İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Şakar Başvurusu (B. No: 2014/1517)

1. Başvuru, tutukluluğun uzun sürmesi ve kanunda öngörülen azami

Başvuru No2014/1517Tarih30 Haziran 2016Okuma22 dk · 4.436 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bülent Şakar Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/1517
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.436 kelime·22 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun uzun sürmesi ve kanunda öngörülen azami

süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; daha önce örgüt

üyeliğinden mahkȗmiyet hükmünün bulunması

nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının;

gözaltında müdafi atanmaması, müdafi yokluğunda ve işkence altında alınan

ifadelerin hükme esas alınması, sunulan delillerin dikkate alınmaması, eksik

soruşturma yapılması, hakimin reddi talebinin reddi kararı tebliğ edilmeksizin

yargılamanın sürdürülmesi nedenleriyle müdafi yardımından faydalanma hakkıyla

bağlantılı biçimde hakkaniyete uygun yargılama hakkının; yargılamanın uzun

sürede sonuçlandırılması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/2/2014 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 11/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2016 tarihli yazısında başvuru

hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Hizbullah terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen soruşturma

kapsamında 30/1/2000 tarihinde başvurucu hakkında gıyabi tutuklama kararı

verilmiştir.

9. Başvurucu 2/12/2001 tarihinde gözaltına alındığını

belirtmiştir.

10. Başvurucu 16/12/2001 tarihinde müdafii

olmaksızın kollukta verdiği ifadesinde örgüte öz geçmiş verdiğini, Bursa'da

diğer bir kişiye bağlı faaliyet gösterdiğini, İ.E.nin

M.S.yi sorgulanmak üzere M.C.K.nın

evine getirmesini istediğini, bir gün öncesinde şahsın kaldığı dedesinin evine

telefon açarak ertesi gün buluşmaları gerektiğini söylediğini, akşam namazından

sonra eve getirdiğini, M.C.K. ve O.E.yle birlikte

bayıltmaya çalışmalarına rağmen M.S.nin direndiğini,

bunun üzerine O.E.nin piknik tüpüyle şahsın başının

arkasına vurduğunu ve M.S.nin bu şekilde öldüğünü

söylemiştir. Başvurucu ayrıca üç gün sonra İ.E.nin

talimatı doğrultusunda yatsı namazının ardından R.Y.nin

minübüsü ile eve döndüklerini, M.C.K. ile kendisinin

cesedi halılara sararak minibüse koyduklarını ve bazı eşyaları da

yüklediklerini, R.Y.ye bu olaydan kimseye bahsetmemesini söylediğini, bir

köprüyü geçtikten sonra cesedi dere kenarına, eşyaları ise bir tarla içine

attıklarını, olay sonrasında şehirden ayrıldığını belirtmiştir.

11. Başvurucuya 16/12/2001 tarihinde yer gösterme ve 17/12/2001

tarihinde teşhis işlemi yaptırılmıştır.

12. Başvurucu hakkındaki gıyabi tutuklama kararı 17/12/2001

tarihinde vicahiye çevrilmiştir.

13. Başvurucu 25/12/2001 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği

ifadesinde ise kollukta yaptırılan işlemlerin zora dayalı gerçekleştirildiğini,

terör örgütüne öz geçmiş vermediğini, M.S.nin

öldürülmesine katılmadığını ileri sürmüştür.

14. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

9/1/2002 tarihinde, başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı cebren

kaldırmaya teşebbüs etme suçundan, sanıklar O.E. ve M.C.K. hakkında bu suça

iştirakten dolayı ve diğer beş sanık hakkında ise farklı suçlardan iddianame

düzenlemiştir.

