İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhsin Karaca Başvurusu (B. No: 2014/2211)

1. Başvuru, yapılan kamu görevi sırasında meydana gelen kaza

Başvuru No2014/2211Tarih9 Haziran 2016Okuma19 dk · 3.733 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muhsin Karaca Başvurusu

Karar tarihi
9 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/2211
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.733 kelime·19 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yapılan kamu görevi sırasında meydana gelen kaza

nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı

yönünden reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/2/2014 tarihinde İskenderun 3. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 22/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 4/2/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru

hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü

İskenderun Gar Müdürlüğünde görev yaptığı sırada 14/11/1997 tarihinde vagon

manevrasında meydana gelen kazada iki parmağını kaybetmiştir.

10. Başvurucu 1998 yılında adli yargı yerinde 30.000 TL maddi ve

1.000 TL manevi tazminat istemli olarak dava açmış,yaptırılan bilirkişi incelemesine göre

başvurucunun 12.601 TL maddi kaybı bulunduğu belirlenmiş ancak İskenderun 1.

Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği

gerekçesiyle 24/12/2001 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

11. Başvurucu, bunun üzerine idari yargıdaaçtığı

davada12.601 TL maddi ve 1.000 TL manevi tazminata karar verilmesini

istemiştir.

12. Adana 1. İdare Mahkemesi 14/10/2003 tarihli ve E.2002/102,

K.2003/1093 sayılı kararıyla başvurucunun efor kaybına uğradığını belirterek veadli yargı yerinde yaptırılan bilirkişi raporunu esas

alarak 12.601 TL maddi ve 1.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine

karar vermiştir.

13. Davalı idare tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine

Danıştay Onuncu Dairesi, kararın manevi tazminata ilişkin kısmını onamış; maddi

tazmina ilişkin kısmını ise başvurucunun kaza sonrası

görevinin değiştiği dikkate alınarak efor kaybı yerine görev yeri değişikliği

nedeniyle uğradığı zararın hesaplanarak ödenmesi gerektiği gerekçesiyle

bozmuştur.

14. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yaptırılan

bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 13/7/2009 tarihli raporda, başvurucunun

görev değişikliği nedeniyle uğradığı zararın 28.654 TL olduğu belirlenmiş veMahkemece 10/9/2009 tarihli ve E.2008/1928, K.2009/1003

sayılı kararla -taleple bağlılık ilkesi gereği- 12.601 TL tazminatın

başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Bu durumda, "taleple bağlılık"

ilkesi de dikkate alınarak davalı idarede manevracı olarak görev yaptığı sırada

geçirdiği kaza sonucu sol elinin iki parmağını kaybeden davacının idarenin

hizmet kusuru nedeniyle görev yerinin değişmesi sonucu uğradığı 12.601.00 TL maddi zararınınadli

yargı yerinde dava açma tarihi olan 23/12/1998 tarihinden itibaren işleyecek

yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır."

15. Başvurucu ise 18/9/2009 tarihli dilekçesiyle davalı idareye

başvurarak Mahkemece hükmedilen tutarla bilirkişi raporunda tespit edilen tutar

arasındaki farkın ödenmesini istemiş; 2/11/2009 tarihli cevap yazısında,

kararın temyiz edildiği ve istemin temyiz sonucuna göre değerlendirileceği

bildirilmiştir.

16. İlk Derece Mahkemesi kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

13/3/2012 tarihli ve E.2009/16198, K.2012/891 sayılı kararıyla onanmıştır.

17. Başvurucu, kararın kesinleşmesi üzerine 13/6/2012 tarihli

dilekçeyle davalı idareye tekrar başvurmuş ve fark tutarın ödenmesini

istemiştir. Ancak başvurucunun istemine bir cevap verilmemiştir.

18. Başvurucu bunun üzerine bilirkişi raporunda belirtilen fark

tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle 10/9/2012 tarihinde Adana 2. İdare

Mahkemesinde dava açmıştır.

