İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Uğur Balkaner Başvurusu (B. No: 2014/13535)

1. Başvuru, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankadan

Başvuru No2014/13535Tarih26 Ekim 2017Okuma19 dk · 3.789 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Uğur Balkaner Başvurusu (2)

Karar tarihi
26 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/13535
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.789 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankadan

kullandığı kredileri ödemeyen şirketin kamu alacağına dönüşen borcundan kanuni temsilcininsorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1956 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu 14/3/1995 ile 22/8/1996 tarihleri arasında Tepe

İnşaat Sanayi Anonim Şirketinin (Şirket) yönetim kurulu üyeliği görevinde

bulunmuştur.

9. Başvurucunun yönetim kurulu üyesi olarak bulunduğu 1/5/1995

ve 23/10/1995 tarihlerinde Şirket tarafından Yurtbank

Anonim Şirketinden (Yurtbank) sırasıyla

21.375.000.000 TL (21.375 TL) ve 1.500.000 ABD doları kredi kullanılmıştır.

10. Yurtbank 21/12/1999 tarihinde

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmiştir. Şirketin Yurtbank'tan kullandığı krediler 10/8/2001 tarihli sözleşme

ile TMSF'ye devir ve temlik edilmiştir. TMSF

tarafından 12/6/2006 ve 3/9/2007 tarihlerinde Şirketle tasfiye protokolleri

imzalanmış ise de borcun ödenmemesi nedeniyle 1/4/2008 tarihinde borçtan

sorumlu olanlar aleyhine takibe geçilmesi kararlaştırılmıştır.

11. Başvurucu hakkında 20/5/2008 tarihinde, 21/7/1953 tarihli ve

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.

maddesi uyarınca 1.784.177,84 TL tutarlı ödeme emri düzenlenmiştir.

12. Başvurucu tarafından 30/12/2009 tarihinde İstanbul 8. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Mahkemece 30/4/2010 tarihli kararla dava dilekçesinin usulüne uygun

düzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucu 31/5/2010 tarihinde usulüne uygun düzenlediği yeni

bir dilekçe ile davayı yenilemiştir. Mahkemece 16/11/2011 tarihli kararla dava

reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, bankacılık izni kaldırılan bankanın alacaklarının

"fon alacağı" sayılacağı ve 6183 sayılı Kanun uyarınca takip

edileceği vurgulandıktan sonra ödenmeyen kamu alacağının başvurucudan tahsili

amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade

edilmiştir.

14. Mahkeme kararı Danıştay Onüçüncü

Dairesinin (Daire) 3/10/2012 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi

de Dairenin 10/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

15. Nihai karar 16/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 14/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. El koyma tarihinde yürürlükte bulunan 18/6/1999 tarihli ve

4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun

“Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu” başlıklı 15. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

“…

7 a) Fon, alacağının tahsili bakımından yarar

görmesi halinde ve Fona borçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın; hisseleri

kısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın ... gerçek ve tüzel

kişi ortaklarının yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek

başına veya birlikte elinde bulundurdukları şirketlerin ortaklarının, bu

şirketlerde sahip oldukları hisselerinin tamamına ve/veya bir kısmına ilişkin

temettü hariç, ortaklık hakları ile bu şirketlerin yönetim ve denetimini

devralmaya ve şirket ana sözleşmesinde belirlenen yönetim, müdürler ve denetim

kurulu üyelerinin sayılarıyla bağlı kalmaksızın ve imtiyazlı hisselere

dayanılarak atanıp atanmadıklarına bakılmaksızın görevden almak ve/veya üye

sayısını artırmak ve/veya eksiltmek suretiyle bu kurullara üye atamaya

yetkilidir.

... Fon, bu bentte sayılan gerçek veya tüzel

kişilere ait şirket hisselerinin ve/veya ... diğer tüm hak ve varlıklarının ...

satışını gerçekleştirmeye ve bu satışlardan elde edilen tutarları Fon

alacaklarına mahsup etmeye veya şirketlerin kamu borçları ve/veya Sosyal

Sigortalar Kurumuna borçları ile sair borçlarını ödemede kullanmaya ...

yetkilidirler. … Fon alacaklarının tahsilini teminen

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca

haczedilen aktif değerler ile ... diğer tüm hak ve varlıkları bir araya

getirerek ticari ve iktisadi bütünlük oluşturarak alıcısına geçişini sağlayacak

şekilde satışına, .... Fon Kurulu yetkilidir. …

...”