15. Sanık O.E. hakkında 16/8/2002 tarihinde gıyabi tutuklama

kararı verilmiştir. O.E., 11/10/2002 ve 12/10/2002 tarihlerinde kollukta

verdiği ifadelerinde Hizbullah terör örgütü içinde faaliyet gösterdiğini, M.S.nin öldürülmesi eyleminde kendisinin, başvurucunun ve

M. isimli kişinin yer aldığını, başvurucunun maktulü akşam ezanından sonraki

bir vakitte eve getirdiğini, örgütün talimatı doğrultusunda şahsı etkisiz hâle

getirmeye çalıştıklarını, direnmesi nedeniyle bayıltmak için yerdeki maktulün

başına bir kez vurduğunu söylemiştir.

16. Başvurucu 8/5/2002 tarihli duruşmada sunduğu dilekçesinde

üzerine atılı suçları işlemediğini, Hizbullah üyesi olmadığını, kolluktaki

ifadesini işkence altında verdiğini, iddianamede bahsi geçen ve dosyada

beyanları bulunan kişilerin arkadaşları olduğunu fakat örgüt bağlantılarının

bulunmadığını belirtmiştir.

17. Sanık O.E. 29/1/2003 tarihli duruşmada sunduğu yazılı

savunmasında gözaltına alındığı İstanbul'da ve getirildiği Bursa'da uykusuz

bırakıldığını, tazyikli suya ve elektriğe maruz bırakıldığını, hayalarının

sıkıldığını, ıssız bir ormana götürülüp öldürülmekle tehdit edildiğini,

işkenceyi iz bırakmayacak biçimde yaptıklarını, korkuyla önüne konan evrakları

imzaladığını, tutanaklardaki birçok kişiyi tanımadığını, bazılarının ise

komşuları olduğunu iddia etmiştir.

18. Başvurucu hakkındaki yargılamanın sonraki aşamalarda

(kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli)

E.2004/173 sayısına kaydedildiği anlaşılmaktadır.

19. Mahkeme 4/4/2008 tarihli ve E.2004/173, K.2008/75 sayılı

kararıyla dosyanın M.S. isimli kişinin öldürülmesine ilişkin İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2003/112 sayılı dosyasıyla resen birleştirilmesine karar

vermiştir.

20. Yargıtayın dosyaların

birleştirilmesinin uygun olmadığına ilişkin kararının ardından dava, İstanbul 14.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2008/308 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

21. Yargılama esnasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2000/112 sayılı dosyasında bulunan evraklar da incelenmiştir. Anılan

Mahkemedeki yargılamada ifade veren bazı kişilerin beyanları ile alınan otopsi

raporunda belirtilen hususlar özetle aşağıdaki gibidir:

i. R.D. (27/1/2000

Tarihli Kolluk İfadesi): R.Y.nin kendisine, başvurucu

ve diğer bir kişinin battaniyeye sarılı bir erkek cesedini kendi minibüsüne

yüklediklerini söylediğini, üst sorumlusundan aldığı talimat doğrultusunda R.Y.yiolaydan kimseye bahsetmemesi hususunda uyardığını

söylemiştir.

ii. R.Y. (27/1/2000

Tarihli Kolluk İfadesi): Hizbullah terör örgütü içinde yer aldığını, 1998 yılı

Şubat ayının 21 veya 22'si gecesi başvurucunun diğer bir kişiyle birlikte

battaniyeye sarılı durumdaki bir erkek cesedini kullandığı minibüse

koyduklarını, bir köprü üzerinde cesedi indirdiklerini ve bir süre sonra

döndüklerini, eşyaları yaklaşık bir kilometre sonra yol üzerindeki tarlaya

attıklarını, bir gün sonra olayı R.D.ye anlattığında bu işin örgüte ait

olduğunu ve konudan kimseye bahsetmemesini söylediğini belirtmiştir.

