazılı metin haline getirilir. Görüntü kayıtları

belge haline getirilebilir. Ses ve görüntü kayıtlarının belgelendirilmeleri

sırasında uzmanlardan yararlanılabilir. Belgelendirme işlemleri bir tutanağa

bağlanır.

(3) Ses ve görüntü kayıtlarının tümü

mühürlenerek Cumhuriyet savcısına teslim edilir."

43. Anılan Yönetmelik'in "Süre"

kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

" (1) Teknik araçlarla izlemeye en fazla

dört haftalık süre için karar verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya

mahsus olmak üzere dört haftadan fazla olmamak kaydıyla uzatılabilir.

(2) Bu süre, örgütün faaliyeti çerçevesinde

işlenen suçlarla ilgili olarak, gerekli görülmesi hâlinde, hâkim tarafından bir

haftadan fazla olmamak üzere müteaddit defalar uzatılabilir.

(3) Teknik araçlarla izlemede süre, kararın

ilgili kolluk birimine yazılı olarak tebliğinden itibaren başlar. Karar en geç

24 saat içerisinde kolluk birimine ulaştırılır. Aksi hâlde süre 24 saatin

sonunda işlemeye başlar.

(4) İzleme süresi kesintisiz olarak devam

eder. Bu süre içinde gerçekleştirilen işlemler ve ara vermeler yazılı olarak

kayda alınır.

(5) Kararın uygulanması sırasında, Kanunda

öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir

Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile derhâl kaldırılır."

44. Anılan Yönetmelik'in "İmha"

kenar başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"Tedbir kararının uygulanması sırasında

şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen

kararın hâkim tarafından onaylanmaması hâlinde, tedbirin uygulanmasına

Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda elde edilen

deliller Cumhuriyet savcısının gözetiminde uygun görülen şekilde derhal imha edilir

ve bu hususta bir tutanak düzenlenir.

(2) Teknik izleme sürecinde elde edilen

deliller ceza kovuşturması bakımından gerekli olmadığı takdirde Cumhuriyet

savcısının gözetiminde derhâl yok edilir ve durum bu Yönetmeliğin ekinde yer

alan EK-2 sayılı İmha Tutanağına kaydedilir.

(3) Veri taşıyıcısının üzerindeki kayıtların

silinmesi suretiyle de birinci fıkra hükümleri yerine getirilebilir. Başka bir

kopyanın da kalmadığı açıkça belirtilerek silme işlemi tutanağa bağlanır.

(4) Veri taşıyıcısının Cumhuriyet

başsavcılığına gönderilmesinden sonra gerekmesi hâlinde imha işlemi Cumhuriyet

savcısının belirleyeceği yöntemle gerçekleştirilir."

45. Anılan Yönetmelik'in "Teknik

araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen deliller" kenar

başlıklı 22. maddesi şöyledir:

"Teknik araçlarla izleme sırasında

yapılmakta olan soruşturmayla ilgisi olmayan ancak, 18 inci maddede belirtilen

suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi

hâlinde; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet başsavcılığına

derhâl bildirilir."

46. Avrupa Konseyi

Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC

(2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararları'nda hükümlü ve

tutukluların dış dünya ile ilişkilerine dair kısmı şöyledir:

"Dış Dünya ile İlişki

24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta

mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle

ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin

mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

24. 2 Devam etmekte olan bir ceza

soruşturması, emniyet, güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç

işlenmesinin önlenmesi ve suç mağdurunun korunması için gerekli görülmesi

halinde, haberleşme ve ziyaretlere kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak

adli bir merci tarafından konulan özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür

kısıtlamalar yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.

24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurması

kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları belirlemelidir,

24.4. Ziyaretler için yapılan düzenlemeler,

mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine

ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.

