İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2018/4502)

1. Başvuru, vekâlet sözleşmesinden kaynaklı olarak açılan

Başvuru No2018/4502Tarih25 Şubat 2021Okuma20 dk · 4.049 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (4)

Karar tarihi
25 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/4502
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.049 kelime·20 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, vekâlet sözleşmesinden kaynaklı olarak açılan

davada gerekçeli kararın başvurucunun suçlu olduğunu çağrıştıracak ifadeler

içermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ve lehe düzenlenen bilirkişi

raporlarının mahkemece dikkate alınmaması sebebiyle gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/2/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Arka Plan

Bilgisi

8. Başvurucunun özel evrakta sahtecilik suçunu işlediği

iddiasıyla Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) yargılandığı

davada 2/2/2012 tarihli ek kararla 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine dava zamanaşımının suçun

işlendiği tarihten temyiz inceleme tarihine kadar geçtiği gerekçesiyle

27/9/2012 tarihinde düşme kararı verilmiştir.

B. Başvuruyu

Konu Yargı Süreci

9. Başvurucu ile avukatı olduğu Şirket arasında imzalanan

1/4/2008 tarihli sözleşme, Şirket tarafından 11/2/2013 ve 6/3/2013 tarihlerinde

feshedilmiştir. Başvurucu, sözleşme hükümleri gereği feshin 31/3/2013 tarihinde

sonuç doğuracağını ileri sürerek mart ayı danışmanlık vekâlet bedelinin tahsili

için başlattığı takibe itiraz edilmesi üzerine İstanbul 11. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) itirazın iptali davası açmıştır.

10. Mahkeme 7/2/2017 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"(...) Ne var ki sözleşmenin 6/1

maddesi edimlerin ifası esnasındaki kusurlara ilişkindir. Davacının hakaret

suçundan mahkumiyeti haklı ve acil azil nedeni olarak kabul edilemez. Ne var ki

davacı özel evrakta sahtecilik suçundan da mahkum olmuştur. Vekalet ilişkisi

güvene dayalı olup, asilin vekille ilgili böylesi bir mahkumiyeti öğrenmesinin

ardından hukuki danışmanlık sözleşmesini sürdürmesi beklenemez. Her ne kadar

mahkumiyet fesihden iki yıl önce gerçekleşmiş ise de şirketin, davacının özel

hayatını ve şahsi davalarını takip etmesi beklenmemelidir. Dolayısıyla öğrenim

noktasında aksi yönde iddia ve ispat söz konusu olmadığından davacı beyanının

esas alınması zorunludur. Eş anlatımla anılan mahkumiyete vakıf olunması

üzerine şirketin derhal fesih yoluna gitmesi olağandır. Özel evrakta

sahtecilik, hukuki danışmanlık sözleşmesinin ifası kapsamında

değerlendirilemeyeceğinden sözleşmenin 6/1 maddesinde öngörülen üç aylık sürenin

de önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avukatlık Kanunu Madde 174/2 bağlamında

haklı azil söz konusu olup, karşı tarafa ulaştığı anda sonuç doğurmaya

başlayacaktır. Bu hali ile Mart ayına ilişkin bedelin istenmesi mümkün

değildir. Son olarak anılan mahkumiyetin kesinleşmemiş olmasının işaret edilen

kabulleri değiştirmeyeceğine değinilmelidir. Zira; temyiz sonucunda suçun

oluşmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmamış, daha doğrusu zaman

aşımı nedeni ile yapılamamıştır. Şayet temyiz aşamasında beraate yönelik bozma

söz konusu olsa idi, haklı azilden bahsedilmesi mümkün olmayacakken, meri

mevzuat gereği Yargıtay'ın inceleme yapamamış olması karşısında davalı şirketin

yerel mahkeme kararına itibar etmesi hayatın olağan akışı gereğidir. Daha açık

bir anlatımla sözü geçen davanın anlatılan akibeti güven sarsıcı hareket ve

haklı azil nedeni olarak kabul edilmiştir. Sadece bazı davaların celse

zabıtları incelenerek hazırlanan bilirkişi raporuna da itibar edilmesi mümkün

değildir. Dava subuta ermemesine rağmen kötü niyete ilişkin emare

bulunmadığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "

11. Başvurucunun istinaf talebi İstanbul Bölge Adliye

Mahkemesi 19. Hukuk Dairesinin (Bölge Mahkemesi) 2/1/2018 tarihli kararıyla

esastan reddedilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"(...) Davacının davalı şirket

tarafından her ne kadar 01/04/2008 tarihli sözleşmesinin 6. Maddesi uyarınca

taraflarca bir ay önceden fesih ihbar edilmediği takdirde birer yıllık süreler

ile sözleşmenin yenilenmiş sayılacağı şeklinde düzenleme karşısında davacı

avukatın özel evrakta sahtecilik suçundan mahkum olmasının davalı şirket

tarafından öğrenilmesi üzerine 06/03/2013 tarihinde davalı şirket tarafından

yapılan azil haklı görüldüğünden taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinin

karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olduğundan güven ilişkisinin bittiği anda

tarafların her zaman sözleşmeyi feshedebileceği, TBK düzenlenmiş, emredici

nitelikte bir hüküm olduğundan taraflar arasındaki avukatlık vekalet ücreti

sözleşmesinin 6. Maddesini azli zorlaştıran şartlar içerdiği kabul edildiğinde

sözleşmenin geçersiz olduğu, ayrıca her ne kadar davacı avukat davalı şirketin

sözleşme feshinde ve azlinde sebep göstermediğini iddia etmiş ise de; azilde

sebep gösterme zorunluluğu olmadığı gibi azil ihtarında gösterilmeyen bir

nedene dayalı olarak da yargılama sırasında da dayandığı başka bir anlatımla

davacı avukatın özel evrakta sahtekarlık suçundan mahkum olması, avukatın TBK

506 ve devamı maddelerinde ve avukatlık kanunu 34. maddesinde düzenlenen özen

borcuna aykırı davranması haklı olarak da vekaletten azil gibi ücret talep

hakkını ortadan kaldıran ağır hukuki sonuçlara bağlandığından davalı şirketin

güvenini sarsan davacı avukatı azletmesi azlin haklı olduğunu gösterdiğinden

avukatlık kanunu 174 maddesi uyarınca ücret talep edemeyeceği yönünde mahkemece

verilen red kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. "

12. Nihai karar 8/1/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, başvurucu 6/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

13. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'

nun 207. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bir özel belgeyi sahte olarak

düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde

değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır"

14. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

174. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Avukatın azli halinde ücretin

tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise

ücretin ödenmesi gerekmez."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bir suç ile itham edilen herkes,

suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin

6. maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM, masumiyet

karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğunu içtihatlarında ifade

etmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usule ilişkin güvenceyle,

sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ile

bağlantılı olan durumlarda daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin

masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Usule ilişkin bu

kapsamda masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının adil olmasını

sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu

ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus,

cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı olmayıp bu kapsam daha geniştir

ve devletin hiçbir temsilcisinin, mahkeme kararı ile suçluluğu ispatlanıncaya

kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu

kapsamda sadece ceza yargılamasında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş

zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya

diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk

yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir

suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci

yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda

devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında

kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B.

No: 60392/08, 23/1/2018, § 43).

17. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir

usul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve

etkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza

yargılaması devam etmeyen kişilere kamu görevlileri veya otoritelerince suçlu

muamelesinde bulunulmasını önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden ve

ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da (hukuk,

disiplin gibi) masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza

yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin

disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi

masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda karar

vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Allen/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013, §§ 92-105, 120-126).