iii. İ.E. (27/1/2000

Tarihli Kolluk İfadesi): Örgütün Bursa il sorumlusu olan kişinin talimatı üzerine

başvurucunun M.S.yi Salı günü M.C.K.nın

evine getirdiğini, burada bayıltıcı sprey koklatarak ve sırtına vurarak etkisiz

hâle getirdiklerini ve ellerini ayaklarını bağladıklarını, başvurucuya, M.C.K.ya ve O. isimli kişiye evden ayrılmalarını

söylediğini, Çarşamba ilâ Pazar günleri arasında Ö. ve İ. kod adlı kişilerin M.S.yi sorguladığını ve bazen darbettiklerini,

Pazar günü İ. adlı kişinin piknik tüpüyle şahsın başına vurduğunu, öldüğünün

anlaşılmasının ardından başvurucunun getirdiği R.Y.ye ait minibüse battaniyeye

sarılı cesedi halıfleksle birlikte yerleştirdiklerini

ve bazı eşyaları da koyduğunu, ertesi gün başvurucunun cesedi bir dereye

attıklarını kendisine söylediğini belirtmiştir.

iv. Yusuf S. (25/2/1998

Tarihli Kolluk İfadesi): 17/2/1998 günü torunu olan M.S.nin

saat 18.00 gibi yemeği yedikten sonra kendisini o gün arayan kişiyle buluşmaya

gideceğini söylediğini ve bir daha geri gelmediğini belirtmiştir.

v. Adli Tıp Kurumu Bursa

Grup Başkanlığının 11/5/1998 Tarihli Otopsi Raporu: M.S.nin

künt kafa travmasına bağlı şuur kaybı, gıda aspirasyonuna bağlı

mekanik asfiksi sonucu hayatını

kaybettiği, ölümün cesedin bulunduğu 23/2/1998 tarihinden yetmiş iki saat önce

gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.

22. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki 17/2/2012 tarihli

duruşmada daha önceki aşamalarda verilen Savcılık mütalaasına karşı başvurucu müdafiine savunmasını hazırlamak için süre verilmiş ve bir

sonraki duruşmaya gelmesi gerektiği hususu ihtar edilmiştir. Başvurucu;

kollukta işkence gördüğünü, cezaevine girdiğinde görevlilerin kendisini adli

tıpa sevk ettiğini, bir gardiyanın % 50 işkence gördüğüne dair rapor

verildiğini ve raporun dosyaya konduğunu söylediğini, Mahkeme tarafından

sorulduğunda cezaevinin orada kalmadığı şeklinde cevap verdiğini ileri

sürmüştür.

23. Başvurucu müdafii 4/5/2012 tarihli

duruşmaya mazeret bildirerek katılmamıştır. Mahkeme, mazeretin reddine ve

gelecek celsede hazır bulunması gerektiğine dair ihtaratlı

davetiye yapılmasına karar vermiştir. Aynı duruşmada, başvurucunun Hizbullah

terör örgütü üyeliğinden mahkȗmiyetine ilişkin

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararı da okunmuştur.

24. Başvurucunun hâkimin reddi talebinde bulunması üzerine

dosyayı inceleyen İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 8/6/2012 tarihinde talebin

reddine karar vermiştir. Bu kararın tebliğ alınmasında imtina edilmiştir.

25. Başvurucu müdafiinin hüküm

duruşmasına katılmayacağını telefonla beyan ettiği ve Mahkeme kalemi tarafından

bu hususta tutanak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

26. Mahkeme, başvurucu müdafiinin

11/6/2012 tarihli duruşmaya gelmemesi üzerine zorunlu müdafiin

duruşmada bulunması gerekiyor ise de bu kuralın usul hukukunda verilen hak ve

yetkilerin kötüye kullanılması olduğunu ve nihai kararın verilmesini engelleme

hakkı tanımayacağını belirterek yargılamaya devam etmiştir. Mahkeme, tutanak

uyarınca müdafiin hâkimin redditalebinin

reddine ilişkin kararı tebliğ almadığı ve mazeretsiz olarak duruşmaya iştirak

etmediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmasına ve disiplin soruşturması

için bildirim yapılmasına karar vermiştir. Son savunması sorulan başvurucu, bir

önceki celsede hazır olmadığından karar verileceğini bilmediğini söylemiş ve

savunmasını hazırlamak için süre talep etmiştir.

