İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2018/34092)

1. Başvuru, protesto gösterileri sırasında meydana gelen ölüm

Başvuru No2018/34092Tarih25 Şubat 2021Okuma29 dk · 5.849 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Demir Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/34092
R.G. Tarih ve Sayı
24/3/2021-31433
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.849 kelime·29 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, protesto gösterileri sırasında meydana gelen ölüm

olayı temel alınarak açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden

reddedilmesi sonucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/11/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Suriye'nin Kobani bölgesinde meydana gelen çatışmaları

protesto etmek amacıyla 2014 yılının Ekim ayında yurt genelinde (özellikle doğu

ve güneydoğu bölgelerinde) gösteriler yapılmıştır. Bu gösteriler esnasında

farklı siyasi/ideolojik görüşlere (PKK/KCK-HÜDAPAR) mensup kişiler arasında

arbedenin/çatışmanın yaşandığı anlaşılmaktadır. Gösteriler bağlamında artan

şiddet eylemlerine güvenlik kuvvetleri güç kullanarak müdahale etmiştir.

Gösterilerin yapıldığı şehirlerden biri olan Batman'da Valilik 7/10/2014

tarihinde artan şiddet eylemleri ve bozulan asayişi gerekçe göstererek kent

genelinde saat 23.00 itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Anılan yasak

9/10/2014 tarihinde saat 10.00 itibarıyla kaldırılmıştır.

9. Başvurucunun 3/5/1989 tarihinde doğan oğlu E.D.,

Batman'da vuku bulan gösteriler esnasında (beyana göre) dedesi ile birlikte

7/10/2014 tarihinde dışarı çıkmış ve şehir merkezinde kalabalık arasında

bulunduğu sırada ateşli silahla yaralanmıştır. E.D. anılan tarihte saat 21.47

sıralarında Batman Bölge Devlet Hastanesine kaldırılmış ise de tedaviye cevap

veremeden hayatını kaybetmiştir. Aynı tarihte Batman sathında söz konusu

gösterilerde/çatışmalarda yaralanan toplam yirmi dokuz kişi çeşitli

hastanelerde tedavi altına alınmıştır.

10. E.D.nin kesin ölüm nedeninin belirlenmesi adına

yapılan otopsi işlemleri olası provokasyonlara karşı önlem amacıyla Malatya

Adli Tıp Kurumu bünyesinde gerçekleştirilmiştir. Anılan Kurumun 5/6/2015

tarihli Otopsi Tutanağı'nda "E.D.nin iki farklı ebatta av tüfeği

saçması ile yaralandığı, bu yaralanmaya bağlı kafatası kırığı, kosta ve

ekstremite kırıkları ile iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç

kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu vefat ettiği",

ayrıntılı raporun daha sonra düzenleneceği ifade edilmiştir. 18/9/2015 tarihli

ayrıntılı otopsi raporunun sonuç kısmında da Otopsi Tutanağı'nda yer alan

ifadelere koşut ifadeler yer almıştır.

A. Ceza

Soruşturması Süreci

11. E.D.nin ölümü ile ilgili olarak ateşli silahla

yaralamanın vuku bulduğu gün olayın gerçekleştiği bölgede av tüfeği ile

görüntülenen şüpheli M.Y. hakkında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

2014/14924 sayılı dosya numarası ile soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma

sürecinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, olay yerine, olay yerinden

alınan eşyalara, E.D.nin kıyafetlerine yönelik genetik inceleme yaptırılması,

şüphelinin işyerinde arama gerçekleştirilmesi ve şüphelinin iletişim kayıtlarının

incelenmesi yönünde kararlar alınmıştır. Soruşturma 29/6/2018 tarihli ek

kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla sonuçlandırılmıştır. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...