24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla

yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun

için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 29/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu ve mahkûmların hem

kendi aralarında sohbet edebildikleri hem de aileleriyle açık görüş yaptıkları

ve diğer ziyaretçilerini kabul ettikleri mekânda 15/3/2013 tarihinde dinleme

cihazları bulunduğunu, aynı yerde kendisinin de ailesi ve arkadaşları ile

yaptığı görüşmelerin bu suretle dinlenerek kayıt altına alındığını, bu şekilde

mahremiyetine dokunulduğundan 5237 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri ile Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin ve Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; faillerin cezalandırılması ve 5.000 TL manevi tazminat verilmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20).

50. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Bir ihlal iddiasına ilişkin

olarak başvurulabilecek birden fazla etkili başvuru yolunun bulunması durumunda

kural olarak başvurucunun aynı amacı taşıyan başvuru yollarının tamamını

tüketmesi beklenemez. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit

başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk

sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların

uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde

ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru

yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip

getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §§

28-30).

51. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında

Anayasa'nın 20. maddesi esas itibarıyla bireyi kamu makamlarının keyfî

müdahalesine karşı korumakla birlikte devletin sadece böyle bir müdahalede

bulunmaktan kaçınmasını gerektirmemekte, belirtilen negatif yükümlülüğün yanı

sıra özel ve aile yaşamına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi noktasındaki

pozitif yükümlülükleri de kapsamına almaktadır. Bu yükümlülükler, bireylerin

kendi aralarındaki ilişkiler alanında olsa dahi özel yaşama saygıyı sağlamayı

hedefleyen tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. Anayasa'nın 20. maddesi "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte ele alındığında belirtilen

pozitif yükümlülüklere işaret etmektedir. Ancak devletin bu müdahalelere karşı etkili

mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türlerinin

tamamı açısından mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli

kılmaz. Bireyin korunması iddiaya konu müdahale ve korunan hukuki yarara bağlı

olarak hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür (Işıl

Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, §

43).

52. Ancak başvuruya konu olayda söz konusu olduğu gibi özellikle

konusu suç teşkil eden ve kişinin özel hayat unsurları üzerinde önemli etkiler

doğuran eylem biçimleri açısından farklı bir değerlendirme yapılması gerekir (Mehmet Arif Kılınç,

B. No: 2013/1656, 16/7/2014, § 26).

53. 5237 sayılı Kanun'un 134. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca özel hayatın gizliliğini ihlal suçtur. Dolayısıyla somut olayda konusu

suç teşkil eden ve bireyin ailesi ve arkadaşlarıyla yaptığı görüşmelerin

izlenerek kayda alınmasına dair bir müdahale iddiasının söz konusu olması

nedeniyle başvurucunun faillerin ortaya çıkarılması için başvurduğu ceza soruşturmasının

daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu

olduğu anlaşılmaktadır.

54. Bu durumda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

55. Başvurucu; Cezaevinde kendi aralarında sohbet ettikleri ve

aileleriyle açık görüş yaptıkları mekânda Cezaevi idaresi tarafından

yerleştirilen dinleme cihazlarının bulunduğunu, kendisinin de görüşmelerinde

anılan mekânı kullandığını, görüşmelerinin bu şekilde kaydedilmiş olması

nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirlik yönünden başvurucu

hakkında teknik araçlarla izlemeye dair bir karar bulunmadığından başvurucunun

özel hayatına müdahalede bulunulmadığı, bu nedenle mağdur sıfatı yönünden

değerlendirme yapılması gerektiği, esas bakımından ise Ankara 1 No.lu Hâkimliği

tarafından verilen karara uygun olarak tedbir uygulandığı, söz konusu tedbirin

Sözleşme'nin 8. maddesi ve Anayasa'nın 20. maddesinde öngörülen güvencelere

uygun olduğunun değerlendirildiği bildirilmiştir.

57. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta hakkında

verilmiş bir mahkeme kararı olmadığı hâlde görüşmelerinin kayda alınmasının

ihlal oluşturduğunu, Cezaevindeki kamera görüntülerinin incelenerek faillerin

bulunmasını talep etmesine rağmen Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı şikâyeti

yeterince incelemeden reddettiğini belirtmiştir.

58. Anayasa'nın "Özel

hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar..."

59. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayata ve aile

hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahip

olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşme'nin 8. maddesinde de özel ve aile

hayatına saygı hakkı korunmuştur. Bu kapsamda özel hayata saygı hakkı, gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de

güvence altına alınmaktadır.

60. “Özel hayat”, “özel bir sosyal hayat” sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini

geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B.

No: 2013/9660,21/1/2015,§ 31). Bu yönü ile birlikte

değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere

çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §

45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29; Bülent Polat [GK], B. No:

2013/7666, 10/12/2015,§ 62).

61. Bir kişinin diğer kişilerle etkileşime geçtiği alan, kamuya

açık bir alan olsa bile kişinin "mahremiyet meşru beklentisine" sahip

olduğunu gösteren koşulların var olması hâlinde "özel hayat" kapsamına girebilecektir (P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, B. No:

44787/98, 25/9/2001, § 56; Peck/Birleşik Krallık, B. No: 44647/98 , 28/01/2003,§ 57).

62. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), görsel verileri

kaydetmeyen bir cihazla görüntü alınarak kişinin hareketlerinin ve

yaşadıklarının kamuya açık alanda izlenmesinin özel hayatın kendisine bir

müdahale teşkil etmediğini belirtmektedir (Perry/Birleşik

Krallık, B. No: 63737/00, 17/7/2003, § 38). Ancak kamu alanındaki bu

tür bilgilerin düzenli veya kalıcı olarak kaydı söz konusu olunca özel hayatla

ilgili konular ortaya çıkabilir. Yani eğer izleme sistemli bir şekilde yapılıyorsa

ve kayıt altına alınıyorsa bireyin özel yaşamına müdahale söz konusu

olabilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Rotaru/Romanya [BD], B. No:

28341/95, 4/5/2000, §§ 43, 44).

63. AİHM'e göre bir kişinin evinin

veya özel mülkünün dışında alınan önlemlerin, kişinin özel hayatına dâhil olup

olmadığının belirlenmesinde gözönünde bulundurulması

gereken birkaç unsur vardır. İnsanlar bazen kamuya açık bir biçimde

kaydedilebilen veya rapor edilebilen faaliyetlere bilerek dâhil oldukları için

kişinin mahremiyet hakkındaki makul beklentileri, kararı belirleyen etken

olmasa da önemli olabilir. Sokakta yürüyen bir kişi, kaçınılmaz olarak orada

bulunan diğer kişiler tarafından görünür olacaktır. Teknolojik yöntemlerle aynı

kamusal mekânın izlenmesi de (kapalı devre televizyon ile güvenlik

görevlilerinin izlemesi) benzer özelliktedir. Ancak kamu alanındaki bu tür

bilgilerin düzenli veya kalıcı olarak kaydı söz konusu olunca özel hayatla

ilgili konular ortaya çıkmaktadır. İşte bu nedenle güvenlik görevlileri

tarafından belirli bir birey hakkında toplanan dosyalar, söz konusu bilgi

müdahaleci veya gizli bir yöntemle toplanmamış olsa bile Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamına girer (P.G. ve

J.H./Birleşik Krallık, § 57).

a. Müdahalenin Varlığı

64. Kamu makamlarının, bireyin özel ve aile hayatına, haberleşme

hürriyetine ve haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale

etmelerinin önlenmesi, Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında

yer almaktadır. Bireylerin kamu makamları tarafından gizli bir şekilde

izlenmesi özel ve aile hayatına yönelik ağır bir müdahale oluşturur (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Klass ve

diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/9/1978,§

41; Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00,

24/6/2004, §§51, 52).

65. Başvurucu tutuklu ve hükümlülerin kendi aralarında sohbet

ettikleri, ziyaretçi kabul ettikleri ve aileleriyle açık görüş yaptıkları

mekâna Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından dinleme cihazı yerleştirilmesi ve

bu suretle konuşmaların kayıt altına alınması nedeniyle özel ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

66. Olay ve olgular kısmında da belirtildiği üzere (TMK 10.

madde ile görevli) Ankara 1. No.lu Hâkimliğince verilen 11/3/2013 tarihli

kararla, isimleri belirtilen hükümlü/tutuklular yönünden 2 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunun açık görüş alanında 15/3/2013 tarihinden

geçerli olmak üzere bir hafta süreyle teknik araçlarla izleme yapılmasına

hükmedilmiştir. Kararda başvurucunun ismi bulunmamaktadır. Ceza İnfaz Kurumu 2.