27. (Kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde

ile görevli) 11/6/2012 tarihli ve E.2008/308, K.2012/131 sayılı kararı ile

başvurucunun anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs suçundan

mahkûmiyetine hükmetmiştir. Mahkeme, birbirinden çok farklı tarihlerde alınan

ifadelerinde başvurucunun, diğer sanık O.E.nin ve

başka dosyanın sanıkları R.Y., R.D. ve İ.E.nin

öldürme ve cesedin taşınması olayına dair tutarlı ifade verdiklerine dikkat

çekmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2000/112

sayılı dosyasında yargılanan İ.E. ile başvuruya konu dosyanın sanıklarının ifadeleri

arasında maktülün öldürülüş anına dair çelişki

bulunduğunu kabul etmiştir. Mahkeme bununla birlikte başvurucu ile diğer sanık O.E.nin ifadelerinin birbiriyle uyumlu olduğunu, diğer

dosya sanığı R.Y.nin ifadesinin, maktülün

dedesinin ifadesinin ve otopsi raporunun başvurucunun beyanlarını destekler

mahiyette olduğunu belirterek başvurucunun ve O.E.nin

kollukta verdikleri ifadelerini esas almıştır.

28. Mahkeme, dosya içindeki adli raporlarda kötü muamele

iddialarını destekleyen bir bulgu bulunmadığını ve sanıkların iddialarının

soyut kaldığını değerlendirmiş; sanıkların suçtan kurtulmak için böyle bir

savunma yaptıkları sonucuna ulaşmıştır.

29. Başvurucu, diğer hususların yanısıra,

öldürme olayına ilişkin Mahkemelerin çelişkili kabullerinin olduğunu, talebine

rağmen gözaltında müdafi atanmadığını, müdafi yokluğunda ve işkence altında

verilen kolluk ifadelerine dayanıldığını, işkence iddialarına ilişkin

kurumlarla yapılan yazışmalardan bir sonuç elde edilemediğini, Bursa'da tutuklu

kaldığı tüm cezaevlerinden sorularak bu raporların temin edilmesi gerektiğini,

daha erken tarihlerde yazışma yapılsaydı ilgili kayıtlara ulaşılabileceğini,

örgüt üyeliği suçundan başka bir mahkeme tarafından mahkȗm

edildiğinden mevcut yargılamanın mükerrer olduğunu, Mahkemenin hâkimin reddine

ilişkin kararı tebliğ etmeksizin yargılamaya devam ettiğini belirterek kararı

temyiz etmiştir.

30. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 18/12/2013 tarihli veE.2013/7008,

K.2013/14931 sayılı ilâmıyla kararı düzelterek onamıştır. Yargıtay, suçların

mahiyetleri gereği başvurucunun ayrıca silahlı terör örgütüne üyelikten de mahkȗm edilemeyeceği gerekçesiyle Van 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin hükmettiği cezanın mahsup edilmesine hükmetmiştir. Yargıtay ilâmı

18/12/2013 tarihinde tefhim edilmiştir.

31. Başvurucu, nihai karardan 5/2/2014 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmiştir. Dosya içinde başvurucunun daha erken bir tarihte kararı

öğrendiğini gösteren bir belgeye rastlanmamıştır.