19. Mahkeme 23/10/2012 tarihli ve E.2012/1310, K.2012/1583

sayılı kararıyla davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyedir:

"Bu durumda, idari eylemlerden doğan

zararların ödenmesinin, süresi içerisinde açılacak davalar yoluyla

istenebileceği, İdari Yargıda ancak parasal hakların ödenmesine (tazminine)

karar verilmesinin istenebileceğinden İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri

uyarınca parasal haklarının saklı tutulmasının mümkün bulunmadığı hususu

dikkate alındığında İskenderun Gelirler Müdürlüğünde görev yaptığı sırada

geçirdiği kaza sonucu sol elinin iki parmağını kaybeden davacı tarafından,

zararın öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesinin istenilmesi ve bu istemin reddi üzerinde de dava açma süresi

içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra 10.09.2012

tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan davanın esasını inceleme

olanağı bulunmamaktadır.

Öte yandan, davacının 13.06.2012 günlü

başvurusunun zımnen reddinin dava süresini canlandırmayacağı da açıktır."

20. Karar, Adana Bölge İdare Mahkemesinin 26/6/2013 tarihli ve

E.2013/1215, K.2013/2697 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi de

aynı Mahkemenin 30/12/2013 tarihli ve E.2013/4390, K.2013/6086 sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

21. Karar 28/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 17/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

23. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen 16.

maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“...

Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya

diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı

ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın

artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa

tebliğ edilir.”

25. 2577 sayılı Kanun’un 6459 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle

eklenen geçici 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü

fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest

olan davalarda da uygulanır.”

26. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

17/2/2014 tarihli ve E.2013/3669, K.2014/760 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda,

6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde

derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasına

olanak tanınmıştır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasal

değişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilen

zarar miktarından fazla olmasına karşın,davacı

veya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını artırımlarına

yönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalma

kuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminata

hükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifade

ile mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilen

kararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması

şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek

suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus

olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.

Sağlık tazminatına ilişkin tam yargı

davalarında, mahkemelerce maddi zararın tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi

raporunda belirlenen maddi tazminat miktarının dava dilekçesinde talep edilen

maddi tazminat miktarından yüksek çıkması halinde söz konusu bilirkişi

raporunun davacıya tebliğinden sonra (eylemin idariliğinin

öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl geçmiş olsa bile) ilk açılandavanın

derdest olması ve bu davada ıslah talebi olmaması şartıyla, fazlaya ilişkin

miktarın ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine

dava açma süresi içerisinde açılan ikinci davanın süresinde kabul edilerek,

açılan bu ikinci davanın ilk dava kapsamında ıslah talebi niteliğinde

değerlendirilmek suretiyle zarar tespit bilirkişisi tarafından belirlenen

fazlaya ilişkin kısım hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 9/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, açılan tazminat davasının yaklaşık on yedi yıl

sürmesi nedeniyledavanın makul sürede

sonuçlanmadığını, bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi zararının karşılanması

talebinin süre aşımı yönünden reddedildiğini, bu nedenle yaşam hakkı ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 16.053 TL maddi zararının

kaza tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; yaşam hakkının, adil yargılanma

hakkının ve bu kapsamda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarında bulunmuştur. Başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik

iddiasının dayanağı, bilirkişi raporuna göre tespit edilen zararın tazmini

istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi olup esas olarak

davanın süre aşımı yönünden reddedilmesine yönelik şikâyetin mahkemeye erişim

hakkı yönündenincelenmesi ve ayrıca yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasının da incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Yargılama Süresinin

Makul Olmadığına İlişkin İddia

30. Başvurucu, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamaması

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği

açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

33. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda

belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar

verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

34. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir.

35. Başvuru konusu olayda meydana gelen kaza neticesinde

başvurucu tarafından açılan ilk davanın Danıştay Onuncu Dairesinin 13/3/2012

tarihli ve E.2009/16198, K.2012/891 sayılı kararıyla kesinleştiği, Anayasa

Mahkemesine yapılan bireysel başvuruya konu yargılamanın ise bilirkişi raporu

uyarınca tespit edilen ve ilk davada talep edilmeyen fark tutarının tazminine

ilişkin açılan ve süre aşımı yönünden reddedilmesine ilişkin davanın olduğu gözönünde bulundurulduğunda başvurucu tarafından makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin ikinci davaya yönelik

olarak incelenmesi gerekir. Bu nedenle somut başvuruya yönelik makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaya konu yargılamanın

başlangıç tarihinin davalı idareye yapılan fark tazminat tutarının tazmin

edilmesine yönelik başvuru tarihi olan 13/6/2012 tarihinin kabul edilmesi

gerekmiştir.

36. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

reddedildiği 30/12/2013'tür.

37. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere AİHM kararlarında yer verilmiş olup özellikle idari yargı

alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından usul hükümleri

de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§

54-60).

38. Somut olaya bakıldığında idareye başvuru tarihinden itibaren

ilk derece yargılamasında geçen sürenin 4 ay 10 gün, kanun yolunda geçen

sürenin 1 yıl 2 ay 7 gün ve toplam yargılama süresinin 1 yıl 6 ay 17 gün

olduğu, başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri dikkate

alındığında söz konusu yargılama prosedüründe geçen süre makul olup başvuruya

konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının, yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

geciktirildiğine dair bir bulgu saptanamamıştır.

39. Açıklanan nedenlerle başvuruya konu yargılamanın makul süreyi

aşmadığı ve başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu,bilirkişi

raporu uyarınca tespit edilen zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre

aşımı yönünden reddedildiğini ileri sürmüştür.

42. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51).

43. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye

başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan

Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını

anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

44. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir.

Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Geffre/Fransa,

B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını

uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı

şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının

ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 21).

45. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

46. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca bu sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.

47. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin

6. maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş

olmasına rağmen bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının

sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın niteliği gereği mahkemeye

erişim konusunda devletin bir takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının

kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir

alanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkın

özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın

sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin

hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey

aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985,

§ 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, §

36; Sabri Güneş/Türkiye, B. No:

27396/06, 24/5/2011, § 56).

48. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecek

şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

49. Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak mahkemeye

erişim hakkına müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri birtakım

usul şartları öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibi mahkeme önünde

devam eden bir davanın taraflarının dava konusu hak veya menfaate yönelik

tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahür edebilir. Bir tazminat

veya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin talep miktarının yargılama

safahatı kapsamında artırılamaması nedeniyle alacağın belirli bir kısmına

erişilememiş olması da belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili bir

kısıtlama olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekli olan bir

konudur.

50. Tazminat alacağının miktarı, genellikle bilirkişi incelemesi

ve benzeri araştırmalardan sonra belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin

bu özelliği gereği, hak kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam

olarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkün olmayabilir. Dava açılması aşamasında

karşı karşıya kalınan bu belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi

(ıslah) yoluyla aşılması da 30/4/2013 tarihi öncesinde 2577 sayılı Kanun gereği

mümkün değildir. Buna göre hak kaybına uğramaması bakımından davacı tarafın

dava devam ederken talep sonucunu ıslah etme ihtiyacının doğması kaçınılmazdır.

51. Diğer taraftan 2577 sayılı Kanun'da 30/4/2013 tarihinde

yürürlüğe giren ve 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı

davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın -kanun yolu aşaması dâhil-

yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

artırılmasına olanak tanınmıştır. Buna göre mahkemelerce istemle bağlı olma

kuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara taraflardan birinin kanun yoluna

başvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden

harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir

defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları

mümkündür.

52. Başvuru konusu olayda başvurucu 14/11/1997 tarihinde meydana

gelen kazada yaralanmış, yaralanma neticesinde oluştuğunu ileri sürdüğü 30.000

TL maddi 1.000 TL manevi olmak üzere toplam 31.000 TL tazminatın yasal faiziyle

birlikte ödenmesi istemiyle İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış,

Mahkeme maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış, bilirkişi

raporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar 12.601 TL olarak belirlenmiş

ancak Mahkeme 24/12/2001 tarihli kararıyla davayı görev yönünden reddetmiştir.