Müdürü ve bazı mahkûmların birlikte düzenlediği 15/3/2013 tarihli tutanakta,

anılan tarihte, saat 10.30'da B1 Blok açıkgörüş

salonunda toplam dört adet ortam dinleme cihazı bulunduğu belirtilmiştir (bkz.

§ 12).

67. Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında

Yönetmelik'in "Açık görüş"kenar başlıklı 13. maddesi

uyarınca açık görüşte, hükümlü ve tutuklular ile ziyaretçilerininkonuşmalarının

hazır bulunan görevli tarafından işitilebilmesi ve izlenmesi mümkündür. Ancak

somut olaydaki durum bundan farklıdır. Somut olayda, açık görüş alanında

konuşmaları gizli şekilde ve sürekli olarak kaydedebilen teknik dinleme

cihazları bulunmuştur. Dolayısıyla yukarıda da belirtildiği üzere izlemenin

sistemli bir şekilde yapılması ve görüşmelerin kayıt altına alınması durumunda

bireyin özel yaşamına müdahale söz konusu olabilmektedir. AİHM kararlarında

mahkûmların görüşmelerinin izlenmesi ve gözlemlenmesinin onların belli bir

mahremiyete sahip olduğu düşüncesini ortadan kaldırmadığı, konuşmaların

kaydedilmesinin özel hayata müdahale kabul edilmesi gerektiği ifade

edilmektedir (Wisse/Fransa, B. No: 71611/01, 20/12/2005, §

30).

68. Dosyada başvurucunun tekniktakibe

ilişkin tedbirin uygulandığı tarihlerde açık görüş alanında ziyaretçileriyle

görüşüp görüşmediği konusunda bir bilgi bulunmamakla birlikte söz konusu

mekânın tüm tutuklu ve mahkûmlar tarafından kullanılabilen dolayısıyla

başvurucunun da kullanımına açık bir mekân olması nedeniyle başvurucunun özel

hayata saygı hakkına ilişkin makul ve savunulabilir bir iddiasının bulunduğu

anlaşılmıştır.

69. Başvuru konusu olayda özel hayata saygı hakkının usul boyutu

yönünden yapılan incelemede (bkz. §§ 87, 88) ayrıntılı bir şekilde ortaya

konduğu üzere başvurucunun teknik araçlarla izleme tedbirinin uygulandığı

tarihlerde açık görüş alanında ziyaretçileriyle görüşüp görüşmediği, görüşmüş

ise görüşmelerinin kamu makamları tarafından kayda alınıp alınmadığı, hakkında

bu şekilde kayıt tutulmuş ise bu kayıtların akıbeti hususları bilinmemektedir.

Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kamera kayıtlarının incelenerek dinleme

cihazlarının kim tarafından yerleştirildiğinin bulunmasını ve ilgililerin

cezalandırılmasını talep ederek suç duyurusunda bulunmuş; Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada anılan hususlar hakkında araştırma

ve değerlendirme yapılmamıştır.

70. Bireysel başvuru dosyasında teknik araçlarla izlemeye dair

söz konusu tedbirin ilk defa hangi tarihteuygulamaya

konulduğu hususunda bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte teknik araçlarla

izlemeye dair (TMK 10. madde ile görevli) Ankara 1. No.lu Hâkimliğince verilen

kararda tedbirin uzatıldığından bahsedilmesinden dolayı söz konusu tedbirin

15/3/2013 tarihinden daha önceki bir tarihten itibaren uygulandığı

anlaşılmaktadır.