32. Başvurucu 5/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

33. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"İfade alma ve sorguda yasak usuller"

kenar başlıklı 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

"Müdafi hazır

bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya

sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, yaklaşık on üç yıl tutuklu kaldığını ve azami

tutukluluk süresinin aşıldığını, gözaltındayken müdafi atanmadığını, kendisinin

ve diğer kişilerin kollukta müdafileri olmadan ve işkenceye dayalı verdikleri

ifadelere istinaden hakkında mahkȗmiyet kararı

verildiğini, zamanında araştırma yapılmaması nedeniyle işkenceyi kanıtlayacak

kayıtlara ulaşılamadığını, Mahkemenin maddi gerçekliği değil suçluluğunu

ispatlamayı amaçladığını, sunduğu delillerin dikkate alınmadığını ve

soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin reddedildiğini, hâkimin reddi

talebinin reddine ilişkin kararın tebliğ edilmesini beklemeksizin Mahkemenin

yargılamaya devam ettiğini, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin örgüt üyeliğinden mahkȗmiyetine hükmetmesi nedeniyle somut başvuruya

konu yargılamanın mükerrer olduğunu, hakkındaki davanın uzun sürdüğünü ve bu

hususta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu belirterek hukuk

güvenliği ilkesinin, masumiyet karinesini, savunma ve makul sürede yargılanma

hakkını da içerecek biçimde adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların

kanuniliği ilkesinin, aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca son duruşmada yasa

hükümlerine aykırı biçimde müdafi bulundurulmadığını ve M.S.nin

öldürülmesine dair Mahkemelerin çelişkili kararlar verdiğini belirtmiştir.

36. Başvurucu, bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesine ve

200.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutukluluğuna yönelik

iddialarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı; gözaltında kendisine müdafi

atanmadığına, müdafi yokluğunda ve işkence altında alınan ifadelere dayalı

cezalandırılmasına karar verildiği, delillerinin dikkate alınmadığı ve

soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin kabul edilmediği, hâkimin reddi

talebinin reddine ilişkin karar tebliğ edilmeksizin yargılamaya devam edildiği

yönündeki iddialarının müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı

biçimde hakkaniyete uygun yargılama hakkı; yargılamanın uzun sürdüğü

hususundaki iddiasının makul sürede yargılanma hakkı; örgüt üyeliği nedeniyle

iki farklı mahkemede yargılanıp mahkȗm

edildiğine ilişkin iddiasının aynı suçtan iki kez yargılanmama ve

cezalandırılmama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, azami tutukluluk süresinin aşıldığını ve

tutukluluğunun uzun sürdüğünü ileri sürmüştür.

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

40. Somut olayda başvurucunun bir suç isnadına bağlı

tutukluluğunun 23/9/2012 tarihinden önce İlk Derece Mahkemesinin karar verdiği

11/6/2012 tarihinde sona erdiği anlaşılmıştır (bkz. § 27).

41. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Aynı Suçtan İki Kez

Yargılanmama ve Cezalandırılmama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu, hâlihazırda başka bir mahkemece örgüt üyeliğinden

suçlu bulunduğunu ve somut başvuruya konu yargılamanın mükerrer olduğunu ileri

sürmüştür.

43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. ..."

44. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir."

45. Belirtilen hükümlere göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veya Türkiye'nin taraf olduğu

ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

46. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol"ün 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Hiç kimse bir devletin

ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm

edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi

altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm

edilemez."

47. Aynı suçtan iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama

ilkesi, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesinin bir gereği

olması dolayısıyla bu hakkın anayasal korumadan faydalanacağı düşünülebilir (ABP Gıda San. Tur. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/72, 25/3/2015, § 20). Bununla birlikte belirtilen ilkeyi özel olarak

koruyan ek 7 No.lu Protokol'e Türkiye henüz taraf değildir. Bu itibarla

başvurucunun hak iddiasının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının

haricinde kaldığı anlaşılmaktadır.

48. Öte yandan ek Protokol'e taraf olmayan devletlere karşı

yapılan bazı başvurularda "ne bis in idem" ya da "non bis in idem"

ilkesi Sözleşme'yle korunan haklar bağlamında da

ileri sürülmüştür.