18. AİHM; gündemine gelen başka bir başvuruda, hakkında

ceza soruşturması yürütülen başvurucu savcıdan takipsizlik kararı verilmesini

talep etmiş ancak savcı bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, ret kararında

kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. AİHM

öncelikle bir kişi kesinleşmiş bir mahkûmiyet ile suçlu bulunmadan önce kamu

görevlilerinin kişi hakkında sarf ettiği ifadelerin seçiminin önemli olduğunu,

bununla birlikte bir kamu görevlisinin beyanının masumiyet karinesi ilkesine

aykırı olup olmadığının söz konusu ifadenin özel koşullarına göre belirlenmesi

gerektiğini, başvuru konusu olayda da takipsizlik kararında geçen ifadelerin

hangi bağlamda kullanıldığına dikkat edilmesi gerektiğine değinmek suretiyle

kararda ispatlanma teriminin kullanılmış olması talihsizlik olsa da bu

ifadenin başvurucunun üzerine atılı suçun delillerle sabit olduğu hususuna

ilişkin olmadığını, yalnızca dava dosyasının soruşturmanın haklılığına ilişkin

delilleri ortaya koyup koymadığı noktasına işaret ettiğini belirtmiş ve

masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Daktaras/Litvanya,

B. No: 42095/98, 10/10/2000, §§ 42-45).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu; ceza yargılamasına ilişkin temyiz

incelemesinde zamanaşımı sebebiyle esasa ilişkin bir inceleme yapılmamasına

rağmen hukuk yargılamasına ilişkin gerekçeli kararda kendisinin suçlu gibi gösterildiğini,

ceza yargılamasına konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının karara

yansıtıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında adil

yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı

Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiği

belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin gözönünde

bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

24. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar

masum sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru

olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu

sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir.

25. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.

26. Güvencenin ilk yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı

sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı

zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da

açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu

ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak

yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi)

masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No:

2015/6075, 11/6/2018, § 39).

27. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip

Şahin, § 40).

28. Somut olayda başvurucunun şikâyeti, gerekçeli

kararlarda kullanılan ifadelerle ilgilidir. Başvurucunun açtığı itirazın iptali

davası özel hukuktan kaynaklanan, medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalan

bir davadır. Bu durumda suç isnadıyla ilgili yargılamalara ilişkin bir güvence

olan masumiyet karinesinin bireysel başvuruya konu olay yönünden uygulanıp

uygulanmayacağının ortaya konulması gerekir.

29. Masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencelerin

harekete geçirilebilmesi için kural olarak kişinin suç isnadı altında bulunması

gerekmektedir. Bununla birlikte masumiyet karinesinin ikinci boyutuna ilişkin

güvencelerin uygulanabilmesi, kişinin hâlihazırda suç isnadı altında bulunmasını

zorunlu kılmamaktadır. Ancak ceza yargılamasının sonuçlanmasından sonra

başlayan veya ceza yargılaması henüz sonuçlanmadan başlasa bile ceza

yargılamasının kesinleşmesinden sonra da devam eden medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda masumiyet karinesinin uygulanabilmesi

için başvurucunun söz konusu medeni yargılama ile hakkında yürütülen ve sona

eren ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir.

Medeni hak yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun

dikkate alındığı ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin

irdelendiği ya da başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ile

ilgili irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla

ilgili yorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul

edilebilir. Bununla birlikte hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki

bağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkün

olmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göre

değişebileceği kabul edilmelidir. Ancak bağlantının varlığı değerlendirilirken

kararda kullanılan dilin kritik öneme sahip olacağı vurgulanmalıdır (Barış

Baş, B. No: 2016/14253, 2/7/2020, § 50).

30. Bireysel başvuru konusu dava, Ceza Mahkemesi

kararının temyiz edilmesi üzerine verilen 27/9/2012 tarihli düşme kararından

sonra açılmıştır. Gerek ilk derece mahkemesi kararında gerekse Bölge Mahkemesi

kararında başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında ileri sürülen suçlamayla

ilgili değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Bu değerlendirmeler hukuk

yargılaması ile ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğu sonucuna

ulaşılması bakımından yeterli görülmüş, masumiyet karinesinin somut olayda

uygulanabilir olduğu kanaatine varılmıştır.

