İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Eyyüp Ömer Karaduman Başvurusu (B. No: 2014/4986)

1. Başvuru, işe iade davasında delillerin hatalı değerlendirilmesi

Başvuru No2014/4986Tarih16 Haziran 2016Okuma16 dk · 3.145 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Eyyüp Ömer Karaduman Başvurusu

Karar tarihi
16 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/4986
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.145 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işe iade davasında delillerin hatalı değerlendirilmesi

sonucunda adil olmayan bir karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde Malatya 1. İş Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, belirsiz süreli hizmet akdiyle çalıştığı şirkete

ait araçla alkollü vaziyette trafik kazası yaptığı ve şirketi zarara uğrattığı

gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesi üzerine 26/1/2011 tarihinde Malatya 1. İş

Mahkemesinde (Mahkeme) işe iade davası açmıştır.

8. Mahkeme, başvurucunun bildirdiği tanıkları dinleyip olayla

ilgili ceza soruşturma dosyasını inceledikten sonra bilirkişi heyetinden raporalmış; 17/2/2012 tarihli ve E.2011/93, K.2012/171

sayılı kararı ile “başvurucunun, işverenine

ait araç ile alkollü vaziyette ve birinci derecede kusurlu hareketi sonucu kaza

yaptığı ve 30 günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede iş yerinin

zararına neden olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

9. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/15122, K.2012/32245 sayılı ilamıyla “başvurucunun kaza anında alkollü olup olmadığının

tereddütsüz şekilde belirlenerek sonucuna göre feshin haklı nedenlere dayanıp

dayanmadığı ya da geçerli fesih olup olmadığının irdelenmesi gerektiği”

gerekçesiyle bozulmuştur.

10. Bu arada 26/1/2013 tarihli ve 28540 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun

21/1/2013 tarihli ve 2013/1 sayılı kararı ile davaya bakan Mahkemenin de

aralarında bulunduğu bazı illerdeki mahkemelerce 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’ndan kaynaklanan davalar hakkında verilen hüküm ve kararların

temyiz incelemesi görevi Yargıtay 22. Hukuk Dairesine verilmiştir.

11. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda

araştırma yapan Mahkeme, 12/4/2013 tarihli ve E.2012/843, K.2013/334 sayılı

kararı ile davanın kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Tüm dosya kapsamının birlikte

değerlendirilmesi sonucunda, davanın işe iade istemi ile açıldığı, davacının iş

verene ait araç ile trafik kazası yaptığı, yeterli gerekçeyi içerir, denetime

elverişli mahkememizce benimsenen uzman bilirkişi heyet raporuna göre davacının

kazanın meydana gelmesinde birinci derecede kusurlu olduğu, alkol

raporunda<10 mg etanol olarak alkoldurumu

belirtilmiş ise de, bu miktarın altının ölçülememesi nedeniyle bu şekilde

belirtildiği ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişi raporuna göre kaza anında alkol olup

olmadığının ve varsa miktarının tespitinin mümkün olmadığı, bu durumda

davacının alkolsüz olarak veya alkollü olsa [b]ile alkol düzeyinin kazaya

sebebiyet verecek düzeyde olmadığının kabulü gerektiği, buna göre meydana gelen

zarar miktarı davacının 30 günlük ücretinden fazla olsa bile hasarın sigorta

kapsamında karşılanmasının mümkün olduğu, böylecemeydana

gelen hasarın davacı için haklı fesih nedeni teşkil etmeyeceği, davacı

tarafından işe iade istemi ile süresi içinde dava açıldığı, davanın yasal

koşulları taşıdığı, davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanabileceği

kanaati ile davanın kabulüne, davacının çalışma süresi ve fesih nedenine göre

işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti belirlenmesine karar

[verilmiştir].”

12. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 5/11/2013

tarihli ve E.2013/28891, K.2013/23421 sayılı ilamıyla söz konusu kararın

bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar

vermiştir. Anılan Yargıtay kararının gerekçesi şöyledir:

“Somut olayda, bozma ilamı doğrultusunda,

mahkemece, yapılan araştırma sonucunda adli tıp uzmanından alınan raporla,

davacının kaza sırasında alkollü olmadığının kabulü gerektiği anlaşılmıştır.