49. AİHM, bahse konu ilkenin münhasıran Sözleşme'ye

ek 7 No.lu Protokol'ün 4. maddesinde korunduğunu ve Sözleşme'de

yer alan diğer maddelerin aynı suçtan iki kez yargılanmama ya da

cezalandırılmama şeklinde bir hak bahşetmediğini belirterek bu tür şikâyetlerin

konu bakımından yetkisinin haricinde kaldığına hükmetmiştir (S./Almanya, B. No: 8945/80, 13/12/1983, s.

43, 47; Ponsetti ve Chesnel/Fransa

(k.k.), B. No: 36855/97, 41731/98, 14/9/1999; Öngün/Türkiye (k.k.),

B. No: 15737/02, 10/10/2006; Ruotsalainen/Finlandiya,

B. No: 13079/03, 16/6/2009, § 59).

50. Dolayısıyla başvurucunun aynı suçtan iki kez yargılandığı

yönündeki iddiasının adil yargılanma hakkı altında incelenmesi de mümkün

değildir. Aksi bir yaklaşım belirtilen ilkenin Sözleşme'yle

teminat altına alınanlardan farklı bir hak olarak ek 7 No.lu Protokol içinde

düzenlenmesiyle ve anılan Protokol'e taraf olmamak suretiyle ortaya konulan

iradeyle bağdaşmaz (İffet İnci Gültekin,

B. No: 2013/9585, 9/3/2016, § 45).

51. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

52. Başvurucu, mahkȗmiyetiyle

sonuçlanan yargılama esnasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi

yardımından faydalanma bağlantılı biçimde hakkaniyete uygun yargılama hakkının

ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Başvurucu, yargılama süresinin uzunluğu hususunda AİHM'e başvuru yaptığını belirtmiştir. Bununla birlikte, AİHM'in resmî arama motoru olan HUDOC'ta

yapılan araştırmada başvurucu adına verilmiş bir karara ya da görüş için tebliğ

edilmiş bir belgeye rastlanmamıştır. Bu itibarla başvurucunun mağdur sıfatını

kaybedip kaybettiğine ilişkin bir değerlendirme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

54. Sonuç olarak açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdafi Yardımından

Faydalanma Hakkıyla Bağlantılı Biçimde Hakkaniyete Uygun Yargılama Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucu, diğer hususların yanı sıra gözaltında tutulduğu

sürede kendisine bir müdafi atanmadığını ve müdafi yokluğunda alınan ifadelerin

hükme esas alındığını belirterek müdafi yardımından faydalanma hakkıyla

bağlantılı biçimde hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

56. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi

çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

57. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (c) bendi şöyledir:

"3. Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek."

58. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin asıl amacı, cezai kovuşturma söz konusu olduğunda isnat edilen suçlamalar

ile ilgili olarak karar vermeye yetkili bir "mahkeme" tarafından adil

bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da bu durum, 6. maddenin hazırlık

soruşturmasına uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bir

yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında Sözleşme'nin 6. maddesi

hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara

uğratılması söz konusuysa 6. madde ve özellikle bu maddenin (3) numaralı

fıkrası yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir. Buna göre

Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde belirtilen hak,

birinci paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının

unsurlarından birini teşkil eder (Salduz/Türkiye

[BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 50).

59. AİHM, mutlak olmamakla birlikte cezai bir suçla itham edilen

herkesin gerekiyorsa resmî olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili

bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel özelliklerinden biri

olduğunu belirtmekte (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993, §

34; Demebukov/Bulgaristan, B. No: 68020/01, 28/2/2008,

§ 50) fakat avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın

etkili olmasını garanti etmediğini de vurgulamaktadır (Salduz/Türkiye [BD], § 51).

60. Şüpheliye, kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından

itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini suçlamama ve susma hakları

yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine

sahip olması bakımından gereklidir. Her davanın kendine özgü koşulları

çerçevesinde zorunlu sebepler ortaya çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir ise

de bu hâllerde dahi suç şüphesi altındaki kişinin savunma hakkına telafisi

mümkün olmayacak şekilde zarar verilmemesi gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §

118).

