İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Siraç Taran Başvurusu (B. No: 2014/5139)

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atmadan dolayı mülkün kullanımından

Başvuru No2014/5139Tarih29 Haziran 2016Okuma23 dk · 4.585 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Siraç Taran Başvurusu

Karar tarihi
29 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/5139
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.585 kelime·23 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atmadan dolayı mülkün kullanımından

mahrum kalınması, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davası

sonunda hükmedilen bedelin gerçek zararı karşılamaması ve davanın makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/4/2014 tarihinde Elazığ Hukuk Mahkemeleri Ön

Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 10/7/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 28/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7.Başvurucu 16/4/2008 tarihinde Maden Asliye Hukuk Mahkemesinde

açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında Elazığ ili

Alacakaya ilçesi Çataklı köyünde bulunan ve tapuda adına kayıtlı olan

taşınmazlarının Kralkızı Barajı rezervuar alanı içinde

kaldığını ve bir kısmının baraj suyu altında olduğunu ancak davalı Devlet Su

İşleri İdaresinin (DSİ) kamulaştırma işlemlerini gerçekleştirmediğini, söz

konusu taşınmazların kapama bağ niteliğinde olduğunu ve bu niteliklerinin

Alacakaya Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/6 Değişik İş sayılı dosyasında yer

alan bilirkişi raporundan da anlaşılabileceğini belirtmiş; fazlaya ilişkin

hakkı saklı kalmak kaydıyla lehine 25.000 TL tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

8. Yargılama kapsamında Maden Asliye Hukuk Mahkemesince DSİ

Bölge Müdürlüğüne müzekkere yazılarak taşınmazların kod seviyeleri ve bu

seviyelere baraj sularının hangi tarihte ulaştığı konusunda bilgi istenilmiş,

DSİ Bölge Müdürlüğünce cevap yazısında söz konusu taşınmazlara 8/3/1999,

20/4/1999 ve 16/6/2003 tarihlerinde el atıldığı belirtilmiştir.

9. Ayrıca yargılama safhasında keşif de yapılarak fen ve ziraat

bilirkişilerinden bilirkişi raporları alınmıştır.

10. Yargılama sonunda Maden Asliye Hukuk Mahkemesi 26/5/2011

tarihli ve E.2008/24, K.2011/74 sayılı kararı ile uyuşmazlık konusu

taşınmazlara başvurucunun malik olduğunun anlaşıldığını, usul ve yönteme uygun

olan bilirkişi raporlarında taşınmazların susuz kapama bağ vasfında

olduklarının ortaya konulduğunu ve taşınmazlar için 96.365 TL tazminat miktarı

hesaplandığını belirterek davanın kabulüne, başvurucuya talebi doğrultusunda

fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 25.000 TL bedelin dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine ve taşınmazların tapu

sicilinden terkinine hükmetmiştir.

11. İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz

edilmiş; temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 25/1/2012 tarihli

ve E.2011/16259, K.2012/885 sayılı ilamı ile aynı bölgeden Daireye intikal eden

dosyalarda, değerlendirmede bağların yaşlarına göre üretim giderlerinin

ortalama 220 TL kabul edildiğini, bu doğrultuda bilirkişi kurulundan ek rapor

alınarak karar verilmesi gerektiğini, bu hâliyle İlk Derece Mahkemesince fazla

bedele hükmedildiğini, ayrıca hükümde maddi bir hatanın tespit edildiğini

belirtmiş, kararı bozmuştur.

12. Bozma üzerine dava dosyasını tekrar değerlendirmeye alan

Maden Asliye Hukuk Mahkemesi, bozma ilamına uyarak ek bilirkişi raporu aldırmış

ve yeniden hesaplama yapılmasını sağlamış bu kapsamda 2/5/2013 tarihli ve

E.2012/92, K.2013/108 sayılı kararı ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle

başvurucuya 25.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi

ile birlikte ödenmesine karar vermiş ve başvurucu lehine nispi olarak

hesaplanan 3.000 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.

13. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı idarece temyiz

talebinde bulunulmuştur. Başvurucu ise temyiz talebine karşı sunduğu 25/7/2013

tarihli cevap dilekçesi ile yerel Mahkemenin, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

25/1/2012 tarihli bozma ilamına uyarak bilirkişiden bozma doğrultusunda yeniden

rapor aldırdığını; bozma ilamının gereklerini yerine getirerek usul ve yasaya

uygun hüküm verdiğini, davalı tarafın bozma sonrası verilen karar üzerine,

bozmadan önceki hususları tekrar temyiz konusu etmekte olduğunu bu bağlamda

temyiz itirazlarının dikkate alınmaması gerektiğini belirtmiş ve sonuç olarak

davalının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan İlk Derece

Mahkemesi kararının onanmasını talep etmiştir.

14. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 18. Hukuk Dairesi

21/1/2014 tarihli ve E.2013/15605, K.2014/803 sayılı ilamı ile kararın

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6. maddesi

hükmü nedeniyle sadece vekâlet ücreti yönünden düzeltilmesine ve böylelikle

kararın düzeltilmiş şekliyle onanmasına hükmetmiştir.

15. Düzelterek onama ilamı başvurucuya 14/3/2014 tarihinde

tebliğ edilmiş, taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulmaması üzerine İlk

Derece Mahkemesi kararı 4/4/2014 tarihinde kesinleşmiştir.

16. Başvurucu 14/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 2942 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"...

Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak idare,

bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman kişi,

kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret

Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de

faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi

içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir

komisyonunu görevlendirir.

..."

18. 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesi şöyledir:

"15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a)Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c)

Kıymetini ektileyebilecek bütün nitelik ve unsarlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi

kullanılması halinde getireceği net gelirini.

g)

Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara

göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…)(2) resmi birim fiyatları ve

yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,

bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet

düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma

bedelidir."

19. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin 1. ve 2. fıkraları

şöyledir:

"Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış

veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet

hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer

işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak

işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır."

"İdarenin daveti veya malikin müracaatı üzerine, fiilen el konulan

taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının idarenin daveti veya

malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin

ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle,

taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci

ve 12 nci maddelerine göre hesaplanmak suretiyle

tespit edilir. Tespitten sonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına

göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, idarenin daveti veya malikin müracaat

tarihinden itibaren en geç altı ay içinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre

tebliğ edilen bir yazı ile, tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi

uzlaşma görüşmelerine davet edilir."

20. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin Anayasa

Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı iptal

kararından önceki 13. fıkrası şöyledir:

"4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar

kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış

olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir

ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından

kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine

hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri

de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak

paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu

alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan

taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri

uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır."

21. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı şöyledir:

"Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın

önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirde

taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan

taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el koyma

tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava

tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir."

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi"

kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde

yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 29/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucu, Elazığ ili Alacakaya ilçesi Çataklı köyünde

bulunan taşınmazlarına Kralkızı Barajı yapımı

amacıyla 1999-2003 yılları arasında herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadan

el atıldığını, bu nedenle mülkiyeti üzerinde tasarruf etme imkanının elinden

alındığını, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat istemiyle açtığı davada

ise hükmolunan tazminat bedelinin zararını karşılamada yetersiz kaldığını ve

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 15.000 TL maddi ve 15.000 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a.Mahkemece Hükmolunan

Taşınmaz Bedeli Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlaline İlişkin İddia

25. Başvurucu,

açtığı kamulaştırmasız el atma davası sonunda taşınmaz için hükmedilen bedelin

gerçek zararını karşılamaktan uzak olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

26. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

28.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

29. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).

30. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).

31. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

32. Somut

başvuruya konu olayda başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin bozma ilamına uyarak lehine dava tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte 25.000 TL tazminata hükmettiği 2/5/2013 tarihli kararın

davalı idarece temyize konu edilmesi üzerine verdiği temyize cevap

dilekçesinde, İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamının gereklerini yerine

getirdiğini bu doğrultuda usul ve yasaya uygun hüküm verdiğini, davalının

bozmadan önceki hususları tekrar temyiz konusu etmekte olduğunu; bu bağlamda,

temyiz itirazlarının dikkate alınmaması gerektiğini ifade ederek, temyiz

itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan İlk Derece Mahkemesi

kararının onanmasını istediği anlaşılmaktadır. Oysa yukarıda yer verilen

ilkeler kapsamında (bkz. §§ 28-31) başvurucunun kamulaştırmasız el atılan

taşınmazı için hükmedilen bedelin gerçek zararını karşılamada yetersiz

kaldığına ilişkin şikâyetinin bireysel başvuruda incelenebilmesi için söz

konusu şikayetin derece mahkemelerinin önünde de ileri sürülmesi, dolayısıyla

öncelikle somut yargılama sürecindeki yargı yollarının tüketilmesigerektiği

açıktır.

33. Açıklanan nedenlerle bireysel başvurunun bu kısmına ilişkin

ihlal iddiasının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru

konusu yapıldığı anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b.Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle

Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucunun

söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı anlaşıldığından ve

şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

35. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir nedeni de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36.Başvurucu, Elazığ ili Alacakaya ilçesi Çataklı köyünde

bulunan taşınmazlarına Kralkızı Barajı yapımı

amacıyla 1999-2003 yılları arasında herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadan

el atıldığını, bu nedenle mülkiyeti üzerinde tasarruf etme imkânının elinden

alındığını belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Kamulaştırma"

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu

yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,

özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. ...Kanunun taksitle ödemeyi

öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde

taksitler eşit olarak ödenir..."

40. Sözleşmeye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı

gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve

yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun

olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak

kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para

cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama

konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

41. Anayasa'nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesi

benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. İki düzenlemenin ilk

cümleleri herkese mülkiyet hakkını tanımakta, ikinci cümleleri ise kişilere ait

mülkiyet hakkının hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin

mülkünden yoksun bırakılabileceğini hüküm altına almaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 29).

42.Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak

olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmada genel

ilkeleri tespit ederken devlet ve kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan

taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen

Anayasa'nın 46. maddesi mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin özel

hükümler içermektedir. Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği başvurunun

değerlendirilmesinde Anayasa'nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 28).

43.Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek

ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir.

Anayasa'ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama

getirilebilir. Anayasa'nın 46. maddesine göre özel mülkiyetteki bir taşınmaz

kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin ödenmek

ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla kamulaştırılarak kamu hizmetine

tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla kullanımı

sınırlandırılabilir. (AYM, E.1988/34, K.1989/26, 21/6/1989; E.2011/58,

K.2012/70, 17/5/2012 ve E.2004/25, K.2008/42, 17/1/2008).

44. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri

büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar hakkın özüne

dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü

değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları

gibi güvencelerin tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde

değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve

ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri için

zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler. Demokratik bir

toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla

güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk

devletinde güdülen amaç ne olursa olsun kısıtlamaların, bu rejimlere özgü

olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli

ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir

(AYM, E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013).

45. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu

yararıyla yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak

yapılabileceğini öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yasada

öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar

kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de

hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68)

Anayasa tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (Sözleşme) daha geniş bir koruma

sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 31).

46. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu,

hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

47. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

48. Kamulaştırma yapmaya yetkili olan Devlet, kamu tüzel

kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması hâlinde yararlarına

kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri tarafından,

Anayasa'nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanun'a aykırı şekilde, özel mülkiyete

konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken bedelsiz olarak

yapılan el koyma işlemi "kamulaştırmasız el atma" olarak

tanımlanmaktadır (Celalettin Aşçıoğlu,

B. No: 2013/1436, 6/3/2014, § 55).

49. Kamulaştırmasız el atma, kamulaştırma ile kıyaslandığında

daha az güvence sunan ve hukuki olmayan bir yöntemdir. Şöyle ki 2942 sayılı

Kanun'a göre kamulaştırma kararı verilebilmesi için öncelikle taşınmazın

değerinin idare tarafından tespit ettirilmesi, uyuşmazlık hâlinde idarenin

mahkemeye başvurarak bedel tespitini istemesi gerekmektedir. Tespit edilen

bedelin peşin olarak bankaya yatırılmasıyla kamulaştırma kararı

kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu idaresi kamulaştırma bedelini ödeyecek

yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma kararı alamayacaktır. Diğer taraftan

kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla ilgili olarak uzlaşma ve dava yoluna

başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir. Bu nedenle dava harçlarını ödeme

yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

50.Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma ve

kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Böyle

bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılan taşınmazın devrini

meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı sunan tek unsur, idare

tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve bireylere

"kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat" ödenmesine hükmeden

mahkeme kararıdır.Kamulaştırmasız el atma uygulaması,

hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan başvuranları, herhangi bir kamu

yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda

bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra

mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Başka bir deyişle, kamulaştırmasız

el atma, her ne olursa olsun idare tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna

aykırı bir durumu hukuki olarak kabul etmeye ve idareye, kanuna aykırı

davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol açmaktadır. İdareye resmî

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,

kişilerin öngörülemez ve keyfî durumlarla karşılaşma tehlikesi taşımaktadır.

Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği

şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak

nitelikte değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, 11765/05,

27/5/2010, §§ 40, 43, 45).

51. Anayasa'nın 35. ve 46. maddeleri, taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu

zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa'nın 46. maddesi hükmü ve 2942

sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin

taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir

kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını Anayasa ve yasalardan

almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir uygulama olan

kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve

içinde değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırma kurallarının ötesine

geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen

ve hukuki olmayan müdahale riskini taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, § 58).

52. Başvuru konusu olayda idare, ilgili yargılama sürecinden de

anlaşılacağı üzere başvurucunun Elazığ ili Alacakaya ilçesinde bulunan

taşınmazlarına 1999 ve 2003 yıllarında Kralkızı

Barajı'nın yapımı nedeniyle yani meşru kamu yararı amacıyla kamulaştırmasız

olarak el atmış ve taşınmazlar su altında kalarak kullanılamaz duruma

gelmişlerdir. Bu durumda Anayasanın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde

2942 sayılı Kanun'da belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun

mülkiyetinde bulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı

kararıyla kararıyla sabittir.

53. Sonuç olarak başvurucunun söz konusu taşınmazlarına Kralkızı Barajı yapımı suretiyle yapılankamulaştırmasız

el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı Kanun'da

belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.

54. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

55. Başvurucu, 16/4/2008 tarihinde açtığı kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davasının makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

56. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34-59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren Gürdal ve diğerleri,

B.No:2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

57. Başvuru konusu olay Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan

tazminat davasına ilişkindir. 18/6/1927 sayılı ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanun'u ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin

makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak

yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50)bu tarih

somut başvuru açısından 16/4/2008'dir.

58. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52), somut

başvuru açısından söz konusu tarih ise İlk Derece Mahkemesi kararının Yargıtay

18. Hukuk Dairesince onandığı 21/1/2014'tür.

59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talebine

ilişkin olduğu, 16/4/2008 tarihinde açılan davada İlk Derece Mahkemesinin esasa

ilişkin kararını 26/5/2011 tarihinde verdiği, bu kararın Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin 25/1/2012 tarihli ilamı ile bozulduğu, bozma üzerineİlk

Derece Mahkemesince verilen 2/5/2013 tarihli kararın ise temyiz incelemesi

neticesinde 21/1/2014 tarihinde onandığı ve karar düzeltme talebinde

bulunulmaması üzerine yargılamanın sona erdiği anlaşılmıştır.