18. 4389 sayılı mülga Kanun'un

“Hazine alacağı” başlıklı 15/a maddesinin birinci fıkrasının ilgili

bölümü şöyledir:

“Fon alacaklarından; yönetim ve denetimi Fona

intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve

yetkileri … kaldırılan … bankaların yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı

olarak elinde bulunduran ortaklarının … her ne ad altında olursa olsun

kendilerine ait yurt içi ve yurt dışı şirket, finans kuruluşu, off-shore bankalara aktardıkları banka kaynakları … veya

bankaların hakim ortaklarının … iştiraklerine ve bağlı şirketlerine ayni

bankanın el değiştiren ortaklarının birbirlerine verdiği krediler …, bankanın

yönetim ve denetim döneminde yeterli ticari faaliyeti olmaksızın kaynak

aktarımı amacıyla kurulmuş şirketlere verilen krediler …, bankalarının off-shore bankalarındaki yargı kararları nedeniyle

ödedikleri mevduatları ve off-shore bankaların

bankaya izinli veya izinsiz aktardığı off-shore

mevduatlar, … başkaca bir işleme gerek olmaksızın Hazine alacağı haline gelmiş

sayılır. …”

19. 6183 sayılı Kanun'un

"Kanuni temsilcilerin sorumluluğu" kenar başlıklı mükerrer

35. maddesinin Anayasa Mahkemesince kısmen iptal edilmeden önceki hâlinin

ilgili bölümü şöyledir:

"Tüzel kişiler[in] ... mal varlığından

tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme

alacakları, kanuni temsilcilerin ... şahsi mal varlıklarından bu Kanun

hükümlerine göre tahsil edilir.

...

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya

teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme

alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)

Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer

alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz."

20. 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un Anayasa

Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39, K.2011/68 sayılı kararıyla iptal

edilen geçici 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan

değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih

itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır.

"

21. Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39,

K.2011/68 6183 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da genel olarak şirket ortakları ve

kanuni temsilcilerin, kamu borcu nedeni ile sorumluluklarını arttıran,

genişleten ve müteselsil sorumluluk esası getiren düzenlemeler yapılmıştır.

Kanun'un geçici 1. maddesi ile Kanunla getirilen hükümlerin Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da

uygulanması öngörülmüştür.

5766 sayılı Kanun'un ...; 4. maddesi ile de

kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlere amme alacağının ödenmesinde müteselsilen sorumluluk esası getirilmiş ve Vergi Usul

Kanunu kapsamındaki amme alacaklarının takibinin bu şahıslar hakkında 6183

sayılı Kanun'un uygulanmasına engel oluşturmayacağı hüküm altına alınmıştır.

...

5766 sayılı Kanun'un gerekçesinde, 6183 sayılı

Kanun'un mevcut hükümlerinin uygulamasına ilişkin yargı kararları dikkate

alınarak uygulamaya açıklık getiren düzenlemelere yer verildiği, öngörülen

değişiklikler ile 6183 sayılı Kanunun temel felsefesi korunarak amme

alacaklarının daha süratle tahsiline imkan verilmesinin amaçlandığı ifade

edilmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk

devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,

eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni

kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa'ya

aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen

kılan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu

hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin

tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal

düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk

güvenliği yasaların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Bu nedenle

'Kanunların geriye yürümezliği ilkesi' uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleri

tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan bir

kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz.

Kamu alacaklarının tahsilinde, geriye

yürümenin söz konusu olup olmadığının saptanabilmesi için alacağı doğuran

olayın ne zaman meydana geldiğinin tespiti gerekir. Genel olarak kamu alacağı

alacak konusu olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması ile

doğmaktadır. Dolayısıyla kamu alacağını doğuran olayın meydana geldiği veya

hukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükte olan kanunun bu alacak için

uygulanması gerekir.

İtiraz konusu geçici 1. maddeyle 5766 sayılı

Kanun'la 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin

Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte henüz tahsil edilmemiş, ancak daha önceki

bir dönemde doğmuş ve ödenmesi gereken hale gelmiş kamu alacaklarına da

uygulanması öngörülmek suretiyle Kanun hükümleri geriye yürütülmüş olmaktadır.