71. Buna göre söz konusu mekânın tüm tutuklu ve mahkûmlar

tarafından kullanılabilen, dolayısıyla başvurucunun da kullanımına açık bir

mekân olması ve teknik araçlarla izleme tedbirinin cihazların bulunduğu

15/3/2013tarihinden daha önceki bir tarihten itibaren uygulanması nedeniyle

başka mahkûmlar hakkında mahkeme kararına dayanan teknik takibin icra edildiği

mekânda başvurucunun da ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmeler yapmış olması ve

dolayısıyla bu görüşmelerin de kamu makamları tarafından izlenerek kayda

alınmış olması makul bir olasılıktır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturma sonucunda bu durumun aksine bir tespitin yapılmamış olması

ve cezaevinde bulunması nedeniyle müdahaleyi ispata yarayacak bilgi ve

belgeleri temin etme imkanı sınırlı olan başvurucuya müdahalenin varlığını

ispata yönelik daha ağır bir külfet de yüklenemeyeceği dikkate alınarak,

başvurucunun hakkında verilmiş bir mahkeme kararı olmadığı hâlde özel hayata

ilişkin görüşmelerinin kayda alındığı iddiasının kabulü gerekmektedir.Buna

göre başvurucunun özel hayata saygı hakkına kamu makamlarınca müdahalede

bulunulmuş olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

72. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli

nedenlerle özel hayatın korunması hakkına sınırlamalar getirilebileceği

belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin

birçok kararında da “temel hak ve

hürriyetlerin doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu gibi Anayasa’nın

başka maddelerinde yer alan kurallar da temel hak ve hürriyetlerin doğal

sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temel hak ve özgürlüklerin kapsamının ve

objektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değil

Anayasa’nın bütünü içerisindeki anlama göre belirlenmesi gerekir”

ifadesine yer verilmiştir (AYM, E. 2012/100. K. 2013/84, 4/7/2013).

73. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

74. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer

verilen hakların kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

75. Dolayısıyla özel hayata saygı hakkına yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelenmesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

76. Temel hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda

öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani

müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

77. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların

yalnızca şeklî olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp bunların içerik

olarak belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalarına ilişkin

gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni; bireylerin gerektiğinde

hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal

yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla

uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede

öngörülebilir olmalıdır. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe

karşı uygun bir koruma sağlaması, yeterli bir netlikte yetkili makamlara

verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini tanımlaması gerekmektedir.Bununla birlikte kanun metninin tüm sonuç ve

etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden aranan açıklığın ölçüsü, söz

konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin

statüsü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu

özelliklere sahip bir kanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir nitelikte

olması gerekir (Günay Okan, B.

No: 2013/8114, 17/9/2014, § 23; Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015 §

63; AYM, E.2011/62, K.2012/2, 12/1/2012).

78. Somut olayda başvurucunun, özel hayata saygı hakkına yönelik

müdahalenin dayanağı 5271 sayılı Kanun’un "Teknik

araçlarla izleme" kenar başlıklı 140. maddesidir.Müdahale

tarihi itibarıyla yürürlükteki hâliyle 140. maddeye göre sadece sınırlı sayıda

sayılan suç türleri bakımından yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının

bulunmaması durumunda hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki

faaliyetlerinin ve iş yerinin teknik araçlarla izlenebileceği, ses veya görüntü

kaydı alınabileceği, Cumhuriyet savcısının kararını en geç yirmi dört saat

içinde hâkimin onayına sunacağı, bu madde hükümlerinin kişinin konutunda

uygulanamayacağı düzenlenmiştir. Aynı maddede hakkında teknik araçlarla izleme

tedbiri uygulanacak şüpheli veya sanığın kimliğinin Hâkim kararında açık olarak

belirtilmesinin zorunlu olduğu, tedbir kararının en çok dört hafta için

verilebileceği, bu sürenin gerektiğinde bir defaya mahsus olmak üzere

uzatılabileceği ancak örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili

olarak gerekli görülmesi hâlinde bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin

müteaddit defalar uzatılmasına karar verilebileceği belirtilmiştir. Bunun yanı

sıra teknik araçlarla izleme sırasında elde edilen delillerin maddedesayılan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma

dışında kullanılamayacağı, ceza kovuşturması bakımından gerekli olmadığı

takdirde Cumhuriyet savcısının gözetiminde derhâl yok edileceği ifade

edilmiştir.

