İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Özer Başvurusu (B. No: 2018/36896)

1. Başvuru, temyiz isteminin dava değerinin temyiz sınırı

Başvuru No2018/36896Tarih25 Şubat 2021Okuma22 dk · 4.379 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bülent Özer Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/36896
R.G. Tarih ve Sayı
23/3/2021-31432
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.379 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, temyiz isteminin dava değerinin temyiz sınırı

altında kalması sebebiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/12/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun murisi S.Ö., Adana'nın Yüreğir

ilçesindeki taşınmazını torununun eşi olan G.S.T.ye 13/4/2015 tarihinde 28.000

TL bedel ile satmıştır.

9. Başvurucunun murisi S.Ö., satış işleminin iptali

talebiyle 12/11/2015 tarihinde Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)

davalı G.S.T.ye karşı tapu iptali ve tescili davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, satış işleminin gerçekleştirildiği dönemde S.Ö.nün 89 yaşında

olduğu, G.S.T.nin S.Ö.nün yaşının ileri olmasından faydalanarak birtakım hile

ve desise ile söz konusu taşınmazı kendisine satmaya ikna ettiği

belirtilmiştir. Dilekçede 28.000 TL'ye devredilen taşınmazın gerçek değerinin

150.000 TL olduğu, devir bedeli ile gerçek değer arasında önemli bir fark

bulunması sebebiyle 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma hukuki nedenine dayalı olarak

satış işleminin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

10. Davalı G.S.T. tarafından verilen cevap dilekçesinde,

dava konusu taşınmazın 60.000 TL'ye satılması konusunda anlaşıldığı ancak

paranın denkleştirilememesi sebebiyle masraf ve giderler hariç 47.600 TL'ye

satışın gerçekleştiği belirtilmiştir. Dilekçede ayrıca evin belediyece

belirlenen harca esas rayiç bedelinin 28.000 TL olduğu ve bu miktar üzerinden

tapu harç ve masraflarının yatırıldığı ifade edilmiştir.

11. Mahkeme tarafından 21/7/2016 tarihinde dava konusu

taşınmaz üzerinde keşif yapılmıştır. Keşif sonrasında Mahkemeye sunulan

1/8/2016 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın satış tarihi olan

13/4/2015'teki değerinin 96.000 TL, dava tarihi olan 12/11/2015'teki satış

değerinin ise 100.000 TL olduğu tespit edilmiştir.

12. Mahkeme 30/9/2016 tarihli kararı ile davanın reddine

karar vermiştir. Karar gerekçesinde; dosya kapsamındaki delillerden davaya konu

taşınmazın 28.000 TL bedelle G.S.T.ye satıldığının ve satış bedelinin nakden ve

tamamen alındığının anlaşıldığı, davacının gabin iddiasının ispat edilemediği,

tanık beyanları ve tüm bilgilere göre S.Ö.nün iradesini fesada uğratacak bir

eylem ve işlemin gerçekleşmediği belirtilmiştir.

13. Başvurucunun murisi S.Ö. mahkeme kararına karşı

istinaf başvurusunda bulunmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk

Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 30/12/2016 tarihinde istinaf başvurusunun

reddine temyiz yolunun açık olduğunu belirterek karar vermiştir. Karar

gerekçesinde; başvuruya konu davanın sebebinin gabine dayandığı, gabinden söz

edilebilmesi için objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlığın yanında,

bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hâllerinin

bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçimindeki

subjektif unsurun gerçekleşmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kararda; somut

olayda dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasındaki

oransızlığın açık olduğu fakat subjektif unsur olan darda kalma, tecrübesizlik,

düşüncesizlik hâllerinin S.Ö.de bulunmadığı, davalının ise yararlanmak ve

sömürmek kastını taşımadığı ifade edilmiştir.

14. Başvurucunun murisi S.Ö.nün temyiz talebi, Yargıtay

1. Hukuk Dairesinin (Daire) 18/10/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar

gerekçesinde, başvuruya konu davanın değeri olan 28.000 TL'nin 2016 yılı temyiz

kesinlik sınırı olan 40.000 TL’nin altında kalması sebebiyle temyiz

kabiliyetinin bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Başvurucunun murisi S.Ö. 14/12/2018 tarihinde

süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Başvurucu 25/6/2019 tarihli dilekçe ile murisi

S.Ö.nün 18/5/2019 tarihinde vefat etmesi nedeniyle başvuruyu takip edeceğini

belirtmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

17. 6098 sayılı Kanun’un "Aşırı yararlanma" kenar

başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir sözleşmede karşılıklı edimler

arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda

kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak

suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya

sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini

ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini

isteyebilir."

18. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Temyiz edilemeyen kararlar" kenar başlıklı 362.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bölge adliye mahkemelerinin

aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:

a) Miktar veya değeri kırk bin Türk

Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.

..."

19. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun

"Değer esası" kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Değer ölçüsüne göre harca tabi

işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i

tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda

gayrimenkulün değeri nazara alınır.

...

Değer tayini mümkün olan hallerde dava

dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit

ettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz.

Noksan tesbit edilen değerler hakkında

30 uncu madde hükmü uygulanır."

20. 492 sayılı Kanun'un "Noksan tesbit edilen

değer üzerinden harcın ödenmesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Muhakeme sırasında tesbit olunan

değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız

o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer

üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde

dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır."

2. Yargıtay

İçtihadı

21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/11/2006 tarihli ve

E.2006/14-692, K.2006/702 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Olayımızda; satış vaadi

sözleşmesi yapılmıştır. İsminden de anlaşılacağı gibi ortada bir sözleşme

vardır ve iki taraflı sözleşmedir. İki tarafa da hak ve vecibeler

yüklenmektedir. Bu sözleşmede taraflar taşınmazın değerini de belirlemişlerdir.

Sözleşmeye müdahale edilmemesi genel kuraldır. Zaten yıllarca tarafların tespit

ettikleri bu değere mahkemelerce müdahalede bulunulmamıştır. Mahkemelerin

görevleri tespit edilen bu değere göre belirlenmiştir. Yargıtay Özel Daireleri

ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da içtihatlarını bu yolda geliştirmişlerdir.

Ancak; Satış vaadi sözleşmesine

dayanılarak elde edilmesi istenilen hak tapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin

asli unsurunu tapu iptali ve tescil oluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek

istenilen nihai talep iptal ve tescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep,

bazen çok uzun yıllarca yapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslim edilmişse

zamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebinde bulunmamaktadır. Çok

zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazen de sözleşmede onlarca

taşınmazın satışı vaat edilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın

satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılan davalarda

çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve tarafların satış

bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara alındığında

taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.

Hakim

yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespit

ettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayin

edilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeye

müdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların

insiyatifine bırakılmadan, hakim tarafından resen yerine getirilmiş olacaktır.

Harçlar Kanununun 16. maddesi de, müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi

taşınmazın aynını ilgilendiren davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını

öngörerek görüşümüzü teyit etmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş

olacaktır.

Benzer

hukuki durumlardan olan, şufa ve tenkis davalarında, yıllar önce ilgili Özel

Daireler içtihatlarını değiştirerek taşınmazların değerlerinin yeniden

belirlenmesini içtihat etmişler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu değişime

haklı olarak onay vermiştir.

Özel

Daire ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda açıklanan nedenlerle; Eski

kararlarından dönerek, yeni oluşuma göre kararını değiştirme gereğini

duymuşlardır.

Somut

olayda; satış vaadi sözleşmesi 18.3.2004 tarihinde yapılmış, dava ise 22.2.2005

tarihinde açılmış, sözleşmeye konu taşınmazların değeri 1.000 YTL. olarak

gösterilmiş, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna göre; davaya konu

taşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç değerinin 46.149.300.000 TL. olduğu

saptanmıştır.

Yukarıdan

beri izah edilen nedenlerle ve Özel Dairenin bozma gerekçesinde açıkladığı

hususlar da nazara alınarak bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda

direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı

bozulmalıdır.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu’nun 29.3.2006 gün ve 2006/14-91-115 sayılı ilamı, 12.4.2006

gün ve 2006/14-95-158 sayılı ilamı ve 31.5.2006 gün ve 2006/14-330-332 sayılı

ilamında da aynı ilkeler benimsenmiş ve Yargıtay’ın görüşünün bu yönde olduğu

iyice pekiştirilmiştir."

22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7/5/2014 tarihli ve

E.2013/5-1467, K.2014/628 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Bilindiği üzere; 492 Sayılı Harçlar

Kanunu harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış,

değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini ve harcı

yatırılmaması halinde de ne gibi bir mukteza tayin edileceğini 30. ve 32.

maddelerinde hükme bağlamıştır.

Aynı Kanunun 16. maddesinde de;

elatmanın önlenmesi, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına

taalluk eden davalarda gayrimenkulün değerinin nazara alınacağı, değer tayini

mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesinin mecburi olduğu,

gösterilmemişse davacıya tespit ettirileceği, tespitten kaçınma halinde, dava

dilekçesinin muameleye konulmayacağı belirtilmiştir.