Buna göre, amme alacağının sorumluluğunun tespitinde alacağı doğuran olayın

gerçekleştiği zaman değil, Kanunun yürürlük tarihi itibariyle borcun halen

tahsil edilmemiş olması esas alınmıştır.

Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde gerekli

kaynağın elde edilmesi adına vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsili

için hukuki düzenlemeler ve ayrıcalıklı yetkilerle kolaylık ve hızlılık

sağlanmasının doğal olduğu kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerin

hakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk

devletinin bir gereğidir.

Kanunun değişmeden önceki hükümlerine göre

şirket ortağı olan veya hisse devri yolu ile ortaklığı bırakan şahıslar ile

kanuni temsilcilerin faaliyetlerini ve konumlarını o tarihte yürürlükte olan

kurallara göre sahip oldukları ve üstlendikleri sorumluluk çerçevesinde

belirlemeleri doğaldır. Bu şahıslardan sonraki yıllarda getirilecek sorumluluğa

göre konumlarını belirlemeleri ve ticari faaliyetlerini sürdürmeleri

beklenemez.

Düzenlemeden beklenen kamu yararının, kamu

alacaklarında ilgililerinin sorumluluklarını arttırarak ve müteselsil

sorumluluk getirerek daha hızlı ve daha yüksek oranda tahsilâtın sağlanması

olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşı bireylerin, 5766 sayılı Kanunun yürürlük

tarihinden önce doğmuş ve ödenmesi gereken kamu alacağından sorumlu oldukları

dönemde öngörülmeyen sorumluluklar ile yükümlü tutulmaları, diğer bir anlatımla

geçmişe yönelik sorumluluklarının arttırılması bireylerin hukuka olan güven

duygusunu zedeler ve hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz.

5766 sayılı Kanun'da esas olarak bir kamu

alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil

sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanunun geçici 1. maddesi ile yürürlük

tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanması hukuk

kurallarının geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasada yer alan hukuk

devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. "

22. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015 tarihli ve E.2014/144,

K.2015/29 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

A- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayılı

Kanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; amme

alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya

teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması hâlinde bu şahısların

sorumluluk uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki

kanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde farklı şahısların olması

hâlini de kapsadığı görülmektedir.

Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak

bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil

sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi

gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği

göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev

ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni

temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının

bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen

sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında,

bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan

kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak

sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz

konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural

Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

...

B- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayılı

Kanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralda, kanuni temsilcilerin

sorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yer alan hükümlerin bu maddede

düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı öngörülmektedir.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği

zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar

olmaları hâlinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen

sorumlu tutulacağını düzenleyen kuralın iptaline yönelik yukarıda yer alan

gerekçeler, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yer

alan hükümlerin bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını

öngören kural bakımından da aynen geçerlidir.

Hukuk devletinde kanunlarla kişilerin

ekonomik, sosyal ve hukuki yaşam alanlarına yöneltilen müdahaleler

öngörülebilmeli ve geleceğe dönük planlar buna göre yapılabilmelidir.

Belirlilik ilkesi, vergi ve diğer kamu alacakları açısından miktar, tarh ve

tahsil zamanı ile biçimi gibi vergi ve diğer alacakların esaslı unsurlarının

önceden belli ve kesin olmasını gerektirir.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni

temsilciler için kabul edilen sorumluluk, kusura dayalı sorumluluktur. Buradaki

kusur, vergilendirmeye dair ödevlerin ihlal edilmesidir. Buna göre, 213 sayılı

Kanun'un 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için

vergilendirme ödevlerini yerine getirmemiş olması gerekmektedir. İtiraz konusu

kuraldan kaynaklanan sorumluluk ise kusursuz sorumluluk esasına dayanmakta olup

kamu alacağının borçlu şirketten tahsil edilememesinde kanuni temsilcilerin

kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasına neden olmaktadır.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni

temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanun

kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına

engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213

sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme

alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı

maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin

uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu

kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural

Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."

23. Danıştay Onüçüncü Dairesinin

2/6/2009 tarihli ve E.2007/11994, K.2009/5995 sayılı kararının ilgili bölümü

şöyledir:

"6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve

kısıtlıların vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin

mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği

anlaşılan kamu alacaklarının, kanuni temsilcilerinin ve tüzel kişiliği olmayan

teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil

edileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu hükme göre, asıl borçlu olan tüzel kişilik

takip edilerek tahsil yolları araştırıldıktan sonra kamu alacağının tahsil

edilemeyeceği anlaşılırsa, ancak bu aşamada alacağın tüzel kişiliğin kanunî

temsilcisinden tahsili yoluna gidilebilecektir.