60. Şikâyetin değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

tazminat davasının hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun

tutum ve davranışlarıyla usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

gözlemlenmemiştir. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık altı yıl devam eden yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

61.Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62.Başvurucu, Elazığ ili Alacakaya ilçesinde bulunan

taşınmazlarına 1999 ve 2003 yıllarında kamulaştırma yapılmaksızın Kralkızı Barajı inşası nedeniyle el atılması üzerine

16/4/2008 tarihinde açtığı tazminat davasının makul sürede sonuçlanmaması ve el

atma tarihlerinden itibaren taşınmazlarını kullanamaması, taşınmazına hukuksuz

olarak el atılması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek 15.000 TL maddi ve 15.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

63. 6216 sayılı Kanun'un

"Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

64. Başvurucunun taşınmazlarına baraj yapımı nedeniyle el

atılması sonucunda Anayasa'da ve 2942 sayılı Kanun'da öngörülmeyen

kamulaştırmasız el atma şeklindeki bu müdahaleler ile mülkiyet hakkının

kanunilik ilkesini ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir.

65. Bunun yanında bahsedilen müdahale kapsamında baraj yapımı

sonucunda ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkı arasında

adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya el atılan

taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenerek

sağlanmaktadır. Mahkemelerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

ödenmesine karar vermeleri kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyi

sağladığı gibi idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederek belli

bir hukuki güvence de sağlamaktadır (Celalettin

Aşçıoğlu, § 67).

66. Nitekim AİHM, kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılan

başvurularda maddi tazminat taleplerini mahkeme tarafından ödemenin etkin

olarak yapıldığı tarihe kadar geçen süre içindeki paranın uğradığı değer

kaybını telafi edebilecek nitelikte olup olmadığı sorunu ile sınırlandırmakta

ve yapılan ödemenin değer kaybı telafi edilmişse ayrıca bir zarara daha

uğramadıkları sonucuna ulaşarak maddi tazminat taleplerini reddetmektedir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, § 65).

67. Başvurucunun, taşınmazlarının değeri konusunda Mahkemenin

verdiği karardan bireysel başvuru kapsamında şikâyetçi olduğu anlaşılsa da

Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede bu şikâyetin temyiz aşamasında Yargıtay

önüne taşınmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda başvurucuya el atılan

taşınmazları için 2942 sayılı Kanun'da öngörülen bedel tespiti prensiplerine

uygun olarak dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli ile dava

tarihinden itibaren işleyen faiziyle ödenerek ulaşılmak istenen kamu yararıyla

başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı arasında makul bir orantının

kurulduğu, ayrıca başvurucunun İlk Derece Mahkemesince 2/5/2013 tarihli karar

ile belirlenen bedel için temyiz aşamasında herhangi bir itirazda bulunmadığı,

dolayısıyla taşınmazlarının satış değerini faiziyle birlikte Mahkeme kararıyla

tahsil ettiği ve kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı verildiği gözönünde bulundurulduğunda başvurucuya ayrıca maddi

tazminat ödenmesine yer olmadığıyönünde karar

verilmesi gerekir.

68. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık altı

yıllık yargılama süresi nazara alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında 5.000 TL, başvurucunun taşınmazlarına Anayasa ve 2942 sayılı

Kanun'da öngörülen kamulaştırma usulüne uyulmadan kanunilik ilkesine aykırı

olarak el atılması ve hakkını elde etmek için dava açmak zorunda bırakılması

sonucu ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında ise

5.000 TL olmak üzere başvurucuya takdiren net toplam 10.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69.Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemece

hükmolunan taşınmaz bedeli nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kamulaştırmasız el

atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın makul

sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1.Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2.Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah PERDECİOĞLU

Başvurucu

:

Mehmet Siraç

TARAN

Vekili : Av. Ahmet CANPOLAT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5139, 29 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Mahkemece
  12. B. 1.Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Taran
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5139
Tarih
29 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/9632)
  • Bülent Şakar Başvurusu (B. No: 2014/1517)
  • İskender Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/870)
  • Eyyüp Ömer Karaduman Başvurusu (B. No: 2014/4986)
  • Askeri Karakaş Başvurusu (B. No: 2014/19705)
  • Özkan Yanar Başvurusu (B. No: 2014/1845)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.