Buna göre alkollü araç kullanma iddiası ispatlanmamış olup, zararın sigortaca

karşılanamayacağına dair görüşün dayanağı kalmamış ise de,

zararın sigorta kapsamında giderilebilecek olması fesih için geçerli nedeni

ortadan kaldırmaz. Somut olayda davacının, tek taraflı olarak gerçekleşen

trafik kazası ile şirket aracını zarara uğrattığı sabit olup, asli kusurlu

olarak trafik kazasına sebebiyet vermek, işveren açısından geçerli fesih sebebi

oluşturur. Bu anlamda, mahkemece, feshin geçerli sebebe dayandığı kabul

edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme

ile davanın kabulü yönünde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Belirtilen nedenlerle 4857 sayılı Kanun’un 20.

maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması

... gerekmiştir.”

13. Başvurucu, nihai kararı 7/4/2014 tarihinde haricen öğrenmiş;

10/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran

işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya

da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe

dayanmak zorundadır...”

15. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde

sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası

ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş

mahkemesinde dava açabilir. (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 19/10/2005 tarihli ve

E. 2003/66, K. 2005/72 sayılı Kararı ile.) ... taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık

aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

16. 4857 sayılı Kanun’un 24. maddesi şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,

aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim

süresini beklemeksizin feshedebilir:

...

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan

haller ve benzerleri:

...

ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden

işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da

eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz

günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.

…”

17. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

18. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama

usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili

hükümleri uygulanır.”

19. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun

7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü

uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve

taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam

olunarak esas hakkında hüküm verilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, iş akdinin feshi nedeniyle açtığı işe iade

davasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda araştırma yapan Mahkemenin davayı kabul

etmesine rağmen Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, olayla ilgili ceza soruşturma

dosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı dikkate alınmadan ve

delillerin hatalı değerlendirilmesi neticesinde ilk bozma ilamını anlamsız

kılan gerekçelerle kararın bozulup davanın reddine kesin olarak karar

verildiğini, Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyle usule

ilişkin kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, açtığı davada yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddiasının makul sürede yargılanma hakkı

kapsamında, delillerin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle adil olmayan karar

verildiğine ilişkin diğer iddialarının ise yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı başlığı altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

23. Başvurucu, iş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla açtığı

işe iade davasında Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda

araştırma yapan Mahkemenin davayı kabul etmesine rağmen Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince, olayla ilgili ceza soruşturma dosyasında verilen kovuşturmaya yer

olmadığı kararı dikkate alınmadan ve delillerin hatalı değerlendirilmesi

neticesinde kararın bozulup davanın reddine karar verildiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Somut olayda çalıştığı şirkete ait araçla trafik kazası

yapan başvurucunun iş akdi, alkollü vaziyette araç kullanıp kazaya sebebiyet

vererek şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle işveren tarafından feshedilmiş;

başvurucu, kaza anında alkollü olmadığını, bu sebeple feshin haklı nedene

dayanmadığını ileri sürerek işe iade istemiyle dava açmıştır. Söz konusu davada

başvurucu aleyhine verilen ilk karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, başvurucunun

kaza anında alkollü olup olmadığı tereddütsüz şekilde belirlenmeden eksik

incelemeyle verildiği gerekçesiyle bozulmuştur.

29. Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkeme bu kez iş

akdinin haksız feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiş ise de

kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, başvurucunun

çalıştığı şirkete ait araca verdiği zararın sigorta kapsamında giderilebilecek

olmasının iş akdinin feshi için geçerli nedeni ortadan kaldırmayacağı,

başvurucunun asli kusurlu olarak tek taraflı trafik kazasına sebebiyet

vermesinin işveren açısından geçerli fesih sebebi oluşturacağı, dolayısıyla

feshin geçerli nedene dayandığı kanaatiyle Mahkeme kararını bozarak davanın

reddine kesin olarak karar vermiştir. Dairenin başvuru konusu davaya ilişkin

delilleri değerlendirerek ulaştığı bu sonuç yönünden herhangi bir keyfîlik tespit edilmemiştir.