07 Ekim 2014 günü gecesi Saat 21.37 de

Hüda-Par Partisi üye/sempatizanları oldukları değerlendirilen şahıslar ile

PKK/KCK terör örgütü lehine slogan atan eylemci grup arasında karşılıklı silah

kullanıldığı bilgisi alınmıştır. Olay yerine intikal eden ekiplerimize karşı,

Bozoğulları Kavşağındaki PKK/KCK terör örgütü lehine slogan atan eylemci grup

tarafından yoğun şekilde taşlı, Molotof Kokteylli ve silah kullanıldığı bilgisi

alınması üzerine zırhlı araçlardan dışarı çıkılamamış ve silahla yaralanma

konusunun yeri ve yaralıların kimlik bilgileri tespit edilememiştir. Daha sonra

olayda yaralanan şahısların eylemciler tarafından kendi imkânları ile bölgeden

alınarak uzaklaştırıldıkları bilgileri elde edilmiştir. 07 Ekim 2014 günü saat

21.30-22.00 arasında PKK/KCK terör örgütü sempatizanlarının Hür Dava Partisi il

binasına yönelik taşlı saldırıları sırasında PKK/KCK terör örgütü

sempatizanlarının arasında bulunan grup içerinde olduğu değerlendirilen E.D.

ateşli silah yaralanması sonucu, kaldırıldığı Batman Bölge Devlet Hastanesinde

yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiği sonradan

öğrenilmiş, 08.10.2014 günü Malatya Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsisi sonrası

ailesi tarafından İstanbul'da defnedilmiştir...

...elinde av tüfeği ile göstericilere

doğru ateş ettiği tespit edilen ve elinde av tüfeği olan kişinin; Silah Ruhsat

Şube Müdürlüğüne 29.03.2010 tarih ve 2010/402 defter numarası ve Prenses marka,

13222 seri nolu, yarı otomatik yivsiz av tüfeği ruhsat müracaatı bulunan [M.

Y.] Diyarbakır ili Silvan ilçesi Feridun nüfusuna kayıtlı V. ve S. oğlu 1981

doğumlu şahsın müracaat sırasında vermiş olduğu fotoğraf ile olaylarda elinde

av tüfekli çekilen fotoğrafların mukayesesinde elinde av tüfeği bulunan,

üzerinde koyu kırmızı renkli tişört, gri koyu renkli kumaş pantolon,

ayaklarında spor ayakkabılı, saçlarının yan kısmı açık olan erkek şahsın,

yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı [M.Y.] isimli şahıs olduğu tespit

edilerek Maktul E.D.nin öldürülmesi olayı ile ilgili şahıslardan olup olmadığı

kapsamında tahkikata başlanılmıştır.

... [M.Y.] nin kullanmış olduğu tespit

edilen [NUMARA] nolu GSM hattının olayların yaşandığı 07.10.2014 - 08.10.2014

tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının yapılan incelemesinde; M.Y.nin olayların

gerçekleştiği 07.10.201[4] günü HTS verileri saat itibariyle dikkate

alındığında yaşanan toplumsal olayların başlamasından haberdar olduktan sonra

Hür Dava Partisi İl Binasına yakın bölgeden, 02.51.24 ile 18.32.15 saatleri

arasında toplamda, (27) defa baz verisi bulunduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.

[M.Y.] nin olayların gerçekleştiği

07.10.2014 günü 11.55.53 ile 18.32.15 saatleri arasındaki HTS verileri dikkate

alındığında, 07.10.2014 günü saat 12.00 ile 18:00 saatleri arasında ateşli

silah (av tüfeği) yaralanan (9) kişinin yaralandıkları olay yerleri civarı ve

Hür Dava Partisi Binasına yakın yerden (12) adet baz verisinin bulunduğu

kayıtlardan anlaşılmıştır.

[M.Y.] nin 07.10.2014 günü 19.48.24 ile

23.57.43 saatleri arasındaki HTS verileri dikkate alındığında, toplam (15) adet

baz verilerinin, saat 21.30-21.47 saatleri arasında ateşli silah (av tüfeği)

ile öldürülen E.D.nin vurulduğu olay bölgesine uzak yerden baz verisinin

bulunduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.

Şüpheli hakkında delil elde edebilmek ve

soruşturmanın genişletilmesi amacıyla 5271 Sayılı CMK'nın 135. maddesi uyarınca

Hizbullah silahlı terör örgütüne üye olma suçundan iletişimin dinlenmesi, kayda

alınması ve denetlenmesi tedbirine başvurulmuş, elde edilen iletişimin

dinlenmesi kayıtlarından şüphelinin Hizbullah terör örgütü üyesi olduğuna dair

kamu davası açmaya yeterli delil elde edilememiştir.