79. Görüldüğü üzere 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesinde teknik

araçlarla izleme yapılmasına yönelik açık ve detaylı kurallar ortaya konmuş;

kamu makamlarının değerlendirme yetkisinin kapsam ve sınırları net bir şekilde

belirtilmiştir. Aynı şekildetedbirin hangi suçlar

için verileceği, süresi, kayıtların saklanma, imha edilme şartları belirlenmiştir.

Ayrıca acele hâllerde dahi dinleme tedbirinin alınmasının keyfîliğe

karşı yeterli bir güvence sağlayacak şekilde hâkim onayına tabi tutulması

öngörülmüştür. Buna göre müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü, hak ve

özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli açıklıkta ortaya koyan,

erişilebilir ve öngörülebilir niteliktedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde 5271 sayılı Kanun’un anılan maddesinin “kanunilik” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

80. Anayasa’nın 19. maddesi gereğince özgürlüğü mahkeme

kararıyla kısıtlanan hükümlü ve tutukluların, cezaevinde tutulmanın doğal

sonucu olarak sosyal ilişkilerinin sınırlandırılması kaçınılmazdır (Mehmet Koray Eryaşa,

B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89). Bunun yanında 5271 sayılı Kanun'un 140.

maddesinde sınırlı sayıda sayılan suç türleri bakımından yapılan

soruşturmalarda suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda teknik

araçlarla izleme tedbiri uygulanmasına ilişkin düzenleme, kamu düzeni ve suç

işlenmesinin önlenmesini hedeflediği bunun da Anayasa'nın 19. ve 20. maddeleri

ile Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

81. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını etkili

olarak koruma şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük,

bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve aile hayatına

saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini de

içermektedir (bkz. § 42).

82. Özel hayata saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayata saygı

hakkının sınırlanmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre demokratik toplum

düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile

sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla

ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

83. Bu bağlamda özel hayata saygı hakkına yargısal veya idari

bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına

bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idari makamların ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı

hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 54)

84. Anayasa'nın 20. maddesine uygunluğu sağlamak için gerekli

vasıtaların seçimi, kural olarak kamu makamlarının takdir alanı içinde kalmakla

birlikte yukarıda ifade edildiği üzere temel değerlerin ve özel yaşamın esaslı

yönlerinin tehlikeye girdiği ağır eylem biçimlerinin söz konusu olması

durumunda Anayasa'nın 20. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün gereği

olarak devletin belirtilen eylemleri etkili bir şekilde cezalandıran hükümleri

ihdas etme, bunları etkili soruşturma ve kovuşturma suretiyle uygulamaya

geçirme yükümlülüğü bulunduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla özel hayata saygı

hakkına ilişkin bu pozitif yükümlülükler, bireyin özel hayat unsurlarının

korunması konusunda etkili soruşturma yükümlülüğünü de kapsamına almaktadır (Mehmet Arif Kılınç,

§ 27).

85. Bu kapsamda yürütülen ceza soruşturmalarının amacı özel

hayatın gizliliğini koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde tatbiki ile

sorumluların tespiti ve etkili müeyyidelerin uygulanmasını sağlamaktır. Bu, bir

sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer

taraftan belirtilen yükümlülük, Anayasa'nın 20. maddesinin başvurucuya üçüncü

tarafları bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırılmalarını talep hakkı,

kamusal makamlara ise tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza

hükmüyle sonuçlandırma ödevi yüklediği şeklinde yorumlanamaz. Zira bireylerin

cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların incelenmesi, cezai takibatın bir

mahkûmiyet kararı ile sonuçlanması ve bu hâlde takdir edilecek cezanın miktar

ve mahiyetinin belirlenmesi Anayasa Mahkemesinin görevi dâhilinde olmayıp bu

husus esasen derece mahkemelerinin takdirindedir (Mehmet Arif Kılınç, § 28).