61. Bu bakımdan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından

yararlanma en az kovuşturma aşamasındaki kadar önemlidir. Çünkü bu aşamada elde

edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden sanık, kovuşturmanın bu aşamasında kendisini savunmasız bir durumda

bulabilir ve ancak bu savunmasızlık ya da kendini suçlamaya karşı koruma hakkı

bir avukatın yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir. Müdafiden yararlanma

hakkı esasen kamu makamlarının, şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve

zorlama metotları ile elde edilen delilleri kullanmadan iddialarını ispat

etmeye çalışmasını öngörmektedir (Salduz/Türkiye,

§ 54).

62. Avukattan yararlanma hakkı esasen iddia makamının, sanığın

arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen delilleri

kullanmadan iddialarını ispat etmeye çalışmasını öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Kolu/Türkiye, B. No:

35822/97, 2/8/2005, § 51; Salduz/Türkiye [BD], § 54). Bir yargılamanın

kendini suçlamama imtiyazının özünü yok edip etmediğini değerlendirirken AİHM'in özel bir ihtimamla gözettiği usul güvencelerinden

birisi kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat erişiminin sağlanıp

sağlanmadığıdır (Jalloh/Almanya, § 101). AİHM, bu bağlamda

tutuklunun avukat yardımı almasının kötü muameleye karşı temel bir koruma

olduğunu vurgulayan İşkenceyi Önleme Komitesinin tavsiyelerini dikkate almakta

ve ağır suçlamalar söz konusu olduğunda bu ilkelere özellikle uyulması

gerektiğini belirtmektedir (Salduz/Türkiye [BD], § 54).

63. Bu açıklamalara göre adil yargılanma hakkının yeterince "uygulanabilir

ve etkili" olabilmesi için kural olarak her davanın kendine has koşulları

ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça polis

tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkının şüpheliye

sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu

sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi bir kısıtlama -gerekçesi

ne olursa olsun- şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına

alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat erişimi sağlanmayan sanığa polis

soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak

sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar geldiğinin kabulü gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], § 137).

64. Somut olayda, başvurucu 2/12/2001 ile 17/12/2001 tarihleri

arasında gözaltında kalmıştır (bkz. §§ 9, 12).

65. Başvurucunun gözaltında tutulduğu dönemde, devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından

yararlanmak ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olabilmekteydi. Anılan

tarihlerde, ilgili mevzuatta bu kapsamdaki suçlara yönelik soruşturmalar için

normal gözaltı süresinde avukata erişim imkânı tanınmamıştır. Bu itibarla,

başvurucunun gözaltı süresince müdafi yardımından faydalandırılmamasının

mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır (Sami Özbil, §

71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48; Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], § 144).

Gözaltında şüpheliye avukat erişim imkânının sağlanmasına olanak tanımayan bir

düzenlemeye dayanan uygulamanın müdafi yardımından yararlanma hakkıyla

bağdaşmayacağı açıktır.

66. Başvurucunun iddialarının bir kısmı müdafi yokluğunda

kollukta verilen ifadelerinin hükme esas alındığına ilişkindir.

67. Başvurucu, müdafi yardımından yararlanmadığı kolluk

aşamasında alınan ifadesinde Hizbullah terör örgütü içindeki konumuna ve bu

kapsamda M.S.nin öldürülmesi eylemine katıldığına

dair beyanlarda bulunmuştur. Bu süre içinde başvurucuya yer gösterme ve teşhis

işlemleri de yaptırılmıştır (bkz. §§ 10, 11). Bununla birlikte Cumhuriyet

savcısına verdiği ifadesinde ve Mahkeme önünde kolluktaki beyanlarını kabul

etmemiştir (bkz. §§ 13, 16). Başvurucuyla birlikte aynı davada yargılanan O.E.

de kolluk aşamasında başvurucunun ve kendisinin M.S.nin

öldürülmesi eylemine iştirak ettiğini belirtmiş fakat yargılama aşamasında bu

beyanlarını reddetmiştir (bkz. §§ 15, 17).