Öte yandan, dava dilekçesinde nelerin

yer alması gerektiği hususu 6100 sayılı HMK'nun 119. maddesinin 1. fıkrasında

düzenlenmiştir. 2. fıkrasında ise birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g)

bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, eksikliğin tamamlanması

için bir haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliğin

tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği

düzenlenmiştir. Bu durumda, HMK. nun 119/2 maddesinin de; a, d, e ve f bentleri

dışında kalan hususların eksik olması halinde bir haftalık kesin süre

verileceği, diğer bentlerdeki eksikliğin ise her zaman giderilebileceği

şeklinde anlaşılması gerekmektedir.

HMK. nun 115/2 maddesinde de, dava

şartındaki eksikliğin giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre

verilmesi öngörülmüştür.

Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde somut

olay değerlendirildiğinde, davacının taşınmazın aynına yönelik bir dava açtığı,

dava dilekçesinde değer gösterilmediği, cevaba cevap dilekçesinde taşınmazın ve

muhtesatın değerlerinin belirtildiği, dava açılırken başvuru harcı ve peşin

harç yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava taşınmazın aynına yönelik

bulunduğundan, taşınmazın dava tarihindeki gerçek bedelinin belirlenmesi ancak

mahallinde yapılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi kurulu raporuyla mümkün

olacaktır. Diğer taraftan, dava açılırken başvuru harcı ve peşin harç

yatırdığına göre, asgari miktar üzerinden dava açtığının kabulü gerekir.

Mahkemece yapılacak iş, 6100 sayılı HMK’dan daha özel olan Harçlar Kanunu 16.

maddesi uyarınca dava değerinin tespit ettirilmesi, eksik harcın yatırılması

için önel verilip sonucuna göre işlem yapmak olmalıdır.

O halde, yukarıda açıklanan değişik

gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararı bozulmalıdır. "

23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9/11/2016 tarihli ve

E.2014/1-1347, K.2016/1034 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Hukuk Genel Kurulundaki görüşme

sırasında işin esasına geçilmeden önce; Harçlar Kanunu'nun 11, 26, 28, 30 ve

32. madde hükümleri karşısında, dava konusu taşınmazın yargılamanın devamı

sırasında mahkemece belirlenen değeri üzerinden alınması gereken eksik karar ve

ilam harcı tamamlatılmadan davaya devam edilmesine hukuken olanak bulunup

bulunmadığı; dolayısıyla belirtilen harçlar tahsil edilmeden işin esasının

çözümlenip çözümlenemeyeceği hususu öncelikli olarak ele alınmıştır.

Bilindiği üzere yargı harcı, devletin

mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır

(16.12.1983 gün ve E:1983/5, K:6 sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı)

Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf

olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan

herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.

Yargı harçlarının konusunu oluşturan

harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı,

celse harcı ile karar ve ilam harcıdır.

Harcın kimden alınacağı konusu, 492

sayılı Harçlar Kanununun 'Mükellef' başlığını taşıyan 11. maddesinde

düzenlenmiş; bu madde ile, genel olarak yargı harçlarının, davayı açan veya

harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerce ödenmesi yükümlülüğü

getirilmiştir.

492 sayılı Harçlar Kanununun 'Nispi

harçlarda ödeme zamanı' başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında aynen '(1) sayılı

tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir' denildikten sonra

23.07.2010 gün ve 6009 sayılı Kanunun 18. maddesi ile değişik (a) bendinde

'Karar ve ilam harcı' alt başlığı ile 'Karar ve ilam harçlarının dörtte biri

peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir. Şu

kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat

davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye

karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe

konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.'

düzenlemesine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 'Harcı Ödenmeyen İşlemler'

başlığını taşıyan 32. maddesinde ise 'Yargı işlemlerinden alınacak harçlar

ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen

harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme

neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.' hükmü

getirilmiştir.

Yukarıda belirtilen madde hükümlerinden

de anlaşılacağı üzere, karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılması gereken

miktarı ile maktu başvuru harcı ödenmedikçe, davaya devam edilmesi olanağı

bulunmamaktadır.

Nitekim 492 sayılı Kanunun 30.

maddesinde, yargılama sırasında tespit olunan dava değerinin, dava dilekçesinde

bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için yargılamaya

devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve

ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı; Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu'nun 409 uncu maddesinde de gösterilen süre içinde dosyanın işleme

konulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu belirtildiğine göre,

yargılama sırasında tespit olunan yeni dava değeri üzerinden tarife uyarınca

alınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı ilgilisince tamamlanmadan

davaya devam edilmesi olanağından söz edilemez.