30. Başvurucu ayrıca Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin, dosyadaki

ilk bozma ilamını anlamsız kılan gerekçelerle Mahkeme kararını bozup davanın

reddine karar verdiğini, Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyle

usule ilişkin kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını ileri sürmüştür.

31. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği

gibi aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri

arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara

ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları

da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 45).

32. Kaldı ki başvuru konusu davada verilen ilk hükme ilişkin

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamında, Mahkemenin ne şekilde karar

vermesi gerektiği konusunda bir değerlendirme bulunmamakta olup hükmün eksik

incelemeye dayandığı, eksik hususların tamamlanarak sonuca göre yeniden

değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 9). Bu açıdan anılan

bozma kararının başvurucu lehine hüküm verilmesini gerektirecek nitelikte

olmadığı anlaşılmaktadır.

33. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin gerekçesi ve başvurucunun

iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir.

34. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemeleri

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

35. Açıklanan nedenlerle yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu 26/1/2011 tarihinde açtığı davanın makul sürede

sonuçlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

38. Başvurucu, iş akdinin feshi nedeniyle açtığı işe iade davasında

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

41. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir. Ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

42. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

43. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda işe iade istemiyle açılmış bir

davanın söz konusu olduğu görüldüğünden, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılamanın medeni hak

ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.

44. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergun

ve diğerleri, § 50). Somut başvuru açısından bu tarih 26/1/2011’dir.

45. Sürenin bitiş tarihi ise yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu

kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin Yargıtay

22. Hukuk Dairesinin kesin nitelikte kararını verdiği 5/11/2013 olduğu

anlaşılmaktadır.

46. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak yapılan

değerlendirmede -başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği çerçevesinde- gerek bireylerin ekonomik geleceği,

gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem dikkate alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesinde yargı organlarının özel bir itina

göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılaması

sistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün

olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 59).

47. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe

girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve

bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarında da uygulanmak üzere basit yargılama

usulü getirilmiştir. Bu usul, yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk

işleyen, daha kısa ve kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve

işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç, §§ 64, 65).

48. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın 2 yıl 9 ay 10 günde tamamlandığı, yargılama sürecinin uzamasında

büyük oranda bilirkişi raporlarının temininde ve temyiz incelemeleri aşamasında

geçen sürelerin etkili olduğu görülmektedir.

49. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden başvuruya konu

yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde görüldüğü anlaşılmakla 4857 sayılı Kanun’da

yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usul

hükümleri içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 4857 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 14,15).

50. 4857 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin dikkate alınmadığı gözönünde bulundurularak

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Metin Aydoğan, B. No: 2013/9717,

10/3/2015, §§ 31-43).

51. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın

mahiyeti nedeniyle başvurucu açısından taşıdığı değer ile başvurucunun davadaki

menfaati dikkate alındığında somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 2 yıl 9 ay 10 günlük

yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

53. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

54. Başvurucu yargılama sürecinde uğradığı manevi zararına

karşılık 50.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

55. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

56. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin 2 yıl 9 ay 10

günlük yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya net 2.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 2.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Malatya 1. İş Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör : Kamil KAYA Başvurucu : Eyyüp Ömer KARADUMAN Vekili : Av. Ömer Faruk TAMER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4986, 16 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4986
Tarih
16 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Askeri Karakaş Başvurusu (B. No: 2014/19705)
  • Özkan Yanar Başvurusu (B. No: 2014/1845)
  • Nezahat Ural Başvurusu (B. No: 2014/4284)
  • Hamit Çöklü Başvurusu (B. No: 2014/10299)
  • Muammer Tatar Başvurusu (B. No: 2014/819)
  • Muhammed Ali Bayram Başvurusu (B. No: 2014/4077)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.