Başvurucu, bunun üzerine idari yargı yerinde 12.601 TL tutarında maddi ve 1.000

TL tutarında manevi tazminata karar verilmesi istemiyle dava açmış, Adana 1.

İdare Mahkemesi talep doğrultusunda tazminata hükmetmiş, kararın temyiz

edilmesine üzerine Danıştay Onuncu Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının

manevi tazminat kısmı onanmış, maddi tazminat kısmı ise yeniden bilirkişi

incelemesi yaptırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

53. Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi maddi tazminata

yönelik yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmış ve 13/7/2009 tarihli bilirkişi

raporunda maddi zararın 28.654 TL olduğu belirlenmiş, Mahkeme ise talep ile

bağlı kaldığını belirterek 10/9/2009 tarihli kararı ile 12.601 TL maddi

tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

54. Başvurucu, bilirkişi raporu ve karar uyarınca 18/9/2009

tarihinde yeniden idareye başvuru yaparak maddi zararına ilişkin fark tutarının

tazminini talep etmiş, idare ise kararın temyiz sonucunun bekleneceği yönünde

başvurucuya bilgi vermiş, kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 13/3/2012 tarihli

kararın ile onanarak kesinleşmesi üzerine başvurucu 13/6/2012 tarihinde yeniden

tazminat talebinde bulunmuş ise de bu başvurusuna idare tarafından cevap

verilmemiştir.

55. Bilirkişi raporu ile tespit edilen fark tazminat tutarının

tazmini istemiyle 10/9/2009 tarihinde Adana 2. İdare Mahkemesinde başvurucunun

açtığı davada Mahkeme, idari yargıda parasal hakların saklı tutulma müessesinin

bulunmadığı, zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesinin istenmesi ve bu istemin reddi üzerinde de dava açma süresi

içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra 10/9/2012

tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; bu

karara karşı yapılan temyiz ve karar düzeltme talepleri de reddedilmiştir.

56. Adil yargılanma hakkı, demokratik hukuk devletinin

vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş

şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki eylem, işlem ve

kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları

olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak

arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul

bir denge gözetilmelidir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). 6459 sayılı

Kanun ile yapılan değişiklikten önce 2577 sayılı Kanun'da yer alan düzenleme

ile idare aleyhine açılan davaların ve bu davalar kapsamında sunulan taleplerin

disipline edilmesinin hedeflendiği, daha ciddi takip edilmesi sağlanarak

davaların sürüncemede kalması ve belirsizliklerin önlenmesinin amaçlandığı

anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasındaki davaların en

az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması bağlamında değerlendirilebilecek

bu amaçların meşru olduğu açıktır (Benzer yöndeki karar için bkz. İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 41).

57. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir (AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003).

58. Somut başvuruya konu yargılamada idari yargıda ıslah

müessesesi olmadığı dönemde ıslaha yönelik talep hakkı kısıtlanan başvurucu,

bilirkişi tarafından hesaplanan 28.654 TL maddi zararının ancak 12.601 TL’lik

kısmını tazmin edebilmiş; ıslah imkânı tanınmadığı için tazmin edemediğini

belirttiği ve bilirkişi raporunda yer verilen zararına yönelik uyuşmazlığı bir

mahkemeye taşıma ve bu uyuşmazlığıesastan inceletme

imkânından yoksun kalmıştır.

59. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.

Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu; anayasal haklarının ihlal edildiğini belirterek

16.053 TL tazminatın, zararının meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek

yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

62. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde adil yargılanma

kapsamında bulunan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş

olduğundan ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

63. Başvurucu tarafından uğradığı zararın tazmini talebinde

bulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan bu

aşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılama süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana

2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

9/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Muhsin KARACA Vekili : Av. Mahmut Yavuz NACAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2211, 9 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Kabul Edilemez Olduğuna
  12. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2211
Tarih
9 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Siraç Taran Başvurusu (B. No: 2014/5139)
  • Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/9632)
  • Bülent Şakar Başvurusu (B. No: 2014/1517)
  • İskender Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/870)
  • Eyyüp Ömer Karaduman Başvurusu (B. No: 2014/4986)
  • Askeri Karakaş Başvurusu (B. No: 2014/19705)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.