Yukarıda vurgulanan bu ilkeler, Hukuk

Genel Kurulu'nun 29.01.2014 gün ve 2013/1-410 E., 2014/46 K., 10.07.2013 gün ve

2013/14-474 E.,2013/1050 K. ile 23.10.2013 gün ve 2013/7-31 E., 2013/1481 K.

sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Somut olayda, davanın taşınmaz malın

aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile

değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. 492 sayılı Harçlar Kanununun 16.

maddesi 'Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı

değerler esastır. Müdahalenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi

gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara

alınır…' hükmü uyarınca eldeki uyuşmazlıkta nispi harç alınması gerekmektedir.

Ne

var ki; davacılar eldeki davayı açarken dava değerini 7000,00 TL olarak

göstermiş ve bu bedel üzerinden peşin nispi karar ve ilam harcını

yatırmışlardır. Yargılama sırasında ise, yapılan keşif sonucunda çekişme konusu

taşınmazın değeri 102.540,00 TL olarak saptanmış, ancak belirlenen bu değer

üzerinden alınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı tamamlatılmadan

davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur.

Oysa ki Harçlar Kanunu, harç alınmasını

veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece

kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır.

Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal

düzenlemeler veilkeler göz ardı edilerek, eksik harç tamamlatılmadan

yargılamaya devamladavanın esası hakkında karar verilmiş olması doğru olmadığı

gibi harcı tamamlanmayan bu değer üzerinden davalı taraf yararına vekalet

ücretine karar verilmiş olması da doğru değildir.

Buna göre mahkemece yapılacak iş;

davacılara anılan yargı harcını ödemesi konusunda usulünce önel verilerek,

sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.

..."

24. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10/2/2015 tarihli ve

E.2014/14942, K.2015/1791 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" ...bilindiği

gibi, tapu iptali ve tescil davalarında dava dilekçesinde dava değerinin

gösterilmesi gerekir. Asıl dava değerinin ise yargılama sırasında keşfen

belirlenecek değer olacağı da açıktır ..."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir

mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

26. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı

için bkz. Remzi Altuntaş, B. No: 2014/13905, 9/11/2017, §§ 32, 33, 35.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu; dava konusu taşınmazın değerinin 28.000 TL

değil 100.000 TL olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın bu niteliği

sebebiyle temyiz yolu açık olmak üzere karar verdiğini fakat temyiz talebinin

temyiz sınırının altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, aşırı yararlanma sebebiyle tapu

iptal ve tescili talebiyle açtığı davada dava konusunun temyiz sınırının

altında kaldığı gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddedilmesidir.

Bu itibarla başvurucunun ihlal iddiaları adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir

(Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:

2014/13156, 20/4/2017, § 34).

33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

34. Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine

dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına

başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali

Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49).

35. Somut olayda tapu iptali ve tescili talebiyle açılan

davada temyiz talebinin temyiz sınırı altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesi

nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede

bulunulduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesi

gerekir.

38. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

39. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî

manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük

Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun

adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere

müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan

düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına

bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün

bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

40. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının

da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı

olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme

yapılırken derece mahkemelerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin

yorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açık

keyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurunun

amacıyla bağdaşmaz. Ancak derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun

hükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıklarının ve uyguladıklarının tespiti

hâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (Ramazan

Atay, B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).

41. 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesinde, bölge adliye

mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000 TL'yi geçmeyen davalara ilişkin

kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir. 492 sayılı

Kanun'un 16. maddesinde tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına ilişkin

davalarda gayrimenkulün değerinin dikkate alınacağı, söz konusu değerin dava

dilekçesinde davacı tarafından gösterilmesi gerektiği, noksanlığın tespit

edildiği durumlarda aynı Kanun'un 30. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Anılan 30. maddeye göre yargılama sırasında tespit olunan değerin dava

dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması durumunda yalnız o

celse için muhakemeye devam edileceği, takip eden celseye kadar noksan değer

üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam

edilmeyecektir.

42. Başvuru konusu olayda başvurucunun murisi S.Ö. açtığı

tapu iptali ve tescili davasında; adına kayıtlı taşınmazı ileri yaşının

getirdiği durumdan yararlanılarak değerinin çok altında 28.000 TL'ye G.S.T.ye

sattığını, satış işleminin 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen aşırı

yararlanma hükümleri gereğince geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.