Uyuşmazlık konusu olayda, T.C. Merkez Bankası Antalya Şubesi'nin

07.03.2000 tarih ve 6800 sayılı yazısı ile sözü edilen alacağın tahsilinin

davalı idareden istenmesi üzerine davacının anılan şirketin kanuni temsilcisi

olduğundan bahisle sözü edilen alacağın şirketten tahsil imkânı bulunmadığı

ileri sürülerek borcun tamamı için davacı adına 07.09.2005 tarihli ödeme emri

düzenlenmiştir.

Kamu alacağının konusunu oluşturan kur farkı ve gecikme cezasının

kesinleşmesi sonrası 6183 sayılı Kanun'un 37. maddesine uygun olarak davacı

şirkete tebliği ile tahakkuk etmiş olduğundan bu tarihten sonra şirketten

tahsil imkânı araştırılarak tahsil edilemeyeceği anlaşılan alacağın 6183 sayılı

Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca kanuni temsilcinin mal varlığından

tahsil edilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, sözü edilen kamu alacağının tahakkuk ettiği tarih tespit

edilerek, kamu alacağının tahakkuk ettiği bu

tarihte davacının anılan şirketin kanunî temsilcisi olup olmadığı

araştırılmaksızın kamu alacağına ilişkin dönemlerde şirketi temsil

yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlık konusu ödeme emrini iptal eden

idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu 21/12/1999 tarihinde TMSF'ye

devredilen Şirketin alacaklarının temlik tarihinin 10/8/2001 olduğunu ve

Şirketin borcunun bu tarihten sonra kamu alacağına dönüştüğünü belirtmiştir.

Başvurucu; Mahkemenin söz konusu alacağın kamu alacağı olup olmadığını

tartışmakla yetindiğini, kendisinden tahsil edilip edilemeyeceğine dair bir

değerlendirme yapmadığını ifade etmiştir. 14/3/1995 ile 22/8/1996 tarihleri

arasındaki dönemle sınırlı olarak Şirketin yönetim kurulu üyesi bulunduğunu

hatırlatan başvurucu, gerek takip tarihinde gerekse borcun kamu alacağına

dönüştüğü tarihte yönetim kurulu üyesi olmaması nedeniyle borçtan sorumlu

tutulamayacağını savunmuştur.

26. Başvurucuya göre 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi

uyarınca ödeme tarihindeki kanuni temsilci kamu alacağının ödenmesinden sorumlu

olup borcun doğduğu tarihteki kanuni temsilcinin bir sorumluluğu

bulunmamaktadır. Başvurucu, 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı

Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen fıkrayla alacağın doğduğu tarihteki kanuni

temsilcinin de sorumlu olmasının yolunun açıldığını öne sürmüş ve anılan

Kanun'un geçici 1. maddesiyle, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla

tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanması öngörülerek

geriye yürütüldüğü şikâyetinde bulunmuştur. Başvurucu, sonradan yürürlüğe giren

kanunun geçmişe yürütülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğinden yakınmıştır. Sözü edilen geçici 1. maddenin Anayasa Mahkemesince

iptal edildiğini anımsatan başvurucu, bu hükmün geçmişe yürütülmesinin mülkiyet

hakkını ve hukuk devleti ilkesini zedelediğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

28. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının yanında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Ancak başvurucunun sorumlu olmadığını belirttiği bir borcu ödemek

durumunda kaldığı yönündeki şikâyetinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu,

dolayısıyla başvurucunun bu yöndeki iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

30. Başvurucunun kanuni temsilcisi olduğu gerekçesiyle Şirkete

ait, 4389 sayılı Kanun'un 15/a maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu

alacağına dönüşen kredi borcundan sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiği hususu kuşkusuzdur.

31. Kanuni temsilcinin yönettiği şirkete ait borçlardan sorumlu

tutulmasına yönelik düzenleme yapılması, şirketi daha özenle yönetmesini ve

şirketin kamusal yükümlülüklerini kanunlarda gösterilen usul ve esaslara uygun

olarak ve zamanında yerine getirmesini temin etme amacı taşımaktadır. Diğer bir

ifadeyle kanuni temsilciye mali sorumluluk yüklenmesiyle hedeflenen husus,

ekonomik ve ticari alanın başat aktörlerinden olan ticari şirketlerin

faaliyetlerini düzenlemek ve kontrol etmektir. Bu nedenle şirketin kamu

borçlarının kanuni temsilciden tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi

suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kontrolü biçimindeki üçüncü

kural kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner [GK],

B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 46).

32. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca

mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun bulunabilmesi için

müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük

ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

33. Şirkete ait kamu alacağının başvurucudan tahsili amacıyla

düzenlenen ödeme emrinin kanuni dayanağı olarak 6183 sayılı Kanun'un mükerrer

35. maddesi gösterilmiştir. Ayrıca yargılama sırasında derece mahkemelerince de

bu kurala dayanılarak uyuşmazlık çözümlenmiştir. Derece mahkemelerinin ödeme

emrinin hukuka aykırı olduğu yolunda bir tespiti de bulunmadığından müdahalenin

kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

34. Olayda Şirketin 37.200.326,54 TL kamu borcunun, kanuni temsilci

olan başvurucudan tahsili için ödeme emri düzenlenmesiyle ulaşılmak istenen

amacın kamu alacağının tahsil imkânının artırılması olduğu söylenebilir. Kamu

alacağının tahsilinin güvenceye bağlanması ve tahsil imkânının artırılmasında

kamu yararının bulunduğu tartışmasızdır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015;

E.2012/87, K.2014/41, 27/2/2014; E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015; E.2011/42,

K.2013/60, 9/5/2013; E.1992/29, K.1993/23, 24/6/1993). Bu itibarla kamu

alacağının tahsili amacıyla Şirketin kanuni temsilcisi olan başvurucunun

sorumluluğuna gidilmesinde kamu yararının bulunduğu ve bunun anayasal açıdan

meşru bir temele dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır.

35. Son olarak müdahalenin ölçülü olup olmadığı

değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani

aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Öngörülen tedbirin ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışı

ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla

ölçülü olduğundan söz edilemez(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.

2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32,

K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158,

K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;

E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

36. Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak ve tahsil

imkânını artırmak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna

gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir (AYM, E.2014/144,

K.2015/29, 19/3/2015).

37. Maddi bir varlığı bulunmayan ve hukuk düzenince tüzel

kişilik vasfı tanınan ticari şirketlerin hukuki iş ve işlemleri, bunlar adına

bunların yönetim ve idaresinden sorumlu gerçek kişiler tarafından yapılır.

Şirketin kanuni temsilcisi sayılan bu gerçek kişiler; temsil ettikleri tüzel

kişiliğin hukuki işlemlerini yürütmek, personelini ve mal varlığını idare

etmek, yatırım ve faaliyetlerinin yönünü tayin etmek, iktisadi ve mali

durumunun gerektirdiği tedbirleri almak gibi imkân ve kudreti haizdirler.

Bununla bağlantılı olarak şirketin kamusal ödevlerini ifa etmek ve kamuya olan

borçlarını kanuni süreleri içinde ödemek de kanuni temsilcinin temel ödevleri

arasındadır. Kanuni temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya

fiilin nihai sorumluluğunu taşıyan kişi olup sahip olduğu imkân ve gücü

kullanarak alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek

veya doğan kamu alacağının ödenmesini temin edebilecek en etkin konumdaki şirket

personelidir. Bu nedenle ticari şirketleri yöneten, şirketi temsilen iş ve

işlemler yapan kanuni temsilcilerin şirketten tahsil imkânı bulunamayan kamu

alacaklarının müteselsil sorumluluk esasına göre ödemekle yükümlü kılınması

yolunda yasal düzenleme yapılması mümkündür. Kanuni temsilciye tanınan yetki ve

yüklenen ödevler gözetildiğinde, ödenmeyen kamu borçlarından müteselsilen sorumlu tutulmasının kural olarak kanuni

temsilciye aşırı ve olağanın dışında bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner,

§ 58).

38. Bununla birlikte kanuni temsilciye, bu sıfatın tanıdığı

kudret ve imkânların ötesinde bir sorumluluk yüklenmemelidir. Kanuni

temsilcinin kanunda tanınan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme

imkânına sahip olmadığı ve özellikle şirketin faaliyetleri üzerinde hâkimiyet

kurmasına olanak bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen birtakım fiil ve

işlemlerden doğan kamu alacaklarının ödenmesinden sorumlu tutulması, -somut

olayın koşulları çerçevesinde- kanuni temsilciye orantısız bir külfet

yüklenmesi sonucunu doğurabilir (Ahmet Uğur Balkaner, § 59).