86. Bireysel başvuru kapsamında yapılacak değerlendirmede

yeterli usule ilişkin güvenceleri sunan etkili bir ceza soruşturması yürütülüp

yürütülmediği incelenirken soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız bir biçimde

ve kamu denetimine tabi olarak özenle ve süratle yürütülmesi ve etkili olması

unsurları araştırılmaktadır (Mehmet Arif Kılınç, § 29).

87. Somut olayda, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca

aralarında başvurucunun bulunmadığı bir grup mahkûmun şikâyetiyle ilgili olarak

yürütülen soruşturma sonucunda 6/5/2013 tarihli ve 2013/8990, K.2013/4407

Soruşturma sayılı kararla teknik takibin hâkim kararına dayandığı gerekçesiyle

kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun suç

duyurusu dilekçesinin de aralarında bulunduğu diğer bir grup mahkûmun dilekçesi

ise Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/13320 sayılı soruşturma

dosyasında işleme alınmış; Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/5/2013 tarihli kararla bahse konu iddialarla ilgili 2013/8990,

K.2013/4407 Soruşturma sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,

aynı suçtan aynı şüpheliler hakkında yeni delil bulunmaması sebebiyle kamu

davası açılamayacağı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

88. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca önceki karara atıfla

teknik takibin hâkim kararına dayandığı gerekçesine yer verilmekle birlikte söz

konusu teknik takibe ilişkin kararda (TMK 10. madde ile görevli Ankara 1 No.lu

Hâkimliğince verilen 11/3/2013 tarihli karar) başvurucunun ismi

bulunmamaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesi uyarınca hakkında teknik

araçlarla izleme tedbiri uygulanacak şüpheli veya sanığın kimliğinin hâkim

kararında açık olarak belirtilmesi zorunlu olup söz konusu tedbirin sadece

kararda kimliği belirtilen kişiler yönünden geçerli olacağı açıktır. Ankara

Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca (TMK 10. madde ile görevli) Ankara 1 No.lu

Hâkimliğince verilen 11/3/2013 tarihli kararda başvurucunun isminin bulunmadığı

hususu dikkate alınmamış; başvurucu hakkında teknik araçlarla izleme yapılıp

yapılmadığı, başvurucunun açık görüş alanında dinleme cihazlarının aktif olduğu

tarihlerde ziyaretçileriyle görüşüp görüşmediği, görüşmüş ise görüşmelerinin

kamu makamları tarafından kayda alınıp alınmadığı, hakkında bu şekilde kayıt

tutulmuş ise bu işlemin usulüne göre verilmiş hâkim kararına dayanıp

dayanmadığı, kayıt tutulmuş ise bu kayıtların akıbetinin ne olduğu hususları

hakkında araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu nedenlerle özel hayata

saygı hakkıyla ilgili olarak etkili bir soruşturma yapılmadığı anlaşılmıştır.

89. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence

altına alınan kişilerin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunmasına

yönelik etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle usul yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

90. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

91. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 5.000TL manevi tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

92. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişilerin

özel ve aile hayatına saygı hakkının korunmasına yönelik etkili soruşturma

yürütülmemesi nedeniyle usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

93. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden ceza

soruşturması yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

94. Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda Anayasa’nın 20. maddesininetkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısından

ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Yeniden ceza soruşturması yapılmak üzere

kararın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesinin

başvurucunun ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata

saygı hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısından usul boyutunun

İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden ceza soruşturması yapılmak üzere Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Yeniden ceza soruşturması yapılmak üzere kararın ilgili

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal

iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından tazminat

talebinin REDDİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu : Ahmet TEMİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6209, 29 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. D. Yeniden ceza soruşturması yapılmak üzere kararın ilgili
  13. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Altan
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Birtane
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6209
Tarih
29 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Osman Nihat Şen Başvurusu (B. No: 2014/16517)
  • Muhsin Karaca Başvurusu (B. No: 2014/2211)
  • Mehmet Siraç Taran Başvurusu (B. No: 2014/5139)
  • Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/9632)
  • Bülent Şakar Başvurusu (B. No: 2014/1517)
  • İskender Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/870)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.