43. Davalı G.S.T. ise cevap dilekçesinde; dava konusu

taşınmazın 60.000 TL'ye satılması konusunda anlaşıldığını fakat paranın

denkleştirilememesi sebebiyle 47.600 TL'ye satın alındığını, 28.000 TL bedelin

tapu harcına esas rayiç bedel olduğunu belirtmiştir.

44. Dava konusu taşınmazın değerinin belirlenmesi için

Mahkemece yaptırılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda taşınmazın satış

tarihindeki değerinin 96.000 TL, dava tarihindeki değerinin ise 100.000 TL

olduğu ifade edilmiştir.

45. Başvuru konusu dava gayrimenkulün aynına ilişkin tapu

iptali ve tescili davasıdır. Davaya konu değerin belirlenmesi ödenecek nispi

harcın miktarı açısından önemli olduğu gibi davanın temyize tabi olup olmaması

bakımından da önemlidir. Dava konusu değerin rahatça belirlenebildiği

durumlarda ödenecek harcın miktarı ve temyiz sınırının belirlenmesi zor

olmamakla birlikte dava değerinin belirlenmesinin ilk bakışta tespit

edilemediği durumlarda aynı şeyi söylemek kolay değildir. Tapu iptali ve

tescili davalarında da dava konusu değerin belirlenmesinin zorluğu sebebiyle

kanun koyucu tarafından düzenleme yapılmış, Yargıtay içtihatlarında da (bkz. §§

21-24) durum açıklığa kavuşturulmuştur. Anılan Yargıtay içtihatlarında,

taşınmazın aynına yönelik davalarda taşınmazın dava tarihindeki gerçek

bedelinin belirlenmesinin ancak mahallinde yapılacak keşif sonucu alınacak

bilirkişi raporuyla mümkün olacağı belirtilmiştir. Bu durumda belirlenen gerçek

değer üzerinden harcın tamamlanması gerektiği, aksi hâlde yargılamaya devam

edilemeyeceğinin yasal düzenleme olduğu hatırlatılmıştır. Belirlenen gerçek

değer üzerinden harcın tamamlatılmasının mahkeme tarafından resen yapılması

gerektiği de vurgulanmıştır.

46. Somut olayda başvurucu murisi tarafından tapu kaydına

esas değer üzerinden dava açılmış, yargılamanın devamı sırasında alınan

bilirkişi raporunda dava konusu gayrimenkulün değerinin 100.000 TL olduğu

belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf kararında (bkz. § 13)

dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasındaki oransızlığın

açık olduğunu fakat subjektif unsur olan darda kalma, tecrübesizlik,

düşüncesizlik hâllerinin S.Ö.de bulunmadığını, davalının ise yararlanmak ve

sömürmek kastını taşımadığını ifade etmiştir. Yani istinaf incelemesi sonucunda

dava konusu taşınmazın değerinin gerçek değerinin çok altında olduğunun kabul

edildiği fakat subjektif unsurun ispat edilememesi sebebiyle davanın

reddedildiği anlaşılmıştır.

47. Buna göre gerek bilirkişi raporu ve davalı tarafın

beyanından gerekse de Bölge Adliye Mahkemesi kararından dava konusu

gayrimenkulün gerçek değerinin temyiz sınırı olan 40.000 TL'nin üzerinde olduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucunun asıl iddiasının davanın esasının satışa konu

taşınmazın gerçek değerinin tapu kaydında gösterilenden çok daha fazla olduğu

(bkz. § 9) değerlendirildiğinde Dairenin dava dilekçesinde belirtilen 28.000

TL'yi esas almak suretiyle dava değerinin temyiz sınırı altında kaldığı

gerekçesiyle temyiz başvurusunu reddetmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

48. Yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

50. Başvurucu, ihlal tespiti ve yeniden yargılama

talebinde bulunmuştur.

51. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

52. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale

neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

53. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak

amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir

giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal

kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

54. İncelenen başvuruda, temyiz başvurusunun dava

değerinin temyiz sınırının altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

ihlalin Yargıtay Dairesinin kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

55. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak amacıyla Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesini

sağlamak üzere Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

amacıyla Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesini sağlamak üzere Adana

2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/1262, K.2016/798) GÖNDERİLMESİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Bülent ÖZER Vekili : Av. Mustafa GÖKCE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/36896, 25 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  19. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/36896
Tarih
25 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Sever Makina ve Petrol Otomotiv İnşaat Hafriyat Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/27296)
  • Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2018/34092)
  • Hatice Akgül Başvurusu (B. No: 2018/35900)
  • M.s. Başvurusu (B. No: 2018/25505)
  • S.z. Başvurusu (B. No: 2017/5934)
  • A.t. Başvurusu (B. No: 2017/23145)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.