İddia, şüphelinin savunması, iletişimin

tespitine dair kayıtlar, baz verileri, olay yeri inceleme raporları, olaya ait

görüntüler, bilgi sahibi ve müşteki beyanları, kolluk tutanakları, otopsi

raporu, kriminal raporlar, arama ve el koyma tutanakları ve tüm soruşturma

evrakı kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli [M.Y.] nin, maktul

E.D.nin öldürülmesi olayı ile ilgili ilintisinin bulunduğuna dair ya da

şüphelinin kullandığı silahtan çıkan fişeklerle maktulün öldürüldüğüne dair

kamu davası açmaya yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği

anlaşılmakla;

Açıklanan nedenlerle, şüpheli [M.Y.]

hakkında yukarıda yazılı suçlardan delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı

Cumhuriyet Başsavcılığımızca kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına,

..."

12. Başvurucu, takipsizlik kararına karşı itirazda

bulunmuştur. Söz konusu itiraz "kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın, gerekçe ve incelenen dosya içeriğine göre hukuka aykırı ve isabetsiz

olmadığı" gerekçesine yer verilerek Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından 4/10/2018 tarihli kararla reddedilmiştir.

13. Diğer taraftan Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca,

E.D.ye yönelik eylemi gerçekleştiren ve kimliği tespit edilemeyen şüpheli veya

şüphelilerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-b

maddesi bağlamında 25 yıllık dava zamanaşımı süresince aranmalarına dair

29/6/2018 tarihli daimî arama kararı verilmiştir.

B. İdari Yargıda Görülen Dava Süreçleri

1. Maaş

Bağlanması ve İstihdam Sağlanması Talebinin Reddine İlişkin İşleme Karşı Açılan

İptal Davası Süreci

14. Başvurucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 'un ek 1.

maddesi uyarınca, oğlunun terör eylemleri esnasında ölmesini gerekçe göstererek

tarafına aylık bağlanması ve aileden bir kişiye istihdam sağlanması talebiyle

2016 yılında Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruda bulunmuş ancak talep

reddedilmiştir.

15. Ret işlemine karşı açılan dava iptal hükmü ile

sonuçlanmıştır. Ankara 18. İdare Mahkemesinin 19/12/2018 tarihli iptal

kararının gerekçesinde "başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında terör olayları nedeniyle meydana gelen bir yaralanma/ölüm olayına

dayanıp dayanmadığının tespit edilmesi suretiyle değerlendirilmesi gerekirken

salt 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat ödenmemiş olması nedeniyle reddinde

hukuka uyarlık bulunmadığı" ifade edilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) kayıtları uyarınca iptal hükmü işbu değerlendirmenin yapıldığı

tarih itibarıyla istinaf incelemesindedir.

2. Tam Yargı Davası Süreci

16. Başvurucu ve E.D.nin diğer mirasçıları 28/9/2017

tarihinde İçişleri Bakanlığı nezdinde destekten yoksun kalma nedeniyle maddi

(900.000 TL) ve manevi (500.000 TL) tazminat talebinde bulunmuştur. Tazminat

talebini içeren dilekçede özetle gösteriler sonucu bozulan asayişi yeniden

sağlamak için idarenin sunmakla yükümlü olduğu kamu hizmetinin hiç/iyi

işlemediği, bu hizmet kusuru sonucunda E.D.nin yaralandığı ve bu yaralanmaya

bağlı olarak öldüğü ifade edilmiştir. Ayrıca vuku bulan ölüm olayında hizmet

kusurunun bulunmadığı kabul edilse dahi sosyal risk ilkesi gereğince kusursuz

sorumluluk çerçevesinde idarenin sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir.

Bununla beraber dilekçede başvurucu (ve diğer mirasçılar), E.D.nin ölümüne

ilişkin olarak yapılan ceza soruşturmasının gizli olduğunu ve taraflarına

soruşturma evrakının verilmediğini vurgulamıştır.

17. Tazminat talebi İçişleri Bakanlığınca Batman Valiliği

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Komisyon

Başkanlığına iletilmiş ve talep 9/10/2017 tarihli işlem ile reddedilmiştir.

18. Başvurucu ret işlemi üzerine idarenin sorumluluğuna

(hizmet kusuru ya da sosyal risk) dayalı olarak fazlaya ilişkin haklarını saklı

tutmak kaydıyla 200 TL tutarında maddi tazminat davası açmıştır.

19. Dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir.

20. Batman İdare Mahkemesinin 7/3/2018 tarihli ret

kararının ilgili kısmı şöyledir:

" ... 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunda da belirtildiği

üzere, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü

maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının karşılanması gerektiği, somut olayda ise,

07.10.2014 tarihinde başlayan ve Kobani eylemleri olarak isimlendirilen

protesto gösterilerinde, gösterilerin demokratik tepki sınırlarını ve amacını

aşarak terör eylemine dönüştüğü, bu kapsamda sivil halka saldırıldığı, kamu ve

özel binalara zarar verildiği, araçların yakıldığı, bir kısım işyerinin

yağmalandığı ve böylece iç güvenlik ve kamu düzenini bozucu nitelikte eylemler

yapıldığı, dolayısıyla bu eylemler sonucu oluşan zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Bakılan davada, olayın 07.10.2014

tarihinde meydana geldiği ve aynı gün ölümün gerçekleştiği, davacıların

28.09.2017 tarihinde idareye başvurduğu bu başvuru tarihine göre yasada

belirlenen 60 gün ve 1 yıl sürelerinin geçirildiği tartışmasızdır. Ancak

sürenin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren başlatılması gerekir.

Nitekim dava konusu ihtilafta, ölüm olayının 07.10.2014 tarihinde meydana

geldiği tartışmasızdır. Ancak 5233 sayılı Yasada, zararın, terör örgütü

mensuplarınca veya terör olayının bastırılması sırasında meydana gelmesi şartı

aranmaktadır. Bu sebeple, zarar konusu olayın öğrenilmesi koşulunu, fiilin

niteliğinin, yani gerçek mahiyetinin de öğrenilmesi olarak kabul etmek gerekir.

Bu bağlamda, davacılar çocuklarının ölüm sebebini ve olayın oluş şeklini

Malatya Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın 18.09.2015 tarihli otopsi raporuyla

öğrendiği ve ayrıca ölüm olayının 07.10.2014 günü Batman İli'nde yaşanan

toplumsal olaylardan kaynaklandığından bahisle 5233 sayılı Yasa'nın Ek 1'inci

maddesi uyarınca aylık bağlanması ve istihdam hakkında faydalandırılması

istemiyle 23.03.2016 tarihinde Batman Valiliği'ne başvuruda bulunulduğu

hususları göz önüne alındığında, davacılar tarafından, çocuklarının ölüm sebebi

ve olayın oluş şekli ile fiilin gerçek mahiyetinin en geç 23.03.2016 tarihinde

öğrenildiği kabul edilmesi gerekmekte olup, anılan bu tarihten itibaren 60 gün

içerisinde zararın tazmini için idareye başvurulması gerekirken, bu süre

geçtikten çok sonra 28.09.2017 tarihinde yapılan başvurunun Batman Valiliği

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Komisyon

Başkanlığı'nın 09.10.2017 tarih ve 242 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine,

destekten yoksun kalma tazminatı istemiyle açılan işbu davanın süre aşımı

nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır."

21. Ret kararına yönelik itiraz Gaziantep Bölge İdare

Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesinin 16/7/2018 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

22. Başvurucu nihai kararı 30/10/2018 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 14/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. İlgili

mevzuat

23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı

kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...”

24. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Dava açma süresi, özel

kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. "

25. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilk fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir"

26. 5233 sayılı Kanun’un "Amaç" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

27. 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam" kenar

başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek

kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar ...”

28. 5233 sayılı Kanun’un "Başvurunun süresi,

şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması" kenar başlıklı 6.

maddesinin ilk cümlesi şöyledir:

"Zarar gören veya mirasçılarının

veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren

altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde

zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine

başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır."

B. Yargı Kararları

29. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/2/2016

tarihli ve E.2015/2933, K.2016/326 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" ...

İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal

faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan

ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin

uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini

sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle

bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından

yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararların

karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri

içine almaktadır.

İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de

belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı

kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden

doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin

faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakım

zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.

İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz

sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun

olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde

bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın

yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.

Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara

dayalı olarak geliştirilmiş olsa da, Anayasanın 6. maddesinde öngörüldüğü

üzere, hiç bir organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini

kullanamayacağına göre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel

prensiplerine kaynak oluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul

edilmiştir. Daha açık bir şekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından

zarar gören bireylerin maddi ve manevi zararlarının idari yargı mercilerinin

toplumsal risk ilkesi uyarınca tazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen

genel bir yasa olmadığından, doğrudan Anayasanın öngördüğü ilkelere dayanmış;

bu ilkeler Danıştay tarafından yorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.

Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde

bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle

birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal

nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması

nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek

giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile 'terör olayları' olarak

nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı

amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel

husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar

nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil,

toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde

ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp,

terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıda

açıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini

hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.

...

5233 sayılı Kanun'un gerekçesinde,

'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan

kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar

görmektedirler. ...Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer

kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi,

hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ...İdarenin

önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve

kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına

dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da

kabul edilmiştir. ... Bu çerçevede ... terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi

zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması ...

amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.' denilmektedir.

..."

30. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014

tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının konu ile ilgili kısmı

şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör

olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların

yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle

uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir

yöntemle giderilmesini sağlayan ... nitelikte bir yasadır."

31. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/10/2012 tarihli ve

E.2012/189, K.2012/7048 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

İdare, kural olarak yürüttüğü kamu

hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari

eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde,

hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Bununla birlikte; bilimsel ve yargısal

içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu

koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte,

yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin

gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan

özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.

Belirtilen niteliğine göre, sosyal risk

ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararın

toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında,

olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka bir

deyişle zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamaması

gerekmektedir.

27.07.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan

kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek

amacıyla kabul edilmiş olup; bu amaç, anılan Kanunun genel gerekçesinde

'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan

kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar

görmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer

kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi,

hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ... İdarenin

önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve

kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına

dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da

kabul edilmiştir. ...

...

Görüldüğü üzere; 5233 sayılı Kanun,

yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin

yasalaşmış halidir. Bu nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca

'sosyal risk ilkesi' uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı

bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; zarar ile idari eylem arasında nedensellik

bağının kurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak

bulunmadığından; idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun

bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk

ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla

idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk

ilkeleri uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin

uygulanması gerekmektedir.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; oğlunun protesto gösterileri sırasında

vurularak öldürüldüğünü, ölüm olayına ilişkin olarak yapılan ceza

soruşturmasının gizli yürütüldüğünü, soruşturma sonuçlanana değin olaya ilişkin

detaylı bilgi sahibi olamadığını, soruşturmanın sona ermesi üzerine süresinde

idari başvuruda bulunmak suretiyle idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak

açtıkları davanın 5233 sayılı Kanun kapsamında görülmesi suretiyle hatalı

yorumla süre aşımı yönünden reddedildiğini ileri sürmüş ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

34. Bakanlık; İdare Mahkemesinin dava açma süresinin

başlangıcına dair kabulünün katı bir yorum içermediği, somut olayın

özelliklerini dikkate alan makul bir yaklaşım olduğu yönünde görüş sunmuştur.

Başvurucu, bu görüşe karşılık yukarıda aktarılan iddialarını tekrarlamak

suretiyle cevap vermiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

37. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama... hakkına

sahiptir."

38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

39. Devlet bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü

tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51; AYM, E.2005/151, K.2008/37,

3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, 6/1/2011). Devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda

Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam

hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi

uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu

yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği

her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 52).

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin iddiası, uyuşmazlığın

esasının incelenmemesinden yakındığı için mahkemeye erişim hakkı başlığı

altında incelenecektir. Ayrıca başvurucu salt adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de somut olayda protesto gösterileri sırasında

meydana gelen ölüm olayı üzerine idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak açılan

bir tam yargı davası söz konusu olduğundan ileri sürülen iddiaların adil

yargılanma hakkının yanında yaşam hakkı bağlamında da değerlendirilmesi

gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Bununla birlikte devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda yaşamı

koruma yükümlülüğü bakımından değerlendirme yapılmasına olanak sağlayan

tazminat davası somut olayda esası incelenmeden süre aşımı yönünden

reddedildiğinden öncelikle mahkemeye erişim hakkına ilişkin değerlendirmenin

yapılması gerekmektedir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını

içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic.

Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

44. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında

yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

45. Somut olayda tam yargı davasının süre aşımından

reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

46. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan

mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması

mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

48. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

49. Bu bakımdan öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının

incelenmesi gerekir.

50. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

51. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî

manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük

Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun

adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere

müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan

düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına

bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün

bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

52. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının

da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı

olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

53. Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve

özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin

yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte mevzuatta

öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak

yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin

dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38). Derece mahkemelerince mahkemeye erişim

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen

hükümlerle ilgili olarak geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte derece

mahkemelerinin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya

kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün

olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (Ziya

Özden, B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59).

54. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, itiraz yoluyla önüne

getirilen 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptali istemini reddederken

gerekçesinde 5233 sayılı Kanun'a dair belirlemelerde bulunmuştur. 25/6/2009

tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararda "5233 sayılı Yasanın,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna

gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasa olduğu; Yasanın bu yönüyle

zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna

gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirdiği belirtilmiş, ayrıca 5233

sayılı Yasanın, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir

idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör

ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan,

bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasa olduğu ve

idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı

yargı yolunu kapatan bir hüküm içermediği" vurgulanmıştır.

55. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda ve

bu başvurularda verilen kararlar aleyhine açılan idari davalarda, doğrudan

kusursuz sorumluluğa ilişkin bir değerlendirmede bulunulmasına rağmen idarenin

yapması gerekenleri yapmadığı iddiasına dayanan kusur sorumluluğuna ilişkin bir

değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu tazminat yolu, kusursuz sorumluluk

kapsamında kendine özgü ilkeler çerçevesinde inceleme yapılan bir yol olup

idarenin sahip olduğu yetkiler kapsamında kusur sorumluluğunu değerlendiren bir

yol değildir. Dolayısıyla 5233 sayılı Kanun'un öngördüğü tazminat yolunun

idarenin kusur sorumluluğuna dair makul bir başarı şansı sunabilecek nitelikte

olduğu söylenemez (Aziz Biter ve diğerleri, B. No. 2015/4603, 19/2/2019,

§§ 74, 75).

56. Alıntısı yapılan norm ve yargı kararlarından (bkz. §§

23-31, 54, 55) anlaşıldığı üzere özel nitelikte, belirli şartların oluşması

durumunu kapsayan 5233 sayılı Kanun uyarınca yapılan başvurularda ve bu

başvurularda verilen kararlar aleyhine açılan idari davalarda (5233 sayılı

Kanun kapsamında kalan davalarda) doğrudan kusursuz sorumluluğa ilişkin bir

değerlendirme yapılmakta, buna mukabil idarenin hizmet kusuruna, eylemine ya da

eylemsizliğine dayalı bir değerlendirme yapılmamaktadır.

57. İdarenin kusurlu eylemi/eylemsizliği nedeniyle

uğranılan zararların tazmini amacıyla açılacak davalar için 2577 sayılı

Kanun'la zorunlu idari başvuru şartı getirilmiş, bir ve beş yıllık süreler

belirlenmiş iken özel düzenleme niteliğinde olup belirli durumlara ilişkin

olarak uğranılan zararların tazmini amacı güdülen ve idarenin kusuru ile ilgili

belirleme yapılmasını gerektirmeyen 5233 sayılı Kanun'da idari başvuru süresi

olarak altmış gün ve bir yıllık süreler belirlenmiştir (bkz. §§ 23-28).

58. Başvurucu, oğlunun ölümüne dair gizli olarak

yürütülen soruşturmanın tamamlanması üzerine süresinde hizmet kusuruna dayalı

tazminat davası açmasına karşın uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun'da yer alan

hükümlere göre değil 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirildiğini ve

bu bağlamda dava açma süresinin hatalı takdir edilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

59. Somut olayda özetle başvurucunun oğlu Batman'da

gerçekleşen protesto gösterileri sırasında kalabalıkta kendisine isabet eden av

tüfeği saçmaları sonucu yaralanmış, kaldırıldığı hastanede tedaviye cevap

veremeden hayatını kaybetmiş ve konuya ilişkin olarak 2014 yılında başlatılan

ceza soruşturması 2018 yılında sonuçlandırılmıştır. Bu süreçte başvurucu 2016

yılında, 5233 sayılı Kanun kapsamında oğlunun ölümü nedeniyle kendisine maaş

bağlanması ve istihdam sağlanması talebinde bulunmuştur. Bu talebin reddi

üzerine açtığı dava da aleyhine sonuçlanmıştır. Ceza soruşturmasının 2018

yılında sonuçlanması üzerine de hizmet kusuru işlediğini ileri sürdüğü İçişleri

Bakanlığı aleyhine, önce idari başvuru yapmak suretiyle genel hükümlere,

idarenin hizmet kusuruna dayalı maddi tazminat davası açmıştır. Başvurucu

bu davayı açarken (idari başvuru aşaması da dâhil olmak üzere) 5233 sayılı

Kanun hükümlerine göre bir talepte bulunmamış, tazminat istemine 5233 sayılı

Kanun hükümlerini dayanak almamıştır.