39. Başvurucunun sorumlu tutulduğu kamu alacağını doğuran olay,

1/5/1995 ve 23/10/1995 tarihlerinde Yurtbank'tan

kredi kullanılmasıdır. Başvurucunun kredinin kullanıldığı tarihlerde Şirketin

kanuni temsilcisi olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla

başvurucunun söz konusu kredilerin kullanımına ve bu kredilerin kullanımından

doğan yükümlülüklerin ifasına ilişkin sürecin yönetimi hususunda tam hakimiyet

sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda bu kredilerin kullanımından doğan

kamu alacağının ödenmemesi nedeniyle başvurucunun sorumlu tutulmasının

başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmaktadır.

40. Başvurucu, sonradan yürürlüğe giren kanunun geçmişe

yürütülmesi suretiyle sorumluluğunun artırıldığını ileri sürmektedir. Başvurucu

adına düzenlenen ödeme emrinin dayanağını teşkil eden 6183 sayılı Kanun'un

mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrası, Şirket borçlarının kamu alacağına

dönüştüğü tarihten önce de yürürlükte bulunmaktadır. 5766 sayılı Kanun'un 4.

maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın

amacı, bu hükmün yorumuna ilişkin olarak özellikle Danıştayın

vergisel kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklara bakmakla görevli daireleri

arasında ortaya çıkan yorum farklılıklarını gidermektir. Anılan beşinci

fıkrayla, kanuni temsilcinin sorumluluğunu düzenleyen birinci fıkraya ilişkin

değişiklik yapılmamaktadır. Değişiklik, maddenin yorumuna ilişkindir. Farklı

yorumların giderilmesi amacıyla yapılan bir yasal düzenlemenin tek başına

başvurucunun sorumluluğunu ağırlaştırdığı sonucuna ulaşılamaz (Ahmet Uğur Balkaner, §

64).

41. 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un

mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın, Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015

tarihli ve E.2014/144, K.2015/29 sayılı kararıyla iptal edilmiş olmasından

hareket edilerek otomatik olarak bu kurala dayanılarak düzenlenen ödeme emrinin

hak ihlaline yol açtığı yargısına varılamaz. Bu hususta bir değerlendirme

yapılabilmesi için Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi ile somut olayın

koşulları da gözönünde bulundurulmalıdır. Anayasa

Mahkemesi, vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz

olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin sonradan görevde olmadığı, müdahale

şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurduğu

gerekçesiyle ek beşinci fıkrayı iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, bireyin

(kanuni temsilcinin) bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi

kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucu

oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağını

vurgulamıştır (Ahmet Uğur Balkaner, § 65).

42. Somut olayda başvurucu, kanuni temsilcilik görevinin sona

erdiği tarihten sonra gerçekleşen ve bu nedenle müdahale şansının bulunmadığı

bir eylemden değil aksine kendi döneminde kullanılan kredi borcunun ödenmemiş

olmasından sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşulları dikkate

alındığında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci

fıkrasının iptal edilmiş olmasının başvurucunun durumunu etkileyen bir yönünün

bulunmadığı kanaatine varılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner,

§ 66).

43. Sonuç olarak başvurucunun, kanuni temsilcisi bulunduğu

dönemde kullanılan kredilerin ödenmemiş olması nedeniyle doğan ve Şirketten

tahsil imkânı kalmayan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya aşırı

ve orantısız bir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken

adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle

başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Ahmet Uğur

BALKANER

Vekilleri : 1. Av. Serbülent BAYKAN 2. Av. Mehmet Erol ALSAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13535, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Yıldırım
  12. Özgüldür
  13. Akıncı
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Balkaner
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13535
Tarih
26 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Eıza Kashkoeva Başvurusu (B. No: 2016/9483)
  • Bekir Kul Başvurusu (B. No: 2014/20193)
  • A. S. Başvurusu (B. No: 2016/5688)
  • Ö. E. B. Başvurusu (B. No: 2014/20005)
  • Kamile Can ve Kenan Can Başvurusu (B. No: 2014/14328)
  • Asiye Eleftoz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3094)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.