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

32. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

33. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir

usul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve

etkili şekilde sağlanabilmesi için, beraat eden veya bir şekilde hakkındaki

ceza yargılaması devam etmeyen kişilerin kamu görevlileri veya otoritelerince

suçlu muamelesine tabi tutulmalarını önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını

takip eden ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada

da (hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla

birlikte ceza yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara

dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında

tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu

kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa

Kıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36). Bunun için kararın gerekçesinin

bütün hâlinde dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir

yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir (M.I.,

B. No: 2012/1268, 30/12/2014, § 50).

34. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği

değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde

durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili

kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıp

sorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında

soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir

mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat

ifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona

ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade

edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir.

Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa

Akın, B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).

35. Anayasa Mahkemesi Münür İçer (B. No: 2012/584,

12/3/2015, §§ 31-33) kararında; başvuruya konu idari yargı mercii kararının

gerekçesinde yer alan ifadelerde, suçluluğu ilgili mahkeme kararıyla sabit olmayan

ve zamanaşımı nedeniyle hakkında açılan ceza davası ortadan kaldırılan

başvurucunun anılan eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı

gerekçesiyle başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar

vermiştir. Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmî yazılarda veya kamu

görevlilerinin anlatımlarındaki ifade veya sarf edilen sözler nedeniyle kişiler

hakkındaki masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için bu ifadelerde seçilecek

kelimelere azami dikkat edilmesi gerekir (Ömer Aybar, B. No: 2013/6974,

14/4/2016, § 30).

36. Bununla birlikte masumiyet karinesi

değerlendirilirken hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmayan kişilerle

ilgili olarak yapılan diğer yargılamalar sonucunda verilen mahkeme kararlarında

geçen ifadelerin dikkatli ve özenli kullanılması, ifadelerin bağlam ve amacını

aşacak şekilde kullanılıp kullanılmadığının somut olay koşullarında

değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

37. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki

ceza davası ilk derece yargılaması sonunda 1 yıl hapis cezası ile sonuçlanmış

ise de dava, temyiz incelemesi aşamasında zamanaşımından düşme kararı verilerek

kesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olmadığı

görülmektedir. Somut olayda, Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunmamış olan

başvurucunun itirazın iptali talebiyle açılan davadaki gerekçe veya kullanılan

dil nedeniyle masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verilip verilmediğinin

ortaya konulması gerekmektedir.

38. Başvurucunun vekâlet ücretinin tahsiline yönelik

açtığı itirazın iptali davasına ilişkin yargılamada Mahkemenin başvurucunun

azlinin haklı nedene dayanması sebebiyle vekâlet ücretini hak etmediğine

ilişkin gerekçesinde ceza yargılamasına dayanılarak karar verildiği

görülmektedir.

39. Mahkeme kararında "...Ne var ki davacı özel

evrakta sahtecilik suçundan da mahkum olmuştur...", Bölge Mahkemesi

kararında ise "...davacı avukatın özel evrakta sahtecilik

suçundan mahkum olmasının davalı şirket tarafından öğrenilmesi üzerine 6/3/2013

tarihinde davalı şirket tarafından yapılan azil haklı görüldüğünden ...başka

bir anlatımla davacı avukatın özel evrakta sahtekarlık suçundan mahkum

olması,... " şeklinde yer alan ifadelerle başvurucunun kendisine isnat

edilen eylemden suçlu bulunduğu yönünde ve başvurucuya cezai sorumluluk yükler

nitelikte bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Kararlarda geçen

ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlantı itibarıyla ceza hukuku

anlamında ve teknik unsurlarıyla ceza davasına konu suçun işlendiğine işaret

ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

40. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Mahkemece

hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmayan başvurucunun ceza

yargılamasına konu eylemleri işlediğinin sabit olduğu varsayımına dayanılarak

karar verildiği anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 36. ve 38.

maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

41. Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan

değerlendirmesi ve vardığı sonuç yalnızca masumiyet karinesinin ihlal

edildiğine ilişkin olup davanın esasına ilişkin bir unsur içermemektedir.

B. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

42. Başvurucu; Mahkeme tarafından alınan iki bilirkişi

raporunun da lehine olmasına rağmen Mahkeme tarafından söz konusu raporların

neden dikkate alınmadığının gerekçeli kararda belirtilmemesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının özünün adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda

bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

44. Anayasa Mahkemesi ancak temellendirilebilmiş bir

bireysel başvuruyu inceler. Başvurucuların şikâyetlerini hem maddi hem hukuki

olarak temellendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Maddi dayanaklar yönünden

başvurucuların yükümlülüğü şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak

ve bunlara ilişkin delilleri Mahkemeye sunmak, hukuki dayanak yönünden

yükümlülüğü ise bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklerden hangisinin

hangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamaktır (Sabah Yıldızı

Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi,

[GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).

45. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi kamu

gücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğunun ve

müdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Bu sebeple başvurucunun

başvurusunun esasını ve bu kapsamda kamu makamları tarafından ortaya konulan

gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını Anayasa Mahkemesine

inceletebilmesi için öncelikle kendisinin ihlal iddialarını

gerekçelendirmesi, buna ilişkin olay ve olguları açıklaması ve delillerini

sunması zorunludur (Cemal Günsel, [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021

§ 24).

46. Anayasa Mahkemesinin başvurucunun yerine geçerek

ihlal iddialarını gerekçelendirme, olay ve olguları ortaya koyma ve delil

toplama görev ve yükümlülüğü bulunmamaktadır. Söz konusu yükümlülükler

başvurucuya aittir. Başvurucuların anılan yükümlülüklere uymamaları halinde

şikâyetlerini temellendiremedikleri için başvuruları açıkça dayanaktan yoksun

bulunabilir. Anayasa Mahkemesi temellendirmeye ilişkin incelemesini her

başvurunun somut koşullarında yapar. Kuşkusuz bu yükümlülüklere ellerinde

olmayan nedenlerle uymamalarının ikna edici gerekçelerini Mahkemeye sunmaları

ya da Mahkemenin bu durumu işin niteliğinden anlaması hali müstesnadır (Cemal

Günsel, § 25, 26)

47. Başvuruya konu somut olayda başvurucu, yargılama

sürecinde Mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporlarının lehine olmasına

rağmen neden dikkate alınmadığının karar gerekçesinde belirtilmesi gerektiğini

ileri sürmüştür. Ancak başvurucu tarafından, raporlarda yer alan hangi

tespitlerin lehine olduğu ve bu durumun davanın seyrini ne yönde etkileyeceği

konusunda açıklamada bulunulmamıştır.

48. Sonuç olarak başvurucu şikayetlerine konu temel olay

ve olgular ile bireysel başvuruya konu gerekçeli karar hakkının hangi nedenle

ihlal edildiğini açıklamak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiş; bu

bağlamda ileri sürdüğü ihlal iddialarını temellendirememiştir.

49. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucu ihlalin tespitini, yargılamanın

yenilenmesini, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir

(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

55. İncelenen başvuruda itirazın iptali yargılamasına

ilişkin gerekçeli kararda kullanılan ifade nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/238, K.2017/55) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Ahmet Teyit KEŞLİ Vekili : Av. Ayşen ARAS

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/4502, 25 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Arka Plan
  10. B. Başvuruyu
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Masumiyet
  17. B. Gerekçeli
  18. C. 6216 Sayılı
  19. A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü
  21. C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin
  22. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/4502
Tarih
25 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim Başvurusu (B. No: 2017/21882)
  • Bülent Özer Başvurusu (B. No: 2018/36896)
  • Sever Makina ve Petrol Otomotiv İnşaat Hafriyat Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/27296)
  • Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2018/34092)
  • Hatice Akgül Başvurusu (B. No: 2018/35900)
  • M.s. Başvurusu (B. No: 2018/25505)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.