60. İdare Mahkemesi, davanın 5233 sayılı Kanun kapsamında

kaldığının kabulünden hareketle anılan Kanun'da yer alan başvuru usulüne

ilişkin düzenleme bağlamında somut olayı değerlendirerek hüküm kurmuştur. Buna

göre Mahkeme, başvurucunun oğlunun ölüm sebebi ve olayın oluş şekli ile fiilin

gerçek mahiyetini en geç 5233 sayılı Kanun uyarınca başvuru yaptığı 23/3/2016

tarihinde öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği kanaatine ulaşarak 5233 sayılı

Kanun'da yer alan altmış gün ve bir yıllık sürelerin geçmesinin ardından 2018

yılında açılan davanın süre aşımına uğradığına hükmetmiştir. Özetle Mahkeme,

karar gerekçesine ve dolayısıyla ulaştığı sonuca 5233 sayılı Kanun hükümlerini

dayanak almıştır.

61. Başvurucunun tazminat için 5233 sayılı Kanun uyarınca

ihdas edilen komisyona değil doğrudan kusur sorumluluğuna dayanarak İçişleri Bakanlığına

başvurmuş olması, gerek idari başvuruda gerekse dava dilekçesinde genel

hükümlere dayalı tazminat talebinde bulunmuş olması dikkate alındığında söz

konusu isteme verilecek olağan anlam ve uyuşmazlığa uygulanacak norm (2577

sayılı Kanun) bellidir. Ancak Mahkeme, başvurucunun açık talebine ve 2577

sayılı Kanun ile 5233 sayılı Kanun'un içerdiği anlam ve uygulanma alanına dair

açık farklılığa rağmen (bkz. §§ 23-31, 54, 55) müdahaleye dayanak oluşturan

mevzuat hükmünü harekete geçiren maddi olgulara yönelik açık bir hata yapmak

suretiyle uyuşmazlığı 5233 sayılı Kanun kapsamında incelemiş ve bu

Kanun'u esas alarak davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Kararda bu olağan

dışı uygulamanın yerleşik bir içtihada dayandığı yönünde bir belirleme de

bulunmamaktadır.

62. Bu bağlamda Mahkemenin 5233 sayılı Kanun'un

uygulanmasını sağlayan maddi olgulara yönelik yorumunun olağan anlamın dışında,

öngörülemez bir şekilde gerçekleştiği ve bu yolla mahkemeye erişim hakkına

yönelik olarak yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

63. Bununla birlikte mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği yönünde ulaşılan bu sonuç söz konusu uyuşmazlığa ilişkin davanın

süresinde açıldığının tespiti anlamına gelmemektedir. Somut uyuşmazlığın 2577

sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ele alınarak anılan Kanun'un hükümleri ve

bu hükümlere içkin ilkeler uyarınca süresinde yargı yoluna başvurulup

başvurulmadığının takdiri derece mahkemesine aittir.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

65. Diğer taraftan mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşıldığından ve ihlal kararı uyarınca yapılacak yeniden

yargılama yaşam hakkına ilişkin değerlendirme bağlamında belirleyici

olacağından bu aşamada yaşam hakkı yönünden bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

67. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması ve tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

68. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

69. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

70. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

71. İncelenen başvuruda Batman İdare Mahkemesi tarafından

yapılan yargılama sonucu mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

72. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan

benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde

mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme

kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

73. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine (E.2017/1889, K.2018/182) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Mehmet DEMİR Vekili : Av. Abdulhekim GİDER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/34092, 25 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza
  10. B. İdari Yargıda Görülen Dava Süreçleri
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. İlgili
  14. B. Yargı Kararları
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim
  19. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  21. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/34092
Tarih
25 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Hatice Akgül Başvurusu (B. No: 2018/35900)
  • M.s. Başvurusu (B. No: 2018/25505)
  • S.z. Başvurusu (B. No: 2017/5934)
  • A.t. Başvurusu (B. No: 2017/23145)
  • M.ı. Başvurusu (B. No: 2018/35592)
  • Sınırlı Sorumlu Torbalı Metropolis Şehiriçi Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2018/8951)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.