68. Başvurucunun mahkȗmiyetine

hükmedilirken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/112 sayılı dosyasında

yargılanan R.D., R.Y. ve İ.E. isimli kişilerin beyanlarına da dayanıldığı fakat

bu ifadelerin de 2000 yılında kollukta verilen ifadeler olduğu görülmektedir

(bkz. § 21). Mahkeme kararında, bu kişilerin kollukta müdafi yardımından

faydalanıp faydalanmadıklarına veya yargılama aşamasında bu ifadelerini kabul

edip etmediklerine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

69. Yukarıda değinilen kolluk ifadeleri dışında otopsi raporu

ile maktülün dedesinin ifadesi de karara esas

alınmıştır (bkz. § 27). Ancak başvurucuyu öldürme olayıyla ilişkilendirilmesi

bakımından bu delillerin müdafi olmaksızın kollukta alınan beyanların kararın

verilmesinde oynadığı esaslı rolü geçersiz hâle getirdiği söylenemez. Öte

yandan 5271 sayılı Kanun'un 148. maddesi uyarınca bu beyanların hâkim veya

mahkeme huzurunda doğrulanıp doğrulanmadığına ve kabul edilmeyen beyanlar

yönünden maddenin (4) numaralı fıkrasındaki kısıtlamanın neden uygulanmadığına

ilişkin yapılmış bir değerlendirme de bulunmamaktadır

70. Bu itibarla müdafi yokluğunda verildiği anlaşılan kolluk

ifadelerinin başvurucunun mahkûmiyetine gerekçe gösterilmesinin bir bütün

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiği açıktır. Ulaşılan

sonuç doğrultusunda, işkence altında alınan ifadelere hükümde dayanıldığı da

dahil olmak üzere başvurucunun bu başlık altında ileri sürdüğü diğer iddiaların

incelenmesine gerek görülmemiştir.

71. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılama hakkının müdafi yardımından

faydalanma hakkıyla bağlantılı biçimde ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

72. Başvurucu, hakkındaki yargılamanın uzun bir sürede

sonuçlandırıldığını ileri sürmüştür.

73. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesi

de -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

74. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken ölçütlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

75. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı tarihtir (Ersin Ceyhan,

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

76. Somut başvuruya konu yargılama başvurucunun gözaltına

alındığı 2/12/2001 ile Yargıtayın onama ilamının

verildiği 18/12/2013 tarihi arasında sürmüş yani 12 yıl 16 günde

sonuçlanmıştır.

77. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede sonuçlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; Ersin Ceyhan,

§§ 24-40).

78. Başvuruya konu ceza davasının görece olarak karmaşık bir

nitelik taşıdığı söylenebilirse de 12 yılı aşan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

79. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

80. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

81. Başvurucu yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

82. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı biçimde

hakkaniyete uygun yargılama hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

83. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı biçimde

hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

84. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafi

yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı biçimde hakkaniyete uygun yargılama

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma ve

yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi haklarının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul

14. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK250. madde ile görevli) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından

başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN

MUAFTUTULMASINA 30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Okan

TAŞDELEN

Basvurucu

:

Bülent ŞAKAR

Vekili

:

Av. Murat

SADAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1517, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma ve
  12. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Taşdelen
  17. Sadak
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1517
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • İskender Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/870)
  • Eyyüp Ömer Karaduman Başvurusu (B. No: 2014/4986)
  • Askeri Karakaş Başvurusu (B. No: 2014/19705)
  • Özkan Yanar Başvurusu (B. No: 2014/1845)
  • Nezahat Ural Başvurusu (B. No: 2014/4284)
  • Hamit Çöklü Başvurusu (B. No: 2014/10299)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.